*

  • 1046
    eski sevgililerimden birine *, kendisinden daha çok benzeyen bi kızı haftanın 5 günü ve her gün en az 2-3 saati görüyorum ve bu iş iyice zıvanadan çıkmış durumda. kızı ne zaman görsem sürekli değişik bi ruh haline bürünüyorum ve işin kötüsü kızı gerçekten sürekli görüyorum. nasıl çıkıcaz bu işin içinden ben bilemedim.

    hayatımı siktin adanalı ronaldo hayatımı.
  • 2021
    berkin elvan'ın aramızdan ayrılışının yıldönümü bugün. kaybının acısı hala yüreklerimizi dağlıyor. tabii bir de ailene sormak lazım ki düşünemiyorum.

    2 ekmek, bir tutam özgürlük peşinde
    gaz fişeğine isyan gözlerinde
    ermeydanı değil, okmeydanı mevkiinde
    …düştü berkin! el verin!

    14 yaşında, kin nefret nedir bilmeden
    <abi, yapma! dur,vurma!> demeden
    adalet son sözünü söylemeden
    …düştü berkin! el verin!
  • 1288
    --- önceki bölümün özeti ---

    (bkz: #858304)

    --- önceki bölümün özeti ---

    yıllar geçip gidiyor be anam. yarın tarih 7 ekim...

    iki sene önceki heyecanı hatırlıyorum. aradan geçen iki yılı, belki de sana inat senin için yapılan binbir türlü şeyi, iyisiyle kötüsüyle yaşanılmış(ya da yaşanılmaya çalışılmış tonla hatırayı)...

    ama en çok da yaşadığım dirilişi hatırlıyorum, biliyor musun. geçen sene böyle bir günün sabahının en bir kör vakitlerinde yine aynı tuşlara basıyordu bu parmaklar. açıp okumak bile içimden gelmese de hayal meyal hatırlıyorum yazdığım şeyleri... o yazıda, ondan önce, ondan çok sonra bile; bakıyorum da amma büyük laflar etmişim be anam. hissettiklerime dair söylediğim sözlerin alayının entrynin yazıldığı an itibarı ile anlamını yitirmiş olması kendim dahil herşeyi delicesine sorgulatırken, kendime ve hayatımın geri kalanına dair verdiğim sözlerin tamamına yakınını tutuyor olmak aynı oranda kendime ve herşeye olan inancımı pekiştirir vaziyette...

    üstadın dediği gibi bazıları resim olurmuş kazına kazına, bazıları da ressam olurmuş kazıya kazıya... tualimin üzerindeki en yeni darbelerin çoğu senin marifetin hala. alışmış kudurmuştan beter hesabı yeni fırçalarla haşır neşir olmaya çabalasam da ne fırçada iş var, ne de tualin darbe tutacak hali/tutmaya niyeti var...

    yaralar da iyileşti sayılır zaten. ameliyat izi gibi izler kaldı sadece. hani eskisinden daha iyi çalışıyor ama arada bir eşeleyince orayı yokluyor ya sancısı, o hesap işte...

    iki sene önce hayal bile olmayan o diplomayla aramızda 4 ay kaldı be anam. sen inkar etsen de, inadına üstüne almak istemesen de, senin de bir payın var bu muhteşem geri dönüşte. dört ay sonra o kağıt parçasını alıp kimse duymadan "koyduk mu" diye haykırırken herhangi bir yerlere doğru; muhtemelen ne senin umrunda olacak o haykırış, ne de benim sikimde olacak senin nerede ne halt ediyor olduğun...

    işin en mide burkan tarafı da o zaten. maddiyattan yana işler yaş olsa da-çok şükür aç değiliz açıkta değiliz, orası ayrı- servet bellediğimiz maneviyatı "ferrasini satan bilge" misali gözden ve elden çıkaracak hale gelişimiz. insanlara güvenirken bir değil binbir kere düşünür oluşumuz. herşeyimiz tam olsa da aslında hep bir parça eksik oluşumuz.

