• burak yılmaz

    eğer ki ben,

    - son iki sezonun birisinde 19 gol, diğerinde ise 32 gol atıp bir de gol krallığı alsaydım,
    - bu iki sezonu takip eden sezonda henüz 14 maç olmuşken 8 gole ulaşsam ve bu 8 golün 6 tanesini içeride oynanan son 6 maçta kaydetsem ve hatta bu alanda hakan şükür gibi bir golcünün rekorunu egale etmiş olsam,
    - şampiyonlar ligi'nde 6 maçta 6 gol atıp takımımı bir üst tura taşısam. şampiyonlar ligi gruplarında en çok gol atan türk oyuncu rekorunu bu tip maçları defalarca oynayan hakan şükür gibi bir golcünün elinden alsam. şampiyonlar ligi gruplarında gol kralı olsam ve sadece cristiano ronaldo benim kadar gol atmış olsa. onu da dakika başına atılan gol ortalamasında geride bıraksam,
    - son 2.5 senede hayvan gibi antrenman yaprak gol vuruşlarımı 10 üzerinden 2'den 10 üzerinden 7'ye çıkarsam. kafa vuruşlarımı 10 üzeriden 0'dan 10 üzeriden 6-7 gibi değerlere taşısam.

    ve bunlara rağmen hala burun kıvırsalar bana, beğenmeseler beni yemin ederim isyan edip terör örgütü kurardım.
  • dursun aydın özbek yönetimi

    ne istediklerini gerçekten anlamadığım topluluk.

    ve bunu yazarken de ciddiyim. baya baya, anlamıyorum yani ne istiyorlar ki galatasaray'dan daha?
    reklam mı? dibine kadar yaptı zaten. ha iyi yada kötü burasını tartışmam ama bir şekilde bugün ülkedeki insanların sporla ilgilenen her birisi dursun özbek ismini duydu değil mi? ki bu ülke nüfusunun %90'dan büyük bir oranına tekamül eder, muazzam bir tanınırlık kattı kendisine de otellerine de.

    yahu, çıkıp "1 tl bile olsa kâr edeceğiz" dedi ayakta alkışladı bütün salon. 240 milyon tl zararımız var, her gün de artıyor. bu 240 olan zarar tablosunun içerisinde mi bilmiyorum ama 508 milyon tl'lik riva + florya anlaşması karşılığında 342 milyon tl kredi çekilmesine rağmen bu durumdayız. böyle bir zarar tablosu ile dünyanın herhangi bir yerinde karşılaşamazsınız. imkansız!

    kardeşini getirirken "florya'nın tadilat işleri ile uğraşacak" demişti, hatırlayanlar vardır. hangi tadilat ya? florya'da altyapı takımlarının oynadığı sahanın görüntüsü burada işte, nasıl tadilat yapılmış ki saha tarla olarak bile kullanılamayacak halde? https://pbs.twimg.com/media/C7XKEIoXgAAYEip.jpg

    hadi tamam, diyelim ki futbolla uğraşacak kimse kalmadı kardeşi oradayken uğraşayım dedi. tamam da, benim takımımda sezonun başından beridir kavga küfür gırla gidiyor zaten. kadıköy'de selçuğun yedek kulübesinde ayhan'a sövmesini mi unuttunuz? bu haftaki kavga haberi yeni değil ki bizim için, bunun olacağı zaten belliydi. su testisi su yolunda kırıldı işte. futbol takımıyla uğraşırken bu seviyede mi oluyor işler?

