• 1704
    ilk kez işe giriş eğitiminde karşılaşmıştık. ben işe giriş eğitimlerinde çevre konusunda bilgilendirme yapıyordum. konuları bitirdik. sınav şeyini hallettikten sonra kağıtları topluyordum. sınav kağıdını aldım. baktım arkası boş. “bunları neden yapmadın” diye sordum. şok geçirmiş gibi gözüme baktı. “bu sayfaya bakmadım ben mühendis bey” dedi. mühendis değilim ben teknikerim dedim ve “10 dakika sana bitir sınavı” dedim. bir hışımla tekrar başladı sınavı yapmaya. malum eğer başarılı olamazsa tekrar alıcak eğitimi. bitirdi getir de kağıdını. “sen ne bölümünde çalışacaksın” diye sorduğumda “çevre” deyince “iyi hadi bize gelmişsin” diye şakalaştık. sınav da başarılı. zıpkın gibi çocuktu. ilk günler ilk ürkekliğini attıktan sonra artık iyice kaynaşmıştık. koyu galatasaraylıydı. kahır sezonunda * hep bir araya gelsek “ne olacak bu galatasaray’ın” hali der, senaryolar yazardık. üst-asttan çok çok iyi dost olmuştuk. iş çıkışları beraber takılırdık. en sevdiği şeydi bergama’nın su deposunun bulunduğu tepeye çıkıp bira içmek. hani rakıyı da sağlam içerdi. ne zaman masaya otursak “bak bu sefer hep güleceğiz, oyun bozanlık yapanın a... koyayım” dese de en son ikimizde kapanışı eski kız arkadaşlarımıza adardık.
    hiç unutmam bir gece telefon deli gibi çalıyor.baktım saat gece iki buçuk. kesin dedim bir şey oldu. açtım telefonu. ilk ses yok. sonra arkadan gürültü patırtı “bu saatte tavuklar uyur. geliyoruz seni almaya” cümlesi. ben “lan n’oluyor” falan demeye kalmadı kapandı telefon. on dakika sonra kapıda bitti. paşam gelmiş “giyin gidiyoruz” artık itiraz edemedim. giyimdim çıktık. sabah sekizde mesai var. biz gece üçte dışarıya çıktık. “tamam geldim napıcaz? dedim” bir erol taş gülüşü attı. izmir’e çorbaya gidiyoruz. izmir, dönüşle beraber 3 saat. mesai saat sekiz de. gitmeyelim burada içelim dedikçe daha bir iştahlandı. gittik içtik çorbamızı. tabii mesaiye geç kaldık. amirimizden de yedik fırçayı. amir fırça atarken bir hala sarımsak kokuyorduk.
    playoffların olduğu sene, 3-1 fenerbahçe maçında görmeniz lazımdı onu. tüm dünya bir araya gelse onu o masadan kaldıramazdı. maç sonunda fenerbahçelilere de gider yapmaktan geri kalmazdı. elmander’e o maçta söylediği bir sevgi cümlesi vardı ki on dakika masada kendimize gelemedik. çok büyük galatasaraylıydı. bileğinden hiç çıkarmazdı sarı-kırmızı o lastikleri. bir kere mercan almıştı. iki gün sonra arda yla aynı tepkiyi vermiştir.
    2010’da başladığımız iş arkadaşlığımız 2012 senesinde bitti. işi bırakacağın söylediğinde çok kızdım, bağırdım, anlamadı. çalıştığımız yerde sorunları vardı. “daha iyisini bulurum elbet, çalışan adam her zaman ekmek yer, allah bir kapıyı açar bir kapıyı kapatır” dedi. o ayrıldı işten, benim de bir sene sonra çok uzak bir yere tayinim çıktı. devlet kurumuna geçip geçmemek arasında gidip geliyordum. bir ara gitmeyeceğim dedim. bana bir küfürler etti düşman düşmana böyle küfür etmez. zorla beni devlet kurumuna yolladı. hep bir laf vardı ağzında “devlet gibi yok aga”. ev eşyalarını beraber topladık, beraber tayin olduğum yere gittik. evi beraber bulduk. beraber yerleştirdik. çok sevmişti burayı. batum’u beraber keşfettik tekrardan. döndü bir müddet sonra iş bulmuştu yeni fazla izin alamamıştı. ayrılırken çok üzülmüştük. bana “bırak ulan bu üzgün ayakları. batum dibin. ben gittikten sonra yine gidersin oraya demişti.”
    çok şey paylaştık biz onunla sözlük. her şeyi komik bir adam düşünün, zor gününüzde yanında olan bir adam düşünün, kardeşim dediğiniz bir adam düşünün ve....
    o'nun soma’da maden faciasında öldüğünü düşünün.....
  • 58
    akşam 16dan beri proje odasındayım, gece 2 ye kadar iş yerinde yetişmesi gereken işlem var sürekli başında durmam lazım, bir eksik mesajlaşma olursa sıçtım, yanlış tuşa basarsam sıçtım. güvenlik saat 23de alarmı kuruyor daha haber veremedim alarma yakalanırsam sıçtım, az önce mail geldi gece 4te elektriği keseceklermiş, daha erken keserlerse sıçtım, iş o saate uzarsa yine sıçtım. yemek yemedim çubuk krakerle idare ediyorum ki stoklar tükenmek üzere sıçtım. hava soğudu kalorifer çalışmıyor, üşüyorum, hasta olursam sıçtım. pazartesiye yeni iş geldi, bunlar yetişmezse üstüne o binerse sıçtım. burdan çıkınca gece eve yürüyerek gideceğim, mezarlığın yanından geçeceğim, muhtemelen pek hoş olmayacak sıçtım. demin arkadaş gelmişti, ikram olarak bağırsak çalıştırıcı çaydan vermişim yanlışlıkla, uzun yola çıktı, muhtemelen sıçtı.

