• şiirden önce lütfen şu videoyu izleyin sonra şiire geçin.

    http://www.youtube.com/watch?v=_X_0126tBls

    adını yazdığım her kalemde
    mürekkep olarak kullanıyorum gözyaşlarımı,
    tutamıyorum ellerinden, bakamıyorum gözlerine
    sonsuzluğa kadar.

    acı veriyor sensiz geçen her saniye,
    aciz bedenime.
    ruhum yenik düştü kadere,
    son ana kadar direndi yeniden seninle olurum diye.

    istemsiz gülüşün yerleşmiş gözlerime,
    her gözlerimi kapattığımda,
    bir kez daha yazıyorum yüzünü,
    hiç çıkmamacasına benliğime.

    uzaklara dalar gider bazen gözlerim,
    belki sen gelirsin yeniden diye,
    her çalışında telefonun koşup,
    sen olmayınca telefonda kanarken ruhum.

    en acı veren yeniden tutamamak ellerini,
    hissedememek sıcaklığını, duyamamak kokunu
    bazen acısa da yüreğim,
    öpememek.

    tek yaptığım sevmekti seni,
    sınırsızca, umarsıca ama saf ve temiz,
    sadece sana ait olmak tek isteğimdi,
    şimdi sen yoksun, yüreğim boş ve kimsesiz.
    *

    yapma hayrettin / 20.07.2014 ( galatasaray sözlük şiir kulübü )
  • şu hayatta en içime dokunan şiiri burada paylaşarak saflarına katılmak istediğim kulüp. cemal süreya'dan geliyor efenim.

    sizin hiç babanız öldü mü?
    benim bir kere öldü kör oldum
    yıkadılar aldılar götürdüler
    babamdan ummazdım bunu kör oldum
    siz hiç hamama gittiniz mi?
    ben gittim lambanın biri söndü
    gözümün biri söndü kör oldum
    tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
    şöylelemesine maviydi kör oldum
    taşlara gelince hamam taşlarına
    taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
    taşlarda yüzümün yarısını gördüm
    bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
    yüzümden ummazdım bunu kör oldum
    siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

    bu acının en güzel anlatılmış halidir bu. bırakın bunun üstüne çıkmayı, bunun binde biri kadar güzel anlatılamazdı herhalde.
  • dörtnala gelip uzak asya'dan
    akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
    bu memleket, bizim.

    bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
    ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
    bu cehennem, bu cennet bizim.

    kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
    yok edin insanın insana kulluğunu,
    bu davet bizim....

    yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
    ve bir orman gibi kardeşçesine,
    bu hasret bizim...

    dün de nazım hikmet ran'ın doğum günüydü. bu güzel kulüp vesilesi ile onu da anmış olalım.
  • istiklal marşı

    korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
    sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    o benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
    o benimdir, o benim milletimindir ancak!

    çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
    kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
    sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
    hakkıdır, hakk'a tapan milletimin istiklal.

    ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
    hangi çılgın bana zincir vuracakmış? şaşarım!
    kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
    yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

    garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
    benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
    ulusun, korkma! nasıl böyle bir imânı boğar,
    'medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

    arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
    siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
    doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın,
    kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

    bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
    düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
    sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
    verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

    kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
    şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
    cânı, cânânı, bütün varımı alsın da hudâ,
    etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

    rûhumun senden ilahî, şudur ancak emeli:
    değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
    bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
    ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

    o zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
    her cerîhamdan, ilâhî, boşanıp kanlı yaşım;
    fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
    o zaman yükselerek arşa değer belki başım!

    dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
    olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
    ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
    hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
    hakkıdır, hakk'a tapan milletimin istiklâl!

    mehmet akif ersoy

    12 mart 1921'de tbmm'de kabul edilen ve tüm zamanların yazılmış en güzel şiiridir.
  • istiklâl marşı

    korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
    sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    o benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
    o benimdir, o benim milletimindir ancak!

    çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
    kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
    sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
    hakkıdır, hakk'a tapan milletimin istiklal.

    ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
    hangi çılgın bana zincir vuracakmış? şaşarım!
    kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
    yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

    garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
    benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
    ulusun, korkma! nasıl böyle bir imânı boğar,
    'medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

    arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
    siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
    doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın,
    kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

    bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
    düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
    sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
    verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

    kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
    şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
    cânı, cânânı, bütün varımı alsın da hudâ,
    etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

    rûhumun senden ilahî, şudur ancak emeli:
    değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
    bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
    ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

    o zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
    her cerîhamdan, ilâhî, boşanıp kanlı yaşım;
    fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
    o zaman yükselerek arşa değer belki başım!

    dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
    olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
    ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
    hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
    hakkıdır, hakk'a tapan milletimin istiklâl!

    mehmet akif ersoy

    edit: allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırtmasın.
  • geçmiyor günler

    burda çiçekler açmıyor
    kuşlar süzülüp uçmuyor
    yıldızlar ışık saçmıyor
    geçmiyor günler geçmiyor.

    avluda volta vururum
    kah düşünür otururum
    türlü hayaller görürüm
    geçmiyor günler geçmiyor.

    dışarıda mevsim baharmış
    gezip dolaşanlar varmış
    günler su gibi akarmış
    geçmiyor günler geçmiyor.

    gönülde eski sevdalar
    gözümde dereler bağlar
    aynadan hayalin ağlar
    geçmiyor günler geçmiyor.

    yanımda yatan yabancı
    her söz zehir gibi acı
    bütün dertlerin en gücü
    geçmiyor günler geçmiyor

    sabahattin ali
  • **bünyesinde tevfik fikret, emin bülent serdaroğlu gibi nice şairleri barındıran bir ekol olarak şiire çok yakınız. sözlüğümüzde de şiir yazma/okuma meraklıları elbette vardır. kulübümüz, yazarlarımızın kendi şiirlerini ve beğendikleri şairlerin şiirlerini diğer yazarlar ile paylaşması amacıyla kurulmuştur. hayırlara vesile olsun.*

    ilk şiir benden gelsin, içimdeki duyguların çok amatörce dışa vurumu diyelim.

    yıldızların altında
    kalbinin orta yerine
    en derin uykunda
    rüyana girsem

    bir mucize gerçek olsa
    aklımı okusan
    düşündüklerimi görüp
    kalbime ortak olsan

    gözlerini aydan alınca
    baktığın ben olsam
    gözlerimi senden alamayıp
    çocukça mahçup olsam

    gün olsa, ben diyince
    kendimden utansam
    sen dahi ben demesen
    ben senle biz olsam

    karanlık ne unutsam
    gözlerinin ışığına sarılsam
    bu dünya sana kalsa
    sadece benimle paylaşsan

    kalbim senin olmasa
    her an seni düşünmesem
    yatmadan saatlerce
    seni hayal etmesem

    aklım sende kalmasa
    bilsem yapmam gerekeni
    bir kilit olsa kalbin
    kalbimle dokununca çözebilsem seni

    çözemiyorum
    sarılamıyorum
    konuşamıyorum
    bu halde ben yaşayamıyorum

    hayal ediyorum
    düşünüyorum
    düşlüyorum
    o halde ben seviyorum
  • biz kısık sesleriz, ali sami yen'i
    sen, seyircisiz bırakma allah'ım
    ya çağır şurda emeği geçenleri
    ya emektarsız bırakma allah'ım
    anlamsızdır stadlar, tribünü de
    taraftarsız bırakma allah'ım
    şampiyonlukla yoğrulan kulübü
    sen kupasız bırakma allah'ım
    bize güç ver, avrupa meydanını
    aslansız bırakma allah'ım
    sarı kırmızı diye bağıran yığınlarını
    galatasaray'sız bırakma allah'ım
    bilelim hasma karşı koymasını
    bizi cansız bırakma allah'ım
    yarının yollarında yılları da
    yıldızsız bırakma allah'ım
    ya dağıt kimsesiz kalan sürünü
    ya bizi onsuz bırakma allah'ım
    bizi sen sevgisiz, susuz, havasız
    ve galatasaray'sız bırakma allah'ım
    şampiyonluklarla yoğrulan kulübü
    kupasız bırakma allah'ım

    (bkz: monacoprensi) *
  • ah ulan rıza

    öğlen kahvede söylediler, rıza öldü, dediler
    ne kolay söylediler!
    sanki dev bir taş ocağını
    kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler!

    ah dostum... o kocaman gövdene
    o beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler?
    o zalim tabutun tahtalarını
    senin üstüne nasıl böyle çivilediler?

