• buraya bir çırpıda aklıma gelen güzel filmleri yazmak isterim sanırım bu liste her türü barındıracaktır;

    incendies (çok sağlam bir dram filmi)

    senna (belgesel film tadında)

    the king's speech (konuşma zorlukları çeken bir kralın hikayesi)

    the intouchables (hayata dair sıcacık - favorilerimden)

    we need to talk about kevin (gerilip sinirlenmek istiyorsanız birebir)

    the skin i live in (kurgu senaryo çok başarılı)

    headhunters (aksiyon, gerilim, gizem isteyenler için başarılı bir norveç filmi - king slayer lannister'da burda)

    perfect sense (izlediğim sağlam kurgulu romantik tatlardan)

    the hunt (mahalle baskısı ve önyargılar üzerine çok başarılı bir dram)

    the broken circle breakdown (çok çok sağlam bir dram)

    the body (el cuerpo) (avrupa sinemasının en iyi gizem filmlerinden)

    prisoners (sağlam bir gizem ve gerilim filmi daha)

    the best offer (başarılı bir dram gizem dersem yeterli olacaktır)

    ex machina (bilimkurgu tadında bir gizem dram diyebilirim)

    marvellous (içinde futbol barındıran sımsıcak bir ingiliz filmi - tavsiye ederim)

    i origins (son yıllarda izlediğim en iyi filmlerden biri kesinlikle)

    the theory of everything (sırf eddie redmayne'nin oyunculugu için bile izlenir, stephan hawking'in hayatına dair)

    predestination (çok iyi bir aksiyon,gizem ve dram filmi çok sürükleyici ve ? ile dolu)

    eliza graves (stonehearst aslyum) (belki bu listedeki en kötü film olabilir ama güzel bir gizem gerilim filmi)

    the loft (belçika filmi) (çapkınlık yapan 5-6 beyefendinin durumu eline yüzüne bulaştırması üzerine güzel bir gerilim ve gizem)

    mad max(çok başarılı bir aksiyon tom hardy abimiz her zamanki gibi)

    room (biraz sıcacık biraz soğuk başarılı bir dram)

    scario (del toro abimiz önderliğinde son zamanlarda izlediğim en iyi aksiyonlardan birisi)

    an inspector calls (çok çok başarılı bir cinayet gizem filmi - tavsiye ederim)

    the walk (joseph gordon-levitt reyisin oynadığı çok başarılı bir biyografi)

    arrival ( benim için kurgu olarak son zamanların en başarılı bilimkurgusu)

    hunt for the wilderpeople (sıcacık bir film daha size)

    captain fantastic (bir sıcak film daha)

    lion (gerçek hayattan esinlenmiş harika bir dram biyografi)

    the invisible guest (gizemli ispanyol filmlerinden biri daha çok iyi)

    silence (çok çok iyi bir tarihsel dram, hristiyanlığın uzakdoğu'da yayılma/yayılamama süreci ile ilgili)

    nocturnal animals (çok sevdiğim bir gerilimdir, müzikleri atmosferi vs favorilerimden)

    brimstone (çok çok çok çok iyi bir dram ve gerilim biraz da aksiyon)

    the autopsy of jane doe (son zamanlarda izlediğim en iyi korku gerilimlerden biri sapıtmadan bokunu cıkarmadan)

    the hateful eight (uzun ağır ama çok çok iyi)

    three billboards outside ebbing, missouri (sağlam bir dram)

    wind river (elizabeth olsen var benim için bi izleme nedeni ama onun dışında başarılı bir gizem,dram cinayet filmi)

    wonder (sıcacıklardan en sıcacığı - tavsiye ederim)

    shot caller (jaime lannister'dan çok iyi bir dram gerilim daha)

    darkest hour (sırf gary oldman'ın rolü için bile izlenecek bir churchill biyografisi)

    a quiet place (güzel bir gerilim)

    green book (bu senenin oscar alan filmi ama oscarı bence alttaki almalıydı)

    bohemian rapsody

    bu filmler arasında izleyip sıkılacağınız ya da sürükleyici olmayan bir film olduğunu sanmam. içinde çok ağır dramlar, aşk filmleri var ama hiç biri sıkıcı değiller. hepsine de kefilim.

    iyi seyirler.
  • dün dizisini yaptım bugün filmini yapalım... (bkz: galatasaray sözlük dizi kulübü/#2889762)

    filmlerini kategorize etmeyi sevmiyorum.
    çünkü bunun en büyük nedeni, özellikle hollywood'un dünyanın kurtuluşunu sevgi olarak açıklamasında yatıyor. konu sci-fi ve ya fantastik bile içinde mutlaka destansı bir aşk barındırır.

    hollywood'un yaptığı bu şeyin adı mixed... bir çok şeyi bir karıştırıp bir araya çıkarıp, seyirci kitlesini çoğaltma. misal listede de adını görmeyeceğiniz john wick'in içinde aslında bir aşk hikayesi yatar. kanserden karısını kaybeden bir tetikçinin ondan kalan son şey olan köpeğini öldüren adamların peşini düşmesini anlatır. konunun temeli aşk devamı saf aksiyondur. bu yüzden izleyici kitlesi belirli bir zümredir.

    ama ben size pearl harbor desem siz, japonların saldırısından çok en yakın arkadaşı ölünce, sevgilisine yazan danny adındaki piçi hatırlarsınız. ben onu hatırlıyorum çünkü... adam öldü danny adam öldü... rafe'in evelyn'e ne kadar aşık olduğunu biliyorsun değil mi? yani ford vs ferrari filminde gördüğümüz ve hayat hikayesine sonunda tanıklık edebildiğimiz, ken miles ölünce shelby, ken'in karısı mollie'ye gidip bir alt dudak versene dedi mi? demedi... bu hollywood'daki mallar ibelinli balian'i alıp öldürdü ve sibylla ile destansı bir aşk yaşatmak için ona bir oğul yazdılar. hemde bir piç... inanılmazlar. aşk olmazsa satmaz.. bu kadar basittir. neyse....

    family man : 2000 yılında yapılmış muazzam film. konusu yıllar önce başarılı olmak için sevgilisini terk eden bir adamın, onu terk etmeyip beraber olsalardı şu anda hayatı nasıl olurdu? sorusuna cevap veren, temelinde aşk yatsa da tipik bir
    "look from a different perspective" filmi.

    stardust : yine bir paralel evren filmi. 2007 yapımı ve altında american gods'un yaratıcısı neil gaiman hikayesinden uyarlama. neil gaiman denen manyağın bunun gibi bir kaç hikayesi daha var. sandman'ın yazarı... konusu ise tristan denen gerzeğin, onu sevmeyen, aklı fikri zenginlikte olan bir kıza düşen yıldızı ona getirirse evleneceklerinin sözünü alarak başlıyor. mal tristan işte... tüm film boyunca sevmediğim tek karakter...

    arrival : ted chiang'in 1998'de yayınladığı kısa hikayesinin sinemaya uyarlanması. dil bilimci louise'in uzaylılar ile anlaşmak için yaptığı dil çalışmalarını anlatan diye kısacık bir önerme yazabiliriz hakkında ama tabi altı çok çok dolu... ted abimizin temel felsefesini seviyorum. sci-fi konusunda çok gerçekçi işler çıkarıyor. biraz durağan geçen aksiyon ve gerilimin çok az olduğu bir film.

    anonymous : william sheakspear'ın aslında edward de vere olduğuna dair ortaya atılan komplo teorisinin filme alınma hali diyelim. ancak asıl mevzu, edebiyatı sevenlerin, de vere'e aşık olacağını düşünmem. çünkü de vere, kelimelerin gücünden, onlar sayesinde kralların değiştiğinden bahseder. hatta filmin sonunda yazdığı bir oyun ile halkı galyana getirip saray bastırmışlığı var.

    back to the future : yani dizi kulübünde game of thrones'i yazmadığım gibi bunu da yazmamam lazım ama hala izlemeyenler var. dünyanın en iyi bilim kurgu serilerinden... bazı filmler vardır, öyle bir yazılmıştır ki ondan sonra gelenlere babayı aldırır. back to the future öyle bir filmdir. bundan sonra yazılacak her zaman yolculuğu filminde bir araba koyamazsın, deli bir profesör yazamazsın... film başta eric stoltz ile çekilmişti ama yönetmen robert zemeckis ve yapımcı steven spielberg abimiz eric'in filmin komedi kısmı için doğru isim olmadığını düşününce, micheal j. fox ile tekrar çekmeye karar vermeleri ilginçtir.