    sonuç: eve geldim, bi yerde sıçtım gibi ama henüz bilmiyorum, hayırlısı.
  • 2056
    yarin beyin tomografisi cekilecem, anjiyografi ile! yani beyin damarlarima bakacaklar! ilk tomografimde 5mm birsey buldular, ama tanimlayamadilar! doktorlar yüzde 99 tümör degil dediler, ama yüzde bir ihtimali de cikarmak icin birdaha bu yöntemle bakmamiz lazim dediler!
    degisik seyler yazdilar cizdiler, iclerinde en korkuncu ise aneurysma idi! eger aneurysma ise cok fena saatli bir bomba tasiyorum beynimde! korkuyorum sözlük! cok korkuyorum!

    ben cok mutlu bir kizim, ailemin tek kiziyim, sevdigim bir sevgilim var, benden mutlusu yoktur bu dünyada sözlük! o haberi alana kadar cok mutluydum, simdi ise hayatim kocaman bir soru isareti!
    herkes arkamda, önemli birsey cikmigcak diyorlar, ben ise korkumu yenemiyorum! hersey güzel olacak sözlük öyle degil mi? umudumu bana geri ver lütfen!

    edit: allahima sükürler olsun, dualariniz, dilekleriniz beni yanliz birakmadi! sizlere iyi haberlerle geldim! sevincten agladim! doktorla konustum ve korkmaniza gerek yok dedi! evet 5mm bir yer var dedi ama o dogustan dedi bana! tümör degil, aneursym degil dedi! 6 ay sonra birdaha cekicez bir tomografi, bakicaz degisme, büyüme falan var mi diye! o kadar! kalbinizi ferah tutun, birseyiniz yok dedi bana! kontrollerinizi ihmal etmeyin dedi! simdilik bu kadar! aksama da cimbomum kazanirsa benden mutlusu yok sözlük! hepinizi öpüyorum, cok tesekkür ederim!
  • 2258
    ah be sözlük. 27 yaşındayım, hayatımda bundan kötü bir dönem olmadı, bu kadar yalnız ve dipte hissettiğim
    2,5 ay önce yaya geçidinden geçerken çomar bir sürücünün çarpması sonucu sol bacak kaval kemiğimi kırdım, dalağımı katbettim, sol el tendonlarım koptu v.s. neyseki ölmedik dedik, asıl süreç başladı, sonu gelmeyen bekleyiş. neyseki alçı çıktı, basmaya az kaldı, fizik tedaviydi derken herhalde bir iki bucuk ay sonra yürürüz :( çok bunaldım arkadaş, öyle böyle değil. spor salonuna gitmeyi özledim, yüzmeyi özledim,. kıymetini bilin elinizdekilerin arkadaşlar, kaybedince değerini anlıyoruz. özetle sıkıldım ulan :(
  • 2036
    bu başlık altında daha önce birçok kez ifade edilen ancak açıkçası okunduktan birkaç dakika sonra entry sahibi dışında unutulan nice acılar gördük.

    kimimiz babasının vefatından duyduğu üzüntüyü yazdı, kimimiz annesinin ardından duyduğu özlemi.

    ancak "ateş düştüğü yeri yakar" deyişindeki gibi bu girdileri okurken yazan dostlarımız adına hüzünlenip birkaç dakika sonra normal yaşantımıza döndük.

    açıkçası yakın gelecekte kendi adıma yaşadığım tarifsiz acıları paylaşmak adına bu başlığa uğrayacağım aklıma gelmezdi.

    sadece 20 gün içerisinde önce babamı, ardından biricik ablacığımı son yolculuğuna uğurladım. gözyaşlarım kadar acıları da birbirine karıştı. yüreğime saplanıp kalan hissin tek bir sözcükle tarifi mümkün değil. içinde acı var, keder var, özlem var, sızı var ama allah'tan pişmanlık yok. keşkeler yok.

    diyeceğim odur ki; hayatın bir anda ne getireceği belli değil. o yüzden sevdiklerinize sıkı sıkı sarılın, onlar yanınızdayken kıymetini bilin. bu kadar acının yanında bir de "keşkeler" yaralarınızı dağlamasın.
  • 85
    5 sene ırak, 1.5 sene afganistan falan derken daha normal bir ülkeye geldik. sözleşmede 6 ayda bir 15 gün izin yazıyor. hadi dedik aileyi getirelim, ailemin gelmesi için en az 3 ay zaman geçmiş olması gerekiyor. ben bıktım ayrılıklardan. türkiye'de iş yok. her gece msn başına geçip oğluma maymunluklar yapıyorum. eşim en yakın arkadaşım, her şeyim, onu çok özlüyorum. kızım zaten canım prensesim. her gece iç iç iç nereye kadar? ondan sonra da duygusala bağlıyorum, ağla ağla ağla.... zaten takım da kötü.... of be ya.... memlekette 70 milyon insan iş buluyor, ev geçindiriyor bir ben iş bulamıyorum....
  • 1060
    tekrar bu başlığın altına yazmak çok zor. bir süredir ağlama ve sevinme duvarı arasında gidip geliyordum.
    her şey iyiye gidiyor derken, aslında gerçekleşen iyileşmenin sevdiklerinle vedalaşman için sana verilen bir zaman olduğunu şimdi anlıyorum.
    bir baba oğul ilişkisi ancak bu kadar güzel olabilirdi bana göre. halbuki ben son çocuktum. yaş farkımız çok fazla olmasına rağmen "tekne kazıntısı" olarak nitelendirdiğin bana aslında tüm zevklerini enjekte etmiştin.
    galatasaraylılık kalbimin atmaya başladığı gün kanımda dolaşmaya başlamıştı. boynuz kulağı geçer misali seni tavlada yendiğim zamanlar gurur duyardın.
    rakı sofrasında alacağımız zevki bildiğin için belki 18. yaş günümde çilingir sofrası kurdurdun ilk kez. sonrasında saki hep ben oldum, sen ise soframızın neşe kaynağı.

