• fener'in kesin alacağını düşünerek fenerli arkadaşımın da ısrarı ile kadıköy'de bir kafede izlediğim, asla unutamayacağım maç. o günü biraz anlatayım..

    fanatik fenerli, sezon boyunca atıştığım samimi arkadaşım beraber izleyelim diye tutturmuştu. her şey bu maça bağlı olduğu için galatasaray-kayserispor maçına oranla daha önemliydi. maçtan bir saat önce söz konusu arkadaşımla kadıköy'de buluştuk. maça kadar sürekli "kanka sence de fener alır di mi bu maçı?" diyerek sürekli benden onay almak istiyor, aldığı her onay sonrasında da kıs kıs gülüyordu. karşıdakini sinir etmek de gerçekten üstüne olmayan biriydi. tabii ben yıllardır tanıdığım için bütün zayıf noktalarını vs. fazlasıyla biliyordum. fener'in şampiyonluğunu da çoktan kabullendiğimden son derece rahattım.

    neyse, hınca hınç fenerli dolu rıhtımdaki bir cafeye girdik ve maç başladı. ben bir yandan maçı izlerken diğer yandan ekranın sağ üst köşesindeki gs-ks yazısına bakıyordum. ve daha ilk yarıda galatasaray ali sami yen'de istediği sonucu yakaladı. goller geldikçe kafeden uğultular yükseliyordu. her ne kadar şampiyonluk kendi maçlarına da bağlı olsa kayseri'den medet umdukları belliydi.
    denizli taraftarı adeta maçın oynanmasını istemiyormuş gibi davranıyor sahaya habire konfeti yağdırıyordu. gerçi oynanan dakikalarda fener'in de pek bir varlık gösterdiğini söylemek imkansız.
    en nihayetinde ilk yarı 0-0 bitmiş, arkadaşla kafenin kapısına sigara yakmaya çıkmıştık. maç öncesi keyifli hali biraz endişeye dönüşmüştü. ve bana aynen şunları söyledi; "bak kanka fener şampiyon olursa söz sana laf atmayacağım, ama olamaz da galatasaray olursa sen de bana atma..?" belli ki stresi kaldıramıyor. tamam dedim ben de. aziz yıldırım ne yapar yapar bu maçı alır diye düşünüyordum. tabii bunları söylerken ikimiz de birbirimize güvenmiyorduk maç sonu için.

    ikinci yarı başlamış, denizli gol pozisyonlarına giriyordu. içimden, bir tane atarlarsa fener siki tutabilir diye geçirirken sahneye mustafa keçeli çıktı. bir anda "golll!" diye bağırdım, bir baktım tek değilmişim, 4-5 kişi daha varmış benim gibi. geri kalan herkesin iyice sandalyelerine çöktüklerini gördüm. inanmak zor da olsa artık fener'in şampiyon olması için 2 gol gerekiyordu. ve dakikalar ilerliyordu.

    sonlarına doğru denizli'nin kümede kalması için hayati önem taşıyan malatya maçının bittiğini, hem de tam da denizli'nin istediği şekilde bittiğini öğrendik. resmen artık denizli yenilse bile kümede kalıyordu ve daha oynanacak efsane 16 dakika vardı. bu sıralarda maç 1-1 oldu. fener'in golünden sonra hiç umudum kalmadı. hem eşitlik olmuş, hem denizli'nin kümede kalması garanti olmuş hem de daha 16 dakika vardı.

    ama işin rengi öyle değildi. denizlispor defansı dayanıyor veya fener'in forvetleri beceremiyordu bir türlü gol atmayı. artık kafedeki fenerliler stresin doruk noktasına çıkıp "ulan ligde kaldınız işte yeter, ne sıkıyosunuz bu kadar" şeklinde sportmence cümleler kurmaya başlamışlardı. artık son 16 dakikanın da son dakikaları oynanıyordu. benim de maçın başındaki o rahat halimden eser yoktu. fenerlilerle birlikte ben de tırnaklarımı yemeye başlamıştım. herkes maçı nedensiz bir şekilde ayakta izlemeye başladı. oturarak konforlu izlenecek maçı, farkında olmadan ayakta izliyorduk resmen. artık son dakikaya girilmiş, resmen mucize gerçekleşiyor, şampiyonluk geliyordu. baktım arkadaşım kapının oraya doğru gitmiş oradan izliyor maçı, arkamda iki tane kız hem ağlıyor hem küfür ediyordu. allahım o son dakika, nası bir son dakikaydı. kafede herkes anormal hareketler yapıyordu. bir sürü insanın ağlaması ile son düdük duyuldu. bir an elim ayağıma dolaştı. arkadaşım uçmuştu bile. öylesi samimi arkadaşım sonuca dayanamamış kendini yok etmişti adeta. bu kadar tuhaf bir atmosfer de bağıramadım doya doya ama içimde bir volkan vardı adeta. hemen kafeden dışarı attım kendimi. boğadan aşşağıya doğru şampiyonluk kutlamaları için aldıkları meşaleleri ellerinde patlayan kalabalık bir grup geliyordu. sonucu hazmedememişler galatasaraylı arıyorlardı dövmek için.

