• (bkz: #1441048)

    bütün gün polisin çeşitli araçlarıyla üzerimizde yürüttüğü bir savaştan çıktıktan sonra eve geldim. olayların sözlükteki yansımalarını da merak ediyordum. bir bakar çıkarım derken sözlük girişindeki berkin elvan resmiyle hüzünlendim. çok kayıp verdik, insanlarımız öldü, sakat kaldı. ben her gün dolmuştan inip işe giderken ethem’in vurulduğu yerden geçiyorum, her seferinde o gün geliyor gözlerimin önüne. hayatımızdan hiç silinmeyecek şeyler oldu, oluyor. sessiz kalmamız beklenemez.

    her neyse, neverfall’ın üslubunu tartışmayacağım. farklı hassasiyetlere sahip olabiliriz. kimimiz 14 yaşındaki bir çocuğun hayatını kaybetmesindeki adaletsizliğine isyan eder kimimiz de ölümün olduğu yerde “yasalara uyulması gerektiği”ni vurgulamayı tercih eder. kişinin böyle bir günde bu tercihi yapmasına neden olan siyasi düşüncesi benim için hiçbir anlam ifade etmiyor. kuşkusuz bu yüzden onların kafalarına biber gazı kapsülü atarak onun kafatasını parçalanmasını, keza gözünü kaybetmesini, felç kalmasını veya sokak arasında dövülerek ölmesini istemem.

    burada öncelikle doğru olmayan şeyler söylenmiş. neverfall ne iş yapar bilmem, eğer hukukçuysa yanlış yorumluyor, değilse bilmediği konular hakkında fazla iddialı konuşmamasını tavsiye ederim. yazarın ceza hukuku'yla ilgili tek doğru tespiti de kanunu bilmiyordum denilerek kimsenin cezadan sıyıramayacağı olmuş.

    yazarın isyanının belli başlı kelimelere odaklandığını görüyoruz: “katil, hırsız, şerefsiz.” bu nedenle yazarın söylediği bu ve benzeri kelimeler çerçevesinde, bu konularda dava yürütmekte olan birisi olarak kısa bir değerlendirme yapacağım.

    öncelikle;
    anayasanın 90.maddesinin son fıkrası: "usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır."

    bilindiği üzere türkiye, avrupa insan hakları sözleşmesi’ne taraf devletlerden biridir. aihs’nin denetim organı da avrupa insan hakları mahkemesi’dir. sözleşmede belirtilen hakların içeriğinin mahkeme içtihatlarıyla zenginleştirildiği bilinen bir gerçektir. özellikle ifade özgürlüğünün bu içtihatlar arasında oldukça önemli bir yeri vardır. hatta söylenebilir ki aihm içtihatlarla avrupa’da ifade özgürlüğünü düzenlemiştir. malumunuz türkiye de ifade özgürlüğü konusunda mahkemede çok kez mahkum edilmiştir.

    şu halde ifade özgürlüğü çerçevesinde bir mahkemenin görüşünü aktaralım: aihm handyside vs ingiltere kararında şöyle der:
    "ifade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. ifade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz." aihm şu an bulmak için uğraşamayacağım bazı kararlarında toplum için şok edici fikirlere hoşgörülü olması gerektiğini de vurgulamıştır.

    gelelim diğer örnek kararımıza. aihm pek çok kararında lingens vs avusturya kararında atıfta bulunmaktadır. olay özetle şöyledir: gazeteci lingens, avusturya şansölyesi bruno kreisky'yi eski nazileri koruduğu için eleştirdiği yazılarında 'en alçak oportünizm' 'ahlakdışı', şerefsizlik” gibi kelimeler kullanır. lingens avusturya mahkemeleri’nde mahkum olduktan sonra aihm’e başvurur. aihm kararında özetle şöyle der:

    “o halde bir siyasetçiye yönelik eleştirilerin kabul edilebilir sınırları, özel bir şahsa yönelik eleştiri sınırına göre daha geniştir. bir siyasetçi, özel şahıstan farklı olarak her sözünü ve eylemini bilerek ve kaçınılmaz bir biçimde, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açar; bu nedenle daha geniş bir hoşgörü göstermek zorundadır. hiç kuşku yok ki, sözleşme’nin 10(2) fıkrası başkalarının yani bütün bireylerin itibarının korunmasına imkan verir; bu koruma siyasetçileri şahsi sıfatları dışında hareket ettikleri zaman da içine alır. ancak bu gibi durumlarda söz konusu korumanın gerekleri, siyasi meseleleri açık biçimde tartışmanın yararıyla bağlantılı olarak tartılmalıdır.



