• 23
    kulüpler bazında ciddi seviye atladı. kadınlar basketbolunda galatasaray 1. ve 2. kupayı aldı. ydü 2. kupayı aldı ve 2017-2018 sezonunda da 1. kupayı almaya en yakın takım. fenerbahçe zira 1. kupada çok final 4 yaptı. erkeklerde de efes, beşiktaş, galatasaray ve fenerbahçe kupa alan takımlar oldu. fenerbahçe son senelerde 1. kupada final 4'un müdavimi oldu. 2017-2018 sezonunda eurocup ve şampiyonlar liginde de kazanmaya çok yakın takımlarımız var. ligimizde de kalite arttı.

    türk oyuncularımız ise beklenen patlamayı yapamadı. furkan ve cedi nba'e gitti ama altyapılarda milli takımlarımız çok iyi dereceler alırken buradaki oyuncular a takım seviyesinde bekleneni veremiyor. ülke olarak guard çıkaramıyoruz. en fazla pivot çıkıyor ülkeden ama onlarda sırtı dönük oyunda etkili olamıyorlar. hücumda çok iyi oyuncular olamıyorlar. bir enes vardı böyle bir de çok kişi beğenmese de oğuz savaş. tabi bu bahsettiğim mehmet okur, hüseyin beşok zamanları değil 85 yılından sonra doğan oyuncuları kapsıyor. 4 numara konusunda uzun süredir sıkıntı yaşıyoruz. altyapıda 4 numara oynayan oyuncuların boyu uzayınca 5 numara yapıyoruz, hızlı olursa da 3 numara. 2 ve 3 numara oynayan oyuncularımız içeriye etkili yüklenemiyor.

    bunların sebebi tabi ki altyapı eğitimi. altyapılarda genelde alan savunması yaptırılırdı. ne pivotun sırtı dönük oynayabilirdi, ne pick and roll yapabilirdin, ne de hızlı oyuncun içeri drive edebilirdi. ya hızlı hücumdan sayı bulurdun yada rakip hata yaparsa sayı atabilirdin. onun harici top çevir şut at oyunu vardı. şimdi altyapılarda belli kurallar getirilmiş. daha doğrusu 14 yaş altına getirilmiş. bunu da bir televizyon programında şans eseri öğrendim ve gördüğüm manzaralar korkunç.

    --- alıntı ---

    a. tam saha baskı yapmak yasaktır. ancak, müsabakanın son iki dakikası ve bir takım 15 sayı veya üstiinde bir sayı farkıyla mağlup ise, o takımın tam saha baskı uygulamasına izin verilecektir. son iki dakikanın dışında ve yukanda bahsedilen şanın oluşmadığı durumlarda baskı uygulayan takımın antrenöriiıe teknik faul çalınır. teknik faulün uygulanması ve sonrasında uluslararası oyun kurallarının hükümleri uygulanır.

    b. takımlar mutlak surette adam adama savunma yapacaklardır. adam adama harici alan savunması ve benzeri savunma yapan takımın antrenörü teknik faul ile cezalandırılır. bu kural aşağıda belirtilen savunma 3 saniyesi çerçevesinde uygulanır.

    c. pick & roll (toplu basketbolcuya perdeleme) yapılmasına izin verilmez. yapıldığı takdirde ihlal kabul edilip hücum sırası rakip takıma geçer.

    d. bir hücum oyuncusunu yalnızca 1 kişi savunabilir...

    --- alıntı ---

    yukarıda kurallar veriliyor. alan savunmasının yasaklanmasını destekliyorum. oyuncuların yeteneklerini ön plana çıkaracak oyunlar oynanması taraftarıyım. bire bir üzerinden oynamak hem savunma yapan çocuğun savunmasını hem de hücum yapan oyuncunun gelişimini arttırır. sahada hareketli bir oyun oynanır ve çocuklara küçük yaşlarda taktik bilgisi de verilir. ben alan savunmasına karşı hücum etmekten nefret ederdim. guard oynuyordum ve görevim sadece yana pas vermekti. pivot da sadece ribaund almaya çıkardı. 2.03 pivotumuz vardı ama adam ile oynayamazdık. savunmada da tembelliğe itiyor alan savunması. arka 3'lü hiçbir şey yapmıyor neredeyse.

    ama hem alan savunmasını yasaklayıp hem de ikili sıkıştırmayı ve pick and roll oyununu yasaklayınca ortaya çirkin görüntüler çıkıyor;

    https://www.youtube.com/watch?v=3XbfW1m-hj0

    https://www.youtube.com/watch?v=XQH0GDmH6GY

    https://www.youtube.com/watch?v=7NJyu1j1Vno

    bu görüntüler skandaldır. izlerken çıldırdım. evet bir dönem herkes alan savunmasının olmaması için çok uğraştı ama bu mudur yani? oyunculara pick and roll öğretmezsen, ikili sıkıştırma karşısında top saklama becerisini vermezsen yada yetenekli oyuncuyu sadece bir kişi ile tek pota maç yapmasını sağlarsan bu çocuklardan ne çıkmasını beklersin? kim yetenekli ise ver topu o oynasın mıdır basketbol? yada dandik bir altyapı maçını kazanmak bu kadar mı önemli? basketbolcu yetiştirmek mi amaç yoksa maç kazanmak mı? yada diğer 4 oyuncu bu sporu nasıl sevecek? çocuk gitmek istemez maça. oynamıyor ki istesin zaten.