    https://www.youtube.com/watch?v=IZ2owR6-lhM

    lord of the rings : bunu da back to the future gibi hala izlemeyenler için yazıyorum. fantastik edebiyatın babası tolkien'in kendi evreni olan muazzam hikayesi. uzatmayacağım... tolkien ile tanışmış film ekibindeki tek kişi christopher lee'dir. filmde saruman'a hayat vermiştir. tolkien onunla tanıştığında aralarında geçen sohbet sırasında, eğer bir gün film olursa hikayem gandalf'ı senin oynamanı isterim demiştir... ian mckellen canlandırmıştır gandalf'a...

    burnt : etkileyici bir aşçılık filmi. adam jones adındaki 2 yıldızlı michiel'en aşçısının 3. yıldızı alma yolculuğunu anlatıyor. karakterlerin işlenişi ve oyunculuklar 7 puanlık. güzel film. zaman geçirmek için ideal.

    coherence: tek mekan filmlerini seviyor ve buna da paralel evren eklenirse tadından yenmez diyorsanız mutlaka izlemeniz gereken film. konusu adında saklı film. eş fazlı olma anlamına geliyor yani aslında senden bir kaç tane var demek... izleyin mutlaka...

    contact : yapılmış en iyi uzaylı filmlerinden... jodie foster'ın çılgın attığı, matthew mcconaug'ın ise o günlerde sadece yakışıklı bir yüzden ibaret olduğu çok çok iyi bir film. uzaylıların temasını ve bu teması bulan jodie foster ve ekibinin yaşadıklarını anlatıyor. bir robert zemeckis filmi..

    defending your life : diğer taraf filmi... muazzam bir diğer taraf filmi. meryl streep, julia karakteri ile ışıl ışıl parlıyor. albert brooks ise daniel karakteri ile her zamanki gibi komik.

    the invention of lying : ricky gervais'in yazdığı ve oynadığı, dünyada kimsenin yalan söyleyemediği bir ortamda bir adamın yalan söylemeyi bulması ve bunu kullanarak neredeyse peygamber ilan edilmesine varan süreci işliyor. ricky koyu bir ateist olarak burada da derinden derinden dini sorgulamış.. güzel film.

    the rewrite : bir zamanlar çok iyi bir film yazmış ve oscar almış bir yazarın, düşüşe geçen kariyeri sonrası, ücra bir üniversitede öğretmenlik yapmasıyla başlayan olayları anlatıyor. güzel, bir o kadar tatlı. hugh grant ve marisa tomei'yi barındırıyor içinde... daha ne olsun..

    lake house / frequency : aynı temele dayanan iki farklı film. birinde babasının ölümü ile kendini hiç bir zaman toparlayamamış bir genç adamın babasın telsizi ile onunla geçmişte konuşabilmesine dayanırken, lake house'da farklı zamanlarda yaşayan iki insanın aynı göl evindeki posta kutusu ile haberleşmesine dayanıyor... ikisinde de geçmişteki olayları değiştiriyorlar ve görüyoruz ki dünya kendi kendini yok etmiyor...

    groundhog day : phil connors adındaki bir hava durumu sunucusunun 2 şubatta groundhog day için gittiği punxstawney adındaki kasabada kısılıp kalmasını ve aynı günü tekrar tekrar yaşamasına dayanır filmin konusu. bill murry ve çocukluk aşkım andie macdowell ile şahane bir fantastik romantik komedi.

    about time : nothing hill, four weddings and a funeral (sonra dizisini de yaptılar) yesterday, love acullty gibi romantik komedilerin yaratıcısı richard curtis'in yazdığı çok çok iyi filmlerden. ailenin erkeklerinin 21 yaşından sonra zamanda yolculuk yaptığını öğrenen tim adındaki tipsiz bir gencin aşkı arama yolculuğu diyelim. bu filmde rachel mcadams'ın varlığını da es geçmeyelim. richard curtis, sürekli amerikali bir kıza aşık olan ingiliz genci üzerine yazar senaryosunu. burada da saat şaşmamış... ayırca vanessa kirby, ve margot robbie gibi şu anda ününe ün katmış sarışınları da bünyesinde barındırır film.

    jurrasic park: çılgınlar gibi sevdiğim seri. orijinal seri ile sonraki üçleme arasında tercih yapmak istemiyorum star wars gibi oldu. steven spielberg ile başladı seri. muazzam bir hikayeydi. westworld'u yazan manyak beyin michael crichton (2008'de aramızdan ayrıldı) yazdığı bir işti. kitaptan uyarladılar ama senaryo yine michael crichton'ın elinden çıkınca kitabı aratmadı.

    logan : x-men'leri pek sevmem ben daha çok neil gaiman'ın yazdıklarını seviyorum ama x-men'de sevdiğim bir şey var elbet.. o da logan. wolverine adıyla biliyoruz onu ve adam devasa acılar çekti. yani bence dünya üzerindeki tüm mutantlardan daha fazla acı yüklediler adama... sonunda solo filmi bizi pek bir sevindirdi... ilk solo filmi efektler tamamlanmadan sızdırıldığı için bombok geçmişti ama bu çok iyi korundu. iyi de oldu bence...

    nothing hill : kendisinden sonra gelecek ünlü kadın, ünsüz erkek hikayelerinin tamamını 1999 yılında bitirmiş film. bundan sonra ne yaparsanız yapın insanlar hep sizi nothing hill ile kıyaslayacak. çünkü, yapılabilecek en iyi şey yapmış bir film olarak karşımızda nothing hill. anna scott adındaki amerikalı tanrıça kıvamındaki hollywood yıldızının londra'da seyahat kitapları satan bir dükkanda tanıştığı william thacker ile yaşadığı aşkı konu eder. ilginç bir not, film boyunca anna scott hiç bir şekilde william thacker'ın ismini kullanmaz. ona ne aşkım, ne hayatım, ne de william der.

    begin again : john carney'in ilk ciddi projesi diyebiliriz. once ile tanıdık onu. once dublin'li sokak müzisyeninin ilk solo albümünü çıkartmasına dayanan bir film. filmin samimiyeti çok üst düzeydi bu yüzden çok sevildi. begin again ise tanınmış tüm insanları bir araya topladığı çok sağlam bir film. keira knightley, james corden, mark ruffalo ve adam levine gibi insanları bir araya getirdi.

    nolan filmleri : neredeyse tamamı izlenmeli ve değerlendirilmeli.

    tarantino filmleri : once upon a time in hollywood hariç her filmini çok sevdiğim muazzam bir yazar. mutlaka izlenmeli.

    immortal beloved : , avusturyalı sanatçının ölümünden sonra bulunan bir mektubun üzerine kuruluyor. mektubun gönderildiği kişinin kimliği gizlidir ve bestecinin hayatında çok önemli bir yeri olduğu düşünülmektedir. bu kişinin kimliğini bulmak üzere araştırmalara başlayan anton felix schindler ile birlikte izleyiciler de ünlü bestecinin hayatını öğreniyoruz. ünlü besteci kim? ludwig von beethoven...

    la finestra di fronte : karşı pencere adıyla türkiye de vizyona giren ferzan özpetek filmi. filmin son sahnesi en iyi 50 kapanış sahnesinden biri seçilmiştir. kocası ile sorunları olan bir kadının evinin karşı penceresindeki bir adam ile yaşadığı, yaşamaya çalıştığı gizli bir aşkın öyküsünü anlatır.

    die fälscher: kalpazanlar diye çevrildi bizde. alman nazi partisinin 1936’da gerçekleştirdiği en büyük kalpazanlık operasyonunu anlatan ve gerçek bir olaydan esinlenilerek çekilen bu film, 2. dünya savaşı sırasında geçiyor. filmde bir yahudi olan salomon 'sally' sorowitsch'in hikayesini anlatır aslında.

    zwartboek: nazi almanyasından bahsetmişken kara kitaptan bahsetmemek olmaz. rachel steinn, bir yahudi şarkıcıdır ve nazi partisi öncesi saygın biridir. ama yahudi olduğu için zulümden kaçmaya çalışır ve hollanda'ya kaçmak için bota biner. ancak bot almanlar tarafından durdurulur ve herkes öldürülür. rachel ise şans eseri hayatta kalıp, direnişe katılır. bir insanın hayatının nereden nereye gelebileceğini gösteren muazzam bir filmdir.