    yani sen şimdi gittin, yani yoksun,
    yani bir daha olmayacak mısın?
    yani bir daha borç vermeyecek,
    bir daha bira ısmarlamayacak mısın?

    peki, beni kim kızdıracak,
    kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?
    peki, beni bu köhne dünyada
    senin anladığın kadar kim anlayacak?

    ah ulan rıza... ben şimdi,
    bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?
    senden ayrılacağımı sanma,
    bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim!..

    yusuf hayaloğlu
  • hürriyete doğru

    gün doğmadan,
    deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
    kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
    içinde bir iş görmenin saadeti,
    gideceksin;
    gideceksin ırıpların çalkantısında.
    balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
    sevineceksin.
    ağları silkeledikçe
    deniz gelecek eline pul pul;
    ruhları sustuğu vakit martıların,
    kayalıklardaki mezarlarında,
    birden,
    bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
    denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
    bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi?
    gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı?
    heeeey!
    ne duruyorsun be, at kendini denize;
    geride bekleyenin varmış, aldırma;
    görmüyor musun, her yanda hürriyet;
    yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
    git gidebildiğin yere.
  • dertliyim

    nedir hey erenler benim yandığım
    halden bilmez yar elinden dertliyim
    bu aşkın ateşi yaktı sinemi
    pervaneyim nar elinden dertliyim

    bin bir niyaz edip eyledi beni
    bir kadim ikrara bağladı beni
    gül iken dikene dağladı beni
    kokulatmaz har elinden dertliyim

    virani'yim çeker yarin kahrını
    doldur ver içeyim aşkın zehrini
    muhabbete saldık gönül bahrini
    geçti zaman zar elinden dertliyim

    nesimi çimen
  • "mutsuzlukdan söz etmek istiyorum
    dikey ve yatay mutsuzluktan
    mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
    sevgim acıyor

    biz giz dolu bir şey yaşadık
    onlar da orada yaşadılar
    bir dağın çarpıklığını
    bir sevinç sanarak

    en başta mutsuzluk elbet
    kasaba meyhanesi gibi
    kahkahası gün ışığına vurup da
    öteden beri yansımayan
    yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
    öbürünün bir kadından aldığı verem
    bütün işhanlarının tarihçesi
    sevgim acıyor

    yazık sevgime diyor birisi
    güzel gözlü bir çocuğun bile
    o kadar korunmuş bir yazı yoktu
    ne denmelidir bilemiyorum
    sevgim acıyor
    gemiler gene gelip gidiyor
    dağlar kararıp aydınlanacaklar
    ve o kadar

    tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
    sonbahar geldi hüzün
    ilkbahar geldi kara hüzün
    ey en akıllı kişisi dünyanın
    bazen yaz ortasında gündüzün
    sevgim acıyor
    kimi sevsem
    kim beni sevse

    eylül toparlandı gitti işte
    ekim filanda gider bu gidişle
    tarihe gömülen koca koca atlar
    tarihe gömülür o kadar"

    turgut uyar
  • nazım hikmet'i bir de ben anayım.

    gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
    onlardan kalbime sevda geçmiyor
    ben yordum ruhumu biraz da sen yor
    çünkü bence şimdi herkes gibisin

    yolunu beklerken daha dün gece
    kaçıyorum bugün senden gizlice
    kalbime baktım da işte iyice
    anladım ki sen de herkes gibisin

    büsbütün unuttum seni eminim
    maziye karıştı şimdi yeminim
    kalbimde senin için yok bile kinim
    bence artık sen de şimdi herkes gibisin

    gönlümle baş başa düşündüm demin;
    artık bir sihirsiz nefes gibisin.
    şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
    akisleri sönen bir ses gibisin.

    mâziye karışıp sevda yeminim,
    bir anda unuttum seni, eminim
    kalbimde kalbine yok bile kinim
    bence artık sen de herkes gibisin.

    bestesi yapılmış cem karaca tarafından. her rakı içtiğimde mırıldanırım içimden.

