• galatasaray futbol takımı adına şu şekilde olması gerektiğini düşünüyorum;

    yıllardır konuşuyoruz yaşlı oyuncu olmasın ama hep lafta kalıyor. kadromuzda 30 yaş üstü maksimum 2/3 oyuncu olmalı. ayrıca bizim iklimimiz genç oyuncu parlat sat içinde çok ideal bir ortam değil. sürekli genç olsun gibi bir saplantıya da girilmemeli.

    yabancı oyuncu transferini 22-26 bandında, takımlarında oynayabilen, alt yapı eğitimlerini avrupa'da almış, ne vereceğini bildiğimiz adamlardan yapmalıyız. uçup kaçanlarını zaten alamayız ama ligimiz için +1 fark oluşturacak nitelikte olmalılar. kadro planlaması iyi yapılmalı ve her transfer döneminde futbolcu sirkülasyonu yaşanmamalı. arada fırsat transferi denk gelirse yine deneriz veya her sene 1-2 genç oyuncu deneyebiliriz. çünkü gördük gençten zarar etme şansın yok.

    omurgayı oluşturup üstünü adım adım tamamlayabiliriz. ihtiyacımız kadar olanı almak çok önemli burada. az ve öz olmalı. bence kritik yer bu. bakın mesela fener'den bir örnek son bir kaç yılda kaç kaleci transfer edip ne kadar para harcadılar. biz gittik vaktinde muslera'yı aldık yıllardır sülalemiz rahat moddayız.

    atıyorum şuan 5 bölgede değişime ihtiyacımız var ama bizim elimizdeki para istediğimiz 5 oyuncuya yetmeyecek. belirlediğimiz kriteri düşürüp illa 5 oyuncuyu o dönem almanın mantığı yok. istediğin 5 oyuncuyu alamayınca bir sonraki dönem elden çıkarmaya çalışacaksın sonra. paramız 2 tanesine yetiyorsa 2 oyuncu alalım bir dönem sonra kalan bölgelere bakalım. laf olsun diye transfer yapma hastalığından vazgeçmek lazım.

    planlı bir yapılanmanın içerisine girme zamanı geldi geçti belki ama zararın neresinden dönersek kardır.
  • abi oldum olası nefret etmişimdir teknik adamdan teknik adama transfer politikası değiştiren takımlardan.
    transferin esas belirleyicisi teknik direktör olmamalı. ünal aysal fatih terim hakkında güzel söylemişti "eleman" diye. evet teknik direktör eleman'dır. bir kaç istisna dışında en uzun sürelisi de 4 sezon takımı çalıştırır. bak biz sabri sarıoğlu'nu 15 sezondur çekiyoruz. o halde neymiş? bir takımın transfer politikasını teknik adam belirlememelidir.

    senin oturmuş bir transfer politikan ve futbol felsefen olur.
    buna göre teknik adamını seçersin. elbet teknik adam transferde söz sahibidir. ancak hamza hamzaoğlu çok güzel örnek olmuştur bu işe. mbia parasına bilal'i, jem'i aldırıp bir de sabri ile sözleşme yenilememelidir. evlatlarım diyip bitmiş okeye dönen forvetlerle sezona başlatmamalıdır. cüneyt tanman çıkıp konuşuyor hamza hamzaoğlu konoplianka'yı istemedi diye. böyle bir şey olabilir mi amk? ekonomi diyorsunuz, alabileceğinizi söylediğiniz 25 milyon eu'luk adamı teknik direktör istemedi diye almıyorsunuz.

    işte orada transfer komitesi başkanı ya da kulübün başkanı aynı ünal aysal gibi çıkıp sneijder'i de alırım, oynatacak teknik adamı da diyebilmelidir.

    bak hamza hamzaoğlu gitti ligin en çok yabancısı olan kulübün başına teknik adam oldu. bizim as forvetlerimiz şu an elindeki takımda yedek olamaz.

    hayatın gerçeği budur.
    artık galatasaray'ın bu gerçeğe göre hareket etmeye başlaması lazım.
    yoksa çıkar mustafa denizli sana liderin 9 puan gerisindeyken donk'u aldırır. sezon sonunda kovulduktan sonra yeni teknik adam gelir ve ben ön libero istiyorum donk yetersiz der.
  • galatasaray da yok sanıyoruz ama vardır.

    nasıl yok?

    bir kere hiç bir sezon transferleri kampa yetiştirmedik, rastgele yapılacak iş mi bu?