    saint : val kilmer'ın aksiyon yıldızı olabileceğini gösteren film. çok büyük bütçe ile çekilen ama nedense devamı gelmeyen bir film olarak tarihin tozlu sayfalarına girdi. aslında ethan hunt'ın imf (imposible : mission force) görevimiz tehlike film serisi gibi seri yapılabilirdi. simon templar'ın aurası bu işe son derece uygundu. mükemmel bir film değildi ama 1997 şartlarına göre güzel film.

    total recall : bir arnold'lu bir de colin farell'i iki versiyonu var. ikisi de izlenebilir ama benim tercihim orijinali. philip k. dick (ruhu şad olsun) abimizin yazdığı hikayeden uyarlama. pkd genellikle gerçek nedir? diye sorguladığı için lsd alıp 5 gün yazan 2 gün uyuyan manyak bir adam. bıçak sırtı, kader ajanları, azınlık raporu hep bu çılgın abimizin hikayesidir.

    matrix, forrest gump filan yazmıyorum. imdb top 250 listesini veriyorum aşağıda.

    https://www.imdb.com/chart/top/?ref_=nv_mv_250

    iyi seyirler.
  • (bkz: no)

    filmin ismi "no!" yani hayır! yönetmen koltuğunda pablo larrain oturuyor. filmin başrolünde ise "rene saavedra" karakteriyle gael garcia bernal var.

    filmin konusu ise kısaca şöyle. 1988'de gerçekleştirilen şili referandumunu konu alan filmin başrolünde parlak fikirli, genç bir reklamcı var. filmde diktatör augusto pinochet ülkeyi baskılar altında referandum oylamasına götürüyor. muhalefet ise diktatör pinochet'i alt etmek için, rene saavedra'nın yönettiği, "hayır" odaklı ciddi bir reklam kampanyası başlatıyor. ve böylece olaylar gelişiyor...

    hayırlı seyirler!..

    https://www.socialistpartyaustralia.org/.../2013/08/NO-film.jpg
  • 2014 senesinde, bir internet sitesine konması üzerine hazırladığım, her biri apayrı tatlar vadeden 15 filmlik bir liste.
    sizlerle de paylaşayım...

    --- alıntı ---

    “bugüne kadar ben bunları nasıl izlememişim?” diyeceğiniz 15 harika film:

    15) waltz with bashir
    senarist, yönetmenlik ve başrolünü ari folman’ın üstlendiği, alışılagelmişin dışındaki bu belgesel animasyon filmi; savaş sonrası ileri yaş bunalımı ve hafıza kaybı yaşayan eski bir israil askerinin, hafızasındaki boşlukları doldurma çabasını anlatan, antimilitarist bir görsel şov.
    http://www.imdb.com/title/tt1185616/

    14) the sunset limited
    siyah ve beyaz’ın, inanç ve inançsızlık temeline dayanan sonsuz sohbetine tanık olacağınız ve tek mekanda geçen the sunset limited’ın kuvvetli senaryosu corman mccarty, yönetmenliği ise başrol oyuncularından tommy lee johns’a ait.
    http://www.imdb.com/title/tt1510938/?ref_=nv_sr_1

    13) big nothing
    kendinizi başından sonuna bir aksiyon içersinde bulacağınız, friends dizisinin ross’u david schwimmer ve yıldız ingiliz aktör simon pegg’in başrollerini paylaştığı bu kara komediyi soluksuz izleyeceksiniz.
    http://www.imdb.com/title/tt0488085/?ref_=nv_sr_1

    12) paha maa
    2005 finlandiya yapımı bu filmin yönetmeni aku louhimies izleyiciyi; zincirleme olaylara sebebiyet veren basit bir davranışın, insanların hayatlarına olumsuz etkilerini gözler önüne sererekten sürüklüyor, alt metninde de sistemi yermekten kaçınmıyor.
    http://www.imdb.com/...318/?ref_=fn_al_tt_1

    11) the good heart
    hayatta kalmak için savaş veren, yaşlı ve aksi bar sahibi ile yolları hastanede kesişen, ölümü isteyen, evsiz bir genç. paris doğumlu izlanda’lı yönetmen dagur kari’nin, izlanda soğuklarını new york’a taşıdığı the good heart; izleyiciyi hem gülümsetip hem hüzünlendiren sıcacık bir film.
    http://www.imdb.com/title/tt0808285/?ref_=nv_sr_1

    10) 11:14
    greg marcks, yazıp yönettiği bu kara komediyle, birbirinden bağımsız beş farklı hikayeyi birbirine bağlarken; “heyecanla filmin başından sonuna sürükleneyim aynı zamanda da keyifli vakit geçireyim.” diyen izleyiciye “buyursunlar...” diyor.
    http://www.imdb.com/title/tt0331811/?ref_=nv_sr_2

    9) interstate 60
    robert zemeckis ile beraber back to the future efsanesinin yaratıcılarından olan bob gale’in yazıp yönettiği şahane bir film.
    http://www.imdb.com/title/tt0165832/?ref_=nv_sr_1

    8) 13 tzameti
    gürcü yazar ve yönetmen gela babluani filmin başrolünde kardeşi george babluani’ye yer veriyor. dakikalar ilerledikçe izleyiciyi adeta koltuğuna çivileyen, enfes bir suç ve gerilim filmi 13 tzameti.
    http://www.imdb.com/title/tt0475169/?ref_=nv_sr_1

    7) stuart: a life backwards
    madde bağımlısı, alkolik, evsiz ve psikopat stuart shorter’ın hayatını geçmişe doğru kaleme almış alexander masters. tom hardy’nin muhteşem oyunculuğuna sherlock dizisinin yıldızı benedict cumberbatch eşlik ediyor.
    http://www.imdb.com/title/tt0853153/?ref_=nv_sr_1

    6) the darjeeling limited
    babalarının ölümünün ardından, owen wilson, adrien brody ve jason schwartzman’ın canlandırdığı, birbirlerinden çok farklı üç kardeşin hindistan’a doğru gerçekleştirdikleri ruhani yolcululuğun hikayesi anlatılmakta filmde. başarılı yönetmen wes anderson yine tarzını konuşturmuş ve filmin hemen her sahnesine kendi kokusunu işlemiş.
    http://www.imdb.com/title/tt0838221/?ref_=nv_sr_1

    5) down by law
    izleyicinin yüzüne aptalca bir gülümseme yerleştiren enfes bir jim jarmusch kara komedisi. filmin başrollerini tom waits, john lurie ve roberto benigni paylaşıyor.
    http://www.imdb.com/...967/?ref_=fn_al_tt_1

    4) confessions of a dangerous mind
    senaryosu charlie kaufman’a ait filmin yönetmen koltuğunda, ilk yönetmenlik deneyimi olan george clooney bulunuyor. çoğu tv şovunun yaratıcısı olan chuck barris’in hayatını işleyen filmde, sam rockwell’in müthiş oyunculuğuna drew barrymore, julia roberts ve george clooney’de eşlik etmekte.
    http://www.imdb.com/title/tt0270288/?ref_=nv_sr_3

    3) the world’s end
    edgar wright, simon pegg ve nick frost imzalı, shaun of the dead ve hot fuzz’dan sonra gelen, the blood and ice cream üçlemesinin son filmi. yerinde metaforlarla beraber sistem eleştirilerine fazlasıyla yer veren çok sıkı bir ingiliz komedisi.
    http://www.imdb.com/title/tt1213663/?ref_=nv_sr_1

    2) la haine
    fransız senarist, yönetmen ve oyuncu mathieu kassovitz’in 27 yaşında çektiği la haine; paris’in kenar mahallelerinde yaşayan, fakir gençlerin hikayesini çarpıcı bir şekilde anlatmakta. başarılı aktör vincent cassel’e hubert kounde ve said taghmaoui eşlik ediyor.

    http://www.imdb.com/title/tt0113247/?ref_=nv_sr_1

    1) a guide to recognizing your saints
    80’lerden günümüze taşınan, hikayesini, senaryosunu ve kitabını dito montiel’in yazdığı ve aynı zamanda ilk yönetmenlik deneyimini yaşadığı amerikan bağımsız filmi. robert downey jr. , rosario dawson, shaia labeouf ve channing tatum’un başrollerini paylaştığı film astoria new york’da geçmekte.
    http://www.imdb.com/title/tt0473488/?ref_=nv_sr_1

