• benim için adını nerde görsem hep burukluk ve üzüntü hissiyatı yaratan isimdir kendisi, futbol anlamında değil, kardeşim kendisini çok severdi, tam bir baros hayranıydı, ikimiz de çok severdik gerçi. sürekli abi baros bu maç oynuyor mu, abi neden bu maç gol atamadı sence, abi baros dünyanın en iyi forvetlerinden birisi dimi? gibi sorular sorardı.

    bazen geçiştirirdim, bazen çok soru sordu diye kızardım, keşke hepsine tek tek cevap verseydim, tek tek ilgilenseydim seninle. ben 11 o 8 yaşlarındaydı o sıralarda. galatasaray sevgimizi bize aşılayan tabii ki babamdı ama kardeşimle daha küçük yaşlarda meraklıydık zaten futbola. hiç unutmuyorum 10 lira biriktirip sahte bir forma almıştık , turuncu renkli olandan ,sıra sıra giyiyorduk (babama söylesek hemen alırdı ama çocuk aklı) formanın arkasında 15 numara ve baros yazıyordu. sonra baros sevgisinden dolayı formayı kardeşime bırakıp kendime başka bir forma aldırmıştım. sırtından çıkarmazdı formayı sokakta top oynarken, evde, her yerde. emre'nin baros'un ayağını kırdığı gün hüngür hüngür ağlamıştı bir daha oynayamayacak zannedip.

    evimiz tesislere çok yakın bir mesafedeydi hep gizli gizli gider beklerdik baros'u görürüz belki diye ama hiç göremedik, keşke görseydik, keşke görebilseydin benim güzel gözlü kardeşim. 2010 yılının başında kardeşimi tatil için gittiğimiz adını bile anmak istemediğim şilede ,kuzenimle annem babamdan habersiz gidip denize girmeleri sonucunda dalgaların bizden alıp götürmesiyle kaybettik. kaybettik yazarken hala kabullenemiyorum onu kaybetmeyi. baros ismini 2 gün önce sol tarafta gördüm, ne zaman ismini görsem hep kardeşim gözümün önüne geliyor, abi diyişleri, maç başlayınca yanıma oturup bir sürü soru sorarak maçı izlemesi.

    şu an bu satırları yazarken oturduğum oda kardeşimle kaldığımız oda ve baros formasını yatağının üzerine serdim. bunca yıl geçti ama ben hala kokunu duyuyorum o formada, senle izlediğimiz maçları tekrar tekrar döndürüp izliyorum ve her seferinde o maçlarda baros gol atıyor, tek bişey eksik o da ''abi baros attıııı '' diye bağırıp bana sarılan sen. atılan bir gole ağlamayı sen gidince öğrendim canım kardeşim, bu gözleri dolu dolu yazdığım satırları umarım okuyorsundur, bir yerlede görebiliyorsundur. haftaya yanına geleceğim ve yeni bir forma alıp arkasına yine baros yazdırıp mezarına bırakacağım. inşallah bir gün o çok sevdiğin baros'la bir yerlerde karşılaşırsın ve o karşılaşma da yanında bizler oluruz. baros, kardeşim seni neden bu kadar çok seviyordu bilmiyorum ama umarım hayatın hep mutlu geçer. kardeşim hatrına seni hep uzaktan takip etmeye devam edeceğim.
    https://i.hizliresim.com/qAEopd.jpg
  • bu adam yıldız falan değil, bildiğin köle.baros kosar, baros orta sahada pres yapar, baros gol atar, baros adam kovalar, baros buz üstünde oynar, yağmurda çamurda oynar, 6 saat uçakla dünyanın öbür ucuna giden tek yabancı olur, daha ne yapsın baros.allah razı olsun baros'tan aldığı parayı sonuna kadar hakeden ender yabancılardan.
    edit: ulan baros beni de gol kralı yaptın ya helal sana be.
  • galatasaray'dan önce:
    http://1.bp.blogspot.com/...s400/Milan+Baros.jpg

    galatasaray'dan sonra:
    http://photos-d.ak.fbcdn.net/...30305914_4063154.jpg

    galatasaray'dan önce:
    http://futbol.turksportal.net/...er/milan_baros_2.jpg

    galatasaray'dan sonra:
    http://photos-g.ak.fbcdn.net/...67_30310551_3074.jpg

    galatasaray'dan önce:
    http://i.milliyet.com.tr/...6/fft17_mf93985.Jpeg

    galatasaray'dan sonra:
    http://img208.imageshack.us/img208/8020/adsze.jpg

    galatasaray'dan önce:
    http://g.mynet.com/i/57/36390_0.jpg

    galatasaray'dan sonra:
    http://www.itusozluk.com/...61a16899/milan+baros

    galatasaray'dan önce:
    http://www.milanbaros.cz/...an%20Baros%20206.jpg

    galatasaray'dan sonra:
    http://photos-a.ak.fbcdn.net/...636631_4560989_n.jpg

    daha da bir şey demiyorum ben..
  • çek cumhuriyeti'nin prag şehirine çalışmaya gidişim, onu takiben perşembe gününden itibaren işten izin alarak polonya'nın eski başkent'i olan krakow'u gezmek isteyişim, bunu takiben biletlerin alınması, polonya'ya gitmek için otobüsle ostrava'daki tren istasyonuna gidilmesiyle bir sonraki trenin ertesi gün oluşunu öğrenmem ve bunun ardından da milan baros'un banik ostrava takımında oynadığını şehir adından hatırlamam, alelacele erken saatten de faydalanarak antrenmanın nerede yapıldığını, bulup bulamayacağımı çevre iş yerlerinden araştırmam, antrenman sahasının yürüyerek 1 saat mesafede olduğunu ama antrenman olup olmadığından emin olmayarak yola çıkışım, sahaya vardığımda antrenmanın 3 saat sonra olduğunu ama seyirci alınmadığının bana söylenmesi... ama mutlu biten bir günün ana temasını oluşturan güzel insan. hiç bilmediğim, daha önce bulunmadığım ve tekrar bulunmayacağım bir şehir için bana "oha, baros'un yaşadığı kutsal topraklardayım lan" tepkisini verdirmiş, fenerebahçe'ye son dakikada kaçırdığı golü hala unutamadığım ve yüreğimde yara oluşturmuş eski galatasaray forveti...

    daha iğrenç bir dille anlatamazdım biliyorum ama normal anlatılmayacak kadar ilginç bir gün oldu benim için, o sebeple böyle yazdım.