    "little little into the middle" açıklaması şu bir bölgemiz eksik değil mi? mesela defans...
    şimdi 5-6 milyon euro gibi bir bütçe veremeyiz finansal fair play var. o yüzden napıyoruz "2 milyon ahmet çalık, 4 milyon serdar aziz" e veriyoruz böylece finansal fair play'den sıyrılıyoruz, yersen.

    yedek kulübesi...
    şimdi skora etki edecek, oyuna sonradan girince etkili olacak oyuncu.
    son sezonlarda yapmış olduğumuz transferlerden kaçı direkt ilk 11 oyuncusu?
    %80 kulübeye transfer yaptık.
    alın size vizyon.

    her menajer galatasaray'dan vurgunu yapar, belli komisyonlar belli yöneticilere ödenirse tabi.
    alın sizi misyon.

    sonra sen ben o bilet alsın, storedan alışveriş yapsın, bileklik alsın.
    bu ulvi politikalar devam etsin diye işte.

    2 sene önce drogba izliyordu bu gözler, şimdi sinan gümüş ün "ne geri koşacam amk maç bitsin instagram da karı kız likelarım" triplerini...
  • politika tdk'ya göre davranış biçimi, düşünce yapısı demek. belli bir amaca ulaşmak için gereken yöntemi, davranış biçimini ifade eder. amaç ise, düşünce yapısına göre şekillenir.

    galatasaray özelinde transfer politikamızın ne olması gerektiğini anlamak için iki temel soru çıkıyor ortaya öyleyse: galatasaray olarak bizim amacımız ne ve bu amaca ulaşmak için hangi yöntem kullanılmalı?

    ancak bu iki sorudan önce biz (galatasaray) neyiz, irdelemek gerek:

    galatasaray çocukluk aşkımızdır. şu yalan dünyada gerçek olan tek şeyimiz. ihtimaller denizindeki tek sabitimiz...
    yüzlerce benzer tanım yapılabilir, ki hepsi de doğrudur, şiirsel. ancak bu bakış açısı bizim ne olduğumuzu ortaya çıkarmada yeterli değil. o halde bize tarihsel ve sosyolojik bir bakış açısı lazım:

    *uluslararası literatürde 'gelişmekte olan ülkeler' sınıfına giren bir ülkenin en büyük kulüplerinden biriyiz. (çoğu alanda üçüncü dünya ülkeleri seviyesindeyiz aslında. en acı örnek ise eğitim)
    *ekonomik anlamda büyük sorunları olan bir kulübüz. aynı durum ülkemiz için de geçerli.
    *bulunduğumuz toprakların kültürel anlamda büyük sorunları var. demokrasi kültürü, birlikte yaşama kültürü, spor kültürü, iş ahlakı vb.
    *yine bu toprakların bariz bir özelliği olarak, kendimize bakış açımız genellikle hastalıklı, şizofrenik. kendimizi ya dev aynasında görüyoruz, ya da yerin dibine sokuyoruz. başlangıç noktamız sağlıklı olmadığından, sağlıklı sonuçlara ulaşamıyoruz.
    *gücün en önemli unsurlarından biri olan moral değerler bakımından en üstlerdeyiz. henüz kuruluş anımızda kendi kendimize yüklediğimiz bir ödev var ve bu ödev bize tarihsel bir sorumluluk yüklüyor. bu sorumluluğu dönem dönem de olsa iyi taşıdık. bu yüzden ortak belleğimizde tüm olumsuzluklarla birlikte, muzafferlik de var. bu çok önemli bir özellik. bu moral değerin, doğru yerlere ve doğru şekilde kanalize edilmesi, bizi daha güçlü kılacaktır. ödevimizi yerine getirirken karşılaştığımız rakiplere göre, ayırt edici bir güç bu.

    bizim ne olduğumuza dair daha başka birçok şey söylenebilir. ancak şunları daha iyi anlamak için bu tanımlar önemli: rakiplerimizin bir çoğu ekonomik anlamda çok güçlü. çok iyi eğitim sistemleri var. kültürel anlamda bizim çok üzerimizdeler. çok daha adil, demokratik, fırsat eşitliği olan topraklarda yaşıyorlar. iş ahlakları yüksek. bizde sıkça rastlandığı gibi, torpil, birilerinin adamı olmak kavramları onlara yabancı. her alanda liyakat gözetiliyor. oturmuş bir sistemleri var ve temel konularda problemlerini uzun zaman önce çözmüşler. bizim lehimize olan nadir şeylerden biri ise moral değerler: onları tüm bu olumsuzluklara rağmen yenebileceğimiz bilgisi ve bu bilgiyle gelen haklı bir güven.

    amacımız, kendi tarihsel tanımımızı yaptığımızda açık bir şekilde ortaya çıktı zaten. kuruluş anımızda kendi omuzlarımıza yüklediğimiz ödev: türk olmayan takımları yenmek.

