• 4
    artık kaka bonservissiz gelicek olsa da, messi normalde alacağı ücretin yarısı kadarına oynamayı kabul etse de....

    yani kim gelirse gelsin maç başı antlaşma yapılsın... isterse 3. sınıf yıldızlar reddetsin ama türk oyuncuları maç başı oynatırken(tabi ki belli miktarda peşinat verilecektir) yabancılara peşin paralar verilmesin kardeşim...

    kart görmemek için uğraşsınlar, maça çıkmamak için değil çıkmak için uğraşsınlar, en önemlisi futbol hayatları bitse de *yattıkları yerden para almasınlar...
  • 5
    teknik direktörün gelmesinden önce uygulaması bittiyse başarısızlığı %51 garanti olan politikadır. 09-10 sezonu başlangıcı için konuşursak galatasaray yönetiminin böyle uygulamaya başladığı sistemsiz kararlar bütünüdür. kim kendi almadığı oyuncuyla çalışmak ister ? olası başarısızlıkta ihale yanlış oyuncuyu teknik direktörden önce alarak sistemsizliğin dibine vuran yönetime kalmayacaktır. gelen hoca zaten 1+1 yıllık sözleşme ile geliyor. onun üzerine yıkarsın olur biter.
    (bkz: taraftar bu sefer bunu yemez ama bilesin)
  • 6
    bu sene ki transfer politikasını çözmeye çalışan var mı ?

    ben şöyle bir düşündüm de çıkan sonuç şu ;

    son 3 yıldır sakatlıklardan, sezonu ortalama 10 sakat ile tamamlıyoruz ve belimiz bükülüyor.
    o zaman çok fazla sakatlık yaşayan oyuncuları göndermek doğru değil mi ?
    doğru tabi ki...

    kim bunlar ;

    - m.topal - sezonun yarısını sakat geçirir... (gönderildi )
    - kewell - sezonun yarısını sakat geçirir... (gönderildi )
    - uğur - sezonun tamamını sakat geçirdi, ne olacağı da belli değil. ( gönderilmeye çalışılıyor. )
    - e.güngör - özel hayatından dolayı sürekli sakat... ( gönderilmeye çalışılıyor. )

    sakatlıklar bir yana bir de ekonomik problem var besbelli...
    o zaman maliyeti yüksek olan oyuncuları göndermek yada sözleşmlerini uzatmamak, opsiyonlarını kullanmamak mantıklı mı ?
    duruma göre değişir ama genel olarak mantıklı.
    en azından, yabancı oyuncular paralarını çatır çatır alırken, yerlilere avcunuzu yalayın demekten kurtulur klüp. belki o zaman taraftar da geniş penecereden bakıp neden bu yerliler daha az koşuyor konusunu bir daha düşünür..

    kim bunlar ;

    - caner - 3,5 milyonluk opsiyonu kullanılmadı.
    - giovanni - 7 milyon paundluk opsiyonu kullanılmadı.
    - elano - elden çıkarılmaya çalışılıyor.

    gene ekonomik sıkıntı sebebiyle bazı oyuncular değerlerini dah fazl kaybetmeden satılmaya çalışlıyor...

    kim bunlar ;

    - m.topal - yaklaşık 5 milyona gitti.
    - servet - rus takımlarına gene 5-6 milyonu görse hemen satılacak.
    - arda - son açıklamalardan belli ki adnan polat'ın da sıtkı sıyrılmış 15 milyonu falan görse, arkasına bakmayacak satacak.

    şimdi burada daha bir de gruplaşmaların önüne geçmek gibi de bir politika var...

    sonuç olarak, galatasaray çok şaşkalozca bir transfer politikasında değil.
    belli bir düzen de gidiyorlar ki bu da açık net belli...
    ha, sevdiğim bir abimin dediği gibi '' 1 sene geriden geliyorlar '' ya orası ayrı bir konu...

    benim bugüne kadar anladığım şudur ki, bu sene öyle aman aman bir transfer yapmayacaz.
    en azından aman aman yıldız denilen oyuncular transfer etmeyecez.
    şu görüldü ki hiç birinin garantisi yok.