    basketbol desek ayrı facia. ergin hocanın bireysel hataları ayrı. ama senin altyapıdaki basketbolcun (alper demirel isimli genç) a takımın koçuna ve onu destekleyen taraftara bir taraftar grubunu savunarak ana bacı küfür ediyor? bununla ilgili ne yapabildiniz peki? https://pbs.twimg.com/media/C7B8j0vWkAA0sj7.jpg

    abi 2 senedir yönetimde bu güruh. başkan olacak zat-ı şahane'nin yaklaşık 1 sene de önceki yönetimde mali durumla ilgili bir görevi vardı. etti mi sana 3 sene? 3 senede ne gibi bir artı kattınız, ne yaptınız da bugün halen ısrarla olmayacak duaya amin diyerek o koltuklarda oturmayı içinize sindirebiliyorsunuz?

    vallahi anlamıyorum, billahi anlamıyorum. düşünmekten kafam çatlayacak. ben bu insanların galatasaray'lı olmadığı düşüncesinden başka hiç bir açıklama, mantıklı bir sav bulamıyorum. galatasaray armasını yerlere atıp, sürükleyip, üzerine çıkıp çiğneyip de bir de "ben galatasaray'lıyım" nasıl diyebilir abi bir insan? lan ben yere atılmış store poşeti, onu bile geç store'un önünde yere atılmış ürün etiketi - paketi falan görünce kaldırıp alıyorum yerden çünkü içim el vermiyor o kutsal armanın yerde kalmasına. beyefendi gelmiş "ben galatasaray'lıyım" diyor. nasıl abi aklım almıyor benim varsa açıklayabilen gelsin sabaha kadar konuşalım gerekirse ama birisi açıklasın ya bana.

    ve belki de en önemli konu. bu yönetimin içerisinde yer alan işini düzgün yapan insanlara bile duyulan nefret. ki 1 tane var işini doğru yapan (bkz: ali yüce) ancak o adama bile nefret duyan taraftarlar var, inanılır gibi değil. ya resmi twitter hesabını açalım şimdi gelin, atılan her twitin altına bakalım. küfür mü ararsın, ölmelerini isteyen mi ararsın, adamın ölüsüne dirisine etmedik küfür bırakmadılar 2 senedir ya. hadi bırakmadık diyip kendime de batırayım iğneyi, ben de ettim. pişman da değilim çünkü bu armayı bu kadar yerlerde sürükleyebilen kim olursa olsun küfür de ederim, yarın öbür gün karşıma çıksa darp da ederim. benim canım, ciğerim çünkü galatasaray abi, onu göz göre göre kötü olmaya iten herkese nefretim bakidir.

    neden yahu neden? neden halen ısrar? neden halen çaba? olmuyor kardeşim, bu otel değil. otel yönetebilirsin, mükemmel de olabilirsin o işte ama burası otel değil yahu şunu bir zahmet o kafanıza sokun artık! spor kulübünün genel kurulunda açılış konuşmasında çıkıp 1 saat 15 dakika konuşup bunun içerisinde spora 5 dakika ayırıp 1 saat 10 dakika inşaat anlatılır mı lan spor kulübüyüz biz?

    hayır bir de farkında değiller, ısrar ettikçe daha beter oluyorlar.
    her gün bu insanlara duyulan nefret artıyor, daha yukarıya tırmanıyor.
    kulübün durumu her geçen gün daha kötüye gidiyor.
    daha neden yani? neden abi? başarısızlığı kabul etmek bile bir erdem değil midir insan için? bu erdeme sahip değil misiniz? hiç mi bu erdeme sahip olanınız yok içinizde? biz sizin yerinize utanmak zorunda mıyız ya? ben utanıyorum, cidden. takımla bu kadar ilgiliyim, ilgili olmayanlar soruyor "bu başkan istifa etmeyecek mi?" diye insanlara "etmeyecek" derken utanıyorum ben, ötesi var mı bunun?

    lütfen. artık istifa edin, yolunuza gidin. başarısızlığı kabul etme büyüklüğü bari sizin olsun siz giderken.
  • ozan muhammed kabak

    vfb stuttgart'ın yeni topçusu.