    --- alıntı ---
  • daha önce yazmıştım, 38. istanbul film festivali'ni ne kadar beklediğimi. dört senedir istanbuldayım bu dört senede de hep iple çekerim, kaçırmamaya çalışırım. bir de öğrenci biletleri gündüz seanslarında 2 lira olduğu için güzel bir program yapıp 19 filme bilet almıştım. dün itibariyle aşırı yorucu olan maratonun sonuna geldim. bir fikir oluşturması amacıyla bir iki yorum yapmak isterim filmler hakkında.

    shadow: arkadaşım bu filme bayıldığı için ilk filmimi heyecanla bekliyordum fakat oraya gidince seansın iptal olduğunu onun yerine başka bir film gösterileceğini öğrendim. açıkçası biraz üzdü. ama arkadaşımın dediğine göre esaslı bir filmmiş.

    eşanlamlılar: işte iptal olan shadow seansının yerine gösterilen film. açıkçası hiçbir fikrim yoktu film hakkında. fransa'ya yerleştikten sonra israil kimliğinden kurtulmaya çalışan ve dilini konuşmayı reddeden bir adamın hikayesi. açıkçası para verip gitmiş olsaydım beğenmeyebilirdim ama böyle beklentiyi düşük tutarak izlediğim için fena bulmadım. başrol oyuncusu hoşuma gitti, güzel oynamış. 6/10

    2001: uzay macerası: bu film de aynı günün sürprizi oldu. shadow filmi için iade sırasında beklerken bir adam 10 dk sonra başlayan film için fazla bileti olduğunu ve gelip gelemeyeceğimi sordu. ben de hazır bu filmi merak ediyorken kabul ettim. kubrick'i sinemada izlemek büyük bir ayrıcalık. fakat sonu gelmek bilmeyen sahneler biraz üzdü beni. o da ara verilmiyor olmasından kaynaklı bir şey. genel hatlarıyla beğendim. filmin sonlarına doğru on dakikalık bir sahne beni benden aldı. kitabını da okuyacağım sonrasında. 7/10

    okul çıkışı: işte kaçırdığım ilk film bu oldu. salona geç kalan seyircilerin alınmamasından dolayı maalesef bu filmim yalan oldu. izlemek isterdim.

    oyunbozan: bu festivale -bence- damgasını vuran filmlerden biriydi. oyunculuklar, konu seçimi, işleyişi, kurgusu vs. her şey inanılmaz güzeldi. sistemi sorgulatan güzel bir düşünce filmi de diyebilirim. rahatsız edici sahneleri vardı ama çocuk oyuncu muazzam oynamış. 8.5/10

    bakın nasıl kıvırıyoruz: festivalin antidepresan kısmından seçtiğim tek filmdi galiba. epey komik olduğunu düşünmüştüm fakat fransızlarla espri anlayışımız uyuşmuyor galiba. birkaç iyi sahne vardı ama genel olarak 'ee yani?' dediğim bir film oldu maalesef. 5/10

    bay jones: stalin dönemindeki kıtlığı anlatan ve hayvan çiftliğine esin kaynağı olan gazetecinin ekseninde geçen bir film. ilk izlediğimde beni o kadar etkilememişti ama gün geçtikçe etkisi artıyor. güzel bir dönem filmi olmuş aslında. kostümler, diyaloglar vs. her şey yerli yerindeydi. 7/10

    lanetli kumaş: herkesin sıkılıp salondan çıktığı benim ise saçma bir şekilde beğendiğim bir film oldu. absürt şeylerin özellikle sinemaya yansımasını çok severim. giyeni lanetleyen bir elbiseyi konu alan bu film beni hem güldürdü hem ürküttü. city's sinemalarının ses sistemlerine bir teşekkürü borç bilirim. fısıltı sahnelerinde sanki birisi arkamdan boynuma doğru yaklaşıp fısıldıyor gibi hissettirdi, tüylerim ürpermişti. 7/10

    canım: iran'ın dağlık bir köyünde yaşayan 80'li yaşlarda bir kadını konu edinen bir belgesel bu. kısacıktı zaten. yaşamının sonlarına gelmiş, evlatlarından bir hayır görememiş bir kadının üzücü bir hikayesi aslında. izlerken babaannemi gördüm sanki. güzel bir belgeseldi en nihayetinde. 6.5/10

    karakol: vizemle çakıştığım için maalesef gidemedim. arkadaşıma göre ortalama bir filmmiş.

    sıçan avcısı: vizemle çakıştığı için buna da gidemedim. arkadaşım ise epey beğenmiş.

    mahvol, mahluk, mahvol: geldik en eğlenci kısma. * hayatımda ilk defa bir filmden o denli bunaldım ki uyuyakalmışım. yetişmem gereken bir şey yoksa her etkinliğin sonuna kadar kalan beni bile uyutmayı başarmışsa tebrik ediyorum bu filmi. konu desen anlamsız, karakterler desen ne yaptığı belirsiz. inanın hiçbir şey anlamadım. uzuun süre içinde izlediğim en kötü filmdi. 2/10

    yem: bir önceki filmin hayal kırıklığından sonra bu ilaç gibi geldi. aslında çok durağan çok basit bir film fakat eski kamera ile çekilmesinden dolayı bu filmin 2019 yapımı olduğuna bir türlü inandıramadım kendimi. o yüzden başarılıydı. 6/10

    görülmüştür: festivalde izlediğim ilk türk filmi oldu ve bayıldım! aslında türk sinemasını çoğumuz kötülüyoruz fakat haberimiz bile olmadan çok güzel filmler çekiliyor. ama hiçbiri vizyona girme şansı bulamıyor. mesela geçen sene aynı festivalde izlediğim bekçi filmi. muazzamdı. ama kimse duymamıştır bile. türk sinemasına destek olmamız gerek ki böyle güzel filmler çekilsin. 7.5/10

    meleklerin koruyucusu: ölmek üzere olan çocuklara koruyucu ailelik yapan bir adamın gerçek hikayesi, bir belgesel. ağlamamak mümkün değil zaten. çok mütevazı bir film idi. bize çok şey vadetmemiş ama istediğimizi de tam olarak vermiş. 6.5/10

    oray: tam da zamanında hasta oldum ve bu çok beklediğim filme gidemedim. arkadaşım pek beğenmemiş.

    otomatik portakal: zaten izlemiş olduğum bir filmdi fakat sinemada izlemek ayrıdır. hastalığım yüzünden bu da yalan oldu.

    kaygan zemin: bitmek bilmeyen hastalık yapmışlar. bu filmi de izlemeyi çok istiyordum.

    angelo: beklentim biraz yüksek olduğu için maalesef onu karşılayamayan bir film oldu. hakkını vermem gerekirse müzikler kostümler oyuncular çok iyiydi. ama hikaye kısmında maalesef bir zayıflık hissediliyordu. pek çok soru işareti kaldı kafamda. 5.5/10

    cinnet: en sonunda bu kubrick filmini izleyebildim! yıllarca uzunluğu konusunda yakındığım için açıp izleyemiyordum fakat hata yapmışım. kitabını da okumuş olduğum için daha da sevdim. başka bir şey söylemeye gerek yok galiba. 8/10

    edmond: ve festivalin açılış filmi benim de kapanış filmim oldu. fakat son dakika golü atarak inanılmaz beğendiğim bir film buldum! cyrano de bergerac senelerdir bana övülen fakat açıp okumaya üşendiğim bir tiyatro oyunuydu. onun sahnelenme süreci o kadar güzel anlatılmış ki hem kahkahalarla güldüm hem de çok hüzünlendim. acilen kitabını okumam gerek zira filme bayıldım. 9/10

    bir festival de iyisiyle kötüsüyle sona erdi. geçmiş festivallere göre biraz sönük kaldı, belki de benim yanlış film seçimlerim yüzünden. rağbet gören filmleri haklı bir şekilde hep 21.30 seanslarına koymuşlar fakat bu kadar film aldığım bir festivalde bir tane filme 20 lira verecek olmak ekonomi sarsıyor. eskiden onlara en azından bir tane gündüz seansı da eklerlerdı ama bu sene yapmamışlar. belki de çok fazla seveceğim filmler olacaktı. her neyse. sönük olmasının bir diğer nedeni ise maalesef bu sene ana sponsor bulunamamış olması. sanata daha çok önem verilen nice güzel festivallar diliyorum, umarım seneye daha güzel filmler izleriz.
  • bu hafta bolca film izledim. sizlere de bunlar hakkında üç beş kelam etmek isterim.