    ne var ki olay kreisky’nin bir siyasetçi sıfatıyla ilgili olduğundan bu yazıların yazıldığı ortama bakılması gerekir. bu yazılar ekim 1975 seçimlerinden hemen sonra çıkmıştır. seçimler öncesinde birçok avusturyalı kreisky’nin partisinin mutlak çoğunuğu kaybedeceğini ve hükümet kurabilmek için peter’in partisiyle bir koalisyon oluşturacağını düşünmüştür. seçimlerden sonra wiesenthal peter’in nazi geçmişiyle ilgili açıklamalarda bulununca başbakan da peter’i savunmuş ve kendisini kötüleyenlerin faaliyetlerini “mafya yöntemleri” olarak tanımlamak suretiyle onlara saldırmıştır; işte bunun üzerine lingens sert bir tepki göstermiştir. o halde tartışma konusu ifadeler seçim sonrası siyasal tartışma ortamı içinde ele alınmalıdır. başvurucuya verilen cea ve buna dair ulusal mahkemelerin gerekçeleri sözleşme bakımından değerlendirilirken bu koşullar göz ardı edilmemelidir.



    başvurucunun ifade özgürlüğünü kullanmasına yapılan müdahalenin “başkalarının itibarlarının korunması için demokratik bir toplumda gerekli” bir müdahale olmadığı, izlenen meşru amaçla orantılı olmadığı anlaşılmaktadır. buna göre sözleşmenin 10.maddesi ihlal edilmiştir.

    ----------------------------

    kararın önemli bazı bölümlerini yazıyı uzatmamak için eklemedim. okumak isteyen şuradan edinebilir:
    http://www.inhak.adalet.gov.tr/...ihm_diger_ulke/3.pdf

    yukarıda da belirttiğimiz üzere türkiye aihs’e tarafsa sözleşmeyi uygulamak zorundadır. türkiye işte bunu uygulamadığı için aihm’de ihlal birinciliğini yıllarca kimseye kaptırmamıştır.

    şu halde “katil erdoğan” kelimesinin başbakan’ın gezi’de hayatını kaybedenlerden polise saldırın emri verdiği için sorumlu olduğunu belirten bir eleştiri olduğu açıktır. hatta belki gün gelecektir ki kendisi bu emirden dolayı yargılanacaktır. demokratik bir toplumda başbakan’ın bu sözü anlayışla karşılaması, mahkemelerin de ceza vermemesi gerekir. keza “hırsız erdoğan” sözünün ses kayıtları nedeniyle söylenen bir eleştiri olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. şerefsizlik kelimesini yukarıda somut bir örnekle açıkladığım için ayrıca bir şey yazmayacağım. tayyip zaten bu konuda oldukça sıkıntılı :(

    hukuk normlardan ibaret değildir. bu yüzden de kanun devleti ile hukuk devleti arasında fark vardır. sen tck’nın hakaret suçunu düzenleyen maddesini açıp “oha ya adama katil demişler” diye düşünerek insanlara ceza kesemezsin.

    sonuç olarak neverfall’un söyledikleri doğru değildir. ama illa ki kanun seviciliği yapacaksa tck md 81, 82/e’de tanımlanan kasten öldürme suçunun nitelikli halini incelemesini tavsiye ederim. hukuk devleti olalım istiyorsa da "sözlük olarak başımız belaya girer mi" diye düşünmek yerine mücadele etmesini öneririm.
  • 2010 yılı ağustos ayı..

    esenköy'de* 4 aylık yaz tatilimi sürdürmekteydim. sebebini hatırlamadığım bir nedenden dolayı yine ailemle tartışmıştım. bu seferki tartışmanın alevi diğerlerinden çok daha büyüktü. evden kaçmayı kafama koymuştum. hatırlamıyorum ama tartışma bu kadar büyük olduğuna göre yine bakkaldan para üstü almayı unutmuş olmalıydım. babam başka hiçbir şeye bu kadar sinirlenmezdi. hesap kitap yapmayı bilmiyor olmam onu delirtirdi çünkü eşe dosta, akrabalara en iyi dersimin hep matematik olduğunu söylerdi. yine bakkaldan para üstü almayı unuttuğum bir günde babamın beni "2 ekmek 20 lira tutar mı ak sığırı" diye dövdüğünü hatırlıyorum. zor günler geçiriyordum..

    derken artık canıma tak etti ve evden bir hışımla çıkıp sabah 6 ido'suyla istanbul'a geldim. yenikapı'ya ayak bastığımda içimi tatlı bir huzur kaplamıştı. sabah güneşi yüzüme vurmuş sanki bana günaydın diyordu. ben de kendisine gülümseyip selam verdim. hatta abartıp öne doğru eğilip reverans yaptığımı farkettim. etraftakilerin "n'apıyo bu kâmil" dediklerini duyuyordum fakat bu zerre umrumda değildi. artık yeni bir hayata başlamak üzereydim.

    istanbul'da yanında kalabileceğim kişileri düşünmeye başladım. hemen kağıdı kalemi çıkarıp uzun bir süre düşündüm, tarttım, olasılıkları değerlendirdim, son olarak swot analizini de yapıp elde kalanlara baktım ve liste bomboştu. evet aklıma kimse gelmemişti. ne kadar yalnız olduğumu hayat bir kez daha yüzüme vurmuştu. derken bulutların arasından aniden çıkagelen beyaz atlı prens gibi aklıma o isim düştü.