    girişte çok dil döktüm, giriş olduğunu varsaydığım yerdeki görevli pek mutlu ve ingilizce konuşabilen birisi değildi, çok dil döktüm fakat pek oralı olmadı, "no permission"dan öte pek bi cevap aldığımı hatırlamıyorum. bunu takiben en azından girişi bulmak için yine çevrede bir kaç gördüğüm kişiye sordum, genelde buralardan içeri girildiğini söylediler ve ben de enteresan bir sandviç alarak beklemeye başladım. sanırım o görevli abimiz gece nöbetçisi gibi bir şeydi, zira ostrava'ya varışım zaten havanın yeni yeni aydınlanmasına tekabül ediyordu zaten. velhasıl bir saat kadar sonra sanıyorum, görevli değişti. yeni gelen bayan daha bir sıcak kanlıydı fakat o bu sefer düzgün bir ingilizce ile beni alamayacağını söyledi. ben de kendisinden futbolcular buradan giriyorsa milan baros'a yaklaşabilme şansım olur mu veya kendisi ondna rica edebilir mi diye söyledim, "o bizim için herhangi bir futbolcu değil bir devrin başlangıcıydı, sadece onu görmeye geldim" gibi bir abartı söylemle sanırsam hanım ablamızın kalbini çalabildim :)

    bir kaç futbolcu olduğunu sandığım tip geldi içeri girdi, bir kısmı dışarıya park etti bir kısmı arabayla içeri girdi, kim dışarıya kim içeriye park ediyor anlamadım açıkçası. hanım ablaya "geldi mi" diye bir kaç kez sordum, "henüz değil" cevabı aldım bir kaç kez. ben ayakta dolaşırken hanım ablamız beni çağırıp binanın içerisinde lobimsi bir yere oturttu, "bekle" dedi sırıtan bir ağızla, ben de ağzı yarılan bir gülüşle "harbi mi lan" minvalinde "really?" reaksiyonu verdim. bir kaç dakika sonra çek golcü, milan baros'un yüzüne bakarken buldum kendimi. "i am galatasaray fan, i am just here to see you" gibi kelimelerden oluşan, bir kaç katı uzunlukta hatırlayamadığm saçma cümleler kurdum. o da hoşgeldin dediğini sandığım şeyler söyledi, öyle mal mal yüzüne bakakaldım adamın. bu adamı ali sami yen'de ve arena'da 5 yıllık tribün maceramda onlarca kez izledim, ama o an en paha biçilmeziydi dostlar.

    adamın işi vardır, er ya da geç gidecek diye telaşlanmaktan anın tadını falan da çıkaramadım, dediğim gibi mal mal bi kaç cümle kurdum. kurabildiğim tek mantıklı ve dokunaklı cümle "seninle aynı tarafta savaşmak onur vericiydi" tadında olan "it was a pleasure to fight with you for the same side" gibi bir şeyler söyledim, yarım ağızla falan sırıttı, welcome dedi, tokalaştık ve milan baros dediğimiz adam uzaklaştı.

    sonra da aynı yolu tam kapasiteyle sırıtarak geri yürüdüm, kuramadığım cümleleri tekrar ettim falan... böyle heyecanlandığım ve sebepsiz mutlu olduğum zaman çok azdır.

    nerede olursak olalım, kim olursak olalım, yüzümüzü ne zaman, nasıl güldüreceğini bilemezsiniz galatasarayın, sağol varol...
  • 21 eylül 2011 kardemir karabükspor galatasaray maçında son 3 yılın özetini çıkarmıştır bir pozisyonla:

    şöyle ki; maçın 90. dakikasında rakip yarı sahasının ortalarından karabüklü bir oyuncunun topa elle müdahelesi sonucunda bir serbest vuruş kazanıyoruz. hakem serbest vuruşu verince karabüklü bir oyuncu topa vurarak taca doğru gönderiyor. bizim takımdan kimse topa hareketlenmiyor. baros ise görev yerine yani rakip ceza sahasına doğru giderken, topun gittiği tarafa yakın olan hakan balta'ya "topu alsana" diye işaret yapıyor. bunu gören hakan balta baros'u umursamıyor ve yürümeye devam ederek serbest vuruşun kullanılacağı yere doğru ilerliyor. baros da bu hareketin üzerine hiç bir tepki vermeden bir anda depar atarak topa doğru koşmaya başlıyor ve topu alarak serbest vuruşu kullanacak olan selçuk inan'a veriyor.

    son 3 yıldır neden başarısız olduğumuzun özetidir bu bana göre. bir yanda varını yoğunu ortaya koyan, sakat sakat bile olsa sahaya çıkıp kendini harap eden futbolcular; diğer yanda futbolcu görünümlü, gamsız, umursamaz elemanlar...

    ancak basında bu gamsız arkadaşlar yerine, diğer gruptaki futbolcular eleştiriliyor sürekli. işin kötü tarafı kendine taraftar diyen bazı kişiler bu oyuna geliyor ve baros gibi canını dişine takarak oynayan az sayıda futbolcumuza saldırıyor.

    söylenecek pek bir şey yok. başarısızlığın sebebini çok dışarlarda aramayalım bence.
  • kendisinin nouma gibi quaresma gibi lugano gibi kırmızı kart görme sorunu yoktur. sarı kart görme sorunu vardır. sahada olduğu sürece sürekli oyunda olmayı seven bir futbolcudur baros. o nedenle sarısını görür sonrasında gayet temkinli oynar. bu yüzden baros kırmızı gördü görecek diye her maç stres olmaya gerek yoktur.

    "adamın adı çıkmış 9'a inmez 8'e."

    hep rıdvan dilmen'in ve medyanın insanların gözünü boyamaları bunlar. örneklerle açıklayalım;

    - baros inanılmaz mı oynadı?

    rıdvan programda baros'un sözünü açmaz, güntekin sorarsa "baros bu maç iyiydi." der geçer.

    - baros kötü oynadı ama gol mü attı?

    rıdvan "baros etkisiz güçsüz ama pozisyon oldu mu o bitiyor orada." der geçer. 2 maç sonra etkisiz güçsüz alex beşiktaş maçında direkten dönen topu boş kaleye yuvarlarsa onu maçın adamı ilan eder.

    - baros kötü mü oynadı veya kart mı gördü?

    rıdvan "baros bienvenu'den kötü." der. bilmez baros'un bu sene alex'inden daha çok gol+asist yaptığını.
    "baros takımını hep yalnız bırakıyor." der. sonra gider lugano'yu göklere çıkarır kart görürdü ama takımının ruhuydu, istekliydi takımı ateşlerdi diye.
    "baros sakat hiç oynamıyor." der. ama hiç söylemez baros'un bu sene quaresma'dan çok maç oynadığını. gökhan gönül'le eşit sayıda maç oynayıp daha az sakatlandığını.

    siz de etkilenip yüklenirsiniz baros'a. lorik cana'ya da yapıldı bunların aynısı. ilk geldiğinde medya abarttı da abarttı adamı kart canavarı diye. halbuki cana da her maç sarı kart görür sonra kontrollü oynardı. zeki adamdı çünkü, savunma oynadığı için kartlık bir hareket yapıp karşı takımı önce bir uyarırdı. adamın tek kırmızı kartı konyaspor maçında kavga sonrası 90. dakikada gördüğü karttı.

    ilker meral efendi, ilk pozisyon sonrası öfkesini içine atıp, ikinci pozisyondan sonra kırmızıyı haşırt diye çıkaracağına önce sarı çıkarıp baros'u uyarsaydı, hem baros yatışırdı hem o ikinci pozisyon olmazdı, hem de baros o maçta kırmızıyı görüp dillere düşmezdi.

    bu dediklerimi biraz daha iyi anlamak için,

    önce baros'un kırmızı kartı sonrası tepkisine ve üzüntüsüne bir kez daha bakmanızı öneririm: http://www.youtube.com/watch?v=x0-eT-FrKHQ

    sonrasında da geçen sene arena'daki fenerbahçe maçında baros'un kırmızı kartı ne zaman gördüğünü hatırlamanızı..
    hatırlayamazsanız haber verin.
  • bugün * ;

    selçuk inan'ın 2. golüne, yedek kulübesinde formasını giyerken denk gelmiş, en az televizyon başındaki herhangi bir galatasaray taraftarı kadar sevinmiştir.

    muslera'nın attığı penaltıdan önce "ben atacağım" tribine girmemiş, golden sonra muslera kadar sevinmiştir.

