• taraftarlık zor zanaattır, son maça gidenler, lafım sizlere. kendini bilen biliyor, yarası olan gocunsun isteyen de bir daha beni okumasın. kapalının önüne dikilmiş üç beş tane çapulcuya da lafım yok benim. o her maça giden, reis dedikleri, başkan dedikleri zatı muhteremleri 40 yıldır tanırım ben. her hangi bir tezahüratı söyleyebilsinler, ilk maçta fenerbahçe bayrağını alırım elime, bir daha galatasaray'ın ismini bile anmam. ama dedim işte lafım o tetikçilere değil. onlar bu orta oyununun en zavallı insanlarıdır. o tetiği çektirenlerle benim işim.

    maçtan 3 gün önce açıklandı, o ne olduğu anlaşılamayan, hedefinin neresi olduğu belli olmayan tezahüratın yapılacağı. jo lavuğunun ıslıklanacağı, arda turan'ın kulağı çekileceği, reykart'ın devre dışı kalacağı, taraftarın bölüneceği. bunları yaptıan akıllı adamların da yok galatasaray'la işleri. yöneticiliği bıraksınlar ve bir daha yönetci olmayacaklarına karar versinler maça bile gelmezler. (örnek; ergun gürsoy) kimbilir ne puştluk düşünüyorlardır. senelerdir getirdikleri bunca yabancıya kaptırdıkları paraların hesabını soran yok. galatasaraylılığın ne olduğunu kendileri biliyormu ki, gelenlere öğretsinler. onlar için tek gaye, taraftarı uyutsunlar, iki senede bir sırayla seçilsinler, padişahlıklarını sürdürsünler. haldun'u kim tanırdı yönetici olmasa, beni bile şurda yazıyorum diye 250- 300 kişi tanıyor. adnan polat belki de şirketini iflastan kurtardı sayemizde.

    arda turan; bu ülkede son yıllarda gelmiş geçmiş en büyük futbolcudur. oynamadığı maçlarda gördük, pozisyona bile giremedik. yani, fener maçında oyuna sakat sakat girdikten sonra maçı çevirseydi, bırak sinem'i paris hilton'u bile götürmesi için 10.000 kişi bağıracaktık. bırakın lan bu işleri, o bilmiyormu sanki taraftarla barışmak için yapması gerekeni. alır takımı maçtan önce, getirir kale arkasına, başlarını eğerler olur biter. taraftarın takıma sitemi sevgidendir, ancak başımızdaki belaların yaptırdığı şeylerin sevgiyle alakası yok. arda gibi başka kaç tane futbolcun var ki gitsin diyorsun. bizim en büyük özelliğimiz di oysa, takımda ilk 11 den en az 4 kişinin kendi evladımız olması.

    arda turan'ı satmak istiyorlar bence, bunun en kolay yolu taraftarın gözünden gönlünden düşürmek. aksi durumda, kupa kaldırmış arda'yı satabilirlermi? demek kaleye seneye yabancı almayacaklar, leo'yu ıslıklatın, protestoya devam edin talimatı tetikçilere. jo kim ya, onu kim aldıysa zararı ondan tahsil etmemiz lazım. esas protesto bunun için yapılmalı. yazıları ters asmışlar çapulcular, ne zaman girdiniz o stada. hepinizi tanıyorum, bedava aldığınız konbinelerinizi fener maçında 500 liraya sattınız. sonra her zamanki fare deliğinden içeri alındınız. hiç biriniz tezahürat yapmasını bilmez, forma giymez, tipleri kayık, ağızları ishal.

    bizim 40 yıldır tribünlerdeyiz diye övündüğümüz tribünler, bunlar değil çocuklar. 14 sene beklemişler, ne beklemesi? darwell'i ilk geldiği sene linçten alman polisi kurtarmıştı. daha dündü, fener'e yenilen imparator terim, takım otobüsünden kaçarak canını zor kurtarmıştı bunların elinden. gittikleri her deplasmanda olay çıkaranlar, her biri sabıkalı, bir o kadar tehlikeli yaratıklar. çıkmışlar iyi okumuş terbiyeli gerçekten taraftar olmak isteyen yığınlara liderlik taslıyorlar. aslanları kedilere boğduran, haldun, bu tezgahın baş sorumlusudur. şu an tartışma sıfırdır, ligin belediyespor dahil en kötü taraftarı galatasaray taraftarıdır. maç başlar alır bir meleme melodisi, sahadaki oyunla alakası olmayan bir desibelle yırtarlar bir taraflarını. köylere, yaylalara giden bağırtılar. bir maç''yensen de yenilsen de'' diyenler, bir sonraki maç '' sizin gibi ruhsuz görmedik'' derler. ne gördünüz ki lan siz. ben arda turan olsam, bağırmayın daha iyi diye beyanat veririm.

    bataklıktaki sivrisineklerle uğraşalım istiyorlar. yeni stadyumda bu çapulcular kendiliğinden asimile olurlar. numaralıdaki, durumdan vazife çıkarıp bağıranlar, işte o meşhur 14 sene şampiyonluk görmemiş çocuklardır, iyi bakın onlara. ceplerinden verecek olsalar paraları da olsa hangi çapulcu 4.000 dolar verip de o tribüne gider? ben numaralı tribünlerden şimdiye kadar hiç bir maçta en ufak bir protesto sesi duymadım.

    taraftarın fener maçında tribünleri yaktığında içlerindeydim. işte odur devrim, yapacaksan onu yapacaksın. takımı tamamen değiştirteceksin. bugün küfrettiğin futbolcuyu, yarın önüne çağırmayacaksın. işin çok kolay yolu vardı oysa. hiç bir futbolcuyu maç öncesi şova çağırmasanız yeterdi. merak etmeyin bizden aptal değil futbolcular, anlarladı demek istediğimizi. arda'dan benim beklentim yokmu kaptan olarak? var elbet, misal fener'e yenildikleri gece alem yapanın izini sürmek, yakaldığında da kafa göz girişmek. biz neler gördük, kaptan büyük mehmet, son dakika da antiç'ten dandik bir gol yediğinde laleci bahattin'e sahanın ortasında yapıştırmıştı tokadı. sende döv leo franko'yu, bok çuvalı bir maç kurtaramamış çıkartma çapulcu taraftarın önüne, kendiniz kesin cezayı. her türlü harekete verilecek cevabım var benim galatasaraylılık mazimde. 14. şampiyonluk geldiyse o çapulculara karşı tribünlerde verdiğimiz savaşla gelmişti. hatırlayan varsa bilmem, şimdikinden çok daha beter girmiştik son düzlüğe. takım rize'de yenilmiş, 3 maç kala şampiyonluk muczelere, 15. seneye kalmıştı. kocaelispor maçında o zamanın çapulcuları, takımı, darwell'i dövmeye hazırlıklıydı. şimdiki gibi değil tam 2 misli insan vardı tribünlerde. küfürlü tezahüratı yaptırmak isteyenlere karşı, bilinçli taraftarlar olarak çıkmıştık betonun üstüne. susturduk, takımı bağrımıza bastık, aynı anda malatya'dan gelen gol haberiyle biraz umutlanır gibi olduk. sonraki hafta antalya'da biz galipken, inönü'de bir mucize oldu. son dakikada denizli, beşiktaş'la berabere kalarak son eskişehir maçına lider çıkmamızı sağladı. ne oluyoruz be, paçası sıkan benle iddiaya girsin, her maçı kazanırsak şampiyon biz oluruz.

    oyunlara gelen, maşa olan, maçtan ekmek yiyen çapulcu tayfasını alt etmemiz imkansız. bizim feryadımız, bizimkilere, siz o maşaların maşası olmayın yeter. bırakın tezhürat yapmayı, yaptırmayı, konuşmayı bile bilmeyen adamlardan uzak durun. gerekirse bir sezon onların bulunduğu yerden kombine almayın. korkmayın galatasaray'a bir halt olmaz. daha da gerekiyorsa bir sezon maçlara gitmeyin. yapabiliyorsanız yöneticilere ulaşmaya çalışın. onların foyalarının çıkmasına yardımcı olun. inanın bu sezon saha sonuçları gelmemişse bunun tek sebebi dışarda haldun- adnangiller, içerde lanet olası 16 numaradır. dolduruşa gelipte çapulcunun tezahüratına eşlik eden bizimkilere gelince, bu maç sarı kartla kurtuldunuz benden. o da galatasarayı ne kadar çok sevdiğinizi bildiğim içindir, son sözlerim şudur.

    sizin dün yaptığınız şeyleri, çok daha haklı olduğumuz halde biz yapsaydık, bugün sizlerin'' sizin gibi ruhsuz görmedik'' diye bağıracağınız bir takımınız bile olmayacaktı. dün sizin kaptan arda'ya yaptığınızı biz cüneyt'e yapmış olsaydık, avrupa şapiyonu takımımız var diye övünen tek bir galatasaraylı olmayacaktı. zor zanaattır galatasaraylılık, öyle formayı giyip, tribünde iki bağırmakla, üç sövmekle taraftar olunmuyor. aklınızı başınıza devşirin, galatasaraylı olduğunuza şükredin.
  • belki bu yazdığım en ofsayt entry olacak hatta belki pilot olacağım ama olsun,

    bu adamların kendilerini taraftar olarak adlandırması açıkçası midemi bulandırıyor.

