• nazım hikmet'i bir de ben anayım.

    gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
    onlardan kalbime sevda geçmiyor
    ben yordum ruhumu biraz da sen yor
    çünkü bence şimdi herkes gibisin

    yolunu beklerken daha dün gece
    kaçıyorum bugün senden gizlice
    kalbime baktım da işte iyice
    anladım ki sen de herkes gibisin

    büsbütün unuttum seni eminim
    maziye karıştı şimdi yeminim
    kalbimde senin için yok bile kinim
    bence artık sen de şimdi herkes gibisin

    gönlümle baş başa düşündüm demin;
    artık bir sihirsiz nefes gibisin.
    şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
    akisleri sönen bir ses gibisin.

    mâziye karışıp sevda yeminim,
    bir anda unuttum seni, eminim
    kalbimde kalbine yok bile kinim
    bence artık sen de herkes gibisin.

    bestesi yapılmış cem karaca tarafından. her rakı içtiğimde mırıldanırım içimden.

    http://www.youtube.com/watch?v=J4vaKDPf3WY
  • kemal sayar'dan gelsin; sonsuza dek sophie

    http://www.youtube.com/watch?v=bbFzitLRjLI

    "gözleriniz madam!
    gözlerinize bakıyorum da;
    sanki bir yangın yeri!
    yüzünüz talan edilmiş bir imparatorluktan kalmış gibi!..
    bir şair oturmuş o iki kaşın arasına,
    tüten dumana ve akan kana bakmaksızın!
    aldırmaksızın parlıyan (patlayan) bombalara, şiir söylüyor gibi...

    aslında aşktır en çetin meydan muharebesi.
    siz koşuştururken lise bahçelerinde,
    dilinizde goethe'den yarım yamalak ezberlenmiş iki dize,
    ve deri ceketinize yaslanmış yürürken yağmurda,
    bir şairdim ben; kalbini büyüten dumanlı odalarda!..
    benim kalbim dumanlı odalarda büyüdü madam, yalan yok!
    yalan asla olmayacak; çünkü 'aşk' üstümüze serpiştirip kaçan o yağmur,
    bir gün sizi de ıslatacak!..
    bir gün siz de hüzünle bakacaksınız kalbimin içine,
    orada yenilenmiş (yenilmiş) bir şarklıyı göreceksiniz!..
    biz şarklılar, yani allah'a inananlar, oruç tutanlar,
    ve asla konuşamayacakları kızlara aşklananlar;
    hep yenildik!
    farklı mağlubiyetlerden kurtuldu (kuruldu) tarihimiz!..

    -diyorum ki...
    vaktin varsa bu akşam...
    bizim yüzümüz kızarır madam,
    söylemeyiz!
    biz uzaktan sevmelerde birinciyiz.
    genç kızlara başımızı çevirip bir bakmayız,
    bir bakarsak, usulca elimizden kayarak; parçalanır kristal gençliğimiz!..
    biz kristal gençleriz madam,
    kolayca tuz buz oluruz!

    -'eve gitsem daha iyi'...

    -iyi de benim o darmadağın halimi bırakıp nereye...
    her gece saatlerce alıştırma yapıp da,
    bir tek veda (sevda) sözü fısıldayamamanın sıkıntısını...
    aşksızlıktan solan bu cismi terk edip nereye gidiyorsun(uz) madam?
    merdivenlerde peşinizden koşup da,
    isminizi haykıramamayı...
    size bakarken; derin bir acıyla kıvrandığımı fark etmeden, nereye ha?

    sophie, rosemary, ayşegül. onun için üç isim seçmişti.

    yukarıdaki satırlara baktı,
    ve "-ben bunun âlâsını lise yıllarında yazdıydım" diyerek iç geçirdi.
    fakat nâlet olası o duygu yakasına yapıştığına göre,
    bir kez daha aynı sözcükleri kullanarak;
    bir öykü yazmalıydı!
    onun için üç isim seçmişti,
    kendisi için üç ölüm!..

    bir gün yağmur yağsa,
    sırılsıklam o yağmurda ıslanacak,
    ve elinde sımsıkı tutuğu bir karanfille,
    gözyaşları saçlarından sızan yağmura karışacak (karışarak),
    onun kapısı önünde duracaktı...
    onun kapısı önünde duracak,
    ve asla (zili) çalmayacaktı!
    o kapının önünde saatlerce ağlayacaktı.
    o sırada fonda ''in your green eyes'' çalacaktı!..

