• jan olde riekerink

    algı nedir? nasıl yaratılır?

    aslında riekerink ile alakasız iki soru cümlesi yukarıdakiler. neyse bunun izahına sonra geleceğiz.

    kişiler değişecek olaylar aynı kalacak, bazen olaylar da değişecek tepkiler aynı olacak:

    terim sonrası mancini dönemi: ilk maçtan itibaren antrenörün imzasını gördüğümüz hissettiğimiz bir dönem oldu. deplasmandaki juve maçında mancini'nin oyun şablonları sayesinde puan aldık ki hakem müsveddesi olmasa maçı rahat rahat yayıla yayıla kazanacaktık. ligte de iç saha performansı son 10 yılın en iyisi olabilir muhtemelen. sadece skor olarak mı iyiydi peki, hayır efsane top oynuyorduk iç sahada. terim dışında ilk kez bir hocanın döneminde ''ya kesin kazanırız'' havasıyla maçları bekliyordum mesela. tabi bu söylediklerim iç saha için geçerli. deplasman da bunun tam tersiydi işte. orta alan mücadelesi ile geçen, maçın bir bölümünü rakibi kilitlemekle geçirdiğimiz ve pozisyona girsek dahi umut gibi kazmalar yüzünden kaçırdığımız maçlardı bunlar. şimdi dikkat!

    ''maçın bir bölümünü rakibi kilitlemekle geçiriyorduk'' dedim, kapanıyorduk yaslanıyorduk demedim.

    esasında mancini'nin ne kadar iyi taktisyen jor bey'in de ne kadar berbat bir antrenör olduğu buradan anlaşılıyor. jor zannediyor ki gol yememenin tek yolu on kişi kapanmak, defansa gömülmek. bu kadar basit düşünüyor çünkü taktik bilgisi yok adamın. ama mancini ne yapıyor gol yememek için, stoperleri öne çıkartıp orta sahayı da kısa mesafede tutarak rakibin ortadan geçmesine olanak vermeyip kanatları da defans esnasında geriye getirerek santranın 5-10 metre bize yakın kısmında rakibi durduruyordu. malumunuz en az gol yediğimiz dönemi yaşadık mancini ile. keza terim de gol yememek için varsa yoksa hücum etmeli, rakibi boğarsak zaten kalemize gelemez anlayışıyla takımı sahaya çıkartıyordu. bu da çok başarılı bir anlayış günümüzde sampaoli'nin uyguladığı gibi.

    mancini'nin beğenmediğimiz deplasman futbolu bile bu riekerink'in iç saha maçlarından daha güzeldi. birisi yaz ise diğeri kış.

    prandelli dönemi:hiç yok kondisyon yükledi yok şöyle yaptı demenin lüzumu yok net kötü teknik direktördü. mancini döneminin kadrosundan pek farklı bir kadro değildi kendisindeki kadro ama oyun olarak çöktük. oyuncuların bireysel performansları düştü. bruma gibi bir oyuncuyu yedeğe hapsetti. yasin'den bek yarratmaya çalıştı. sneijder'den ön libero, melo'dan stoper oldurmaya çalıştı ki hepsi facia ile sonuçlandı. malum bir dıortmund maçı var ki ilk onbiri görünce kalp krizinin eşiğinden dönmüştüm. eyvah dedim o an mahvolduk. neticede de dörtlenmiştik.

    peki bu kadar kötü olan prandelli ile jor arasında ne fark var? şunu da belirtelim prandelli net kere net jor'dan daha iyi bir antrenör. en azından futbolcu portföyü olsun, yardımcılarının kalitesi olsun bir farkı vardı. hiç değilse bir tarzı vardı imzası vardı. jor'da imza da yok.