    varan 1: 26 şubat 2014 galatasaray chelsea maçında maç 1-1 ken daha dakika 68 de takım saldırırken, başarılar gelir geçerle futbolcuları uyutan,

    varan 2: 9 nisan 2013 galatasaray real madrid maçında maçı 3-1 e getirmişken daha dakika 75 te, yine aynı şekilde aynı tezahürat bozuntusuyla turu engelleyen,

    varan 3: 22 mart 2014 galatasaray kayserispor maçında takımın belki yeteneksizlik belki şanssızlıktan dolayı kazanamadığı maçta yönetimi istifaya çağıran,

    varan 4: çoğu maçta daha 1-0 öndeyken veya 0-0 iken, ne olur alparslan dikmen diyip takıma destek olmayan,

    varan 5: adnan polat'a 4 sene katlanıp, 3 senede 2 şampiyonluk 2 türkiye süper kupası 1 şampiyonlar ligi son 16 ve 1 şampiyonlar ligi çeyrek finali gösteren ünal aysal'ı 1 sene bile idare etmeyen,

    varan 6: tüpçüyle olan halinden ve muhtemelen galatasarayın bu durumundan gayet memnun olan ve büyük ihtimalle koltuğunda sırıtan insana imparator göreve diyen,

    varan 7: yaklaşık 45 maçtır istisnalar dışında her maçta kötü oynayan ve sebep ne olursa olsun maç içinde hocasına saygısızlık yapan * selçuk inan'a adam diyen,

    varan 8: 3 4 maç arka arkaya formssuz olan 22 yaşındaki emre çolak'ı yuhalayan,

    varan 9: didier drogba'ya gösterdiği sabrı burak yılmaz'a, selçuk inan'a gösterdiği sabrı wesley sneijder'e göstermeyen,

    varan 10: ne olursa olsun 1 kere bile fatih terim için yaptığı desteğin %1'ini bile roberto mancini'ye göstermeyen, sözde taraftar gurubu.

    şimdi söyle bana sözlük;

    bedava bilet olmasa gelmeyecek onlar mı daha çok seviyor galatasaray'ı, yoksa her sene kombinesini alan ben mi?

    ultraslan'ı galatasaray'dan büyük gören onlar mı daha çok seviyor galatasaray'ı, yoksa galatasaray sevgisini annesinin babasının sevgisinin önüne koyan ben mi?

    sırf bir maça* bedava bilet bulamadılar diye doksan dakika yönetime sallayanlar mı daha çok seviyor galatasaray'ı yoksa gerektiğinde evindeki bardağı bile gs store dan alan ben mi?

    galatasaray'ın ilerlemesi için gereken ilk şey:

    ultraslan'ın kapatılması. bu kadar kendisini büyük gören, kendini bir bok sanan adamın bir arada toplandığı başka bir oluşum hiçbir yerde yok.

    ultraslan kapatılsa ne olur?

    1- karabük'te antep'te takım yalnız kalmaz. hiç mi yok karabük'te veya antep'te yaşayan galatasaraylı?

    2- eski ruhu tekrar yakalarız biliyorsunuz en büyük başarılarımızı ultraslan yokken aldık bilmeyenler için kuruluş tarihi 2001.

    3- her maçta başarılar gelir geçer yerine re re re ra ra ra söylemeye başlarız.

    4-oyuncuların üzerindeki: bir daha basarlar mı acaba florya'yı baskısı kalkar, belki de daha rahat oynarlar.

    5- paraya, bedava bilete değil gerçekten armaya renklere gönül verenlerle izleriz galatasaray'ı.

    6- bir süre sonra taraftarımızla değil takımımızla övünen adamlara dönüşürüz.

    lütfen, içinizde biraz bile galatasaray sevgisi varsa kapatın şunu gidin. galatasaray sizin rant sağlayacağınız haraç alacağınız bir yer değil. bu takımın sahibi ultraslan değil galatasaraylılardır.

    edit: varan 7 de selçuk inan'a adam değil demek istemedim ona verilen destek fazlalığından bahsettim. bir ikincisi de selçuk inan'la adnan polat'ı aynı kefeye koymayın biraz düşünün allah için.
  • lise süresi dahil sürekli maçlara gidip geldim. kendimi hiç onlardan hissetmedim.neden mi? ben bireysel bağırdığım için dayakla tehdit edildim. maltepe grandhouse'da bir gece öncesinden derbi maç bileti için kuyruğa girdim; bu adamlar ellerinde baltalarla gelip çantayla bilet kaldırdılar. kimse benden onlara minnet beklemesin. 15 ocak sonrası duruşları da ortada. kendi çıkarını düşünen bir topluluk. evet organize oldukları kesin. ancak beni temsil etmiyorlar.

    bütün maç kıçımı yırtarım ancak heyaheyaheyheya ultraslan ultraslan dedikleri zaman tezahüratlarına katılmadığım tribün oluşumu.

    not: ben galatasaraylıyım tribüncü değil. birkere haksız kazanç geçmedi galatasaray üzerinden boğazımdan. bu insanlar bunu iddia edemez.

    edit: noooldu acıttımı ya....

    edit 2: oğlum bunların ultraslan yazdığına bakmayın. ultras falan değil bunlar. o maddi destekle bunların yaptıklarını hepiniz yaparsınız. siz ultras görmemişsiniz. .

    edit 3 ve son edit: ultras ve endüstriyel futbol terimlerini en çok böyle saçma bir oluşum birleştirebilir herhalde. hem ultras olacaksın hem karaborsanın bel kemiği olacaksın. hem ultras olacaksın hem üniversitelerde sana üye olmak isteyen öğrencilerden zorla para toplayacaksın. bu para maç; yolculuk falan değil. ben .... üniversitesi ultraslan'a üye olmak istiyorum dersin; kapı 20 tl'den açılır. vay amk.
  • 14 sene beklemişler. ergenler siz o zaman hayattamıdınız? bahse girerim o zaman hayatta olsanız takım değiştirirdiniz. arabesk şarkılar söyleyin siz değil misin? arabesk döneminde bile bu stad bu kadar arabesk şarkı görmedi. asıl ruhsuz sizsiniz bu genç yaşta. ben de size şarkı yazdım.

    kimisi ps alemlerinde
    kimisi bedava bilet peşinde
    galatasaray duruşu yok hiçbirinde.
    düşmüşler reislerinin peşine.

    söyleyin çok mu şey istedik?
    bedava biletinin hakkını ver dedik.
    biz yeri geldi 6-0 yenildik
    sizin gibi takıma küsmedik.
  • hakkında bir grupmuş gibi konuşulması oldukça fantastik şey. keza ultraslan yalnızca bir isimdir, tribünde olan bitenin önünde bir settir, perdedir. bu tribünde bir tayfa gerçeği vardır. dedelerimizden beri varolan, yönetimler tribünleri yönetme saltanatını sürdürdüğü sürecek varolacak şey. o zaman da beleş otobüs, beleş bilet ve bunların sahibi tayfa vardı; şimdi de var. 1998'deki juventus maçını hatırlayalım örneğin. maç haftası, bir yemek masasında reis maçın önemini anlatan bir röportaj veriyor ve ''takımımızı en iyi şekilde destekleyeceğiz'' diyordu. faruk süren o maça özel olarak tayfaya herzamankinden çok çok az bilet verince tayfadan içeri girenler tüm kapalıya ''bu maç bağrılmayacak, protesto edilecek'' tarzı bir talimat vermişti. neyse ki o dönem tribünde yer alan aslanlar grubu uzun zaman dil döküp maçta bağrılmasına ikna etmişti onları. onları da şutladılar sonradan gerçi ama oralara girmeyelim. tribünün iyi veya kötü olması ilk planda adamların hiçbir zaman sikinde bile olmadı, bu gözünüzde canlansın diye anlattım bunu. petre ve hagi tarzı şeylere hiç girmiyorum, onlar sadece o günün kurbanıydı. takım hiçbir zaman tam olarak dibe vurmadı son zamanlarda, eğer vursa kurbanları değiştirip aynı günleri ve olayları rahatlıkla görebiliriz. o olaylarda tayfayı ve dolayısıyla tribünü yöneten ergun gürsoy'du, o vaziyet bugün olsa benzer görevde olan haldun üstünel'dir şu an.

