• metin oktay

    bugün havalimanı - aksaray metrosunun ataköy durağında beklerken ve gazete okuyorken yanıma bir bey amca oturdu. okuduğum spor sayfasına göz attıktan sonra, "kim olacak şampiyon?" dedi gülümseyerek. "allah'ın izniyle galatasaray." diye cevap verdim. temkinli konuştuğumu görünce, "korkma, bırakmaz aslanlar artık, ben de galatasaraylıyım." dedi.

    sonrasında futbolun genel seyrinden konu açıldı. bize bile artık eskisi kadar tat vermediğini, kendi zamanında kimbilir ne kadar da güzel bir oyun olduğunu söyledim. "tabi başkaydı bir zamanlar. ben de top oynadım kasımpaşa'da iki sene." dedi. aklıma hemen o soru geldi: "metin oktay'ı oynarken gördünüz mü yani?"

    soruyu duyar duymaz kısık gözlerinde gördüğüm ışıltı ve anlatmaya başladığı anda kurduğu cümlelerdeki heyecan gözlerimdeki nemlenmenin müsebbibiydi. anlatmaya başlarken toparladı kendini. düzeltti. sanki o koca ihtiyar amcanın karşısındaydı metin oktay. hala o saygıyı gösteriyordu taçsız kral'a. "gayet tabi. aynı zamanın futbolcusuyduk."

    metro geldi. normalde forum istanbul'da inecektim. fakat bey amca başlayınca metin oktay'dan ve o dönemden anlatmaya, inmek fikri aklımdan uçup gitti. şansıma aksaray'a kadar devam etti yolculuk. o yarım saat içinde büyülenmiş bir vaziyette dinledim bey amcayı. "keşke semt olanına değil de şehir olanına gitseydik bu aksaray'ın. saatlerce anlatsaydı." dedim içimden.

    inince elini öptüm ve vedalaştık. bu vedalaşma hüznünü en son ne zaman yaşadığımı dahi hatırlamıyorum. sanki ihtiyar amcadan değil de yıllardır rüyalarımızda yaşattığımız metin oktay'dan ve dönemin diğer kahramanlarından ayrılıyordum. tarihten kopuyordum. oturdum geri metroya. dünyanın en şanslı ve en buruk insanı bendim o an.

    çok geç doğmuşum be. çok fazla geç. 14 senelik fetret devrinin 13. senesinde ölseydim, o şampiyonluk gününü dahi göremeseydim de seni bir kez olsun izleyebilseydim...
  • galatasaray sözlük

    yazarları boşu boşuna birbirini kırmaktadır.

    yok bu futbolcu galatasaray'ın evladıymış, yok şu hoca büyük galatasaraylıymış. geçiniz arkadaşlar, bunların hepsi sözleşmeli, profesyonel, paralarını tıkır tıkır hesabında görmek isteyen, görmeyince götü başı ayrı oynayan insanlar. yani her koşulda senden, benden az galatasaraylılar, çünkü senin benim galatasaray'la maddi bir beklentimiz, çıkar ilişkimiz yok, tersine biz para veriyoruz.

    şu anda real madrid, barcelona, bayern münih, chelsea, manchester united istese galatasaray'da bir dakika bile fazladan duracak tek bir adam yok! hamza hamzaoğlu dahil, teklif gelsin, şener şen misali topuklarını kıçına vura vura depar atarlar havalimanına doğru. gitmedi mi birader, hakan şükürler, fatih terimler, ilk buldukları fırsatta nama, şana, şöhrete.

    insanoğlu bencildir, kendisini ve nefsini düşünür önce. geri kalan her şeyi kendi menfaati ve arzuları için araç olarak kullanır.

    hakan şükür galatasaray efsanesidir sözde, sözleşmeli futbolcuyken, paralarını takır takır alırken ondan büyük galatasaraylı yoktur. para ilişkisi bitince, makam mevki sahibi olmak için milletvekili olur da galatasaray'ın hayrına ağzını bir kere bile açmaz, galatasaraylılığını askıya alır.