    hamzaoğlu dönemi: ilk sezonu yoktan var etti şampiyonluğu. muslera ve sneijder sayesinde şampiyon olduk diyenler oluyor gülüyorum. muslera ile sneijder mancini döneminde de vardı prandelli döneminde de vardı. ama oynanan oyun çok daha farklıydı. prandelli ile kaybettiğimiz süper kupa maçını hatırlayın, ilk defa utanmıştım bir maçı izlerken öyle ezildik maç boyunca. bir de ikinci devre oynanan derbilere bakın fark belli oluyor zaten. motivasyon da teknik direktörlüğe dahildir bunu hiçbir zaman anlayamıyoruz. hamzaoğlu güzel mentörlük yaparak takımı şampiyon yaptı ve oynanan futbol şahsen bana keyif verdi. ikinci sezonunda yapılmayan transferler, ibrahimovic olayı, cüneyt tanman falan derken zaten kendisine karşı önyargılı olan taraftarı ateşledi ve resmen isyan çıktı. puan olarak kötü değildik oynanan futbol her ne kadar şampiyon olduğu sezona nazaran kötüyse de mesela bugünkü futboldan kat kat iyiydi ama dursun özbek paçayı kurtarma adına hemen yolladı kendisini. bu dönemde takımda kondisyon eksikliği de gözleniyordu onu belirteyim. ayrıca oyuncularla olan polemikler de kötü etkiledi takımı. bunda da sorumlu teknik direktördür.

    denizli dönemine yorum dahi yapmıyorum.

    jan olde riekerink dönemi: kadro...

    deniyor ya elindeki kadro kötü diye. bakın kadroları kıyaslayalım:

    mancini dönemi------------

    muslera

    eboue(bitikti) chedjou hakan balta telles

    selçuk melo

    hajrovic sneijder aydın(umut)

    burak yılmaz(drogba sakatlıklarla uğraşıyordu)

    --------
    prandelli dönemi--------

    muslera

    tarık chedjou semih hakan

    selçuk melo dzemaili sneijder

    burak pandev

    -----------

    hamzaoğlu kadrosu da aynıydı.

    jor-------

    muslera

    sabri(cavanda- linnes) chedjou hakan carole

    tolga de jong(selçuk)

    yasin sneijder bruma

    poldi(eren)

    yedeklerde de josue, sinan, serdar aziz, semih gibi isimler var.

    --------

    *allah aşkına hangi kadro daha iyi hangi kadro daha kötü gözünüzü seveyim. defans kötü deniyor, eee elinde dany ve eboue bombası olan mancini aynı takıma en az gol yediğimiz dönemi yaşattı o ne olacak?

    *başkan ve yönetim kötü diyorsunuz, tamam kötü kötü de hamzaoğlu faruk süren'le mi çalıştı da şampiyon yaptı?

    * hamle şansı yok deniyor hangi teknik adamın elinde josue, sinan, semih, serdar, chedjou, linnes gibi bir yedek kulübesi oldu?

    * puan olarak iyi topladı deniyor, şu takımdan bruma'yı çıkarttığında da aynı puanı toplardı diyebiliyorsan hak vericem sana. (bruma katkısını mentörlüğe bağlayamayız, gitti geldi ve ispanya'dan sonra gelişti yani teknik direktörden bağımsız bir formu var.)

    eee kardeşim bu adam neyi iyi yapıyor ya? tüm maç yaslıyor takımı geriye ama her maç gol yiyoruz ne iş. savunmanın da hücumun da bir adabı olur bu adam karambole götürüyor her şeyi. hani diyorlar ya nesi kötü adam gibi izah edin boş konuşmayın diye, allah aşkına bir babayiğit çıksın da şu adam neyi iyi yapıyor hepimize tek tek bilal'e anlatır gibi anlatsın da hepimiz rahatlayalım. bizim göremediğimiz neyi görüyorsunuz bu adamda anlayamıyorum. takım tuzlaspor'a karşı bile oyun olarak eziliyor ama hala ''ya gitsin de yerine kim gelsin'' diyorlar. ya kardeşim birinin gelmesine gerek yok ki. ben çıksam takımın başında emin olun tuzla'ya karşı bu kadar ezilmeyiz. hayır ezilsek ne farkeder ki zaten şuan da eziliyoruz. ne kaybedeceğiz yani?