    şimdi ana sayfaya geri dönelim. peki tayfa'nın kendi alt grubu, kimliği gibi yer alan ultraslan'a ne gerek var? 2000'li yıllara doğru tribünlerde tayfaya alternatif yada başkaldırı mı desek, bu tarz oluşumlar ortaya çıkmıştı. 96'da efsane maraton dururken numaralıda yer alan kfy, 99'da kurulan ama yeni meşhur olan ck, beşiktaş tribününde 99'da kurulan academy hep birşeyi temsil ediyor. galatasaray tribünü ise bu konuda en muhafazakar tribün oldu hep, belli aralıklarla yapılan denemeler de üstü çizilerek son buldu malumumuz. eskiden olmayan pankart, koreografi tarzı hadiselerin gerekliliği de bu grupları ve en azından ekipleri zorunlu kıldı. sultans'a, ölümüne'ye, karşı'ya hep ua adı altında yol verildi. onların da pankartlarında ultraslan yazsın diye ölüp bitmediğini söylemeye gerek var mı bilemiyorum. onlar pankart yaptı, ultraslan'ın oldu, koreografi yaptılar sitelerinde giriş sayfası oldu. tribünün bu durumunu çözmekte zorlanan insanların da ortak bulanıklığı bu zaten artık. bayık besteler söyleyen ama mükemmel koreografiler yapan grup. yahu arkadaş senin bu dediklerini yapanlar aynı insanlar değil ki, bir çoğu birbiriyle tek kelime etmemiş, selamı sabahı bile yok. tribünde besteleri girmek, tezahuratları yönetme hadisesi kapalıdaki bir yürüyedur dönemi hariç hep tayfanın hakimiyetindeydi. senin koreografi dediğin şeyleri veya pankartları başka insanlar üstlenmiş durumda. o gruplardan yeri geliyor, çıkarttıkları bir ürün için adet başı para toplanıyor tayfa adına. bu bakımdan tribündeki dengeleri keskin bir şekilde ayırabilmek gerekli.
  • ergin ataman'la dertleri vardır. zaten daha önce pek çok sefer ters düştüler. azcık uslu durun dedi koç kendilerine zamanında vs. zaten koreografilerde filan hiç bir zaman hocaya yer vermediler ama sesleri de çıkmadı doğal olarak takım başarılı olduğu için. şimdi ise fırsat bu fırsat diyerekten istifa diyorlar. kendilerinden olmayan hiç bir şeyi istemiyorlar çünkü.

    en fitil olduğum mevzu mesela "deplasmanda, sami yen'de ua hep seninle" ulan nerden ua? ben buna eşlik etmek zorunda mıyım? e gitmişken de ben durmadan bağıran bir adamın, duramıyorum. nolacak şimdi? ua demek istemiyorum. neden ua yani bunu bana açıklayın. "bu taraftar hep seninle" deseniz herkes eşlik etse olmaz mı? madrid'e içerde 3-2 koymuşuz, turun kapısından dönmüşüz, bi aşkla şevkle eşlik ediyorum maç bitiminde: "başarılar gelir geçer asaletin bize yeter..... vay amq yak sigara yak yine ua dediler" oluyorum mesela. neden ulan neden? ben deplasmana gitmedim mi mesela?

    "oley oley oley oley ua ua" mesela bu nedir? bu kime destek? sahada uaspor mu var?

    veya "sebo reis oley oley sebo reis" gibi bi şey. kim abi sebo reis? sahada mı? tamam az iş yapmamış olabilir galatasaray için. çok kavgalara girip, trenlerden satırla atlamış olabilir, yememiş içmemiş, benim bilmediğim milyonlarca faydası dokunmuşta olabilir ama neden böyle bağırılıyor? neden mesela uğur iris'i dövebiliyorsunuz da, sebo reis diye bağırabiliyorsunuz?

    bu entryi yazma sebebime gelelim. malum 12 mart 2017 galatasaray fenerbahçe basketbol maçı. ergin ataman istifa diye bağırıyorlar. hadi ok bunda anlaştık, sen sevmiyorsun. e ben seviyorum. napcaz şimdi? ben seni gelip döveyim mi mesela? yuhalayınca da, yuhalayanları dövdüler. dövdüler lan gözümün önünde onların tribün aktı insanların üstüne yer yer. ben başta yuhaladım pota arkasındaydım. yanımdaki tayfayı ben en son gittiğim zaman ki gibi sandım. eski tribüncüler filan ua tayfası değil sandım yani. lan bi baktım bunlarda istifa diyor. sustum sözlük, sustum yaktım yine sigara. götüm yemedi çünkü. zaten biraz genç, hızlı bi arkadaşı hacamat ettiler o ara, yuhalamasına ayıkınca. ben bi bok yapmadım açık konuşayım. götüm yemedi çünkü. melih mahmutoğlu'na ancak o salonda besleyebileceğim kadar hırs besliyorlar çünkü sana, bana, onlar gibi düşünmeyenlere.

    sonra başladılar. "sucukçu diyenin anasını sikeyim". ya bak kardeş azcık akıl, mantık lütfen. insanoğlu evrimini tamamladı. sene olmuş 2017. niye sucukçu diyor bu insanlar? bi buna yoğunlaşsak mesela? yenmedi mi abi sucuk? yendi. ee problem ne. sucukçu tayfa diyoruz ananıza mı sövüyoruz? hayır. e sen niye benim anama sövüyorsun. düşman mıyız biz? hakkaten düşman mıyız? ortak paydamız galatasaray mı? yoksa ortak paydamız yok mu? siz ve biz olarak ayrılmak zorunda mıyız? neden böyle veya neden beni de böyle düşmanca tavır takınmak zorunda hissettiriyorsunuz. bakın ben de bu insanlarla maça gittim, deplasmana da gittim. içlerinde çok sevdiğim kardeşlerim, abilerim de var. sonuç bu mu olmalı? ben burada sinirden, üzüntüden bunları yazacak kadar dolmalı mıyım?

    "yuhalayanın anasını sikeyim". bunu da dediler. yav ben de "istifa diyenin anasını sikeyim" diyeyim o zaman napacaz şimdi? burayı da ayrıca uzatmayacağım.

    2 kere yönetim istifa dedilerse, 25904 kere ataman istifa, 3452 kere sucukçu diyeni anasını, 454 yuhayalayın anasını dediler. bağırsak ya hep beraber yönetim istifa diye?

    belki sizin kadar maça gitmedim. ki gitmemişimdir saygı duyuyorum diyelim. bu olayı da çok anlamıyorum ama olsun. siz daha galatasaraylısınız benden gerçekten hadi buna saygı duyuyorum diyelim de... mottomuz şu değil miydi abiler, kardeşler?

    https://twitter.com/...s/413986479686160384
  • cehennem diye nam salmıştı bir zamanlar. çimleri eşeleseler, nice büyük takımların leşlerinin çanak çömlek kırıntılarını toplarlar. ne maçlar yaşandı, ne gitti denilen maçlar alındı. tribünlerinde bir ömür tüketen, tüketecek olan gönüllüler vardı. fiziki olarak bu sene yok olacağı hesaplanıyor, yıkılması için gün sayılıyor. ve ne yazık ki bu tarihi stadı, baba ocağını yıkmak için iş makinalarını bekleyemedik, tarafımızdan sizlere ömür. artık bırakın dev avrupa takımlarını, sıradan langırt ligi takımlarını bile güldüren, neşe içinde maçlarını bitirebilen, ürkütmek şöyle dursun en ölü rakibi bile dirilten bir köhne futbol cenneti.

    türkiye langırt liginde oynayan çoğu takımlardan, daha kötü bir stadyumda oynuyoruz. sokakta yürüyen biri, eski açıktaki kaleye penaltı atılsa seyredebiliyor. arda korner atarken, dışardaki migros'da bir kaza olsa kafasını kaldırıp dışarı bakabilir. herkes yerinde otursa en az 5.000 kişinin sahayı görüşü arızalıdır. misafir tribünü dedikleri bölümde hayvan bile maç seyredemez. inanın o bölgede 50 kişi sahayı tam olarak göremez. bırakın misafiri, oraya gelene eziyet çektiriyoruz, paravanın yan tarafındaki en önemli tribünümüzün olduğu yerden bile saha görünmüyor. içeri giriş çıkışı, pis plastik oturakları, 1 karış sidikli tuvaletleri çok yazdık, bu kez o tribünleri kullananları, yani bizi yazacağız.

    bir paradoks var bu sene tribünlere kabus gibi çöken. acaba taraftar oynanan can sıkıcı futbol yüzünden mi, sıkıcı, ağır, müzikal kurgusu olmayan, oynanan futbolla alakasız, uzun arabesk şarkılar söylüyor? yoksa takım bu iğrenç, aşağılık kompleksi taşıyan, gece uyku getirecek tezahüratlar yüzünden mi kötü oynuyor?

    kapalı tribünün ruhuna el fatiha okunmuş. kanla irfanla kurduğumuz mevzileri, en kral takımlara mezar olmuş cehennem tabyalarını çok kolay terkettiler çapulculara. son saniye, kapalının yeni açık tarafında faul oluyor, kaleci kalesinden gelip, topu en az 20 metre öne koyup atış yapıyor, aynı anda tribünlerden belli belirsiz melodi mırıldanıyor.'' seeeeeen var ya seeeeen, elimde sigara, deplasman yolunda......''

