• ahımız var hocam

    tüpçü ile o fotoğrafı verdi. içimiz kan ağladı. kendimizi aldatılmış hissettik. kendisine ahımız var diyen kişiler fatih terim'i en çok seven adamlardır.

    ancak, 36 yıllık yaşamımda galatasaray'ın hatırladığım her başarısında bu adam var. kendisi de hatalarından ders çıkarmıştır. ders çıkarmış ki nerede kalmıştık diye tweet atıyor. adamın toplam 3 adet tweeti var. heyecana bakar mısınız? millet inanmadı zaten hack sandı.

    gurur bir tür zehirdir. için için bitirir adamı. ben attım kenara gururu. affettim kendi içimde.

    tribünde omuz omuza marşlar söylerken bekleyeceğiz sizleri de yanımıza, bı sefer siz böyle demiştiniz diye söylersek anamız avradımız olsun.

    ama gelmeseniz yanımıza aşk olsun.
  • igor tudor

    galatasaraya geleli 5 ay oldu. bu 5 aylık süreçte kendisini çok net ifade ettiğini, futbola bakışı ve karakterini iyi anlattığını düşünüyorum. bazı yönleri takdir topladı, bazı özellikleri ise eleştirildi. benim açımdan beğendiğim yönleri kadar geliştirmesi gereken ve ben de soru işaretleri bırakan noktaları da mevcut. öncelikle iyi yönlerine odaklanmayı tercih ediyorum.

    pozitif yönleri:
    -çalışmaya olan inancı: ilk günden bu yana yoğun bir çalışma temposu içerisinde. futbolcuları çalıştırmaya uğraştığından daha fazla kendisi floryada mesai harcıyor. bu sene tatil yaptığını görmedim. kendi çalışkanlığı futbolculara da örnek olacaktır.

    -tempolu futbol: ilk günden bu yana tempolu futbol için gayret gösteriyor. 5 aylık dönemde bunun bazı emareleri görüldü. ancak bunun için fizik kondisyonun en üstte olması gerekiyor. sene başında da bunun yüklemesini yapmaya çalışıyor. bu sene en azından fizik olarak ezilen bir takım göreceğimizi zannetmiyorum.

    -heyecan: maç içerisinde büyük bir heyecan yaşıyor. dün yapılan hazırlık maçında bile yapılan bir hatada çıldırdı. son 5 aydatakımın geçmişe göre daha heyecanlı ve istekli olduğu kesin.

    -adalet: futbolcunun ismini cismini zerre kadar umursamıyor. istediğini yapmayan oyuncu onun için yok hükmünde. bu ister bruma olsun, ister sneijder olsun isterse de sabri. yani yerli, yabancı, yıldız, wonderkid gibi bir ayrımı yok. hepsine benzer muamele yapıyor. bir problem kangrene dönüşmüşse kesip atmasını biliyor. bu yönüyle kalliye benzetiyorum.

    bi de negatif yönlerine bakalım:
    -taktik ve diziliş seçimleri: belki genç bir teknik direktör olmasının da etkisiyle taktik bilgi açısından iyi olduğunu düşünmüyorum. taktik ve diziliş futbolcuya göre belirlenmelidir. iyi bir teknik direktör mesela lucescu elindeki kadroya göre bunları şekillendirir. geçen seneki oyuncu yapısının pas oyunu dışında bir oyun oynaması, pozisyon bilgisi kötü olan defans oyuncuları ile 3lü defans yapılamayacağı çok önceden de görülebilecek şeylerdi. büyük maçların hepsini kaybettik. büyük hocaların taktik bilgisi büyük maçlarda ortaya çıkar. mustafa denizli bu yüzden büyük hoca olmuştur. ayrıca kafasındaki oyun şeklini futbolculara iyi yansıtabildiği de soru işareti. yasinin buna işaret eden bazı açıklamaları olmuştu.

    -futbolcularla ilişki: futbolcuları basın önünde eleştirmesi, hatta isim verip yermesi uzun vadede olumlu sonuçlanmayabilir. bu sene takımda büyük bir revizyon yapılacağı için şu aşamada sorun olmayabilir. ama uzun maratonda futbolcu idaresini iyi yönetmek gerekir. her problemi transferle çözemeyebiliriz.

    -futbolcu bazında performans gelişimi: takım oyunu kadar futbolcuların geliştirilmesi ve ön plana çıkarılması da önemli. şenol güneş bu konuda gördüğüm en iyi teknik direktör. linnes, tolga, garry, eren gibi oyuncular şenol güneşin takımında olsa öve öve bitirilemezdi. tudorun futbolcunun özelliklerini ön plana çıkarma ve buna göre bir oyun kurma gibi bir düşüncesi olduğunu pek zannetmiyorum.

    netice olarak bu sene yeni bir takım kuruluyor gibi. tudor için büyük bir şans. artık mazeret şansı kalmadı. umarım bazı yönlerini geliştirir ve çok başarılı olur.
  • her fırsatta futbolcusunu asan galatasaray taraftarı