    bir de öyle bir algı yaratılıyor ki kendisini istemeyenler sırf terim'in intikamını almaya çalışıyor diye istemiyormuş falan. hangi kafa abi bu? demek bunu diyenler zamanında birilerinin intikamını aldı ki şimdi de karşılarındakileri böyle bir şeyle suçluyorlar. psikolojik bir vaka gibi duruyor. bugün riekerink gitsin diyenlerin çoğu sezon başında riekerink'e tam destek verdik, övdük, arkandayız hocam dedik. kendi düşen ağlamaz. sen gençlere şans verdiğin yerde birden sabrileri hakanları oynatırsan, gençleri kesersen, sen önde basan takım istiyorum deyip tüm maç kapanırsan ezilirsen ağlamayacaksın. bir şeyleri iyi yaptığı için övdük ve destekledik. yine bir şeyleri kötü yaptığı için de eleştirip istemiyoruz.

    benim birkaç ay önce riekerink için övgü dolu şeyler yazdığım entryler hala duruyor. madem terim'in intikamını alıyorum niye bu adamı kör kütük sevmişim desteklemişim zamanında? hayır zaten olayın terim ile ne alakası o da ayrı komedi. aklılları fikrleri terim'de. patlayan bombaları da terim'e bağlayacaklar yakında.

    kendisi için 2 eylül 2016 tarihinde yazdığım entry şöyledir:

    --- alıntı ---
    futbolun basit bir oyun olduğunu bizlere tekrar gösteren adam gibi adamdır kendileri. geldiğinden beri neler yaptı bu adam bir sayalım:

    1) takıma daha geçen seneden kazandırdığı bir husus var, duran top etkinliği. gerek varyasyonlar olsun gerek pozisyon alma olsun güzel bir gelişim gösterdik. kaldı ki savunmadaki duran toplarda hala eksiğimiz olsa da hücumda sıkıntı yaşamıyoruz. sıkıntı yaşamayı bırakalım avrupai bir varyasyon envanterimiz mevcut şuanda.

    2) top rakipteyken çoğu zaman 11 kişi topun arkasına geçip takım halinde savunma yapıyoruz ve bu da orta alandaki eksiklerimizi önemli ölçüde kapatıyor. hatırlarsanız hamza hoca ve denizli dönemlerinde top rakibe geçtiğinde sneijder bir uçta, forvet bir uçta, yasin bir uçta kalıyor orta alan pişmaniyeye dönüyordu. jor hocamın en büyük taktiksel artılarından birisi bu özellik oldu. top rakibe geçtiğinde takım olarak topun arkasına geçiyoruz ve işin tuhafı bu taktik hollanda ekolünde çok da iyi uygulanamamış bir taktiktir. daha çok italyanlar sever bunu.

    3) tarık, umut, olcan, jpk, dzemaili, jose gibi yetersizlerin kesilmesi ve kadroda vasıfsız oyuncu sayısının neredeyse sıfıra indirilmesi de takımdaki havayı çok olumlu etkiledi. bu kesik operasyonunun iki getirisi var. birincisi, takım içindeki konsantrasyon ve hırsı üst noktalara çeker. ikincisi de hocaya olan saygıyı artırır.

    4) gönderilen oyuncuların ortak noktası dinamizm eksiklikleri, aynı şekilde alınan oyuncuların da hemen hemen hepsinin en büyük özellikleri dinamik olmaları. bu noktada gözlemlediğimiz husus şu olur, demek ki jor hocam çok iyi bir analiz yapmış geçen senenin son 7 haftasında. neredeyse 3 yıldır söylediğimiz şey olan dinamizm sorununu ilk defa bir teknik adam böylesine hızlı teşhis etmiş ve neşteri en doğru şekilde vurmuştur. günümüzün yanında geleceği de kurtarmak istiyorsak dinamizm sorununu çözmek lazımdı ve çözüldü. kısmet olursa seneye avrupa'da bahsettiğim dinamizm artısını göreceğiz. kevgire dönmekten kurtulacağız bana kalırsa ve başa baş, dişe dişe mücadele eden bir takım göreceğiz.