    artık kadıköy değildi olmam gereken yer, taksime gitmem gerekiyordu. taksim otobüsüne attım kendimi hemen. o saatte nasıl bir kalabalık otobüs. belli ki galatasaray'lılar doldurmuştu otobüsü taksim kutlaması için. fakat kadıköy'den çıkana kadar taksim ve m.köy'e giden bütün otobüsler taşlandı ezikler tarafından. her atılan taşta şoför gitmiyor bekletiyordu bizi tutanak falan için. 1 saat sonra anca çıkabildik kadıköy'den ve artık boğaz köprüsü yoluna girilmişti. ve bir anda güzergahtaki bütün araçlardan galatasaray bayrağı çıktı. sanki anlaşmışcasına aynı anda bayraklar ve kornalar... gerçekten müthiş bir görüntüydü.

    gerisi malum, taksim'de galatasaraylı arkadaşlarımla buluşup, bir efes alıp şunları söylemeye başladık,
    - cimbom şampiyon! kartal kupayı! fener yine aldı babayııı...!!!!!!!!!!!

    (bkz: cadde ağladı bee)
  • (bkz: allah'ın adaleti)

    2005-2006 sezonunu hatırlayanlar bilir ki o sezon fenerbahçe yıldızlarla dolu kadrosuna rağmen her bakımdan kollanarak şampiyon yapılmak istenmişti.
    eric gerets ve öğrencileri tüm zorluğa rağmen allah'ın inayetiyle hakları ile şampiyon oldular. tabii florya'nın suyunu içip bozulmayan appiah reyisin bu maçtaki katkılarını da unutmamak gerek.
  • (bkz: tarihte bugün)

    bu maçla gs kayseri maçı aynı saatteydi. maçı babamla dışarda izlemiştik. bir tarafta bizim maç diğer tarafta bu maç vardı. dedik bu daha kritik hadi bunu izleyelim. geçtik fenerliler bölümüne biz hariç hemen herkes fener formalı. mekan tıklım tıklım dolu. maç başladı herkes keyifli full heyecan falan. zaman ilerledikçe heyecan yerini gerilim ve öfkeye bıraktı. maç başında marş söylenen ortamda ikinci yarıdan itibaren sadece oyunculara, daum'a, aziz'e ve hakeme edilen küfürler vardı. ben de hem fbli olmadığımı çaktırmayayım hem de fırsat bu fırsat diyerek başladım fener'de kim varsa sövmeye afdjkfld. mehmet yozgatlı'dan giriyorum önder turacı'dan çıkıyorum. aziz'den giriyorum serkan balcı'dan çıkıyorum falan ama böyle bir keyif yok. fenerlilerin arasında sahada fenerli kim varsa sövüyordum ve resmen alkış topluyordum. futbolcuya sövünce yandan öyle valla diye sesler geliyordu. babam çok terbiyeli bir insan olduğundan maç boyu tepkisiz oturdu ama onun yanında ben ortamdaki en hasta fenerli gibi sağa sola sövüp duruyordum. hayatımda en çok rahatladığım anlardan biriydi. maç sonunda da büyük takım böyle olmaz abi. büyük takımsan son hafta böyle şampiyonluk verilmez sonuncu takıma arkadaş bak adamlar üç atıyor orada diye sinirliymiş gibi alttan alttan laf sokmaya devam ettim.