    -sophie! sophie!
    heyhat, sophie gidiyordu!..
    mağrur bir prenses gibi şairin kalbinden sürgün edilmişti.
    sanki hilafet ilga ediliyordu!
    saltanat sefalete mahkum edilmişti!..
    tarih yeniden yazılıyordu...

    -sen benim sürgünümsün sophie!
    benim ülkem dağlık ve karanlıktır.
    dağların arasından bana bir yol vardır!..
    o yolu yürümek zordur!

    sanki bir nüfus sayımı günü!..
    sokaklar boşalmıştı (boşaltılmış).
    pardesülü bir adam, sırtını asırlık ağaca vermiş,
    geniş bir alanın kenarında mızıka üflüyor.
    zaman zaman gözlerini uzak bir noktaya sabitleştirerek;
    kendisine bir soru soruyor.
    doğru cevabı bulmak için uzun uzun düşünüyor,
    ve gözleri ışıldayarak cevabını mırıldanıyor;
    bir gün o da gözlerindeki bu ışıltıyı fark eder
    ve elini kalbine değdirdiğinde içinde deveran eden;
    o yoksulun aşkını tanımlar,
    o şarklıyı keşfederse, yazacağı ilk şiire adını verecek:
    'sonsuza dek, sophie'... "
  • güzeller güzeli füruğ ferruhzad'ın kendi sesinden "yeniden doğuş": https://www.youtube.com/watch?v=HpKBlm-mQ2c

    yeniden doğuş

    tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
    seni, kendinde tekrarlayarak
    çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek.

    ben bu ayette seni çektim, ah
    ben bu ayette seni
    ağaca ve suya ve ateşe aşıladım!

    yaşam belki
    uzun bir caddedir, her gün filesiyle bir kadının geçtiği,
    yaşam belki
    bir urgandır, bir adamın daldan kendini astığı,
    yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur,
    yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır,
    ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi,
    şapkasını kaldırarak,
    başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle “günaydın” diyen.

    yaşam belki de o tıkalı andır,
    benim bakışımın senin buğulu gözlerinde kendini paramparça yıktığı
    ve bir duyumsama var bunda
    benim ay ve karanlığın algısıyla birleştireceğim.

    yalnızlık boyutlarındaki bir odada,
    aşk boyutlarındaki yüreğim,
    kendi mutluluğunun sade bahanelerini seyreder,
    saksıda çiçeklerin güzelim yok oluşunu
    ve senin bahçemize diktiğin fidanı
    ve bir pencere boyutlarında öten
    kanarya ötüşlerini.

    ah...
    budur benim payıma düşen,
    budur benim payıma düşen,
    benim payıma düşen,
    bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür,
    benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir
    ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette,
    benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir.

    ve “ellerini
    seviyorum” diyen
    sesin hüznünde ölmektir.

    ellerimi bahçeye dikiyorum,
    yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum
    ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda
    yumurtlayacaklar.

    küpeler takacağım kulaklarıma
    ikiz iki kirazdan
    ve tırnaklarımı papatya çiçeği yapraklarıyla süsleyeceğim.
    bir sokak var orada,
    aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla
    küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar
    bir gece rüzgarın bizi alıp götürdüğü.

    bir sokak var benim yüreğimin
    çocukluk mahallesinden çaldığı,
    zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu
    ve bir oylumla gebe bırakmak bir zamanın kuru çizgisini
    bilinçli bir simgenin oylumu
    aynanın konukluğundan dönen.

    ve böylecedir,
    birisi ölür
    ve birisi yaşar.
    hiçbir avcı,
    çukura dökülen hor bir arkta inci avlamayacaktır.

    ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum
    okyanusta yaşayan
    ve yüreğini tahta bir kavalda
    usul usul çalan
    küçük hüzünlü bir peri
    geceleri bir öpücükle ölen
    ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan…
  • yazıyı okumanızı tavsiye ederim: http://www.uludagsozluk.com/...C-her-d%C3%BC%C5%9F/
    ancak vaktiniz yoksa buyrun şiir:

    önceleri bir düştü aşk, gülümserdik uyurken;
    sonra bir düştü aşk, dudağından kaldırdık kahpelerin.

    önceleri bir düştün güzel kız, ağlayarak uyandım;
    sonra bir düştün gözümden, şimdi kupkuru gözlerim.

    önceleri bir düştüm, hayat bana imrendi;
    sonra bir düştüm, anladım: böyle büyürdü her düş...
  • http://www.youtube.com/watch?v=SAnRfDbOe2Q *

    zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;
    gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem
    biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım…
    -boğamazsın ki !
    -hiç olmazsa yanımdan kovarım.
    üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam
    hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
    doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
    bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle
    yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
    kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.
    kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
    onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
    adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.
    çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
    zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu…
    irticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu

    mehmet akif ersoy
  • kız çocuğu - nazım hikmet ran

    kapıları çalan benim
    kapıları birer birer.
    gözünüze görünemem
    göze görünmez ölüler.

    hiroşima'da öleli
    oluyor bir on yıl kadar.
    yedi yaşında bir kızım,
    büyümez ölü çocuklar.

    saçlarım tutuştu önce,
    gözlerim yandı kavruldu.
    bir avuç kül oluverdim,
    külüm havaya savruldu.

    benim sizden kendim için
    hiçbir şey istediğim yok.
    şeker bile yiyemez ki
    kağıt gibi yanan çocuk.

    çalıyorum kapınızı,
    teyze, amca, bir imza ver.
    çocuklar öldürülmesin
    şeker de yiyebilsinler...

    http://www.youtube.com/watch?v=q4Ijwpyus48
  • hüznün kuşları

    ben bütün hüzünleri denemişim kendimde
    canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
    bir bir denemişim bütün kelimeleri
    yeni sözler buldum seni görmeyeli
    kuliste yarasını saran soytarı gibi
    seni görmeyeli

    kasketimi eğip üstüne acılarımın
    sen yüzüne sürgün olduğum kadın
    kardeşim olan gözlerini unutmadım
    çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat

    sen tutar kendini incecik sevdirirdin
    bir umuttun bir misillemeydin yalnızlığa
    şanssızım diyemem kendi payıma
    hain bir aşk bu kökü dışarda
    olur böyle şeyler ara sıra
    olur ara sıra

    cemal süreya

    mfö yorumuyla; https://www.youtube.com/watch?v=r2swAIOS1Bc

    edit: aslında böyle bir şiir yok, cemal süreya'nın birden fazla şiirinden dizelerle oluşturulmuş bir yapıt diyelim.
  • kalecilerin gür sesidir o
    altı pasın hür sesidir o
    göründüğü gibi olan, gücünü makarnadan alan, robinson zapata,
    robinson zapata, efsane kaleci zapata,

    başganın adamı sarı kırmızı aşığı
    takımının umut ışığı
    forvetlerle sırdaş olan, defanslara yoldaş olan robinson zapata,
    robinson zapata, efsane kaleci zapata,

    oldu her zaman adamın dibi
    yediği her golde kaldırdı eli
    kararsızdır hava toplarında , yürekler hep ağızda robinson zapata,
    robinson zapata, efsane kaleci zapata,

    okumaya başlamadan önce fonda bu şarkıyı açın. http://gss.gs/nMg
  • ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
    şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
    bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
    durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
    şu aranıp duran korkak ellerimi tut
    bu evleri atla bu evleri de bunları da
    göğe bakalım

    falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
    inecek var deriz otobüs durur ineriz
    bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya
    herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
    hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
    herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
    herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
    nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
    beni bırak göğe bakalım

    senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
    tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
    bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
    sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
    seni aldım bu sunturlu yere getirdim
    sayısız penceren vardı bir bir kapattım
    bana dönesin diye bir bir kapattım
    şimdi otobüs gelir biner gideriz
    dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
    bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
    seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
    durma kendini hatırlat
    durma göğe bakalım

    turgut uyar

    bu da yaviz hırsız'dan gelsin; http://www.youtube.com/watch?v=I4QRLzOZ2-E
  • (bkz: #1518261)

    atatürk başlığı ben tartışmayı göremeden kilitlenmiş. herkesin yorum yaptığı konuda eksik kalmamak adına tamanlamiylaotuzkarakterlinick'in paylaştığı "be hey dürzü" üzerinden ben de konu hakkındaki görüşlerimi paylaşayım:

    öncelikle "be hey dürzü" şiiri neyzen tevfik'in değil, bir asayiş şube müdürü olan mutlu çelik'indir. bunun detaylarını uzun uzun yazmak istemem, şu linkte arkadaş oldukça anlaşılır bir şekilde anlatmış:
    http://ozgurdurus.wordpress.com/...kolaylinin-degildir/

    öncelikle kişisel görüşüm; "baban kimdi bilemezdin şerefsiz!", m. kemal ve onun anadolu'ya girmesine ön ayak olduğu çağdaş, batılı düşünceden oldukça uzak bir nida. halk ağzıyla kişinin "piçlik" durumuna vurgu yapılıyor ve kadını edilgen bir forma sokarak atatürk olmasa ve dolayısıyla yurdu düşman işgalinden kurtarmasa, işgalcilerin seslenilen şahsın annesine tecavüz edeceğine gönderme yapılıyor.

    kişisel olarak m. kemal'i sevmekle, iyi ve olumlu bir tarihi, siyasi figür olarak görmekle beraber türkiye'nin düşman işgalinden kurtulmasında tabi ki büyük pay sahibi olduğunu düşünüyorum. "o olmasaydı" türünden bir düşünme metodu ise pascal'ın meşhur "kleopatra'nın burnu" örneğinde olduğu gibi anlamsız geliyor. yine de belirtmeden geçemeyeceğim ki bana göre "o olmasaydı" da öyle ya da böyle türk haklının direnişi başarıya ulaşırdı. ama dediğim gibi bu önemsiz, önemli olan gerçekler; mustafa kemal vardı ve bu direnişe önderlik etti.

    meclis başkanı seçildikten ve savaş hali bittikten sonra ise mustafa kemal, bazı kemalist arkadaşların iddiasının aksine "birleştirici" bir figür değil tamamen siyasi bir figür oldu. kendisi zaten küçüklüğünden beri batılı değerlere hayran olan m. kemal bu ülke açısından fark yaratan devrimlerini işte o siyasal figür olarak gerçekleştirdi. saltanatı ve hilafeti kaldırmak, dini dogmaların yerine aklı ön plana çıkarmak, burjuvaziyi ortaya çıkarma denemeleri, sosyal hayatı batılı değerler ışığında değiştirmeye çalışmak" vb. devrimler, etki etme oranına göre bir kesimin kendisini ilahlaştırma derecesinde sevmesine, diğerlerinin ise getirdiği yenilikleri geri alma öfkesiyle nefretine dönüştü. statükonun üstün çabasıyla ise m. kemal bu siyasi figürlükten arındırılmaya, bir üst birleşme noktası gibi gösterilmeye çalışıldı. keza kendisine yöneltilen nefretin paratonerliği de ismet inönü'ye nasip oldu.

    tüm bunları ve yazmadığım nicelerini göz önüne aldığımızda ise kendisinin ön ayak olduğu batılı değerleri kabul eden ve kendini batılı duyumsayan, yabancı dizi izleyip kendi kültürünü yaratan batılı kesim ile kendilerinin tam aksi noktasındaki kesim neredeyse her konuda birbirinden ayrı kültürler oluşturdular. siyasal islam'ın 80 sonrası zaferiyle ise bu sefer mağdur duruma düşmeye başlayan taraf atatürkçü kesim oldu.