    bayağıdır adı üzerinde tartışmalar dönüyor. dün gerçekleşen transferi sonrası artık daha sağlıklı yorum yapmak mümkün ancak kendisini savunan arkadaşların görmek istemediği bir şey var; kendisi bize 5 ayda 11 milyon kazandırdı eyvallah da, peki galatasaray ona neler kazandırdı? avrupa'da sürecek bir kariyer ve bol sıfırlı yeni kontratlar olabilir mi? bunu niye düşünmüyoruz, niye alacaklı olan hep karşı tarafmış gibi hareket ediliyor?

    olayın bir başka yönü de; bir aydır ''gidecem de gidecem'' diye tutturan henüz 18 yaşındaki bu ''çocuk'' üzerinde emeği bulunan hocası gitmesi için doğru zaman olmadığını 15 gün önce belirtmiş, kendisi ''hocamla 1likte'' pozu vermişken yine neden ilk fırsatta kendisini yurt dışına atmaya çalıştı? hiç bana kulüp sattı demeyin, kulüp sattı çünkü satmanın en kolay olduğu futbolcularımızdan biri sürekli gitmek için mızmızlanıp duran ozan'dı.

    yine kendisi savunulurken öne sürülen argümanlardan biri fesih maddesinin üstünde bir paraya gitmesi; ozan bunu da yapmaya mecburdu çünkü 7.5 milyon euro'ya kaçar gibi gittiği vakit alacağı tepkileri, kulübün kapısının kendisine belki artık ömür boyu kapanacağının farkında. burada herkesin çok övdüğü o 3.5 milyon euro'luk fark vefa ya da taraftarlık bağı değil, pragmatist bir reflekstir. ozan için de akıllıcadır. görüldüğü üzere taraftarın gazı 3.5 milyon euro'ya alınabiliyor. ayrıca yönetim veya teknik ekipten gelebilecek olası serzenişlerin de önüne geçmiş oluyorsun böylece. kaldı ki bayağı da büyük para gerçekten, bozdura bozdura harcarız. harcarken de ozan'ı hatırlarız.

    ozan iyi bir galatasaraylı olabilseydi sene sonunda belki yenilenmiş bir sözleşme sonrasında kulübüne çok daha büyük paralar kazandırarak giderdi, 3.5 milyon euro'su kendisine kalsın. sezon sonunda şu an kendisini isteyen takımlara yine gidebileceğini bilmiyor mu kendisi, çok iyi biliyor ama bir an önce kendisini yetiştiren takımını terk etmeyi tercih etti. burada bazı arkadaşların çok saf olduğunu görüyorum o yüzden, parmağın işaret ettiği yeri görüyorlar sadece.

    ozan kabak galatasaray'la aidiyet bağı olmayan, kulübüne vefa duymayan, taraftarlık bağı zayıf, ''profesyonel'' bir futbolcudur. ''galatasaray'ın çocuğu'', ''aslan parçası'' gibi tabirlerin kendisine yakışmadığını düşünüyorum. benim için de sevimsiz bir kişilik olarak kalacak hep. ayrıca fatih terim'i de zerre kadar tanıyorsam bu çocuğa tıpkı 2011'deki apar topar ayrılışının ardından arda'ya olduğu gibi sağlam kurulmuştur. dışarıya belli etmez hoca ama bu tip davranışlardan hiç hazzetmez.
  • oktay mahmuti

    johan elmander'in röportajından sonra (bkz: #829522) üşenmedim oktay mahmuti'nin de galatasaray dergisine verdiği röportajın tamamını yazdım.

    ***

    yenilmaz armada'ya çıkan yol;

    "oktay mahmuti"

    -üsküp doğumlusunuz, kaç yılında istanbul'a geldiniz. istanbul üniversitesi eczacılık fakültesi mezunusunuz. mesleğinizi yapmanızı engelleyen ve spor tutkusunu yüreğinize düşüren ne oldu?