    hatta hiç unutmuyorum maçın sonlarıydı durum 1-1'di. daum 2 oyuncu değiştirmişti nurullah sağlam da 1 oyuncu değiştirmişti. tuncay'ın golünden sonra içten içe acayip panik olmuştum. ulan çok güldüm içten içe ağlıycam mı birazdan diye saçma sapan hurafeler içine girmiştim. değişiklik yapsana lan değişiklik yapsana lan diye bağırıyordum. millet daum'a diyorum sanıyordu ama nurullah sağlam'a diyordum. hatta tam ben söyledikten sonra kısa zamanda nurullah 2 oyuncu değiştirdi değişiklik hakkı doldu sonra ben neyse ya naparsa yapsın diyip rahatlayıp sustum. ulan ne eğlenmiştim ya. (bkz: bu da böyle bir anımdır) :(
  • bu mac ile ilgili cok komik bir anim var. oncelikle sunu soyleyeyim sampiyon olacagimiza dair hic bir umudum yoktu mac oncesi. cunku o tarihe kadar son hafta sampiyonluk veren bir takim gormemistim. ustelik o sene fenerbahcenin lehine yapilan hakem hatalarini da hesaba katinca bir sekilde fenerbahce bu maci alir diyordum.

    bu umitsizlik icinde ben de bari gunum rezil olmasin arkadaslarla zaman gecireyim diye moda sahile gectim. ben uskudarliyim ve takildigim yer genelde kadikoy olur. 19 yasindayim kanim kayniyor, gitar falan caliyorum, kizli erkekli moda sahilde sarap iciyoruz. mac gunleri moda sahilde oturdugumuzda sukru saracoglu'ndan gelen sesleri duyabilirdiniz. biz sahilde oturururken arada bir gol, ah, uh sesleri gelmeye basladi. ulan mac denizli'de degil mi diye dusundum bir an, megerse stadin oraya bi yere dev ekran kurmuslar fener macini takip ediyormus millet. o zaman mackolik falan da olmadigi icin skordan haberim yok. herhalde fener 3-4 tane sallamistir diyorum.

    saraplari bitirdik arkadaslardan ayrildim kadikoy merkeze dogru yurumeye basladim. cafelerin bol oldugu bir sokaktan gecerken fenerbahcelilerin yuzleri dikkatimi cekti. hepsi tirnaklarini yiyor istisnasiz. kafami uzatip televizyondan skoru gordum dakika 60 ve 0-0. iste o an sampiyonlugun gelecegine inandim. es zamanli olarak galatasaray maci da 2-0 devam ediyordu. o zaten cepte oldugundan tum konsantremi fener macina vermeliydim.

    12a kadikoy uskudar otobusune atlayip once uskudara gecip oradan da mahalleye gececektim. macin bitisine yetisirsem mahalledeki arkadaslarla tura cikarim diye dusundum. otobuse bindim radyodan maci dinliyorum kulakligi da taktim full konsantreyim . o sihirli an geldi, denizli golu atinca dayanamadim gol ulan goool be diye bagirdim. otobuste fenerliler vardi bunlar ben bagirinca fener gol atti sandi. birden hepsi bana sarilmaya basladi. kacinci dakika falan diye soruyorlar. ulan ben adamlara denizli atti desem herhalde beni cig cig yerler diye dusunurken, illa ki galatasaraylilar da vardir beni korurlar diye dusundum ve gercegi soyledim. sonra 2-3 saniyelik sessizlik oldu ve daha yuksek bir sesle cimbomlular bagirmaya basladi. otobusun icinde kiyamet kopuyo resmen sofor falan durdu. beyler ayip oluyo aile var gidemiyoruz falan diyo ama disarida da ayri bir kiyamet kopuyo. kadikoy'den biraz cikmisiz ya hemen kutlamalar baslamis. fenerlilerden ses cikmiyo tabi. sonra ben kosa kosa mahalleye geldim. kahveye girdim 16 dakika uzatma dediler sonra ben bayildim. ayran falan iciriyo millet bana. appiah bos kaleye golu kacirinca appiah ile birlikte ben de kahvenin ortasinda diz coktum ama sevincten. ondan sonrasi malumunuz sampiyon olduk ve sonra dogru besiktas uzerinden taksim'e. *
  • hayatımın en unutulmaz hikayelerindendir. başlıyorum.