    tribünlerdeki taraftar senelerdir aynıdır. sezon bazında değişim yüzde beşi geçmez. peki ne oldu da taraftar profili aynıyken tezahürat profili değişti. maç oynanırken nakaratıyla beraber, en az 5 dakika süren o lanet olası tezahüratın kime ne faydası var? o tezahürata başladığınızda ben arda turan olsam, takıma'' aman tezahürat bitene kadar atak matak yapıp riske girmeyelim, top çevirerek şarkının bitmesini bekleyelim'' derim. demediği de ne malum ya. basket maçına da giden aynı seyirci, neden salonda aynı tezahüratları söylemiyorlar. söyleyemezler de ondan, her an bir aksiyon var, her an tabela değişiyor, söylenecek durum yok. ama bu sene, özellikle son maçlardaki futbol, arabesk taraftarın işine geliyor. hayatlarının hiçbir yerinde o kadar yoğun kalabalıkla söyleyebilecekleri ortam yok.

    iki senedir oturttular, nevizade geceleri şarkısını. liverpool'un ünlü tezahüratıyla özdeşleştiriyorlar. bizde olmaz arkadaşlar, takım maçı kopardıktan, maçı şova dönüştürdükten, ya da yenilgi garantiyken söylenecek şarkıdır o. o da gereksiz nakaratların, sonunda alkışa kurban giden bölümün tekrar revize edilmesiyle maç biterken, ya da takım sahaya çıkarken söylenebilecek şarkı olabilir.

    her şeyin bir nedeni var elbet. bu sene kapalı tribüne yapılan camdan set, tezahürat yapacak olanları engelliyor. en az 3 sırada kimse oturamıyor(yani ayakta duramıyor), alt katı akılları sıra lüks yaptılar, sahayı en kötü gören bölüm orası, büyük maçlar harici kimse gitmiyor, gitse de cam set yüzünden yukarısıyla tezahürat bütünlüğü kesilmiş, yukarıdakilerin sesi aşağıdan duyulmuyor, bu iğrenç durumdan bezen taraftar da artık, oynanan oyundan bağımsız kendisini eğlendirmeye çalışıyor. parası olan votka, viski, olmayan köpek öldüren ,ya da daha ucuzu biraya dayanıyor, kelle paça vaziyette tribüne çıkıyor. ne bir önder, ne bir yol gösterici var. olanlar da sırtı sahaya dönük'' bağırın lan'' cılar. bağıralım da ne diye bağırıcaz, böğürecez mi, şarkı mı söyleyeceğiz?

    top rakibe geçtiğinde ıslık çalmaya, konsantrasyonu bozmaya çalışan bilinçli kardeşlerimizi, maçı o anda seyretmeyen çapulcu engelliyor. oynanan oyunu seyretmedikleri için yorum yapmıyorlar, sonuçtan etkilenmiyorlar, maça gitmeyen varsa inansınlar bana, gol atıldığında sevinmez, yenildiğinde üzülmezler. o yüzden her maç 0-0 bitse bile şikayetleri olmaz, gelen ağam giden paşam misali, görüntüde takım sevgileri vardır. ne bir forma alırlar, ne bir atkı taşırlar, bedava olmasa maça gelmezler(keşke gelmeseler) her an ters dönebilirler, güvenilmezlerdir.

    ne var ki aynı takımı tutmaktayız. beraber maç seyretme mecburiyetimiz vardur. milyonlarca dolar vererek futbolcu, hoca alanlar, aslında neticeye direk etki edebilecek potansiyele sahip taraftara ne yazık ki sülük muamelesi yapmaktadırlar. onlar için ne kadar az seyirci gelirse o kadar iyidir. müşteri olmayanlara ise sümük bile atılabilir. oysa ki en somut örnek 10 senedir kadıköy'de huzurlarımızdadır. 10 senedir bizi yenen fenerbahçe'nin taraftarıydı, büyük stadyumda çapulcuyu asimile edebilmişler, dolu olduğunda sahaya maksimum etkiyi gösterebilmişlerdi.

    biz ise maç kora korken bile '' cim bom bom'um, biricik sevgilim'' tezahüratıyla tempoyu düşürebilmek için elimizden, gırtlağımızdan gelen ne varsa yapıyoruz. ben takım ısınmaya çıktığında futbolcu çağırmalara bile tutluyorum. çoğu yalandan gelip zoraki yumruğu sıkıyor. en son çağırılan futbolcunun yaşadığı travma da cabası. tribünlere top yekün bir el atmak, tezahürat şeklini tamamen değiştirmek gerekiyor. aslında sahada tempo olsa, takım coşsa, taraftar zaten coşacak, o sıkıcı tezahüratları yapacak zamanı olmayacak. bu gidişle yakında''dönülmez akşamların ufkundayız''ı söyleyebiliriz. 10 dakika sürer, takımın oyun şekli de müsait. topu çevirirler kendi aralarında, o sırada yeni açık ''oley, oley'' diye vokal yapar. eskişehirspor taraftarından örnek alalım, kolay bir marş seçip, tribünlerin tamamı tarafından söylenmesini sağlayalım. top rakipteyken, maç tehlikeliyken durup gürültü çıkaralım yeter. oyun durduğunda, maç koptuğunda ne istiyorsan onu söyle.

    haydi ultra'lar, yarın seyrantepe'ye göç edecek olanlar yine sizlersiniz. tekrar sportif anlamda cehennem olan tribünlerimizi tekrar eski günlerine döndürelim. o lanet olası size dayatılan arabesk şarkıları söylemeyin. takım coşturmaya çalışın, maçın başındaki gibi. sahada coşan takım sizin daha fazla coşmanızı sağlayacaktır. maçlara mutlaka formayla, atkıyla gidin, fazla içmeyin, hakem küfürü hak etse bile ıslık çalarak tepkinizi koyun. oynun içinde olun, bir önceki maçta iyi oynayan futbolcuyu ilk çağırın. mümkünse takımı toplu yumruk şova çağırın, onlar yarım saatten fazla ısınıyorlar, o arada en ağır, en uzun şarkılarınızı söyleyebilir, dinletebilirsiniz.

    bana kalsa, neler yaparım, ama elimde değil gücüm yok. gelecek sizlerin, daha iyi tribünlerde taraf olun sevgili takımınıza.
  • kataktersiz, bomboş bir oluşum olduklarını devamlı kanıtlıyorlar. gruba yapılan eleştirilere doğru düzgün cevap verip, yanlışlardan geri dönülüp/yanlış anlaşılmaları çözüme kavuşturup gelin birlik olalım demek yerine (bkz: 20 temmuz 2017 galatasaray östersunds fk maçı)nda aynı takımı destekledikleri, aynı ortamda bulundukları kişilere "sucukçu diyenin anasını ..." diye hönkürdüler. şu anda da twitter'da tıpkı ergenliğe yeni girmiş isyankarlar gibi #alayınızaultraslan hashtagiyle bomboş paylaşımlar yapıyorlar. grubun üyeleri de "yiyorsa karşımıza çıkın, adam mısınız" vs demekten başka bir halt diyemiyorlar. sizin gibi alt seviye insanlarla muhattap olmak zor iş. sucukçu tribün teröristleri.
  • başkanları tarafından beni ve türevim pek çok "galatasaray"lıyı kınamış topluluk. kınama sebepleri ise "saygısız, terbiyesiz, nankör" oluşumuzmuş. iyi eyvallah. kınadığınız hareketimin olayı şudur, ilk evvela ona bir bakın;
    (bkz: #573297)

    hah, şimdi de ben size birşeyler yazacağım.

    sizi bilmem, tanımam, etmem, sizle tek ilişkim bilet bulamadığım bazı maçlarda, stad önünde sizden fahiş fiyatla aldığım biletler. bunu bilin. reis'inizi de bilmem. ama muhtemelen şu en önde duran beyazlı tiptir. oğuz muş galiba adı. bizi kınamış. iyi, aferin.

    şimdi arkadaşım, kuruluş tarihinize bakıyorum; 2001. yani rahmetli alpaslan dikmen'e saygım sonsuz ama, enteresandır, ali sami yen o tarihten beridir de rakip takımlar için cehennem olmaktan çıkmış durumda. şu real madrid maçından sonra görmedim ben bizim takımın aslan kesildiğini sahada.

    fırsatım oldukça elimden geldiğince kendi "helal paramla" maçlara gidiyorum ben arkadaşım. "kalk kalk kalk" "kalkmayan fenerli" bağırsanıza lan" nidalarını pek sık duyuyorum o tribüne siz geldiğinizden beri. bir yerden sonra sizin ne halt ettiğinizi incelemeye başladım. ulan o kadar kişi toplansanız sahadaki 11 i sayamazsınız, hiçbirinizin maçla ilgisi yok. tamamen kendi şovunuz.

    bu pisliğin en üst mertebesini de yeni stadın açılışında gördük. dev pankart açılıyor, biz bekliyoruz ki "cimbombom" yazsın "galatasaray" yazsın "burası ali sami yen" yazsın, "sen nerede biz orada" yazsın. ama ne yazıyor? ultraslan!!! bu ne amına koyayım lan. ben ultraslanlı değilim, galatasaraylıyım. ve başından beridir savunduğum şu: galatasaraylılığa "galatasaraylı"dan başka bir ad vermeye gerek yok. aha o avrupa yı titreten "galatasaraylı"lar. ultraslan falan değil.

    bu taraftar grupları sahadaki takımı yüreklendirmek için var, rakip takımı sindirmek için var. koreografi sunmak için değil, koro halinde aynı şarkıyı söylemek için değil.