    ama önce nasıl daha kolay ve yüksek kaliteli film izlenir, kendi çapımda anlatayım.

    ben torrent'çiyim. yıllardır film, oyun, belgesel, program demeden cayır cayır kullanırım. halen kullanmayan varsa da şiddetle tavsiye ederim: http://www.utorrent.com/intl/tr/
    torrent'i kurduktan sonra sıra membayı bulmaya geliyor. onlar da,

    eski tadı olmasa da ilk göz ağrımız pirate bay: https://thepiratebay.mn/
    şu an daha revaçta olan kickass: https://kat.cr/
    bol seeder barındıran extratorrent: http://extratorrent.cc/
    çeşitlilik açısından faideli olabilecek torrenthound: http://www.torrenthound.com

    tabii bu mecralarda fink atabilmek için dns ayarlarınızı değiştirmeniz gerektiğini söylememe gerek yok sanırım.

    peki hangi release grubu iyidir? ben ezelden beridir yify tercih ederim. fakat adamlar taslarını taraklarını toplayıp yukarıda saydığım sitelerden çekilmişlerdi. meğer kendilerine has bir site açmışlar ki şu an çok bombastik çalışıyorlar, üstüne üstlük yıllardır ayar olduğum ses sıkıntısını da halletmişler: https://yts.ag/
    bunun dışında şunu da kullanabilirsiniz: http://rlsbb.com/
    altyazı için: http://www.turkcealtyazi.org/
    aslında şu daha iyi ama üyelik ister: http://www.opensubtitles.org/...aptcha2/redirect-%7C

    gelelim izlediğim filmlere.

    everest: http://www.imdb.com/title/tt2719848/

    adından da anlaşılacağı üzere bir grup dağcının everest'e tırmanış hikayesi anlatılıyor. bu arada based on a true story. başrolde de her filmden pıtrak gibi çıkan jason clarke efendi var. josh brolin de filmdeki diğer baba oyuncu. jake gyllenhaal de var ama silik bir rolde. filme gelirsek bence 7,2 notu hak etmiyor. zaten 6,9-6,8 bandına düşecektir zamanla. bir diğer tırmanış filmi vertical limit bence daha heyecan vericiydi. hem de ta 2000 senesinde. şimdi gelişmiş sci-fi teknikleriyle ve green screen teknolojisiyle istediğin her şeyi çekebiliyorsun. gerçi ben pek hoşlanmıyorum bundan. çünkü işin artık boku çıkmaya başladı. misal transformers serisi. zamanında kuzenin de zorlamasıyla birincisini izlemiştim. sonrasında bırak diğerlerini izlemeyi fragmanlarına bile bakmadım. çünkü bence sinemayla alakası yok o yapılan şeyin. geçenlerde tv'de vardı bir tanesi. az biraz baktım; inanılmaz bir renk ve ses kakafonisinden başka bir şey değil. pacific rim var mesela. 100 metrelik robotlarla okyanustan çıkan yaratıklar dövüşüyor film boyunca. tek kelimeyle iğrenç benim için. yemin ediyorum sıkıntıdan sonuna bile bakmadım filmin. ne konu ne felsefe var filmde. tabii bunlar benim görüşlerim. mesela çoğu kişinin izlerken acı çektiği there will be blood benim için dünyanın en güzel filmlerindendir. oyunculuk, yönetmenlik, senaryo... tam bir şaheser. diyeceğim o ki şu son çıkan bilim kurgular beni açmıyor. matrix gibi bir felsefesi olur amenna ama transformers, godzilla, pacific rim... ı-ıhh ben almayayım. bana göre the third man, taxi driver, yedinci günah sinemadır. transformers da bir şey ama bence sinema değil, sadece film. aksi takdirde michael bay denen dallamaya da kurosowa'ya da yönetmen diyeceğiz şimdi öyle mi? geçenlerde tuğçe kazaz kitap çıkardı; şimdi o da yazar yeraltından notlar'ı yazan dostoyevski de yazar he mi? yok arkadaş, bunun bir kıstası olmalı. serpico'yla avengers aynı aileye mensup şeyler olmamalı. neyse, tekrar everest'e dönersek izlenebilecek bir film olduğunu söyleyebilirim.

    heist: http://www.imdb.com/...924/?ref_=fn_al_tt_1

    robert de niro iki saat boyunca alaturka tuvalette taharetlense sıkılmadan izlerim. o kadar çok sever, sayarım; hemen her filmini bir kez, bazı filmlerini üçer kez izlemişimdir. fakat on beş senedir o kadar kofti filmlerde oynuyor ki öehh yani. maalesef bu da onlardan birisi. zat-ı şahaneleri yine, yeni, yeniden mafya babası rolünde. bunun iki çalışanı kumarhanesinden üç milyon dolar'ını marizliyor. sonra bir belediye otobüsü kaçırıyorlar. akabinde de iş speed'e bağlıyor. ben açıkçası beğenmedim de gene olsa gene izlerim de niro için. fakat siz benim gibi adamın müptelası değilseniz ve boş vaktiniz pek olmuyorsa izlemeseniz de olur.

    sicario: http://www.imdb.com/title/tt3397884/?ref_=nv_sr_1

    cartel filmlerini ezelden beri severim: clear and present danger, savages, miami vice, traffic, the counselor... bunu da sevdim. beklediğim kadar iyi değildi ama kötü de değildi. josh brolin, emily blunt, benicio del toro var. del toro her zamanki gibi (the savage, the traffic) meksikalı cool ve iş bilen adam rolünde. o olmasa javier bardem olurdu zaten. cia ve fbi'ın juares carteliyle olan mücadelesi anlatılmış. emily blunt idealist amerikalı rolünde. olmasa da olurmuş açıkçası. filmin ikincisi de çekilecekmiş. bu arada yönetmen denis villeneuve. incendies'in yönetmeni. sen kalk öyle bir başyapıt çek, sonra gel del toro'nun hala meksikalı usta tetikçi olabildiği klişelikte holivud filmlerine yem ol. insan gerçekten hayret ediyor.

    the life of david gale: http://www.imdb.com/title/tt0289992/?ref_=nv_sr_2

    bu film eskilerden ama izlemek yeni nasip oldu. harbiden on numara bir film. şimdilerde çekilmiyor böylesi. kevin spacey ve kate winslet başrolde. kevin spacey herhalde yaşayan en usta iki üç aktörden birisidir. kötü filmi de pek yoktur. fakat bu en iyilerinden. usual suspects'in yanına konuşlandırdım misal ben bunu. en radikal idam karşıtlarından birisi olan felsefe profesörü david gale'in tecavüz ve cinayetten idama mahkum edilmesini anlatıyor. sonundaki twist tahmin edilebilir olsa da bir an sıkılmadım. bu arada kate winslet ne güzel kadınmış gençken. ay parçası gibi zilli.

    beasts of no nation: http://www.imdb.com/title/tt1365050/?ref_=nv_sr_1

    bu yıl izlediğim en güzel, en vurucu filmdi. afrika filmlerine hep toleranslı yaklaşırım: kanlı elmas, hotel rwanda, iskoçya'nın son kralı, machine gun preacher, constant gardener, özgürlüğün rengi... lakin bu en güzeliydi benim için. ta braveheart'tan beri ıslanmayan göz pınarlarımı nemlendirdi. o kadar çok acı var ki filmde... insanlar nasıl kaldırıyor bu kadarını, biz ne kadar boş şeylere üzülüyoruz pişman olmamak elde değil. hakkında söyleyecek daha çok şey var ama kesilikle izleyin! idris elba ne mükemmel bir oyuncudur, tekrar tekrar şahit olun. agu ve striker'ı oynayan o iki muhteşem çocuğun oyunculuklarını izleyin. çekene de oynayana da aşk olsun.
  • - 90. oscar ödül töreni -

