• 5
    son on alti dakikası boyunca hissettiklerimi(zi) anlatmanın imkansız olduğu maçtır. appiah'ın kafa vuruşunun dışarı çıktığını görene kadar geçen o çok uzun saniye, kalplerimizin maç azıcık daha devam etse o atma temposuna dayanamama riskinin yüksekliği, her bir kalp atışını hissedip adeta canımızın acıması, heyecan, korku, yine heyecan, ve sonrasında belki de şu ana kadar yaşadığımız en muhteşem lig şampiyonluğu sevinci. ama belliydi perşembenin gelişi, hasan kabze'nin son dakikada attığı golden.
  • 7
    günlerden 14 mayıs maçta 90. dakika mustafa keçeli denizlispor' un dolayısıyla galatasarayımızın lehine topu ağlara bırakıveriyor ben de o zamanlar çalışmakta olduğum hanın bahçesine kendimi atıyordum. allahım o da neydi bize beraberlik yetecekken denizli bize yüzyılın kıyağını yapıyor hem ligden düşmemesini kesinleştiriyor hem de galatasarayımızın şampiyonluğunu ilan ediyordu. derken yan hakemin 16 dakikalık uzatmasını görünce biz "ohaaaa" diyor fenerlilerse "hadi lan bastırın rezil etmeyin bizi" diye ağlaşıyorlardı. işte bu dakikadan sonra ağlamayana meme yok lafı hayat buluyor uzatmaların daha 5 dakikası dolmadan ümit özat ın kafa golüyle beraberliğe erişiyordu sarı kanaryamsılar. golle beraber boğazımda bişey düğümlenmişti adeta, yutkunmaya çalıştıkça ağrıyordu ben de bunun üstüne hanın bahçesinde kaderimze razı bi şekilde sigara yakmaya karar verdim. derin derin sigaradan soluklanırken içerden selahattin in yüzde yüzlük gol pozisyonunu değerlendiremediğini öğreniyordum. artık maçın bitmesine 3 dakika civarı kalmış handaki galatasaraylılar diktirdiğimiz kocaman bayrağı çıkarmış radyodan ve televizyondan hakemin son düdüğünü bekliyoruz. denizlispor un yenilmesi halinde de ligde kalabileceğini öğreniyoruz bu dakikalarda. son 3 dakka artık bizim için 90 dakika gibi geliyor..derken appiah çok müsait bi pozisyonu kaçırıyor bizim de rahat nefes almamızı sağlıyordu. bu pozisyondan sonra zaten fenerliler de biz de inanmıştık şampiyon olacağımıza ve nihayet hakemin bitiş düdüğüyle birlikte biz onaltıncı şampiyonluğumuza erişiyor ben de ömrümden en az altı ay kaybediyordum.feda olsun.

    edit: düzeltme.
  • 9
    fener'in kesin alacağını düşünerek fenerli arkadaşımın da ısrarı ile kadıköy'de bir kafede izlediğim, asla unutamayacağım maç. o günü biraz anlatayım..

    fanatik fenerli, sezon boyunca atıştığım samimi arkadaşım beraber izleyelim diye tutturmuştu. her şey bu maça bağlı olduğu için galatasaray-kayserispor maçına oranla daha önemliydi. maçtan bir saat önce söz konusu arkadaşımla kadıköy'de buluştuk. maça kadar sürekli "kanka sence de fener alır di mi bu maçı?" diyerek sürekli benden onay almak istiyor, aldığı her onay sonrasında da kıs kıs gülüyordu. karşıdakini sinir etmek de gerçekten üstüne olmayan biriydi. tabii ben yıllardır tanıdığım için bütün zayıf noktalarını vs. fazlasıyla biliyordum. fener'in şampiyonluğunu da çoktan kabullendiğimden son derece rahattım.

