• bugun kendisini klm'in istanbul amsterdam ucusunda gordum. ekonomi sinifinda tek basina oturuyordu.

    ucaga girer girmez o mu diye bir baktim o sirada gordu ona baktigimi. neyse ancak ucak indikten sonra valizlerini beklerken yanina gidebildim.

    tek basinaydi ve uzerinde buyuk bir hayal kirikligi yasayan adam bakisi vardi. yanina gidip selam verdim, tebrik ettim ve ilk basta tahmin ediyorum ki bunun bir protesto tebrigi olabilecegini dusunup sasirdi. galatasaray'in mevcut kosullarinda cok iyi isler cikardigini dusundugumu soyleyince "cok tesekkur ederim ama daha iyisi de olabilirdi" dedi, guldu. sonra biraz konusup fotograf cekince "besiktas kazaniyormus gordun mu" dedi. ustelik ben daha besiktas'in macinin oldugunu dahi bilmiyorken. "ligi hakediyorlar zaten, cok daha iyi yonetiliyorlar" dedim.

    ben cok fazla uzatmadan trenime yetismek icin hareketlendim, o da galatasaray'i cok sevdigini soyledi en son.

    sok oldum acikcasi. ortam bayaga bayaga hayal kirikligi koktu bir anda.

    schipol havalimaninda tek basina valiz bekleyen, hayal kirikligi dolu bir galatasaray antrenoru ve agzindan dokulen galatasaray'i cok seviyorum sozu.

    uzerinden bir saat gecti ama nedense bir yumru gibi kaldi o sozleri.

    "kariyerinizde bol sans dilerim" dedim ve ayrildik.

    hakikaten kariyerinde bol sans guzel insan. belki bir gun bu gunlerini kaleme dokersin, biz de seni ne cok sevdigimizi hatirlariz.
  • https://pbs.twimg.com/media/CoHKbupXgAA-GTL.jpg başlıyoruz.

    1-florya ile genel kurul işleri birbirinden ayrılacak. laiklik
    2-taraftar ve basın ile iç içe olunacak. halkçılık
    3-tüm çöpler teker teker takımdan gönderilecek. inkılapçılık
    4-hollandalı oyuncular takıma kazandırılacak. milliyetçilik
    5-duran topları kimin kullanacağı takım içinde yapılan oylama ile belirlenecek. cumhuriyetçilik
    6-altyapıya gerekli önem verilip, kalkınmaya bakılacak. devletçilik
  • çok boktan zamanda, boktan bir takımla, taraftar, başkan, yönetim, her şeyin boktan olduğu bir dönemde galatasaray müzesine 2 kupa kazandırmış teknik direktördür.

    26 mayıs 2016 galatasaray fenerbahçe maçıyla türkiye kupasını kazandırdı ve avrupa'dan men cezasını çekmemizi sağladığı gibi,

    13 ağustos 2016 beşiktaş galatasaray maçında da son şampiyon o uçan kaçan beşiktaş'ın elinden türkiye süper kupasını aldı.

    belki galatasaray'ın hocası olacak ağırlıkta ve donanımda birisi değildir ama çok güzel adamdır.

    riekerink bey diyeceksiniz!
  • 2016-17 sezonuna dair galatasaray'a ilişkin en ufak bir umudum varsa, bunun kıvılcımını çakan adamdır kendisi.

    geçen sezonu nasıl bir hissiyatla bitirdik, bu sezona nasıl bir hissiyatla girdik hatırlarsınız. yeni sezon hazırlıkları başlarken sporx'de bu adamın takımı çalıştırış şekline dair bir video gördüm ve bir anda ümitlerim yeşeriverdi içimde, sebebini açıklayayım hemen:

    9 yıl lisanslı oynadım ben, bildiğim gördüğüm 2 tür hoca vardır futbolda:

    - oynatan hoca
    - öğreten hoca

    oynatan hoca: türkiye'de üst düzey liglerde hemen hemen bütün hocalar "oynatan" hoca klasmanındadır. bu hocaların ortak özelliği, elindeki futbolcu ekibinin futbolun temel pratiklerini bildiği varsayımıyla yola çıkmalarıdır. onlara göre oyuncular kafayı kaldırmayı, kademe yapmayı, sahaya yayılmayı, pas hızını ayarlamayı, topsuz oyunu, mesafe kavramını falan defaul biliyorlardır.

    bu yüzden takıma gelir gelmez yaptıkları ilk şey kendi taktiklerini oturtmaya çalışmak olur. "benim felsefem budur" diyeni varsa sarılın öpün. o adam bir nebze bir şeyler biliyordur. ancak takımın güçlü elemanlarını kağıda yazıp "hmmm bunlardan en güçlü 11 şu olsa, bu takım şu taktiği oynar" diyen adamdan kaçarak uzaklaşın, o adam iddaa oynar gibi takım kurar.