    neverfall.

    biricik kuzenim. hazır yeni işe de girmişti. parası da vardı. beni asla yarıyolda bırakmazdı. zaten kendimi kimsesiz hissediyor, korkuyordum. istanbul'a vardığımdan beri içimde tarifsiz bir heyecan ve tedirginlik vardı. amk sanki türkiye'den yük gemisiyle kaçıp amerika'ya gitmiştim. nasıl bi tribe girdiysem sağda solda polis görünce saklanıyorum falan. fazla vakit kaybetmeden hemen otobüse bindim.

    kader yine oyununu oynamıştı. ben planlar yaparken o gizlice arkamdan gülüyordu. akbilimi almak için elimi göt cebimdeki cüzdanıma götürürken cüzdanımın göt cebimde olmadığını farkettim. büyük ihtimalle ido'da düşürmüştüm. bu kadar şanssız bi insan için aslında bu durum olumlu bile sayılabilirdi. bu kadar uğursuzluğa göt cebimdeki cüzdanı kaybetmemi bırak götümün yerinde olmasına bile şaşırmıştım. beş parasız, çaresiz istanbullar'da kalmıştım. iki kolumu havaya kaldırıp yumruklarımı sıkıp "istanbul sen mi büyüksün ben mi?" diye bağırmak üzereyken şoför "in ulan aşağı serseri, nedir bu tinercilerden çektiğimiz arkadaş" diye söylenmeye başladı. tamam en az bir tinerci kadar yüzüm karaydı ama güneş bronzluğuydu o cahil adam.

    otobüsten inip telefonumda 'murt turkcell' diye kayıtlı olan biricik kuzenime ödemeli attım. sağolsun iki buçuk saat sonra geri döndü. acilen yenikapı'ya gelip beni almasını çok zor durumda olduğumu söyledim. "hemen geliyorum orada bekle" dedikten takribi 4 saat sonra kendisi karşımdaydı. beraber bi kafeye oturduk ve bana "aç mısın?" diye sordu. "açım" dedim. "ben de açım" dedi. "tamam" dedim. yüzüme bakmaya devam ediyordu. "bi şeyler yiyelim istersen" dedim. "yiyelim mi" diye o da bana sordu. sanki oraya ben onu kurtarmaya gelmiştim. büyük bir iştahla ağzımdan çıkacak "iyi hadi yiyelim madem" lafını bekliyor gibiydi. "olm cüzdanımı kaybettim beş parasızım bi şeyler söyle de yiyelim ben sana sonra veririm" dedim. garsonu çağırıp bir poğaça söyledi. yarısını koparıp kendisi yedi. tam "kuru kuru da gitmiyor meret" diyecektim ki elindeki poşetten yarısı dolu pet şişedeki suyu poğaçayla beraber içtiğini görünce vazgeçtim. bir an acaba işten mi çıktı diye düşündüm. "işler nasıl?" diye sordum. "çok iyi" dedi. "bok iyi" dedim içimden. böyle iyi iş mi olur lan poğaçayla su içiyosun. hesabı istemek için garsonu çağırdık. garson "2 lira" dedi. ulan bunlar da insan sikiyor diye düşünürken neverfall garsonu duymamış gibiydi. pencereden dışarıya dalmış denizi izliyordu. göz ucuyla bana bakıp hızlıca tekrar denize döndüğünü farkettim. "olm salak mısın cüzdanımı kaybettim diyorum şimdi hesabı kitlemenin zamanı mı?" dedim. "aa pardon ya unuttum" deyip cebindeki bozuk paralarla hesabı ödedi. artık yancılık nasıl işlemişse içine adam oraya bana yardım etmeye geldiğini unutup hâlâ hesap kitleme derdinde.

    kafeden çıktığımzda "kuzen, sen böyle hesapları ödemekle falan uğraşma bana toplam bi para ver, ben yanında kaldığım süre boyunca o parayı harcayayım sonra elime para geçtiğinde total olarak hepsini bi kerede öderim, nasıl fikir?" diye sordum. ona da bu fikir mantıklı geldi. elini cebine atıp 10 tl çıkardı. paranın üzerindeki atatürk bile güldü ak. benimle alenen taşak geçiliyordu. nerden kaçıp nereye gelmiştim. sonunda tepem atmıştı. "senin bu verdiğin parayı ben bakkaldan almayı unutuyorum lan. paran da pulun da senin olsun. ben gidiyorum" diye rest çektim. mutluluğu gözlerinden okunuyordu.

    sonra ido'ya gelip cüdanımı kaybettiğimi söyledim. adamlar bulmuşlar verdiler. cüzdanımı alır almaz ilk iş olarak dönüş biletimi alıp ailemin yanına döndüm. onlar evden kaçtığımı bile farketmemiş ak. annem "sabah nereye gittin namaza mı" dedi. he namaza gittim. öyle mükemmel bir sülalem var ki şükür namazı kılmaya gittim. allah böyle bir kuzen düşmanımın başına vermesin dostlar. kendisi dara düştüğüm zaman en son arayacağım kişidir. burada da tanıyan eden varsa sakın kendisinden bir hayır beklemesin. şahsen ben hiç görmedim.