    şu son maçta özellikle baktım o başınızda duran beyazlı şahısa, bir kere dönüp sahaya bakmadı adam arkadaş. git bak ulan, avrupa daki taraftarlara bak, çarşıya bak, hepsini siktiret, tarihe geçmiş maçlarımızı al incele, nasıl galeyana getiriliyor sahadaki takım. tribün sahada oynanan oyuna yoğunlaşmış durumda. maçın gidişatına göre enerjisini veriyor sahaya.

    şimdi futbolcu olarak düşünüyorum kendimi, ulan ben sahadayım, dehşet bir çalım atıyorum, nefis bir şut çekiyorum, ya da rakibin önüne veriyorum topu kendi kaleme gol attırıyorum, değişen hiçbirşey yok tribünde, hep aynı nakarat, yaptığınız şarkılar da pek bir halta benzemiyor o ayrı. şimdi ben topçu olsam "nasıl olsa tribün siklemiyo" derim fazla da zahmete sokmam kendimi. şöyle sağ kanattan alıp yardırırken o tribünler ayağa kalksa, oturan tribünler ben hücum başlattığımda ayağa kalksa nasıl gaza gelirim, rakip defans olsam nasıl panik olurum. ama öyle birşey yok, herkes zaten ayakta, rakip takım için konuşuyorum, bilmediğim bir şarkıyı söylüyorlar ne olursa olsun. "cennet lan burası" derim, ne baskısı, hakem için de aynı şey.

    varsa yoksa "ultraslan". ultraslan ne kardeşim? orası "galatasaray". efsane olan "galatasaray" siz değilsiniz. rahmetli alpaslan dikmen'in gayet iyi niyetle kurduğuna inandığım bir oluşumu kulüpten yukarı tutar hale getirmişsiniz.

    arena nın açılışından sonra gördük kullandığınız tribünü, ilk günden koltuklar kırılmış lan. hayvan yapar mı bunu?

    şimdi mutlaka beni aramaya başlarsınız, belki bulup dövüp öldürürsünüz bilemiyorum. ama merak etmeyin, bundan sonra sizin olduğunuz hiçbir maça gitmeyi düşünmüyorum. adam gibi "taraftar" olmadığınız sürece, sahadaki takım için bağırmadığınız sürece. benim gibi düşünen pek çok "galatasaraylı" da var eminim. şunu bilin, avanta aldığınız başkanla beraber oluşturduğunuz o sahadaki takım artık "galatasaray" değil, "ultraslanspor".

    buyrun 52.000 kişilik stad, kendiniz söyleyin kendiniz eğlenin. ha belki şu olur, gerçek "galatasaraylı"lar sizi bastırmaya başlar, sizin tezahüratınızı ıslıkla keser, sahadaki maça göre tezahürat yapar. o zaman alırım kombinemi giderim.

    şunu bilin ben oraya "galatasaray"ı seyretmeye desteklemeye geliyorum, fenerbahçe ye küfretmeye değil. ben "galatasaray" ile ilgilenmek istiyorum, başka takımla değil. ha o takımla oynanıyorsa o maç, belki biriki sinkaflı tezahürat vs yaparım, ama o kadar, 2. lig takımıyla oynarken o takımın adını anmak istemem.

    en kısa zamanda yok olmanız temennisiyle...
  • ultraslan, 90'ların sonunda yakalanmış sportif ve tribünsel başarının üstüne yakılmış bir keyif sigarasıydı adeta. iyi niyetliydi, bağımsızdı.. sigaranın havaya yayılan dumanı gibi dalga dalga yayıldı türkiye ve avrupa'nın dört bir tarafına.. 2008 senesinin eylül ayında yere düştü bu sigara, alpaslan abimiz vefat etmişti. o sigara düştüğü yerden alındı, yeniden çekildi ciğerlere ama eski tadı yoktu maalesef, kirlenmişti. keyif sigarası olmaktan çıkmış, ergenlerin elinden düşürmediği, yok yere içilen, öksürten sigaralardandı artık. değer bilmezlerin elindeydi. en küçük kavgada başka galatasaraylıların üzerinde söndürmeye bile başladılar bu sigarayı. şarkılarla türkülerle yakılan sigara, şimdi küfürden ve baskıdan başka bir şey ifade etmiyordu bizlere. sene 2012 olmuştu, eylül ayıydı.
  • http://www.ultraslan.com/Oku.asp?okuID=3180 linkindeki aciklamasiyla turkiye'deki modaya uyduklarini gostermisler. simdilerde recep tayyip erdogan bu tarz aciklamalar yapiyor mesela. kendisine "yolsuzluk var mi?" diye soruluyor, o "yol yaptik" diyor! kendisine yine "yolsuzluk yaptiniz mi?" diye soruluyor ve o "bizden once millet ilac bulamiyordu" diyor! daha sonra yeniden "yolsuzluk yaptiniz mi?" diye soruluyor ve kendisi bu sefer "bunlar dış mihraklarin oyunu. herkes bize karsi cephe almis" diyor. velhasili diyor da diyor ama "yolsuzluk var mi?" bir tek buna bir cevap vermiyor!

    bunlar da aynen o hesap. igrenc kufurlerinizle, sadece kufurun muhattabini degil, o salondaki herkesi rahatsiz ettiniz mi? sorusuna "biz soyle aslaniz boyle kaplaniz. bizim gibi galatasarayli bulunmaz" gibi cevaplar vermisler. arkadasim sen yaptigin guzel isleri bir gun kufur edince kredi olarak kullanmak icin yapiyorsan birak yapma! agir abi takilmaya gelince hepinizin dilinden allah kitap dusmuyor ama en pis kufurleri ulu orta ve topluca etmekten de utanmadiginiz gibi, ozrunuzle de kendinize gulduruyosunuz!
  • türkiye’nin en büyük bağımsız taraftar grubu olduğu iddiasındaki oluşum. son zamanlarda erozyona uğrasa da yine de hala doğru. kime göre, elbette türkiye’deki rakiplerine göre, eğer galatasaray’ın ülke dışı vizyonuna taraftarı da katmıyorsak.
    ilk kurulduğunda büyük heyecan yaratmıştı ultraslan. zira ultras felsefenin türkiye’deki her şeyde olduğu gibi değiştirilmiş bir versiyonuydu.
    bütün galatasaray taraftarını ultraslan olarak nitelemek, bir çatı altında bütün grupları toplamak istiyordu. başarılması kesinlikle çok zor bir girişim. bu ülkede herkesin aslında kendi işini kurmak istediğini düşünürseniz hak verirsiniz bana. inanmayan yıl içinde açılan ve tasfiye edilen şirket sayılarına baksın. istatistik de verdik, yazıyı bilimsel temele de dayandırdık.
    ironi şudur ki; türkiye’de taraftar oluşumları bilimsel hiçbir temele dayandırılamaz. hoş zaten çok az şey bilimsel temele dayandırılabilir ya, neyse.

    ultraslan’ın kuruluşu için çeşitli tarihler ileri sürülmekte. kimi bir büyük toplantıdan kimisi bir maçtan bahsetmekte. kimse kurucuların birlikte olmaya başladıkları zamanı hesaba katmıyor. sanki bir anda “ulan bir tribün grubu kuralım” demişler gibi davranılıyor. pink floyd’un kuruluşu için bile pink anderson, floyd council’den bahsedilirken, biraz eksik bilgi oluyor kanımca. (tamam sadece isimlerinden yararlanıldı ama elemanların eski gruplarından bahsettirmeyin bana, sonuçta ultraslan yazıyoruz burada, rock tarihi değil)

    ultraslan’ı kuran grup benim akranım. bu adamların bir çoğu ile stad önünde (!) sabahlamışlığım, kavgalara girmişliğim var. arkadaşlarım diyemem yine de. bahsettiğim yıllar 80’lerin başları.

    daha da öncesi var. bu bir avuç galatasaraylı taraftar, stad önünde sabahlanamadığı zamandan beri vardı. genellikle yadigar ejder’in (allah rahmet eylesin) nevizade’nin girişindeki büfesinde(şimdi çok varyeteli bir yer oldu) takılıp, öğlen vakti taksim’de toplanılır, sonra da polis kortejinde bize ayrılan yere(inönü kapalının yarısı) girildiği zamandan beri bu adamlar tribündeydi. tribüne emek vermek konusu açıldığında bunu bir gözünüzün önüne getirin. bahsettiğim zamanlar : kombine yok, biletix yok. evlerde telefon yok be abicim, internet dünyada bile yok.

