• tolga ciğerci

    su ana kadar galatasaray formasiyla oynadigi resmi maclarda mac basina 8.2 top kapma, 12 km civari kosu mesafesi, mac basina 92 pas, %72 pas isabeti istatistikleri ile oynayan aslan parcasi. mac basina pas, kosu mesafesi ve top kapmada takim icinde lider durumda. arada sirada kotu oynar, lutfen saniyesinde basligina ususup ac kurt gibi saldirmayin. bu sezon belimizi dogrultmamizda en cok pay ona ve bruma'ya ait. bu cocuk 24 yasinda, boyle oynamaya devam etsin, en az 6 sezon parseller orta sahayi. sakin olun, elimizdeki degerlerin kiymetini bilin sevgili galatasaraylilar.
  • fatih terim

    arda turan meselesindeki tavırları geçmişte verdiği "aslolan galatasaraydır" demeçlerininin samimiyetini sorgulatıyor. hocanın egosu galatasaray sevgisinden büyük, bunu kabul etmek lazım. 3 ay önce olsa arda'nın adını anmayacak adam şimdi bu maganda için camiayı birbirine katıyor. gerçi mesele arda değil ben dediysem olacak, benim lafımın üstüne laf söyleyemezsiniz meselesi.
  • vedat muriqi

    fenerbahçe forveti. sezon başı almak istedik. anlaşılan bize tamam dedi. ama sonra kulüp başkanı gitti adamı fener'e sattı. şimdi orda top koşturuyor. hikaye sonu.

    falcao mu? ikinci bi drogba denemesi. drogba etkisi gösterse muriç'in lafını mı edecektiniz? üstüne gidip bi de fenerliyle dalga geçecektiniz. halbuki kullanım alanları farklı. ikisi beraber alınırsa ortaya karışık menü olur. birini kullanır ötekini yetiştirir. geçiş yapıp para da kazanıp geminizi yürütürsünüz.

    falcao gelsin bizi türkiye'de şampiyon yapsın diye alınmadı. şl'de gruptan çıkarsın diye alındı. adam da gitti saçma sapan bi sakatlığa yakalandı. ne yapsın yönetici. nerden bilsin. kulübün hafızası var. drogba'dan pozitif bir anı. aynısı denendi olmadı. ağır mı oldu faturası, evet. ders alınır, mı alınır. ama muriç'le kıyaslanıp alınmaz. drogba örneği var ama falcao örneği de var denir. "yaşı ilerlemiş yıldız forvet riskli olur" denerek alınır.
  • şenol güneş

    gündeme dair değil de, kendi gündemine dair açıklamalarına devam eden, gündem belirleyen güncel milli takım hocamız.

    türk futbol izleyicisinin hiçbir kesim ayırt göstermeksizin illallah ettiği bir dönemde, yabancı hakem ve dahi yabancı mhk başkanları bile dile getirildiği bir dönemde, her açıklanmasında yaptığı üzere beklentileri boşa çıkarmayıp yine ve yeniden şöyle bir açıklama yapmış:

    --- alıntı ---

    "borçların sebebi yabancı oyuncular. sayılar üzerinde durmayı doğru bulmuyorum ama madem soruluyor, 14 yabancı varken sahada 10 olsun dedim. ondan sonra kademeli olarak 8 ve 6 olabilir."

    --- alıntı ---

    tabii ki yabancı sınırı. evet! en büyük problemimiz! süratle çözüme ulaştırmamız gereken bir mesele! ah, şu yabancılar, dış mihraklar, iç minnaklar!

    neyse...

    kulüplerimizin borçlarının yabancı oyunculardan kaynaklı olduğu hangi araştırmaya, hangi rasyonel veriye dayanıyor. bilmek istiyorum. eğer biz yanlış biliyorsak, hatamızı kabul eder tavrımızı da ona göre şekillendirmesini biliriz. eğer böyle bir araştırma, veri toplama ve raporlama çalışması varsa duyurması ve kamuoyuyla paylaşılması icap eder. hem böylece savunduğu görüşlerinin daha fazla kişi tarafında savunulmasına katkı sağlamış olur. ha, böyle bir araştırmanın varlığından bile bahsetmemesi ise çok farklı şeyler söyler o başka. araştırma yoksa zaten şu söyledikleri kişisel gözleme dayanır ve bu durum mevki ve söz sahibi olan kendisinin bizden yani sıradan futbolseverlerden hiçbir farkının olmadığını gösterir. üstelik bizler, savunduğumuz görüşümüze bir dayanak noktası sunuyoruz en azından.