    nice kitaplara sığmamış bu konuyu bildiğim ve anladığımca bölük pörçük anlatmaya çalıştım. sonuçta demek istediğim şudur ki insanlara, hele ki artık iktidarı elinde bulunduranlara "başlarına bir şey gelmeyecekse" atatürk'ü sevmeme hakkını vermek zorundayız.
  • şiirden önce lütfen şu videoyu izleyin sonra şiire geçin.

    http://www.youtube.com/watch?v=_X_0126tBls

    adını yazdığım her kalemde
    mürekkep olarak kullanıyorum gözyaşlarımı,
    tutamıyorum ellerinden, bakamıyorum gözlerine
    sonsuzluğa kadar.

    acı veriyor sensiz geçen her saniye,
    aciz bedenime.
    ruhum yenik düştü kadere,
    son ana kadar direndi yeniden seninle olurum diye.

    istemsiz gülüşün yerleşmiş gözlerime,
    her gözlerimi kapattığımda,
    bir kez daha yazıyorum yüzünü,
    hiç çıkmamacasına benliğime.

    uzaklara dalar gider bazen gözlerim,
    belki sen gelirsin yeniden diye,
    her çalışında telefonun koşup,
    sen olmayınca telefonda kanarken ruhum.

    en acı veren yeniden tutamamak ellerini,
    hissedememek sıcaklığını, duyamamak kokunu
    bazen acısa da yüreğim,
    öpememek.

    tek yaptığım sevmekti seni,
    sınırsızca, umarsıca ama saf ve temiz,
    sadece sana ait olmak tek isteğimdi,
    şimdi sen yoksun, yüreğim boş ve kimsesiz.
    *

    yapma hayrettin / 20.07.2014 ( galatasaray sözlük şiir kulübü )
  • mesnevî'nin ilk 18 beyti. bu beyitleri mevlânâ'nın kendisi yazmıştır.

    bişnev ez ney çün hikâyet mîküned
    ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned

    kez neyistân tâ merâ bübrîdeend
    ez nefîrem merd ü zen nâlîdeend

    sîne hâhem şerha şerha ez firâk
    tâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyâk

    herkesî kû dûrmand ez asl-ı his
    bâz cûyed rûzgâr-ı vasl-ı hîs

    men beher cem’iyyetî nâlân şüdem
    cüft-i bedhâlân ü hoşhâlân şüdem

    herkesî ez zann-i hod süd yâr-i men
    vez derûn-i men necüst esrâr-i men

    sırr-ı men ez nâle-i men dûr nist
    lîk çeşm ü gûşrâ an nûr nîst

    ten zi cân ü cân zi ten mestûr nîst
    lîk kes râ dîd-i cân destûr nîst

    âteşest în bang-i nây ü nîst bâd
    her ki în âteş nedâred nîst bâd

    âteş-i ışkest ke’nder ney fütâd
    cûşiş-i ışkest ke’nder mey fütâd

    ney harîf-i herki ez yârî bürîd
    perdehâyes perdehây-i mâ dirîd

    hem çü ney zehrî vü tiryâkî ki dîd
    hem çü ney dem sâz ü müştâkî ki dîd

    ney hadîs-i râh-i pür hun mîküned
    kıssahây-i ışk-ı mecnûn mîküned

    mahrem-î în hûş cüz bîhûş nist
    mer zebânrâ müşterî cüz gûş nîst

    der gam-î mâ rûzhâ bîgâh şüd
    rûzhâ bâ sûzhâ hemrâh şüd

    rûzhâ ger reft gû rev bâk nîst
    tû bimân ey ânki çün tû pâk nist

    herki cüz mâhî zi âbeş sîr şüd
    herki bîrûzîst rûzeş dîr şüd

    der neyâbed hâl-i puhte hîç hâm
    pes sühan kûtâh bâyed vesselâm

    türkçesi:

    neyi dinle! neler anlatıyor; ayrılık hallerinden nasıl şikâyet ediyor...