    155 günlük askerliğimin bitimine 2 gün kalmış, maç pazar günü, salı günü de ben tezkeremi alıyorum.
    yer gaziantep'in 1,5 saat dışındaki ıslahiye'deki askeri birlik.

    ama önce 1 hafta geriye gidelim.

    sondan 1 önceki hafta inönü'de beşiktaş ile oynuyoruz. maçı er gazinosunda seyrederken ve 85.dakikada maç 1-1 iken binbaşının bütün bölüğü içtimaya çağırdığını, acil bir şekilde askerliğe girişte hangi eşyaların (don çorap parka palaska bot vs) dağıtıldığı ile ilgili kanunun okunacağı söyleniyor. mecburen gazinoyu terk ediyoruz, zaten 1-1 giden maçın öyle biteceği ve fenerbahçe'nin şampiyonluğa ulaşacağı düşüncesinin verdiği hüzün ve çok alakasız bir konu için maçın tam kritik anında ortamı terk etmenin yarattığı sinirin birleşimi ile suratımdan düşen bin parça. koridordaki yerimizi alıyoruz ve boş boş bekliyoruz biri gelip okunacakları okusun diye. bir süre sonra beklemekte olduğumuz koridorun kapılarından içeri askerler doluşmaya başlıyor, hepsi oley oley vs tezahüratlar yapıyorlar. diyorum ki maç 1-1 bitti ve fenerbahçe şampiyon oldu. zar zor birine soruyorum, "hasan kabze son saniyede attı kazandık" yanıtını alıyorum. tüylerim diken diken oluyor. bu kez daha da sinirleniyorum bizi gereksiz yere oraya toplayan binbaşıya. okunacaklar okunuyor, dağılıyoruz. eve telefon açıyorum, babam alo diyor, ama ağlıyor. baba gol atmışız kazanmışız diyorum, babam ağlaya ağlaya "oğlum mucize oldu şampiyon olucaz" diyor, ağlıyorum ben de zırıl zırıl. akşam, şampiyonluğa 7 ve terhise 9 gün kalmasının verdiği sabırsızlıkla hemen yatıp uyuyorum, huzurla.

    1 hafta sonra 14 mayıs 2006 akşamı er gazinosunda herkes toplanmış durumda. şampiyonluk akşamı. biri şampiyon olacak ve diğer takımın taraftarıyla fevkalade dalga geçecek. fenerbahçe kazandığı sürece şampiyon olacağı için fenerbahçe maçının seyredilmesi kararı alıyor. yapacak bir şey yok, mecbur oturup maçı izlemeye başlıyorum diğer tüm yeşillerle. dakikalar geçiyor, dakikalar geçtikçe stres artıyor. bu arada sağ üst köşede gs-kys yazısı sırasıyla 1-0 , 2-0 ve 3-0 oluyor, biz görevimizi yerine getirdiğimiz için artık tamamen fb maçına kanalize olmuş durumdayım. sanırım 88.dakikada denizli atağında mustafa keçeli'nin golüyle denizli 1-0 öne geçiyor. er gazinosu yıkılıyor. o güne kadar paso bizimle dalga geçen fb taraftarı askerler kafalarını ellerinin arasına almış, hüznün doruklarındalar. biz ise çıldırmış vaziyetteyiz. şampiyonluk şarkıları söylemeye başlarken, tak, elektrik kesiliyor. zifiri karanlık. herkes er gazinosunu terk ediyor. fenerbahçe'ye beraberlik bile yaramazken 89.dakika itibariyle 1-0 mağlup olmasından dolayı artık şampiyonluktan emin bir şekilde coştukça coşuyoruz, etrafta hangi fb'li varsa dalaşıyoruz. 4 dakika sonra, tak, elektrik geliyor. elektrik gelince galatasaray'ın şampiyonluk kutlamalarını seyretmek için tekrar er gazinosuna giriyoruz. kendi kendine açılan tv'de digiturk de kapandığı için tv'nin kendi anteniyle aldığı flash tv açılıyor, sağ üstte dnz 1-1 fb yazıyor. bende tüyler dikenleşiyor bir anda. fenerbahçeliler "ooooo maç 1-1 olmuş gelin gelin şampiyon olacaz" diye bağırarak tekrar toplaşıyorlar, ben ise boş bulduğum bir masaya oturup hayatımın en stresli süreçlerinden birine başlıyorum. lig tv'ye geçtiğimizde maçta 94.dakika, ve maç 1-1. fenerliler şampiyonluktan, biz de bir şekilde şans golü atacaklarından emin. bu arada altta bir yazı, toplam uzatma 16 dk, kalan uzatma 12 dk. yıkımın doruklarındayım. 12 dakikada fener haydi haydi gol atar. sonrasında appiah'ın kafası direkten sekip auta çıkıyor, vücudumdaki tüm kan bir anda beynime pompalanıyor, ölecek gibiyim. ve bir şekilde o dakikalar bitiyor, şampiyon oluyoruz. hayatımın en mutlu akşamlarından biri. 2 kez şampiyonluk kutlama kavramını ilk ben yaşıyorum, hem de aynı akşam içerisinde. ve bu olaydan 6-7 yıl sonra süper final saçmalığı sayesinde aynı duyguyu bir kez daha bu kez tüm galatasaraylılarla yaşıyorum.
  • herkes şöyle yamacıma bir doluşsun bakim bu maçta neler olduğu ile ilgili 1. ağızdan duyduğum şeyleri paylaşıyorum sizinle.