    hadi diyelim her şey sayın hocamızın dediği gibi olsun. işin yanı ise hocanın yabancı oyuncuyu kısıtlayarak kulüplerin borçlanmasının önüne geçeceğini zannetmesi. borcun kapanması değil de, yeni borçlanmaların önüne geçmesi bile olsa bu açıklama net olarak talihsizliktir.

    yabancı sayısına kısıtlama için yeni bir neden, yani kulüplerin borçlanması üzerinden yürüdüğü için oradan yürüyelim biz de. bu gerçekten ama gerçekten doğru mu? yani gerçekten kulüplerin borç batağında olmasının sebebi yabancı futbolcular mı? yoksa doymak ve ha keza iş bilmez yöneticiler mi? kendi reklamını yapmak için, kendi parası yerine taraftarın parasını iç edenler değil mi? kulüplerin borçlanmasının ve borçlarını ödeyemez hale gelmesinin sebebi sportif başarısızlık değil mi? uluslararası rakipleriyle rekabet edemezlik değil mi? iç rekabetteki çatışmalar ve başarıyla zorunluluk sebebiyle yükselen ama hiç de doğal olmayan "türk" oyuncu arz-talebi değil mi? doğrudur. yabancı futbolcular bir nedendir. fakat bu birincil neden bile sayılmaz. yöneticilerin iç bilmezlikleri ve türk futbol camiasının iç politika sorunlarına dayanan ikincil ve hatta üçüncül bir nedendir. yani bağımlı bir nedendir.

    eğer milyon avrolar kazanan futbolcular, sıradan vatandaşla kıyas kabul etmeyecek bir vergi cennetine gelmek istiyorlarsa bu kimin suçu?

    bu arada 'vergi cenneti'nin tabirinin söylenmesindeki asıl nedene bir bakalım isterseniz. tâ osmanlı'dan gelen bir gelenektir bu. bu memleketin vatandaşları her şeye vergi verirler. ama her şeye. o kadar çok vergi alınır ki verginin bereketinden dolayı cennet'e bir benzetme ilişkisi kurulur.

    oysa futbolcular öyle mi? çoğu vergi ödemiyor ki! kulüplerimiz sağolsun, illaki alacak ya, illaki getirecek ve taraftarın gözüne girecek ya, "vergini de ben ödüyorum ulan, bu da kıyağım olsun!" diyorlar çok şükür. o yüzden "vergi cenneti" tabiri de çok güzel yerlere çekilebiliyor pekala.

    yahu sen neden yabancıyı sınırlıyorsun ki? adam akıllı sistemini kursana! alsana vergini! hatta fazlasını. bak bakalım o zaman bir futbolcu alınırken kılı kırk yarmıyorlar mı? ha, bu kulüplere vergi affı da getirmeyeceksin.

    al lüks vergisini. eğer fazla yabancı oynatmak istiyorsan, eğer sahaya çıkabileceğinden daha çok yabancıyı kadronda tutmak istiyorsan, vereceksin vergisini, desene. ben o parayı türk futbolu geliştirmeye çalışanlara vereceğim desene.

    önce hesabını sorsana, o canım kulüpleri bu hale getirenlerden?

    ne kadar kolay, yabancıyı her şey güllük gülistanlık olacak, demek. ne kadar kolay ya? asıl meseleyi göz ardı et, şöyle bir üstten süpür, oh mis.

    tabi ki kolayına kaçmak varken neden zoru şeçelim ki! değil mi? daha uygulamaya koyduğun kuralı uygulamıyor ki senin başkanın, yapısal reform yapsın, bunun için ön ayak olsun.

    sürekli mazeret. al işte, bir başkası:

    --- alıntı ---

    "...sol bekte sayısal bir sıkıntımız oluyor. hasan ali gelmezse umut meraş dışında kim olur bilmiyoruz. tek tek bakmadan tüme bakarak denemeliyiz. deneyeceğiz, emre akbaba'yı da ilk hazırlık maçında deneyeceğiz."