    http://www.youtube.com/watch?v=J4vaKDPf3WY
  • 4 ocak 2014 gece yarısı itibariyle galatasaray sözlük yazarlarının şiir kulübünde paylaştığı şiirler yanında sayısıyla şu şairlere ait:

    nazım hikmet ran 16
    cemal süreya 12
    attila ilhan 8
    necip fazıl kısakürek 5
    turgut uyar 5
    onur ünlü* 4
    ismet özel 4
    neyzen tevfik 3
    özdemir asaf 3
    mehmet akif ersoy 3
    orhan veli kanık 3
    hüseyin nihal atsız 3
    can yücel 3
    faruk nafiz çamlıbel 2
    sabahattin ali 2
    oktay rıfat horozcu 2
    ilhan berk 2
    sezai karakoç 2
    serdar seren 2
    metin altıok 2
    birhan keskin 2
    william shakespeare 2
    edward estlin cummings 1
    ömer hayyam 1
    nilgün marmara 1
    behçet aysan 1
    ibrahim tenekeci 1
    taha ayar 1
    kemal sayar 1
    yahya kemal 1
    ismail ma'şûki 1
    aziz nesin 1
    füruğ ferruhzad 1
    armağan altay 1
    yusuf hayaloğlu 1
    ahmet telli 1
    mehmet salih san 1
    hatice aydoğdu 1
    ümit yaşar oğuzcan 1
    mihri hatun 1
    ülkü tamer 1
    dolunay aker 1
    bedri rahmi eyüboğlu 1
    nevzat çelik 1
    ahmet hamdi tanpınar 1
    kazak abdal 1
    adnan yücel 1
    ertuğrul sönmez 1
    necati siyahkan 1
    selçuk şen 1
    ceyhun yılmaz 1
    mahzuni şerif 1
    arkadaş zekai özger 1
    cahit sıtkı tarancı 1
    behçet necatigil 1
    aşık sefai 1
    alaeddin özdenören 1
    zülfü livaneli 1
    küçük iskender 1
    cahit zarifoğlu 1
    murathan mungan 1
    edip cansever 1
    cem karaca 1
    mevlana celaleddin rumi 1
    ömer seyfettin 1
    şükrü erbaş 1
    ahmet haşim 1
    güldane dal 1
    bertolt brecht 1
    neşet ertaş 1
    nihat behram 1
    asaf halet çelebi 1
    ceyda görk 1
    özgür ballı 1
    yunus emre 1
    ali şir nevai 1

    her dürüst gazeteci gibi istatistiği oluştururken kullandığım yolları ve çıkarımlarımı belirteyim:
    * sadece bir mısra da olsa şiirinden örnek verilmiş şairler dikkate alındı.
    * bir şiir o şairin olasa da sadece özdeşleştiği için de olsa o şairin hesabına yazıldı. (be hey dürzü)
    * aynı şiirin bir bölümü ya da tamamı farklı anlamlar ifade edebileceğinden ayrı ayrı değerlendirildi ancak tıpa tıp aynı şiirler değerlendirmeye bir kez alınd. (istiklal marşı üç kere, beklenen iki kere paylaşılmış)
    * sözlükteki imajım paylaştığım bir necip fazıl bir de atsız şiiriyle büyük doğucu, muhafazakar, türkçü karışımı.
    * cemal süreya'nın neredeyse hiçbir şiiri tamamen paylaşılmamış, kendisi dize dize konmuş. adam kartpostal şairi olmuş.
    * dağlarca, dıranas, arif nihat asya, ahmed arif, ziya gökalp, ece ayhan, külebi vb. birçok büyük şairin hiçbir şiir örneği paylaşılmamış.

    entry'i, sözlükte ilgi görüyor oluşuna sevindiğim ismet özel'in dizeleriyle sonlandırayım:

    --- alıntı ---

    yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?
    yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?
    -yaşama!
    -ya bileydim?
    yazar: mıydım
    hiç: şiir.

    --- alıntı ---
  • hiç murathan mungan paylaşılmamış oluşuna şaşırdığım kulüp.

    uzun yolları da göze alabilenlere gelsin.