    ayrıca, alt yapı konusunda yanlışlar yapıldığını düşünmüyorum.
    en azından rijkaard gitmesin diyen bu büyük güruha göre de yanlış olmamalı...
    rijkaard kalacaksa, o sistemden yetişen adamlar lazım.
    bugün gönderilen hangi oyuncu 4-3-3 sisteminde oynayabilir.
    oynayamaz hiç biri.
    o zaman neden gitmesinler...
    bence kesin gitsinler de kendilerini kurtarsınlar...
  • 7
    transfer bütçesini varvurup harman savurarak ,maddi olarak dönüşü olmayacak oyunculara yüksek yatırımlar yapmak ya da almak istediği oyuncuya başka talipler çıkınca bunu kişsel bi mesele haline dönüştürüp kendi arabasıyla saatte 200 km hızla gidip oyucuyu dortop edip arabasının bagajına atıp getirmek, dünya piyasında para etmeyecek oyunculara 8-10 mılyon yuro vermek,sırf forma satmak için artık emeklı olmak uzereyken son anda fıkrınden caydırılıp part-time futbolcu olarak kadroda barındırılması bunlar hep şahidi oldugumuz gerçekler . buna mukabil harcanan paraların dünya standartında oldugunu bılmek üzücü ,avrupa ülkelerınde bu bütçeye sahip klüpler avrupa sahnesınde kalıcı olabılıyor çünkü bu bütçeye sahip kulüpler paralarını çok akılcı kullanıyolar kurdukları scout sıstemıyle dunyayla ırtıbat halındeler genç yetenekli futbolcuları kadrolarına katıp hem sahadakı ortaya koydukları oyun bakımından hemde ılerıde 1 e aldıgı oyuncuyu 7 ye satarak kulubu yönetıcılerın ceplerıne ya da ulkenın maddı kosullarına gore degıl uyguladıkları transfer polıtıkasıyla kulubü her daim en üst seviyede yarışmacı halde tutuyolar

    üst düzeyde klüplerin beğenmeyip kenara attığı eskiden yıldız sayılan ama günümüzün futbol mantığında hiçbi geçerliliği olmayan futbolculara servet ödeniyor. o ''eskimiş yıldızları'' az zararla elden çıkaran avrupa nın üst düzey takımlarını yenmenın /elemenın ,onlara karşı basarı elde etmenın yolu onların eskimiş yıldızlrını transfer etmek değil , kendimize göre yepyeni bi sistem inşaa etmektir

    hiçbisey bılmıyorsak lyon ve porto modelleri örnek alınmalıdır .
  • 8
    transfer politikamızda çok ciddi bir değişim var... daha önceki yıldız transferleri gizli gizli aniden yapılır ancak sözleşme yapıldığında haberimiz olurdu. bu günse göstere göstere yapılıyor yıldız transferi... başkan masaya koyuyor malı sonrasını onlar düşünüyor... büyüksün başkan :)
  • 10
    abicim hiç mi bu transfer komitesindeki abiler yokluk yaşamadı çocukluklarında, gençliklerinde?
    ben hatırlarım ki, cebimde para olup alışverişe gittiğimde ihtiyacım olan şeyler bellidir, eğer param artarsa fazladan alacağım şeyler bellidir. asla koyu renk kot alıcam diye gidip açık renk almadım. daima kazaklarımda belli bir modeli düşünüp gidip aldım, gömleklerimin çizgi renklerine kadar iderken evde belirledim. şimdi bir de bizim kulübe bakıyorum.

    sezon bitti, geçen yıl bizim takımı kime sorsanız, yasin ile yaptığımız kanat akınları ve sabri'nin arada yaptığı bindirmeleri dışında kanatlarda oldukça etkisiz, gol vuruşlarında ise beceriksizdik. orta saha ağır kalmakta, savunmada sertlik yoktu. lig bitti mi? alacaksın bi kağıt kalem, öncelik sırası vereceksin ve diyeceksin ki, önce kanat almadan forvet, forvet alınmadan orta saha, orta saha alınmadan da defans alınmayacak. sen iyi bi kanadı önce alacaksın ki, daha sonra ona uygun forvet alacaksın. ya pivot tarzı, ya da kısa boylu ve çabuk. ileri hattını oluşturduktan sonra takımın sertliğini veya tekniğini yükseltecek bir orta saha takviyesi ile gözleri defansa çevireceksin.