    biliyorsunuz ben denizlide yaşıyorum. bir kaç gün önce denizlinin en önemli kurumlarından birinin başkanı ile bir toplantıdaydık. adam koyu fenerli. konu konuyu açtı derken futbola geldi. ne olacak bu denizlisporun hali derken fenerle yapılan maçı sordum o da anlatmaya başladı.

    maçta protokol tribününde aziz yıldırım ve ali ipeğin iki arka koltuğunda oturuyormuş. olay şu şekilde gerçekleşiyor:

    biliyorsunuz son hafta malatya gaziantepe gidiyor. malatya yenilirse denizli kesin olarak ligde kalıyor o durumda da fenere yenilmesinde bir sorun kalmıyor. aziz gaziantepi ayarlamış malatyayı yenmesi için. o maçı bağlayınca denizlinin yenilmesinde bir sorun kalmıyor tabi. adam diyor ki asıl sahne burası ama azizin satın aldığı ilk maç gaziantep malatya maçı.

    neyse maç başlıyor. denizli gayet rahat, fener maçı bağlamış. al gülüm ver gülüm ilk yarı bitiyor. ikinci yarının başında öteki maç erken bitsin skoru öğrenelim ki maçı rahat rahat satalım diye ali ipek ve aziz yıldırım konfeti yağmuru olayını ayarlıyor.

    artık her şey hazır. fener şampiyon olacak. mı? uzatma dakikaları yaklaşıyor, meşhur 16 dakikalık uzatma ama bir şeyler ters. öteki tarafta malatya yenilmiş, denizli kesin kümede kalmış maçı satması lazım. aziz başlamış ali ipeği fırçalamaya ne oluyor ali diye. abi demiş dur bakıp geliyorum. inmiş sahanın kenarına, çağırmış teknik ekibi onları sorgulamış. çıkmış koşa koşa yukarı. abi demiş aziz yıldırıma, oyuncular beni dinlemiyor, maçı satmıyorlar. aziz çıldırmış tabi. derken gelen gol falan karışmış oralar.

    bu maçtan baya bir zaman sonra ersen martin levent kartopla beraber gelmişler yanına. orda olayı anlatmış ersen martin. bizimkiler yusuf şimşekle anlaşmışlar. o da oyuncuları bağlamış maçı kazanmak için. hatta ali ipek demiş ki azize sen beni bağladın, onlar topçuları bağlamış.

    velhasılı kelam aziz o sene şampiyon olabilmek için sadece son hafta iki maçta şike yapmış ama hem allah'ın adaleti hem de bizimkilerin müdahalesiyle yaptığı planlar elinde patlamış ve şampiyonluğu bizim aslanlar kapmıştır.
  • bu maçın gecesinde antu'dan saatlerce çıkamamıştım. ulan ne zevk almıştım be. şımarık ve kör fanatik antucuların yaşadığı ilk travma belirtilerini izlemeye doyamamıştım.

    bu arada bizi iki kere şampiyonluğa götüren takım olan denizlispor'u ve bu delikanlı takımın bize şampiyonluk getiren iki golünü atan küçük erol'a (erol tolga) ve mustafa keçeli'ye saygılarımı sunuyorum

    mustafa keçeli'nin yaptığını anlatmaya gerek yok çünkü herkes biliyor.

    denizlisporlu küçük erol'un lehimize olan beşiktaş darbesini nasıl yaşadığımı anlatmak isterim.

    yıl 1987 idi ve şampiyonluksuz geçen yılların 14.'sü idi.

    ben o zaman 17 yaşındaydım. zaten hiç şampiyonluk yaşamamıştım. ama büyürken anlatılan galatasaray ruhunu o zaman bile kapmıştım yani içimde hep “galatasaray kazanır” duygusu oluşmuştu.