    neyse, hınca hınç fenerli dolu rıhtımdaki bir cafeye girdik ve maç başladı. ben bir yandan maçı izlerken diğer yandan ekranın sağ üst köşesindeki gs-ks yazısına bakıyordum. ve daha ilk yarıda galatasaray ali sami yen'de istediği sonucu yakaladı. goller geldikçe kafeden uğultular yükseliyordu. her ne kadar şampiyonluk kendi maçlarına da bağlı olsa kayseri'den medet umdukları belliydi.
    denizli taraftarı adeta maçın oynanmasını istemiyormuş gibi davranıyor sahaya habire konfeti yağdırıyordu. gerçi oynanan dakikalarda fener'in de pek bir varlık gösterdiğini söylemek imkansız.
    en nihayetinde ilk yarı 0-0 bitmiş, arkadaşla kafenin kapısına sigara yakmaya çıkmıştık. maç öncesi keyifli hali biraz endişeye dönüşmüştü. ve bana aynen şunları söyledi; "bak kanka fener şampiyon olursa söz sana laf atmayacağım, ama olamaz da galatasaray olursa sen de bana atma..?" belli ki stresi kaldıramıyor. tamam dedim ben de. aziz yıldırım ne yapar yapar bu maçı alır diye düşünüyordum. tabii bunları söylerken ikimiz de birbirimize güvenmiyorduk maç sonu için.

    ikinci yarı başlamış, denizli gol pozisyonlarına giriyordu. içimden, bir tane atarlarsa fener siki tutabilir diye geçirirken sahneye mustafa keçeli çıktı. bir anda "golll!" diye bağırdım, bir baktım tek değilmişim, 4-5 kişi daha varmış benim gibi. geri kalan herkesin iyice sandalyelerine çöktüklerini gördüm. inanmak zor da olsa artık fener'in şampiyon olması için 2 gol gerekiyordu. ve dakikalar ilerliyordu.

    sonlarına doğru denizli'nin kümede kalması için hayati önem taşıyan malatya maçının bittiğini, hem de tam da denizli'nin istediği şekilde bittiğini öğrendik. resmen artık denizli yenilse bile kümede kalıyordu ve daha oynanacak efsane 16 dakika vardı. bu sıralarda maç 1-1 oldu. fener'in golünden sonra hiç umudum kalmadı. hem eşitlik olmuş, hem denizli'nin kümede kalması garanti olmuş hem de daha 16 dakika vardı.

    ama işin rengi öyle değildi. denizlispor defansı dayanıyor veya fener'in forvetleri beceremiyordu bir türlü gol atmayı. artık kafedeki fenerliler stresin doruk noktasına çıkıp "ulan ligde kaldınız işte yeter, ne sıkıyosunuz bu kadar" şeklinde sportmence cümleler kurmaya başlamışlardı. artık son 16 dakikanın da son dakikaları oynanıyordu. benim de maçın başındaki o rahat halimden eser yoktu. fenerlilerle birlikte ben de tırnaklarımı yemeye başlamıştım. herkes maçı nedensiz bir şekilde ayakta izlemeye başladı. oturarak konforlu izlenecek maçı, farkında olmadan ayakta izliyorduk resmen. artık son dakikaya girilmiş, resmen mucize gerçekleşiyor, şampiyonluk geliyordu. baktım arkadaşım kapının oraya doğru gitmiş oradan izliyor maçı, arkamda iki tane kız hem ağlıyor hem küfür ediyordu. allahım o son dakika, nası bir son dakikaydı. kafede herkes anormal hareketler yapıyordu. bir sürü insanın ağlaması ile son düdük duyuldu. bir an elim ayağıma dolaştı. arkadaşım uçmuştu bile. öylesi samimi arkadaşım sonuca dayanamamış kendini yok etmişti adeta. bu kadar tuhaf bir atmosfer de bağıramadım doya doya ama içimde bir volkan vardı adeta. hemen kafeden dışarı attım kendimi. boğadan aşşağıya doğru şampiyonluk kutlamaları için aldıkları meşaleleri ellerinde patlayan kalabalık bir grup geliyordu. sonucu hazmedememişler galatasaraylı arıyorlardı dövmek için.