    oynatan hocanın derdi sonuca gitmektir. bu tip hocalar genellikle dış liglerde çabuk sonuç arzulayan takımlarda iş yapmalıdırlar. real madrid, barcelona, chelsea, manu gibi önceliği başarı olan major takımların "oynatan, oynatmayı bilen hoca" ihtiyacı barizdir. bu yüzden direk taktik mantalitesi belli adamlarla çalışırlar.

    bu hoca tiplerine örnek şöyle verilebilir (türkiye'den örnekler altta):

    - pep guardiola (seri kompakt pas, total futbol, paslı hollanda stili, yeni nesil ispanyol ekolü)
    - jose mourinho (takım savunması, fiziksel, sert, müdahaleli, yıldırıcı futbol, kanattan içe dikine girişler)
    - ancelotti (geride karşılama, direk uzun pas, yer tutan stoper ve bekler, ters kademe)
    - fatih terim (aslında bu sınıfa sokmak istemiyorum ama zorunlu, fatih terim aslında motivasyon hocasıdır, gazla oynatır, ancak taktik anlayışı dersek şok pres, rakip geri 4'lüyü kovalayan hücum hattı, rakip orta saha dizilimini sırtında adam adama karşılayan orta göbek, yıldırıcı santrfor)
    - hikmet karaman (sürpriz oldu değil mi? - kule santrfor, bekleri taşıyan ön libero, 10 numarasız toplu savunma, bekleri tolere eden kaygan stoper)

    şimdi bu hocalara oturmuş kadro vermezseniz önce kadro oturtmak, dolayısıyla transfer yapmak isteyeceklerdir. oturmuş kadro çok az görünür bunlarda. takımlar oturmadığı için gelir bu hocalar. ama istedikleri transferleri yapabiliyorlarsa genelde zirvededirler.

    gelelim ikinci tip hocalara... bu adamlar çok ilginçtir çok...

    öğreten hoca: öğreten hocalar geldikleri takımlarda öncelikle takımın potansiyelini ölçmek için çalışmalar yaparlar. bu hocaların ilk düsturu "belki takımda önceki hocaların değerlendiremediği değerler vardır" sözüdür. takımda yetenek ve kapasite ölçümü sonrası futbol altyapısı kuvvetli çocukları tutmayı seçerler. işin güzel tarafı, bu tip "öğreten hocalar"ın önceliği takımdaki genç isimlerdir.

    öğreten hoca, potansiyellileri ayıklayıp çer çöpü uzaklaştırdıktan sonra kamp dönemlerinde oyuncularla mental bilgi alışverişleri yapar. sanki bir çocukla konuşuyormuşçasına, sanki karşısındaki "yıldız takım topçusu" bir ufaklıkmışçasına "top nasıl kapılır? kademe nasıl yapılır? adam adama nedir? alan savunması nedir? toplu pres nasıl yapılır? topsuz alan oyunu nedir? ne zaman pas verilir? ne zaman şut atılır?" gibi temel bilgileri tekrar anlatmaya başlar.

    ilginçtir, bu yönteme maruz kalan oyuncuların çoğunda ilk başlarda bir isyan belirtisi olurken, "biz çocuk muyuz yahu bu hoca ne yapıyor?" tarzı söylenmeler başlarken bir süre sonra bu durum yerini 30'lu yaşlardaki adamların "ulan yanlış biliyormuşum, boşa pres yapıyor muşum, kademem hatalıymış" gibi söylemlere bırakır.

    bu hocalar için en zor şey, gittikleri takımda öğrenmeye kapalı ve gruplaşmaya müsait, laf dinlemeyen tiplerin, egosu yüksek, ukala oyuncuların varlığıdır. bu yüzden "öğretici hocalar" - sözüm ona "yıldız" denilen oyuncularla çalışmakta çok zorlanırlar. genelde de bir öğretmen edasında olduklarından mütevazi olan bu hoca tipinin sonunu genellikle takımın yıldızı olan adamlar getirir.

    biraz daha açalım; eğer elinizde van persie gibi süper star geçmişli fakat kapristen götü başı oynayan bir adam varsa "öğretici hoca" ile çalıştıramazsınız. van persie 1-2 hafta dayanır sonra su koyvermeye başlar. "şut atmayı senden mi öğreneceğim, pas vermeyi sen mi anlatacaksın? sen kimsin amk?" gibi çıkışlarla takım arkadaşlarını da zehirler, hocayı iç ederler.