    peki biz ne yaptık?
    bilal, gel oğlum
    jem, gel koçum
    carole, sen de gel
    oo podolski de gelsin.

    jem dışındaki transferleri beğensem de şimdilik, herhangi bir politika, bir izlenecek yol olmadan, oo fırsat transferi tarzı yapıldığından, önümüzdeki yıllar için hiç bir ümidim bulunmamaktadır.

    rakipler ne yaptı?
    kuyt gitti nani geldi. emenike gitti rvp ve fernandao geldi
    demba ba gitti, yerine bi kaç isim var. hepsinden öte geçen seneki hücum kısırlığını gidermeye quaresma geldi.
    trabzon bourceanu'yu gönderip m'bia ile anlaştı.

    azıcık kağıt kalem oynatın be, bi planımız programımız olsun.
    kadro mühendisliğiniz olsun.
  • 12
    abi oldum olası nefret etmişimdir teknik adamdan teknik adama transfer politikası değiştiren takımlardan.
    transferin esas belirleyicisi teknik direktör olmamalı. ünal aysal fatih terim hakkında güzel söylemişti "eleman" diye. evet teknik direktör eleman'dır. bir kaç istisna dışında en uzun sürelisi de 4 sezon takımı çalıştırır. bak biz sabri sarıoğlu'nu 15 sezondur çekiyoruz. o halde neymiş? bir takımın transfer politikasını teknik adam belirlememelidir.

    senin oturmuş bir transfer politikan ve futbol felsefen olur.
    buna göre teknik adamını seçersin. elbet teknik adam transferde söz sahibidir. ancak hamza hamzaoğlu çok güzel örnek olmuştur bu işe. mbia parasına bilal'i, jem'i aldırıp bir de sabri ile sözleşme yenilememelidir. evlatlarım diyip bitmiş okeye dönen forvetlerle sezona başlatmamalıdır. cüneyt tanman çıkıp konuşuyor hamza hamzaoğlu konoplianka'yı istemedi diye. böyle bir şey olabilir mi amk? ekonomi diyorsunuz, alabileceğinizi söylediğiniz 25 milyon eu'luk adamı teknik direktör istemedi diye almıyorsunuz.

    işte orada transfer komitesi başkanı ya da kulübün başkanı aynı ünal aysal gibi çıkıp sneijder'i de alırım, oynatacak teknik adamı da diyebilmelidir.

    bak hamza hamzaoğlu gitti ligin en çok yabancısı olan kulübün başına teknik adam oldu. bizim as forvetlerimiz şu an elindeki takımda yedek olamaz.

    hayatın gerçeği budur.
    artık galatasaray'ın bu gerçeğe göre hareket etmeye başlaması lazım.
    yoksa çıkar mustafa denizli sana liderin 9 puan gerisindeyken donk'u aldırır. sezon sonunda kovulduktan sonra yeni teknik adam gelir ve ben ön libero istiyorum donk yetersiz der.
  • 16
    galatasaray da yok sanıyoruz ama vardır.

    nasıl yok?

    bir kere hiç bir sezon transferleri kampa yetiştirmedik, rastgele yapılacak iş mi bu?

    "little little into the middle" açıklaması şu bir bölgemiz eksik değil mi? mesela defans...
    şimdi 5-6 milyon euro gibi bir bütçe veremeyiz finansal fair play var. o yüzden napıyoruz "2 milyon ahmet çalık, 4 milyon serdar aziz" e veriyoruz böylece finansal fair play'den sıyrılıyoruz, yersen.

    yedek kulübesi...
    şimdi skora etki edecek, oyuna sonradan girince etkili olacak oyuncu.
    son sezonlarda yapmış olduğumuz transferlerden kaçı direkt ilk 11 oyuncusu?
    %80 kulübeye transfer yaptık.
    alın size vizyon.

    her menajer galatasaray'dan vurgunu yapar, belli komisyonlar belli yöneticilere ödenirse tabi.
    alın sizi misyon.

    sonra sen ben o bilet alsın, storedan alışveriş yapsın, bileklik alsın.
    bu ulvi politikalar devam etsin diye işte.