    en çok da iki rengi bile bu kadar sevebilmişken, belki de bir ömür boyu her geceyi yalnız geçirecek oluşumuz...

    kurtar bizi solunum cihazından be galatasaray....
  • 2236
    cumartesi evlendim. büyük stres ve tantanadan çıktım. 2-3 gün dinlendikten sonra da çalışmaya başladım. tatile ancak 15 aralıktan sonra çıkmam mümkün olacak. ben de kendimi ödüllendireyim dedim. epeydir yeni bir laptop almayı düşünüyordum. evdekinin performansı yeterli gelmemeye başlamıştı açıkcası. ama büroda daha 2-3 sene iş yapacak gücü de var emektarın. daktilo olarak uzun gider. bildiğin drogba işte. chelsea, galatasaray, amerika...

    gittim teknosa'dan an itibarıyla yazmakta olduğum laptopu aldım. lan bakıyorum bakıyorum, eskisi daha hızlı. word'ü açarken bile hissedilir bir fark var aralarında. sonra donanımını bir kontrol ettim... hp'ye bak sen... nerdeyse desktop parçası takacak laptop'a. vaad ettiği hiç bir parça yok içinde. bi işlemcisi doğru. ekran kartı düşük, üstelik işlemci 64 bitken bu 32 bit falan, hdd 1 tb olması gerekirken 500 gb, usb'ler çalışmıyor... hayır benim mi yanlışım var diye düşünüyorum. ürünün kafa kağıdının fotoğrafını çekmiştim. internetten de modele bakınca kafa kağadı ile aynı özellikler var... ama elimdeki özürlü doğum anasını satayım.

    yarın götürüp kafalarına atıcam. aslında yarın dediğime bakmayın. uyuyup uyanınca. tarih olarak bu gün... gerçi niye kafalarına atıyosam. teknosa'nın da suçu yok. büyük mallık bende. uzun zaman önce bi daha hp almam diye yemin etmiştim. nasıl bu kadar itibarlı bir marka bir türlü anlamıyorum... her ürünü patlak çıktı şu zamana kadar.

    şimdi düşünüyorum para iadesi mi istemeliyim, yoksa ürünün yenisini mi istemeliyim diye. vay amk... gittim kendime bela satın aldım resmen.

    büdüt: ürünü iade aldılar. bu açıdan teknosa'yı seviyorum. hiç teknik servis cart curt demediler. daha önce us robotics marka bir modemde yaşamıştım benzer bir sorun. garanti süresinin dolmasına 3-4 ay kala bozulmuştu. götürdüm. o modelden de kalmamış, üretimi bitmiş. gidip en yeni usrobotics marka modem vermişlerdi yerine. velhasıl her ne kadar imajı kötü olsa da ben teknosa'nın müşteri politikasını beğeniyorum. üründeki sorun markanın kendisiyle alakalı. müşterisine yardımcı olmaya çalışmaksa tamamen teknosa'dan kaynaklı. hatta şöyle oldu. hp'yi aradılar. ben büroda kullanıcam, bekleme lüksüm yok demiştim. hp ürünü gönderin bakalım dedi. adamlar mağduriyet yaratmamak adına ürünü benden alıp hp'ye göndermeye karar verdiler, eğer bir sorun çıkarsa da teşhire koyacaklarmış. yani bir şekilde riski üstlendiler. tabi kanunen belki bunu yapmaları gerekli ama normal şartlar altında karşında muhattap bulamayıp 1 ay beklersin.
  • 461
    bugün dört arkadaş hacettepe onkolojide bir arkadaşımızı ziyarete gittik. yıllardır kanser denen illetle boğuşuyor, önce okulda atlatmıştı, sonra tekrardan başka bir yerden yakaladı illet. hafta başı ağırlaşmış, yeme içme yok, serumla verileni bile kabul etmiyor vücut, daha birkaç sene önce sol kanattan seri bir şekilde gitmesin diye uğraştığımız adam yoktu resmen. daha önce de bu vb. hastalıkları yaşayanları gördüm, tanıdıklarımı kaybettim ama bugün arkadaşımı gördüğüm şekilde hiç etkilenmemiştim. çıkışta annesiyle de konuştuk, yolun sonuna geldik dedi, ağladı, dakikalarca aynı şeyleri söylüyor. kabullenmişlik ne zor şey be sözlük, daha 38 yaşında umudunun gittikçe azalması ne kötü. üstelik yıllardır çoğumuzun gösteremeyeceği bir dirayetle bu illetle boğuşuyor bu adam. ama bugün onun da artık yavaş yavaş umudunun tükenmeye başladığını görmek de kötü, annesini dinlerken kadıncağızın çaresizliğini görmek de.