    allah da böylelerini mod yapıyor.
  • hukuktan bahsetmeye başlamışız. güzel. hakaret etmek yasakmış sözlükte. o daha da güzel.

    küçük sevimli bir örnekle başlayalım.
    buyrun entiri burada http://gss.gs/1075856 *

    bu entiriyi 10 defa (kaba bir sayı veriyorum, ama daha çoktur) ihbar ettim. her seferinde moderasyondan, isim vermek gerekirse; her seferinde harry kewell the wizard of oz'dan geri döndü. hatalı ihbar diyerek. ilk seferlerinde ihbar sebebim yanlıştı, o doğrudur. ama 10 diyorum ahali. sonlara doğru düzelttim ihbar sebebi hatasını.
    bana "soytarı" bir hakaret değil dedi ve tdk linki gönderdi, sonra da "teşbihte hata olmaz" dedi.
    teşbihte hata olmaz sözü belli ki çok yanlış anlaşılmış.

    daha sonra ben bu entiriyi, tck'nın ilgili maddesiyle birlikte neverfall'a gönderdim özel mesaj yoluyla. türk vatandaşı olmadığı için suç teşkil etmeyeceğine dair bir şüphesi vardı, konuştuk özelden. ilgileneceğim dedi. soracağım dedi. entiri orada. hala. unutulmuş olabilir. bu saatten sonra hiç bir önemi de yok zaten. teşbihte hata olmaz. silinmesin. örnek teşkil ediyor, yazarlarımız dilediğince teşbih yapsın.
    soytarı hakaret değil. ya da hani "teşbihte hata olmaz" ya, benzetmede hakaret kullanmak suç değil.
    buradan yazayım. sıradan tiksindiğim, midemi bulandıran kim varsa başlığının altına gidip "insan mı, soytarı mı belli değil.", "insan mı, katil mi belli değil" yazabilirim.
    bu sözlüğün; sözlük kurallarına, hukuk kurallarına ve insan haklarına gayet bağlı 2 moderatöründen vizesini aldım bunun.
    ha ama "soytarı" kabul edilebilir, "hırsız"ve "katil" kabul edilemezse, ufak bir kafa karışıklığı yaratıyor. lütfen kısa zamanda hakaret kabul ettikleri kelimelerin bir listesini yayınlasınlar, ona göre benzetme yapalım.
    sonra başım belaya girebilir, ama belli ki moderatörlerimizi endişelendiren kendi başlarının belaya girmesi daha çok. rahat olsunlar, öyle bir durumda suçumu kendi üzerime alırım, suçumun ortağı olmadıklarını söylerim. sözlüğü ve onları benimle birlikte yakmamak için elimden geleni yaparım. çok şükür, benim çok daha büyük korkularım var.

    velhasılı, benzeri tartışmalar daha önce de yaşandı. artık açıklığa kavuşsun. eğer burası böyle 3-5 samimi arkadaşın istediğini yapacağı, istediğini yazacağı, sonra keyfine esince millete höt zöt çekeceği bir yerse, söyleyin.
    bunun bence hiç bir sakıncası yok. bir dolu yer var öyle, kim ne diyebilir? biz kendi aramızda konuşup yazıyoruz, burada kendi kurallarımızı da öttürürüz dersiniz, kabul etmeyenler gayet efendice defolup gider.* ama kimse sözlük ve içinde bulunduğum ülke şu haldeyken, hak/hukuk ve üslup dersi vermeye kalkmasın.
    hiç kimsenin haddi değil.

    *düzenleme: entiri yaklaşık 2 yıl sonra, bugün silinmiş.
    şuydu http://i.imgur.com/6ZpGFYM.png
  • değerli yazar dostum,

    hamza hamzaoğlu hakkında çapsız ifadesi aşağılama ve hakaret niteliğindedir. sadece tdk dan değil ekşi sözlüğe girin veya benzer sözlüklere girin çapsız ifadesinin sosyal medyadaki anlamlarını, sözlük jargonlarındaki karşılığını göreceksiniz.

    hamza hoca elindeki kadrosundan maksimum verim aldı, hollandalıdan, muslera'ya, yasin'den sabri'ye, balta'dan hamit altıntop'a. gerçek bir golcüsü olmadan takımının gol ortalaması da puan ortaması da mancini ve prandelli hocalardan çok daha iyi, fatih hocanın puan ortalamasından da aynı şekilde daha iyi idi.

    suw burada açıklamış bakın hollandalı ve muslere hoca için ne diyor; (bkz: #1733225)

    galatasaray dünya çapında büyük bir hoca yetiştirmek zorunda. egosu olmayan, çalışkan, genç ve cv'sine 6 ayda 6 parçaya bölünmüş takım ile 2 kupa yazan hocaya çapsız ifadesi hakaret olmanın yanında bindiğimiz dalı kesmektir.