    fatih terim, yıldızı sönmek üzereyken, galatasaray tekrar kendisine kapıları açtığında, en büyük galatasaraylı olur, aslolan galatasaray'dır diye efsane sözler söyleyip, taraftarı avucunun içine alır, sonra kendi nefsi ve menfaatleri olunca galatasaray'dayken savaş açtığı kişilerle kader ortağı olur, para ve mevkiyi görünce galatasaray'ı unutur.

    sen ve ben hep buradayız. onlar gidip geliyor, ver para, al para, para, para, para... sen ve ben öyle değiliz. sen ve ben birbirimizi çok iyi anlarız, kötü zamanlarda, onlar çeker giderler üzülmezler bile. sen ve ben, karşılıksız severiz, menfaat beklemeyiz, onlar paraları yatmazsa oynamazlar, para kazanıyorlar bu işten çünkü. sen ve ben... düşündüm de sen ve ben iyi bir çift olabiliriz, değerlendirelim bunu.

    yani kardeşlerim, sözleşme ile galatasaraylı gözüken kimseyi namusunuz gibi görüp, onu eleştirenlere amansızca saldırılarda bulunmayın. namusunuz belleyip kan döktüğünüz kişi, ilk fırsatta yabanın kucağına kendisini atmayı çok iyi bilecektir.

    başkanlarından tut, yöneticilerine, futbolcularına, hocalarına varana kadar, hiçbiri galatasaray'ın menfaatini kendi menfaatinden önce görmez, önce kendi çıkarlarını düşünür, görmüş olsa maddi manevi böyle bir pozisyonda olmazdık. ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz sözünü unutmayıp, fantezilerle, iyi niyetlerle, beklentilerle filan insanları değerlendirmeyin, gözünüzün gördüğüyle, olan bitenle yargılayın. cehennem yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir.
  • ne dediler

    “enerji. bizim buna ihtiyacımız var. sahada çok fazla enerjiye sahip bir takımız. kendim, jeff, cedi. bunu yaparız. oyuna çok fazla enerji katıyor. o (cedi) bunu bilmiyor. burada basketbola olan aşkıyla oynuyor. hata yapabilir, tamam. ancak oyunundaki saflık takım için bulaşıcı. pek çok pozisyonda bulunmuyor. bu yüzden neler olup bittiğiyle ilgili bir şey yapmayacak. kendi oyununu oynayacak. o 14 yaşından bu yana profesyonel olarak basketbol oynuyor. ona sahip olmak harika!”

    lebron james
  • cristiano ronaldo

    ayrıldığından beri herkesin real madrid'in onu çok aradığını söylüyor ki bu tespite ben de katılabilirim. ancak çoğu kişi cristiano'nun real madrid'de ki düzeni ne kadar aradığından bahsetmiyor.

    modric casemiro kroos ortasahasını ve gerektiğinde sırf kendisine orta açması için oyuna alınan asensio ve vazquez'i de ronaldo oldukça aradı bu sene. bunun etkisini attığı gollerin azlığında ve kulübün son senelerine bakılarak nispeten başarısız olarak nitelendirilebilecek sezonunda görebiliriz.

    bunun benim görüşüme göre temel sebebi juventus kadrosu ve allegri'nin ronaldo'nun nasıl bir oyuncu olduğunu, daha doğrusu nasıl bir oyuncuya dönüştüğünü anlayamamasıdır. geçen seneki real madrid maçlarını ve bu seneki juventus maçlarını izleyin, 7 numaralı adam aynı ama kesinlikle sahada aynı işleri yapmıyor. ronaldo son yıllarda pırpır ve bitiriciliği güçlü kanat oyunculuğundan, ceza sahasında topla buluştuğu an gol denecek "katil" bir santrafora dönüştü bildiğiniz gibi. real madrid'in üst üste 3 şampiyonlar ligini aldığı zaman aralığıyla bu dönüşümün yaşandığı zamanlar aynı diyebiliriz. peki; bu sezon, dönüşümünü tamamlamış, olgun ve 2018 dünya kupasında hala kimileri için en iyisi olduğunu gösteren ronaldo için işler iyi gitmedi?