    2 sene önce drogba izliyordu bu gözler, şimdi sinan gümüş ün "ne geri koşacam amk maç bitsin instagram da karı kız likelarım" triplerini...
  • 18
    teknik ekip de, futbol direktörü de, başkan da, gözlem ekibi de tek başına bu politikayı belirlememelidir. her transfer, ortak aklın ürünü olmalıdır.

    teknik ekip, sağ bekte sorun yaşadığımızı tespit etti diyelim. oraya lazım olan adam da savunma yönü ağır basan, ortalarını çizgiye inmeden yapmayı seven bir adam olsun istiyorlar. çünkü sol bek çok ileriye çıktığından, sağ bek ileride yakalanmasın ki biz de sorun yaşamayalım savunmada diyorlar. ek olarak beklenmedik ortalarla da gol bulabiliriz diyorlar. işte burada gözlem ekibiyle temas kuruluyor. gözlem ekibi, izlediği oyunculardan bu profilde olanları listeliyor. teknik ekibe sunuyor. teknik ekip, futbol direktörü ve gözlem ekibi şefi bir arada bu oyuncuları izliyorlar. içlerinden 2-3 tanesini seçiyorlar ve futbol direktörü bu oyuncuları başkana deklare ediyor. başkan da içlerinden ekonomik nedenlerden dolayı elenecek varsa eliyor, öncelik sıralamasına göre transferden sorumlu yönetici varsa eğer, onunla birlikte transfer görüşmelerine başlıyor.

    kontrat yapılacağı zaman, futbol direktörü daha önceden belirlenmiş felsefelere göre oyuncuyla görüşüyor. takım olarak prim ağırlıklı sözleşmeler mi belirliyorsunuz, net para üzerinden mi çalışıyorsunuz bunlar farklı stratejilerdir. futbol direktörü, belirlenmiş felsefelere göre sözleşmeyi yapar ve oyuncu takıma katılır. bütün bunlara rağmen bir oyuncu tutmayabilir mi? tutmayabilir. ama nelerin önüne geçebilirsiniz?

    komisyon iddia ve skandallarının,
    başarısız transfer yüzdesinin yüksek olmasının,
    belirli menajerlerin sürekli takımınızı kazıklamasının.

    iyidir ekiplerin koordineli çalışması. bunlar atla deve de değil.
    idealistlere kışt demek yerine kulak verildiği zaman ilk adımı atmış olacağız zaten.
  • 19
    2019 yılında mustafa cengiz yönetiminde bulunmayan olgudur.

    belli başlı yol haritası çizebilmek, usta kişilerin işidir.

    kocaman yaz transfer dönemini sus-pus geçirip ocak ayına kadar tam tamına 4 ay varken anlaşılan o ki mustafa cengiz yönetimikurum kurum gezmekten, siyasilerle fotoğraf çekilmekten başka bir iş yapmayıp takım planlaması için hiç görüşme yapmamışlardır.

    içinde bulunduğumuz 16 ocak 2019 gününe kadar elle tutulur herhangi bir transfer yapmayıp üstelik takımın omurgalarını da satarak ne yapmaya çalıştıklarının adını koyamadığımız güruh tarafından yönetilmemiz ne kadar ayıp.

    koca kulübün hadi tüm takımı geçtim, sadece forvet bölgesi için bir tane bile transfer politikası olmaz mı?

    ya da ozan muhammed kabakı satıp, oradan gelecek 10 milyon euro rakamın tamamını, mükemmel transfer politikamız neticesinde bir forvete mi gömeceğiz?