    küçücük çocuktum beni ilk maça götürdüğünde, saatlerde bilet kuyruğunda beklememiz. içeriye girdiğimizde yer bulamamamız. polislerle yer kavgası yapman hiç aklımdan çıkmadı.
    özel televizyonlarda maç yayını başladığında gittiğimiz kahvede oturduğum yerden televizyonu göremediğim için arkaya geçip beni omuzuna alman ve romatizma hastalığına rağmen 90 dk omuzunda beni taşımanı düşündüğümde hakkını nasıl ödeyeceğimi bilmiyorum.

    söyleyecek çok şey var aslında, ama ben sadece teşekkür ediyorum sana. senin gibi dürüst ve onurlu bir insanın oğlu olduğum için, senin gibi bir galatasaraylı olduğum için.

    biliyorum ki son günlerde çektiğin ızdıraplar artık son buldu, artık huzur içindesin. allah mekanını cennet eylesin. çok sevdiğin ve hayranı olduğun metin oktay ile birliktesin artık. merak etmeyin, geride bıraktığınız ve aşık olduğunuz renkler artık bizlere emanet.
  • 1512
    babamla yıldızımız çoğu zaman barışmadı. asker emeklisi olmasından mütevellit; sert, disiplinli, saat gibi oysa ben tam tersi. yediğim harasların sebeplerinin çoğu bu yüzdendi. öfkeli, çabuk sinirlenen bir yapısı vardı ama sevgisinden de hiç bir zaman şüphe etmezdim. dışarıda gözü olmayan, işinden evine evinden işine gidip gelen bir adam. nefret ettiğim bir huyu vardı ama.. mütemadiyen her cumartesi 5-6 tane kırmızı tuborg'unu alır içerdi.

    ufaktım o zamanlar, annemle cumartesi günlerini hiç sevmezdik. çünkü günün sonu her zaman iyi bitmezdi. cumartesi sabahı uyandığımızda babam evde yoksa bu babamın evin ihtiyaçlarıyla beraber biralarını da almaya gittiğinin habercisiydi. annemin hüznünü, korkusunu bakışlarından anlayabiliyordum. kahvaltıdan sonra öğlen 1 gibi oturur ve o 6 kırmızı tuborg'u gece 11-12l'lere kadar tüketirdi. alkolün verdiği etkiyle bambaşka bir insan oluyordu bazen. annemle olan kavgalarını yatağımdan ettiğim dualarla bozmak isterdim: ''allah'ım ne olur anneme vurmasın.'' ama vururdu bazen. küçük olduğum için elimden hiç bir şey gelmezdi.

    kendi kendime söz vermiştim, büyüdüğümde bu kavgalar devam ederse babamın ağzını burnunu kırıp, annemi koruyacaktım.

    haftanın 6 günü melek gibi bir insan olan babam, cumartesi günleri bambaşka bir kimliğe bürünüyordu çoğu zaman. seneler geçti.. babama karşılık verecek yaşa geldiğimi düşünüyordum. fakat o zamanlar kavgalar kesildi, babam içmeye devam etti ama karşısında artık ben vardım. o yüzden anneme vurmaya yeltenmedi belki de yeltenemedi.

    anne-baba kavgaları derin etkiler bırakır çocuklarında, bende de öyle oldu. yaptıklarını hiç bir zaman unutmadım.

    sene 2006.. babam bazı günler göğüsünde, sırtında ağrısının olduğunu söylüyordu. önemsememişti, biz de öyle. 1 sene boyunca ağrıları artarak devam etti ve sonunda annem gel bir doktora gidelim dedi. içimizde en ufak bir şüphe yok, basit, romatizmal bir durum vs. tarzı bir şey bekliyoruz. eve geldiklerinde ters bir şeylerin olduğunu hemen anladım. babamın suratında manasız bir tebessüm vardı. anneme sordum hemen ''sonuç ne, ne dedi doktor?'' babam salondayken annem kulağıma fısıldadı: ''beyninde tümör var''.

    ameliyat edilecekti, tümörün alınacak bir durumda olduğunu söylemiş doktor. rahatlamıştım bir nebze de olsa. ameliyattan önce hastanede bir kaç gün kaldı babam, annem refakat ediyordu. babamın yanındayken o zamanın verdiği ergenlikle ve anneme yaptıklarını unutmamış bir vaziyette, şu an o lafları ettiğim için kendimden iğrendiğim şu sözleri söyledim ona: ''anneme vururken iyiydi değil mi ?, bak şimdi hasta yatıyorsun''.

    hastalığının ciddiyetini kavrayamamıştım, ameliyat olacaktı ve yine her şey eskisi gibi olacaktı. belki de bunun rahatlığıyla o sözleri söyledim ona.

    ameliyat başarılı bir şekilde gerçekleşti. çok sevinmiştim ama garip bir şey vardı. annemin, abimin, ablamın suratlarında bendeki sevinci göremedim. çünkü benden saklanan bir şey vardı. hastalığının sadece beynindeki tümör değil, aynı zamanda akciğer kanseri olduğunu öğrendim.