    bunun için öncelikle juventus'un oyunundaki temel özelliklere ve bunların real madrid'in özelliklerinden farklılıklarına bakmamız lazım. bunun için; iki takım arasındaki bence en önemli farklardan biri olan shot zones yani takımların sezon boyunca şut attıkları yerler ve buldukları gol sayılarına bakabiliriz. öncelikle real madrid'in ronaldo'nun son sezonundaki istatistiğine bakalım: http://gss.gs/a0a.png

    gördüğünüz gibi ceza sahası ve altıpastan çekilen şut sayısı cezasahası dışından çekilen şut sayısının 2 katından fazla. bunun sebebi az evvel bahsettiğim cristiano ronaldo'nun geçirmiş olduğu santrafor dönüşümüdür. şimdi de juventusun aynı sezonda ki istatistiğine bakalım: http://gss.gs/fqX.png

    burada real madrid'in tablosundan çok daha farklı bir görüntü ortaya çıkıyor. juventus'ta ceza sahası içi ve dışından çekilen şutlar neredeyse eşit. bunun nedeni juventus'ta higuain ve mandzukic'in gezgin ve pas dağıtan forvet olmaları ve juventus'ta ki dybala, pjanic gibi uzak mesafe silahları. şu an yazımın en kritik yerine gelmiş bulunmaktayız, ronaldo'nun juventus'ta ki ilk sezonunun neden zor geçtiğinin sebebini göreceğiz. ronaldo'nun kendi shot chart'larına bakacağız. öncelikle real'deki son sezonuna gidelim: http://gss.gs/QdA.png

    bu grafikte ronaldo'nun 17/18 sezonunda açık oyunda attığı golleri görüyorsunuz. yuvarlak ne kadar büyükse gol olma şansı o kadar yüksek oluyor pozisyonun, bu arada; sadece açık oyun değil o sezon ronaldo'nun ceza sahası dışından golü yok.
    şimdi de bu sezonda ki grafiğine bakalım: http://gss.gs/HUq.png

    ipin düğümü burada çözülüyor işte, gördüğünüz gibi gollerin hem sayısı hem gol olma şansı hem de kaleye olan yakınlığı azalıyor. bu grafiklerden çıkarabileceğimiz en önemli sonuç yazımda bahsettiğim gibi juventus'un (ve tabii ki allegri'nin) geçen sezon ki oyununu ronaldo'ya göre değiştirememesi, hatta daha kötüsü, ronaldo'ya bu oyunu empoze etmeye çalışmasıdır. bu olay ronaldo ve juventus'un başarısız geçen sezonunun temel kaynağıdır.

    juventus'un önünde bundan sonraki seneler için 2 seçenek var; birinci seçenek: 34 yaşındaki ronaldo için belirli bir kurguya göre yıllarca hazırlanan transfer planlarıyla alınan futbolcuları daha farklı bir oyun oynamaya zorlayıp belki de takımın kimyasını bozmak gibi bir risk alıp, şampiyonlar ligi'ni denemek. ikinci seçenek ise: ronaldo'nun sözleşmesinin sonuna kadar aynı oyunu oynatıp ronaldo'yu her sene daha da deaktifleştirmek. üzücü bir şekilde ikisi de risk ve kazanma şansı o kadar fazla değil. şampiyonlar ligi'ni kazanmak 100 milyon euro verip ronaldo'yu almaktan çok daha fazlasını istiyor ve juventus bunu acı çekerek öğrenecek önümüzdeki senelerde.
  • 2 kasım 2018 galatasaray fenerbahçe maçı

    kazanacağımızı tahmin ettiğim derbi. bugüne kadar herkes gibi ben de bazen tahminlerimde haklı çıktım, bazen yanıldım ama kağıt üzerinde eksiklerimize rağmen bu maçı kazanacak güce gayet sahip olduğumuzu düşünüyorum.