    ultraslan’ı kuran kadro bu kulüp için hakikaten çok cefa çekti, kulüp diyorum çünkü basketbol maçlarına da aynı kadro gidiyordu. tribün işini beyaz gölge dizisi gibi sananlara kalsaydı, spor sergi sarı lacivert olurdu, romantizm de bir yere kadar.
    en azından 14 sene şampiyonluk bekledi yahu bu kadro. şaka gibi değil mi, 4 sene üst üste şampiyon olurken tribünleri boş bırakan gençler, size söylüyorum.
    ve bu adamlar aylarca bayrampaşa’da yattı, meşhur olaylı fenerbahçe maçından sonra. o maçla ilgili her şey organizeydi yazıldı. halbuki organize olan tek şey sahaya su atmayı planlamaktı. diğer bütün olayları polislerin tahriki başlattı. hatta tv görüntülerinde, sonradan hapis yatanların önce ayırmaya çalıştığını, sonra polisin onlara saldırmasıyla birlikte karşılık verdikleri net görülüyordu. ama mimliydi işte onlar.
    aynı zamanların tribün çocukların beşiktaş’lı rahmetli optik (başkan) , fenerbahçe’li pepe metin efsanedir kendi tribünlerinde. elbette kimisi de çok hoşlanmaz bu isimlerden. ultraslan yöneticileri için de geçerli aynısı. sebo reis, yılmaz başkan, bir de rahmetli olan peygamber hüseyin vardır. kimine göre efsane kimine göre değersizlerdir. onları tanımayanların, uzaktan izleyenlerin ve tribündeki birkaç dallamaya (ki neredeyse her maç bunlardan bir kaçını fırçalıyorum) bakıp onları beğenmemeleri, sevmemeleri normal belki de. ama tanımadan nasıl hüküm verilebilir ki.
    işin ilginci ultaslan’ın en tanınan yüzü rahmetli alpaslan dikmen olunca başka, diğerleri olunca başka düşünülüyor. halbuki, yürüyedur olayında da alpaslan dikmen görevdeydi mesela.
    bu adamların hepsi işi gücü olan, galatasaray sevdalısı adamlar. içlerinde türkiye’nin sayılı üniversitelerini bitirmiş adamlar var.

    yanlışlar yok mu? elbette var. ve bu adamlar bunun farkında. bu yüzden bundan birkaç ay evvel sorunların konuşulacağı bir toplantı düzenlediler. sonuç alındı mı? şimdilik hayır. ama bir çaba var takdir edilmesi, desteklenmesi gereken.
    yeni stadla birlikte bir çok şey değişme eğiliminde. bu sezon bir kısım ultraslan’ın eski açık’a geçmesi bunun başlangıcı.

    bir de ultaslan’ı eleştiren galatasaraylıların rakiplerimizdeki tribünlerin durumunu göz önüne getirmesi gerek. gfb ile aziz yıldırım, çarşı ile yıldırım demirören arasındaki eski bağlantılar ve şimdilerde patlayan olaylar güzel mi sizce? böyle mi olsun istersiniz.

    bizim gençliğimizde kapalıda dakika tutulurdu tezahürat başladığında, bazen 15 bazen 30 dakika durmaksızın bağırılırdı. durana amigo mehmet dalardı. kimse de bir şey demezdi, diyemezdi. iyi miydi? tabii ki değil. dünya değişiyor, türkiye değişiyor ve tabii ki tribünler de. bizim kuşak yaşlanmaya başladı, yavaş yavaş çekileceklerdir. ama onların yerine yine onlar gibi tribüne emek veren galatasaraylılar gelecektir. kimseye durup dururken gel sen tribün lideri ol demezler. ancak tribünlerin gittikçe daha iyi olacağı kesin.

    bu sebeple, şikayet etmekten çok, biraz daha tribün için çalışmakta yarar var sanırım. biraz daha taşın altına eli sokmakta fayda var.
    benim tanıdığım birkaç genç var galatasaray sözlük yazarı olan**. onlar bu hafta başladılar bir yerden. hepsi çok düzgün, galatasaray’ı çok seven gençler. eğer tribünü ve emek harcamayı bırakmazlarsa, ilerleyen zamanda ultraslan yöneticilerinden olabilirler. bence tribünlerin böyle gençlere ihtiyacı var.

    http://captano.blogspot.com/...10/01/ultraslan.html
  • aşşağı yukarı 17 - 18 senedir bir zaruret addederek maçlara giderim. sadece galatasaray maçlarına mı? hayır. bazen kasımpaşa, bazen karagümrük, bazen alibeyköyspor bazen de amatör lig. basketbolu falan saymıyorum bu kapsamda.

    lakin şu ergenlerin ben şu kadar maça gittim, kale arkasında oturamazsın, kombinen var diye o koltuk senin olamaz, metroda sigara, statda cigara içerim karışamazsın, yanında hatun da olsa, çocuğun da olsa, yaşın 70 de olsa ben sana her türlü gider yaparım ayaklarına bir türlü alışamadım.

    çok afedersiniz ulan dürzü sen kimsin? burası dağ başımı? ben maça gidiyorum ama belki bağırmak istemiyorum, belki oturduğum yerden izlemek istiyorum, belki ben astım hastasıyım senin içtiğin sigara beni rahatsız ediyor, belki ben parasını senin gibi yalayarak değil alın terimle kazanarak aldığım koltuğumda oturmak istiyorum...

    tamam sana da hak veriyorum insanlıktan nasiplenmemişsin, annen baban seni insan yerine hayvanlarla birlikte yetiştirmiş ama artık kendi başına maçlara gelebildiğine göre insanları örnek alabilecek yaşa gelmişsin.

    ultraslanmış...

    yol beleş, yemek beleş, bilet beleş, forma - t-short beleş "ama ben deplasman yapıyorum yeeaa" diyor bir de utanmadan. tribüncülükten anlamazsın, üniversiteliler olmasa yaratıcılık yeteneği sıfırın altında, beste yok güfte yok, varsa yoksa saldır galaaaatasaray.... son yıllarda giden bir maçı çevirmişliğin yok ne taraftarlığından bahsediyorsun.

    2 eylül 2012 galatasaray bursaspor maçında güney tribünde yaptıkları artık belli şeylerin değişmesi anlamında milat olmalı. şahsen kendi adıma ulaşabildiğim yetkililere* -ki önceden bu pislikleri alpaslan abiye şikayet ediyorduk- konu hakkında önlem alınması için gerekli başvuruları tek başıma da olsam yapacağım. yeter ki bu pislikler amacı ailesiyle, eşi-dostu ile güzel bir kaç saat geçirmek için stada gelen insanlara bu anları zehir etmesinler.

    taraftarlıklarını zaten geçtim bunların yapacağı taraftarlık düşman başına...

    not: evet çok ağır yazdım ama inanın bundan çok ağırlarını da yazmak geliyor içimden. siz de kendinizi o dayak yiyen gencin yerine koysanız siz de yazardınız.

    tanım: galatasaray üzerinden hayatlarını idame ettiren bir kaç reiscik ve onların yancısı züppe ergenlerin oluşturduğu, kendileri olduğu için galatasaray'ın var olduğunu sanan paraya bağımlı taraftar oluşumu...

    * * *
  • 17/18 sezonunda kasımpaşa deplasmanında takımın saha yenilmesine rağmen belki de sezonun en iyi deplasman performansını göstermişlerdi. hatta o maça ait 'sen gözümün nuru' bestesini bugün bile hala youtube'dan açıp tekrar tekrar dinlerim.

    18/19 sezonunda yine kasımpaşa deplasmanında aynı performansı beklerken, erzurumlu ve doğma büyüme ibrahim erkalcı yetiştirilen beni bile bezdirdiler. lan oğlum 'tutma benim gibi onun elini, onu benim gibi sevme, ben kimseyi sevmedim senin gibi, sen de benim gibi sevme'nin ne alakası var lan takımla.
  • ultraslan galatasaray taraftarını, kulübünü ve felsefeni yansıtıyor mu?
    doğru hedefler peşinde mi koşuyor?

    bunu artık ciddi ciddi masaya yatırmanın zamanı geldi diye düşünüyorum.
    ama öncelikle: galatasaray taraftarı deyince akla kim gelir, nasıl bir görüntü oluşur?