    bu kurallar seneye kalmaz umarım. alan savunmasının olmamasına dediğim gibi sıcak bakıyorum ama diğer kurallar resmen skandal. bu sporu sevecek çocuk kalmaz bu kurallarla.

    edit:imla
  • 36
    kerem tunçeri'den sonra üst seviye oyun kurucu çıkaramayan yapı. hatta basketbol tarihimizde de üst seviye oyun kurucu sayımız maksimum 4-5 falandır.

    neden böyle peki? hemen söyleyeyim.

    dışarı çıktığınızda basketbol oynayan gençleri izleyin, göreceğiniz yegane şey şundan ibaret olacaktır; topu eline alanın türlü varyeteler sunarak çembere drive etmesi, bu kadar. basketbolla ilgilenen gençlerimiz ne şut atabiliyor, ne doğru pas nedir biliyor ne de fundamental geliştiriyor. varsa yoksa şekilli drive'lar, görüntü var ses yok. hal böyle olunca da ülkede binlerce kenan sipahi dolanıyor "üst seviye basketbol oyuncusu" kalıbı altında.

    üzücü.
  • 24
    pivot yok, 34'üne merdiven dayamış semih erden haricinde 80 milyonluk ülkede üst seviye basketbolda fark yaratabilecek pivot yok.

    ciddi bir kıtlık var ülke basketbolunda pivot konusunda. türkiye a milli basketbol takımı 5'ine adını gözümüz kapalı yazabileceğimiz tek adam semih şu an. sertaç şanlı da fena durumda değil, özellikle son 3-4 ay iyi aşama kaydetti fakat bir yere kadar. ömer aşık'ın hastalığı bizi büyük sarstı ne yazık ki, oysa varlığı bizi birçok açıdan rahatlatacaktı hatta milli takıma seviye atlatacaktı ama işte...

    bir zamanlar şu isimlerden oluşan bir pivot havuzuna sahiptik, alfabetik sırayla; asım pars, ermal kuqo, furkan aldemir (dev hayal kırıklığı), hüseyin beşok, kaya peker, mehmet okur, ömer, semih... daha eskiden tamer oyguç vb. hadi hepsini geçiyorum, ülke basketbolunda bir fatih solak gerçeği vardı, adamla sürekli dalga malga geçilirdi. iddia ediyorum koyalım şu anki milli takıma, milli takım pota altı caydırıcılığı noktasında seviye atlar. işte tam olarak böyle yoksun bir yerdeyiz pivot konusunda.

    7-8 yıl kadar önce şutör guard ve kısa forvet açlığı çekiyorduk. ibrahim kutluay'ın ve serkan erdoğan'ın basketbolu bırakması sonrası elde skorer ve şutör guard kalmamıştı. hidayet türkoğlu'nun yokluğuysa bizi çok güçlü olduğumuz bir pozisyonda o biçim bitirmişti. şimdi buralarda iyiyiz, hatta son derece kaliteli bir rotasyona sahibiz fakat gelin görün ki problem 5 numarada artık, türk basketbolu olarak yıllardır en övündüğümüz oyuncu pozisyonu belki de.

    hep böyle gitmeyecek elbette, gün gelecek milli takımın yine üst düzey bir pivot rotasyonu olacak ama bakalım ne zaman, soru bu. bizim zaten ülke basketbolu olarak sıkıntımız hep bu oldu; bir yerimiz çok güçlüyse diğer yanımız kısırdı, diğer yanımız dopdoluysa bir yerimiz batıktı. bir türlü ortayı bulduramadık. buldurur gibi olduğumuz dönemlerde ise başarılı olduk.

    (bkz: eurobasket 2001)
    (bkz: 2006 fiba dünya basketbol şampiyonası)
    (bkz: 2010 dünya basketbol şampiyonası)

    ileriki yıllar için ragıp berke atar ismi cepte. umarım en elitler tablosuna dahil olur çok çalışıp ve yine umarım sonu ege arar'a benzemez.

    ekleme: sonradan aklıma geldi, ömer yurtseven'den beklentimiz var fakat onun da milli hizmet gibi bir gayesi yok gibi, çağrılmasına rağmen katılmıyor milli kamplara. enes kanter ahmağına değinmiyorum bile.
  • 44
    salonları bok eden futbol izleyicisi olarak merak sardığım ilk yıllarda küçük ve kendine has bir camia etrafında şekillendiği yanılgısına düşüp daha da bir bağlanmaya çalıştığım branş. yıllar geçtikçe aslında o küçük camianın "tamamı"nın torpilliler ve torpilcilerden ibaret olduğunu görüp günden güne soğumaya devam ediyorum.

