• 1
    (bkz: atilla ilhan)

    ben sana mecburum bilemezsin
    adını mıh gibi aklımda tutuyorum
    büyüdükçe büyüyor gözlerin
    ben sana mecburum bilemezsin
    içimi seninle ısıtıyorum

    ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
    bu şehir o eski istanbul mudur?
    karanlıkta bulutlar parçalanıyor
    sokak lambaları birden yanıyor
    kaldırımlarda yağmur kokusu
    ben sana mecburum sen yoksun

    sevmek kimi zaman rezilce korkudur
    insan bir akşam üstü ansızın yorulur
    tutsak ustura ağzında yaşamaktan
    kimi zaman ellerini kırar tutkusu
    birkaç hayat çıkarır yaşamasından
    hangi kapıyı çalsa kimi zaman
    arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

    fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
    eski zamanlardan bir cuma çalıyor
    durup köşe başında deliksiz dinlesem
    sana kullanılmamış bir gök getirsem
    haftalar ellerimde ufalanıyor
    ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
    ben sana mecburum sen yoksun

    belki haziranda mavi benekli çocuksun
    ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
    bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
    belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
    bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
    belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
    kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

    ne vakit bir yaşamak düşünsem
    bu kurtlar sofrasında belki zor
    ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
    ne vakit bir yaşamak düşünsem
    sus deyip adınla başlıyorum
    içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
    hayır başka türlü olmayacak
    ben sana mecburum bilemezsin..
  • 2
    http://gss.gs/2896913

    göt kasidesinin devamıdır:

    gazel ile kadeh kalksın, âb-ı hayat aksın lebinden
    istifrâ olsun gazel, yeller essin aklın yerinden
    umut kalmadı bu götten, bari yıkansın şarab ile
    belki unutur bu bende, birkaç beyit gazel ile

    cihân bir ejderyayımış, üç başında üç ateş
    biri akıl, biri yürek, biri mabâd-ı keşmekeş
    aklın sesini kestik şarab ile biçare dil ona eş
    mabadın kanı yerde kaldı, atamadık bir düşeş

    beddua mı cadû mu bilmem ben bu ne belâ
    aylar boyu ağda ittüm, oldu mermer-i mücellâ
    akacak kan zapt olunmaz imiş aksın bize bu revâ
    ey ûdi çal bu akşam bitmez oldu bu selâ

    cânana idemedüm kalpten bir iltifât
    can perişân olunca cânan oldu teferruât
    tabib tuttu nabzımı dedi bu bir cenazedir
    bu mabâdın istikâmet artık mübarek kıbledir

    götünde kanlû bülbül öter nitratdarjanın
    yaradan yara virmiş dermânı yok sormayın
    fitil fitil girdi göte günâhı bu yılların
    sıçamadu ömrünce rahat, bu garibi yormayın
  • 3
    yeni bir şiir denemesi ile karşınızdayım.
    ------------------------------------------------------
    unutursun bazen ne kadar çok sevdiğini
    hayatın yorgunluğu içinde dinleneceğin yeri unutursun
    nefes alacağın yeri unutursun
    sonra bir an tek bir an döner bakarsın sevdiğinin yüzüne
    o an anlarsın dinleneceğin yerin de nefes alacağın yerin de onunla olduğun her yer olduğunu
    gözlerinde dinlenir dudağında nefes alırsın
    hatırlarsın ne kadar çok sevdiğini….
    -----------------------------------------------------------
  • 7
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

    aşksız ve paramparçaydı yaşam
    bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    aşk demişti yaşamın bütün ustaları
    aşk ile sevmek bir güzelliği
    ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
    işte yüzünde badem çiçekleri
    saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
    sen misin seni sevdiğim o kavga,
    sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
    bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bin kez budadılar körpe dallarımızı
    bin kez kırdılar.
    yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
    bin kez korkuya boğdular zamanı
    bin kez ölümlediler
    yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
    suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
    ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
    yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık
    törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
    türküler söylerdik hep aynı telden
    aynı sesten, aynı yürekten
    dağlara biz verirdik morluğunu,
    henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...
    ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
    ne tan atışı doğumların sevincine
    ey bir elinde mezarcılar yaratan,
    bir elinde ebeler koşturan doğa
    bu seslenişimiz yalnızca sana
    yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    saraylar saltanatlar çöker
    kan susar birgün
    zulüm biter.
    menekşelerde açılır üstümüzde
    leylaklarda güler.
    bugünlerden geriye,
    bir yarına gidenler kalır
    bir de yarınlar için direnenler...
    şiirler doğacak kıvamda yine
    duygular yeniden yağacak kıvamda.
    ve yürek,
    imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
    ey herşey bitti diyenler
    korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
    ne kırlarda direnen çiçekler
    ne kentlerde devleşen öfkeler
    henüz elveda demediler.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

    adnan yücel

    https://youtu.be/fFGm-co98bE
  • 8
    https://mobile.twitter.com/.../1645793906020466689

    kimdi kimdi kalan
    giden mi suçludur her zaman?
    ne zaman başlar ayrılıklar
    dostluklar biter ne zaman

    her geçen gün bir parça daha
    aldı götürdü bizden
    aynı kalmıyordu hiçbir şey
    değişiyordu her şey
    kendiliğinden

    artık çözülmüştü ellerimiz
    artık bölünmüştü yüreğimiz
    birimiz söylemeliydi bunu
    ötekini incitmeden

    kimdi giden kimdi kalan
    aslında giden değil
    kalandır terkeden
    giden de
    bu yüzden gitmiştir zaten

    murathan mungan
App Store'dan indirin Google Play'den alın