    ancak; elinizdeki süper star nitelikli adamlar mütevazi, işini seven, disiplinli tiplerse, yani kastım adresimdir, eğer wesley sneijder gibi muslera gibi yaptığı işe ölümüne sadık ve insana saygı noktasında güzel insanlar varsa, bu tip hocalar takımlara müthiş bir hava getirebilir.

    bu hoca tiplerine örneklerimizi de verelim:

    - tabii ki sir şenol güneş - bu adamın dibine kadar hastasıyım, öğretici hocanın en güzel örneğidir kendisi
    - mircea lucescu: kesinlikle en güzel örneklerden birisi, futbolu baştan anlatır
    - jurgen klopp: baktı ki anlattığı anlamıyor, altyapıdan çıkarır, ona anlatır

    - ve nihayet jan olde riekerink: öyle olduğunu biliyorum demiyorum, tamamen antrenman videolarından gördüğüm bir şey. nasıl pres yapılacağını anlatıyordu takıma ve öyle hırslıydı ki - "size pres yapmayı ilk öğreten kim allah onun belasını versin" tarzındaydı. bruma'yı kenara çekip "weak foot weak foot" derken içimin yağları eridi. top cambazı adama "rakibin zayıf ayağının üstüne git" diyordu. donk vatandaşı, ama vurdumduymaz şekilde topa giderken "where is the passion go go go" diye bağırıyordu. adam kimin neresinin zayıf olduğunu görür gibi, bir de ingilizce, tüm takım duyacak şekilde herkese öğretti, öğretiyor.

    ben çok umutluyum riekerink'ten. elindeki yıldızlar kaprissiz, egosuz adamlar. sneijder egosu olan bir adam, ama riekerink'le farklı bir bağları var, zira kendisini yetiştiren hocayla çalıştırıyor, ajax altyapısından bir saygısı, bir üstat bağı var.

    şu ayrıntıyı da atlamamak istiyorum:

    - oynatan hocalar dönemsel, öğreten hocalar kalıcı başarıları getirirler,
    - oynatan hocaların ellerinden starları alınırsa yalpalarlar, başarıları belli adamlara endekslidir, öğreten hocanın sistemi oturursa yerini doldurur gidenin
    - oynatan hoca kısa zamanda net başarı getirir ya da getiremez ve kovulur, öğreten hocalar proje adamlarıdır, kısa vadede zorlanabilirler, ancak uzun vadede sürekli ve uzun yıllar sürecek başarıları hazırlayabilirler,
    - oynatan hocanın takımından oyuncular başka takımlara gidip başarılı olabilirler, zira adaptasyonu bellidir, öğreten hocanın oyuncularının başka takımlara gidişi sıkıntılı olabilir, sistemli takımlarda başarılı olabilirler, ancak gündelik başarı arayan takımlarda zorlanabilirler,
    - oynatan hocanın takımındaki oyuncular zaten sansasyoneldir, kar edemezsiniz, öğreten hocanın oyuncuları ise astronomik rakamlara gidip takımlarına hayal etmedikleri paralar kazandırabilirler,

    yani özetle, öğreten hoca takımları ajax gibi, shakhtar gibi, dortmund gibi proje takımlarıdır.

    galatasaray riekerink ile böyle bir şansı, "isteyerek değil zorunluluktan" elde etmiş durumda. başka hoca gelseydi riekerink kesinlikle düşünülmüyordu. ancak şuan, hazırlık döneminde de gördüğümüz üzere takımın böyle bir şansı oluştu, proje takımı olma şansımız var, ancak yönetim çok çok kötü ve riekerink'in arkasında duracak kadar dirayetli değil...

    eğer riekerink'in arkasında durabilirsek senelerdir hayali kurulan proje takımı, ajax modeli işi devreye girebilir. öğrenmeye açık oyuncular tutulur, öğrenemeyen dangozlar giderse bir mucize gerçekleşebilir. ancak taraftar sabırsız olursa, yönetimin beceriksizliği yönetimi devirirken yanında riekerink'i de götürürse bu fırsat kaçabilir.

    ha yok, riekerink başarılı sonuçları erken elde etmeye başlarsa, işin trajikomik olan yanıdır, hem kendisini, hem galatasaray'ı, hem de mevcut beceriksiz yönetimi kurtarabilir. hatta inanmayabilirsiniz ama satılacak oyuncularla borç bile kapattırabilir.