    artık kadıköy değildi olmam gereken yer, taksime gitmem gerekiyordu. taksim otobüsüne attım kendimi hemen. o saatte nasıl bir kalabalık otobüs. belli ki galatasaray'lılar doldurmuştu otobüsü taksim kutlaması için. fakat kadıköy'den çıkana kadar taksim ve m.köy'e giden bütün otobüsler taşlandı ezikler tarafından. her atılan taşta şoför gitmiyor bekletiyordu bizi tutanak falan için. 1 saat sonra anca çıkabildik kadıköy'den ve artık boğaz köprüsü yoluna girilmişti. ve bir anda güzergahtaki bütün araçlardan galatasaray bayrağı çıktı. sanki anlaşmışcasına aynı anda bayraklar ve kornalar... gerçekten müthiş bir görüntüydü.

    gerisi malum, taksim'de galatasaraylı arkadaşlarımla buluşup, bir efes alıp şunları söylemeye başladık,
    - cimbom şampiyon! kartal kupayı! fener yine aldı babayııı...!!!!!!!!!!!

    (bkz: cadde ağladı bee)
  • 11
    o geçmeyen son 16 dakika. ne müthiş, ne kötü, ne ızdırap, ne umut vericiydi o dakikalar. ve bitişin ardından çığlık çığlığa sevinçten nereye koşacağına bilmeyen önüne gelene sarılan ben. hiç beklenmedik zaferler insanda daha fazla çoşku, sevinç,mutluluk yaşatıyor. ve bu sefer bu mutluluğu bize yaşatan takımımızın yanı sıra fenerbahçe'ye teşekkür etmek lazım ve tabi ki en büyük alkış denizlispor'a...
  • 15
    o dönem denizlispor'da oynayan bir futbolcunun,tanıdığım bir doktora anlattıklarıyla aziz'in ne kadar şerefli* olduğunu bir kez daha anladığım maçtır.kendisi yusuf şimşek'i arayıp "bu maça yatın,paralarınız hazır." diyecek kadar şerefli(!) bir insandır.gelin görün ki yusuf şimşek kendisine yapılanı unutmamış,aksine arkadaşlarını daha da motive ederek yenilgiyi önlemiştir.
    bir insanın babasını ilk kez ağlarken* görmesidir bu maç.bir insanın babasıyla birlikte mutluluktan hıçkıra hıçkıra ağlamasıdır bu maç.
  • 17
    o gunu yasayan fb'lilerin asla ama asla uzerlerinden atamayacaklari bir travma gunudur. olene kadar hatirlayacaklari gun ve mactir. donup baktiklarinda gecmislerinden ilk silmek istedikleri gun olandir. tarihleri boyunca aldiklari hic ama hicbir hezimet "o" gunden daha agir yara birakmamistir fb'lilerde. yuce tanrimdan tek dilegim, daha beter gunleri olmasi!
  • 19
    bende anlatayım madem o dakikalarda neler yaptıgımı,

    sonradan çok pişman oldugum şekilde o tarihte ankarada bulunmaktaydım ve istanbul'a kayserispor macını izlemeye gitmemiştim. açıkçası umudum yoktu şampiyonluktan 1 hafta önce 4-0 mağlup olmustuk ve bütün haftam eziyet ile geçmişti. ankaradaki yakın dostlarım ile tamamı galatasaraylı taraftarlarca doldurulan bir cafeye gittik, işletmecisi de çok fanatik bir galatsaray taraftarıydı.