    moral bozmak için yazmıyorum sözlük ama yalan değil moralim bozuldu. işteyim, geç çıkacağım, 10 dakika ötemde ankaragücü fenerbahçe ile oynuyor, belki sürpriz yapıp bir gol atacaklar ve arkadaşımın durumu olmasa benim şu an için en önemli derdim ankaragücünün fenere koyması olacaktı be sözlük. şimdi tek derdimin bu olması bile utandırıyor.
  • 1635
    benden adam olmaz. samimi söylüyorum adam olmaz. herkesin arada söylediği tarzda bir şey değil bu dediğim. şu 3 günlük dünyada en adam olmayacak olan insan benim. irade yok boş laf çok icraat yok.

    hani siyah ile beyaz arasında grinin binlerce tonu var ya. ben tam o ortadaki griyim işte. görmezsin, işitmezsin, hissetmezsin, ciddiye almazsın. üzerine konuşulacak tek bir şeyin yoktur. varlığının anlamı yokluktur. hah işte o gri ton benim.

    anlamsızlığım benim kaderim lan galiba. kendimle ilgili bir şey düşününce aklıma ilk 14. yüzyılda bir pirinç tarlasında çalışırken zehirli bir yılan tarafından sokulan japon bir köylü geliyor. ulan düşünceye, canlandırmaya bakar mısın? bu kadar anlamsız, gereksiz, boş bir şey olabilir mi? hayalimde dahi siluetim lan. tarihin mezarlığındaki kimsesizler kısmının en kuytu köşesindeki çirkin çalı çırpıyım.

    ot gibi yaşıyorum derler ya. gerçekten iki gözüm önüme aksın ki ben otum. ot değilsem neyim ulan ben? dünyada ot olmaya en çok yaklaşmış insanım. 1 sene önce yaşadığın, hatırladığın olaylar neler mesela deseler tıkanıp kalırım. 2 sene önce deseler yine aynı. 3 sene önce yaşadığımdan bile emin değilim.

    bir türlü öğrenemedim aptal olduğumu. kabullenemiyorum. bariz salağım, yüksek sesle söylemeye utanıyorum. konuşsam sadece malumun ilanı olur. hiçbir şeyden tam yok bende. hiçbir şeyden az bile yok bende. varlıkla yokluk arasındaki dumanlı, gri, görünmeyen bir heyula sadece. bir yankı. bir araf. sıkıştım çıkamıyorum da. beni buraya kim getirdi? suçlu kim?
  • 234
    sevgili sözlük;
    burada kaybettiği ya da hiç elde edemediği sevgilileri için üzülen kardeşlerimi gördükçe diyorumki;
    " hayattaki en büyük derdiniz gönülden isterim ki bu olsun"

    ne zamanki hayatınızı sürdürmenin sorumluluğu sadece sizin üzerinizde olur, ne zamanki bazı sorunları çözmenin yolu olmadığını tek yolun onları kabullenmek zorunda olmak olduğunu anlarsınız ve ne zamanki size muhtaç sevdiklerinizin sorunlarını çözmek için kendi sorunlarınızı bine katlamayı göze alır hale gelirsiniz.