    zengin, liseli, kolejliler midir galatasaray taraftarı? yoksa eski açık'ın köfte-ekmekçi öğrencileri mi?
    maça 5 dakika önce girenler midir, önceki gece girip 90 dakika tezahürat yapanlar mı?
    koreograficiler midir galatasaray'a en çok emek sarfedenler?
    "1905 birdhunter" yazan 2000 yılının marshall'lı formasıyla gelen midir, yoksa "9 elmander" 2012 parçalı formasıyla gelen mi?
    en pahalı kombineyi alıp maddi destek veren mi, en tırt koltuğu alıp her maça gelen mi?
    karaborsacı beleş biletçiler midir, çekirdekçi kombineciler mi?
    florya'ya gidip takımı deplasmanlara uğurlayanlar, havaalanında transfer karşılayanlar mıdır?
    sanal ortamlarda galatasaray'ın hakkını savunanlar mıdır, laf atanları spamleyenler midir?
    hagi'yi delicesine savunanlar mı, "iyi futbolcu diye teknik direktör olacak değil ya"cılar mı?
    rijkaard'cı, total futbol'cu, skibbe'ciler midir galatasaray'ın vizyonunu kavramış olanlar? "türkiye'de bu işler sökmez, al futbolunu başına çal" diyenler mi?
    arda turan'ı yerin dibine sokanlar mıdır, metin oktay'la kıyaslayanlar mıdır galatasaray değerlerine sahip çıkanlar?
    hıncal uluç-vari "doğrucu"luğun bokunu çıkaranlar mıdır? yoksa galatasaray'ı eleştiren her şeyi düşman ilan edenler mi?
    belki de güzel bir selçuk inan videosu yapup youtube'a koymak hepsinden önemlidir...
    transfer nöbetiyle resmi siteyi f5 manyağı yapanlar, transfer başlığına metin oktay resmi koyanlardan daha mı az galatasaraylıdır acaba?
    avusturya kampına gidip terim'le fotoğraf çektirenler, maçtan sonra trafiğe kalmamak için 5 dakika erken çıkanlardan daha mı emektardır?
    galatasaray'ı kendi kafasında kötü gördüğü yöneticilerden korumaya çalışırken ipin ucunu kaçıran ultraslan mıdır gerçek galatasaraylılar, yoksa taraftar baskısını önemsemeyen yöneticiler midir?

    ***

    bunların hepsi galatasaray taraftarı, hepsi her yerde. hangisinin katkısı az, hangisinin katkısı fazla, bunu değerlendirmek kimsenin haddine değil.
    ama ortak noktalarımız olması gerek. yeri geldiğinde bu grupların hepsinin tek vücut olması gerek, galatasaray bu işte! dedirtmesi gerek.
    o refleksin galatasaray'ın içinden gelmesi gerek.

    bunu sağlaması gereken, buna uğraşması gereken oluşumlar malesef başka vizyonları kovalıyorlar.
    benim için, tanım olarak, bunu hedef koyması gereken kurum ultraslan. "bağımsız taraftar oluşumu".
    ultraslan, daha iyi koreografiler yapmak istiyor.
    yeni besteler, daha büyük bir organizasyon, taraftar yemekleri yapmak istiyor.
    tribünü yönetmek, galatasaray taraftarının kendisini takip etmesini istiyor.

    bunlar doğru hedefler değil. belki yarar sağlıyorlar ama galatasaray kulübünün vizyonu nasıl şampiyonluk değil, türk olmayan rakipleri devirmekse, ultraslan'ın vizyonu da diğer taraftar gruplarından daha geniş olmalı.
    iyi beste, desibel rekoru, daha büyük koreografi düzleminden çıkması gerekiyor.

    benim hayalimdeki ultraslan demeli ki,
    "tüm galatasaraylıları önce kucaklayıp, sonra galatasaraylılığın ne olduğuna birlikte karar vermemiz gerek.
    misal, bir galatasaraylının centilmen olması gerek. bir galatasaraylının kazandığında mütevazı biçimde kutlayıp, kaybettiğinde rakibin elini sıkması gerek.
    ucuz biletçi, pahalı biletçi, kombineci, sahaya bir şey atmaması, hakeme veya rakibe küfretmemesi gerek.
    hiçbir taraftarın galatasaray formasını giyen bir oyuncuyu yuhalamaması gerek.
    galatasaray'ın sembollerini politikleştirmemesi, ucuz tartışma malzemesi yapmaması gerek.
    ucuz bir taraftar manifestosunu retweetlemek, sağa sola copy-paste yapmaktan bahsetmiyorum. bir kollektif yapı içine girmemiz gerek.
    bizim de tüm enerjimizi, kaynaklarımızı bunları sağlamak için kullanmamız gerek..."

    bu bizim bilmediğimiz, yeni başlamamız gereken bir proje değil. bu zaten galatasaray'ın kökeni, anlamıdır. gündüz kılıç'ın dediği gibi:
    "galatasaray bir his takımıdır.
    renklerine aşık birbirlerine seven futbolcuların takımıdır.
    galatasaray feragat ve fedakârlıklarla çalışacak futbolcuların takımıdır.
    galatasaray şımarıkları, kendini beğenmişleri, yalnız kendini düşünenleri sevmez.
    kısacası galatasaray, bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır."

    ama sadece galatasaray sözlükteki entrylerle, metin oktay retweetleriyle, "lütfen yabancı madde atmayalım" anonslarıyla, nevizade geceleriyle olmaz bu iş.
    ultraslan gibi bir tanım gerekli.
    ancak o tanım adnan polat yardakçılarını, beleş bileti karaborsada satanları, galatasaray yöneticisine ayar vermeye çalışanları, kendini galatasaray taraftarının milletvekili ilan edenleri, "10 cimbomlu 10000 fenerliyi yokeder"cileri veya "anti kuş timi"cileri, takımının kaptanını yuhalayanları, efsanelerine küfür edenleri içermiyor, içermemeli.

    ***

    ben ultraslan'ın özellikle son 3-4 senedir duruşundan inanılmaz rahatsız olan kesimdenim. ve insanların gitgide daha fazla rahatsız olduklarını görebiliyorum.
    bu yazı da benim için son bir ricadır kendilerine.
    lütfen biraz silkinsinler. galatasaray vizyonu, hikayesi ve insanları standard bir taraftar grubundan çok daha fazlasına layık.

    artık ipleri ellerine galatasaraylılığı kitlelere daha iyi anlatabilmek için alsınlar, koregrafiler için değil.
  • türkiye'nin küçük ölçekli bir kopyası olan dünyanın en büyük tribün şeysi.

    (bkz: türkiye'dir galatasaray)

    yobaz mı yobaz yöneticiler, o yobazların suyuna giderek yükselmiş insanlar, yobazlığa karşı çıktığı için kıyıda köşede sessiz sedasız maç izlemeye mahkum olan "tribünsel" anlamda pırıl pırıl insanlar ve tabi biraz yobazlık biraz galatasarayla kandırılmış gençler.
  • 2 mart 2017 galatasaray real madrid basketbol maçı'nda ne yapmaya çalıştıklarını anlamadığım taraftar grubu.

    maçı salonda takip ettim. maç öncesi yönetimi istifaya davet ederek başladılar. zaten orada bir bit yeniği olduğunu hissettim, sucuk+dursun, ilk defa istifa sesleri. garip bir de marş uydurmuşlar söyleyip durdular. neyse ardından oyuncular taraftara takdim ediliyorlar, normalde o sırada susup isimleri söylemeleri gerekirler ama bunlar bayağı aynı marşı söylemeye devam ettiler.

    ardından maç başladı. maç esnasında uyumsuz hareketler, takım tempo yapmışken "şereftir seni sevmek" çekmeler. aralara tekrar yönetime laf söyleyen marşlar, ardından rakip atak yaparken uğultu çıkarmak yerine bu marşlara devam etmeler gibi durumlar gerçekleşti. normalde ipekçi'de serbest atış kullanırken sessizlik hakim olur, bunlar o sırada bile marşlara devam ettiler. ne rakibe bir uğultu ne de takıma destek. takım için bağırmak akıllarına 4.çeyreğin son 2 dakikasında geldi malesef. maçı takım kazandıysa ultraslan'ı da yenerek kazanmıştır bu çok açık ve net. tamamen kendilerini eğlendirmeye gelmişler maça.

    derken zurnanın zırt dediği yere gelelim, ergin ataman'ı istifaya davet ettiler. hem de başa baş götürdüğümüz ve iyi oynadığımız bir maçta. hocaya biz de çok kırgınız, çok güzel galibiyetler de aldı euroleague'de ve fazladan 3 maç kazanmış olsaydı şu an çok daha iddialı bir takımdık bunun da farkındayız ve içimiz de kan ağlıyor. ama size yedirecek kadar da yerlere düşürmeyiz biz ergin ataman hocayı. velhasıl kelam taraftar, "gerçek galatasaray taraftarı", bu kişilerin sesini uğultularla bastırıp hocamıza destek olduk. bunlar da sağa sola el kollar bağırmalar, değişik değişik hareketler. sizi bıraksak çukur bile kazamazsınız.

    tribünlerden en kısa dönemde silinmelerini diliyorum. futboldan silinmiyorsanız da basketboldan silinin. zaten oyundan anlamıyorsunuz, işiniz gücünüz pota arkasından 15 liralık bileti alıp saha kenarından maç izleyip sağa sola sallamak. biraz kendinize gelin artık.
  • vay anasını sayın seyirciler.biz bu kadar doğrucu davut olmak zorunda mıyız? açıklama doğru değilmiş.

    bence gayet yerinde bir açıklamadır. açıklama sadece futbolcu transferine has değil.günlerdir yapılan algıyı görmüyor musunuz? bize karşı alınan cephe ve tavırlar ortada.ekonomik olarak zor durumdayız.yönetimin hatası olur fakat bunu fırsata çevirip daha kötü olalım çabası içerisinde olan düzeni de görün. futbol sadece sahada oynanmıyor.bu açıklama bu sezon içinde yapılacak olanlara dairdir.daha sonra buraya gelip hakkımız yeniyor diye ağlamak yok.
  • (bkz: 3 aralik 2009 galatasaray panathinaikos maci)

    tüm ultraslan'ı şu an bahsedeceğim kategoriye sokmak ne kadar doğrudur bilmiyorum, bilemiyorum. ama ben eski açık göbekte konuşlanan ve adına ultraslan diyen (eh hali ile ultraslan olan) gruptan bahsedeceğim. bunu ise yukarıda bakınız verdiğim maçtaki izlenimlerimi paylaşarak yapacağım.