    elit takılan yurdum lümpenleri, eş/dost/akraba oynatmak için yöneticilik yapan nice insanlar, basketbolun en temel konularını bile çözememişken el üstünde tutula tutula kariyer bitiren topçular, bahis baronu hakemler, menajerlik şirketleriyle iş tutan koçlar, hatta sadece menajerlik komisyonuyla kulüp kurup ligin dengesiyle oynayan adamlar, sezon sonu bir avrupa şehrindeki f4'e beleş tur kapmak için yorumculuğa soyunan gazeteci görünümlü holiganlar...

    hakikaten bu işi sevdiği için ömür harcayan azınlık bir kenara, hakikaten içinde olduğu her türlü olumsuz durumu hak etmekte olan bir branştır ne yazık ki.
  • 28
    tıpkı futbolda olduğu gibi, sorunun yabancı sınırında olmadığı branş. genç futbolcular yabancı ülkelere gidip, şansını deniyor. ama basketbolda bunu yapan neredeyse yok. milli takımın alt yaş kategorilerinde gayet iyi oynuyoruz, yetenekli oyuncular çıkarıyoruz ama çoğu sönüp gidiyor. hepsi daha fazla maaşı tercih ediyor ve forma giymemeyi göze alıyor. cesur kararlar almayı beceremiyorlar ve kendilerini geliştirmeyi çok fazla önemsemiyorlar. hal böyle olunca da hedefleri yüksek bir iki oyuncu çıkıyor ve milli takım da onların eline kalıyor.

    bu arada, zaten yabancı sınırı var. kadroya 5 yabancı yazabiliyorsun. bu yabancıları dinlendirmek için türk oyunculara mecbursun. ama dediğim gibi, çözüm bu değil. oyuncular kendini geliştirebileceği, daha fazla sorumluluk alabileceği takımlara gitmeli, kariyerlerinde cesur adımlar atmalı. bunu da milli takımın selameti için değil, önce kendileri için yapmalılar.
  • 43
    kimsenin iplemedigi euroleague isimli organizasyonu kazanmak icin 2.sinif amerikalilara dunyanin paralarini harcayan basketbol.

    14 kasim 22 gunu sirplara her zamanki gibi kaybetmis dunya sampiyonasini biletini de kacirmistir.

    bu ulkede basketbola harcanan her para israftir baska da hic bir sey degil. ulke basketbolunun bastan asagi yapilanmasi gerekiyor. cari acik disinda 3 kurus katkisi yok fb gibi efes gibi kuluplerin.

    kadrolarinda 1 tane as turk basketbolcu olmadan euroleage sampiyonluk mucadele zirvalari ulke basketbolunu hic bir yere tasimiyor. istanbul kadar nufusu olan avrupa ulkerine her turnuvada, her macta, her organizasyonda tokatlanmaktan bikmadik.

    cok ciddi yaptirimlarla artik bu ise el atilmasi lazim. boktan boktan abdli topculara 1'er 2'ser dagitan cok zengin(!) kuluplerimizin altyapida yatirimlarini mi zorunlu hale getiriyorsunuz ne yapiyorsaniz yapin.

    ulan bu ulkenin nba'de 3-4 basketbolcusu var, ikisini kapanan banvit yetistirdi. o kulubun kapanmasina bile engel olmadiniz.

    salak salak sene sonu gene final four yaptik falan filan diye gerinir tbf uyeleri. bir tane turk oyuncu katkisi olmadan.
  • 46
    önce dusan alimpijevic'in yerli oyuncular hakkındaki açıklamaları: https://www.eurohoops.net/...i-ve-daha-fazlasi/?q

    sonra basked'in yanıtı: https://twitter.com/.../1708778432413196763

    son olarak da yakup sekizkök'ten inciler: https://twitter.com/.../1708518480578744703

    alimpijevic'e karşı gösterilen reaksiyon neden türk basketbolunun yerlerde süründüğünün yanıtıdır. adam diyor ki:

    --- alıntı ---

    "her şey çok fazla, çok zor, çok uzun, dinlenmeliyiz, neden bu kadar ağırlık kaldırıyoruz, kilolar kimin umrunda?" moduna giriyorlar. sezon başlangıcına fazla kiloyla gelseler kimin umurunda oluyor? beş yabancı olduğunda yedi yer onlar için garanti oluyor. bana sorarsan fiyatlar da çok yukarı çıkıyor. yerli oyuncular için gerçeklik dışında fiyatlar oluyor. iyi oyuncularınız varken onlara para ödemeniz gerekir, bununla hiçbir sorunum yok. iyi oyuncularıma iyi para vermeliyim, bunu ilk isteyen ben olurum. fakat pek çok takım numaradan kuruluyor. neden mi? çünkü yerli oyuncusunuz, çünkü kural var. bunları okuduktan sonra pek çok oyuncu benim hakkımda konuşacaktır, biliyorum.

    bir kez daha tekrarlıyorum: benim elimde şu an iyi yaklaşımda, iş ahlakı yerinde yerli oyuncular var ve onların hiçbiriyle sorunum yok. fakat neler olduğunu kendi gözlerimle gördüm. eğer altı yabancı olursa yerli oyuncular kontratları, paraları ve sezonları için daha çok savaşmak zorunda oluyor. böylece bütün yazlarını bodrum ve çeşme’de geçirmezler. belki de biraz erken takıma gelip antrenörlerle fiziksel çalışmalar yaparlar.

