• 1709
    bilinçli mi yaptı bilinçsiz mi bilmiyorum ama takımdaki karakter - kişilik - arkadaşlık uyumu konusunda çığır açmış hoca...

    - takımımızın şimdilerde göz bebeği olan, geçen 2 sene boyunca anasına avradına sövülmüş wonderkid'imiz bruma biliyorsunuz riekerink bey ile şaha kalktı. kimse bana kiralık ispanya falan demesin orada da ne oynadığını biliyorum ben. bu adam ayağa kalktıysa aslan payı hocamızın. ancak bunu nasıl yaptı falan derken bruma'nın geçen günkü röportajına rast geldim.

    "kendimi çok yalnız hissettiğim dönemler oldu. yaşım küçüktü ve dilim farklıydı. sürekli tercümanla dolaşma şansım yoktu. taffarel ve portekizce bilen arkadaşlarım yardımcı olmak istediler ancak samimi ilişkiler kurma şansı bulamadım. bu sene carole ile çok iyi anlaşıyoruz. sosyal hayatta da beraberiz. ayrıca josue'nin kadroya katılması beni çok mutlu etti. kendimi artık evimde gibi hissediyorum..."

    varan 1... carole ve josue'nin bruma'ya yaptığı katkıyı şu cümlelerde görmemek mümkün mü? adamın derdi belliymiş aslında. yalnızlık... o kadar etkiler ki genç bir futbolcuyu. adam 19 yaşında gurbete gelmiş. tek başına ne bok yer diye düşünmemiş kimse. ama sanıyorum riekerink düşünmüş.

    - podolski - cavanda ikilisi: idman fotolarını, videolarını takip eden benim gibi manyaklar varsa aranızda, takımımızın yeni zıpırı, eboue'si cavanda'nın ne denli eğlenceli bir adam olduğunu farketmişsinizdir. cavanda cidden şoparın, ciguli'nin önde gideni. adamın işi gücü makara. yok dans eder, yok şakalar yapar. takımın böyle adamlara çok ihtiyacı oluyor, özellikle de morallerin dip yaptığı anlarda.

    zira podolski, takımımızın cavanda olmasa en matrak adamı. herif 1 senede tarlabaşı esnafına evrildi. çay, okey, tavla, "gaz ver" falan derken adam baya baya türko çıktı. çok sıcak kanlı, tutup öpesin geliyor herifi. benim galatasaray'a gelmeden önce kafamda oluşturduğum podolski ile şimdiki podolski arasında dağlar denizler var. adam geyik ötesi birisi.

    cavanda ile bu ara birbirlerine enseye şaplak göte parmak bir ilişkileri varmış. bu çok rastlanacak bir takım arkadaşlığı tipi değil. işin güzeli, bu tip adamların varlığı takım morali açısından müthiş etkili bir durum. bu arkadaşlık hem özendirir, hem teşvik eder, hem yakınlaştırır. 2000'lerde tafo'nun bütün takımı etkileyen müthiş neşesini hangimiz görmezden gelebiliriz?

    - selçuk - sneijder ikilisi: sanıyorum riekerink bu konuda özel bir şeyler yapmış. başka açıklaması olamaz. takımda sneijder ve selçuk iki ayrı dünyanın isimleri gibiydiler. evet birbirlerine saygısızlıkları olmadı, ters değillerdi, birlikte sevinmeleri bile bizim için "ohhh" deme sebebiydi. geçenlerde bir antrenman görüntüsünde fark ettim, birbirilerine yaklaşımları değişmiş, acayip bir saygı kitlesi. sneijder taktikte bir şey analiz ediyor, sonra dönüp selçuk'a eliyle işaret ediyor, "şöyle şöyle yapsak mı" falan diye. selçuk "harika" şeklinde onay veriyor, yap diyor. sneijder de selçuk'a pazu bandını göstererek "kaptan sensin sen yap" diyor, selçuk da gülüyor, omzuna dokunuyor şino'nun... ihtiyacımız olan bir görüntü...

    hocam bunların sebebi sensen, vallahi öpmek istiyorum o güzel yanaklarından, maviş gözlerinden...