    beni kamışlıktan kestiklerinden beri ,feryâdımdan erkek ve kadınlar ağlayıp inlemektedirler.

    ayrılıktan şerha şerhâ olmuş bir sine isterim.ta ki iştiyak derdini şerh edeyim.

    bir kimse ki, kendi aslından ayrılıp uzaklaşır, yine vuslat zamanını arar.

    ben her mecliste inledim. kötü huylu olanlarla da, iyi huylu olanlarla da eş oldum.

    herkes kendi zannına göre benim yârim oldu. benim içimdeki , sırlarımı arastırmadı.

    benim sırlarım, inleyisimden uzak degildir. lâkin her gözde ve kulakta o nur yoktur.

    beden ruhdan, ruh bedenden gizli degildir.lâkin kisinin rûhu görmesine ruhsat yoktur.

    bu neyin sadası âteştir , havâ degildir. her kim de bu âteş yoksa , yazıklar ona!

    neyin derununa düşen, aşk ateşi oldugu gibi , meyin derununa düşen de coşkunluğudur.

    ney, yardan gelip ayrı kalan her kimsenin yar-ı vefakarıdır.onun perdeleri , bizim perdelerimizi yırtmıştır.

    ney gibi zehir ve panzehir kim gördü ?, ney gibi refik ve müştakı kim gördü?

    ney, kanlı yolun vasfını söyler,ve mecnunun hikayelerini beyan eder.

    bu aklın mahremi , akılsızdan başkası degildir. nitekim lisan için kulaktan baska
    müşteri olmaz.

    bizim kederimizden, günler , vakitsiz bir hale geldi. o günler ateş ile yoldaş oldular.

    günler geçti ise , geçip gitsinler ! korkumuz yok . sen kal ! , ey ol zat ki senin gibi nazif yoktur.

    balıktan başka hersey suya kandı. rızkı olmayana da günler uzadı.

    pişmişlerin halini , ham olanlar anlayamaz. binaenaleyh kelamı kısaltmak lazım gelir
    vesselam.

    http://i.imgur.com/8OWxS.jpg
    farsça şiir gibi bi dil beyler. :(
  • yedi kapılı teb şehrini kuran kim?
    kitaplar yalnız kralların adını yazar.
    yoksa kayaları taşıyan krallar mı?
    bir de babil varmış boyuna yıkılan,
    kim yapmış babil’i her seferinde?
    yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
    altınlar içinde yüzen lima’nın?
    ne oldular dersin duvarcılar
    çin seddi bitince?
    yüce roma’da zafer anıtı ne kadar çok!
    kimlerdir acaba bu anıtları dikenler?
    sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri?
    yok muydu saraylardan başka oturacak yer
    dillere destan olmuş koca bizans’ta?
    atlantik’te, o masallar ülkesinde bile,
    boğulurken insanlar
    uluyan denizde bir gece yarısı,
    bağırıp imdat istedilerdi kölelerinden.
    hindistan’ı nasıl aldıydı tüysüz iskender?
    tek başına mı aldıydı orayı?
    nasıl yendiydi galyalılar’ı sezar?
    e bir aşçı olsun yok muydu yanında?
    ispanyalı filip ağladı derler
    batınca tekmil filosu.
    ondan başkası ağlamadı mı?
    yediyıl savaşı’nı 2. frederik kazanmış?
    yok muydu ondan başka kazanan?
    kitapların her sayfasında bir zafer yazılı.
    ama pişiren kim zafer aşını?
    her adımda fırt demiş fırlamış bir büyük adam.
    ama ödeyen kimler harcanan paraları?
    işte bir sürü olay sana
    ve bir sürü soru.
    bertolt brecht

    http://www.youtube.com/watch?v=TS_QziIaLOs

    *
  • maria missakian, attilâ ilhan'ın fransa'da tanıştığı ermeni sevgilisidir. uzun süre türkiye'ye getirebilmek için uğraşır ancak başaramaz. çok güzel de bir şiiridir. okumak ve sonra da kendi sesinden dinlemek farzdır: http://www.youtube.com/watch?v=Gx8XWYq4m7A