    (bkz: uzun yolları da göze alabilen bir dostluk)

    ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk,
    arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?
    akşamüstünün bir saatinde,
    yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz,
    omzumuza dolanan bir kolun,
    başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,
    belimizi kavrayan bir elin,
    uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında
    tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor,
    biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz?

    yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp
    kendimizi hep ilerde
    birgün karşılacağımızı sandığımız bir başkasına
    bir yenisine ertelerken
    hayat yanımızdan geçip gidiyor mu?

    karşımıza erken çıkmış insanları yolumuzun dışına
    sürerken bir gün
    geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
    hayat her zaman cömert davranmaz bize,
    tersine çoğu kez zalimdir.
    her zaman aynı fırsatları sunmaz,
    toyluk zamanlarını ödetir.
    hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların,
    eskitmeden yıprattığımız dostlukların,
    savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla
    yapayalnız kalırız bir gün

    bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,
    ya da olanlar olması gerekenler değildir.
    yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,
    gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...

    kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki
    olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak.
    bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa;
    hani şu karşıdan karşıya geçerken trafik ışıklarında rastladığımız ,
    omzumuzun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip
    'nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşıama çıkar'
    dediğinizdir.

    oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir o;
    boş yere bu sokaklarda aranırsınız...

    edit: murathan mungan daha önce paylaşılmış olup tamamen benim yanlış okumamdan kaynaklı bir uydurma söz konusu olmuş. uyaran arkadaşlara teşekkür ediyorum.
  • tahirle zühre meselesi

    tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
    hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
    bütün iş tahirle zühre olabilmekte
    yani yürekte.

    meselâ bir barikatta dövüşerek
    meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
    meselâ denerken damarlarında bir serumu
    ölmek ayıp olur mu?

    tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
    hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

    seversin dünyayı doludizgin
    ama o bunun farkında değildir
    ayrılmak istemezsin dünyadan
    ama o senden ayrılacak
    yani sen elmayı seviyorsun diye
    elmanın da seni sevmesi şart mı?
    yani tahiri zühre sevmeseydi artık
    yahut hiç sevmeseydi
    tahir ne kaybederdi tahirliğinden?

    tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
    hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

    nazım hikmet ran
  • son passolig bükücü muharrem ince'den gelsin...

    mutsuz kente mutlu yağmurlar yağıyordu,
    aylardan bir deli zemheri,
    canım yanarken gözler gördüm sanki yangın yeri.
    elveda bedenden bedene yollandığım günlere,
    elveda beline sarıldığım güzellere,
    elveda memur çocukları gibi zor terk ettiğim kentlere.
    gittim ben sonsuzluğa, sorgusuzca gittim,
    seni martılara emanet ettim,
    ıslak, yorgun, huysuz martılara…
    bektaşi tekkesinde deyiş okudum,
    okudukça sana dokundum.
    yangın yeri gözlerine yüreğimi açtım.
    ben yalova'dan bir öğretmen,
    50'sine yeni bastım.
    gözlerim gözlerine akmak ister,
    sen ister gizle ister göster.
    gözlerimden başka göze gitme,
    gidersen de sevme, seversen de delirtme.
    beni incitme,
    kapatma gözlerini gözlerime.
    sana derdimi kaç satırda anlatırım,
    kaç bahar daynırım yokluğuna,
    yumuşak hünerli ellerini nasıl bırakırım sabah karanlığına.
    dumanlı dağlarda mavi güvercinli hatıralarım,
    yeşil dallarda kızıl kirazlarım,
    meydanlarda söylensin şiirlerim şarkılarım,
    varlığın yıldız yangınları aydınlanırım,
    yokluğun iri soğuk yağmurlar ıslanırım,
    seni 100 dilde kıskanırım.

    muharrem ince
  • nikbinlik

    güzel günler göreceğiz çocuklar,
    güneşli günler
    göre-
    -ceğiz...
    motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
    ışıklı maviliklere
    süre-
    -ceğiz...
    açtık mıydı hele bir
    son vitesi,
    adedi devir.
    motorun sesi.
    uuuuuuuy! çocuklar kim bilir
    ne harikûlâdedir
    160 kilometre giderken öpüşmesi...

    hani şimdi bize
    cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
    yalnız cumaları
    yalnız pazarları..
    hani şimdi biz
    bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
    ışıklı caddelerde mağazaları,
    hani bunlar
    77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
    hani şimdi biz haykırırız
    cevap:
    açılır kara kaplı kitap:
    zindan..
    kayış kapar kolumuzu
    kırılan kemik
    kan.
    hani şimdi bizim soframıza
    haftada bir et gelir.
    ve
    çocuklarımız işten eve
    sapsarı iskelet gelir..
    hani şimdi biz..
    inanın:
    güzel günler göreceğiz çocuklar
    güneşli günler
    göre-
    -ceğiz.
    motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
    ışıklı maviliklere
    süre-
    -ceğiz.....