    --- alıntı ---

    adamın doğruları bizim tembel tenekelerin, yıllardın kollarına 2 gram kas ekleyemeyen vitaminsizlerin, bireysel antrenmana harcadıkları zamanın 10 katını yazın kıyı ege'de kışın da istanbul gecelerinde karı kız peşinde koşarak harcayan çöplerin zoruna gitmiş. üstüne bir kıskanç antrenörümüz de yerli tayfayı dillemiş.

    ulan bari türkiye a milli kadın voleybol takımının bu yaz yaptıklarından utanın biraz da susun be arkadaş, yuh.
  • 37
    çoğu altyapı seçmelerinde boy sınırı olan ülkenin basketbolu. en azından 4-5 sene öncesine kadar öyle olduğuna eminim, şimdilerde nedir durum bilmiyorum ama değişmiş olacağını da sanmıyorum.
    16 yaşında 1.85 değilsen "bırak bu işleri karşim git oku sigortalı bir işe gir"'dir olay. o yaşa kadar iyi boy atıp daha sonra çok fazla uzamazsan, çocukluğundan beri 3-4-5 numaralarda oynamaya alışmış, pas sezgisi olmayan, fundamentali yoklarda olan, yırtıcı savunma ya da iyi dış şut gibi keskin birkaç özelliğinin dışında bir şey vadetmeyen, yarı sahayı geçtikten sonra at gözlüğüyle takılan, devrilen uzunu ya da switch sonrası boş adamı bir kez bile bulamayacak acizlikte kötü bir guard olursun. uzamaya devam edersen bir nebze daha rahat, alıştığın pozisyondan devam edersin en azından. bir de torpilin şerrinden korunman lazım tabi. sporcu kardeşlerimizin hepsine kolaylıklar dilediğim tonla konunun içinde başı çeken durumlardandır.
    edit: imla
  • 26
    senelerce ülke halkını'nın basketbol başarısı efsanesiyle kandırıldığına inanıyorum. ulusal basketbol'un zirvesi olimpiyat oyunlarıdır ve bu futbolda'ki dünya kupasına karşılık gelir. nba yıldızları dünya kupası, avrupa şampiyonası'na çeşitli mazaretler üreterek katılmazken, olimpiyat oyunlarına gitmek için bir sonraki sezona dinlenmeden başlamayı göze alabilirler. biz türk milli takımı olarak yıllardan beri burada yokuz.

    bir'de euroleague efsanesi var. bu organizasyon'un futboldaki karşılığı olsa olsa copa libertadores'tir. uefa kupası denilemez çünkü uefa kupasına şampiyonlar liginden elenen güçlü takımlar dahil olurlar. avrupa basketbolunda maximum bir takım yıllık 40 milyon bütçe ayırır. nba'de bu paraya bir tane süperstar alamazsın.

    milli takım'ın günümüzdeki durumu çok iyi değil. çok iyi jenerasyonumuz var, takım alışacak gibi söylemler bana boş geliyor. iyi jenerasyonla değil, düzenli oyun mantalitesiyle ilerleyen yıllarda başarı gelecektir. evimizdeki 2017 avrupa şampiyonasında bile güçsüz kaldık.
  • 5
    'altın çağını yaşıyor' desek yanlış söylemiş olmayız herhâlde. önce 12 dev adam gururlandırdı bizleri, şimdi de potanın perileri... atılan sağlam adımlar, yapılan yatırımlar nihayet meyvelerini vermeye başladı. 'ekol' olma yolunda da emin adımlarla ilerliyoruz. kim bilir belki de 2 sene sonra, sırbistan, litvanya, yunanistan ve ispanya gibi ekol olan ülkelerin yanına türkiye de eklenecek. bıktırıcı savunmasıyla türk ekolu... vallahi kulağa da hoş geliyor, neden olmasın. peki gerçekten olur mu, bakalım;

    * perilerimizle gelen son başarıdan sonra muhtemelen en başarılı 10 basketbol ülkesinden biri olacağız (fiba world rankings). hatta eurobasket 2011'de gelebilecek muhtemel bir finalde, ilk 5 içinde olmamız da kuvvetle muhtemel.
    * bugün en büyük basketbol organizasyonu denilen nba'de, fransa'dan sonra en çok oyunucusu bulunan ülkeyiz (fransa 11, türkiye 6). zaza'yı da sayarsak 7. :) ilerleyen yıllarda bu sayının artmasını bekliyorum; ama istemiyorum o ayrı.
    * beko basketbol türkiye ligi, avrupa'daki birçok otoriteye göre ispanya ligi'nden (acb) sonra en iyi basketbol ligi.
    * kulüpler bazında nba'den sonra en büyük organizasyon olan eurolig'e, çok yakın zamanda türkiye'nin bir diğer devi galatasaray da katılacak. aslında buraya ayrı bir paragraf açmak gerekiyor;

    - yunanistan'ı ve bazı avrupa ülkelerini sarsan, bizi de teğet geçen ekonomik kriz, nba'deki lockout, neredeyse son 10 yılı domine eden pbc cska kalesinin düşmesi ve büyük yıldızların artık son dönemlerine girmesi euroleague'deki bütün dengeleri değiştirecektir. sadece diamantidis ve obradovic'in eline bakan pao kalesi de yakın zamanda yıkılacaktır diye düşünüyorum; ki hiç istemem bunu, pao taraftarıyım. eğer takımlarımız doğru bir organizasyon oluşturabilirlerse, önümüzdeki yıllarda f4, hatta final oynamaları mümkün.