    (kulislerde konuşulanı söyleyeyim, bruma mayası tutarsa bu sene, 30 milyon euro'lar konuşuluyor, sinan gümüş'ün tutması durumunda 15'ten aşağı yollamayı deniyor, carole için bundesliga ve premier lig'den soranlar olduğu söyleniyor, ve bunlar sadece 5 maçlık hazırlık kampı sonrası oluyor.)

    haydi hocam, hayallerimiz ve yüreğimiz elinde...
    coştur bizi, şaşırt cümle alemi...

    ben de gelecekte gururla paylaşayım şu sözlükteki kelamı, kalemi...
  • son günlerde takımımızdaki pozitif hava ve yapilan transferlerle, galatasaray futbol takiminin ve taraftarinin havaya girdigini gören bazı kesimler, satilmis medyayi kullanarak fatih terim ismini sürekli galatasaray ile anıp duruyor.
    en son da dün dogum gününde basin toplantisinda, "eski kulubunuz" lafini "hayir kulubum" diye düzlettigi icin yine bir guzellemeler vs.

    euro 2016'dan sonra adaletin oldugu yerdekilerden icazet alamadigi icin, iyi ki de alamadigi icin gelemedigini gördük.

    taraftarin da sempatiyle baktigi riekerink bey'le her sey su anda iyi gidince tabii rahatsizlik verdik. hemen oyunlar basladi ama bu sefer lucescu'ya yaptigimizin yapilmasina izin vermeyecegiz.

    hocayı yedirmeyecegiz!

    bu adam galatasaray'ın gelecegidir. bakın yıllar sonra derwall gibi jor hoca'yı da anlatabiliriz.
    dilimizden daha dogrusu futbolun dilinden anlayan bir hocamiz var. takim icin dogru teshisleri koymus biri, birakalim da sansini sonuna kadar kullansın.

    kötü günde bile destek olmamiz gereken iyi biri...
  • hakkında manasızca, teknik direktör olur mu olmaz mı tartışması hala dönen teknik direktör.

    yıllarca herhangi bir başarı elde etmemiş, tribünlerin dalga geçtiği, futbolla alakasız, sahada kesik başlı tavuk gibi koşan ya da kasap olan futbolcudan, sadece pro lisansı aldı diye teknik direktör oluyor, bu ligde takım yönetiyor. kimse de "sen kimsin" demiyor?

    dinozor olmuş bir teknik direktörün yanında süs biberi olarak bir kaç yıl geçirmek, o tecrübeyi elde etmek oluyor. dünün küçük bilmemnesi, bilmemne hoca oluyor. kimse "teknik direktör olamaz" demiyor.

    eğitimde avrupa görmemiş, dünya futbolunu takip etmeyen, say desen premier lig'den 10 takım sayamayacak, "kadınla futbol konuşmam ben" diyecek kadar sığ, yalnızca eş dost tanıdıkları olan, evlat kategorisinde takılan ya da başkanın kuklası olmayı kabul eden adamlar teknik direktör oluyor bu ülkede. kimse "sen nasıl yöneteceksin, sana nasıl emanet edilir bu takım" demiyor.

    bir insanın bir işe yeterli olduğunu ne gösterir? pro lisansı var olana teknik direktör demeyeceksek, ne kanıtlayacak da ona diyeceğiz?

    antreman bilgisinin yeterliliği mi? türkiye'nin en filozof hocası nereden öğrenmiş antreman tekniklerini? riekerink futbol fabrikası ajax'ta yıllarca oyuncu tasarladı antremanlarıyla. bu adam işin mutfağından çıktı.

    büyük futbol adamının yanında stajını tamamlaması mı? sizin imparator dediğiniz adam pişme eğitimini kimin yanında yaptı?* riekerink modern futbolun babası johan cruyff ile çalıştı.

    büyük takım/avrupa görüp, büyük takımda çalışması mı? hani bu takıma geçen sene başında layık görülen adamın cv'sindeki en büyük takım hangi ege temsilcisi idi? bu adam ajax'ta antrenör, porto'da yardımcı antrenör, daha sonra tekrar ajax'ta gençlik gelişim sorumlusu olarak çalıştı. şampiyonlar ligi tecrübesi yaşadı. koca bir ülkenin, çin'in futbol geleceği emanet edildi. hem de parasız kaldı diye para kazansın diye sırf eski oyuncularını alt yaş gruplarına teknik direktör yapanlar gibi değil, hakkıyla geldi o pozisyona.

    adam yönetimi kadro yapılanması mı? sizin yönetebileceğinden büyüğünü kabul etmeyen "teknik direktörleriniz" kaç yıldız gördü, kaç sorunu çözebildi? riekerink o yıldızları* yetiştirdi. bu seneki kadro yapılanması gözünüzün önünde. aldığı kararlar, kestiği oyuncular önünüzde.

    teknik direktör olarak çalışması/başarısı mı? efsanemiz hagi geldiğinde, bırakın başarıyı, kaç yıl takım çalıştırmıştı? bin tane örnek var. riekerink 1995'te futbol antrenörüydü. bu takımla iki finale çıktı. ikisini de başarıyla sonuçlandırdı.

    daha sayabilirim bir sürü soru. ama konu yine aynı yere çıkacak.