    1991'de türkiye'ye geldim. 91 ekimi'nde hatta. şu anda 20 yıl oldu türkiye'deyim. her çocuk gibi spora ilgi duydum, öyle başladı ama eğitimimi de ihmal etmemeye çalıştım. neticede isteyerek ve severek başladığım bir şey basketbol ve sonuçta işime dönüştü. doğup büyüdüğüm coğrafya yugoslavya bilindiği gibi sporun içinde olan, basketbolun ön planda olduğu bir yer. bunun da etkisi var elbette.

    -euroleague'nin gelmiş geçmiş en iyi on coachı arasına seçtiği zeljko obradovic 1960 doğumlu ve 29 yaşında baş antrenör olmuş. ettore messina 1959 doğumlu ve 30 yaşında baş antrenör olmuş. 1968 doğumlusunuz ve 33 yaşında baş antrenör oldunuz. messina ve obradovic görevlerini yaklaşık 20 yıldır sürdürüyor. siz de on yıldır bu konumda görev yapmaktasınız. yolun daha yarısında mısınız?

    çok farklı örnekler aslında. bu meslekte çok büyük planlar yapma ihtimaliniz pek yok. antrenörlük yapıyorum, işimi en iyi şekilde yapmaya gayret gösteriyorum. bütün heyecanımla yapmaya çalışıyorum ve bu işten keyif alıyorum. olaya bu şekilde bakıyorum. yarın öbür gün o planları, burada olacağım veya ne yapacağım onları çok fazla görmek ve uygulamak çok kolay bir şey değil.

    -bu isimler belki de bir önceki jenerasyon; xavi pascual 1972 doğumlu, simone piagiani 1969 doğumlu, yeni nesil denilebilir. 2008-2009 eurocup'ta yılın koçu seçildiniz. 10 kupa kazandınız. aydan siyavuş(7) ve aydın örs'ün(6) ardından geliyorsunuz 4 şampiyonlukla. taraftar sizi bu isimlerle eşdeğer görüyor.

    antenörlüğe başlarken hedefim en üst seviyede bir kulüpte çalışmaktı ve bu yönde bir gayretim vardı. bunu yakaladıktan sonra artık gayretim oralarda kalabilmek üzerine, o seviyede tutunabilmek, oralarda mücadele edebilmek. efes pilsen'de euroleague'de oynayarak bunu başarmıştım. ondan sonra da orada kalmanız gerekir. oraya ulaşmak ne kadar zorsa orda kalabilmek de aynı şekilde zor.

    -galatasaray'a geldiğinizde verdiğiniz ilk röportajda hedefi rekabetçi kimlik, gelenek sahibi, güzel basketbol oynayan, mücadeleyi etmeyi düsturu haline getiren bir takım yaratmak olduğunu belirttiniz. 16 ay geçti, bbl'de final oynandı, kulüp tarihinde ilk kez euroleague'e kaldı, 16 yıl sonra müzesine kupa taşıdı. hedefin neresindeyiz?

    bence o gün söylediklerimle bugün arasında hiçbir fark yok. rekabet eden, mücadele eden bir karakter, gelenek sahibi olma sahibi olma parolasıyla yola çıkıldı ve bunun devam ediyor olması önemli. dolayısıyla aldığımız kupa, kazandığımız maçlar, bulunduğumuz konum bizi asla tatmin etmemeli ama aynı zamanda yolumuzdan vazgeçirmemeli. eğer ki bu yolun doğru bir yol olduğuna inanıyorsak bundan vazgeçemeyiz. bu anlayış, kulübün vizyonu olmalı buna göre. oktay mahmuti var veya yok. oktay mahmuti galatasaray'ın ömür boyu antrenörü olmayacak ama üst seviye bir kulübün yolu bu olmalı diye düşünüyorum. yani neresinde olduğumuzdan ziyade bence konuşmamız gereken hala bu yolda olduğumuz.

