• 83
    http://www.3puan.com/content?id=423
    yazmış olduğu her şeyi ve yapmış olduğu tüm ithamları tek tek ispatlamak zorunda olan gazeteci.
    yazısındaki bir tek cümle bile doğru değilse kulübümüzün basın tarihinde emsali olmayan bir tazminat davası açması şart kere şarttır. kendisini tanımam etmem fakat takım biraz kötü gittiğinde böyle uydurma şeyler okumak istemiyorum artık ben.
    yok selçuk doğum gününe gitmemiş de burak "skın selçuğa sölemeyin ömür boyu konusmaz benle :ss" demiş. hadi abi ya.
  • 84
    --- alıntı ---

    galatasaray'da saha dışı nasılsa saha içi de öyle. başkanın korkmadan titreyerek silkelenmesi ve yola çıkış söylemleriyle devam etmesi gerekiyor.

    aslında hikaye şöyle başlıyor; "ünal aysal'ı başkan yapalım, parayı o versin, biz kulübü yönetelim." sonrasında şuna dönüyor; "ben işi öğrendim, siz olmadan da yaparım. koltuğu da çok sevdim. o koltuk için de her tavizi veririm." özeti budur bütün yaşananların.

    nasıl oldu? neden oldu? ne zaman? ne olacak? sorular çok. ama ortada tek bir gerçek var. galatasaray avrupa'ya veda etti, şampiyonluk yarışına havlu attı. elinde tek hedef türkiye kupası kaldı. en önemlisi galatasaray'ın; eğer tamamı değişmeyecekse; elindeki kadro mundar edildi! yanlış stratejiler, yanlış tercihler, kendini galatasaray'dan üstün görenler, yediği ekmeğe ihanet edenler sarı-kırmızılı kulübü bu noktaya getirdiler. isimler süreçlerle birlikte değişiyor ama sonuç sonunda hep aynı oluyor. tam "galatasaray şimdi farkı açar" denilen noktada "yok baba! biz böyle mutluyuz" diyenler hep kazanıyor.
    faruk süren döneminde böyle olmadı mı? 2006-2008 şampiyonlukları sonrası aynı süreç yaşanmadı mı? onun için ali, veli, mustafa önemli değil. mantalite sakat galatasaray'da. fatih terim'in defolarını bilmiyor muydu kimse? o defoların ne zaman ortaya çıkacağını kestiremiyor muydunuz? niye kimse galatasaray'ın 2013 ocak ayından beri sahada 'iyi bir takım duruşu' (bir-iki maç hariç) sergilemediğini çıkıp cesurca söylemiyor? yazın yapılan transferlerin, kışın harcanan paraların sorumlusu kim? cevaplanması gereken o kadar çok soru var ki! inanın hepsinin bir yanıtı var bu soruların.

    herkes diline dolamış bir "kurumsallık!" galatasaray 1481'den bu yana yaşayan bir kurum. operasyonun adını yanlış koyarsan milletin de diline böyle malzeme verirsin. galatasaray dönüşmek istedi ama başkanın yüreği buna yetmedi. olay budur. yola "profesyonelleşeceğim" diye çıkan başkan aysal, terim "ben ceo'nun altında çalışmam" diye bayrak açınca devirdi vazoyu, kırdı. sonra da yapıştıramadı doğal olarak.