    neyse maçlar başladı biz galatasaray maçını izliyoruz tabii, kulağımız fenerbahce maçında ama... galatasarayımız ard arda attı golleri rahatladık maçın sonuna doğru dedikki abi fener maçını aç zaten fener maçı 0-0 gidiyor az da olsa bir ümit... açtı tabi denizlili oyuncuların iyi oyununu gördük sevindik ama kalbimiz dayanmıyor tekrar dedikki abi sen bizim maça gel, maçı açtık tekrardan 1-2 dakika geçmeden sami yen de o an patlayıverdi, spikerin sesleri, hasan şaşın ağlamaları, sami yen'deki o muhtesem atmosferi görünce lanet ettim içimden neden gitmedim diye ama o saniye kafamdan geçen milynlarca düşünceden sadece biriydi bu. ellerim birbirine dolaştı, kalbimin çarpıntısını herkes duyuyor gibi hissediyorum...
    hemen döndük fenerbahce maçına aman allahım sevinç seli var statta, üstelik denizlinin düşmeyeceği kesinleşmiş. derken 16 dk uzatmaya "hay ananı sikiyim hakem" gibi bi tepki verince bütün cafe döndü bana baktı sustum tabi. oturdum tv ye bakmadan yanlızca önüme bakıyorum derken tuncayın golü geldi ve yıkıldım adeta, çevredeki cafelerden yüksele gool sesleri iyice sinir katsayımı yükseltti, hatta bir ara kalkıp gitmeyi düşündüm. o kalan dakikalar ömrümden gitti biliyorum ama apiiahın o topu önüne alıp vuruşu yavaş çekimde geldi geçti gözlerimin önünden.. vee son düdüğü çaldgında hakem arkadaslarımla tek kelime konusamadım aglıyorduk çünkü hepimiz...
  • 25
    bu maçı yüzlerce kişinin göt göte oturup sigaralarını tüttürdüğü bir mekanda izlemiştim.sanıyorum ki astım hastası olan biri o gün oradan sağ çıkamazdı. mekanda iki adet 107 ekran televizyon vardı ve tahmin edileceği üzere bir tarafta biz, diğer tarafta fenerliler maçı izliyordu. bunula beraber, biz ikinci golü attıktan sonra hekes denizli'deki maça odaklandı. hatta öyle ki sabri'nin attığı üçüncü golde şöyle sağlam bir gol sesi bile gelmedi.

    mustafa keçeli'nin kendisini ölümsüzleştirdiği o anda öyle bir ambians olustu ki bir anda kendimi yerde buldum. gol sesini caddeden duyan herkes altıncı kattaki mekana akmaya başladı ve mekan sahibinin gelenlere olur vermesiyle ortam iyice kalabalıklaştı. fenerbahçe'nin beraberlik golüne kadar aralıksız olarak o senenin modasına uyarak "lay lay fener olamazsın şampiyon" diye bağırdık. normalde bu tarz hadiselerde saglam kavgalar cıkardı ama adamlar öylesine yıkılmıştı ki kendi takımlarına küfretmek dısında agızlarını açamadılar.

    denizlispor kümede kalmayı garantiledikten sonra durum 1-1'e gelince hepimiz acaba dedik ve appiah'ın son dakikada kaçırdıgı pozisyona kadar sessizce macı izledik. işte o son düdük gelince sanıyorum bi 15-20 dakika kimse dumanaltı olmus mekandan dısarı cıkmadı ve aralıksız tezhüratta bulundu. mekandan aşağı indiğimizde ise parçalı formalarıyla 100-150 kişilik bir grubun esenler fenerbahçeliler derneği'nin önünde meşale yakıp trafiği kestiğini gördük. şimdi geriye dönüp bakınca 20 yıl yaşadığım o belalı semtte aklımda kalan en güzel resim bu meşale hadisesidir.

    o grubun içinde bir baba hindi'yi söylerken caddenin karşı tarafında abim ve arkadaşlarını arabada gördüm. uzun bir koşuşturmacanın ardından onları yakaladım ve hep beraber bir baba hindi'ye istiklalde devam ettik. sanıyorum ki o güzel geceye dair herkesin anlatacağı değişik bir hikaye vardır.umarım bir gün o geceyi anlatan bir film çekilir.