    1905 yılında kurulmuş, 100 yılı aşkın süredir türk futbolunun lokomotifinin başkanı olup, herhangi bir yol haritanın olmaması ne acı.
  • 20
    politika tdk'ya göre davranış biçimi, düşünce yapısı demek. belli bir amaca ulaşmak için gereken yöntemi, davranış biçimini ifade eder. amaç ise, düşünce yapısına göre şekillenir.

    galatasaray özelinde transfer politikamızın ne olması gerektiğini anlamak için iki temel soru çıkıyor ortaya öyleyse: galatasaray olarak bizim amacımız ne ve bu amaca ulaşmak için hangi yöntem kullanılmalı?

    ancak bu iki sorudan önce biz (galatasaray) neyiz, irdelemek gerek:

    galatasaray çocukluk aşkımızdır. şu yalan dünyada gerçek olan tek şeyimiz. ihtimaller denizindeki tek sabitimiz...
    yüzlerce benzer tanım yapılabilir, ki hepsi de doğrudur, şiirsel. ancak bu bakış açısı bizim ne olduğumuzu ortaya çıkarmada yeterli değil. o halde bize tarihsel ve sosyolojik bir bakış açısı lazım:

    *uluslararası literatürde 'gelişmekte olan ülkeler' sınıfına giren bir ülkenin en büyük kulüplerinden biriyiz. (çoğu alanda üçüncü dünya ülkeleri seviyesindeyiz aslında. en acı örnek ise eğitim)
    *ekonomik anlamda büyük sorunları olan bir kulübüz. aynı durum ülkemiz için de geçerli.
    *bulunduğumuz toprakların kültürel anlamda büyük sorunları var. demokrasi kültürü, birlikte yaşama kültürü, spor kültürü, iş ahlakı vb.
    *yine bu toprakların bariz bir özelliği olarak, kendimize bakış açımız genellikle hastalıklı, şizofrenik. kendimizi ya dev aynasında görüyoruz, ya da yerin dibine sokuyoruz. başlangıç noktamız sağlıklı olmadığından, sağlıklı sonuçlara ulaşamıyoruz.
    *gücün en önemli unsurlarından biri olan moral değerler bakımından en üstlerdeyiz. henüz kuruluş anımızda kendi kendimize yüklediğimiz bir ödev var ve bu ödev bize tarihsel bir sorumluluk yüklüyor. bu sorumluluğu dönem dönem de olsa iyi taşıdık. bu yüzden ortak belleğimizde tüm olumsuzluklarla birlikte, muzafferlik de var. bu çok önemli bir özellik. bu moral değerin, doğru yerlere ve doğru şekilde kanalize edilmesi, bizi daha güçlü kılacaktır. ödevimizi yerine getirirken karşılaştığımız rakiplere göre, ayırt edici bir güç bu.

    bizim ne olduğumuza dair daha başka birçok şey söylenebilir. ancak şunları daha iyi anlamak için bu tanımlar önemli: rakiplerimizin bir çoğu ekonomik anlamda çok güçlü. çok iyi eğitim sistemleri var. kültürel anlamda bizim çok üzerimizdeler. çok daha adil, demokratik, fırsat eşitliği olan topraklarda yaşıyorlar. iş ahlakları yüksek. bizde sıkça rastlandığı gibi, torpil, birilerinin adamı olmak kavramları onlara yabancı. her alanda liyakat gözetiliyor. oturmuş bir sistemleri var ve temel konularda problemlerini uzun zaman önce çözmüşler. bizim lehimize olan nadir şeylerden biri ise moral değerler: onları tüm bu olumsuzluklara rağmen yenebileceğimiz bilgisi ve bu bilgiyle gelen haklı bir güven.

    amacımız, kendi tarihsel tanımımızı yaptığımızda açık bir şekilde ortaya çıktı zaten. kuruluş anımızda kendi omuzlarımıza yüklediğimiz ödev: türk olmayan takımları yenmek.