    "terim" demişken; hocanın ayrılma sürecinde herkes birşeyler söyledi. birilerini kullandı. "başkan rok'a mesajları verdi" dediler. belki de o vermiştir. fatih terim, hayri kozak'a telefonundaki mesajları okutmadı mı? kozak bunları televizyon televizyon dolaşıp anlatmadı mı? ya da twitter'da yazmadı mı?
    hadi siz söyleyemiyorsunuz, ben yazayım: terim istemeseydi hiç bir güç onu galatasaray'dan gönderemezdi! terim o kadar güçlüydü! ama o da geleceği gördü. 2000'de faruk süren'in geleceğini görmüştü, bu sene de ünal aysal'ın geleceğini gördü. kendini sağlam bir limana attı. dost meclislerinde "elbet galatasaray benim evim" dese de, artık o ev onu kabul eder mi bilemiyorum? taraftar yıldırım demirören ile gülüşen fotoğrafları, o anda galatasaray ile dalga geçilmesini, "o tablet ayağıma gelecek" reklamlarını ve başkanın ismi ne olursa olsun galatasaray başkanına twitter'dan hakaret edenleri milli takım çatısı altında kanatlarının altına almasını unutur mu, bilemiyorum? mutlaka günün birinde "galatasaray terim'siz yapamaz" algısı oluşturulacaktır. belki de hoca geri dönecektir. ama eskisi gibi sağlam bağlar kurmak? o biraz daha zor gibi geliyor bana...
    ali dürüst'e gelirsek... bugünlerde çok tartışılıyor, adı çok geçiyor. "o olsaydı bugünler olmazdı" diyenler var. kendisini de çok severim. sevmenin ötesinde saygı duyarım. fakat şimdi size bir olay anlatayım. 8 ocak 2013. gstv'de başkan ünal aysal ile bir programa katıldım. programda başkanın terim'e "profesyonel" demesini eleştirdim. hatta terim'in bir profesyonel olmadığı, galatasaray'da efsaneler arasında yer aldığını söyledim. program sonrası ali dürüst, refik arkan, ünal aysal ayak üzeri sohbet ederken başkan "gökmen'e bunları terim mi söyletiyor?" diye hayıflanıyor. beni bu olaydan bir saat sonra fatih terim arıyor, olayı anlatıyor. ve bana diyor ki "başkan nasıl böyle düşünür! istersen sen bir başkanla konuş." haklı. ali dürüst hem beni, hem hocayı, hem de başkanı tanıyan biri olarak "başkan ne hoca böyle bir şey rica eder, ne de rica etse bile gökmen bunu söyler!" diyebilirdi. doğrusu da buydu. kendisi beni yıllardır tanıyor, bana ne söyletebilmiş, ne yazdırabilmiş? fakat o bunu hocaya taşıyarak ipleri sürekli geren olaylar zincirine bir halka daha ekliyordu.
    ali dürüst ve başkan arasındaki ipler de böyle bir çok nedenden dolayı koptu. dürüst sağlıklı bir galatasaraylı'dır. yaşanan süreçte sağlıklı bir insan olarak "kavga" etmesi gerekiyordu. ama o kavga etmek yerine kavga ettirmeyi tercih etti. doğal olarak başkanla hocanın arasından çekildi. bugün "ali abi olsaydı sorunlar yaşanmazdı" diyor. bence yaşanırdı. çünkü ali dürüst kavgayı kendisi vermezdi. kendim net biliyorum. şu basit örneği bile çözmek yerine hocaya, oradan da bana iletmeyi tercih etti. çünkü dürüst kavga etmeyi sevmiyor. fakat galatasaray'da günün şartları kavga ettirmeyi gerektiriyor.
    bugüne dönersek.. başkan kendisi bana "boşver o omurgasızı" dediği insanla (ismi bende kalsın) çalışıyor yönetimde. o yönetimi kendisi, tek başına girdiği bir seçim için kurdu. çoğunu tanımıyordu. bugün mehmet cibara ve şükrü ergün'ü florya'dan sorumlu yöneticiler olarak atadı. mehmet cibara geçen hafta londra'da yaşananları başta bana sonra da diğer gazetecilere anlatan yöneticiydi. hatta yazdıklarımın eksiği var. adnan nas'ın bir diğer yönetici ebru köksal'a herkesin içinde "dedikoducu. herşey senin başınan altından çıkıyor" dedidiğini de anlattı. bana anlatılanları ertesi gün başka gazetelerde de okudum. cibara'yı çok eskiden beri tanıyorum. böyle bir insan değildi. ama o da süreci kendisine yontmaya çalışıyor. futbol ona da cazip geliyor. şükrü ergün ise florya'da sorun çözmek yerine sorun yaratan olur. ergün, bülen tulun'un yeniden florya'ya giriş biletidir. galatasaray taraftarına çok uzak bir profildir, doğal olarak da futbola...
    başkana gelirsek... başta da yazdığım gibi "parayı o versin, biz kulübü yönetelim" diye getirdiler aysal'ı. o çabuk öğrendi. insanları çözdü. modeli değiştirmeye çalıştı. ama koltuğu çok sevince o da tekledi. çünkü galatasaray'ın kimseden korkmadan, camiadan çekinmeden, koltuğu çok sevmeden iş yapacak bir başkana ihtiyacı var. zemin kaygan. o koltuğu çok seversen o kaygıyla yaşarsın. kaybetmemek için sistemin adamı olursun. sistemin içine girince de galatasaray'dan maddi-manevi beslenen 200 kişilik ekibin oyuncağına dönersin. ki başkan da bu yola girdi. aysal çok akıllı bir insan.
    herkesin ne olduğunu rahat çözen, insanları buna göre kullanan bir iş adamı. keşke ilk seçildiğinde söylediklerini yapabilecek gücü olsa bugün. çünkü galatasaray'ın sistemin devamı olan bir başkana değil, sisteme başkaldıran, rantçıların umutlarını kesen bir başkana ihtiyacı var. başkanın korkmadan, titreyerek silkinmesi, yola nasıl çıktıysa aynı söylem ve eylemlerle devam etmesidir galatasaray'ın ilacı.