    özellikle galatasaray'ın hakkının yendiği durumda sergilenen bu klasikleşmiş tavır bize zarar vermeye niyet etmiş paralı köpeklerin hiç korkmadan hareket etmesine neden oluyor.

    sen belhanda'yı haksız at, taraftar bana hiç bir şey söylemesin, üzerine de futbolcuya nefret kussun.
    sen feghouli'yi haksız at, üzerine de 3 maç haksız ceza ver, taraftar oyuncuyu gömsün, üstelik de faslı maslı gibi ırkçı söylemlerde bulunsun.
    aaaa dur lan rakibe baktı diye feghouli'ye bir de sarı göster diğer maçta.
    oğlum rakibi gomis'e vurdu. hemen gomis'e kırmızı gösterelim...

    evet işte yarattığı etki budur.
    ha bir de lider olursun. tam şampiyonluk sinerjisi oluşacaktır. ama işte bu manipule edilme konusunda hazır bekleyen taraftar nedeniyle camia havaya giremez.
  • ne dediler

    samsunspor fenerbahçe maçı sonrası %100 futbol porgarmı

    rıdvan: fenerbahçe'nin iç saha ve dış saha performanısna baktığımızda siyahla beyaz kadar fark var, 11 maçta 9 galibiyet 2 beraberlik yenilgisi yok, keşke hazırlayan arkadaşlar toplam kazandığı puanı da yazsaydı.

    güntekin: 29 puan hocam

    rıdvan: nerde yazıyor güntekin?

    güntekin: hocam 3 kere 9 27 + 2 29 puan

    rıdvan: ......
  • 2010 - 2011 sezonu futbolda şike soruşturması

    ben bir galatasaray taraftarıyım. renklere, armaya aşığım. bu takımı, bu kulübü büyük yapan da geçmişinden bugüne biriktirdiği onurlu, gururlu, şerefli yöneticileri, üyeleri, sporcularıdır. ancak her toplulukta olduğu gibi pek tabi tarihimize ve kulübümüze yakışmayan insanlar çıkmıştır, ilerde de illa ki çıkacaktır.

    bugün bülent tulun, kulübün (http://www.galatasaray.org/kulup/haber/10743.php) ve ali dürüst’ün açıklamalarına (http://www.galatasaray.org/kulup/haber/10750.php) göre kurum içi yazışmalardan dolayı olduğu belirtilen bir konuyla ilgili olarak “tanık” sıfatıyla ifade verdi. florya’ya arama izniyle giden emniyet görevlileri, taşınma sebebiyle evrakların tt arena’da bulunması sebebiyle galatasaray’ın daveti üzerine arama yaptılar. bu kısımda biraz koptum ancak sonrasında bülent tulun’un evinde ve adnan polat’ın ofisinde de aramalar yapıldı. sonuçta bahsedilen belgeye bildiğim kadarıyla ulaşıldı.

    3 temmuz’dan bugüne, olayların göbeğinde bulunan fenerbahçe'yi destekleyen* her birey (taraftar, yönetici vs) bir kez olsun; hayır bu işleri benim kulubüm yapamaz, beni bu işlerle anılmasına sebep veren “her kim olursa olsun aklanana kadar her türlü hakkından vazgeçmelidir” demedi. savunma dedikleri şey genel olarak “herkes yaptı, biz kurbanız, bunlar aziz yıldırım’ı bitirme komploları, cemaat bizi ele geçirmeye çalışıyor, galatasaray sütten çıkma ak kaşık mı” dan öteye geçemedi maalesef. üzerlerine sıçrayan lekeyi, iddia ettikleri gibi temizlemeye çalışmaktansa; herkesi lekeleme yoluna gittiler. hala da devam ediyorlar. bugün yaşanan timsah durumları zaten çok net, bahsettiğim bu durumdan duydukları hazdı.

    bugün ki aranan belgenin, lube ayar’ın günlerdir 05-06 şampiyonluk maçları öncesi geliştiğini iddia ettiği olayların belgesi olduğu iddia edildi. bu belgenin kopyasını ise emniyete tahir kum’un verdiği söyleniyor. sonuç itibariyle bu bahsedilen belge bulundu, tulun ifadesini “tanık” sıfatıyla verdi ve kendi deyimiyle “kendi arabamla geldim, kendi arabamla gidiyorum” diyerek anlayana ayarı çekti. sabahtan beri süregelen kına yakma eylemleri ise yarın adnan polat’ın ifade verme işlemine kadar durdu.