    nazım hikmet
  • yavaş yavaş aydınlanan
    bir denizaltı âlemi,
    yosunlu bir boşluktan
    çekiyor kendine beni.

    bir yıldız uzaklığında
    uyanıyor birer birer
    ürkek bulanıklığında
    zamanı bölen şekiller.

    ey sükûtun bir nefeste
    yaktığı billûr âvize!
    bu esrarlı müselleste
    gökler yakınlaştı bize..

    aydınlığın hendesesi
    sonsuzluk bahçendir senin;
    dinleyin geliyor sesi
    arılarla böceklerin!

    bilirim kimse içemez
    üstüste aynı pınardan,
    bir veda gibi her nefes
    alışılmış kıyılardan.

    hangi güvercin kanadı
    köpükten çırpınışında,
    bu sarayı tamamladı
    her tesadüfün dışında;

    ve hangi el boş geceden
    uzattı bu altın tası,
    sızdıkça bir düşünceden
    günlerin kızıl meyvası?

    ey eşiğinde bir ânın
    durmadan değişen şeyler!
    başucunda her rüyânın
    bu aydınlık oyun bekler...

    ahmet hamdi tanpınar
  • west indies, kızıl elma, itaki, maçin!
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
    beyazların yöresinde nasibim kalmadı
    yerlilerin topraklarına karşı suç işledim
    zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
    uyrukların içinde uygunsuz biriyim
    vahşetim
    beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı
    kendime dünyada bir
    acı kök tadı seçtim
    yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

    uzak nedir?
    kendinin bile ücrasında yasayan benim için
    gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
    başım açık, saçlarımı ikiye
    ortadan ayırdım
    kimin ülkesinden geçsem
    şakaklarımda dövmeler beni ele verecek
    cesur ve onurlu diyecekler
    halbukı suskun ve kederliyim
    korsanlardan kaptığım gürlek nara
    işime yaramıyor
    rençberlerin o rahat
    ve oturmus lehçesinden tiksinirim
    boynumda
    bana yargi yükleyenlerin
    utançlarından yapılma mücevherler
    sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin
    mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

    bir hayatı, ısmarlama bir hayatı bırakıyorum
    görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta
    askerken kantinden satın aldığım cep aynası
    bazı geceler çıkarken
    uçarı bir gülümseyişle takındığım musta
    gibi lükslerim de burda kalacak
    siparisi yargicilar tarafindan verilmis
    bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya
    taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım
    burada bitti artık işim, ocağım yok
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

    ismet özel
  • bu da benden olsun, dedeme:

    gölgesini kaybedenin öyküsü

    havada yanık kokusu var
    ay üzerime üzerime geliyor

    nasıl anlatayım
    gece oldu mu yorgunluklar uyanır
    hele tenhalaştı mı sokaklar zaman durur
    takvimlerden bahsetmiyorum
    gecenin kargaları vardır
    kanatları büyür ve üzerimize açılır

    şimdi kulağımda bir şeyler uğulduyor
    ağır bir günün ardından evime dönüyorum
    yanımda memur çantalı bir adam bekliyor
    burun deliklerinin kıpırdadığını görmedim
    ancak ölüler böyle sessiz solur
    yaşıyor mu

    kısa bakışlarıma cevap alamıyorum
    kimsenin gözleri canlı değil
    yüzyıldır aynı duvardaki bir tablo gibi şehir
    usanmışlıklar geceyi zifirileştiriyor
    karanlık ve soğuk bir tortu çöküyor mideme
    köpek havlamalarını duyuyorum
    rüzgârın ıslığı kimseye dokunmadan beni buluyor
    sanki bütün yalnızlıklar benim için yaratılmış
    herkes gözlerini bana dikiyor

    gelen geçen minibüsler tıka bısa insan
    havada yanık kokusu var
    üzerime titrek bir dal eğilmiş
    sarı yapraklar topluyorum saçlarımdan
    içimde bir hasretin imgesi büyüyor
    artık caddelerde yürüyen heykeller var
    özledim eski günlerin her saniyesini
    bana eskilerimi verin

    şehirde tanıdığım insanlar yaşardı eskiden
    çocuktum
    annem hep arkamı toplardı
    durmak bilmeyen bir salıncak gibiydi gündüzler
    ve yanımda kocaman gölgeler uzanırdı
    hatırlıyorum havada bahar kokusu vardı
    hiç bir tabuta omuz vermemiştim daha