    rantçılar mi? o da bir başka yazı konusu olsun. isim isim onları da yazalım. madem kutuyu açtık. hiçbir şey gizli kalmasın.

    roberto mancini mi? inanın bu sürecin en günahsız adamı. sorun bakalım devre arısında kaç transfer istemiş, kaçı alınmış? 3 transfer istedi. 9 kişi alındı. sadece bir tanesi, o da alex telles mancini'nin ısrarla istediği futbolcuydu. evet, doğru söylüyor. takımı aldığında galatasaray şampiyonluğun bir numaralı adayı değildi. puan olarak şansı vardı ama gücü, kuvveti, inancı eksikti galatasaray'ın. juventus maçı istisnaydı. o gün herşey yardım etti galatasaray'a. eğlencesi de goygoyu da bol oldu o maçın. çoğu hatayı kapattı o karlı gün. yaptığı değişiklikler, oyuncu seçimleri eleştiriliyor. insanlar haklı. tabi eleştirecekler. ben de şaşırıyorum ceyhun-drogba değişikliklerine! size soruyorum; bu sezon hangi galatasaraylı futbolcunun diğerinden farkı var. sorun çözmesi gereken oyunçular senin bir numaralı sorun yaratıcıların olunca ne yapabilirsin ki! ama inanın problem sahada değil galatasaray'da.

    galatasaray bu futbolu oynamak için çok pahalı bir takım. saha camiada yaşananların yansıması. dışarısı nasılsa içerisi de öyle..

    --- alıntı ---
  • 85
    içinde ilginç detaylar olan çoğumuzun aslında bildiği güzel bi yazı kaleme almış. okunası.