    bakın kendisi dün ne demiş; "4 ya da 5 transfer yapmamız gerekiyor. transfer yapmış olmak için yapmayacağız. mevcut kadromuzu biraz daha güçlendirmeye çalışacağız. sadece umut ve burak ile bir sezonu geçiremeyiz mümkün değil. 3 kulvarda hedefe gitmek için biraz daha kadro derinliği lazım"

    kendisi takımımızın kuruluş amacının ne olduğunu da biliyor ve ana hedefini de daha önce bir çok kez açıkladı.

    kabul ederseniz sizinle yemeğine iddiaya da varım şl grubunda kim olursa olsun 6 maçta takımı 10 puandan aşağı almayacaktır. şl gruplarından aydın ve amrabat ile çıktığımız günleri hatırlayın.

    şampiyon takım 15 transfer yapamaz. 5 nokta atışı ile ve gençlerle hamza hoca önümüzdeki yıl daha da başarılı olacaktır ve olmalıdır.

    ayrıca 15 transfer yapıp florya'yı bir entitütü hale getirmediğiniz sürece yatırımımızın yarısı çöp olacaktır.

    saygılar,
  • (bkz: 1109346)

    kendisi şu an şirince köyü'ndedir. kafa dinlemek amacıyla geldim ama ne hikmetse baya kalabalık burası. işin ilginci ünlü simalar da gözüme çarpıyor. demin devlet bahçeli'yle çay içtik köy kahvehanesinde. matematikten, 4 işlemden filan konuştuk. baya kafa adam, ilginç hesaplamaları filan var. 'ben de iyiyim matematikte ama bi alex değilim' dedi. alex diye sesleniyor bana. sinirimden tam ulumaya başlayacaktım ki, ocak dışı olurum diye vazgeçtim.

    neyse, şirince köyünde internet bağlantısı biraz yavaş, o yüzden iddaa'da maç tahmini isteyen arkadaşlara sonra dönüş yapacağım. kıyamet filan da kopmayacak yarın, rahat olun. veya o kadar rahat olmayın ya, ne bileyim gusul abdesti almadan uyumayın filan. gözünüz de arkada kalmasın, biz buralardayız. göz kulak oluruz dünyaya. bi saniye... lan adriana lima mı o?! aha yanında da kıvanç tatlıtuğ var. quzey adamsın!!
  • (bkz: #1441048)

    şakaysa komik ciddiyse daha komik bir entrye imza atmış yazar.

    yazarlar/üyeler bu platforma üyelik sözleşmesi ile bağlı olduğu sürece yazdıkları her kelime şahısları bağlar. gerekirse savcılık platformdan davaya konu olmuş/olmak üzere olan kullanıcı ve ip bilgilerini talep eder, site de resmi talep doğrultusunda buna karşılık verir.

    bak üye sözleşme maddesine ne yazmışsın ;

    --- alıntı ---

    '' ç) galatasaray sözlük’te yazılan yazılar hiçbir denetime tabi olmadan yayınlandığı için yazılan yazıların hukukî ve cezaî sorumluluğu tamamıyla yazarına aittir. ''

    --- alıntı ---

    bu kadar basit bir olayı ; '' başbakana fütursuzca sövmeyin, yoksa siteyi kapatacaklar !! ''noktasına getirmek amiyane tabirle '' tepkinizi başka yerde gösterin kardeşim '' demekten başka bir şey değil gibi duruyor.

    ek olarak daha 2 sene önce günlük 10 çevirimiçi kullanıcıyla '' birileri uygunsuz entry girse de iş etsek '' modundayken 100 çevirimiçi kullanıcıya ulaşınca '' adam olacaksınız ve söyleneni yapacaksınız '' triplerine girmek hiç yakışmıyor. bu da işin başka bi boyutu.

    gelelim '' bir gün alacaklar içeri göreceksiniz gününüzü '' dalgasına...

    birkaç yaşı küçük renktaş dışında burada reşit olmayan yok diye düşünüyorum. dolayısıyla buradaki her insan, kanına dokunan bir meseleye tepki göstermek için entry girme hakkına sahip. deplasmanda puan kaybettik diye başbakana hırsız diyenle karşılaştınız mı ? zannetmiyorum. sözlüğe getirdiğin kurallar konusunda sonsuza kadar haklısın. ben '' egzajere '' kelimesine gıcığım arkadaş, kullanmayacaksınız diye kural koy, o kelime geçen bütün entryleri sil, amenna. ancak koyduğun kural üzerinden, herkesin sorumluluğunu aldığı bir davranış üzerinden insanlara yüklenirsen ve aile büyüğün yaşındaki adamlara emir kipiyle konuşursan ; yazar arkadaşların da sana '' hop birader '' demesi kadar doğal bir şey olamaz.

