• 1
    ülkemizde ve sözlüğümüzde bolca gördüğümüz nesildir. arkadaş bir nesil hiç mi birseyden memnun olmaz hic mi birseyi begenmez ya. aramızda çok yas farkı yok ama ben bile kendilerini anlamakta zorluk yaşıyorum.
    bizim için iyi olan spikerlerin hepsine bir cemkirme var. bizim icin efsane olan adamlara cemkirmeler.
    elbette ki fikirlerini söyleyecekler elbette ki eleştirecekler.
    anlatmak istediğim nesiller arası fark aslında.
    zaman değişiyor ve biz yaşlanıyoruz.
  • 4
    dursun özbek, sabri sarıoğlu, semih kaya gibi galatasaray kalitesinde olmayan adamların bugün bizimle olmamasında büyük payı olan kuşaktır. senelerce vasatla yetinmeyi öğrenen kuşaklardan farklı olarak hep daha iyisini isteyen vasat olanı eleştiren kuşaktır. eğer benim para ödediğim bir kurumun spikeri senelerdir futbol piyasasında olan bir oyuncun * adının telaffuzunu bilmiyorsa ben bu adamı doğal olarak eleştiririm. bundan 20 yıl önce tarihi bir maçı anlatmış olması bugün işini doğru yapmadığı gerçeğini değiştirmez. cüneyt tanman deyince sizin aklınıza efsane kaptan geliyor olabilir ama benim aklıma maxi pereira- sabri sarıoğlu kıyaslaması geliyor yada mustafa denizli deyinde sizin aklınıza şampiyonluklar gelirken benim aklıma 6 stoperle çıkılan maçlar geliyor. burada tuhaf olan bu kişileri eleştiren x kuşağı değil ortada çok açık bir başarısızlık varken bu adamların eleştirilmesine 30 yıl önce yaptığı doğruları gerekçe göstererek karşı çıkanlardır.

    edit: son başkanlık seçimlerinde eski kuşaklar gibi liseli abileri tarafından önlerine konan listeyi oylamak yerine kendi düşünceleriyle hareket edip inandıkları adaya oy atan, sahada takımın ırzına geçen futbolcular varken asaletin bize yeter demeyip tepki koyan insanların içinde bulunduğu kuşaktır. bu insanlara kendilerine verilenle yetinen, manipüle edilmesi kolay demek saçmalıktır.
  • 6
    anlayamadığım, anlayamayacağım. aslında bunu doğrudan kuşakla ilişkilendirmek de çok doğru gelmiyor. doğrudan teknolojinin etkisi altında olan, doğadan, yaşamdan, değerlerden, kendinden uzaklaşan herkesi anlamak zordur bana göre. bu tür bireyler özellikle 1990'lar sonrası doğan ve z kuşağı olarak adlandırılan kuşakta daha fazla sayıda şüphesiz. çünkü teknolojiye en fazla maruz kalan bu kuşak oldu. yine de teknolojiden faydalanmakla teknolojiye esir olmak arasındaki seçimi insan kendisi yaptı diye düşünüyorum.

    teknoloji şüphesiz gerekli ve faydalı. ama sen bak bizim oğlan telefonda, tablette neler yapıyor diye eline 7/24 verirsen o aletleri, o çocuk hem doğadan hem kendi doğasından uzaklaşır. gerçeklik ve hayatta kalma ise tablette değil doğadadır, tarih boyunca da her zaman böyle olmuştur. çocuk tableti, bilgisayarı müthiş kullanıyor ama çevresini, ayı, güneşi, toprağı, suyu, doğayı, kendi doğasını, arkadaşlığı, nezaketi, saygıyı, korumayı, korunmayı, akıl yürütmeyi deneyimlemiyorsa o çocuktan da çok bir şey beklememek lazım. doğal olan, değer, duygu içeren bunlardır ve bana göre korunmalı ve sonraki nesle aşılanmalıdır.