    89. dakikada, takımı 3-0 öndeyken, henüz bir hafta önce kırılan burnuyla, iki manisasporlunun tekmeleri arasından kafayı uzatarak durumu 4-0 yapan golü atmıştır.

    takımdaki en kariyerli oyuncuların başında olmasına rağmen, hele ki bir kaç hafta öncesine kadar skora en çok katkı yapmış oyuncu olmasına rağmen, necati'nin arkasında yedek kalıp, oyuna son dakikalarda girmeyi sorun etmemiş, pozitif havasını ve hırsını koruyup, görevini yapmıştır.
  • yüreği sevgi dolu, pıtırcıklar ötesi sevgili t a a r a b t kardeş ile yazışıyorduk, kendisini aslında sevmediğimi eskiye, yaşananlara saygım olduğunu söyledi.

    de öyle değil ki be abi.

    işin aslı ne biliyor musunuz;

    biraz dikkat edin, bizim galatasaray kültürümüzde, eski alışkanlıklarımızda ''mücadele'' kültürü vardı. bi galibiyetlere değil, mücadeleye sevinen taraftarlardık. biz galibiyet değil mücadele odaklı olduğumuz için hiç sporcumuzu dövmedik lan.

    ne zaman skibbe geldi, rijkaard geldi biraz kültürümüze aşina olmayan bir şeyler yapmaya çalıştı, anında kimyamız bozuldu. camia olarak bozuldu. pas yapan, mantıklı oynayan futbolcunun iyi mi kötü mü oynadığını anlayamadık. mücadeleden ziyade sistem tartışmaya başladık oysa bizim ruhumuzda olmadı hiç o. biz biraz güç bela kazanılan maçların takımıydık. umutlar tükenince prekazi'nin çıkıp 30 metreden koyduğu, hagi'nin 90'da çaktığı bir takımın taraftarıydık neticede. o sistem bizim kimyamızı bozdu.

    neticede fatih terim ile tekrar eskiye döndük. hani avrupalı futbol, kaos futbolu, ileri uçtan başlayan defans yapma kültürüne falan girmiyorum artık. 100 kere yazıldı sıkılmışsınızdır. hadi siz neyse de daha bu yazıyı t a a r a b t okuyacak, adamın beyne yük bindirmeyelim.

    hasılı, o değişen sistemimizde skibbe'de, rijkaard'ta takımdaki tek türk milan baros idi. bize eski alışkanlıklarımızı hatırlatan, prese ileride başlayan, mücadele eden, ısıran baros. kafaya tekme sokan. açıkçası ''galatasaray'da kafası en çok beyaz bandajla sarılmış futbolcu kim'' deseniz ben baros derim. gerçi feanor kadar hafızamız yok, o yine çıkar ''89-90 sezonunda bizim sol kanatta uğur vardı, adam hep 60'dan sonra girerdi, istisnasız her maç sarılırdı, bir kere ikinci maçımda -nisan'da olması lazım- yine maça gitm..'' diye söyler gerçeği ama, kafası-yüzü en çok kanayan adam baroştu lan. adamın 19 golü, 7 asisti, 4 bandajı vardı sezonda.

    baroş eskiydi abi, türk'tü. isyankardı. yenilgiyi hazzetmeyendi. hakeme ayar veren, hakem hatasını sikleyen tek adamdı. neticede o da çekirdek yemesini bilmeyen bir yabancıydı ama, ekstrası olmazsa gitmek zorundaydı. 1.5 milyon euro alıp yıllarca yedek bekleyenler gibi olamazdı. kontenjan var hacı bu ülkede, hani şu bitirmeye çalıştıkları, indirmek için uğraştıkları. takımımda sercan gibi bir adama mahkum olacağıma fiziken bitmiş baroşa 100 kere razı olurum ben, sadece genç türk futbolcuların götü kalkmasın, sergen yalçınlar çoğalmasın diye.

    ha ne oldu? baros hakkaten türk oldu. saldı gitti. 1 sene bal çaldı, sonra tükürttü geri. sevdik mi? sevdik geçti. biz kimleri sevmedik be taarabt. sen bilmezsin bir kubilay türkyılmaz vardı, 5 lira istese cebimdeki 10 lira yanına 10 lira da borç bulup 20 lira vereceğim adam lan. karakter 10, fizik 10, güzellik 10, yarı yabancı, yarı türk. farkettiysen futbolundan bahsetmiyorum bile.

    neyse, baros neden sevilldi? türk gibi oynadı, eski galatasaray'ın topçusu gibi oynadı. ve baros tek forvet oynadı. koca ceza alanında bir başına. iyi de oynadı. sisteme uydu mu, pas yaptı mı, rakibin dengesini bozdu mu sikimde değil.

    güzel mücadele etti hacı. 1 sene de olsa güzeldi. he sonra hiç etmedi, gözden düştü gitti. biz eski alışkanlığımızı kazandık taraftar olarak. fatih hocanın dediği gibi kaybetse de alkışlanacak bir takım olduk. mücadele ettik. bizim kültürümüzde var abi, kimse mahalle takımının gazıyla mustafa sarp'a küfür kafir gitmedi. yalandan koşar gibi yaptığı, mücadele etmediği için giydirdik. yoksa mücadele eden futbolcunun bizim başımızın üstünde yeri var.

    baroş gitti, kavga bitti. sistemler, mor formalar falan bize hiç olmadı. baros da 3 sene daha erken bizde olacaktı da işte para yoktu. ihtimaller dünyasından çıkıp taarabt'ın dünyasına geçerek bitiriyorum baroş'a vedamı;

    fatih hoca kadro dışı bıraktıysa, gönderdiyse bize onu uğurlamak düşer. ama taşla sopayla değil lan, hiç olmadı kırık bir gülümsemeyle.
  • milan baros 28 ekim 1981'de o zamanki adıyla çekoslovakya'nın valašské meziříčí şehrinde dünyaya geldi. 1987-1991 yılları arasında vigantice, 1991-1993 yılları arasında rožnov p. radhoštěm takımlarının altyapılarında çeşitli seviyelerde oynadıktan sonra 1993'te ileride profesyonel kariyerine ilk adımı atacağı kulüp olan banik ostrava'nın altyapısına dahil oldu. 1993-1998 yılları arasında da burada oynadıktan sonra 1998-1999 sezonu öncesi kulübü kendisiyle profesyonel sözleşme imzaladı ve böylece ilk defa a takıma alınmış oldu.