    1 yıl öncesi yani şampiyon olamayışımızın 13. yılında ligi namağlup olarak averajla ikinci olarak bitirmek de çok acı koymuştu.

    buna rağmen 1986-1987 yılının son 3 haftasına girildiğinde beşiktaş'ın 3 puan gerisinde olmamıza rağmen - ki o zamanlar galibiyet 2 puan idi- ilginçtir, içimde şampiyon olacağımız duygusu vardı. yani son üç haftada şampiyon olabilmemiz için beşiktaş'ın bir yenilgi ve bir de beraberlik alması gerekiyordu.

    o zamanlar zor kaybeden beşiktaş sondan üçüncü hafta malatyaspor'a 1-0 yenilmişti ama kalan iki haftada çok az kişi beşiktaş'ın puan kaybedeceğine inanıyordu.

    derken sondan ikinci hafta geldi çattı. evinde oynayacağı maçta beşiktaş'ın rakibi denizlispor'du. o gün bizim maçı radyodan dinlerken, beşiktaş'ın maçını sesi kısık olarak televizyondan takip ediyordum. maçların son 5 dakikasına girilmişti biz 3-1 öndeydik ama beşiktaş da 1-0 öndeydi.

    ve beşiktaş-denizlispor maçının 85. dakikasında denizlispor bir frikik kazandı. o anda ben acaba mı lan diye düşünürken ah nerede o talih diye de düşünüyordum.

    denizlisporlu oyuncu(mesut bakkal) frikikte hafif dokunarak topu küçük erol'un önüne yuvarlamıştı. küçük erol sol ayağıyla füze gibi bir şut çıkarmıştı top bir anda beşiktaş kalesine doksandan takılınca ben tabii kendimi kaybetmiştim. ve o maç 1-1 bitince son haftaya 1 puan önde girmiştik.

    son maçı da kazanınca 14 senelik bu çile bitti artık bu sene şarkısı tüm taraftarımızın diline pelesenk olmuştu.

    işte böyle, denizlispor’un ve bu delikanlı takımın iki futbolcusu olan küçük erol ile mustafa keçeli’nin galatasaray için böyle bir değeri vardır.

    (bkz: 31 mayıs 1987 beşiktaş denizlispor maçı)

    (bkz: erol tolga)
  • “denizli maçı 16 dakika uzatıldı. 20 defa en azından maç durdu. şampiyonluğu kaçırdık. o maç bugün* şikayet edilen konulara benziyor mu?

    2006'daki denizlispor maçının durdurulması ve lehimize karar verilmesi gerekmez miydi?”

    aziz yıldırım bu sözleriyle maçta appiah’ın kaçırdığı golün de kumpas olduğunu vurguluyor. appiah her an fetö’den göz altına alınabilir.
  • fenerbahce bu maci kazansaydi 4-5 sene ust uste cok rahat sampiyon olurdu. biz de iyice dibe vururduk. bir daha ne zaman toparlanirdik ya da toparlanabilir miydik allah bilir.

    fenerbahce bu macta sampiyonlugu fakir ama gururlu galatasaray’a kaybetti ve bitti. evet gayri resmi olarak fenerbahce’yi bitiren mactir.

    dunya uzerinde o sartlarda, galatasaray’dan baska hicbir takım yıldızlarla dolu lüks fenerbahce kadrosundan sampiyonlugu alamazdı. bu da sarı kırmızı parcalı formanın ve taraftarının büyüklügü iste.

    magrur olma fenerbahce, senden büyük cimbom var!
  • 20 yıldır futbol izlerim; bu maçın son 16 dakikası kadar uzun süren maç görmedim, duymadım. resmen yıllar geçti. o kısa sürede, evin tüm odalarını onlarca kez tavaf ettim. balkona çıktım, içeri girdim, heyecandan elimi ayağımı koyacak yer bulamadım. boncuk boncuk terledim. bir türlü geçmedi, bitmedi. artık ümidimi kestim, "birazdan atarlar" dedim. en sonunda bitti.