    şimdiki nesle bakıyorum da değerleri, ilişkileri kullandıkları makineler gibi hayattan kopuk ve duygusuz. ben büyürken cep telefonları yoktu, bahçede, toprakta karıncalarla, sokakta arkadaşlarımla kiremitlerle, taşlarla oynardık. küserdik, barışırdık,yeri gelir yemeğimizi, kıyafetimizi paylaşırdık, sırt sırta, el ele verirdik, değer verirdik, saygı duyardık, sevgi gösterirdik. gerçekti bunlar, makinalarda asla olmayan duygulardı çünkü. şimdi ise varsa yoksa teknoloji. başkaları tarafından beğenilme duygusu. takipçiler, fotoğraflar, videolar, bloggerlar. inanılmaz bir beyin yıkama, bireyi hayattan ve kendinden koparma süreci. şimdi sanki sen kullanmıyorsun diyecekler varsa çok şükür bu saydıklarımın çoğunu kullanmıyorum. çoğuna hiç ihtiyaç duymadım. dediğim gibi çünkü onlarla yetişmedim. gerekli olduğu, ihtiyaç duyduğum kadarını elbet kullanıyorum. ama o kadar. tabii ki bunları herkes için söylemiyorum. z kuşağı da olsa bazıları gerçekten bilinçli. kitap okuyorlar, hayvan besliyorlar, müzik aleti çalıyorlar, spor yapıyorlar. onları takdir ediyorum. ama bazıları... hatta çoğunluğu maalesef bu etkiye kapılmış, beyni yıkanmış halde.bizim kuşaktan da bizim zamanımızda şimdiki gibi teknoloji yoktu diye hayıflananlar görüyorum. oysa düşünüyorum da iyi ki de yokmuş, ne kadar şanslıymışısız.

    edit: belki satır aralarında kalmış ancak özellikle birey yetiştirme konusunda bir önceki nesli de bir o kadar eleştiren bir yazıdır. dönemsel ayrımlar olsa da nesilleri birbirinden kopuk şekilde değerlendirmek zaten imkansız.
  • 7
    internetin için doğmuş nesildir. bir kısmı yedikleri etin süpermarketlerin arka tarafında üretilen bir "şey" olduğunu düşünüyor. görmediler çünkü. yani kaburga dediğinde bir hayvanla eşleştiremiyor.

    bu yüzden de manipüle edilmeleri çok kolay. bilgiyi kucaklarına bırakılan bir olgu olarak algıladıkları için doğru bilgiye ulaşmak gibi bir çabaları hatta kaygıları bile yok. önlerine koyulanı yiyorlar. en büyük sorunları bu.
  • 8
    nesilcilik... kuşakçılık... napıyosunuz olm siz? :(

    1990'lı yılların ortalarında ve 2000'li yıllarda doğan çocukların ait olduğu jenerasyon.

    bu arada; burdaki genç kardeşlerimizin eski toprakları yaşları üzerinden, nesilleri üzerinden veya kuşakları üzerinden vurduğuna hiç şahit olmadım. fitili ateşleyenler ne hikmetse hep bizler oluyoruz. perhizli lahana turşulu laf buraya uyar sanıyorum, ühüh.
  • 9
    uefa kupası öncesi ve sonrası başarılarımızdan ötürü pek çoğu galatasaraylı olan gençlerimiz.

    genel kabul gören tanıma göre üç aşağı beş yukarı 1995 - 2005 arası doğanları kapsayan demografik topluluk. büyüdükleri çağın ruhuna göre eskilerden daha iyi ve daha zayıf oldukları alanlar var elbette.

    gözlemlerime göre, şehirli, orta ve orta-üst gelir grubunda olanlar için, çok genel olarak,

    - bir yandan daha başlarına buyruk ve özgür, bir yandan daha evcimen, daha izoleler. *

    - teknolojide ustalar ama teknolojiye bağımlılar. *

    - sosyal medya okur-yazarlıkları daha üst düzeyde ama içerik beklentileri daha yüzeysel. *

    - bilgiye erişmede daha donanımlı, bilgiyi üretmede daha zayıflar. *

    - gerçekliğe dolaylı erişimleri sınırsız * ama gerçekle birebir karşılaşmaları çok sınırlı. *

    - kendini internette daha ustaca, kısa ve öz ifade edebilen ama siber zorbalığın ve kabalığın her türlüsünü de en şiddetli biçimde yansıtan kuşak. *

    onlar için üzücü olan şu, umut nedir, amaç nedir, emek nedir pek bilmiyorlar. 68 kuşağı hippilerinden farklı olarak toptan bir reddedişten söz etmiyorum. daha çok olduğu gibi kabullenme, garip bir tevekkül var üstlerinde.

    yolları açık, yaşamları güzel olsun...
  • 10
    bu nesil o kadar mükemmel, o kadar efsane bir nesildir ki anlatılmaz. galatasaray hakkındaki en iyi kararları onlar verirler ama gelin görün ki galatasaray en büyük başarısını bu neslin bir çoğu daha portakalda vitamin iken kazanmıştır. yavaş olun la biraz. yeni nesil iyi güzel de her bok sizin sayenizde olmuyor ve sizin neslin en büyük hatası bu. dünyayı kendi etrafınızda dönüyor zannediyorsunuz. aslında bunda sizin suçunuz yok tabi. sizi birer prens veya prenses olarak yetiştirmeye çalışanlarda suç.
  • 12
    --- alıntı ---

    z kuşağı için verilen tarih aralığı 2000-2021 yılları arasıdır

    “insanlık tarihinin el, göz, kulak vb. motor beceri senkronizasyonun en yüksek nesli olarak tanımlanmaktadırlar” diyor bir kaynak. yani mekanikleşmenin ilk belirtileri z kuşağı çocuklarda.*