    *

    ilk ödül en iyi yardımcı erkek oyuncu kategorisinde verildi. three billboards outside ebbing missouri filmindeki enfes oyunculuğuyla sam rockwell ödülün sahibi oldu.
    http://www.imdb.com/title/tt5027774/?ref_=nv_sr_1

    sam rockwell demişken confessions of a dangerous mind'ı şiddetle tavsiye ederim. chuck barris'in kitabından, senaryosunun charlie kaufman'a ait olduğu ve george clooney'nin ilk yönetmenliğini üstlendiği filmde rockwell, drew barrymore ile birlikte harikalar yaratmış.
    http://www.imdb.com/title/tt0270288/?ref_=nv_sr_1

    en iyi saç - makyaj kategorisinin kazananı; gary oldman'ın winston churchill'i canlandırdığı darkest hour filmindeki işleriyle birlikte kazuhiro tsuji, david malinowski ve lucy sibbick oldu.
    http://www.imdb.com/title/tt4555426/?ref_=nv_sr_1

    en iyi kostüm tasarımı kategorisinin oscar'ı; phantom thread filmiyle birlikte mark bridges'a gitti.
    http://www.imdb.com/title/tt5776858/?ref_=nv_sr_1

    en iyi belgesel kategorisinin kazananı icarus oldu. doping ile alakalı çok başarılı bir belgesel. filmin yönetmeni olan bryan fogel da amatör bir bisikletçi bu arada. (bkz: icarus/@andrei taganov)
    http://www.imdb.com/...060/?ref_=fn_al_tt_1

    en iyi ses kurgusu ödülünün sahibi; christopher nolan'ın yönetmenliğini yaptığı dunkirk ile birlikte richard king ve alex gibson oldu.
    http://www.imdb.com/title/tt5013056/?ref_=nv_sr_1

    en iyi ses miksajı oscar'ı; yine dunkirk ile birlikte gregg landaker, gary a. rizzo ve mark weingarten'a gitti.

    en iyi prodüksiyon tasarımı kategorisinin kazananı; guillermo del toro'nun the shape of water filmi ile birlikte yarattığı enfes atmosfere katkılarıyla paul denham austerberry shane vieau ve jeffrey a. melvin oldu. filmle ilgili şahsi fikrim; senaryosunun "tam manasıyla" beklentimi karşılayamaması haricinde kalan her departmanıyla mükemmel. çok iyi bir hikaye, enfes mekanlar, mükemmel renkler, nefis bir yönetim, oyunculuklar, ışık, sanat, atmosfer, müzikler, efektler vs.
    http://www.imdb.com/title/tt5580390/?ref_=nv_sr_1

    yabancı dilde en iyi film ödülünü; şili yapımı, senaristliğini ve yönetmenliğini sebastián lelio'nun üstlendiği a fantastic women - una mujer fantástica aldı.
    http://www.imdb.com/title/tt5639354/?ref_=nv_sr_2

    en iyi yardımcı kadın oyuncu oscar'ı; i, tonya filmindeki oyunculuğuyla allison janey'e gitti. 58 yaşındaki aktris ilk oscar adaylığında ilk oscar'ını aldı.
    http://www.imdb.com/...036/?ref_=fn_al_tt_1

    en iyi kısa animasyon oscar'ı the black mamba'ya gidiyor! dear basketball ile glen keane ve kobe bryant oscar'ı aldı.
    http://www.imdb.com/...476/?ref_=fn_al_tt_1

    en iyi animasyon filmi ödülü coco'nun oldu.
    http://www.imdb.com/title/tt2380307/?ref_=nv_sr_1

    en iyi görsel efekt kategorisinin kazananı; blade runner 2049 ile john nelson, gerd nefzer, paul lambert ve richard r. hoover oldu.
    http://www.imdb.com/title/tt1856101/?ref_=nv_sr_1

    en iyi kurgu ödülünü dunkirk ile lee smith kazandı.

    hahahaha çok iyi! oscar'ın bu seneki * sunucusu jimmy kimmel yanına ansel elgort, guillermo del toro, gal gadot, armie hammer, margot robie ve sevgili luke skywalker mark hamill'ı alarak (alarak derken gönüllü olarak ayaklandı hepsi...) alandan ayrılıp yandaki film seyredilmekte olan sinema salonuna dalarak, seyircilere teşekkür babında insaların arasına karışıp atıştırmalık yiyecekler dağıttılar. insanlar onca süperstar'ı görünce mutluluktan kafayı yedi. süper hareket!

    en iyi kısa belgesel ödülü; heaven is a traffic jam on the 405 filmi ile frank stiefel'e gitti.
    http://www.imdb.com/...260/?ref_=fn_al_tt_1

    en iyi kısa film oscar'ını; the silent child filmi ile chris overton ve rachel shenton'a aldı.
    http://www.imdb.com/...970/?ref_=fn_al_tt_1

    en iyi uyarlama senaryo ödülünün sahibi call me by your name ile james ivory oldu.
    http://www.imdb.com/title/tt5726616/?ref_=nv_sr_1

    en iyi özgün senaryo oscar'ı; senaristi ve yönetmeni olduğu get out filmi ile jordan peele'nin oldu.
    http://www.imdb.com/title/tt5052448/?ref_=nv_sr_1

    en iyi görüntü yönetimi kategorisinin kazananı; blade runner 2049 filmi ile roger a. deakins oldu.
    (insan kendi entry'si içerisinde mükerrere düşmemek için link vermez mi? vermez. neden? çünkü yukarda var*)

    en iyi özgün müzik ödülü the shape of water ile alexandre desplat'ın oldu.
    filmin müzikleri gerçekten çok iyi!

    en iyi özgün şarkı kategorisinin kazananı; coco filmindeki "remember me" şarkısı ile kristen anderson-lopez ve robert lopez oldu.

    ve sona yaklaşıyoruz...

    en iyi yönetmen; the shape of water - guillermo del toro.

    en iyi erkek oyuncu; darkest hour - gary oldman.

    en iyi kadın oyuncu; three billboards outside ebbing missouri - frances mcdormand.

    en iyi film; the shape of water.
  • (bkz: 30 days of night)

    9gag civarında dolanırken şu paylaşıma denk geldim: https://9gag.com/gag/a3QjD91 kısaca; alaska'nın barrow şehri (utqiaġvik olarak geçiyormuş bölgede) coğrafi konumu sebebiyle (alaska'nın en kuzeyi) 23 ocak 2019'a kadar güneş alamayacak olan bir şehir. sıfır gün doğumu, sıfır gün batımı, safi karanlık. barrow gibi güneş ışınlarının 2 ayı aşkın süre boyunca uğramadığı başka bölgeler de mevcut aslında kuzey kutup dairesi'nde.

    filme dönüyorum; başlıkta önerilmediğini görünce şaşırdım açıkçası. önce fragman: https://youtu.be/OtU0UBnWik4 2007 yapımı bir vampir filmi (o dönem underworld serisi de iyi sükse yapıyordu hatırlarsanız). alaska'nın barrow şehrinde geçiyor. aynı isimli çizgi romandan uyarlama: http://gss.gs/Ogz

    30 gün gece'yi şu zamana kadar 4-5 kez izlemişimdir. bu temalı yapımlar içerisinde en sağlam olanı bana kalırsa. öyle seksi romantik kan emiciler, janti kıyafetli serseriler yok. fragmanda görülüyor zaten. 35 milyon dolar gibi bir bütçeyle çekilip 75 küsür milyon dolar gibi bir hasılat elde etmiş sinemada olduğu dönem. abd'de 3-4 hafta boyunca box office 1 numarası olarak kalmış. imdb puanı 6.6 ki korku temalı filmler için 6 ve üzeri iyi kabul ediliyor.

    buz gibi alaska atmosferi, bolca vahşet, özgün makyajlar vs. izlemediyseniz öneririm.
  • eğer paralel evren,uzay-zaman gibi konuları seviyorsanız. vereceğim filmleri peş peşe izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

    coherence
    http://www.imdb.com/title/tt2866360/

    time lapse
    http://www.imdb.com/title/tt2669336/

    project almanac
    http://www.imdb.com/title/tt2436386/

    timecrimes
    http://www.imdb.com/title/tt0480669/

    frequently asked questions about time travel
    http://www.imdb.com/title/tt0910554/

    arq
    http://www.imdb.com/title/tt5640450/

    happy accidents
    http://www.imdb.com/title/tt0208196/

    primer
    http://www.imdb.com/title/tt0390384/

    parallels
    http://www.imdb.com/title/tt3479316/

    o homem do futuro
    http://www.imdb.com/title/tt2027178/

    daha fazlası için
    https://twitter.com/emrahozguner *
  • birçok kişiye ilham olan sylvester stallone'un hikayesini anlatacağım.