    şimdi ufukta gri çizgiler yatıyor
    burun deliklerimi kesen birileri var
    dedem
    bileğime düğümlü bir uçan balondu
    çözülüp gittiğini anladığımda sustum
    aklım bu sıradanlığa ermiyordu
    diyorum ki ölüm
    herhalde çiçekleri yakan bir şeymiş
    havada yanık kokusu var

    yanımdaki adam ter kokularına karıştı
    sadece sokak lambalarını hissediyorum
    bir de çalılarda sevişen kediler kaldı
    ben
    balonunu kaybetmekten muzdarip bir çocuğum
    biri bana merhaba desin artık
    ayaklarımı tek çift görmek istemiyorum
    bu tenhalığı kaldıramayacak kadar yorgunum
    ya herkes sussun
    ya hepiniz konuşun

    ay üzerime üzerime geliyor
    önünden bir balon geçiyor
    havada yanık kokusu var
    benim burnum kanıyor
    benim burnum kanıyor

    04.03.2013, istanbul
    (akatalpa şiir dergisi'nin mayıs 2013 sayısında yayımlanmıştır)
  • eski şiirlerimi karıştırırken rastladığım bir şiirimi paylaşmak istedim arkadaşlar. akatalpa dergisinde yayınlanmış, çok da iyi bir şiir değil, zaten iki buçuk sene önce yazmışım, ancak içeriği itibariyle burada da bulunsun istedim:

    şampiyon

    en büyük cimbombom diyorum bir de sen
    elimde bengal meşalesi dilimde sevdâ türküsü
    boşlukta yürüyoruz ezilmiş kaburgalarım ve ben
    mecidiyeköy’de hatırlıyorum gözüm açık ölümü

    ali sami yen yıkıldı gitti şimdi sıradaki sen misin
    kuşkusuz yaşadığım insanlığın en büyük sürgünü
    kurtar beni: gol olacak ve anons edilecek ismin
    eğer bahşedersen bana bir sevmenin en güzel golünü

    en büyük cimbombom diyorum şampiyon sen
    geride kalsın bütün hatalar bazen silmek lazım dünü
    ne anılar var yaşamışız bir isyan coşkusuyla sen ve ben
    hatırladıkça bitecek kaybetmenin o acımasız hüznü

    bu da aynı dönemlerde yazdığım bir başka şiir, bu sefer cevad'ımız var:

    gel

    hayata bir prekazi şutu çekelim, gel
    yerle bir olsun önümüzde tüm pişmanlıklar
    çünkü seni özlemek aç koşmak gibi bir şey
    vahşi kediler midemi tırmalıyor, gel

    asla yalnız yürümek istemiyorum, gel
    ne fenâ şeydir dört tribünde tek kalmak
    kendi sesine kendin cevap verdin mi hiç
    beynimi şizofren fareler kemiriyor, gel

    dostumsun sen nefret bizi ayıramaz, gel
    çünkü son penaltının bile telafisi vardır
    ceza sahasına af dergâhını kur da çağır
    başım önde bekliyorum, seni seviyorum, gel
  • aysel git başimdan

    aysel git başımdan ben sana göre değilim
    ölümüm birden olacak seziyorum.
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
    aysel git başımdan istemiyorum.

    benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
    dağıtır gecelerim sarışınlığını
    uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
    hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
    aysel git başımdan ben sana göre değilim.
    benim için kirletme aydınlığını,
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

    islığımı denesen hemen düşürürsün,
    gözlerim hızlandırır tenhalığını
    yanlış şehirlere götürür trenlerim.
    ya ölmek ustalığını kazanırsın,
    ya korku biriktirmek yetisini.
    acılarım iyice bol gelir sana,
    sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
    aysel git başımdan ben sana göre değilim.
    ümitsizliğimi olsun anlasana
    hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.

    sevindiğim anda sen üzülürsün.
    sonbahar uğultusu duymamışsın ki
    içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
    uzak yalnızlık limanlarına.
    aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
    büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
    çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
    sakın başka bir şey getirme aklına.
    aysel git başımdan ben sana göre değilim,
    ölümüm birden olacak seziyorum,
    hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
    aysel git başımdan seni seviyorum...

    attila ilhan