    -günü kurtarmak yerine bir program uygulamak, yapılanma sürecine girmek gerektiğine de vurgu yaptınız. kafanızda nasıl bir şablon var? jure zdovc gündemi meşgul etti. hakan üstünberk ile hala konuyu müzakere ediyor musunuz? yoksa bu düşünceler rafa mı kalktı? taraftar oktay mahmuti'ye çok güveniyor ve baş antrenör olarak başaracağı işler olduğunu düşünüyor.

    bir kere bu konu konuşuldu. böyle bir şey vardı ve gerçekleşmedi. biz de bu konuyu tamamen kapattık. şu an da öyle bir dönemdeyiz ki bu konuyu tekrar konuşmanın faydası ve anlamı yok. yapılan, yapılmak istenen bütün hamleler o zaman da, şimdi de galatasaray'ı iyileştirecek, güçlendirecek, kurumsallaştıracak hamlelerdi. bundan sonra da bu hamleler, aynı şekilde, aynı anlamda gerçekleşecek. burada şahıslar önemli değil. bu proje devam etmeli ve biz ona sadık kalmalıyız. ancak o zaman bir basketbol ekolünden bir gelenekten bahsedebiliriz.

    -çalıştırdığınız ilk kulüp takımı galatasaray. daha önce müessese takımlarında görev yaptınız. ne gibi farklar var? burada büyük bir topluluğu temsil etmek, onlara karşı aidiyet hissetmek, duygu yoğunluğunun çok daha yüksek olması gibi faktörler bulunuyor ve bunlar sorumlulukları da arttırıyor.

    buraya gelirken farklı bir yere geldiğimi biliyordum. güçlü bir potansiyelin var olduğu ve sağlıklı bir şekilde kullanılmadığı inancındaydım. doğru hamlelerle bu potansiyeli canlandırmamız gerektiğini paylaştık hakan üstünberk ile. o şekilde devam ettik. şunu belirtmek isterim ki hakan bey bize optimum çalışma şartlarını sağladı. bunu yaparken de heyecanını en üst seviyede tuttu ve büyük fedakarlık gösterdi. müthiş bir seyirci potansiyeli ve desteği var ama taraftarlar sizin birtakım işleri doğru yaptığınıza inanırlarsa sizinle beraber olurlar. ne güzel ki bizlerle birlikteler. bundan sonra da olacaklarını umuyorum. demek ki bazı konularda doğru hamleler yaptığımızı onların ilgisi üzerinden okuyabiliriz.

    -benetton treviso'dan ayrıldıktan sonra italya milli takımı'na gideceğinize dair söylentiler çıktı. bir yıl takım çalıştırmamayı tercih ettiniz.

    benetton'dan ayrıldıktan sonra istediğim türden bir teklif gelmezse çalışmayıp dinlenme kararı almıştım zaten. sırf çalışmak için kabul etmeyecektim. italya milli takımı da vardı, başka yaklaşımlar da oldu, çeşitli sebeplerden gerçekleşmedi.

    -bu arayı nasıl değerlendirdiniz, daha çok maç izleyerek ve teknik anlamda çalışarak mı? dinlenerek ve ailenizle zaman geçirerek mi? basketbol karakterinize ekstra bir şeyler kattığınız bir dönem miydi ya da basketboldan uzak kalmak sizi olumsuz etkiledi mi?

    yoğun bir maç trafiğindesiniz, yüksek bir stresle yaşıyorsunuz. yıllarca üst seviyelerde çalıştım. söylediğiniz her şeye vakit ayırdım. daha farklı bir gözle bütün bütün ligleri analiz etme şansınız var. işin içinde olduğunuzda çok fazla zaman olmuyor. bu işi seviyorum, sevdiğim için yapıyorum ve yaparken keyif de alıyorum açıkçası. bazı şeyleri sonuçlardan bağımsız olarak analiz etme fırsatı tanıdı bu evre ve bu çok önemli bir olgu esasında. o açıdan ne kadar basketbolun dışında olsam da basketbolun içindeydim.