    --- alıntı ---

    gerçi zamanında fatih terim de serdar aziz'in yokluğundan dem vurmuştu. hiç mi yok yani başka stoper, başka sol bek? alt liglerde yok mu? zeki çelik nasıl çıktı? hadi onu geçtim altyapılarda da mı yok? illaki büyük takımlarda, büyük paralar alan futbolcular mı oynamalı milli takımda? eğer hakikaten yoksa devlet veya federasyon politikası gereği yetiştirmeyi düşünemez miyiz? hiç mi yeteneği olan sol bek yok memlekette? herkes olmuş ve kıvama gelmiş mi olmalı? herkes yetenekli mi olmalı? hiç görev adamları olmayacak? hadi hiç yok. ama hiç mi hiç yok. illaki bekle mi oynamak zorunda bir takım? beksiz bir takım kurgulanamıyor mu? bir yenilik çıkaracak, futbol dünyasına yeni bir şeyler katacak belki de hiç mi futbol adamı yok?

    bilme makamındasınız sayın güneş.

    bu nedir yahu? herkeste bir mazeret, herkeste bir aklanma ihtiyacı.

    yahu ne boş yaptım var ya, şu kadar yazı yazdım.
  • christian luyindama nekadio

    ben bu adamı çok özledim yahu, şampiyonlar ligi maçlarımızda bile karakter koyan, oyuna her şeyini veren, formada değil ama yürekte 10 numara adam.

    sağsalim döneceksin inşallah ve bizimle birlikte daha büyük başarılara imza atıp kimbilir belki de çok iyi paralara satılıp avrupa'da oynayacaksın.

    lemina ve luyindama, parasını sonuna kadar hakeden oyuncular, seviyoruz sizleri.
  • dünya futbol tarihinin en büyük şikesinin sonucu

    sonucu şudur: şike olmuştur ama bunu cemaat ortaya çıkarmıştır. cemaatin ortaya çıkarma sebebi ise şikeyi yok etmek, adaleti sağlamak, suçluları futboldan uzaklaştırmak vesaire değildir. mesele aziz yıldırım'dır, mesele ölünceye kadar kulüp başkanlığını bırakmayacak bir adam yerine kendi adamlarını fenerbahçe'nin başına geçirmektir. dolayısıyla asıl mesele bu ülke açısından şike hiçbir zaman olmadı.

    üç yanlış bir doğruyu götürdü beyler. bu ülkede darbe planları da yapıldı, şike de oldu, yolsuzluk da oldu ama bunların hepsi de bir amaca hizmet ediyordu. bu davalarda büyük iftiralar da vardı. davalardaki bazı deliller hukuka aykırıydı. kısacası bir süreç olarak oldukça sulandırılmış davalardı. yani bu davalar cemaate hizmet ediyordu. adalet bir amaç değil bir araçtı. maalesef bunun ceremesini bugünlerde ülkenin orman kanunlarıyla yönetilmesiyle, ülkede yargıya güvenin %10'lara kadar düşmesiyle hep beraber ödüyoruz. bu ülkede artık bir suçlu "bunu fetöcüler yaptı, kumpas bu, en büyük akpli benim" diyerek fiillerini temize çıkarabilmektedir. mahkeme buna inanmasa bile halk bu söylemlere inanıyor. yetmez mi?

    işin fifa-uefa boyutuna gelirsek fenerbahçe oradan da az bir bedelle kurtuldu. bundan sonra da bir şey olacağını sanmam. trabzonspor asla bu işin peşinde değil. yeni çıkan infantino haberleri de muhtemelen onu fifa başkanlığından indirme planları yapan kişilerin işi. şike olayı yine bir araç, bir amaç asla değil. infantino rüşvet almışsa başkanlığı gider ama şikeyle ilgili yeni kararlar alınmaz. kimsenin sikinde değil çünkü. muhtemelen bırakın da kendi boklarında boğulsunlar diyorlardır.