    14 mayıs 2006 sabahı; şampiyonluk kutlamak için fenerbahçe formasıyla caddeleri turlayan rakip taraftarlar ağlıyordu maçın sonunda. hiç pes etmemiş, "ulan acaba" diye hayal kuran galatasaraylılar ise bayram yapıyordu.

    şu ana kadar yaşadığım en güzel, en keyifli şampiyonluk gelmişti bu maçın 1-1 sonuçlanmasıyla. inşallah daha da keyifli nice şampiyonluklar görürüz.

    (bkz: tarihte bugün)
  • o akşam her türlü takım taraftarlarıyla birlikte izlemiştik galatasaray - kayseri ve denizli - fenerbahçe maçlarını. fenerbahçe golü yedikten sonra fenerbahçeli arkadaşımın hüngür hüngür ağladığını unutamam. mucizevi bir akşamdı. yanlış hatırlamıyorsam anneler günüydü. şampiyonluğu pizza ısmarlayarak kutlamıştım, ardından da anneme gül götürmüştüm. musmutlu bir gündü. arkadaştan da baya uzun süre haber alamamıştık.
    en ilginç tarafı ise, o arkadaşın 2003'te galatasaray'dan fenerbahçe'ye geçmiş olmasıydı.
  • 16 ağustos 2019 denizlispor galatasaray maçı öncesinde bu şanlı günü hatırlatmadan geçmek olmaz.

    16 yaşındayım o zaman, hatırlayanlar bilir. fenerbahçe' nin sürekli sükseli transferler ile kadrosunun bir belki iki tık önde olduğu zamanlar.

    galatasaraylılar' ın bolca travma yaşadığı, kendisini kötü hissettiği ve hakikaten kötü yönetildiği dönemler. o dönemlerden sonra fenerbahçe' ye vurduğumuz ilk tokat bu oldu. onlarda öyle bir yara bıraktı ki bu durum denizli maçından sonra doğru düzgün bir final kazanamadılar.
  • 106 dakikasını gözümü kırpmadan izlediğim, gel gelelim golden sonraki 20 saniyesini hiçbir zaman hatırlayamadığım yürek söken maç.

    selahattin kınalı aşağı yukarı liverpool'un beşiktaş'a attığı kadar net golü kaçırıp maçı bir sebepten takip eden milyonların canıyla oynamıştır. hani şimdilerde kulübün gayrıresmi fotoğrafçısı olan arkadaşımızın * öldürün lan beni repliği var ya meşhur....

    işte o sezonu yaşayıp finalde de bu maçı izleyip selahattin kazmasının kaçırdığı her golde kalp sektisi geçirmiş insanlara bomboş ve abartı gelir o laf. yaşamayan bilmez derler ya gerçekten öyleydi o maç...

    zaten güzel insan mustafa keçeli o mübarek sol ayağıyla o golü atmasa, veya appiah o son topu atsaydı muhtemelen aldığı ahlar yüzünden selahattin de çok yaşamazdı...
  • teskereye 5 gün kala erbas gazinosunda izlediğim maçtır. başka başlıklara yazmışımdır herhalde ama askeriyede tugay komutaninin gereksiz fenerli postasi ile kanlı bıçaklı olmama ramak kalan maçtır.
    denizlinin golünde galatasaraylılar bağırınca bu mahlukat önden elde kumanda ters ters bakmıştı bana, uzun dönemdi birde gideceğimi bildiğinden son 4 gün omuz atmalar mı, laf atmalar mı gördüğü yerde kavga çıkarmak için kıvranmıştı.

    aklinca kavga edip tugay komutanına yalan söyleyip beni 1 2 hafta diskoya attırıp teskeremi geciktirecekti.

    ama öyle coşkuyla dolmuştum ki tüm galatasaraylılarla valla son 4 5 gün ki denetlemeye girmiştim gitmeden 1 2 gün önce nasıl geçti anlamadım.

    en kısa süren şampiyonluk kutlamamizdı. teğmenler susturamayınca nöbetçi yüzbaşi gelip sandalyeleede ayakta tepinen askerleri susturup koğuşa yollamıştı sonrasi yat içtiması ^^

    yanliz teğmene hadi len demiştik allahtan insafli subaydi da yakmadi ^^