    -iki kızınız var.

    lalin 9 yaşında ve alya 3 yaşında.

    -başarılı oldukça maç sayısı artıyor ve kızlarınız, ailenize az zaman ayırmak zorunda kalıyorsunuz, bu paradoksu aşmanın bir yolunu bulabildiniz mi?

    bir yıllık dinlenme süreci bu açıdan da iyi oldu, kızlarımla daha çok beraberdim. şimdi de istanbul'da olduğum zaman ailemle beraber vakit geçiren bir insanım. tabi ki arkadaşlarım, dostluklarım var ancak ailem her şeyden önce gelir. onların büyüdüğünü görmek istiyorum. zaman ayırabildiğim kadar ayırmaya çalışıyorum.

    -spora ilgi ne düzeyde?

    alya çok küçük, daha 3 yaşında ve lalin voleybol oynuyor. benim arzum, bir takım sporunda yer alması. üst seviye bir sporcu olmasa bile, bir takım oyununda yer alıp o takım ruhunu paylaşmayı ve beraber kazanmayı, kaybetmeyi öğrenebilmesi adına bence önemli. sadece spor alanında değil iş yaşantısında da gerekli bir şey diye düşünüyorum.

    -geçtiğimiz seneki olin edirne maçı. hakemlerin kötü yönetimine dair ciddi serzenişleriniz oldu. sizi bu tür eleştirilerde bulunurken hiç görmemiştik. sporun içinde olmayan kararlar alındığını söylediniz. aslında mesajın gittiği yer belliydi. o günden bugüne bir değişiklikvar mı yoksa hala aynı ortamda mı mücadele ediyoruz?

    o gün ne hissettiysem, içimden ne geldiyse söyledim. geçmişe çok fazla bakan biri değilim. önümüzdeki maç her zaman ajandamda yer alır. bunlara çok fazla takılmayalım, benim için geçmiişte kaldı.

    -bbl final serisi 6. maçından sonra çok duygusal anlar yaşandı. tutku açık ve josh shipp ile olan sarılmanız, onların gözyaşları.. "hangi şampiyonluk sizin yüreğinizden daha büyük" ve "son topa kadar galatasaray" mottoları doğdu final serisinde.

    burada benim kişisel anlayışlarım var. bu çocuklar benim ailem, oturur konuşuruz, birtakım şeyler üzerine anlaşırız ve bunları uygulamaya geçeriz.
    bu yolda hatalar olacaktır, yanlışlar olacaktır ama iyi niyetin asla ve asla eksik olmaması gerektiğini düşünüyorum. iyi niyet olduğu sürece hiçbir zaman başka bir meseleyi tartışmamız gerekmiyor.

    -saygı uyandıran bir baba figürü görüyoruz. karizmatik bulunuyor ve jose mourinho'ya benzetiliyorsunuz. 43 yaşında ve genç bir antrenörsünüz. oyuncularla bu bağı kurmayı nasıl başardınız, çok disiplinli olduğunuz da biliniyor?

    bunları benim yorumlamam çok zor, başkalarının sözleri. ben buyum sonuçta, günahlarımla sevaplarımla, yanlışlarımla doğrularımla. biri olmaya da çalışmıyorum. çünkü en kötü orijinal bile en iyi kopyadan daha iyidir. tamamen dürüstlük ve prensipler üzerine kurulu bir ilişkimiz var oyuncularla. karşılıklı bunlar olduktan sonra her şey kolaylaşıyor.