    oturdum internetin başına. ne yapılabilir, tedavisi nedir.. umut vardı. son evresinde olduğunu aklıma bile getirmedim, getirmek istemedim. o yüzden içimde hep bir umut vardı, iyileşecekti.

    ama yine benden yine saklanan bir şey vardı; babamın akciğer kanseri son evresindeydi, çok zaman sonra öğrendim bunu da.

    kemoterapi görüyordu babam, kemoterapiden sonraki 1 ay boyunca dinç oluyordu ve hala bizi düşünüyordu. işine gidip geliyordu ne kadar itiraz etsek de. markete gittiğim bir gün babamla yolda karşılaştık ''bir sigara ver bakayım'' dedi. uzattım 2 tane aldı. ''hadi geç kalma sen de'' dedi. biraz yürüdükten sonra ''lan dedim ne yaptım ben, niye sigara verdim amk ?'' iyileşeceğine o kadar eminim ki. ''asker adam lan bu, vız gelir kanser neymiş amına koyayım.'' o zamanlar son evrede olduğundan haberim yok.. bu durum 3-4 ay devam etti ve babam ve dışarı çıkamamaya başladı.

    yıllarca her gün içtiği 1 paket sigara hayatı zehir etti hem babama hem de bize. koskoca asker adam gözümün önünde eriyip gidiyordu ve benim elimden yine hiç bir şey gelmiyordu. ve ben hastane odasında söylediğim o sözler için kendime küfrediyordum.

    bir gün odamın camını açıp elimde sigarayla kapımı kapatmaya giderken babamla göz göze geldik. hiç bir şey söylemedi, söylemesine gerek kalmadı. öyle bir baktı ki.. ''oğlum bak bu illet beni alacak, sen bari yapma'' der gibi.

    2008 ağustos'u. babam fenalaştı, ambulans geldi. koluna girip sandalyeye oturtacaktık, terliğini giydirmeye çalışırken ondan duyduğum son sözler ağzından döküldü: ''basamıyorum..''

    1 hafta boyunca yoğun bakımda kaldı, gülhane askeri tıp akademisi'nde. odasına girmek istedim, izin vermedi doktor. şerefsiz doktor..

    29 ağustos 2008 cuma.. sabaha karşı ev telefonu çaldı. ablam açtı telefonu ve ağlamaya başladı. babam artık dayanamamıştı. ilk yaptığım şey doktorunu arayıp küfretmek oldu ''babamı son kez göstermedin bana.......''

    ölüm bazen kurtuluştur. acı çektiğini görmek ve onun acı çektiğimizi görmesi. elden hiç bir şeyin gelmemesi.. devamlı ettiğin bir dua olur; ''ya ona sağlığını ver ya da acı çektirme, al canını'' çoğu zaman da alır canını..

    hastane odasında söylediğim o söz.. aklımdan çıkmayacak ve kendimden iğrenmeye, kendime küfretmeye devam edeceğim.

    annenizin, babanızın, ailenizin kıymetini bilin renktaşlar. sinirlenseniz de, çileden çıksanız da ağır sözler söylemeyin. çünkü giden bir daha geri gelmiyor, hatalarını telafi edemiyorsun işte o zaman.
  • 1488
    olmuyor sözlük söyleyemiyorum, yaptığı hataları onlara nasıl katlandığımı ömrümden ömür gittiğini anlatamıyorum.

    2.5 seneyi aşkındır birlikteyiz. aynı kentte başladı aşkımız, aynı apartmanda.. yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmedi ben mezun oluncaya kadar. mezuniyet zamanı ailem bile geldi onlarla tanıştırdım çok sevdiler birbirlerini. bizimkiler hemen bağrına bastı. ah ulan canına yandığım karadenizi. nasıl bir havan var ki bizi de böyle candan, alçakgönüllü yaptın?

    ilk amacım mezun olduktan sonra aynı okulda yüksek lisansa kalmaktı, böylece hem istediğim mesleğe yönelecek hem de sevdiğim kadının yanında kalacaktım. istanbula gitmiştik müzik grubumla o zamanlar.. doğulu müziğin yarışmasında yarı finalde elendiğimizi öğrendiğimiz akşam alesten yeterli puan aldığımı öğrendim.. çok mutluydum ve yaz sonunda yüksek lisansa başladım ama farklı bir şehirdeydim. şartlar bunu getirmişti ve ben de maddi açıdan iyi olmadığım için memleketimi tercih etmek zorunda kalmıştım.. herşey araya yolların girmesiyle başladı..

    ilk başlarda herşey çok güzeldi, deli gibi kıskanıyordu beni hep yanına gitmemi hiç memelekete dönmememi istiyordu, geceleri uyuduktan sonra güzel mesajlar atardı, sabaha ben ondan önce uyanıp o mesajlara aynı güzellikte karşılık verirdim.. herkes gıpta ile bakıyordu "helal olsun size en zoru başarıyorsunuz inşallah düğününüzü de görürüz" diyorlardı " zaten yüzükleri de takmışınız"

    ilk büyük kavgamızda bir arkadaşımı onunla konusması içi yönlerdirdim ve "yüzüğü çıkarttığı" gerçeğiyle karşılaştım. işi gücü dersleri bırakıp gittim yanına.. "sorun ne istemiyor musun başkası mı var?!?".. ağladı, yoruldum yıprandım beni bu kadar sıkmandan dedi.. haklı dedim sürekli arayıp soruyor nerde olduğunu kolaçan ediyor sürekli mesj atmasını bekliyordum. kendimi değiştirdim artık farklı bir adam olmuş daha esnek davranmaya başlamıştım.