    burada moderasyon yapan arkadaşlar ne kanun bekçisi, ne buranın zabıtası, ne de bu devletin savcısı. ne biz sizin duanızla burdayız ne de siz bizim tohumumuza para saydınız. dolayısıyla burada kimsenin kimseye ahlak ve hukuk dersi vermeye ihtiyacı yok. ne bir yazar gelip size işinizi öğretebilir ; ne de siz bir yazara gidip nasıl davranacağını söyleyebilirsiniz.

    karşısınızda 13 yaşında ergenler değil ; fikri hür vicdanı hür insanlar var. yaptılarsa bi kanunsuzluk, gereği ne ise ve yapılması gerek ise yapılır. zerre sorumlu tutulmayacağın ve serre sorumlu olmadığınız meseleler yüzünden boş giderler yapmanın hiçbir anlamı yok.

    sevgiler.
  • kendisinin modluktan istifaya sürükleyecek süreci başlatıyorum allahın izniyle.*

    burası nasıl bir ülke? milli savunma bakanı, şah fırat operasyonunda süleyman şah türbesi geri taşınırın oranı canlıda 3.50ye yükseldiğinde, bankadaki tüm parasını çekmiş, nereye yatırdığı meçhul, aşk-ı memnu'da kıvanç tatlıtuğ yengesine yan gözle bakar mı diye yapılan tartışmayı, 9. kez evlenmek üzere olan seda sayan noktalıyor. ülkecek çok karışığız. kafamızı rahatlatmak için buraya giriyoruz. ancak burada da işler iyi gitmiyor. modumuz paralı bahis olmamasına rağmen ucunda ödül olan turnuvada her hafta galatasarayın puan kaybını isteyecek şekilde tahmin oyunu oynuyor. inanılır gibi değil! biz oynasak, gelip kulağımızdan çekmeli, `kardeşim yapma, gerekirse 1.10 kazan ama 3.30 için takımına karşı bahis alma demeliyken, kendisi her hafta galatasaray berabere` kalır oynamakta.

    neyden mi bahsediyorum? evet skorerden.
    kimimiz 1 yıl boyunca alamadığı o formaya kavuşmak için skorere kasmakta, memleketteki amcaoğullardan tüyolar istemekte, dayıoğlu balkes bu hafta çakar mı antebe ehihih" diye sorduğunda "antep 2 ters 1 düz" cevabını alınca moralleri sıfırlanmakta; kimisi soğuk günlerde boynunu ısıtacak atkıyı almak için maçkolikte istatistik kasarken gözlerini bozmakta ama modumuz işin kolayını bulmuş her hafta beraberlik oynamakta takımımıza ve sözlüğünün modluğunu yürüttüğü canparemize.

    kanıtlara geçelim mi.**
    17. hafta: http://i.hizliresim.com/VlrPXq.jpg
    18. hafta: http://i.hizliresim.com/N5Zlk5.png
    19. hafta: http://i.hizliresim.com/mG24E1.jpg (bu hafta cezalıyım)
    20. hafta: http://i.hizliresim.com/vgjXZ6.png (bu hafta da cezalıyım)

    evet sevgili sözlük. soruyum eyyyyy galatasaray sözlük. eyyyy haginin, gs nin kodladığı yürüttüğü, hktwoo tarafından entryleri silinen cimbomlu kardeşlerim. modumuz galatasaraya inanmıyorken veya ondan alacağı 3 3.50lik ganyana göz dikmişken, bizler nasıl yazarlık yapalım? aklınız alıyor mu?
    (bkz: faşiz mod skorerden elini çek)
    (bkz: ganyan kaçakçılığının her türlüsünü ayaklar altına aldık)

    bence skorerde eskişehirspor maçında son dakikada selçuk gol atınca kendisi :(
    http://galeri7.uludagsozluk.com/...an-yatmak_341056.jpg

    edit: link canlandırıldı.
  • geçen hafta galatasaray futbol takımı başlığının silindiği gün mesaj kutuma gelen onlarca size ait bir entry silindi mesajından sonra hafiften bi dumur oldum. nedenine baktım ve silinme gerekçesinin ''forum' olduğunu ve silen moderatör'ün de neverfall arkadaşımız olduğunu gördüm. kendisiyle daha önceleri fatih terim'e yönelik bazı eleştirilerinden dolayı bir tartışma yaşamıştık. ben nick altına girip kendisine bişiler yazmıştım. ilk olarak aklıma direk bu olay geldi, içim fesat olacak ki adamı kin tutmakla suçladım kendi kendime. o anlık sinirle nick altından kendisine küfrettim ama sayfayı yeniledikten sonra sildiği entrylerin ''bir yanlışlık sonucu'' olduğunu gördüm ve hakaret içerikli yazımı sildim. görmemesini umut etmiştim ama ne yazık ki görmüş ve bana şu mesajı yazmış.