    maria missakian

    yüksekkaldırım'da bir akşam
    maria missakian'i düşündüm
    eğer kendimi bıraksam
    yağmur olabilirdim yağardım

    kasım'da bir çınar olurdum
    yaprak yaprak dökülürdüm
    kalbimi sıkı tutmasam

    döküp saçıp boşaltsam
    içimde yükselen şiiri
    kaldırımlara döküp harcasam
    gözleri balıkçıl gözleri
    dudaklarında tutup rüzgarı
    maria missakian adında biri
    gelse göğsüne kapansam

    gece gölgesine sokulsam
    gökyüzünde bulutlar büyüseler
    yağmuru dinlesem anlatsam
    şimşekler kırılıp dökülseler
    bizi sokaklarda bıraksalar
    leylekler üşüyüp gitseler
    dönüp arkalarına bakmadan

    yine akşam oldu attilâ ilhan
    üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı
    belki paris'te maria missakian
    avuçlarında bir çarmıh acısı
    gizlice bir sefalet gecesi
    çocuğunu boğarmış gibi boğup paris'i
    sana kaçmayı tasarlar her akşam

    attilâ ilhan

    "çocuğunu boğarmış gibi boğup paris'i" diyor yahu! muhteşem.
  • lütfen şiiri şu müzik ile birlikte okuyunuz.

    http://www.youtube.com/watch?v=e_0s_Ao9drM

    ellerin ellerime değdiğinde başlıyordu hayat benim için,
    ne zaman gözlerine baksam, ne zaman sesini duysam,
    atıyordu kalbim.
    her zerremde hissediyordum seni delicesine,
    korkmadan, usanmadan sana koşuyordum,
    nefessizce.
    her yeni günde seninle doğuyordum yeniden,
    seni arıyordum tan yeri ağarırken,
    sana gülümsüyordum her yağmur damlasında,
    bıkmadan, usanmadan.
    sen her saniye soluduğum hava gibi,
    içtiğim her damla su gibi işledin bedenime sevgini,
    sana açtım kalbimi umarsızca,
    delicesine.
    şimdi yalnızım dört duvar arasında,
    senden çok uzakta ellerimde bir avuç hatıra,
    her daldığımda uzaklara biraz daha yaklaşıyorum sanki sana,
    avazım çıktığınca susmak istiyorum,
    her yazdığım satırda sana birikiyor duygularım,
    yıkıntılarım, ahlarım.
    tek bildiğim olmayan bir sevdaydı bizimkisi,
    elimden kayıp giden zaman gibi,
    bitiremediğim kelimelerim gibi,

    seni seviyorum.

    *

    yapma hayrettin / 29.09.2014 ( galatasaray sözlük şiir kulübü )
  • sen gülünce;
    dünya daha iyi bir yer olurdu.
    bütün çiçekler güneşe dönerdi yüzünü,
    ve bahar açardı ağaç dallarında.

    sen gülünce;
    ben daha da iyi hissederdim kendimi,
    ruhum kol gezerdi semada,
    gökyüzünde ki bir yıldız misali.

    sen gülünce;
    herşey, herkes daha sevimliydi oysa,
    bütün öfkelerin yerini sevgi alırdı.
    ve umut hep galip gelirdi, hüzne.

    sen gülünce;
    ben daha iyi bi adam oluyordum.
    en büyük hediyeydi benim için,
    gözlerinde mutluluğu görmek.

    sen gülünce;
    hissettiklerimi hiç unutmadım ben.
    sadece ayırt edemedim kalp kırıklarımın arasında,
    ve sen hiç bilmedin.

    yine gülsen bana,
    mevsim bahar olsa,
    rengarenk yağmurlar yağsa yeryüzüne,
    ben yine gülebilsem gözlerinin içine baka baka...

    şu şarkıyı uygun gördüm nedense şiire;
    http://www.youtube.com/...so&feature=share