    bir aydır masumluk karinesi diye bık bık konuşan koskoca fenerbahçe camiası, soruşturma kapsamında tff’ye verilen 26 klasör ve soruşturma kapsamında hazırlanan 100 klasöre rağmen iddiaların inandırıcı olmadığından ve yetersizlikten bahsederken; bugün bir mektubun peşinde karineyi unuttu. bana göre, hakkında suçlama iddiaları olan kişi suçsuz olduğu kadar suçludur da. iddia makamı suçu ispatlamaya, savunma makamı ise suçsuzluğunu ispat etmekle yükümlüdür. o yüzden bu kişiler görevlerinden istifa etmeli, en azından bağlı olduğu kurumlara saygısını göstermelidirler. tabi burada araya giren şey, o kişilerin kurumlarına ne gözle baktığıdır. o kurumun sahibi olarak görüyorsan kendini ve fazlası o kuruma gönül verenlerin oluşturduğu ortam/sinerji tüm kamuoyuna bunu gösteriyorsa durum değişir. bugün timsaha yatanların bir kısmının “ tamam da siz bunu 1 aydır yapıyorsunuz, infazsız yargılıyorsunuz bizde bu yüzden böyle yapıyoruz” demeleri de kılıf aramaktır, başka bir şey değil. zira insan olan doğru bildiğinden vazgeçmez. bu yüzden biz; allah korusun aynı durumlara girersek; asla hiçbir futbolcumuzun bacağına sarılmaz, ayağını öpmez, sahaya inmez ve bu utancı bize yaşatacak kişinin maskelerini takmayı aklımızdan geçirmeyiz.

    bu yüzden galatasaray taraftarı olarak, şahsımda, bu şike soruşturmasına bağlı olarak herhangi bir lekelenme durumunda; bana, duygularıma, heyecanıma ihanet eden kişileri kim olursa olsun sarı-kırmızıdan uzak durmasını, zorla uzaklaştırılmasını ve yanında cezamız neyse çekmemizi isterim. bu kişi fatih terim, hasan şaş, hakan şükür, bülent korkmaz ya da bir başkası, kim olursa olsun değişmez. ama o kişi bana bu başarıları yaşattı, şunları bunları yaptı diyene de kibarca siktir çekerim. bu kadar net.

    görünen bazı amaçlar olduğu aşikar. suç belli ki büyük. evin şımarık küçük çocuğu belli ki babasından dayağı tek başına yemek istemiyor. sarının lacivert yakasında emenike transferi ile başlayan, arkasından lugano’nun, andre santos’un gidiş dedikodularının sürdüğü belirsizlik ortamında, düşürülme cezası kapıdayken, yanlarında bizi de içinde bulundukları çukura çekseler hiç fena olmayacak. öte tarafında biraz daha komplo teorilerine girdiğimiz vakit, galatasaray dışındaki tüm büyüklerin bu işin içinde olması yüzünden herhangi bir ceza verilmemesi durumunda bariz galatasaray’ın mağdur durumda kalacağı ortamda; bakın bu işte sizde varsınız diyerek bir kovuşturma yapılması hiç de uzak bir ihtimal değil. neyse geçelim bu konuyu zaten ortalık komplo teorisinden geçilmiyor.

    kısa bir paragrafta basına yazalım. haberi verirken ki ünlemler, getirildiler götürüldüler ile kimi rahatlatıyorsunuz? neyi zihinlerde meşrulaştırıyorsunuz? ayrıca yıllardır taraflı yayın diye bangır bangır bağırırken biz, sesi çıkmayan güruh; sayelerinde “passat medyası” diye bir jargon oluşmasına rağmen, bu soruşturma döneminde yapılan yayınlardan sonra basını stadlarından taşlaya taşlaya dışarı attılar. bugün yapılan yayınlardan sonra tepki verdiğimizde ise, “ee ne oldu dediğimize geldiniz işte” dediler ya, daha başka bir şey demem.

    sonuç olarak bugün bu yazıyı yazmamdaki amaç sadece bariz şekilde bulaştırılmaya çalışıldığımız şu soruşturmayla ilgili ilk andan rengimi belli etmek istemem. benim ve benim tanıdığım bir çok galatasaraylının kafası çok rahat. zira yapımız itibariyle bildiğimiz tek şey biz kendimizi gerekirse darağacına çıkarırız, kendi sandalyemize kendimiz vururuz. son durum itibariyle de söyleyeceğim şudur; bu ateş üfleyerek alevlenmez! altına daha çok odun atmanız gerek. üzgünüz ama yine erken timsah.
  • ya allah bismillah allahuekber

    futbol maçlarından silinmesi gereken dini slogan. ultraslan da sık sık yapar bunu avrupa maçlarında. kurban kesilmiyor orada futbol oynanıyor. spor ulan bu, oyun oyun. sen duyuyor musun avrupa takımlarının tribünlerinde "jesus christ ameno ameno deus" diye tezahürat? dağ başını duman almış gibi tüyleri diken diken eden bir marştan, milli bir maçta 30 dakika boyunca "ya allah bismillah allahu ekber" denilen seviyeye geldik. maçlardan önce ibadetini yaparsın duanı edersin ki çoğumuz ederiz o bambaşka bir mesele. fakat bir spor müsabakasında topluca tekbir getirmenin amacı nedir? hayırdır maçtan sonra 3 rakip futbolcunun kafası mı kesilecek, olay nedir? yazık gerçekten, rezillik.

    (bkz: 3 eylül 2015 türkiye letonya maçı)