    --- alıntı ---

    2000 sonrası sözlükte kaç adam var da buradaki gençler diye nitelendiriliyor anlamıyorum. eleştirdiği adamlar yüksek ihtimalle kendisiyle aynı kuşakta ama maalesef bazı bireylerimiz cahilliğini aşamadığı için eleştirdikleri ile farklı kuşakta olduğunu zannediyor.
  • 13
    fazlasıyla abartılmakta olan, internet sayesinde yarım yamalak bilgilerle donatılmış tabiri caizse wikipedia gençliğidir. sosyal medyanın gazladığı yönde süzülür ve basit bir şekilde manipüle edilebilirler. bu kardeşlerimizden çok büyük ümitler besleyenlere belirtmek lazım; insanlar yaşadıkları dönemlerine ve sosyal çevrelerine göre şekillenirler.

    68 kuşağını ele alalım. 68 kuşağı gençliği dediğimiz kitle, o dönemin ananelerine göre şekil almış ve dönemin koşullarına göre oluşmuş bir kitleydi. sosyalizm yükselişte, soğuk savaş atmosferi, buna göre kutuplaşmış kitleler ve gençlik hareketleri. klasik beşiktaşlı anlayışı gibi "hakemler olmasa dünyanın en büyük takımı biz olurduk" kafasında övülmesi yersiz. bahsi geçen dinamikler günümüzde de olsa, benzer gençlik hareketlerini şu an dahi görebilirdik. fakat dünya değişti ve değiştiği yöne doğru yeni kitleler oluşmaya başladı.

    şimdi ise kapitalizm ve kültürel emperyalizm hegemonyası mevcut. sosyal medya aracılığıyla da bir güzel yedirilmekte bu düzen. günümüz dinamikleri de bu yönde olduğu için, z kuşağı dediğimiz günümüz gençliği ona göre şekillenmekte. yani kısacası dünya gündemini birileri ne yöne doğru kaydırmak isterse, gezegendeki toplumlar da o yöne göre gençlik yetiştirmekte. bu böyle gelmiş, böyle gider.

    z kuşağı gençliği de zaman içinde yaş aldıkça, günümüz kişilerine benzeyecekler ve kendilerinden sonraki kuşağı çok farklı görecekler. halbuki o kuşakta, sonraki kuşaklarda zaman geçtikçe atalarına dönüşecekler. tıpkı bizim de zaman içinde babalarımıza dönüştüğümüz gibi.
  • 14
    87 doğumluyum ve aslında şanssız bir kuşakta olduğumu düşünmüyorum. tek şanssızlığımız rte. ki bu durumda z kuşağı ile aynı şanssızlığı paylaşıyoruz zaten.
    sonrasında bir galatasaraylı olarak asla şanssız bir nesile mensub değili(z)m malumunuz.
    bir kere temmuz 87'de doğdum, yani 86-87 sezonunda (14 yıllık hasretin bitişi-haziran 87'ye denk gelir) yaşanan şampiyonluğu saymazsak, 14 adet şampiyonluk sığdı ömrüme*
    yaşanan sayısız avrupa başarısını ve epik maçları düşünmeye kalksak bile bir çoğunu unuturuz, bırakın yazmayı.
    milli takım mı?
    orada bile yaşanan bütün başarılara sahit olduk bizim nesilce. bursasporlı selimin kluivert'ı kitleyip, hollandaya galibiyetimizden, vlaovic-alpay pozisyonundan, euro 2000'de okan'ın attığı tarihimizdeki ilk golümüze kadar, aklınıza gelebilecek her an. 2002 ve 2008'i saymıyorum bile.

    bu başlıkta, z kuşağından bir çok kardeşimizi okudum. inanılmaz aklı başında ve tutarlı bir şekilde fikirlerini tasvir etmişler. aynı şekilde büyüdükleri internet ortamını, onları etkileyen günümüz koşullarını. gerçekten böyle bir bilinçli kuşak bizim için çok büyük potansiyel. o yüzden gerçekten kendilerinden öğreneceğimiz çok şey var. zaten öğrenme bitmez, bitmemeli.