    * enes kanter (19), ersan ilyasova (23), ömer aşık (24), semih erden (24), oğuz savaş (23), emir preldzic (23)... gibi genç ve çok önemli yıldızlara sahibiz. arkadan da furkan aldemir, şafak edge, göksenin köksal, metacan birsen (avrupa'da kendi yaş grubunun 1 numarası) gibi müthiş yetenekler geliyor.
    * sinan erdem, abdi ipekçi arena, ülker arena ve anadolu'da üst düzey spor salonlarına sahibiz.
    * büyük sponsorlar türk basketboluna çok ciddi destek oluyor, önemli yıldızlar da ülkemize geliyor. maddeler daha da çoğaltılabilir; ama bu kadarı bile basketbol ülkesi olmak için yeterli gibi duruyor.

    peki olacak mıyız? - hayır.

    çünkü sevmiyoruz basketbolu. daha doğrusu futbol dışında hiçbir sporu sevmiyoruz. -hayır, bilmeyen de futbolda çok başarılı olduğumuzu sanır. orda da senelerdir nal topluyoruz. sadece türkiye kupası ve lig şampiyonluğu için milyon eurolar dökülüyor. hiddink'e, bizi avrupa şampiyonası'na götürsün diye milyon euro'lar ödeniyor.- türkiye'de basın bile basketbola yeteri kadar ilgi göstermiyor; ama şuraya 'heinze galatasaray'a gelecek, kaynak g.tüm' yazsam ertesi gün haberi çıkar. çok değerli türk basını, sözde spor yazarları kadın milli takımımızla polanya'ya gitmeye bile tenezzül etmedi. yahu, ismail şenol maçları istanbul'dan anlattı. böyle bir şey olabilir mi? dünkü yarı final maçından sonra tek tek bütün kanalları gezdim, birkaç kanal dışında son dakika giren kanal göremedim. ceyhun yıldızoğlu ne hissediyor göremedim. birsel ne diyecek, ışıl nasıl sevinecek görmek isterdim açıkçası. duygularını bizlere anlatmalarını isterdim. nevriye çıksın 'maddi manevi' desin isterdim.

    geçenlerde bir yerde ligimizin seyirci ortamalarını (normal sezon) gördüm; fb ülker'in 3.500, bizim 3.000, karşıyaka'nın 2.500... tam rakamları hatırlamıyorum ama bu civarlardaydı. hayır o değil, bu sene bir de önemli derecede arttı. geçen yıllar daha da düşüktü. şaka gibi gerçekten. fenerbahçe yıllarca euroleague'de 1000 seyircinin altına oynadı. yılların efes pilsen'inin her maç salonu dolduracak kadar kemikleşmiş taraftarı yok.

    tamam, tarlada mola verirken iki çiftçinin basketbol konuşmasını beklemiyorum. -o da komik olurdu aslında, düşünsenize bi; 'mahmut abi bence bu 3 saniye kuralının gözden geçirilmesi lâzım, domatesi versene abi'- ancak bu kadar ilgisizlik de normal değil. türk basketbolu çok daha fazla ilgiyi ve saygıyı hak ediyor. imkân verilirse türk basketbolu avrupa'nın zirvesine oynar; ancak ne verirsen ver, türk futbolu hiçbir zaman avrupa'nın zirvesine oynayamaz! ben de futbolu seviyorum, sıklıkla olmasa da takip ediyorum; ama dediğim gibi futbol dışında diğer sporları yok saymayı da anlamsız buluyorum.

    şu an türk basketbolu bence dönüm noktasında. ya el birliğiyle bir adım daha yukarıya, zirveye taşırız; ya da bugünlerin mirasını yiyip, sürekli geriye gideriz. umarım bir gün zirvede de görürüz, ne diyim. bu arada galatasaray sözlük'ün basketbola artan ilgisinden dolayı da çok mutluyum. euroleague maceramızla tavan yapacaktır.

    son olarak, türk basketbolunun bu günlere gelmesinde katkısı olan; galatasaray, fenerbahçe, ülkerspor ve efes pilsen kulüplerine, çok ciddi paralar yatırıp destek olan sponsorlara, tanjevic'e, ceyhun hoca'ya, oktay hoca'ya, kerem tunçeri'ye, hidayet'e, birsel'e, ışıl'a... kısacası emeği geçen herkese şahsım adına teşekkür ederim. biz basketbol severleri gerçekten çok mutlu ediyorlar, gururlandırıyorlar.
  • 39
    aynen türk futbolu gibi, hatta aynen tüm ülke gibi betondan medet umduğumuz ve insan yetiştirmediğimiz için bitik haldedir.