    "rehber hocası" diye aşağıladığınız bu adam,
    götü göbeğine karışmış, profesyonellikten nasibi almamış şeker spor'a kadar düşerek kariyerini bitirmek zorunda kalmış adamların* "galatasaray'ın teknik direktörü yok yea" diye aşağıladığı bu adam,
    daha altyapıya geldiği günde aspor'da futboldan yorum yaparak -ne yazık ki- para kazananların "bilmem kimin kovduğu, sneijder'in torpillisi, kim bu ya" diye aşağıladığı bu adam,
    bırak geçmişini bilmeyi, insani olarak ayıp ettiğini fark edemeyen muhabir parçasının yüzüne karşı "sizin teknik direktörlüğe layık olmadığınız söyleniyor, bu moralinizi bozuyor mu?" sorusunu sorduğu bu adam,
    galatasaray'ı yedek kapı olarak gören, garantisi belleyenlerin "döneriz, bakarız neler olacak" diye terbiyesizlik yaptığı bu adam,
    başarılı olsa da olmasa da,

    galatasaray'ın teknik direktörü'dür.

    bu iş için yeterliliğini sorgulayacak olan, önce kendi geçmişini/geçmiş teknik direktörlerini sorgulasın.
  • dünkü maçın başındaki garip sistemi kendisi belirlemedi. kafasındaki şablonda eren derdiyok ile podolski'yi forvet oynatmak vardı. eren'in hafif sakatlığına rağmen hafta içinde bu sistemi denedi. sonrasında eren kendini hazır hissetmeyince bu kez josue'yi denedi. ancak mehmet özbek'in talimatı ile garry rodrigues'in ilk 11 çıkması istenince bütün planlar çöpe gitti. rodrigues hafta içindeki hiçbir maçta as takım ile çalışmadı. tepeden inme bir karar ile ilk 11 çıktı.

    düzeltme : cuma günkü antrenman hariç bir hiçbir maçta as takım ile çalışmadı.

    dirense ve kendi doğruları hareket etseydi denebilir. ancak kulübün mevcut yapısı içinde böyle bir şansı yok ne yazık ki. galatasaray'ın futbol aklı mehmet özbek tarafından yönetiliyor. bunu unutmayın lütfen.

    kurban istenirse ilk gidecek kişidir aynı zamanda.
  • kendisine buradan teşekkür etmek istiyorum. iyi bir transfer dönemi geçirmemiz de hocanın da büyük payı var. üslubuyla, mantelitesiyle, sempatik tavırlarıyla gönüllerde taht kurdu.

    transfer döneminde kadro mühendisliği için takımda ki çöpleri göndermesi yaptığı en doğru hamlelerden biriydi. hiç bir galatasaray taraftarının sevmediği ve takımımıza katkı sağlayamayan yüksek maaşı ve verimsiz adamları bir kalemde sildi.

    olcan, umut, endoğan adili, tarık çamdal ve donk gibi isimleri takımda istemedi. eğer yerine yerli bir antrenör gelseydi kesin bu isimlerden bazılarını takımda tutardı ve transfer riskine girmezdi. riekerink hoca sayesinde artık yasin ben oldum 11'in vazgeçilmeziyim havalarına giremeyecek. artık her as oyuncunun as yedeği takımımızda mevcut.

    denizli gibi dalları budarız ya da keseriz gibi laflar kullanmadı. olcan için sorulan soruya bizim için karabük maçı daha önemli oraya odaklanmalıyız dedi.

    yönetimin transferde geç kalmasından ve kafasına göre hareket etmesinden ötürü (serdar aziz transferi) basın toplantılarında ve maç sonu röportajlarında bas bas transferlerden bahsetti. forvet istiyorum. orta sahaya birden fazla takviye yapmamız lazım diye sürekli isteklerde bulundu.

    gerçekten sayesinde kademe atladık ve hemen hemen istediği her futbolcu alındı. bruma'nın asla ve asla satılmasını istemedi. bizim yönetim onu çoktan satmaya razıydı ama o bizim yeni transferimiz dedi ve hiç bir yere göndertmedi.

    her halde gelen ve giden futbolculara kimsenin itirazı yoktur. sırf umut olcan tarık ve donk sırf gibi isimlerden bizi kurtardı diye bile riekerink'i sevebiliriz. adamın futboldan ne kadar çok anladığı getirdiği isimler ve götürdüğü isimlerden bile anlayabiliriz.

    yönetime kalsaydı her menajer transferini yapardı. ama o birçok ismi veto etti. diarra, leiva için yönetim elinden geleni yaptı ama olmadı. bu futbolcuları istemesi bile kadromuzda ihtiyaç olan bölgelere nasıl nokta atışı oyuncular seçtiğinin kanıtı.