    ''küfür için teşekkür ederim hocam, canınız sağolsun. ama bir yanlışlık sonucu sildim entryleri özür dileri. hayatım boyunca kimseye kin tutmadım, size karşı da bir kinim yok, fatih terim konusunda ne yaşadık sizinle onu bile hatırlamıyorum. neyse yine de canınız sağolsun, eyvallah.''

    açıkçası bu mesajı okuduktan sonra utancımdan yerin dibine girdim ve kendisine bir şey yazamadım. daha sonra pişmanlığımı herkes görsün istedim ve buraya yazmaya karar verdim. eğer bu entry'yi sonuna kadar okuyan olursa lütfen eksilesin. eksilesin ki daha da pişman olayım.

    özür dilerim.
  • bir gün hocaya sormuşlar (nasreddin hoca değil, ibrahim akın'ın görüştüğü şekil bi'hoca), "hoca" demişler "bizim köyün geçen hafta maçı vardı, rakip takımın köyünün muhtarı, eğer yenilirseniz bütün takıma at vereceğim" demişti, biz de yenilip atları aldık. hatırlarsın daha önce de keçi, eşek, inek filan teklif etmişlerdi, sen de "alabilirsiniz, sorun olmaz" demiştin.
    bu salaklar da atları alıp satmak için at pazarına götürünce, hem ben onlara demiştim bir iki ay bekleyin diye ama dinlemediler beni, neyse işte gazeteciler, televizyoncular görüntülemiş, olay patladı, kamuoyunda inanılmaz bir infiale neden oldu, rezil ettin" bizi demişler.

    her ne kadar "ne zaman dedim hatırlamıyorum, yanlış hatırlıyorsunuz sanırım ama emin değilim demiş de olabilirim, dememiş de, demişsem de o an kafam dalgındır, boş bir anıma gelmiştir ama yine de sanmıyorum dediğimi" filan diyerek kıvırmaya çalışsa da köylünün daha da artan öfkesini görünce iyice köşeye sıkışan hoca elindeki amk gazetesini büyük bir öfkeyle yere fırlatıp "öeeeeh demişsem demişimdir, hadi ben dedim peki o muhtarın hiç mi suçu yok hüleeaayn?" diye alayınıza gider yapınca köylüler hafiften kendine gelmiş ve öfkeli kalabalık yavaş yavaş dağılırken aralarından bazıları "adam haklı bi'yerde" diyerek subjektif bakış açılarını sorgulamaya başlamışlar.

    niteliksiz diye entry silen bir moderatörle bu hikayenin ne alakası var diyeceksiniz. evet, hiçbir alakası yok. ama belki meşhur bi'fıkraya çağrışım yapar.

    neverfall özelinden değil de tüm moderasyon genelinden olaya bakarsak, tamam hatanın büyüğü moderasyonun diyelim ama mesela birinin girdiği niteliksiz bir entry üzerine zincirleme etkiyle boş beleş entry yağdırmanın sebebi nedir çözemedim mesela.
  • fi tarihinde yazmış olduğum bir dünya entry'i silen moderatördür.

    galatasaray futbol takımı başlığına x,y,z takımdır yazınca forum nedeniyle siliniyormuş.

    elin değmişken çöp kutumu da boşalt . ben onca şey yazmışım sen tek kalemde siliyorsun o zaman gel öldürdüklerinin kan izlerini de sil.

    ayıptır.

    edit: bu ney lannn ?

    edit 2: onu silme bunu sil. çok sinirlendim amk.

    edit3: hata yapmış şevçenko'yu döndürmüştür.
  • artık bazı sözlük yazarlarından sonra moderatörler de elmayla armutu karıştırdığına göre yazabiliriz. bu son #1170595 entry ile baraber görüldü ki nba başlıklarının çokluğundan, gereksizliğinden dem vuran arkadaşlara nba konuşulmasını istemeyenler olarak adlandırmış neverfall. üstüne faşist demiş. kendisi şu entrysinde #1109305 'galatasaray sözlük. önce galatasaray sonra sözlük. çok galatasaray az sözlük. bizim burada işimiz gücümüz, dinimiz imanımız galatasaray. özel hayatlarımızda her ne olursak olalım, nasıl kendimize ayrıcalıklı saatler ayırıp galatasaray'ı takip ediyorsak, galatasaray'ı yaşıyorsak, tribünde, kahvede, evde galatasaray gol attığı zaman diğer her şey anlamsızlaşıp, sadece galatasaray olgusu önemli hale geliyorsa... bu sözlükte yazarken de bu bilinçle, bu kafayla yazmak lazım. ' demiş. bunu diyen adam nasıl nba başlıklarına göz yumuyor anlayamıyorum. bilmiyorum kendisini kişisel olarak ama bana hep mantıklı konuşan biri olarak gözüktü. şu moderasyonda gerçekten görev yapan, aktif yöneticiler arasında. en azından 1 seneyi aşkın süre önce moderatör olup daha bir moderatörlüğünü görmediğimiz yazar abimiz gibi değil. en hakiki moderatör kendisi.*