    peki yöntemimiz ne olmalı? rakiplerimizin sahip oldukları olanaklar, bizim çok uzağımızdalar. paraları, oturmuş sistemleri, bilimsel ve zamanın gereklerini yerine getiren eğitim anlayışları, iş ahlakları, liyakata verdikleri önem, bize göre çok daha adil, demokratik yaşam alanları, kültürleri, güçlü lobileri var. onların harcadıkları parayı harcayamayız, öyle bir paramız yok. nicelik ve nitelik olarak altyapıdan onlar kadar oyuncu çıkaramıyoruz. çıkan tek tük oyuncularımız ise meşhur tabirle "üretim hatası". yetenekli bile olsalar çoğunlukla mental olarak çöküyorlar. çünkü bu topraklarda yaşayan çoğu insan gibi, onların da iş ahlakları zayıf. iyi eğitim alamıyorlar. eğitimcilerimiz ve seçicilerimiz yeterli düzeyde değil. adam kayırmacılığın, torpilin bini bir para. birlikte yaşama kültürümüz sanılanın aksine çok zayıf. farklılıklara karşı tahammülümüz oldukça sınırlı. aynı tarafta olanlar, aynı renklere sahip taraftarlar için bile.

    o halde yöntemimiz, tıpkı amacımızda olduğu gibi kendini açığa çıkartıyor:

    *para harcamamak. üreten olmadığımız için, pazar oluyoruz ve rakiplerimiz bizim paramızla daha da güçleniyor. bonservis için de, maaş için de çok net ve tartışmaya kapalı bir sınır belirlemeliyiz. olmuş ve pahalı oyunculara değil, olacağı düşünülen genç, ucuz oyunculara yönelmeliyiz. gelirlerimizin önemli bir kısmı borçlarımızın faizine gidiyor. kısır döngü içindeyiz ve hala para harcamaya meyilliyiz. taraftarlar olarak bunu anlamamız, en başta bizim karşı çıkmamız gerek pahalı, olmuş oyuncu transferlerine. anlayalım artık, paramız yok.
    *oyuncu taraması. bu taramayı yapabilecek insanların özenle seçilmesi. bu da bizi liyakat meselesine getiriyor.
    *liyakat. teknik ve idari kadromuzun zamanın gereklerini yerine getirebilecek isimlerden oluşması elzem. daha evvel formamızı terletmiş tüm oyuncularımız tamam, başımızın tacı. ancak teknik ekipte yer almaları için ne kadar yetenekli, mahir olduklarından emin olamıyoruz. hangimiz fatih terim sonrası en ufak bir şüphe duymadan mevcut teknik kadrodan bir isme galatasaray'ı emanet edebiliriz?
    *eğitim. çocuklarımızı tüm olumsuzluklara rağmen iyi yetiştirmemiz gerek. yetenek anlamında onlardan eksiğimiz yok. çocuklarımızın mental anlamda güçlü bireyler olmaları sağlanmalı. topa vurmadan önce, iş ahlakını öğrenmeleri gerek.
    *salt başarı odaklı bir taraftarlık anlayışının terkedilmesi. ancak böyle uzun vadeli sistemlerin kurulmasının yolu açılabilir. ve ancak böyle medyayı değiştirebiliriz.

    şu açık ki, onlardan biriymiş gibi davranarak, onları yenemeyiz. kendi şartlarımız içinde uzun vadeli sistemler kurmaya çalışmalıyız. ve bu sistemi devam ettirecek anlayış. ancak böyle bir şansımız olur.

    tüm bunları gerçekleştirmek elbette kolay değil. bunlar zaman alacak, sabredilmesi gereken şeyler. ama bir yerden başlanması gerek. "yanlış hayat doğru yaşanmaz" der adorno. biz defalarca kez aynı sonuçları getirmesine rağmen, aynı yanlışları yapıyoruz. bir çember bu, saçmalık çemberi. aslında çember bile değil, çünkü başladığımız yere de dönemiyoruz. başladığımız yere göre daha fakir oluyoruz her dönüşümüzde.

    tekrar belirtmek gerek. galatasaray olarak ortak belleğimizde onları yenebileceğimiz bilgisi var. bunun sadece dönemsel olmaması için amacımız ve yöntemimiz ise apaçık ortada.

    ve evet. galatasaray, ihtimaller denizindeki tek sabitim(iz).

    not: bu yazı kaideyi taciz eden istisna'nın (bkz: 2019-2020 sezonu yaz transfer dönemi/#2703262) yazısından esinlenerek yazılmıştır. üstadın söylediklerine aynen katılıyorum. ama yazısında ufak da olsa bir karamsarlık sezdim. enseyi karartmamak gerek. bizim uefa kupamız var oğlum *