    umarım sezon sonu reikerink hocayla şampiyonluğa ulaşırız. hep destek tam destek.

    teşekkürler jan olde riekerink...
  • yıllarca futbol oynamış, uluslararası futbol müsabaklarına katılmış ve kupalar kazanmış, sonrasında ise uluslararası düzeyde teknik direktörlük yapmış ama hobi olarak bu sözlükte yazan muhteşem futbol adamı arkadaşlarca " çakma" olarak nitelendirilen işini yapmaya çalışan profosyonel.
    levent şahin 'in yardımcısı olma yakıştırmasında ise riekerink mi yoksa levent şahin mi küçük düşürülmeye çalışılıyor anlamadım.
  • ertuğrul için terimden sonra en guçlu aday denilince düsündüm bir bizim milli takım direktörü ne iş yapmalı. bir kere rakibi iyi analiz etmeli güçlü yanı nedir zayıf yanı nedir bilmeli. iletişimi iyi olmalı oyuncuların saygısını kazanmalı. adaletli olmalı hak edeni oynatmalı. alt yaş gruplarıyla ilgilenmeli yarını bu gunden yapılandırmalı. hepsinden önemlisi sahaya karakter koymalı. ekol oluşturmalı türk milli takımı böyle oynar dedirtmeli.

    derken farkettim ki aşağı yukarı jor hazretlerini tarif ediyorum hemen karı kız düşünmeye başladım. hafazanallah alırlar başımızdan falan kimse bilmesin bu adamın var olduğunu.
  • sistem adamıdır. sistem oluşturur. kişilere bağımlı değildir. ki bunu umarım yakın zamanda ispatlayacaktır. nasıl mı ispatlayacaktır?

    bir maçtan önce "abi sneijder sakatlanmış" diyen arkadaşımıza "aha tarrağı yedik" yerine "allah acil şifalar versin" dediğimiz gün anlıycaz bunu işte.

    durum bu iken, bu adamın oyuncu değişikliği konusunda eleştirilmesi kadar saçma bir durum olamaz. 24 eylül 2016 beşiktaş galatasaray maçı özelinden bakarsak. orada oynanan şey "sistem" di. beşiktaş'a top göstermemek, dönen her topa basmak, yeri geldiğinde kendi sahalarında topla oynamalarına izin vermek vs vs. bu "sistem"le o kadar atağa çıktık, iki tane gol attık, kalemizde pozisyon görmedik.

    işte bu adamın ne yapmak istediğini anlamak için ikinci yarının gelmesi gerekiyordu. beşiktaş doğal olarak seyirciyi arkasına alıp bastıracaktı, nitekim öyle oldu. şimdi zurnanın "zırt" dediği yere geldik. chedjou'nun iki hatasından iki gol yedik. bak kişisel hata diyoruz. yani orda chedjou değil de, zaman makinesiyle getirilmiş bir popescu olsa dahi, bu hatayı yapmayacağının garantisi yoktu. yediğimiz gollere dikkat edin, bilinçli ataklarla gelmiş goller değil. biri kornerden defansımızın zıplamayı unuttuğu bir pozisyon, diğeri gol olmayacakken chedjou'nun "du bakalım lan vurabilcek mi acaba" diye saçmalaması yüzünden.

    maçın son dakikasında da organize yakalanan bir atak ve josue'nin "vurmalı mı vurmamalı mı, yoksa hiç pozisyona girmemeli mi, ama ben pozisyona girmezsem topçu olamam ki" şarkısı eşliğinde kaçması.

    jor bey müneccim değil, her ne kadar memleketi hollanda'da bu işlere biraz daha müsamaha gösterilse de herhangi bir müneccimle de duygusal ya da sadece cinselliğe dayalı bir ilişkisi olduğunu sanmıyorum. bu ikisinin o gün o kazmalıkları yapacağını bilse, evet o da koymazdı o gün takıma merak etmeyin.

    yani "şunu çıkarsaydı bunu koysaydı" değildi o gün sorunumuz. futboldan anlayan galatasaraylılar o yüzden gayet keyifli bazılarının anlayamayacağı şekilde. olur bireysel hata, maçı da kaybederiz, ne var yani. "lan zaten yenemezdik biz onları bu oyunla" demiyoruz, işte buraya dikkatinizi verirseniz siz de keyiflenirsiniz.
  • henüz forvet transferi yapılmamışken ve usta golcümüz lukas podolski takıma dönmemişken öyle ya da böyle bir a takım futbolcusu olan umut bulut'u kadro dışı bırakıp yeni sezonda belki yedek forvetimiz durumunda bile olmayacak berk ismail ünsal ile, hatta belki de forvetsiz 4-6-0 dizilişi ile 30 temmuz 2016 galatasaray manchester united maçına çıkma ihtimali olan;

    duruşundan, futbol ilke ve prensiplerinden taviz vermeyen, omurga sahibi adam gibi adam...