    eğer küçükken adi bir bisikletiniz olduysa bilirsiniz: o lastiği nerden yamarsanız yamayın yine patlar yine yolda bırakır sizi... öyle olmuştu yine yolda kaldım.. artık mesaj atmıyor, ben aramazsam aramıyordu..bu sefer gerçekten ayrılacağımızı düşünerek gitmiştim. muhtemelen kapıda beni görür neden geldin der suratına tükürür arkamı döner giderim demiştim.. öyle olmadı.. balkondan beni görünce koşarak aşağıya indi gizlice beni binaya soktu ve boynuma sarıldı yıllardır görmüyormuşcasına.. o an affediverdim ..

    sürekli depremler yaşadık, heryerinden çatlayan binanın ayakta kalan tek kirişi gibi dayanıyordum.. yıkılmayacaktı! ben varken olmaz!..kavgalar birbirini takip etti ama sürekli ardı geldi..

    en son kavgalarımızdan birinde hiç haber vermeden yanına gittim.. aramız çok kötüydü artık bitti diyordum.. ondan vazgeçemiyor ama sonun geldiğini idrak edebiliyordum.. bir sınav çıkışı kapının önünde beni görünce dondu kaldı.. ama mutlu görünüyordu.. yolda "ona haksızlık ettiğimi" düşündüm eve gittiğimizde ise sırf kafamı kemirip bitiren soru işaretlerinin yokolması işin sosyal medyadaki sayfasına girdim, mesaj kutusuna tıkladım.. bir sürü konuşmadan bir tanesi dikkatimi çekmişti.. ismi ezberleyip telefonundan baktım en son arananlar arasındaydı.. mesajlara tıkladım ve beynimden vurulmuşa döndüm.. mesajlarda ne yazdığını anlatabilecek kadar güçlü değilim ama kısaca şöyle özetleyebilirim: eski sevgilisine ders verebilmek için kaşar rolü oynamak onu tuzağa düşürüp sonra da tekme vurmak istemiş.. savunması bu oldu.. kalkıp gidecektim kapıyı kilitleyip ayaklarıma kapandı.. ben ki bir sarılmayla bile dünyaları unutan adam buna karşı koyamıyordum sadece gözyaşlarım sel olmuştu içim alev alev yanıyordu..

    o gece o evde ne olduysa herşeyin düzeleceğine beni kaybetmemek için ne gerekiyorsa yapacağına asla beni hayal kırıklığına uğratmayacağına dair söz verdi.. onu o gece affetmedim, yaptıklarını da hiç unutmadım ama, ben o bisikleti öyle çok seviyordum ki istediği kadar beni yolda bıraksın o yine de benimdi ben onu sahiplenmiştim..anlayın işte..

    bu sözü vereli henüz 1.5 ay kadar oldu..chelsea maçını izler yanına giderim, galatasarayım da yenerse çifte bayram olur bana dedim... ama işler yine rayından çıkıyor sözlük.. 1.5 gündür bir kere bile merak edip ne mesaj attı ne de aradı, sosyal medyada gördü yazmadı, görmemiştir diye şarkılar paylaştım yine de yazmadı.. bugün akşam defalarca aradıktan sonra en sonun açtım telefonu kameraya gel dedim. bu sefer olacaktı diyecektim tüm hatalarını ve ne kadar acı çekecek olsam da biticekti bu iş...!

    tahmin etiğiniz gibi.. yine beceremedim.. ağladım yutkunamadım ama yine beceremedim.. benimle ilgilenince iyi giden birşey ben bozacakmışım gibi hissettim.. sanki o bisikletin tekerleği benim yüzümden patlayacaktı bu sefer o çakıllı yollara girmesem herşey yolunda gidecekti belki de...

    işte bu belkiyi dememek için pişman olmaktan korktuğum için yine içime attım sözlük.. ama daha güçlüyüm daha dirençliyim. artık kendimin daha önemli olduğunun farkındayım.. yalnız kalmayacağım ailem olacak arkadaşlarım akrabalarım halı sahadaki çocuklar ve siz.. yeri gelip gülücez yeri gelicek tartışıcaz sizinle.. kimileriniz beni hiç sevmicek kimileriniz yazıdğım bişeyi çok beğenip mesaj atıcak. ama biz olucaz beraber olucaz. yalnız olmucam.. ve söz veriyorum sana sözlük ben artık, ben bi dahakine daha cesur olucam!
  • 2112
    112 arıyor: hocam 2 ağır yaralı getiriyoruz, silahlı çatışma. ambulansın sirenini duymamla acil kapısına çıkmam bir oluyor. ambulanstan biri sedyede biri yerde 2 ağır yaralı ortalık kan revan içinde indirmeye çalışıyorlar. hemen mavi kod, kırmızı alan. birisinin bilinci açık, diğeri ise arrest. o keşmekeş içerisinde yaptığım ilk şey hastaların nerelerinden yaralandıklarına bakmak. bilinci açık olanın sırtından girmiş kurşun. diğeri ise hem boyundan hemde başın arkasından yemiş kurşunu. kontrol ediyorum; hastanın en basit kornea refleksi bile yok. bilen bilir pupil fiks dilateyse o hastanın dönmesi zordur. kafasından kurşun yemişse daha da zor. ama bunları düşünmüyorum sadece doktorluk içgüdüm bilinci açık hastayı yaşatabilirsin diyor ve ona yöneliyorum. diğer doktor arkadaşı arrest hastanın yanında bırakıp bilinci açık hastayla tomografiye gidiyorum. birisi bana hocam bunlar polis diyor. şaşırıyorum. buradaki hemen her polisi tanıyorum çünkü. suratlarına bakmadım ki bunlar kim diye. ''bunun adı cumhurmuş diğerinin ismi ne?''. ''ismi ümit hocam'' diyorlar. ''bizim hastane polisi farketmedin mi?''. yok o değildir diyorum. başında bulunduğum polisin ise sol akciğeri paramparça ve kanla dolu. o kanı boşaltmamız lazım ve uzmanımı arıyor, hastanın sevk işlemlerini başlatıyorum zaman kaybetmemek için. sonra diğerinin yanına dönüyorum. bakmam lazım kanla kaplı suratına. bakmamla yere çökmem bir oluyor. çünkü o diğeri benim hastane polisim, çünkü o diğeri her nöbette ''hocam kaç şekerli olsun çayın?'' diyip sonra benle sigara tellendiren adam, çünkü o diğeri ''hocam gel de sana pes te bi koyayım da gör'' deyip yenilince '' senden intikamımı çok pis alıcam hocam'' tribine giren adam, çünkü o diğeri daha kırk gün önce baba olmuş 26 yaşında gürbüz bir delikanlı, çünkü o bizim ümit.