    -ciddi bir euroleague tecrübeniz var. suproleague'de efes pilsen'e final four oynatmıştınız, daha iyi bir derece gelmedi. 1996 koraç kupası kazanıldığında yardımcı antrenördünüz. "bu sezon başarısız olacağız çünkü avrupa kupası kazanamayacağız." dediniz. euroleague'de nereye kadar gidebiliriz. top 16 başarı mı?

    insanlar türkiye'de çok çabuk uçları yaşıyor, kendini kaptırıyor. yaklaşımlar çok yüzeysel oluyor, final four da istanbul'da, bu takım sonuna kadar gider gibi. bunlar biraz gayri ciddi yaklaşımlar. eğer ki buysa başarı, muhtemelen dediğim gibi avrupa şampiyonu olamayacağız. zannediyor musunuz ki biz sahaya çıktığımızda kaynetmek için çıkıyoruz! karşımızda kim var çok fazla ilgimizi çekmiyor. biz kendi işimizi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. kimsenin bu konuda bir şüphesi olmasın. başarılı veya başarısız yorumunu bırakın başkaları yapsın. başarı nedir, bunları çok fazla konuşma tarfatarı değilim, kariyerimin hiçbir döneminde buna girmedim.

    -elbette ilk sene, adım adım, sağlıklı bir biçimde ilerlediğimiz düşünülürse şu anda bile başarlıyız.

    2 hafta önceki hedef euroleague'e girmekti. şu anki hedef top 16. eğer ki geçersek ilk 8'e kalmak isteyeceğiz. biz bu hedefi hep kendimize koyacağız. her zaman geçtiğimiz hedefin arkasında ne varsa ona odaklanıyoruz.

    -güçlü rakipler var grupta.

    insanlar burada sadece barcelona ve siena'yı görüyor. unics kazan geçen yıl eurocup'ı çok dominant bir şekilde kazandı. prokom 8 yıldır ve olimpija neredeyse kuruluşundan beri bu organizasyona katılıyor. ön elemede safdışı bıraktığımız rytas top 16 oynamıştı. bunların hepsi köklü kulüpler. euroleauge'de olmak zaten zirvenin zirvesi. bu takım zayıfi bu takım çok iyi demek çok sağlıklı gelmiyor bana.

    -nba lokavtıyla ilgili riske girmemeyi tercih ettiniz. zaza pachulia'ya transfer edildi. pekovic ve ömer aşık'ın da isimleri geçti.

    zaza'yı alırken euroleague'e kalmıştık. euroleague başlamadan önce pekovic ve ömer aşık görüşmesi vardı ama lokavtın ne kadar süreceği konusunda tahminler kısa süreceği yönündeydi ve her iki taraftan da transfer gerçekleşmedi. zaza ise burada oynamak istediğini belirtti. bizim bütünlüğümüze güç katan bir oyuncu.

    -ettore messina nba'e gitti. avrupa basketbolu ile amerika arasındaki makas kapanıyor. nba - avrupa bağı lokavt ile birlikte daha da arttı. basketbolun gelişimini nasıl görüyorsunuz, nereye doğru gidiyoruz?

    nba daha çok eğlence ve şov yönü ön planda olan bir organizasyon ancak play-offlarda elbette işin rengi değişiyor. üst seviye avrupa bsketbolunu nba'den daha içerikli görenlerdenim. daha detaylı ve zengin bir oyun olduğunu düşünüyorum. amerika'da kurallar da buna müsaade etmiyor. mümkün olduğu kadar oyunu bire bire dönüştürmeye çalışan bir düzen var. avrupa'ya gelen oyuncular bir dönem buradaydılar. fark kapanıyor. birbirine entegre oldukça bu iki lig, boşluk daha da daralacaktır.

    -ispanya 2006'dan bu yana 1 dünya, 2 avrupa şampiyonluğu yaşadı. 1992 barcelona olimpiyatlarına ve altyapı eğitimine mi inmek gerekir? efes pilsen'de yetişmiş biri olarak altyapıya önem verdiğinizi de biliyoruz. biz böyle bir ilerlemeyi nasıl yaratabiliriz?

    kişiler değil, sistemle ilgili olan bir durum. bir yolunuz olmalı, o yolun doğru olduğuna inanıyorsanız, sonuçlara bağlı kalmadan ona sadakat göstermeye devam edersiniz. diğer türlü hep kısa vadeli çözümlere girersiniz. biraz önce bizim için bahsettiğim husus da bu. sistemi doğru kursanız da bazen kazanır bazen kaybedersiniz. biz belki şu an ispanya 1992 noktasında, yani başlangıçtayız. galatasaray'da da a takıma oyuncu yetiştirmeye devam ediyoruz.