    5) koşu mesafeleri: geçen sene bazı maçlarda 100 km'nin bile altında kalıyorduk. ortalamamız ise 102-103 falandı. bu sezon daha ilk maçta 109,5 km koştuk. son 5 senenin en iyi istatistiklerinden biri muhtemelen. akhisar maçında ise koşu mesafesi azaldı ancak bunda rakibin etkili olduğunu da söylemek lazım. akhisar çok dağınık ve takım boyunu uzun tutarak oynadığı için koşmaya gerek kalmadı. 7 ila 9. haftalar arası kondisyon konusunda zirve noktayı görebiliriz. benim bu sezon beklentim bazı maçlarda 115'i görebileceğimiz yönünde. özellikle rakip sağlamsa bu mesafeler artacaktır. diri bir takım görüyoruz. dinamizm üstüne bir de dirilik eklendiğinde coşkulu bir takım seyredebiliyoruz doğal olarak.

    6) jor hocamın galatasaray'ın arzuladığı futbolu iliklerine kadar öğrenmiş olması da çok hoş bir özellik. bizden daha iyi biliyor neredeyse esas galattasaray'ın nasıl oynaması gerektiğini. karabük maçında çok eleştirdim takımı. gerçekten çok kötü bir futbol oynamıştık ancak gördük ki karabük inanılmaz bir takım. ilk 5'i zorlayabilecek potansiyelde bir takım kaldı ki 118 km koşmaları dahi çok büyük bir dezavantajdı bizim için. maçtan sonra hocanın açıklamalarını merakla bekledim. acaba önceki teknik direktörler gibi ırın kırın edip zamanla çözeceğiz mi diyecekti yoksa kötü oyunu yerden yere mi vuracaktı çok önemliydi bu. ve çıktı aslanlar gibi kükredi resmen. tüm takımı ateşin işine atıp sopayı gösterdi. galatasaray böyle oynamamalı, rakibi boğmalıyız dedi. o zaman ikna oldum zaten jor hocam hakkında. akhisar maçında da resital izledik.

    7) alt yapının tesisi: bu aşamadaki çalışmaları önümüzdeki yıllarda daha sağlıklı değerlendiririz ama her oyuncunun ismini teker teker ezberlemiş olması bile ne kadar önem verdiğin gösterir hocanın. alt yapıda da sağlıklı bir yapı kurabilirsek ileriki 10 yıla damga vurabiliriz.

    8) oyuncu tercihlerinde tarafsız ve doğru tercihler yapması, yeri geldiğinde kesik atıp yeri geldiğinde onurlandırması büyük niceliklerdir. takımdaşlığı artıran unsurlardır.

    yolun açık olsun riekerink bey!!!

    --- alıntı ---

    bu entryi giren insanın riekerink'e karşı ne gibi nefreti olabilir. benim gibi olan çok kişi var burada. 2 eylül'de bunları demişim ama jor efendi 2 eylül'den sonra yaptığı tüm olumlu işlere gelişine kafa attı resmen. biz napalım yani?

    sinerji yaratıp takıma kötü futbol oynattığımız falan mı düşünülüyor ki anlamadım.

    kimsenin bu adama karşı bir olumsuzluğu yokken kendi kendine olumsuza çevirdi her şeyi. hala savunacak kişiler vardır elbet ama savunanlardan ricam lütfen tek tek ve taktik boyutu da katarak izah etsinler bu adam neyi çok iyi yapıyor neyi iyi yapıyor. gerçekten onların düşüncelerini bilmek istiyorum, merak ediyorum.

    yerine kim gelsin diyenler de oluyor haklı olarak, ben şöyle cevaplayım bu soruyu:

    1) bruno labbadia

    2) norbert meier( çok başarılı biri değil ama almanya'da altyapı işlerinde bilirkişilerden. jor gibi belgesiz bir altyapıcıdansa teknik direktör belgesi olan ve alman altyapı uzmanlarından birini getirmek mantıklı olur. denemeye değer.)