    ümit şehit oldu sözlük. tam 1 hafta önce yine burada şehit olan şehit askerim gibi. hain ve kalleş köpekler tarafından ümit, güzel günlere inanan bizlerin ''ümit'i'' şehit oldu.
  • 189
    yapma be sözlük. destek ver üyelerine. yardım et ki anlasınlar ne kadar değerli olduklarını. aşk acısı, aldatılma falan bunların kendilerini üzmeye değmeyeceğini anlasınlar. kendilerini istemeyen birinin onları üzmemesi gerektiğini anlasınlar. kendi değerlerini bilsinler, kendilerinin değil diğer kişinin kaybettiğini anlasınlar. eğer o kadar üzülüyorlarsa çok sevmişler demektir. üzülürler tabii ki haklılar ama bu onların içindeki güzelliği gösterir bunu bilsinler. sevmek o kadar kolay değil, herkes sevemez ama siz sevmişsiniz işte. sevdiğiniz kişi sizin kadar kendisini sevebilecek birini bulabilecek mi? çok zor. ama siz tekrar sevebilirsiniz. ve belki de bir sonraki sevdiğiniz kişi sizi en az sizin onu sevdiğiniz kadar sevecek.

    bunları yazanın çektiklerini bir bilseniz. hayatında nelerden vazgeçtiğini. kıçınızla gülersiniz ama anladı işte bu kardeşiniz.

    üzmeyin kendinizi be. her şeyi yapın ama üzmeyin.

    okul hayatıyla ilgili sıkıntısı olan kardeşlerim siz de üzülmeyin. her şey sizin elinizde. bırakın günde 4-5 saat çalışanları kendinize rakip görmeyi. günde oturup 1 saat çalışsanız, çalıştığınız konu ile ilgili 2-3 test çözseniz her soruyu yapabilirsiniz. siz sosyal, kalbi temiz bir insan olduktan sonra hangi üniversiteyi bitirdiğiniz önemli değil. fırsatlar size gelecektir.

    hepinizi çok seviyorum. lütfen kendinizi üzmeyin boş yere. hayat güzel hatta çok güzel. onu daha da güzelleştirmek sizin elinizde ve siz bunu başarabillirsiniz.
  • 1312
    ilköğretimdeyken, "artık bitsin liseli olmak istiyorum",
    lisedeyken, "artık bitsin üniversiteli olup özgür olmak istiyorum",
    üniversitedeyken "artık bitsin hayata atılmak istiyorum",

    demeyin.

    en son o atıldığınız hayat;

    ilköğretimdeki o çocuk halinizi,
    lisedeki o vurdumduymaz kanı kaynayan zıpır halinizi,
    üniversitedeki o artık bilinçlenmiş ama bir kuş kadar özgür halinizi,

    öyle bir içinizi sızlatarak size hatırlatıyor ki, hep "keşke, keşke, keşke bitmeselerdi.." diyorsunuz.