    1998/1999 sezonunda gambrinus liga'da* mücadele eden takımıyla 6 maçta forma giyme şansı buldu. çoğunda oyuna sonradan dahil oldu ve ilk sezonunda gol atamadı. o sezon marek jankulovski, libor sionko ve pavel srnicek gibi isimlerle aynı takımda idi.

    1999/2000 sezonunda takımın banko forveti haline geldi. o dönem 4-4-2 sistemi ile oynayan banik ostrava'nın hücum hattını marek poštulka ile beraber oluşturmaktaydı. sezon boyunca ligde 29 maça çıkarken 6 gol kaydediyordu.

    2000/2001 sezonunda takımı 4-5-1'e dönerken bir önceki sezon partneri olan marek poštulka artık yedeğiydi ve milan baros o sezon ligde toplam 26 maça çıkıp yine 6 gol attı.

    2001 yılında ilk defa çek cumhuriyeti milli futbol takımına çağrıldı. zaten banik ostrava altyapısındayken yeteneği ve mücadeleciliğini ortaya koyan milan baros o tarihe kadar 1996-2002 yılları arasında olmak üzere u15 ile 7 maçta 3 gol, u16 ile 5 maçta 1 gol, u17 ile 4 maçta 1 gol, u18 ile 19 maçta 5 gol ve u21 ile 19 maçta 9 gol istatistiklerine sahipti.

    2001/2002 sezonu banik ostrava'daki son sezonu oldu milan baros'un. o zamana kadar gösterdiği performansı "ostrava'nın maradona'sı" olarak anılmasına sebep oldu. o sezon yeniden 4-4-2'ye dönen takımında martin prohászka ile birlikte hücum hattında görev aldı. arkalarında ise václav svěrkoš yedek olarak beklemekte idi. sezonun birinci devresinde 15 maça çıkıp 11 gol atan milan baros devre arası transfer sezonunda 7.000.000 euro karşılığında liverpool'a transfer oldu. kendisine 5 sırt numarası verildi. banik ostrava sezonun ikinci devresinde milan baros'un yerine václav svěrkoš ile devam etti ve gol yollarında büyük sıkıntı yaşadı**. milan baros ikinci devrede yeni takımı ile sadece bir avrupa maçında*, o da oyuna sonradan dahil olmak üzere, forma giyebildi.

    2002'nin mayıs ayında düzenlenen düzenlenen uefa avrupa u21 futbol şampiyonası'nda son kez ülkesini u21 seviyesinde temsil etti. çek cumhuriyeti u21 milli futbol takımı final maçında 0-0 biten 90 dakika sonunda fransa'yı penaltılarla 3-1 yenerek turnuvayı şampiyon olarak tamamladı ve milan baros ilk şampiyonluğunu yaşadı. milan baros takımının banko forveti olarak şampiyonlukta büyük pay sahibi oldu.

    2002/2003 sezonunda liverpool'un düzenli oyuncusu haline geldi. fakat en büyük sıkıntısı önünde michael owen gibi bir ismin olması idi. en başta 4-5-1, kimi zaman da 4-4-2 ile oynayan takımının hücum hattını sol tarafta emile heskey, sağ kanatta el hadji diouf oluşturmakta idi. tek forvetin ise en büyük adayı michael owen iken ancak takım çift forvet ile sahaya çıktığında michael owen'in partneri milan baros olabiliyordu. sezon boyunca ligde 17'si ilk onbir olmak üzere 27 maçta forma giyen milan baros 9 gol atarken 2 kez de sarı kart görüyordu. ilk onbirde başladığı maçların sadece 9'unda 90 dakika sahada kalabildi.

    şampiyonlar ligi'nde ise ikisi ilk onbir olmak üzere 4 maça çıktı ve 90 dakika sahada kaldığı tek maç olan basel maçında bir gol kaydetti. grubunda üçüncü olarak uefa kupasına kalan takımı ile biri ilk onbir olmak üzere 4 maça daha çıktı ve gol atamadı.

    kupada ise 5 maça çıkıp 2 gol attı. o sezon liverpool finalde manchester united'i 2-0 yenerek lig kupasını kazandı. bu kupa milan baros'un kariyerinin kulüp bazındaki ilk kupası oldu.

    2003/2004 sezonu milan baros için kötü geçti. 13 eylül 2003 blackburn rovers liverpool maçının henüz 3. dakikasında ayak bileği kırıldı ve 6 ay formasından uzak kaldı. o sezon ligde 6'sı ilk onbir olmak üzere sadece 13 maçta forma giydi ve 1 gol atabildi. 1 kez de sarı kart gördü. sadece 3 maçta 90 dakikayı tamamlayabildi. sakat olduğu süre zarfında michael owen ve emile heskey dönüşümlü olarak forvette görev aldılar ve takımın gol yükünü çektiler.

    uefa kupasında ise ikisi ilk onbir olmak üzere 4 maça çıktı ve 1 gol kaydetti*. ilk onbirde başladığı maçların birinde 90, diğerinde 89 dakika sahada kaldı.

    kupada ise oyuna sonradan dahil olmak üzere bir maçta forma giydi.

    euro 2004'te sakatlığı düzeldiği ve eski performansına geri döndüğü için kadroya dahil edildi 15 sırt numarası ile ülkesini temsil etti.

    d grubunun açılış maçı olan 15 haziran 2004 çek cumhuriyeti letonya maçında milan baros ilk onbirde başlayıp jan koller ile beraber takımının hücum hattını oluşturdu*. 45+1 de gelen maris verpakovskis'in golüne çek cumhuriyeti 73'te milan baros ve 85'te oyuna ikinci yarıda dahil olan marek heinz ile cevap verdi ve sahadan 2-1'lik galibiyetle ayrıldı. milan baros 87. dakikada yerini bir defans oyuncusu olan martin jiranek'e bıraktı*.

    ikinci maç 19 haziran 2004 hollanda çek cumhuriyeti maçı idi. yine aynı şekilde milan baros - jan koller ikilisi ile maça başlayan* çek cumhuriyeti sahadan 2-3'lük galibiyet ile ayrılıyordu. hollanda'nın golleri 4'te wilfred bouma ve 19'da ruud van nistelrooy'dan gelirken çek cumhuriyeti 23'te jan koller, 71'de milan baros ve 88'de vladimir smicer ile bulduğu gollerle 0-2'den maçı çevirmesini biliyor ve ikinci maçından da galibiyet ile ayrılıyordu. bu maçta milan baros 90 dakika sahada kaldı.

    son maç 23 haziran 2004 almanya çek cumhuriyeti maçı idi. çek cumhuriyeti gruptan çıkmayı garantilediği için bu maça tamamen yedeklerden oluşan bir kadro ile sahaya çıktı. almanya 21'de michael ballack ile golü bulurken 30. dakikada marek heinz durumu eşitliyor ve ilk yarı 1-1 tamamlanıyordu. 59. dakikada vratislav lokvenc'in yerine oyuna dahil olan milan baros 77. dakikada oliver kahn'ı avlıyor ve çek cumhuriyeti 1-2'lik galibiyet ile üçte üç yaparken bu üç maçı da geriden gelerek kazanıyordu.