    ilk faktör "şu ara" ne kadar eleştirsem de fatih terim. hocanın türk telekom arena'da şimdiye kadar normal sezonda fenerbahçe, beşiktaş, trabzonspor ve hatta başakşehir'e karşı çıktığı büyük maçlardaki performansı 11'de 11. bir daha yazayım; 11'de 11. sadece 2011-12 sezonundaki süper finalde oynanan 3 maçı da kazanamadık. o maçlarda da galibiyeti hak eden taraf olmamıza rağmen 2 beraberlik, 1 yenilgi aldık. tek yenilgimiz de herkesin hatırlayacağı üzere bir futbol mucizesi olan 22 nisan 2012 galatasaray fenerbahçe maçı.

    ikinci faktör takımın türk telekom arena'daki lig performansı. son iki sezonda 22 maçta 20 galibiyetimiz ve sadece 2 beraberliğimiz var. futbolla ilgilenen herkesin iyi bildiği üzere galatasaray, içerde farklı oynayan bir takım. bu durumun takıma verdiği özgüven de cabası. işin bir diğer güzel tarafı da fenerbahçe'nin deplasman performansı. şimdiye kadar lig+avrupa'da çıktıkları 8 deplasman maçında sadece 1, o da 1-0'lık konyaspor galibiyeti almışlar. bu maçların 5'inde gol dahi bulamazken, ligde de sadece kazandıkları maçta gol atabilmişler. bizim iç sahadaki defans performansımız da epey iyi bu arada. lig+avrupa'da toplam 7 karşılaşmada sadece 2 gol yedik ve bu 2 gol de penaltı.

    üçüncü faktör bana göre fenerbahçe'nin orta sahası. mehmet topal - jozef de souza gibi sert ve defansif bir ikili sonrası elif elmas - jailson ikilisi n'diaye - donk karşısında yumuşak kalacaktır. kaldı ki jozef benim için fener'in en iyi ve en sağlam oyuncusuydu. yeri doldurulamadı ve devre arasına kadar da doldurulamayacak. bizdeyse eksikler malum. serdar aziz, onyekuru ve eren'in son durumu henüz belli olmadığı için kesin bir şey diyemiyorum ama şu maçta sağlıklı bir fernando, nagatomo ve emre akbaba epey fark yaratırdı. yerlerine oynayacak oyunculardan ömer bayram soru işareti, donk elinden geleni yapar ama sağda kim iyi bir performans verebilir muamma. onyekuru yetişirse gözüm kapalı yazarım zira sinan gümüş maalesef ilk 11'de yedekten gelip verdiği katkının yarısını bile veremiyor. defansta da serdar aziz'in bir şekilde oynaması lazım. her şeye rağmen rakip fenerbahçe ve linnes-maicon-ozan-ömer bayram hattına karşı elbet bir şeyler üreteceklerdir.

    bir de işin ikili maçlar kısmı var. bakın fener'in bize önemli bir üstünlük kurduğu 2000-10 dönemi bitti. insanlar hala o süre zarfında fenerbahçe'nin bize aldığı bol gollü galibiyetleri hatırlıyor ama fenerbahçe'nin 2010 itibariyle bize karşı 3 gol attığı bir maç bile yok. 2010'dan beri oynanan 23 derbide fener'in 9, bizim 7 galibiyetimiz var. 7 de beraberlik söz konusu. gayet de dengeli bir durum. biz biraz daha kupa maçlarında öne çıkmışız, fener ise lig maçlarında ama bu süre zarfında fenerbahçe'nin bize karşı türk telekom arena'da oynanan 9 maçta da üstün oynadığı tek bir maç bile yok. tahmin edersiniz ki; tarihin en kötü başlangıcını yapmış takımın da bunu yapma şansı yok. iki son dakika galibiyeti, bir de mucize galibiyetleri var. adamların tek dayanağı da bu zaten ama papaz her zaman pilav yemez sevgili sözlük. tarihimizin en kötü zamanlarında bile sizi yendik diyen adamları yine çok kötü oldukları zamanda burada 3'lük yapıp silindir gibi ezmişliğimiz de var.

    uzun lafın kısası bu takıma güvenin ve inanın. hepberaber başaracağız.