    3) dieter hecking(ortası yok, hafif kırık bir adam,oynattığı futbol bize uygun. gerets'in alman versiyonu)

    4) marcelo bielsa( çok başarılı bulmasam da güzel futbol oynatır, ama gelmez.)

    5) bernd schuster (riekerink'dense bin kere tercih edeceğim futbol adamıdır. kariyerini tartışmaya gerek yok. beşiktaş ile de çok kötü değildi, malzemesi o kadarlıktı.)

    6) roberto mancini (eski aşk. bin kere daha iyi futbol oynatır. jor'u gördükçe mancini aşkım depreşiyor zaten. gelmesini çok isterim. daha farklı olacağını hissediyorum. içip içip aranan eski sevgili)

    7) laurent blanc(riekerink'e çantasını bile taşıtmaz. taktikse taktik motivasyonsa motivasyon. başarılıdır, bilgilidir, karizmatiktir, asildir.)

    8) marco silva (genç, başarıya aç ve deli gibi başarılı. sanıyorum 40 yaşlarında ama iyi işler yaptı şimdilik. gelmesini çok isterim. yeri gelir savunma yaptırır yeri gelir rakibi yarı sahadan çıkartmaz.)

    9) besnik hasi ( ehhh)

    10) murat yakın (bu 10 isim arasında en son tercih edeceğim isimdir. taktisyenliğine yorum yapmayım ama motivasyon kısmı çok eksik. kenarda izler ancak.)

    on tane isim verdim ki daha da uzar bu liste. hepsi de oluru olan isimler. diyeceğim o ki her türlü teknik direktör bulunur yeter ki o vizyona ve akla sahip olalım.
  • burak yılmaz

    şu an maçtayım ve ilk defa burak'ı canlı olarak çin'de izliyorum. ikinci yarı az önce başladı. ilk yarıda akıl almaz bir altı pastan ıska geçti. akabinde buradan gördüğüm kadarıyla pek de olmayan bir penaltıyı gole çevirdi. ancak takımın en etkili ismi kendisi.
    stadyum kültürü bizden çok farklı burada. şansa bir tedarikçi ziyaretinde denk geldi ve burak'ın takımın deplasmana geleceğini öğrendim ve sırf bu gece başka şehre geçmem gerekmesine rağmen izleyebilmek için kendisini yarın sabaha bıraktım yolculuğu.
  • mario gomez

    sightorsson diye bir oyuncumuz var allah sizi inandırsın. faksı falan tamam ha bu sefer. kesin bizde yani. gençten de bir çocuk hocam. dengesiz biraz ama yetenekli kerata. ingiltere'nin fişini e çeken çocuk ha! hatırladın? hani tıngır mıngır bi gol atmıştı. hah! o işte. o bizde abi. kesin bilgi bak yay ha?
    gomez? abi şimdi bunu alırsın. kaprisli adamdır bu. eren'i kesmen lazım. sightorsson'u tribüne yollaman lazım falan. çocuk kiralık bi de hocam. yazık. tutarsa bi de sevdirirsek bonservisini de alırız bak. kafa rahat eder. piyasası da var. gençten demiş miydim. her türlü okuturuz yani sonra; icabında. şimdi bu herif gelirse, olmaz abi. bi de formsuz. kafadan 4-5 haftası var. ikinci devre yanlış anlama da 4-5 maçta bi bakmışsın avrupa ligi derdine düşmüşsün şampiyonluk kovalarken. aman diim abi. ne gerek var aksiyona. ha, allah muhafaza eren ağır sakatlanır, sightorsson dikiş tutmaz falan. poldi de düzgün dönemedi diyelim. o zaman tekrar konuşuruz. olmaz mı canım abim? öyle yapalım bu konuyu.
    hadi çok öpüyorum.
    yengeye, çocuklara çok selamlar saygılar abim.