    o zaman bu gün üzüldüğünüz şeylerin aslında bırakın dert olmayı hatta yaşadığınızı hissettiren uyarıcılar olduğunu anlarsınız.
  • 1800
    gecenin bu saati biraz canını sıkacağım sözlük okuyan, derdimi dinleyen anlayan kardeşlerime abilerime şimdiden teşekkür ediyorum.

    bu şarkıyla okumaya devam ederseniz sevinirim: http://youtu.be/BpiCijZ8aMw

    kimim ben?

    hayatı başkalarının kendisine acımasıyla geçmiş bir adam.
    nereye gitse en çok gülen, şakalar yapan ve çok konuşan bir adam.
    içinde 3 yaşında bir çocuk barındıran ve sırf onu korumak için herkese karşı maskeler takan bir adam.
    3 yaşındayken, yani hayata dair hiçbir şey bilmezken en değerlisini kaybeden bir adam.
    herkes onun hakkında böyle iyiydi şöyle iyiydi derken, o muhteşem insanın sesini bile hatırlamayan bir adam.
    her anneler gününü, her veli toplantısını, her ölüm yıl dönümünü, her kendi doğum gününü ve en değerlisinin doğum gününü ağlayarak geçiren bir adam.
    bir anne nasıl davranır, nasıl konuşur, nasıl kokar, nasıl öper, nasıl sarılır bilmeyen bir adam.

    herkes onu tanıyıp severken, ben nasıl bu kadar seviyorum peki?
    halbuki o kadar kızgın olmam lazım o kadar nefret etmem lazım ki gitti beni bıraktı diye..
    kızamıyorum, bırak kızmayı her geçen gün daha fazla özlüyorum.

    oysa o gittiği için çekmedim mi bu kadar acıyı?
    babam o gittiği için başkasıyla evlenmedi mi?
    ablam o gittiği için babamdan 14 ve benden 8 ayrı yaşamak zorunda kalmadı mı?
    ben o gittiği için babamdan 6 sene ayrı yaşamak zorunda kalmadım mı?
    o gittiği için değil mi bu kadar yarım olmam?
    ablam o gittiği için babaannemlerin saçma sapan yetiştirmesine maruz kalmadı mı?
    biz o gittiği için acı çekmiyor muyuz bu kadar?
    o gittiği için değil mi bu kadar ağlamam?

    her girdiğim ortamda ölenin oğlu olmamın sebebi o değil mi?
    bir erkeğin eş seçimi annesinden örnek alarak olurmuş. öyle diyorlar yani.
    ben ise tanımıyorum bile onu.

    insanların benim güldüğümü görmesi hoşuma bile gidiyor aslında.
    bir an olsun onlar gibi hissediyorum. hatta arada az tanıdığım insanlar 'annenler nasıl?' diyince iyi diyorum sadece.

    yoruldum insanların o bakışından sanırım.

    uyandığım her sabaha küfrediyorum. her gün, bir gün daha yaklaşmış oluyorum ona çünkü.
    ve ey bunu okuyanlar, o malum son geldiğinde benim için kimse üzülmesin, en değerlimin yanında olacağım.

    edit: lütfen kimse acındırma gibi anlamasın..
  • 1953
    20 ocak 1989'da samsunspor oyuncuları ve teknik heyetinin, malatya deplasmanına giderken geçirdiği elim kaza sonucu yaşamını yitirenleri derin bir üzüntü ve saygıyla anıyorum. ayrıca 20 ocak 1990'da, bundan tam 1 yıl sonra ne yazık ki gerçekleşen ve yüzlerce azerbaycan türkünün sovyetler tarafından katledilmesiyle sonuçlanan kara yanvar (kara ocak) katliamında hayatını kaybeden bütün soydaş ve dindaşlarımıza allah'tan rahmet diliyorum.

    allah hem kazada ölen samsunsporlu emektarların, hem de rus postalı altında can veren azerbaycan türklerinin yerini yurdunu ışık, mekanını cennet etsin. amin.
  • 2260
    üzüntüden değil sinirden ağlıyorum sözlük.