    --- alıntı ---

    galatasaray başkanı ünal aysal, teknik direktörü fatih terim için 'profesyonel', ardında da 'elaman' diyerek araya mesafeyi koymuştu. bunu kimi 'başkan-hoca', kimi 'patron-çalışan' yorumlarıyla geçti. terim'in ister kızın ister sevin, bir 'galatasaray efsanesi olduğunu pas geçmek' başkana yakışmamıştı. ipleri gerip koparmak için güzel bir başlangıçtı. ardından başkan gerdi, terim gerdi.. sonunda hoca kendini sağlam kayalıklarda görünce ipleri kopardı. başkan da 'aman hocam gitme' demedi. tekneden inmeye hazırlanan terim'i arkadan itti. aslında uzun sürecin kısa özeti bu.
    ama iki taraf da 'özet bir kavga' yaşamak istemiyor anlaşılan. hala birbirlerinin canını yakmaya çalışıyorlar. pazar günü mali genel kurul'da terim ve kızına locada küfreden (tribün lakabıyla)'pronto arif'in affedilmesi bitmeyen dalaşın son noktası. üç kişi için af isteniyor. osman tamburacı, taner aşkın ve pronto arif. tamburacı "ben sizin affınızı istemiyorum. cezamı çekerim" diyor. aşkın neredeyse yaptığına kabulleniyor. arif çalıkoğlu ise başka galatasaray başkanı ünal aysal ve yönetim kurulunun el kaldırmasıyla affediliyor. cezanın sebebi genel kurul'a okunmadan.. biraz ayıp olmuş. hatta biraz değil çok ayıp olmuş. terim'i galatasaray'dan gönderebilirsiniz, çalışmak istemeyebilirsiniz, o sizi çıldırtmak için yıldırım demirören'in yanına oturup, onunla birlikte gülüp sizinle dalga geçilmesine izin de verebilir ama ona ve ailesini küfredenleri siz affedemezsiniz sayın başkan. genel kurul el kaldırır, siz kaldıramazsınız. (bu arada: yeni dernekler yasasına göre cezaları disiplin kurulları değil yönetim kurulları veriyor: yani kendi verdikleri cezayı kaldırıyorlar)
    tabii bu işin bir tarafı. diğer tarafına da bakalım. 31 mart galatasaray'ın tff'ye ve uefa'ya financial fair-play için evrakları vermesinin son günü. öncesinde borçsuzluk belgesi toplanıyor oyunculardan ve çalışanlardan. terim de bir önceki dönemi kapsadığı için ondan da borçsuzluk belgesi isteniyor. galatasaray futbol takımı idari menajeri cenk ergün, terim'in baş danışmanı bülent bayraktar'ı arıyor. nasıl bir evraka ihtiyaçları olduğunu anlatıyor. bayraktar hoca ise konuşup geri döneceğini söylüyor. bir gün sonra cevap geliyor "evrakı istiyorlarsa başkan arasın."
    galatasaray bunun üzerine terim'e yapılan ödemelerin dekontlarını dosyaya koyup gönderiyor. bunun da perde arkası farklı aslında. galatasaray yönetimi terim ile yolları ayırdıktan sonra hocaya o güne kadar ki hakedişlerini (1 milyon 800 bin dolar) ödüyor. ama sözleşmenin sonunu kadar olan kısmı ödemiyor. durumu da dışarıya "sözleşmede madde var. iki taraftan biri sözleşmeyi tek taraflı feshederse terim kulüpten sadece çalıştığı güne kadar ki parasını alır" şeklinde anlatıyorlar. ama görünen o ki sözleşmede bu madde yok. hem terim tarafı, hem sözleşmeyi zamanında imzalayan ali dürüst "böyle bir madde yok" diyorlar. burada da başka bir sıkıntı çıkıyor karşımıza.. eğer terim'in sözleşmesinde bu madde yoksa, hoca mahkemeye gitmeli değil mi? o nasıl olacak peki? fatih terim galatasaray'ı dava mı edecek? bunun cevabı basit: asla! yönetim cephesinin istediği bu mu? bunun için mi terim'in üzerine gidiyorlar? ya da başka bir soru: gerçekten sözleşmede böyle bir madde var mı?
    aylardın ünal aysal'ın terim için söylediği "asla pişman değilim. yollarımızı daha önce ayırmadığıma pişmanım" sözleri hocanın kulağına gidiyor. terim'in twitter'dan aysal aleyhine yazanlarla toplanıp onlara "başkan ilelibet benim düşlanımdır artık. oradan gidene kadar onunla uğraşacağım" dediği de başkanın kulağına gidiyor. ben artık bana gelen karşılıklı aleyhte haberlerden sıkıldım. her seferinde başka kaynaklar, başka hikayeler, başka tartışmalar. ama biri galatasaray başkanı, biri türkiye futbol direktörü olan büyük insanlar sıkılmadılar. inanması çok güç. artık kendilerine zarar veriyorlar.