    ama kaba tabirle, bu nesilde en sevmediğim huy bir boku beğenmeme ve hiç bir şeyden memnun kalmama. aslında birazcık sabır ile belki de her şey çok daha kolay olacak.
    fakat bunu diyince bizim nesli de kolay beğenen zevksiz, başarıya önem vermeyen bir nesil gibi düşünemeyin.
    ulan bir kere hocamız hiç bir başarıyla yetinmeyin, yarını da düne mahkum etmeyin diyen adam. lafın inceliğine, içindeki anlama bakar mısınız?
    hayatımızın her anında bunu hatırlarız.
    tabii ki de memnun kalmayın, itiraz edin, en iyisi için savaşın.
    ama sabredin, allah aşkına bir sabredin
    olaya takımımız üzerinden bakarsak;
    başımızda galatasaray için dünyanın en iyi hocası var.
    çok vizyoner ve akıllı bir başkanımız bir de seversiniz sevmezsiniz, florya ve oyuncularımız için en büyük şans olan abdürrdahim albayrak var.

    tepemizde bir uefa baskısı ve önümüzde zor bir yol var.
    çok dikkatli adımlar atmamız gerekirken, sözlüğe bir giriyorum.
    anam.
    anam, anam. yangın yeri ortalık.
    garry hemen satılsın, trezeguet gelsin.
    şu genç çok iyi, gomis gitsin.
    yok o gitsin bu gelsin.
    muğdatla mı şampiyonlar ligi oynayacağız.
    yahu hele bir durun.
    bakın belki de hiç satış yapamayacağız, aynı kadro ile, belki de sadece bir iki kiralık yabancı ya da bonservissiz isim alacağız.
    hiç de uzak bir ihtimal değil bu.
    ama ne yapıyorsunuz, hemen minicik belki de birinin götünden salladığı bir transfer söylentisi için dünyanın sonu gelmiş, bitmişiz gibi yorumlar yapıyorsunuz.
    yemin ederim en sinirlendiğim kısım bu.
    malesef sami yen'de oyuncu ıslıklama, maçı bırakıp tepki gösterme hep bu kuşağın katılımı sonrası başladı. bakın tepki göstermek için bile maç bitimi beklenemiyor. çok saçma, gerçekten çok.

    ben (belki de entry tam tersini söylese de) kesinlikle ayrımcılık veya diğer nesilleri kötüleme derdinde değilim.
    tek umrumda olan galatasaray'ın başarısı ve buna en ufak bir şekilde olsa bile engel olabilecek en ufak şeylerin yaşamaması.
    tribündeki bir ıslıktan, sinerjeyi bozabilecek olan minik bir yangına kadar.

    lütfen, biraz sabır.

    unutmadan, kuşaklardan bağımsız bütün davamız galatasaray.
    buna engel olmak isteyenler de umarım başarısız olurlar.

    edit: imla
  • 15
    galatasaray taraftarı, z kuşağı olan kişilere karşı ön yargım var. bu grup 2002-2008 arası özhan canaydın dönemindeki finansal krizi görmediği için sosyal medyadan takımdan herhangi bir oyuncu bonservissiz gitsin, kovalım diyebiliyor. ulan sizin altınız bez varken bu taraftar almanya liginde kümede kalma savaşı veren takımın ortalama oyuncusu marek heinz'ı heyecanla bekliyordu. fenerbahçe appiah, anelka, kezman gibi bombaları patlatırken bizim yönetim o zamanlar scout ne arar kulüpte youtube'dan carrusca'yı izleyip getirmişti. 2007 yazında yıllar sonra ismini duyduğumuz bir oyuncu olan lincoln transfer olduda ülkede herkes lincoln formasıyla gezdi.