    bu son bleach denen işsiz arkadaşın günün ilk saatlerinde- sözlüğün en aktif zamanları- nba gibi her gün onlarca maçın olduğu bir lig için her maça başlık açmasını istemiyoruz. kimse burda nba konuşulmasın istemiyor, demiyor zaten. istediğimiz özellikle nba özelinde bu kadar çok başlığın açılmaması. tamam los angeles miami maçının başlığını aç. haftanın en iyi birkaç maçını ön plana çıkar ama minnesota- charlotte maçının başlığını açma arkadaş. insanlar tepki gösterdi doğal olarak artık bu işe. saçmasapan maçların başlıkları moderasyona olan bir mesajdı. ancak moderasyon şu durumda olumlu bir yönetim gösteremedi. umarım en doğru yolu bulur sevgili moderasyon.
  • burcu esmersoy ile ilgili sırf meme ve popodan oluşan entryleri ilgi alanımız dışında sebebiyle silmiştir. daha önce sair başlıklarda defalarca açıkladık ama bu konuda hala anlaşılmayan noktalar var demek ki, bu kadar isyan olduğuna göre. içim kan ağlayarak söylüyorum ki, burcu esmersoy'un poposu ilgi alanımız içinde değil. başlığı açık olsa da değil, futbolcuların da başlığı var ama onların memelerinin, popolarının fotoğrafını paylaşırsanız, onlar da aynı gerekçeyle silinir. misal emre belözoğlu bir futbolcudur, başlığı da vardır, yarın öbür gün bikini giyse, orasını burasını açsa, fotoğrafları sözlükte paylaşırsa bu formatımıza uyar mı? uymaz ve bu tarz özel hayata ait entryler silinir. gerçi şimdi tekrar düşündüm de doğru örnek olmadı, emre belözoğlu'nun bikinili pozu çıksa, silmeyi bırak, sözlük girişine görsel yaparız ama o istisna, genel kural olarak bikinili fotoları paylaşmıyoruz. ayrıca üzülmeyin bu ablanın fotoları kaydettim, gece lazım filan olursa istersiniz whatsaptan yollarım. bu kadar isyana sebep verecek kadar önemliyse artık.
  • totem olarak 1 ekim 2014 arsenal galatasaray maçı istanbul zirvesinde doğaüstü moderasyon güçlerini kullanarak maçı televizyonun arkasından takip etmiştir. hayır ben ekrandan zor izledim sen televizyonun arkasından nasıl seyrettin :(

    tabi bu şimdi moderatör ya assolist gibi en son çıkar havamı atarım diye düşündü. otobüsle gelirken başını cama dayayıp "evet arkadaşlar şimdi de sözlükte herkesin tanıdığı, çok sevdiğimiz, genç kızların sevgilisi neverfall geliyooooorrr!" diye kendisini sahneye takdim ettiklerini hayal edip yüzünde küçük bir tebessüm oluşmadıysa ben de bi' şey bilmiyorum. ama bilmiyor ki burası türkiye burda sona kalan dona kalır.

    zaten kalabalık yapma hayrettin ve paredros'un çektirdikleri üçlükle coşarken neverfall'ın "ulan acaba bana da üçlü çektirirler mi, neyse ben yine de kendimi hazır tutayım da" diyerek ufak ufak köşede öksürerek ses tellerini hazır hâle getirdiği zirvedekilerin de dikkatini çekmiştir.*

    bu acıklı durum galatasaray'ımızın da mağlup olmasıyla üzüntümü ikiye, üçe bilemedin dörde katladı.
  • (bkz: #1441048)

    defalarca söyledim buranın yöneticilerine, kendi adım soyadımla yazıyorum. ihtiyaç olursa kimlik bilgilerimi vereyim, ters bir durumda da anında üyelikten ihraç edin beni diye. başka mecralarda burada yazdıklarımın çok daha fazlasını yazıyorum. başbakanın bizzat hukuğu yok ettiği bir ülkede hiçbir demagogun "yasa, kanun" goygoyuna meze olacak değiliz. benim hırsızıma, arsızıma laf söylüyorlar diye gocunan varsa buyursun versin savcılığa. hukuk konuşacaksak; biraz da şeri hukuk konuşalım mı mesela? beytülmala el uzattığı iddaa edilen birinin bu iddianın yersizliğini ispat etmek yerine "bana darbe yapıyorsunuz!" demek cüretini gösterirse kellesinin uçacağını, bugün baştaki firavun ile özdeşleştirilen (tam anlamıyla bir garabettir bu) hz.ömer'in halife olarak girdiği mecliste üzerindeki yeni cübbe yüzünden yerin dibine sokulduğunu, haramsız elde ettiği halde ağlamaklı olduğunu, çocuğunun "ben kendi payımı verdim de öyle aldık. babam halifedir, yamalı elbise ile gezmesine içim el vermedi" diyerek olaya müdahil olması sonucu meselenin çözüldüğünü konuşalım mı?

    kimse hak, hukuk anlatmasın kardeşim bize! cüret dahi etmeyin! dini de, hukuğu da, siyaseti de ziyadesiyle biliyoruz bizler. isim orada duruyor, varsa içine oturan bir şey; buyur git savcılığa. yoksa; gölge etme.