    basketbol steril bölge

    galatasaray basketbol şubesi neden başarılı? basit; çünkü iyi yönetiliyor. lutfi arıboğan'a bağlı olarak murat özyer işini yapıyor, ergin ataman erkek takımını, ekrem memnu kadın takımını sorumlulukları çerçevesinde sahaya sürüyorlar. ama en önemlisi hiçbir yönetici işlerine karışmıyor. çünkü basketbol futbola göre daha komplike bir oyun. futbolu herkes biliyor. yorumcusu çok yönetimin içinde. ebru köksal da konuşuyor, ümit özdemir de, mehmet ipekdokuyan da, mehmet cibara da, mete ikiz de, sedat doğan da! ve diğerleri de.. hepsi futbol uzmanı. sorsan topu dürtmüşlükleri yoktur. ama futboldan anlarlar! basketboldan ise anlamayıza yatıyorlar. çünkü reytingi futbol gibe değil.
    partizan maçına sadece yönetici olarak necati demirkol'un gitmesi skandaldır. ekaterinburg'daki finale ise yine necati demirkol ve aka gündüz özdemir'in gitmesi skandaldır. candan erçetin'in başkanın "git" demesine rağmen kadınlarını zaferine bir kadın yönetici olarak gitmemesi de skandaldır. fakat dedim ya; belki böylesi daha iyidir basketbol için. karışanı yok, gideni yok, geleni yok. şube işliyor. neden? çünkü orada sadece bilenler var.
    futbol mu? başkana göre (televizyonda söyledi) ceo lutfi arıboğan gece gündüz orada. o zaman şöyle bir soru geliyor akla: terim'i arıboğan mı gönderdi? mancini'yi o mu getirdi? transferleri o mu yaptı? cevabını fazla aramayın ben yazayım: hayır! arıboğan'ın yönettiği şube, seçtiği isimler ortada.. futbolda ise hepsi başkanın operasyonları. yani anlayacağınız şubeyi başkan ünal aysal yönetiyor. ama onun da karışanı çok. bütün yönetim! ve şubenin durumu ortada. aradaki farkı bilmem anlatabildim mi?

    --- alıntı ---
  • 87
    --- alıntı ---

    uzun bir süredir galatasaray'da camia ile taraftar arasında çok yüksek, aşılması güç, hatta dikenli tellerle çevrili 'duvar' olduğunu yazıyorum. galatasaray genel kurulu'nun, divan kurulu'nun taraftardan farklı bir yapısı olduğu aşikar. artık tahmin ediyorum bunu inkar eden olmaz.. ama her geçen gün kulübün taraftarıyla, tabanıyla arasındaki uçurum büyüyor. duvar yükseliyor, kulüp taraftar için ulaşılması zor bir hale geliyor.

    oysa ki o kulüp; 'galatasaray' taraftar için var. taraftar da galatasaray... bugün yapılan divan kurulu toplantısındaki konuşmalardan sonra artık yazma zorunluluğu hissediyorum. galatasaray spor kulübü üyeleri içerisinde sürekli konuşan ve gündem yaratmaya çalışanlar galatasaraylı değiller. onlar aysalcı, onlar polatçı, onlar terimci, onlar öztürkçü, onlar liseci, onlar alaylı, onlar menfaatçi.. isimlerini ne koyarsanız koyun; onların galatasaray ile bir alakaları yok. kendi gündemleri var. çıkıp plağı sağdan takıyorlar ve konuşmaya başlıyorlar.

    taraftar bu konuşanları medyadan okuyor. okudukça açık açık yazıyorum 'deliriyor.' delirdikçe de kulüple ilişkileri hep mesafeli kalıyor. oysa ki galatasaray'ın tek çıkış yolu taraftarı. artık galatasaray için yollar tıkanıyor. bu tıkanan yolları 'menfaat gözeterek' konuşan, gündem belirleyen üyelerle aşamaz galatasaray.. taraftarıyla aşar ya da çok söylenen ama bir türlü ortada görünmeyen 'sessiz çoğunluğuyla.' konuşanlar öyle bir ortam yaratıyorlar ki konuşmak isteyenler, gerçekten galatasaraylı olanlar korkup siniyorlar. "ya bana da bulaşırlarsa" diyorlar. gerçekten; ya bulaşırlarsa?