    peki yöntemimiz ne olmalı? rakiplerimizin sahip oldukları olanaklar, bizim çok uzağımızdalar. paraları, oturmuş sistemleri, bilimsel ve zamanın gereklerini yerine getiren eğitim anlayışları, iş ahlakları, liyakata verdikleri önem, bize göre çok daha adil, demokratik yaşam alanları, kültürleri, güçlü lobileri var. onların harcadıkları parayı harcayamayız, öyle bir paramız yok. nicelik ve nitelik olarak altyapıdan onlar kadar oyuncu çıkaramıyoruz. çıkan tek tük oyuncularımız ise meşhur tabirle "üretim hatası". yetenekli bile olsalar çoğunlukla mental olarak çöküyorlar. çünkü bu topraklarda yaşayan çoğu insan gibi, onların da iş ahlakları zayıf. iyi eğitim alamıyorlar. eğitimcilerimiz ve seçicilerimiz yeterli düzeyde değil. adam kayırmacılığın, torpilin bini bir para. birlikte yaşama kültürümüz sanılanın aksine çok zayıf. farklılıklara karşı tahammülümüz oldukça sınırlı. aynı tarafta olanlar, aynı renklere sahip taraftarlar için bile.

    o halde yöntemimiz, tıpkı amacımızda olduğu gibi kendini açığa çıkartıyor:

    *para harcamamak. üreten olmadığımız için, pazar oluyoruz ve rakiplerimiz bizim paramızla daha da güçleniyor. bonservis için de, maaş için de çok net ve tartışmaya kapalı bir sınır belirlemeliyiz. olmuş ve pahalı oyunculara değil, olacağı düşünülen genç, ucuz oyunculara yönelmeliyiz. gelirlerimizin önemli bir kısmı borçlarımızın faizine gidiyor. kısır döngü içindeyiz ve hala para harcamaya meyilliyiz. taraftarlar olarak bunu anlamamız, en başta bizim karşı çıkmamız gerek pahalı, olmuş oyuncu transferlerine. anlayalım artık, paramız yok.
    *oyuncu taraması. bu taramayı yapabilecek insanların özenle seçilmesi. bu da bizi liyakat meselesine getiriyor.
    *liyakat. teknik ve idari kadromuzun zamanın gereklerini yerine getirebilecek isimlerden oluşması elzem. daha evvel formamızı terletmiş tüm oyuncularımız tamam, başımızın tacı. ancak teknik ekipte yer almaları için ne kadar yetenekli, mahir olduklarından emin olamıyoruz. hangimiz fatih terim sonrası en ufak bir şüphe duymadan mevcut teknik kadrodan bir isme galatasaray'ı emanet edebiliriz?
    *eğitim. çocuklarımızı tüm olumsuzluklara rağmen iyi yetiştirmemiz gerek. yetenek anlamında onlardan eksiğimiz yok. çocuklarımızın mental anlamda güçlü bireyler olmaları sağlanmalı. topa vurmadan önce, iş ahlakını öğrenmeleri gerek.
    *salt başarı odaklı bir taraftarlık anlayışının terkedilmesi. ancak böyle uzun vadeli sistemlerin kurulmasının yolu açılabilir. ve ancak böyle medyayı değiştirebiliriz.

    şu açık ki, onlardan biriymiş gibi davranarak, onları yenemeyiz. kendi şartlarımız içinde uzun vadeli sistemler kurmaya çalışmalıyız. ve bu sistemi devam ettirecek anlayış. ancak böyle bir şansımız olur.

    tüm bunları gerçekleştirmek elbette kolay değil. bunlar zaman alacak, sabredilmesi gereken şeyler. ama bir yerden başlanması gerek. "yanlış hayat doğru yaşanmaz" der adorno. biz defalarca kez aynı sonuçları getirmesine rağmen, aynı yanlışları yapıyoruz. bir çember bu, saçmalık çemberi. aslında çember bile değil, çünkü başladığımız yere de dönemiyoruz. başladığımız yere göre daha fakir oluyoruz her dönüşümüzde.

    tekrar belirtmek gerek. galatasaray olarak ortak belleğimizde onları yenebileceğimiz bilgisi var. bunun sadece dönemsel olmaması için amacımız ve yöntemimiz ise apaçık ortada.

    ve evet. galatasaray, ihtimaller denizindeki tek sabitim(iz).

    not: bu yazı kaideyi taciz eden istisna'nın (bkz: 2019-2020 sezonu yaz transfer dönemi/#2703262) yazısından esinlenerek yazılmıştır. üstadın söylediklerine aynen katılıyorum. ama yazısında ufak da olsa bir karamsarlık sezdim. enseyi karartmamak gerek. bizim uefa kupamız var oğlum *
  • illa eleştirmek için bir şeyler buluruz. aslında haklıyız da biraz. zira kiralık veya bonservisi elinde oyunculardan toplama takım ancak bu kadar oluyor.

    lakin bunun sebebi nedir? neden bu oyunculara yönelmek zorundayız? bunu düşünmemiz lazım önce...

    uefa'nın finansal fair play cezasını unutmadan yorum yapmak lazım...