    çeyrek final maçı olan 27 haziran 2004 çek cumhuriyeti danimarka maçında çek cumhuriyeti yeniden eski düzeni ile sahaya çıkıyor, 49'da jan koller, 63. ve 65. milan baros ile bulduğu goller ile sahadan 3-0'lık rahat bir galibiyet ile ayrılıyordu. milan baros bu maçta 70. dakikada oyundan alındı.

    yarı final maçı olan 1 temmuz 2005 yunanistan çek cumhuriyeti maçı turnuvanın iki sürpriz fakat iddialı takımını karşı karşıya getirdi. tam kadro sahaya çıkan çek cumhuriyeti iyi kapanan ve turnuvayı şampiyon olarak tamamlayacak olan yunanistan karşısında gol yollarında etkili olamadı. jan koller ve milan baros rakip defans karşısında oldukça zorlandılar. 90 dakikası 0-0 tamamlanan maçın tek golü 105+1. dakikada traianos dellas'tan geldi ve maçın 120 dakikası 1-0'lı yunanistan galibiyeti ile sonuçlandı. milan baros bu maçta bir sarı kart gördü. böylece çek cumhuriyeti talihsiz bir şekilde yarı finalde turnuvadan elenirken tek tesellisi 5 golle turnuvayı gol kralı olarak kapatan milan baros oluyordu. kendisine 4er gol ile wayne rooney ve ruud van nistelrooy izledi.

    2004/2005 sezonunda milan baros euro 2004'te yaptığı çıkışı sürdürmeye devam etti. michael owen'in real madrid'e transfer olması sebebiyle djibril cisse ve florent sinama pongolle'nin önünde takımın birinci forveti konumuna gelmişti*. çoğunlukla 4-5-1 ile oynayan takımında kendisini sağdan luis garcia, soldan harry kewell, ortadan ise xabi alonso, steven gerrard ve dietmar hamann besliyordu. o sezon ligde 22'si ilk onbir olmak üzere 26 maça çıkan milan baros 9 gol atıyor ve 2 kez sarı, 1 kez de doğrudan kırmızı kart görüyordu. takımdaki forvet alternatiflerinin fazla olmasından dolayı sadece 9 kez 90 dakikayı tamamlayabiliyor, 5 kez de 80. dakikadan sonra oyundan alınıyordu. 13 kasım 2004 liverpool crystal palace maçında ikisi penaltıdan olmak üzere üç gol atıyor ve premier lig kariyerindeki* ilk ve tek hat-trick'ini yapıyordu.

    o sezon şampiyonlar ligini şampiyon olarak tamamlayan liverpool'un gol yollarındaki en büyük silahı olan milan baros avrupa'da 12'si ilk onbir olmak üzere 14 maça çıkıyor ve 2 gol atarken* 3 kez de sarı kart görüyordu. 90 dakikası 3-3 biten ve penaltılar sonucu liverpool'un kazandığı 25 mayıs 2005 milan liverpool maçında* harry kewell ile beraber takımının hücum hattını oluşturmakta idi. harry kewell 23*, milan baros ise 84. dakikada oyundan alındı. milan baros kariyerinin ilk ve tek şampiyonlar ligi şampiyonluğunu liverpool ile yaşarken sevinç gösterileri esnasında yere düşürerek şampiyonlar ligi kupasına ufak bir "karakter" ekliyorudu.

    kupada ise 5 maça çıkıp 2 gol attı*.

    2005/2006 sezonuna liverpool ile başlamasına rağmen takımdan ayrılmak zorunda kaldı milan baros. sezon başında liverpool ile ligde iki maça çıktıktan sonra* 8.840.000 euro karşılığında aston villa'ya transfer oldu. kendisine 10 sırt numarası verildi. yeni takımı ile ligde 24'ü ilk onbir olmak üzere 26 maçta daha forma giyerken 8 kez gol atıyor ve 7 kez de sarı kart görüyordu. 15 maçta 90 dakika sahada kalan milan baros 4 maçta da 80. dakika ve sonrasında oyundan alındı. o sezon aston villa'nın hücum hattı juan pablo angel, milan baros ve kevin phillips'ten oluşuyordu.

    o sezon ayrıca kupada 5 maçta görev alıp 4 gol attı.

    2006 dünya kupasında 15 sırt numarası ile çek cumhuriyeti milli futbol takımı kadrosunda kendisine yer buldu. fakat son zamanlardaki performansı fena olmamasına rağmen kadroya girmekte sıkıntı yaşadı. takımının ilk iki maçını kulübeden izleyen milan baros ancak bu iki maçta bir galibiyet* ve bir mağlubiyet* alan takımının kader maçı olan 22 haziran 2006 çek cumhuriyeti italya maçında kendisine kadroda yer bulabildi. çek cumhuriyeti bu maçı da 0-2 kaybederek* turnuvaya erken veda ediyor ve büyük bir düş kırıklığı yaratıyordu. milan baros bu maça ilk onbirde başlayıp 64. dakikada skor 0-1 iken yerini david jarolim'e bıraktı.

    2006/2007 sezonu milan baros için düşüş şeklinde geçti. önce formayı genç yetenek gabriel agbonlahor'a kaptırdı. sezonun devre arasında ise john carew ile takas edilerek lyon'un yolunu tuttu. burada 7 sırt numarasını giydi. ilk devrede onu ilk onbir olmak üzere 16 maça çıkarken sadece 1 gol atıyor ve 1 kez de sarı kart görüyordu. sadece 4 maçta 90 dakika boyunca sahada kalabildi.

    kupada ise 4 maça çıkıp 1 gol attı.

    2006/2007'nin devre arasında transfer olduğu lyon'da aynen yerine gelen john carew gibi kadroya girmekte zorluk yaşadı. çünkü 4-4-2 oynayan takımının iki kişilik forvet kontenjanı karim benzema ve fred tarafından doldurulmuştu. bu isimlerin arkasında ise kulübün emektar ve saygın isimlerinden slylvain wiltord beklemekteydi. ikinci devrede sekizi ilk onbir olmak üzere 12 maça çıkan milan baros 4 gol atıyor ve 2 kez sarı kart görüyordu. sadece 3 maçta 90 dakikayı tamamlayabildi. o sezon lyon ligue 1 şampiyonu oldu. ayrıca final maçında son fransa kupası şampiyonu sochaux'u yenerek trophée des champions*'un da sahibi oldu. milan baros kariyerine iki kupa daha ekledi.

    bunların dışında lyon ile şampiyonlar liginde bir maçta oyuna sonradan dahil oldu*.