    "elimde başka forvet yok ki :)))" kolaycılığına kaçıp futbolu kafasında bitirmiş bir adamı ileri uçta sahaya sürmedin ve hem yönetime mesajını verip, hem de duruşunu korudun ya, bu taraftar seni alkışlamasını bilir hocam...
  • bilinçli mi yaptı bilinçsiz mi bilmiyorum ama takımdaki karakter - kişilik - arkadaşlık uyumu konusunda çığır açmış hoca...

    - takımımızın şimdilerde göz bebeği olan, geçen 2 sene boyunca anasına avradına sövülmüş wonderkid'imiz bruma biliyorsunuz riekerink bey ile şaha kalktı. kimse bana kiralık ispanya falan demesin orada da ne oynadığını biliyorum ben. bu adam ayağa kalktıysa aslan payı hocamızın. ancak bunu nasıl yaptı falan derken bruma'nın geçen günkü röportajına rast geldim.

    "kendimi çok yalnız hissettiğim dönemler oldu. yaşım küçüktü ve dilim farklıydı. sürekli tercümanla dolaşma şansım yoktu. taffarel ve portekizce bilen arkadaşlarım yardımcı olmak istediler ancak samimi ilişkiler kurma şansı bulamadım. bu sene carole ile çok iyi anlaşıyoruz. sosyal hayatta da beraberiz. ayrıca josue'nin kadroya katılması beni çok mutlu etti. kendimi artık evimde gibi hissediyorum..."

    varan 1... carole ve josue'nin bruma'ya yaptığı katkıyı şu cümlelerde görmemek mümkün mü? adamın derdi belliymiş aslında. yalnızlık... o kadar etkiler ki genç bir futbolcuyu. adam 19 yaşında gurbete gelmiş. tek başına ne bok yer diye düşünmemiş kimse. ama sanıyorum riekerink düşünmüş.

    - podolski - cavanda ikilisi: idman fotolarını, videolarını takip eden benim gibi manyaklar varsa aranızda, takımımızın yeni zıpırı, eboue'si cavanda'nın ne denli eğlenceli bir adam olduğunu farketmişsinizdir. cavanda cidden şoparın, ciguli'nin önde gideni. adamın işi gücü makara. yok dans eder, yok şakalar yapar. takımın böyle adamlara çok ihtiyacı oluyor, özellikle de morallerin dip yaptığı anlarda.

    zira podolski, takımımızın cavanda olmasa en matrak adamı. herif 1 senede tarlabaşı esnafına evrildi. çay, okey, tavla, "gaz ver" falan derken adam baya baya türko çıktı. çok sıcak kanlı, tutup öpesin geliyor herifi. benim galatasaray'a gelmeden önce kafamda oluşturduğum podolski ile şimdiki podolski arasında dağlar denizler var. adam geyik ötesi birisi.

    cavanda ile bu ara birbirlerine enseye şaplak göte parmak bir ilişkileri varmış. bu çok rastlanacak bir takım arkadaşlığı tipi değil. işin güzeli, bu tip adamların varlığı takım morali açısından müthiş etkili bir durum. bu arkadaşlık hem özendirir, hem teşvik eder, hem yakınlaştırır. 2000'lerde tafo'nun bütün takımı etkileyen müthiş neşesini hangimiz görmezden gelebiliriz?

    - selçuk - sneijder ikilisi: sanıyorum riekerink bu konuda özel bir şeyler yapmış. başka açıklaması olamaz. takımda sneijder ve selçuk iki ayrı dünyanın isimleri gibiydiler. evet birbirlerine saygısızlıkları olmadı, ters değillerdi, birlikte sevinmeleri bile bizim için "ohhh" deme sebebiydi. geçenlerde bir antrenman görüntüsünde fark ettim, birbirilerine yaklaşımları değişmiş, acayip bir saygı kitlesi. sneijder taktikte bir şey analiz ediyor, sonra dönüp selçuk'a eliyle işaret ediyor, "şöyle şöyle yapsak mı" falan diye. selçuk "harika" şeklinde onay veriyor, yap diyor. sneijder de selçuk'a pazu bandını göstererek "kaptan sensin sen yap" diyor, selçuk da gülüyor, omzuna dokunuyor şino'nun... ihtiyacımız olan bir görüntü...

    hocam bunların sebebi sensen, vallahi öpmek istiyorum o güzel yanaklarından, maviş gözlerinden...
  • son olarak salih dursun ile emrah başsan'ı da dehleyin demiş. takımın başında yerli çöplerden nefret eden taraftarlar bile olsa neyse çok abartmayalım derdi bu adam herkesi temizliyor maşallah. :( yönetim kendisini getirmeden sabri ve hamit ile uzatmasa onlar da gitmişti çoktan. neyse onlar da seneye artık.