    yol, köprü, stat, salon... bunlar değil gelişmişlik göstergesi, insanı yetiştirirsen bunları zaten yaparsın. futbolda da, basketbolda da yeteneksiz değiliz. yoksa almanya da yetişen türkler aynı ırktan değil miydi?

    hoca yetiştirmiyoruz, çocuklarımıza yatırım yapmıyoruz, genç takım maçlarında bile hakem, lobi gibi saçma sapan cümlelere sarılıp ortamımızı toksik hale getiriyoruz falan.

    değişmesi gereken tek bir şey var.
  • 32
    yabancılar sayesinde ayakta. ergin ataman ve birkaç oyuncuyu çıkar geriye kocaman yabancı kalıyor. her euroleague takımında o ülkenin baya süre alan yerli oyuncuları varken bizdekiler sadece kupa kaldırıyorlar. aldıkları süreler inanılmaz kısa. nba'ye giden oyuncularımız var ama her ülkenin var. bizde geriye bir şey kalmıyor ama onlarda gene bir sürü sağlam oyuncu oluyor.
  • 30
    nevri dönen kurlara ek olarak covid-19 pandemisinin zorunlu kılacağı mali değişim(ler) sebebiyle, yunan basketbolunun birkaç sene önce içine düştüğü ekonomik buhrana düşmemesi imkansız olan camia.

    kıta avrupa'sındaki her basketbol ortamı gibi bizim basketbolumuzu pek de parlak olmayan günler bekliyor. tabii bizim durumumuz biraz daha flu, biraz daha sıkıntılı. buna sebep olan iki faktör var temelde; türk takımları haricinde kalan takımların tamamına yakınının gelirleri euro cinsinden, bu ilki. türk futbolundaki lira geliri-euro gideri dengesizliğinin bir benzeri basketbolumuzda da var. kur farkı sebebiyle ister istemez düşen bütçeler daha da düşecek önümüzdeki sezon(lar) itibarıyla. geçtiğimiz günlerde anadolu efes genel menajeri alper yılmaz ile ergin ataman bu detaya parmak basarak "bütçelerin daha şimdiden %20-30 kadar düştüğünü" ifade etti. türkiye erkekler basketbol ligi özelinde takımların toplam bütçesi son 1-1,5 ayda almanya, fransa ve italya liglerinin toplam bütçelerine indi bile, inmeye de devam edecek.

    ikinci sıkıntılı nokta ise takımların geçmişten gelen borç yükleri ve ödeme yükümlülükleri. arel üniversitesi büyükçekmece basketbol, beşiktaş sompo sigorta, meksa yatırım afyon belediyespor ve pınar karşıyaka, fiba tarafından transfer yasağı getirilen ekipler. kalan 12 takımdan yalnızca anadolu efes'in geçmişe dönük borcu yok. tofaş'ın da bu konuda herhangi bir sıkıntısı yok sanırım ama emin değilim. bir de türk telekom, ufak tefek ödeme gecikmeleri sayılmazsa büyük bir mali çıkmaz içerisinde değil organizasyon. elbette bu önümüzdeki süreçte türk telekom'un da bütçe düşürmek zorunda olduğu gerçeğini değiştirmiyor. son olarak teksüt bandırma bk de kurların korkunç yükselişi sebebiyle tüm yabancılarıyla karşılıklı fesih yoluna gitmişti zaten covid-19 öncesi, güzel öngörü.

    yukarıdaki paragrafa bağlı olarak fenerbahçe beko'yla galatasaray doğa sigorta'ya değinmek lazım esasen.

    bizim de, karşı tarafın da fiba'da aktif dosyası bulunmuyor gün itibarıyla, yani herhangi bir sebepten ötürü ortada transfer yasağı falan yok. mustafa cengiz yönetimini bu açıdan tebrik etmek lazım, amatör branşların atıllığı malum olsa da mevcut yönetim eski yönetimlerden kaynaklı borç yükünü güzel temizledi şu zamana kadar. öte yandan oyuncularımız maalesef bir süredir maaş alamıyor. buna bağlı olarak ara ara peydah olan o "antrenman krizi" temalı haberler gerçekti yani. hatta şöyle bir durum da* var ne yazık ki; türkiye basketbol federasyonu önümüzdeki günlerde ligin geleceğiyle ilgili kararını açıklayacak. ligin devamı yönünde bir karar açıklanması durumunda biz hepsi türkiye dışında olan yabancı oyuncularımıza "geri dönün haydi" desek bile hiçbiri geri dönmeyecek çok ama çok yüksek olasılıkla. devamında da karşılıklı fesih yoluna gidilir zaten.

    peki ya devasa bütçeli ezeli rakibimizde durum ne?