    2007/2008 sezonuna yeniden lyon ile başladı. lakin o sezon takım arkadaşı olan abdul kader keita gibi o da kadroya girmekte ve takımın sistemine uyum sağlamakta zorluk çekti. ilk devrede lyon ile ligde altısı ilk onbir olmak üzere 12 maça çıktı ve 3 gol atarken 2 kez de sarı kart gördü. sadece 2 maçta 90 dakikayı tamamlayabildi. o sezon ligue 1'de karim benzema 20 golle gol kralı oldu. fred ise 21 maçta 7 gol attı.

    ayrıca şampiyonlar liginde biri ilk onbir olmak üzere 3 maça çıktı. sonradan dahil olduklarında sırayla 29 ve 6 dakika sahada kalırken ilk onbirde başladığı maçta ise 59. dakikada oyundan alındı.

    2007/2008 sezonunun devre arasında portsmouth'a kiralandı. yeni takımında 9 sırt numarası ile mücadele edecekti. burada ligde sekizi ilk onbir olma üzere 12 maça çıktı ve gol atamazken kart da görmedi. sadece iki maçta 90 dakikayı tamamlayabildi. keza takımın hücum hattı john utaka, nwankwo kanu ve jermain defoe tarafından çoktan parsellenmiş idi.

    kupada ise 4 maça çıktı. milan baros kısa portsmouth macerasına bir fa cup şampiyonluğu sığdırdı*.

    son yıllardaki istikrarsız performansına rağmen milli takımın her zaman değişilmezlerinden biri olan milan baros euro 2008'de 15 sırt numarası ile kadroya dahil edildi.

    a grubunda aynı zamanda türkiye a milli futbol takımı ile de mücadele eden çek cumhuriyeti milli futbol takımı ilk maçından* galibiyetle ayrılırken* milan baros maçı kulübeden izlemek zorunda kaldı.

    ikinci maç olan 11 haziran 2008 çek cumhuriyeti portekiz maçına milan baros ilk onbirde başladı ve 90 dakika sahada kaldı. maç 3-1 portekiz galibiyeti ile sonuçlanırken goller 8'de deco, 17'de libor sionko, 63'te cristiano ronaldo ve 90+1'de ricardo quaresma'dan geldi.

    son maç olan 15 haziran 2008 türkiye çek cumhuriyeti maçı her iki takım için de kader maçıydı. türkiye unutulmaz bir 90 dakika sonrası maçı 3-2 kazanırken 90 dakika boyunca maçı kulübeden izleyen milan baros 90+5. dakikada hakeme itirazdan sarı kart gördü. çeklerin golleri '34'te jan koller ve '62'de jaroslav plasil'den gelirken türkiye'nin gollerini 75'te arda turan, 87. ve 89. dakikalarda da nihat kahveci kaydetti. bu maç sonucunda türkiye ikinci tura çıkarken çek cumhuriyeti elenmiş oldu.

    2008 yaz transfer sezonunda milan baros 5.500.000 milyon euro karşılığında lyon'dan galatasaray'a transfer oldu. milli takımda da giymekte olduğu 15 sırt numaralı formasına yeniden kavuştu. takıma birinci forvet olarak alınan milan baros'a ilk sezonunda başta shabani nonda ve ümit karan eşlik etti. o sezon 4-4-2 ile oynayan galatasaray'da milan baros'un yeri garantiyken partnerleri değişiklik gösterdi.

    2008/2009 sezonunda kanatlardan arda turan ve harry kewell, ortadan ise cassio lincoln tarafından oldukça iyi beslenen milan baros ligde 28'i ilk onbir olmak üzere 31 maça çıktı ve 20 gol attı. 11 kez de sarı kart gördü. üç maçta sırayla son 18, 32 ve 26 dakikada oyuna dahil olurken 10 maçta 90 dakika sahada kaldı, 6 kez de 80'den sonra oyundan alındı. takımın ligdeki gol yükünü çeken milan baros'un partnerlerinden shabani nonda 24 maçta 5 gol atarken ümit karan 18 maçta gol atamadı. 22 şubat 2009 galatasaray kocaelispor maçında* bir penaltı atışından yararlanamazken 6 nisan 2009 gaziantepspor galatasaray maçında* kariyerinin ilk rövaşata golünü attı.

    türkiye kupasında üçü de ilk onbir olmak üzere üç maça çıktı ve 1 gol kaydetti. iki maçta 90 dakika sahada kaldı, bir kez de 67. dakikada oyundan alındı. gol attığı tek maç olan 8 ocak 2009 altay galatasaray maçında bir penaltı atışını gole çeviremezken* 3 dakika sonrasında golünü atarak hatasını telafi etti.

    o sezon son kez düzenlenen uefa kupasında ise yedisi ilk onbir olmak üzere 9 maça çıktı, 5 gol atarken 3 de sarı kart gördü. mücadelesi ve performansı ile galatasaray'ın 4. tura yükselmesinde harry kewell ile büyük pay sahibi oldu.

    2009/2010 sezonuna yeniden galatasaray ile başladı milan baros. ligde onücü ilk onbir olmak üzere 17 maça çıktı ve 11 gol attı. 5 kez sarı kart gördü. 25 ekim 2009 fenerbahçe galatasaray maçında henüz ilk dakikada iki ayak tarak kemiği kırıldığı için kariyerinin ikinci büyük sakatlığını yaşadı ve 5 ay formasından uzak kaldı. bu sezon 4-3-3 sistemi ile oynayan galatasaray'ın forvetteki banko ismi olduğu için sakat olduğu süre zarfında takım gol yollarında büyük sıkıntı çekti. shabani nonda ve harry kewell bir nebze olsun yerini doldurmaya çalıştı.

    uefa avrupa liginde ise elemeler de dahil olmak üzere üçünde ilk onbirde başladığı 5 maça çıktı ve 5 gol attı.

    kulüp kariyerine ek olarak 2001'den beri formasını giydiği çek cumhuriyeti milli futbol takımı ile toplamda 77 maça çıkıp 38 gol attı. attığı gollerin tümünün listesine şuradan ulaşabilir ve bir kısmını izleyebilirsiniz; (bkz: #311092)

    sonuç olarak milan baros uluslararası anlamda kendini kanıtlamış kaliteli ve saygın bir futbolcudur. istatistiksel olarak takıma doğrudan katkıda bulunduğu gibi mücadele gücü, hırsı ve rakip defansı hırpalaması ile dolaylı olarak da fayda sağlayan bir isimdir. zaten kendisi romen kökenli olduğu için dikkat edilirse 1.84'lük boyunun dışında ortalama çeklerden farklı olarak oldukça kalıplı ve kemikli bir oyuncudur. kalın bilekli, geniş omuzlu ve kaslı bir yapısı vardır. bu kalıp ile bir de hızlandığı, ivme kazandığı zaman eğer kendisi pes etmezse baş etmesi oldukça zor bir oyuncu haline gelmektedir.