    stallone'un garip bir yüz ifadesine sahip olmasının sebebi yüzünün sol tarafının büyük bir kısmının felçli olarak doğması. doğuştan gelen bu "engel" yüzünden düzgün konuşamıyordu. konuşma bozukluğuna sahipti. düzgün konuşamayan ve yüzünün bir kısmı felçli olan bir aktör? kulağa ne kadar olasılıksız geliyor değil mi?.. değil!

    new york şehrine hayalini gerçekleştirmek, aktör olmak için geldiğinde kimse onu işe almadı. o kadar çaresiz ve parasız kaldı ki; 3 hafta boyunca new jersey otobüs terminalinde yattı. o kadar çaresiz kaldı ki en yakın ve sadık dostu olan köpeğini 25 dolara tanımadığı birine satmak zorunda kaldı.

    bir gün muhammed ali'nin bir maçını izlerken aklına bir fikir geldi. o kadar dolu, hevesli, istekli, hırslıydı ki hafta sonu boyunca uyumadı ve rocky filminin senaryosunu yazdı. hem de 3 günde, koskoca bir filmin senaryosu... prodüktörler bu senaryoyu çok beğendi ve ona 125.000 dolar teklif etti(hem de o zamanın parasıyla) ama ona bu filmde rol vermeyeceklerini söylediler.

    çaresiz ve parasız olmasına rağmen stallone'un hayali aktör olmaktı ve rest çekerek bu 125 bin dolarlık teklifi reddederek oradan ayrıldı. ya ben başrol olurum ya da bu film hiç olmaz dedi. 1 hafta sonra 325 bin dolar teklif ettiler ama yine rol vermeyeceklerdi. stallone bu teklifi de reddetti. en sonunda prodüktörler başrolde onun olmasını kabul ettiler ama neredeyse teklifin 10'da 1'i olan 35 bin dolar para teklif ederek. stallone düşünmeden kabul etti. filme hayatını koymuştu, kendinden de birçok sahne vardı filmde. sonuna kadar inanıyordu. parayı aldıktan sonra hemen köpeğinin izini sürmek ve satın almak için 15000 dolar harcadı.

    rocky 200 milyon dolar kazandı...

    "dünya güneş ışığı ve gökküşaklarından ibaret değil. dünya çok adi ve pis bir yer ve ne kadar sert olursan ol, eğer ona izin verirsen seni dizlerinin üzerine çöktürür ve orada kalırsın. sen, ben ya da hiç birimiz hayat kadar sert vuramayız. ama olay senin ne kadar sert yumruk atabileceğinle alakalı değil; olay ne kadar sert yumruk yiyebileceğin ve buna rağmen devam edebileceğinle alakalı. işte ancak bu şekilde kazanılır."
  • sinan güler vs fenerbahçe
    https://www.youtube.com/watch?v=G6w5f12iMXY

    duygusal spor dalında tarihin en iyilerinden. her türlü imkansızlıklara rağmen maaşını dahi alamamasına rağmen; azim, inanç ve mücadelenin başarısı...
    film gibi maç, film gibi performans. filmde görsem saçma bulurdum! sinan güler hayatımda gördüğüm en iyi performanslardan birini sergiliyor.

    mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.
  • en iyi özgün senaryo ödülü spotlight'a gidiyor, oscarlar başladı.

    en iyi uyarlama senaryo ödülü the big short'a gidiyor.

    en iyi yardımcı kadın oyuncu alicia vikander oluyor.

    en iyi kostüm dizayn mad max'e gidiyor.

    en iyi prodüksüyon dizayn mad max'e gidiyor. yan dalları topluyor mad max.

    en iyi saç ve makyaj mad max'e gidiyor. teknik dallar bizde diyorlar adeta.

    en iyi görüntü yönetimi lubezki'ye gidiyor. adam 3ledi, 4 sene üst üste şampiyon olucak adam*.

    en iyi kurgu margeret sixel'e mad max'e gidiyor. 4 oldular.

    en iyi ses kurgusu mad max'e gitti, 5 oldular.

    en iyi ses mikyajı bir kez daha mad max'e gidiyor. 6 oldular.

    en iyi görsel efekt ex machina'ya gidiyor. yalan oldu star wars.

    en iyi kısa animasyon bear story.

    en iyi animasyon büyük harflerle yazıyorum: inside out.

    en iyi yardımcı erkek oyuncu mark rylance'e gidiyor. balboa'yı da yediler.

    tam bu arada louis c.k. çıldırdı.

    en iyi kısa belgesel a girl in the river'a gidiyor.

    en iyi belgesel amy'e gidiyor. güzel oldu bu da.

    en iyi kısa film stutterer'a gidiyor.

    en iyi yabancı dilde film son of saul.

    en iyi film müziği ennio morricone ile the hateful eight'e gidiyor.

    en iyi özgün şarkı sam smith'e gidiyor writing's on the wall, spectre.

    en iyi yönetmen alejandro g inarritu, the revenant. ödül canavarı bir adam.

    en iyi kadın oyuncu tahmin edildiği üzere brie larson'a gidiyor room filmi ile.

    en iyi erkek oyuncu dicaprio.

    en iyi film spotlight oluyor. gecenin sürprizine imza atıyor böylece.
  • seneler geçtikçe düşen kalite ve artan maliyetlere karşı, çekim kaliteleri, montaj ve kurgu başarıları ve pazarlama harikaları. son 10-15 senenin hollywood filmlerinin genelinin özeti bu. genelleme yapmak her ne kadar pek doğru olmasa da, malesef skalanın bunu gösterdiği de aşikar.

    son 10 senenin akademi ödüllü filmlerine baktığımda bunu kesin olarak söyleyebilirim de, yapılan emek ve oyunculuklar gerçekten inanılmaz. ilk aklıma gelen mesela, 2011 oscar ödüllerinde de birden fazla türde aday olan, biutiful ve uxbal beni yemiş, bitirmişti. hoş, ödülleri the king's speech'le tom hooper, david seidler ve colin firth toplamıştı, ama olsun. o ara zaten böyle insanların fiziksel veya ruhani problemlerini yansıtma devriydi. black swan'da natalie portman, biutiful'da javier bardem, the king's speech'te colin firth de harika performanslar ortaya koymuştu zaten.

    bu seneki hiçbir filmi izleme imkanım olmadı. yalnızca haberlere ve aday filmlere karşı sosyal medyada ne yazıldı, çizildi diye merak ettim. kazananı az çok belli bir ödül töreni olacakmış gibime geliyor. zira hollywood'da zoraki bir "toplumsal mesaj verme" dürtüsü yine tam gaz devam edecek. geçtiğimiz sene eşcinsellik üzerinde durulmuş, yine yanlış hatırlamıyorsam 2014'teki ödül töreninde de siyahi insanları dışlamama teması üzerine gidilmişti. bu sene, yine aynı şekilde get out üzerinden siyahi insanlara yönelik sahte bir duyar kasılması söz konusu olabilir. tabi yine aynı şekilde kadın ve çocuklara cinsel istismar ve şiddet teması üzerinde durulması da -three billboards outside ebbing, missouri filmine ödül verilerek- bir ihtimal. bakıldığı zaman üzerinde durulduğu şey çok önemli ve değerli, ancak o kadar yapmacık ve göze bastırmalık oluyor ki, inanın keşke yapılmasa diyorsunuz.

    bu iki filmden birisi en iyi film ödülünü alabilir diye düşünüyorum. diğer ödüller de bununla paralel dağıtılır gibi. ha bir de, en iyi animasyon film var. kesinlikle loving vincent alır onu da. müthiş bir film olmuş.*

    öte yandan jennifer lawrance'ın yine yalandan düşmeli, jürinin yine içten pazarlıklı hareketlerle törene damgasını vuracağı bir ödül töreni bekliyorum. bir de geçen sene en iyi yönetmen ödülünü kazanan damien chazelle de yeni bir filmle gelseydi keşke. en son 2015 ve 2016'da inarritu'ya verdikleri en iyi yönetmen ödülünden sonra gereksiz bir heyecan oluşurdu belki de.* sürpriz severler, martin freeman'ın margot robbie'yle öpüşmesi ihtimalini göz önünde bulundursun :( *

    digitürk'ün canlı yayınlayacağı 90. akademi ödüllerinin verileceği 2018 oscar ödül töreni, pazartesi sabaha karşı tsi 05.00'te başlayacak. yekta kopan ve hande doğandemir de ekran karşısında sunucu ve yorumcu olarak katılacak.
  • ocgunsson'un tavsiyesini dinleyip den skyldige'ı izledim ve epey beğendim. benim gibi izleyip sevenlere tom hardy'nin çok benzer bir filmi locke'u tavsiye ederim. ikisi de hem süre hem de akıcılık bakımından epey ideal tek mekan filmleri.