    o dönemden bugüne denk getirecek olursak taşları fenerbahçe'nin sağ kanadında feghouli bizde deniz türüç, orta sahada fenerde belhanda bizde ozan tufan oynadığını düşünün. bugün fenerbahçe'nin içinde olduğu günlerden bile transfer aylarında daha kötü bir dönemdeydik. onun için bugünlerin kıymetini bilin, medya gazlamasıyla teknik ekibin işine karışıp stada gidip formanızı giyen futbolcuya ana avrat sövmeyin.
  • 16
    bizim yaşadıklarımızı anlaması mümkün olmayan kuşak. internet yok olsa da mahallede bilgisayarı olan 1-2 arkadaş size webaslan'da gördükleri kolpa haberleri okuyor ve siz heyecan yapıyorsunuz. her şeyi gazeteden takip ediyoruz. 3 ay pires, 4 ay insua bekliyoruz. işin sonunda altan aksoy geliyor. 4 ay gravesen bekliyoruz ama oraya özhan canaydın gidiyor inamotoyu alıyor. cidden çok zor zamanlardı. allah bir daha yaşatmasın.
  • 17
    fazla tahammülsüz kuşak. internetin çok yaygın olmadığı dönemlerde fotomaç ve fanatik ertesi gün neler yazacak diye beklerdik. sabırsızlıktan tırnaklarımızı yerdik. pazar günleri star’da şampiyonlar ligi özeli beklerdik maçların özetlerini izleyebilelim diye. transferde ne olup ne bittiği fazlasıyla sürprizdi. artık üç aşağı beş yukarı biliniyor her şey. kim kimi alacak öğrenebiliyorsunuz. daha göz önünde yaşanıyor süreçler. fazla bir şey söyleyemiyorum bu kuşağa bu yüzden böyle gördüler çünkü. anlayabiliyorum ruh hallerini. sadece biraz daha sükunet.
  • 18
    pennant'ı savunmaya çalışan orhan ak'ı, luis garcia'yı savunmaya çalışan cihan haspolatlı'yı izlememiş, nerede genç bir gurbetçiye talip olsak aziz yıldırım'ın 500k fazla basıp fenerbahçe'ye aldığına tanık olamamış kuşaktır. kendisine büyük saygı duyarım ama özhan canaydın dönemi o kadar karanlık bir dönemdi ki dursun özbek'e bile net bir şekilde galatasaray tarihinin en başarısız başkanı diyemiyorum. çünkü daha kötüsünü kanlı canlı yaşamıştım. bir de franck ribery konusu var ki tüm yaşananların üzerine tuz biber adeta.
  • 20
    arda turan’li, emre colak’li bir galatasaray’i izlemek yerine acip premier ligi izlemeyi tercih edecek pragmatist kusak. dunyanin gercegi bu arkadaslar. sen atalay’a, yunus’a sans verirsen meraktan da olsa bu yeni nesil futbolseverin galatasaray maclarini izlemek icin bir motivasyonu olur. sen gidip kriminallerle, eski futbolcu artiklariyla takimi doldurunca ustune bir de yabanci kurali garabeti eklenince yeni nesil taraftari da kaybediyorsun.
  • 21
    önceki kuşaklar olarak ülkeyi bir akıl hastanesine çevirdik... şimdi de z kuşağını gömüyoruz. aynı tek hatasında gömdüğümüz genç futbolcular gibi.

    z kuşağı benim geleceğe dair umudumdur. bu ülkedeki iğrenç siyasi figürlere siktirin gidin diyecek bilince sahip olduklarını da şimdiden gösterdiler. bana göre tüm defolarına rağmen diğer kuşaklardan daha bilinçliler.

    bu gün diğer kuşaklar olarak ülkenin, dünyanın, doğanın haline bakıp kendimizden utanacağımıza yeni nesile bok atacak kadar hadsiziz. iste buna çok gülüyorum.
  • 24
    yav adamlara sanki doğru düzgün bir gelecek bıraktık da kendilerini eleştiriyoruz. şu yapılan muhabbetin kahvehane muhabbetinden farkı yok. ülkemiz için konuşuyorum, sahi naptık bu çocuklar için? iktidardan şikayetçiysek 20 senedir bunları iktidar yapan biziz. onca sene boyunca bu çocuklar mı verdi oy? eğitim sistemi değişe değişe bi hal olmuş. sınav isimleri için nerdeyse alfabenin bütün harflerini kullanmışız, doğanın mına koymuşuz, yasaklar baskılar kol geziyor. kendisini ifade etmeye kalksa 6 ay yatarları var minimum. pardon biz hangi boku başarabildik de bu yeni palazlanan insanları eleştiriyoruz? “dön de bi kendine bak” deseler verebileceğiniz bir cevap var mıdır? dünyanın en büyük sanal kütüphanesine erişim sizin zamanınızda yasaktı deyip götleriyle gülseler utancından insan içine çıkamazsın, bi de eleştiriyoruz üstelik..
  • 25
    ülke ekonomik olarak dipte, yabancı ülkelerde yaşıtları hayatlarını yaşarken kendileri genç yaşta onlarca sorunla boğuşmakta, kaldıramayacakları sorumluluklar yüklenmekte; işsizlik, kendi hayatlarını kazanma gibi kavramlarla daha hayata tam atılamadan yüzleşmekte olan talihsiz kuşak. evet yüklenelim, ülkenin geleceğine de aptallar, gerizekalılar, bomboş insanlar diyerek nefretle dolduralım. ne de olsa bu talihsiz coğrafyanın kaderi budur değil mi ?

    bundan yıllar öncesinin mantığıyla şimdiyi yargılamaya devam.