    varlığında (gol atsa da atmasa da) ve yokluğunda takımın ne kadar etkilendiği birçok maç üzerinden örneklenebilir. kulüp kariyerinde galatasaray öncesinde bir sezonda 10 gol barajını yalnızca bir kez geçebilmişken takımımızda oldukça golcü bir kimliğe bürünmüştür. aynen milli takımda olduğu gibi. bunda milan baros'un takımda hangi fonksiyon ile kullanıldığının önemi büyüktür. olumsuz yanlarına gelecek olursak hırslı olduğu için gol atamadığı zaman çok stres yapıyor, belki de duygusal bir futbolcu olduğu için kendisine gösterilen sevginin karşılığını daha somut bir şekilde, "gol" ile vermek istemesinden kaynaklanıyor olabilir. şayet kendisi hiçbir zaman gol takımımızda atamıyor diye eleştirilmedi. çünkü lyon'da veya portsmouth'ta da uzun süre gol atamadığı dönemler oldu ama o aralar genelde mutsuz ve umursamaz bir ruh hali ile çıkıyordu karşımıza. demek ki sevgi ve hakettiği kıymet kendisine takdim edilen bir ortamda daha şevkli ve arzulu oluyor, profesyonelliğine ek olarak.

    bir olumsuz yanı da gereksiz yere*** çok fazla sarı kart görmesi.

    sözün özü milan baros direkt ya da dolaylı olarak skora katkı sağlayan çok tehlikeli bir forvet oyuncusudur ve benzer özelliklerde piyasada kendisine benzeyen* çok az oyuncu bulunmaktadır. kıyas yapıldığı vakit olumsuz özellikleri olumlu özelliklerinin yanında devede kulaktır. buna ek olarak kendisini bir figür olarak takımımızda görmek büyük bir mutluluktur. kendisi 15 numaradır, kral'dır, ostrava'nın maradona'sıdır... uzun yıllar bizde oynaması dileğiyle*...

    http://www.czechsoccernet.cz/...ards/Baros-Banik.jpg *

    http://www.czechsoccernet.cz/...cards/2000_Baros.JPG *

    http://www.sporting-heroes.net/...an_20021019_GH_L.jpg *

    http://g.mynet.com/i/57/36390_0.jpg *

    http://lyon.theoffside.com/files/2008/08/mb.jpg *

    http://www.football-pictures.net/...a/74/Milan_Baro_.jpg *

    http://www.biyografist.com/...n-baros-resim-12.jpg *

    http://www.ataryemez.com/...r-milan-baros-01.jpg *

    http://img357.imageshack.us/...f63616169516jb1.jpg/ *

    http://www.ajansspor.com/..._Baros_1600x1200.jpg *
  • galatasaray - genclerbirligi macinda artik son dakikalar. elmander sakatlandigini kulubeye isaret ediyor ve fatih hoca kulubeden birini isaret ediyor. bak abartisiz soyluyorum tribunlerde oturarak mac izleyen 25.000 kisi, 15 numarali formayi gorup ayaga kalkiyor ve ugultu basliyor.
    - aha baros giriyor
    - baros lan vs vs konusmalar basliyor. ve sonra hep bi agizdan milaaan barooos milaaaaan baroos diye bagriliyor.
    biliyorum bir cogunuz gitmesini istiyorsunuz. biktik ondan diyorsunuz da taraftar cok ayri seviyor bu adami. baros melo veya muslera gibi taraftara kendini sevdirecek hareketler de yapmiyor ancak tribunden izleyen herkes onun galatasarayi cok sevdigini biliyor.

    geleyim asil diyecegime; baros fener macinda 11 cikmali diye dusunuyorum. evet necati ust duzey bir performans sergiliyor ancak barostaki bazi meziyetler necati'de yok. mesela necati geldiginden beri elmander'in performansinda(hucum) bir dusus gozleniyor. necati daha cok duragan bir forvetken baros surekli gezinen bir forvettir. o yuzden elmander baros ile oynarken daha cok bos alan bulur. fener defansi cabuk dagilan bir defans ve ters kosularla alanlarini hemen bosaltiyorlar. usenmeyen arkadas eboue'nin fb ye attigi golu acip baros'un capraz kosu ile savunmayi nasil alip goturdugunu izlesin. hatta o mactaki butun tehlikeli pozisyonlari izlesin. baros attigi gollerle degil, yaptigi kosularla takimina daha cok destek veriyor. ayrica agir bir yobo karsisinda necati gibi kismen duragan bir forvet yerine baros daha tercih edilesi. istatistiklere bakarsak da toplamda 16 golun baros sayesinde atildigi gercegi var.( gol+asist) su an takimin en cok katki yapan adami durumunda.
    yazdigim entry kesinlikle necatiyi kotulemek amaciyla yazilmamistir. aksine necati her macinda bizleri sevince boguyor. ancak soyle bi gercek var ki necati gol atamadigi surece takima katkisi tartisilirken, baros'un gol atmadigi maclarda bile arkadaslarina buyuk bosluklar sagladigi bir gercek.
  • turkiye'ye gelen en iyi santrforlardan biriydi, ozellikle alisilmadik yeteneklerinden dolayi. ulkede santrfor anlayisi biraz da hakan sukur'un etkisiyle pivot santrfor tanimiyla esdegerken baros gibi gezgin, ust duzey dripling ve bitiricilik yetenekleri olan biri gelince rakip savunmalar saskina donmustu. 2008-2009 skibbe galatasaray'inin hucumu turkiye icin ust bir seviyedeydi, malesef merkez orta saha yetersizligi o takimi cok kotu etkiledi. taraftar dedigin surekli kadro kurar, ben de kewell-arda-lincoln-baros dortlusunun arkasina 2012 melo-selcuk'u koysak neler olurdu hep merak etmisimdir. ilginctir ertesi sezon lincoln ayrilip bu hatta keita gibi cilgin atan bir adam gelmesine ragmen orta saha merkezi problemini cozemeyen galatasaray yine basarili olamamisti... bu tur 3-5 sene boyunca bir mevkinin problemini cozememe isi az rastlanan bir sey degil, galatasaray 2014-2015-2016 yillarini sag beksiz gecirdi desek yanlis olmaz...

    keske bugun baros gibi bir santrforla oynayabilsek.
  • kendisi galatasaray tarihinde gol kralı olmuş ve iz bırakmış forvetlerdendir. bir forvette olması gereken özelliklerin neredeyse hepsi kendisinde ortalama üstü mevcuttu. ama benim için en önemlisi kimse mücadele etmezken o mücadele etti ve özellikle insanların hatırlayacağı o dönemin hocası olan frank rijkaard'ı göndermek için çabaladıkları malum ankaragücü maçında * kendisinin tek başına verdiği mücadele unutulamaz. kendisi benim için unutulmaz futbolculardandır ve bana göre herkesin özlemle hatırladığı ve 40 yaşında gelmesini istediği drogbadan da daha çok galatasarayda iz bırakmıştır.efsane demek abartı olur ama benim ömür boyu iyi hatırlayacağım eski galatasaray futbolcusudur.
  • kesinlikle unutulmaz isimlerden. tam bir modern "complete striker"dı. top sürer, oyun kurar, pas kaltesi yüksek, havadan ve yerden bitirici, zeki, poziyon bilgisi şahane. daha ne olsun. üstelik çok kullanışlıydı 442'de yardımcı forvet olarak oynar. ki bence süper ikili oluşturmuşlardı johan elmander ile. 433'de de harikalar yaratırdı. her türlü varyasyona uyum sağlardı. tam bir galatasaray forveti nasıl olmalı sorusuna cevap.