    şu yaptığı temizlikten sonra başarılı olamasa bile galatasaray'a kimsenin yapamadığı büyük bir hizmet yapmış olacak. sırf bu yüzden yeri ayrı bende.
  • ilk 4 hafta istatistiklerine göre galatasaray'ımızı avrupa'nın en çok topa sahip olan takımlarından biri yapmış, çok sevdiğim teknik direktörümüz.

    işte istatistikler;

    avrupa'da topa sahip olma oranları bakımından yüzdesel olarak en yüksek 5 takım

    bayern münih - %71
    borussia dortmund - %68
    barcelona - %68
    galatasaray - %66
    paris sg - %65

    galatasaray maç başına ortalama 532 isabetli pas ile avrupa'nın en çok isabetli pas yapan takimlarından biri oldu. işte pas sayısı olarak istatistikler;

    bayern münih - 648
    paris sg - 593
    napoli - 565
    barcelona - 562
    b. dortmund - 552
    galatasaray - 532
  • galatasaray ile birlikte büyük başarılara imza atmak, bir temel ve kültür oluşturmak için a takımdan u14 takıma kadar hepsiyle tek tek ilgilenen, antrenman programlarını inceleyen, oyuncuları yakından takip eden ve günün 16 saatini florya'da geçiren bir adamdan bahsediyoruz.

    jan olde riekerink tercihinde hepimizin kafasında soru işareti oluştuğu bir dönem vardı, sezon sonunda. hollandalı teknik adam kariyerinin ilk meydan okuması olarak sayılabilecek yarım sezonu ezeli rakiplerin elinden alınan 2 kupa ile tamamlamış, bir güven vermişti. ancak geçen sene kötüydü, takımın tek amacı avrupa'dan gelen men cezasını amorti etmekti ve bunu kısa vadede, finalleri oynama alışkanlığı olan bir camia ile başardı. buradaki pay mutlak suretle jan olde riekerink'in, keza takım sezonun son 5 maçını gayet iyi oynamıştı.

    süper lig'de geride kalan 6 haftalık dönemde, zaman zaman elbette hataları oldu, ancak gerek maç önü - gerek maç sonu ve gerekse kadro kurgusu, oyun içi hamleleri gibi bir çok nokta ele alındığında başarılı olduğunu söylemek mümkün.

    kabus gibi geçen sezonun ardından, ne kadar mesai harcadığını, neredeyse scout ekibiyle oturup sabah akşam oyuncu izlediklerini, kendi kafasındaki sisteme kimleri dahil edebileceğini bilenler bilir. ve bunu "resmi olarak" görevde değilken yapmıştı. yani dersini çalışmıştı riekerink. serdar ve emrah hamlesi dışında, yapılan tüm transferler onun listesinde olan veya scout ekibiyle oturup çalıştıktan sonra listesine yazdığı isimler. maliyet tartışması onun konusunun çok dışında ancak bugün kazanan bir takım varsa, geçen sene 10bin ortalamaya oynayan ve sezonu 6. bitiren kadronun neredeyse %75'i sahadayken bugün ilk 6 haftada ligi domine ediyor - tribünle takım barışıyor ve ligin 6. haftasında güneşli bir pazar gününde stada 40bin kişi geliyorsa "jor beyefendi" burada aslan payına sahiptir.

    doğru bildiklerinden vazgeçme hocam.
    sana inanıyor, güveniyoruz.
  • arada aksaklıklar olsa da şuan ki gidişattan gayet memnun olduğum hocamız. medyadaki birilerinin adamları başladı konuşmaya. özellikle beşiktaş maçından sonra sarfettikleri:oyuna müdahale edilmez mi? falan filan gibi sözleri var. ben de diyorum ki; yahu bir sabredin. bekleyin. oyuna müdahale edecek yeterli yedek oyuncu yok. sakat oyuncu sayısı fazla. riekerink hocamızın ilk a takım deneyimi. elbet eksikliklerini giderecek. keşke bir kaç yardımcı antrenör daha alınsa bu takıma. zamanla daha iyi olacağımıza inancım artıyor. şampiyon olacağımıza inancım artıyor. dosta güven düşmana korku veriyor bu adam. riekerink'e güvenin yahu medyadaki maymunlar! bıkmadınız mı maşa olmaktan?

    ne diyecektiniz tekrarlayınız.
    riekerink bey diyeceksiniz!