    hayatın gerçeklerinden uzaklaşıp, sadece gülüp oynadığım halime dönmek, tekrardan çocuk olmak istiyorum be sözlük.
  • 1909
    babamım tayini nedeniyle 1988 eylül'ünde geldik ankara'ya. 1.sınıfa torul'da(gümüşhane) başlayıp 2 hafta sonra ankara'da devam ettim. babam altındağ/hasköy'de bir okula verilmiş. hiç ankara bilmeyen kamyoncu ise eşyalarla birlikte bizi çin çin'in göbeğine bırakmış. o ana kadar lojmanda öğretmen çocuklarıyla büyüyen ben ve henüz 24 yaşında olan annem sokakta donsuz çocuklar, esmer esmer tipler görünce korkudan evden çıkamamıştık. oysa ki o zamanlar çin çin'de sadece yokluk vardı, dostluk, insanlık her yerden fazlaydı. mahalleye öğretmen taşınmış diye duyan hoş geldin demeye geliyordu. tabii babamın okula uzak oluşundan ötürü, 4 gün sonra nispeten daha az kenar mahalle sayılan hasköy'e gidecektik. hala merak ederim orada büyüseydim nasıl biri olurdum diye. babam 3 katlı bir aile apartmanından ev tutmuş. giriş katta ev sahibimiz babaanne ve büyük baba. biz 2.katta, 3. katta ve 4.katta da çocukları abi-kardeş iki aile. üst komşumuzun 2 çocuğu vardı. biri pınar, diğeri çağlar. pınar benden 1 yaş küçük, çağlar 4 yaş küçüktü. benim de kız kardeşim 3 aylıktı taşındığımızda. anneler, babalar iyi anlaşıp, onlar da bizi sahiplenince biz kardeş gibi büyüdük, 3.çocukları merve olacağında hastaneye babam götürmüştü teyzemi. pınar abi demezdi zaten 1 yaş var aramızda ama çağlar abi derdi, ben de onu erkek kardeşim gibi severdim. ya bizdeydik ya onlardaydık zaten. biz o evden taşınınca bile aynı mahallede başka bir evi tuttuk uzaklaşmayalım birbirimizden diye. o aile de tüm fertleriyle galatasaraylı. hatta 93 senesinde manchester'ı eleyince tura çıktığımızda da beraberdik. bizim arabamız yoktu,onların dolmuşları vardı,durumları iyiydi. bizi de alıp gençlik parkı'na, a.o.ç'ye, pikniğe götürürlerdi. memur çocuğu olduğumuz için de her şeye yetişemezdi babam. ben en çok muzu onlarda yedim. sonra onlar batıkent'ten ev alıp gittiler ama bir ayakları hep hasköy'deydi. ne zaman gelseler bize de mutlaka gelirlerdi. bu ziyaretlerde biz çağlar'la çok görüşemesek de bayramlarda, düğünlerde beraberdik. tanıdığım en efendi, terbiyeli,akıllı adamdan biriydi. askere de uğurladı beni,nişanımda düğünümde de oynadı. çok severdi beni biliyorum, az ama öz görüşmelerimizde galatasaray'ı kritik ederdik. askerliği de samsun'a çıkmıştı, acemiliği yapıp yemintöreninde de anne-babası bizde kaldılar.yıllar sonra çağlar'ı da asker ocağında görecektim. 2 sene olmuş. dün gibi...

    en son da o zaman görmüştüm. 9 kasım gecesi telefon geldi annemden çağlar dedi, diyemedi aslında... geveledi. kalp krizi geçirmiş dedi sizlere ömür oğlum dedi.

    28 yaşında alkol,sigara olmayan adam ne kalbi ne krizi dedim, değiştiremedim...

    sabah göğüs ağrısıyla uyanmış, annesine göğsüm ağrıyor demiş. annesinin kollarında can vermiş. dün cennete yolladık kardeşimi, bir parçamı da o mezara gömerek... o kadar çok anım var ki onunla, sanki dün çocukluğumu da gömdüm. iyiler erken gidermiş de sen çok erken gittin be kardeşim. hepimizin acıları var ama genç ölümü de çok zormuş be kardeşim.

    gittiğin yerde takımları ayarla, bir gün aynı takımda maç yapacağız gene...

    yan mezara seninle aynı gün 5 dk arayla defnedilen fenerli fırat'a da selam söyle, sıkılmazsınız ikiniz de cennette hepinizin rengi vardır elbet. birbirinizi kızdırırsınız orada, sarının bir tarafına sen bir tarafında o yatarken...

    mekanın cennet olsun kardeşim, sen rahat uyu ailen bize emanet...
  • 942
    bir kız var. okul maçını izlerken geldi yanıma oturdu. takımdakileri falan sordu. öylesine maça daldım ki, kıza bakmayı unutmuşum. kafamı çevirip göz göze geldiğimizde, birden ferdi tayfur çiçekler açsın çalmaya başladı kafamda, ateşim yükseldi. ya bu kadar dünya tatlısı olamaz bir insan. kocaman gözleri vardı sözlük, o kadar uzun süre bakmışım ki aval aval, gözümün önünde el salladı ayılayım diye. her şeyi konuştuk maçla alakalı. küfür bile ettik beraber. müthiş muhabbet falan derken maç bitti. görüşürüz dedi, güldü, dünya güldü, benim içimde fırtınalar falan. yine aval aval baktıktan sonra adını sormadığımı fark ettim. adını bilmediğim kıza aşık oldum sözlük. ben kendimi nerelere vuram sözlük?
  • 2251
    bu yeni saat uygulmasının da amk doğmayan güneşin de!

    lan saat 6.45'te kalkıyorum karanlık, 7.30'da otobuse biniyorum hala karanlık. ufacık çocuklar sokakta, okula gitmeye çalışıyor, allah korusun birisine bir şey olsa kim verecek hesabını! hava kapalı, yağmurlu, yarın kar yağacak, yolları buz tutacak, kazlar olacak, trafik daha kötü olacak...

    ankara'da yaşıyorum durum böyle, istanbul ve izmir daha da fena, istanbul bizden 15 dakika sonra aydınlanıyor bir de, izmir'de herhalde 10'da falan hala karanlıktır :(

    zaten eve gelişim en erken 19:00. nerede gün ışığından faydalanma? aksine sabah 45 dakika tüm ışıklar açık evde. lan sabah mı oldu, sahura mı kalktık belli değil!

    ayrıca vücudum alışamadı bu olaya. uykumu alamıyorum diye saat 22:00'de yattığım da oldu, yok arkadaş gene aynıyım. hormonlarım, beynim, vücudumun her hücresi hala uyurken biz ne skime bunu yaşıyoruz... zombi gibi yaşıyorum...

    o el kadar bebeler nasıl eğitim alacak ya, ben 35 yaşında alışamıyorum o çocuklar ne öğrenecek o okulda, en çok da çocuklara üzülüyorum...