    üstelik meşhur bir isimdi. euro 2004'ün yıldızlarından olduğu için kimse geleceğine ihtimal vermiyordu. avrupa'da baya ünlüydü. böyle bir adamı biz 27 yaşında getirdik. zaten internet yıkılmıştı o gelince rekorlar kırıılmıştı. nokta transfer dediğim böyle olur. çok yakışıyordu bize. aklıma geldi açtım izledim şimdi olsa çok canlar yakardı.

    https://www.youtube.com/watch?v=DOUoO2BmJeo *
  • bu baros düşmanlığının sebebi ne arkadaş hala anlayamadım.bu adam değil miydi rijkaard'ı bitirme operasyonunda tek başına savaşan, bir şeyler yapmaya çalışan, en azından sadece oyununa konsantre olan ? ya da bu adam değil miydi emre piçi sakatlayana kadar her maç yardıran, 3'ten aşağı attığı zaman eleştirilen ? ve bu adam ligin ilk 10 maçında yedek kalmayı, oyuna 70'lerde, 80'lerde girmeyi dert etmeyip her girdikten sonra oyuna katkı yapan, penaltı yaptıran ya da goller atan ? ve bu adam şimdi formayı kaptı, elmander'le uyum yakaladı ve elinden geleni yapıyor.ha formda mı ? son vuruşlarda formsuz evet.ama bu baros'un hala ''king'' baros olduğunu değiştirmez.
    yürüyedur sen king biz arkandaydık, arkandayız ve olmaya da devam edeceğiz!
  • geldiği günü hatırlıyorum dün gibi. coşmuştuk arkadaşlarla. sezona da müthiş başlamıştı. konyaspor'a uzaklardan taktığı golde kaleci kıpırdayamamıştı bile. lincoln ile oynadıkları ikili oyunlar herhalde son zamanlarda galatasaray'daki en güzel hücum organizasyonlarındandı. arka arkaya ankara takımlarına 3-4 atıyorduk lincoln-baros sayesinde, beşiktaş'a 4 atmıştık. sonra devre arası girdi, ligten koptuk sonraları belki ama uefa'da dolu dizgin devam ediyorduk...
    o sezon 5-2 yenildiğimiz kocaelispor maçı'nda kaçırdığı penaltı çok üzmüştü beni, skibbe'nin de kovulmasını hiç istememiştim ama bu penaltı neden oldu diyebiliriz, en azından bahanesi oldu...

    2009-2010'da da malum sakatlığı yaşayana kadar iyiydi sonrasında da oyun olarak toparlasa da vücut olarak toparlayamadı, sık sık sakatlandı ne yazık ki... bunda takımın kazanması adına kendini paralamasının da payı çok fazla. orta sahaya kadar geliyordu top alabilmek için. orta sahasız oynuyorduk bir zamanlar...

    2010-2011'in başlangıcında belliydi aslında her şeyin çok kötü olacağı.
    ama bu adam yine ayaktaydı. karpaty lviv'e karşı kendi sahamızda 2-0 geride iken bu adamdır takımı ateşleyen, takımı yeniden maça döndüren. kewell ile beraber takımın oyuna dönmesinde büyük pay sahibidir. hırsı her zaman aklımda kalacak.
    yine o sezon içinde bazı futbolcular maç satarken kendisi sakatlıktan yeni dönmüş olmasına rağmen kendini yırtmış ve 4-2 lik ankaragücü mağlubiyetini engelleyememiştir. sedyeyle çıkarken çekilen fotoğrafına bakın, milan baros'u daha iyi tanımak için...

    2011-2012'de de şampiyonlukta payı çok büyük. 4-4-2'nin iyi işlemesinde büyük pay sahibiydi. hiçbir maçta silmedim baros'u, her zaman samimiyetine inandım çünkü. 2-2 lik fener derbisinde son saniyede direkten dönen top kahrolsun! ama orada o pozisyona girebilecek tek adam baros'tu belki de o zamanki kadroda. zira baros kadar pozisyon bilgisi yüksek bir forvet daha yoktu kadroda herhalde o gün.

    2012-2013'e geldik, fatih terim kendisini kadroya dahi almıyordu. imparatora saygım sonsuz, vardır bir bildiği. zira hep beraberler; antrenman sırasında, maç sırasında... ancak mevcut durumda ben hiçbir zaman onaylamadım baros konusundaki bu tutumunu.
    baros muhtemelen hâlâ takıma verebileceği şeyler olduğunu düşündüğü için kadroda kaldı. belki tekrar oynama fırsatı bulur ve kendisini gösterebilirdi. ama o fırsat bu sezon hiç verilmedi... para için kalsaydı yarım sezonluk ücretini de alırdı, sözleşmesinin bitmesini beklerdi diye düşünüyorum. sanırım drogba'nın gelişi ile umutları tükendi.

    akşam bilgisayarı açtım ve gittiğini öğrendim. içimden bir parça koptu. milan -the king- artık galatasaray'da değildi. neden lan? elbette son zamanlardaki form durumu ihtiyaçlarımıza cevap vermiyordu ancak bu şekilde mi olacaktı lan? böyle miydi lan hamburg'a atarken o golü? böyle miydi sakatlıktan dönüşünü beklerken? böyle miydi?...

    yolu her zaman açık olsun. kendisi galatasaray'ın efsaneleri arasına çoktan girmiştir benim için. güle güle milan the king!

    milan baaaarooooossss! milan baaaaroooossss! oley oley oley!...
  • bir forvetin şu tarz koşular yaptığını kendisinden sonra görmedik. ders niteliğinde hiç fazla araştırmadan aklıma gelen üç gol.

    hamburg maçı. arda ve lincoln'e pres var. baros kaçıyor ve kaleciyle karşı karşıya.
    https://www.youtube.com/watch?v=ObRu9PLYbSc

    bursa maçı. top defanstan çıktığı anda baros'u takip edin. başından beri nereye gideceğini biliyor.
    https://www.youtube.com/watch?v=55H0RgP_AFo
    4:30'dan itibaren.

    şu video'da 3:50'den sonra. beşiktaş maçı. lincoln'e topu veriyor ve sonra 4 beşiktaş defansı boşa odaklanmış oluyor.
    https://www.youtube.com/watch?v=s1VTsVeUHyg

    edit: link tekrar güncellendi
  • kendisine olan hayranlığımdan dolayı amatör ligde 15 numaralı formayı giyerdim. kulüp hocamız galatasaraylıydı; kulübün duvarları fatih terim'le olan fotoğraflarıyla doluydu. bu yüzden forma rengimiz de sarı kırmızıydı. oyuna yedek kulübesinden dahil olduğumda maçı izleyen polisler, "ooooo milan baros" diye tezahürat ederlerdi bana şakayla karışık. bugün 23 yaşına geldim, futbolculuk zamanımdan kalma arkadaşlarımla ne zaman karşılaşsam bana "baros" diye sesleniyorlar halen. o yüzden baros'un bendeki yeri bambaşkadır :)