    fenerbahçe meyilli türk basketbol medyasında pek dillendirilmedi, hatta ana akım medyada hiç dillendirilmedi ama fenerbahçe beko oyuncuları aralık 2019'dan beri maaş alamıyor. bilginin kaynağı yunan sdna: https://www.sdna.gr/ ortalıkta dolanan iddialara göre ise bu site böyle bir bilgiye kostas sloukas sayesinde ulaşmış. bu bir iddia elbette, durduk yere oyuncuyu zan altında bırakmamak lazım. bununla birlikte fenerbahçe beko'daki ekonomik kriz sezon başından beri yüksek sesle olmasa da dillendirilen bir şey. hatta gigi datome'nin de bir ara bu konuyla alakalı küçük bir beyanı olmuştu "ödemelerde sıkıntı yaşanıyor" şeklinde. şaşırdım mı? hiç şaşırmadım, (bkz: fenerbahçe erkek basketbol takımı/#2692978). bana kalırsa fenerbahçe beko'yu bizden daha karanlık, daha kötü bir gelecek bekliyor. bir önceki sezon ve bu sezonun başında birçok yüklü kontratlı oyuncusuyla uzun süreli ve daha yüklü kontratlar yaptı fenerbahçe beko. yetmedi üstüne nando de colo'nun kallavi sözleşmesi de bindi. şu an isteseler bile -o biçim istiyorlar- bütçeyi ciddi şekilde kırpabilecek durumda değiller ki bu fenerbahçe'nin kulüp olarak içinde bulunduğu rezalet mali tabloda resmen ekonomi katliamı. eller kollar bağlı ve tamamen oyuncuların iyi niyetine kalmış durumdalar. zeljko obradovic'in de hala yeni sözleşme yapmamış olması bununla alakalı zaten. koç diyor ki, "bütçe düşmesin, yatırım sürsün, yeni sözleşmem aynı şartlarda devam etsin"; kulüp de diyor ki, "bütçe düşmeli, yatırım kesilmeli, yeni sözleşmedeki miktar %35-40 oranında azalmış olmalı". büyük bir çıkmazın içindeler.

    basketbolumuzun geleceğiyle alakalı öngörülerimi madde madde ifade etmem gerekirse:

    1. birçok takım maksimum 2-3 yabancılı ve bol altyapı oyunculu kadrolarla oynamaya başlayacak.
    2. tbf büyük olasılıkla şu an 5 olan yabancı oyuncu sayısını 4'e hatta birkaç yıl sonra 3'e indirecek.
    3. önümüzdeki sezonlarda anadolu efes'in ligin yegâne ağır topu olması çok olası. bayern münih ve juventus fc gibi tekel olmamaları için hiçbir neden yok.
    4. başta beşiktaş sompo sigorta olmak üzere bazı takımların faaliyetlerine son vermek durumunda kalacaklarını, -biz ve teksüt bandırma bk dahil- oynamaya devam eden birçok ekibin de full altyapı ve/veya türk oyunculu kadrolarla yola devam edeceklerini düşünüyorum.
    5. türkiye erkekler basketbol ligi ile türkiye kadınlar basketbol liginin yayın haklarını elinde bulunduran tivibu'nun önümüzdeki sezonun sonunda sözleşmeyi yenilemeyeceğine, liglerin de trt aracılığıyla açık kanaldan yayınlanacağına inanıyorum.
    6. önümüzdeki sezon olmaz belki ama sonraki dönemde yeni birleşmeler görmemiz pek bi' mümkün.
  • 38
    iyi durumda degildir.

    efes'in fener'in 0 yerli oyuncuyla, karsiligini alamadigi absurt paralar odeyerek basarilar kazanmasi sonrasinda goklere cikarilmaya calisilan yapiydi 1 ay oncesine kadar.

    yarim yamalak eksik yunanistan'dan 18 sayi fark yerken sadece 63 sayi atabildi milli takim gectigimzi gunlerde. sporda, bastan asagi basarisizlik icerisindeyiz. futbol, basketbol farketmez. turkiye sporcu yetistiremiyor. euro 2020'de de ortaya cikti. beylikduzu kadar nufusu olan ulkeler bizden iyi sporcu yetistiriyor, bastan asagi bitigiz.
  • 40
    aslında kötü tercihler nedeniyle iyi gözükmeyen bir alan. efes'in kupayı aldığı sezonun yıldızları micic ile sertaçtır. çok fazla güven yok takımlarımızda ancak bunun basketbolcuların kendini geliştirmede etkisi olduğunu düşünüyorum.
    18 yaş altı milli takım başarılarımıza bakacak olursak;
    2004 avrupa şampiyonasında 2.lik
    2005 avrupa şampiyonasında 2.lik
    2006 avrupa şampiyonasında 4.lük
    2009 avrupa şampiyonasında 3.lük
    2011 avrupa şampiyonasında 3.lük
    2013 avrupa şampiyonasında 1.lik
    2014 avrupa şampiyonasında 1.lik
    2015 avrupa şampiyonasında 2.lik
    2017 avrupa şampiyonasında 4.lük
    2019 avrupa şampiyonasında 2.lik
    15 yıllık dönemde 10 kez ilk 4'e girmiş bir altyapı var ve bu altyapıdan kaç oyuncu kazandırabildiğimize baktığımızda sorun başlıyor. kendini sivrilten oyuncular zaten nba'e gidiyor ancak diğer oyuncular yetenek vaat etse bile gelişimlerini tamamlayamıyorlar. burada da sorun hem kulüp hem oyuncu kaynaklı. bunun dışında da bizim oyuncularımızın nba dışında çok fazla euroleuge eurocup müdavimi takımlarda olmamaları da kendi gelişimlerini yerel liglerle kısıtlanmasına neden oluyor. futboldaki gibi basketboldaki en büyük sorunlarımızdan birisi genç yaşlarda büyük yetenek vaat eden oyuncularımızın gelişimlerini tamamlayamamaları.
  • 22
    erkek temsilcilerinin bu hafta avrupa arenasında 3 galibiyet alabildiği fantastik basketbol ortamı.