    bu arada bahsi açılmışken avrupa sinemasından polisiye-gerilim ağırlıklı ve genellikle yakın zamandan birkaç tavsiye de benden olsun:

    ingiltere: this is england - işte ingiltere bu, god on trial - ölümün soğuğu, the king's speech - zoraki kral, in brugge,
    fransa: le hérisson - yaşamaya değer, ne le dis a personne - kimseye söyleme, entre les murs - sınıf
    ispanya: mientras duermes - tatlı rüyalar, el cuerpo - ceset, los amantes del circulo polar - kutup çizgisi aşıkları
    almanya: die fetten jahre sind vorbei - eğitmenler, das boot (1981), good bye lenin - elveda lenin, victoria,
    italya: suburra - (mafya filmi) 2015, perfetti sconosciuti - mükemmel yabancılar, gomorra,
    belçika: un prophete - yeraltı peygamberi, le tout nouveau testament - yeni ahit, loft - çatı katı
    danimarka: under sandet - mayın sahili, adams aebler - adem'in elmaları, efter brylluppet - düğünden sonra
    isveç: ondskan - şeytana karşı, lilja 4-ever - daima lilya, en man som heter ove - ove adında bir adam
    norveç: hodejegerne - kafa avcıları, oslo, 31. august,
    yunanistan: politiki kouzina - bir tutam baharat, mia aioniotita kai mia mera - sonsuzluk ve bir gün, kynodontas - köpek dişi
    makedonya: pred dozhdot - yağmurdan önce
    bosna hersek: no man's land - tarafsız bölge
    gürcistan: mandariinid - mandalinalar
    romanya: 4 luni, 3 saptamâni si 2 zile; 4 ay, 3 hafta, 2 gün

    özellikle avrupa sinemasından tavsiyesi olanların mesajlarını da ayrıca beklerim. yakın zamanda bir de dünya sinemasından bir liste koyacağım buraya.
  • (bkz: wag the dog)

    https://www.imdb.com/title/tt0120885/

    türünün tartışmasız en iyi filmlerinden.

    film ile ilgili kısa bir inceleme buldum paylaşmak isterim.(kaynak: http://www.cinerituel.com/...tidar-iliskisi.html)
    --- alıntı ---
    haberin, tarihin dolayısıyla ideolojinin üretilen bir “şey” olması durumunu göz önüne seren 1997 yapımı barry levinson’un yönetmenliğini yaptığı wag the dog (başkanın adamları) filminde kurmaca bir savaş senaryosuyla gündemin seyrini değiştiren iktidarın medyayla olan bağının daha doğrusu medya araçları üzerindeki söz hakkının ne boyutta olduğu işin mutfağından anlatılır. başkanın adamları filmi orijinal adı olan wag the dog’dan kolayca anlaşılacağı üzere, olağan biçimde “köpeğin kuyruğu sallaması değil, kuyruğun köpeği sallaması” ile iktidar-medya (sinema)-söylem-ideoloji dörtlüsünün birbirini nasıl etkilediğini, birbirine nasıl yön verdiğini konu edinir. manipüle edilen gerçeklik algısı ve dil, sinemanın ulusal ve uluslararası arenada kitlelere yön verme gücüyle birleşince ortaya neredeyse gerçekten daha gerçek bir atmosfer çıkar. wag the dog filmi medyanın iktidarın elinde şekillendiği ve bunun dışında alternatif bir söylem gelişmesinin neredeyse imkânsız olduğu tezinden yola çıkarak çekilmiş, uydurma bir savaş çıkarmaya bile gücü yetecek iktidar-medya ilişkilerinden ve bu uğurda her şeyin mubah sayılmasından bahseden cesur ve öncül bir yapım. film, haberin yaşananlardan ziyade oluşturulan, yazılan metinlerden ibaret olduğu gerçeğini sarsıcı biçimde dile getirir.

    filmin hemen başında siyah fon üzerine beyaz yazıyla art arda görünen şu üç cümle yalnızca filmin gidişatı ve ironik üslubuyla ilgili bilgi vermekle kalmaz aynı zamanda iktidar ve medya arasındaki diyalektiği de vurgular:

    – neden köpek, kuyruğu sallar?
    – çünkü köpek kuyruktan daha akıllıdır.
    – eğer kuyruk köpekten daha akıllı olsaydı kuyruk köpeği sallardı.

    bu cümleler iktidarların medyayı kendi çıkarları ya da ideolojileri doğrultusunda kullandığını gösterir.

    yüksek tempolu bir şekilde başlayan ve devam eden filmde abd başkanı’nın seçimlere on beş gün kala bir ateşböceği kızı tarafından cinsel tacizle suçlanması ve bu krizin nasıl yönetilip yoktan var edilen bir savaşın medyaya servis edilmesiyle örtbas edildiği gösterilir. bu suçlama duyulduğunda başkan çin gezisindedir. krizi yönetmek üzere beyaz saray danışmanlarından conrad brean görevlendirilir. conrad hemen bir ekip oluşturarak özellikle ilk 24 saatlik kriz yönetimindeki stratejilerinin ne olacağını belirlemeye çalışır. conrad haberin doğruluğundansa sunuluşunun iş yaptığını bildiğinden taciz skandalını bastırabilecek tek şeyi yapar ve kurmaca bir savaş çıkarır. bu iş için hollywood yapımcısı stanley motss ile anlaşır. bu iki ismin önderliğinde müzik, senaryo ve kostümle ilgili en ince detaylar ekipçe yaratılır. yaratılan savaşın sahip olması gereken uydurma savaş görüntüleri, bir kahramanın varlığı ve dilden dile dolaşabilecek bir motto da senaryoya eklenince ortaya mükemmel ve “gerçekliği” tartışılmaz bir savaş çıkıverir. sonuçta bu hikâye taciz skandalını bile unutturmaya yeter. çünkü söylem toplumsal bir kontrol aracı olarak gücü elinde bulunduran kişi ya da kişilerin denetimi altındadır. söylemi hedef kitleyle buluşturabilmenin en kestirme ve yaygın yolu ise medyanın gücünden yararlanmaktır.

    söz konusu iktidar ve medya ilişkisi olduğundan elde avuçta güvenilir bir malzeme kalmamasının güvensizliği ve ardından gelen boşluk hissi, filmin tam da yaratmaya çalıştığı duygu denebilir. aslında bir şey değişmediği aksine teknolojinin ve yeni medya olanaklarının zenginleşmesiyle başkanın adamları’nın çekilmesinden bu yana geçen on yedi yılda medyanın iktidarla olan organik bağının güçlendiğini hatta çeşitlenip kolay ulaşılabilir ve hızlı hale geldiğini söylemek mümkün. bu açıdan bakıldığında başkanın adamları zihin açıcı ve farkındalık kazandıran bir film. güvensizlik inşa etmesi ise filmin suçu değil olsa olsa güncel olaylarda da görüldüğü üzere hayatın bir gereği ya da “gerçeği” denebilir.

    --- alıntı ---
  • (bkz: papillon)

    dilimize "kelebek" olarak çevrilmiş, başrollerinde charlie hunnam ve rami malek bulanan gerilim tarzında filmdir. ilk olarak 1973 yılında çekilmiş bu film ise günümüze uyarlaması gibi olmuş. filmin hikâyesi ise gerçekmiş.

    işlemediği bir cinayetten müebbet ceza alan henri, fransız guyanası' nda bulunan toplama kampına götürülüyor. burada ise kurallar oldukça serttir. birisini öldürürseniz idam ile cezalandırılıyorsunuz. kaçmaya çalışınca yakalandığınız ilk sefer de 2 yıl, ikinci sefer de ise 5 yıl hücre cezasına çarptırılıyorsunuz. üçüncü sefere de yeltenirseniz ise şeytan adasında sürgün hayatı yaşıyorsunuz.

    filmi oldukça beğendim. izlemeyenle için kesinlikle tavsiye ederim. yaşamaktan vazgeçmeyenleri anlatıyor.