    öncelikle her maçı bu adamların sağ tarafında deplasman tribününe yakın bir yerden seyrettiğimi belirtmek isterim, aslında bu sezon başından beri ciddi kramplar oluşturan bir durum var bu tribünde. tabii takım 3-4 tane atarken herkes gazdı, kimse maçı 2-3 fark yaptığımızda söylenen "sevgi" bestelerinden rahatsız olmuyordu haliyle.

    peki şimdi?

    rakip bizim kalede, ama biz "güneş ufuktan şimdi doğar yürüyelim arkadaşlar".
    rakip korner kullanıyor ama biz "ölüm varmış korku varmış" diye inliyoruz. yanımdakine eğiliyorum "ben şimdi öleceğim sanırım diye". çünkü maçın skoru 1-0, yazı ile bir-sıfır. hani bir gol yense 2 puan gidecek, şu ana kadar süper gittiğimiz grubu lider bitirememize sebep olacak cinsten bir skor.

    orta sahada top kaybediyoruz, maçın bitimine 3-4 dakika kalmış, artık kalede görülecek bir golün telafisi zor ama olsun biz nevizade gecelerine başlıyoruz. ben bu sefer de "allah'ım bu güzel besteden soğutacaklar beni" diye karın ağrıları çekiyorum.

    maç ile yani sahada oynanan topla ilgili tek rahat hissettiğim anlar topun rakip ağlara gittiği iki an, bir tanesi sayılmadı gerçi ama tribünde gol müziği bile çalındı, gol verilmişti çünkü. yine de bu golün iptali beni tribünlerimizin durumu, ultraslan gibi üzmüyor.

    maçtan başka kareler hatırlamaya çalışıyorum ama nafile, aklımda "kapalı noluyor, niye sesin çıkmıyor" ardından da "işte gerçek kapalı burda", onun ardından da "ultraslan" diye alkış tutulması var. e maç oynanıyordu sahada?

    bir ara artık maçı bırakıp burdaki insanların yüzlerini inceledim, gerçekten tek derdi maç olanları ayrı tutarak bir çoğunun tek amaçlarının tezahuratın devam etmesi olduğunu gördüm. mesela tribünler ıslıklamaya başlıyor, bunlar davula daha sağlam vuruyor, tezahuratları bölünmesin diye.

    yeni açık bizimle tezahurat yapmaya çalışıyor ama eski açık kendi başlatmazsa tezahuratı katılmıyor. efendiler, karşı tribün de bizden, yabancı değil, sanırım unuttuk.

    maçlardan önce bu adamlar istemiyor diye futbolcularımızı çağıramıyoruz eski açık'a. ben dün yeni açık'a özendim resmen, futbolcularla yumruk şov yapılırken.

    bu adamlar kadrolarımız sayılırken tam ortasında futbolcularımızın ismi haykırılmasın diye metin oktay tezahuratına başladılar dün, içim sızladı, eğer o futbolculara hele ki hiç de kötü gitmedikleri avrupa platformunda destek çıkmazsak bu takım nasıl ileri gidecek? neyi protesto ediyoruz allah aşkına pao maçında, bursa yenilgisini mi? bir gidip çay demleyin mümkünse...

    biz eğer ultraslan isek, kapalı ile yeni açık ile numaralı ile birlikte ultraslan'ız. yok eğer ultraslan "buraların hakimi benim", "ıslıklamayın", "alkışlamayın", "futbolcu çağırmayın" , "kadro saymayın", "atkınızı indirin" grubu ise, ben ultraslan filan değilim.

    aslantepe'de dilerim kendilerine uzak bir yerlerden olacak kombinem. en azından her maç mide ağrısı ile, sinirlerim bozuk şekilde değil münferit olarak takımımı destekleyecek şekilde izlerim maçlarımızı.
  • 29 aralik 2010 galatasaray fenerbahçe basketbol maçı ndaki muhteşem taraftar desteğinde zerre kadar yararı yoktur. tam tersi, benchlerin arkasındaki tribünün orta kısmında konuşlanan bu taraftar grubu haricinde tüm salon, basketbol taraftarı gibi hareket etmeye özen göstermiştir. bu sefer azınlıkta oldukları için, onlar çoğunluğa uymak zorunda kalmıştır. örneğin, serbest atışı kullanırken, tezahurat yapmaya devam etmişlerdir, ancak geri kalan taraftarlar onları susturmuşlardır. ya da takımımız savunma yaparken halen, saldır galatasaray tezahuratı yapmaya devam ediyorlardı.

    aradaki tek fark, bu sefer biz çoğunluktaydık, bu yüzden belki de son yılların en muhteşem tribün desteği ortaya çıktı. bilmem anlatabildim mi ?
  • maldinin bana kimse burada 20.000 kişin olduğuna inandıramaz dediği zamanlarda ultraslan yoktu,

    alex fergusonun orası hala cehennem mi diye sormasına sebep olan 93-94 senesindeki manchester united maçlarında ultraslan yoktu,

    xamax'lı oyuncuların 5 tane yemesini sağlayan o muhteşem havayı yaratanlar ultraslan değildi,

    unitedlı taraftarların, dünyanın her yerinde maça gittim ama istanbula gittiğim zaman başım önde sakin sakin gezdim demesini sağlayanlar ultraslan değildi,

    yakın geçmişimizde bizi biz yapan, ünümüzü avrupaya duyuran, en ateşli taraftarlar seçilmemizi sağlayan, rakiplere "cehennemi" yaşatanlar ultraslan değildi,

    giderlerse her şey daha güzel olur, emin olun.
  • az önce facebook hesaplarından yaptıkları , yerinde bulduğum açıklama.

    --- alıntı ---
    kamuoyuna açiklama...

    sizlerin derdi fatih terim'in tazminatı yada miktarı değil üzerinizde hissettiğiniz psikolojik baski ve galatasaray kompleksidir...

    tff bağımsız (özerk) bir federasyondur.

    bütçesi de kanunda sayılan gelir kalemlerinden oluşmakta olup devlet bütçesine bağli değildir.

    harcamalar, tff statüsü uyarınca yönetim kurulu’na verilen yetki doğrultusunda, tff yönetim kurulu’nun belirlediği kriterlere göre, genel kurul'da kabul edilen bütçe dahilinde yapilmaktadir.

    bugün tazminat ve miktarı üzerinden hocamıza ve kulübümüze saldiranlar tff başkaninin sosyal medyadaki parali askerleridir.

    çünkü bjk'nin alacakli eski başkani, fb'nin ise şikesinin üstünü kapatandir!

    --- alıntı ---
  • kombine fiyatları konusundaki açıklamalarını haklı bulduğum grup.

    şunu unutmayın arkadaşlar, istanbul'daki üniversitelerde sırf galatasaray'ın (yahut beşiktaşlıysa beşiktaş'ın, fenerbahçeliyse fenerbahçe'nin) maçlarını izlemek için istanbul tercihi yapmış o kadar çok öğrenci var ki.

    ve bu insanlar için 1000 tl falan çok yüksek paralar. öyle bir kerede çıkarıp verilecek paralar değil, kimisi o parayla barınma falan dahil geçiniyor.

    yönetimin açıkladığı rakamlar makul, ama statta canını dişine takıp bağıran grubun birçoğunun da öğrenci olduğunu unutmamak gerekiyor. o vip tribünün yanında durup elinde telefon instagram story'si atan tayfa için bi indirim istemiyorum, ama öğrenci kardeşlerimiz düşünülmeli. bunu da öğrenci olduğum için söylemiyorum, okul biteli 6 sene olacak neredeyse ama öğrenci olduğum dönemleri hatırlıyorum. bir kombine almak için 2 ay aç gezdiğimi hatırlıyorum.

    belli ki düşünülmemiş, fakat en azından yalnızca kale arkası tribünler için (en ucuz kısım orası olduğu için söylüyorum) belli bir sayıda öğrenci kombinesi çıkartılıp bir miktar indirim yapılırsa bence oldukça şık olur.