    euroleague'de anadolu efes evinde, fenerbahçe doğuş deplasmanda mağlup oldu. eurocup'ta biz içerde kaybettik, tofaş dışarda kaybetti. fiba şampiyonlar ligi'nde beşiktaş sompo japan evde, banvit ise yolda mağlup oldu. fiba avrupa kupası henüz başlamadı, yalnızca eleme turları oynandı.

    eurocup'ta darüşşafaka deplasmanda kazandı. fiba şampiyonlar ligi'nde gaziantep basketbol evde, pınar karşıyaka yolda* galip geldi.

    3/9
  • 45
    u19 seviyesinde dünya kupasında 2015 yılından sonra bir kez daha bronz madalya kazanmış ülkenin basketboludur. yarı final maçında ispanya karşısında varlık gösteremedikten sonra takım kimyasından görece yoksun ama atletik abd karşısında ispanya'ya karşı yapamadığımız hemen her şeyi kusursuz uygulayarak 84-70 ile maçı kazanıp bronzun sahibi olduk.

    https://pbs.twimg.com/...t=jpg&name=large
  • 2
    amatör ruha sahip iken tadından yenmeyen basketbol idi. hiçbir zaman iyi bir basketbol seyircisi olamadım ama lisede iken o zamanların en iyileri ülker-efes maçlarına giderdik, ne gürültü çıkardı ne patırtı ( elbette bu iki kulübün taraftarı olmaması faktörü önemli).
    derken yıllar geçti, kulüplerimiz yatırımlar yapmaya başladı basketbol için. yeterli bütçe ayrılmadığı için şirketlerin sponsporlukları yerlerini birleşmelere bıraktı. ama tüm bu yatırımların, basketbolun insanların ilgi odağı haline getirilmesinin eksi sonuçları da geldi fazla zaman geçmeden. insanlar basketbol maçlarına gidip kadın sporculara küfretmeyi marifet saymaya başladılar, taraftarlık sanmaya başladılar, oysa bayan basketbol dünyası oldukça küçüktü, kendi yağı ile kavrulan bir dünya işte, bir oyuncu bugün bizde, yarın diğer takımda idi.

    basketbola yatırım yapıldıkça takdir ettik kulüpleri de, bu yapılan yatırımlar iyi kötü sonuçlarını göstermeye başlayınca, basketbolun seyirci kitlesi de değişiverdi. futbol seyircisine laf etmek değil niyetim, ben de basketbol seyircisi sayılmam, aslında tam manası ile bir futbol seyircisiyim. ancak insan futboldaki kabullenmişliğini basketbolda yaşayamıyor, en azından benim için öyle. ben o minnacık salonlarda olanları görünce içim ürperiyor, nereye gidiyor basketbolumuz diye üzülüyorum.

    artan basketbolsever sayısı filan değil aslında, futbol maçı olmayınca ne yapsak diye düşünüp basket maçlarına gelen, bilet almaya bile tenezzül etmeyip biletli seyircilerin hakkını sömürerek nefretlerini kusmaya gelen taraftar grupları. "basketbol maçına para mı verilir" diye içeri dalıp, sayı olunca gol diye bağıran tipler. kendi kulübünün takımını desteklemekten öte karşı taraftaki armaya küfretmeye gelen tipler, yoksa kimse avrupa maçlarının bile boş salonda oynanmasının mantığını açıklayamaz. kulüpler bu tiplere el atmazsa daha çok canı yanacak basketbolun bu ülkede.

    elbette atılımlar olumlu bir şekilde seyirciyi basketbola da yöneltebiliyor ama ne yazık ki diğer profilin yanında bu kişiler harcanıp gidiyor. bu konuda iş büyük kulüplere ve federasyona düşer, basketbola ilginin çekilmesi, gerçekten bu sporu yapmaktan ve izlemekten keyif alan nesillerin oluşması için birileri bir şeyler yapmalı. ben bir gün bir kızım olduğunda güvenle ona salonda derbi izletmeyi ve yaşı ilerleyince aklım onda kalmadan maça gidişini izlemeyi çok istiyorum. özellikle kızım dedim çünkü futboldaki olumsuzluklardan zaten yeterince çile çekmiş ve en azından basket maçlarına giden bayan taraftar sayısı da türk basketbolunun bu durumundan dolayı azalmakta.
App Store'dan indirin Google Play'den alın