    -futbolda hücum etmek savunma yapmaya göre hep göz önünde. basketbolda ise bunun kontrastı var. nba'deki tezahüratlar bile bu yönde. siz de takım savunmasıyla var olan, yaşayan bir antrenörsünüz. basketbol niçin savunma odaklı bir spor?

    savunma olmazsa olmazı ama basketbol takım sporu. tek inandığım ve hareket ettiğim nokta takım odaklı olması. herkes savunmada yardımlaşmadan bahseder. hücumda da aynı durum geçerlidir. toplu ve topsuz. baktığınız zaman o kadar dinamik bir oyun ki, bunu savunma ve hücum odaklı diye bölmek çok olası değil. paylaşma ve yardımlaşma şeklinde açıklamak daha doğru olur.

    -bbl büyük bir heyecana sahne olacak. anadolu efes, fenerbahçe ülker rekabete hep hazır. türk telekom ve beşiktaş milangaz da önemli isimleri kadrosuna kattı. banvit var, karşıyaka var. nasıl görüyorsunuz sezonu?

    geçen sene de aynı şekildeydi. büyük bir heyecan ve rekabet vardı. belki bu sene daha da yoğun olacak. bahsettiğiniz takımlar değerli kadrolar ancak diğerlerini de küçümsememek gerekir. sürprizler de olabilir. basketbolseverler için güzel olacak.

    -josh shipp, preston shumpert ve luksa andric takımdaki ikinci senelerini yaşıyor. bu alışkın olmadığımız bir durum galatasaray'da. bu sezon jaka lakovic, darius songaila gibi tecrübeli isimler geldi. süreklilik ve istikrarın başarıyı getirmesi adına kalıcı yabancı oyuncular bir gereksinim mi?

    biz sadece doğru oyuncularla değil doğru insanlarla da çalışmak istiyoruz. şahsen değil kulübün de yaklaşımı bu olmalı bence. defalarca söyledim, bir oyuncunun hangi takımı tuttuğu önemli değil, nasıl hizmet verdiği önemli. en can alıcı nokta olarak bunu görüyorum. bu oyuncular, eğer ki bu formayla, kulüple bütünleşebiliyorsa söylenebilecek en ufak bir şey yok. insanlar gelsin, bir süre sonra bütün takım değişsin bunu istemem. geçen sene takım kurarken de bunu dile getirdim. her sene yeni oyuncular istikrar adına bir şey yapılmadığının göstergesi. bu kulübü daha üst seviyeye taşımak için çalışıyoruz. var olan güçlü bir markayı daha yukarılara taşıyabiliyorsak başarılıyız, biz o markanın sırtına binip bir yerlere geliyorsak bir şey yapmamışız demektir.

    ***

    kariyer;

    1988 - 1991 : rabotnicki altyapı
    1992 - 2001 : efes pilsen yardımcı antrenörü
    2001 - 2007 : efes pilsen baş antrenör
    2007 - 2009 : benetton treviso
    2010 - : galatasaray medicak park

    başarılar;

    2001 - 2002, 2002 - 2003, 2003 - 2004, 2004 - 2005 sezonları türkiye ligi şampiyonluğu
    2001, 2002, 2006, 2007 türkiye kupası
    2006, 2011 cumhurbaşkanlığı kupası
    2008 - 2009 eurocup yılın antrenörü
    2000 - 2001 suproleague final four, avrupa üçüncülüğü.

    ***

    röportaj: ahmet eren loğoğlu