    çözüm süreci denen hıyanet sürecine destek verip 17 aralık öncesi pensilvanya ile sevişen, ülkenin tüm terör örgütleri ile yatakta basılmış kişi ve kurumlara; devletin yüzlerce imkânı var iken bir bok yapmamasına, çocuklarını askere göndermeyip, kızlarını yurt dışında okutup ekranlara çıkan ve "şehitlik çok özel bir mevkidir" diyen sinsilere, dün ankara'da "şeriat isteriz diyen" kadınlara, pişmiş kelle gibi sırıtan ve bıyık altından gülen aramızdaki terörist sempatizanlarına, kahramanmaraş'ta bugün tv'ye çıkıp "halep'e ağlamalıyız" diyen hükûmet elemanına, bunlara gram ses çıkarmayan a.k aziz türk milletine, 20 yaşında iken kendimi 65 yaşında hissettiren ulu devletime, en küçük tepkide, "intikam istiyoruz" dememizde "iç savaş, kardeşlik, barış, berbaerlik, x'yle, y'siyle, z'siyle" diye başlayan orul orul onun bunun çocuklarına, derdimi anlatamama, batan ekonomiye, gergin insanlara, siyaset ehlinden olmayıp üniforma ile siyaset yapan ve selam dahi vermeyi bilmeyen imam hatipli gn. kr. başkanımıza, onun yardakçılarına

    sinirliyim sözlük. çok sinirli...

    ekleme: heh bunu yazarken başkanı dinledim. 1 haftada ülkede 2 tane patlama oldu. biri polise diğeri askere yönelik ve sivil kayıp da var. siz de dinleyin lütfen, geçen konular şunlar, "fetö, paralel, 15 temmuz, alayınız gelsin, yol, hızlı tren..." sesini de yükseltmiş sanki işe yarayacak. hey yavrum hey be.

    ekleme 2: şimdi de çanakkale, istiklal harbi ruhu diyorlar. atatürk ve inönü'ye ayyaş diyen, enver paşa ve ittihat terakki'ye neredeyse küfür edecek zavallılar bunlar değil miydi?
  • 946
    durduk yere umutlanisimi sikeyim sozluk. biraz agir oldu kusura bakmayin. daha bu sabah uyandigimda saate baktim saat olmus 2 bucuk. annem kahvaltiya kaldiriyor sanmistim. nasil o kadar uyuduguma sasirdim. kac gundur 4-5 arasi ancak uyuyabiliyorum. 9-10 gibi geri uyaniyorum. yaptigim bir sey de yok. meger kadin alisverise gidiyormus onu haber veriyormus. o an karar verdim, geceleri aklimi mesgul edenlerin amina koyayim, artik hepsine cizik atiyorum dedim. unutmak sacma bir durum zaten ama sizi umursamayan birini umursamak kadar boktan bir sey yok. bu kararimi biraz oncesine kadar uyguluyorken simdi yine dustu aklima. yine durduk yere umutlandim. insan kaybetmekten bikar degil mi? ben bikmiyorum. kaybetmeye mahkumum.

    http://www.youtube.com/watch?v=sQIG-zsNJok
  • 2193
    geçmişe gidebilsem ve her şeyi şu anki aklımla yeniden dizayn edebilsem keşke. çok mutsuzum lan. hayatta artık hiçbir şeyden zevk alamıyorum. hayatımdaki her nokta boğazımı sıkıyor sanki. sürekli yorgunum, sürekli yalnız kalmak istiyorum, sürekli yatmak istiyorum. yoruldum lan artık. hakikaten dermanım kalmadı. ayağa kalkıp silkinmek istiyorum başaramıyorum. her denememde daha ümitsizce oturuyorum kalkmak istediğim yere. yoruldum be sözlük her şeyden yoruldum.
App Store'dan indirin Google Play'den alın