    galatasaray vizyonundan bahsediliyor sürekli. bu vizyonu kim çiziyor? biri bana anlatabilir mi? şu anda bu vizyonu ortaya koyabilecek hadi koymayı da geçtim tartışabilecek akil bir grup var mı galatasaray'da? galatasaray'ın 10 sene sonrası, 20 sene sonrası nasıl olacak? bunu söyleyebilecek, bunu planlamış insanlar göremiyorum.. hep şöyle denir galatasaray'da "aşamayacağımız sorun yok!" hadi burdan söylüyorum; çözsenize problemleri. madem çözebiliyorsunuz, neden hala galatasaray "1-2 milyon doların hesabına yapmak zorunda" kalıyor..

    galiba kendini gerçekten galatasaraylı olarak görenler için 'tatavayı' kesip, iş yapma vakti. başkan ünal aysal samimiyetle tarihe geçmek istiyorsa kulübü milyonlara açmalı. bunu 'hadi üyeliği açsınlar' diye algılamayın. bunun üzerinden de ayağa kalkmayın. ama şunu söylüyorum: ünal aysal "2016'de görevi bırakacağım" dedi mi? dedi.. kendini kalın çerçeveyle çizdi mi; çizdi! artık korkacağı ya da çekineceği kimse yok demek ki" o halde galatasaray'ı milyonlarca galatasaraylı'ya yaklaştırmasının zamanı geldi de geçiyor.

    --- alıntı ---

    valla bu yazısında sözlüğün de olayını özetlemiş gibi geldi.
  • 88
    --- alıntı ---

    galatasaray izet hajroviç'i sezon sonu elden çıkartmaya çalışıyordu. hajroviç kaçtı. galatasaray bu işten büyük zarar etti. galatasaray, hajroviç'i yollasa ya az da olsa bir bonservis bedeli elde ederdi ya da geri kalan 4 senenin parasını ödemezdi, ödemeyecekti.

    şimdi durum farklı. hem hajroviç kaçtı, hem de galatasaray'ı bekleyen maliyet 5 ay için korkunç bir rakam.. peki bu işte kimin hatası var? isterseniz bunu açayım size..
    izet hajroviç bizzat galatasaray başkanı ünal aysal'ın yaptığı bir transfer. kendisi isviçre'den bir tanıdığının vasıtasıyla oyuncuyu buldu, beğendi ve transfer etti. galatasaray scout ekibi bu oyuncuyu hiç izlemedi. 23 nisan'da yapılan toplantıda galatasaray scout ekibi başı emre utkucan aysal'a "hajroviç bizim futbolcumuz değil. kim vasıtasıyla bu oyuncuyu aldık başkanım?" diye sordu. ama doğaldır ki cevap alamadı..

    gidişinden kim sorumlu? aslında cevap ya "galatasaray'daki herkes" ya da "kimse sorumlu değil." anlatacağım.. siz karar verin..

    nasıl mı? geçen haftaya kadar 'ödemelerin büyük bölümü yapılmadan' galatasaray futbol takımındaki bütün futbolcular fifa'ya başvurup serbest kalabilirdi. hiçbirinin ödemesi yapılamamıştı. sadece hajroviç bu fırsatı kullandı ve kaçtı. onun içindir ki başkan ünal aysal'ın "bilseydim ben 400 bin euro'yu öderdim. oyuncu kalırdı" demeci bana çok samimi gelmiyor. o zaman sormak lazım sayın başkana "hajroviç kaçtıktan sonra neden diğer oyuncuların paralarını ödemediniz?" diye..

    yani işin özeti şu; futbolcu transfer ederken sadece youtube'a bakmak, arkadaşının 'çok iyi topçu' demesi yetmiyor. o futbolcunun karakterini de, hayat tarzını da, insanlığını da araştırmalısınız. neden aynı fırsata sahip sneijder, melo, burak, selçuk kaçmıyor da hayroviç kaçıyor?

    5. sınıf futbolcuya, senede 300 bin euro brüt kazanan adama 1 milyon 100 bin euro net verirsen, onu araştırmadan 'bakkal' hesabıyla alırsan, o da fırsatını bulduğu zaman kaçar! bu kadar basit.. galatasaray bu transfer hüsranında baştan sona hatalıdır.. düşünürken de, alırken de, kullanırken de, oyuncu kaçarken de!

    --- alıntı ---