    çok şükür öyle önemli bir sıkıntım yok, sağlığım yerinde, çoluk çocuk iyi ama bildiğin mutsuzum anasını satayım...

    ayrıca her gün bir felaket, kötü bir olay, ekonomi zaten bitik, toplum olarak ruh hastası olduk çıktık...

    gencecik çocuklar ihmal sebebiyle, gerekli önlemler alınmadığı için can veriyor...

    garibanın çocuğu askerde şehit olsun, garibanın çocuğu parasızlıktan tarikat yurtlarında kalsın, türlü taciz ve kötü olaylar yaşasın, yangınlarda ölsün, reva mı ulan bu yaptığınız millete!
  • 2221
    eylül ayı paramparça etti beni. işimden ayrıldım , sevgilimden ayrıldım , dolandırıldım , kandırıldım , gururum kırıldı. daha ne kadar batabilirim diye evde tavana bakarken telefonum çaldı ve en yakın arkadaşımın vefat haberini aldım.

    vallahi sıkıldım dostlar. yarın cenazeye gidiyorum oradan da alanya'daki 70 metrekarelik yazlıkta tek başıma 2-3 ay inzivaya çekilcem. tüketebildiğim kadar her şeyi tüketmeye çalışacağım. sıfırı gördüğüm anda başka çözüm ararım artık . önümde 3 ay var. yarın yokmuş gibi yaşıyacağım ulan yetti be.
  • 1652
    akşamüstünden bu yana dışarılardaydım.

    önce iş, sonra da arkadaşlar nedeniyle haberlerden uzak kaldım.
    gece eve geldim, ve soma'da yaşanmış maden yangını, patlaması ve göçüğü haberleri ile sarsıldım.

    10 dakika öncesine kadar belki de tek derdim balkondaki şişeden 2 kadeh şarap içmekti.
    duşa girip rahatlamaktı.

    haberleri okudukça gözlerim sulandı.
    lanet okudum, canım sıkıldı...

    soma devlet hastanesinin önündeki yazı, bir anlamda özet geçiyordu bu olayları;
    bir avuç kömür için,
    bir ömür verenlere...

    12 gün önce işçi bayramıydı.
    yürüseler, zaten ya dövülüyor, ya öldürülüyorlardı.
    bugün, yine bir ülke klasiğimiz olan, maden göçüğü altındalar.

    sayılar korkunç, şimdilik 20 ölü ve 200'den fazla göçük altında işçiden bahsediliyor.

    enerji bakanı utanmadan çıkıp, "sıkıntı büyüyebilir" diyor.

    yorumcu ya da siyasetçi geçinen bir takım orospu çocukları, ve hatta bir haber ajansı da,
    "bu işi de nasıl olur da yalakalığa çeviririz, kraldan çok kralcı oluruz" derdindeler...

    bizim memleketin haberleri ömür kısaltıyor be sözlük.
    yayında ve yapımda, emeği geçen herkesin, allah belasını versin...
  • 1998
    biz..
    henüz bir kızı sevmenin ağırlığını yıllarca sırtında taşımadan atmamayı bile beceremiyorken...
    içten bir gülümseme için bile emekoğlu emek harcamaktan çekinmezken...
    hala daha aşk acılarımızı birbirimize "pardon, gözüme toz kaçtı!" hissiyatı içinde fısıldarken...
    tutamadığımız elleri ya da sarılamadığımız vücutları yıllar sonra hatırlayıp usul usul gözyaşı dökebiliyorken...
    arada bir kasık ağrılarını dindirmek için kurcalayıp "gazını almak"(!)tan başka bir şey için kullanamadığımız o malum organın topluluk içinde şahlanmasından(!) bile utanıyorken...
    en yakın arkadaşımız karşı cinsten olduğu için en yakından en uzağa herkes tarafından aramızda "birşeyler"(!) olması gerektiğine inanılıyor ve "birşeyler" olmadığını anlatmak için her seferinde kavgalar veriyorken...
    öyleyken, ya da böyleyken; hayat bir şekilde devam ediyorken...

    hala daha gördüğü her dişi canlıya "bön bön"(!) bakıp duran adamlar(!) var...
    hala daha gördüğü her karşı cinse lafla-sözle-gözle-elle taciz etmeyi marifet hatta hak sanan adamlar(!) var..
    hala daha karşı cinsle alakalı fikri-zikri sikmek-sokmaktan ibaret adamlar(!) var...
    hala daha skoruyla(!) övünen adamlar(!) var...

    ve daha da acıklısı...

    sırf bir yerden bir yere gitmek için bir toplu taşıma aracına tek başına bindiği için becerilmesi gerektiği(!) düşünülen, karşı koyunca öldürülen, dna eşleşmesi yapılmasın diye(!) elleri kesilen, ölüsü bile rahat bırakılmayıp yakılan birileri varmış...

    ben de bir erkeğim. daha da hor görmeniz için söyleyim, eline dişi sinek bile konmamış "abazan" bir erkeğim.
    sayenizde utanıyorum, utancımdan ölüyorum...
    kendimden de, erkekliğimden(!) de, ikide bir kalkıp durmaktan başka bir boka yaramayan * o organımdan da...

    lanet olsun artık...

    yazarın notu: aslında uzun zamandır bekleyen, bekletilen, bir türlü yazı haline gelemeyen bir serzenişti. özgecan aslan olayından sonra, birazcık da hedefinden saparak toparlamak ancak mümkün oldu. şeklen yılmaz özdil'e, edebiyen pek bir boka benzemeyen bir yazı oldu ama; olanlar olmuş zaten, sanırım çok bir önemi yok...
App Store'dan indirin Google Play'den alın