• sevgili tudor hocam,

    birincisi burası türkiye'dir. insanı boş egoya sahip ve kindardır. ikincisi teknik direktörü olduğun kulüp galatasaray'dır. kuyu kazmanın, nefret saçmanın, kıymet bilmezliğin bünyelerine işlediği birtakım taraftarları vardır.

    burada maçlar kaybeder başarısız olursan ilk olarak senin için istifa diye bağırırlar. oyuncular unutulur, yönetimler unutulur.
    başarılı olursan elindeki kadro iyidir, o yüzden başarılısındır. takıma senin bir faydan yoktur.

    sevgili tudor hocam,

    ne takıma yüklediğin kondisyon, ne oyuncuların hücumdaki verkaçları, ne duran top organizasyonlarımız, ne saha parselizasyonumuz, ne çalışılmış organize kontra ataklarımız, ne savunmada ayağa pas yaparak rakibi üzerimize çekip hücumdaki alanı boşaltmamız bunların hiçbiri senin sayende değil. tolga gibi bir oyuncunun iki haftada 5 kez altı pasta kaleciyle karşı karşıya kalması senin sayende değil. rodrigues'in çalışılmış olduğu bin kilometreden belli olan kanat aksiyonları senin sayende değil. fernando'nun geride oyun kurma görevinde kullanılıp ndiaye ve belhanda ile hücumda bir kişi fazla olmamız senin sayende değil. serdar aziz'in aynı maçta en az iki gollük pozisyon yakalaması senin sayende değil. garry'nin, belhanda'nın, fernando'nun, ndiaye'nin çokça pozisyonda topun üstünden atlayarak arkadaki arkadaşına topu bırakması senin sayende değil. saha konumlanışımız, orta sahayı üçleyerek rakibi art arda ataklarla boğmamız senin sayende değil.

    kayserispor ve osmanlıspor maçlarının ikisinde de ilk kırk beş dakika inanılmaz baskılı oynayıp ikinci yarılarda taktiksel olarak dinlenmemiz, bu sayede maçın son periyodunda rakibin direncini kırmamız senin sayende değil. muslera'nın galatasaray kariyerinde ilk kez pas oyununun bilinçli olarak bu kadar içinde olması dolayısıyla savunmada da bir kişi fazla olmamız senin sayende değil. selçuk, yasin, sinan gibi gereksizlerin ilk on birden kesilmesi senin sayende değil. semih kaya, sabri sarıoğlu gibi yeteneksizlerin nihayetinde galatasaray'dan gönderilmeleri senin sayende değil.

    mariano, maicon, fernando, ndiaye, belhanda, feghouli, gomis transferleri senin sayende değil. yıllarca galatasaray seviyesinden uzak olduğu halde oynayan hakan balta'nın kadro dışı bırakılması senin sayende değil.

    semih'i sabri'yi, prensin yaparsın dediler, hepsini yolladın.
    selçuk'u yasin'i ilk on birin değişmezi yaparsın dediler, ikisini de kulübeye hapsettin.
    hücum futbolu oynatmazsın dediler, takımın iki maçta çuval dolusu gol pozisyonuna girip toplam yedi gol attı.
    bütçe senin eline verilirse süper lig'in vasatlarını kadroya doldurursun dediler, son 17 yılın en iyi kadrosunu kurdun.

    sen kimsin tudor hocam?
    sen hırvatsın! allah'ın hırvatı ya!

    sen kimsin tudor hocam?
    juventus'un bir dönemki sabri'sisin ya!

    sen kimsin tudor hocam?
    sen bir hiçsin. sen aslında yoksun. senin zerre faydan yok takıma.

    ...

    arkandayız

    sen şampiyon olacaksın.
  • oysa hiçbir katkısı yoktu tudorlardan igor'un, galatasaray'ın mükemmel futboluna. oyuncu grubu o kadar kaliteliydi ki takım kendiliğinden oynuyordu sahada. fernando tamamen hissiyattan maicon ile serdar'ın arasında konumlanıyor, ndiaye tamamen tesadüfi şekilde kapanan takımlara karşı belhanda'ya yakın, açık oynayan takımlara karşı fernando'ya yakın oynuyordu. rodrigues'in 50-60 metre deparla geriye gelip top çalmasıysa korkunun getirdiği bir durum olup takım arkadaşlarının onu ''çok koşmazsan seni soyunma odasında çarmıha gereriz'' tehditlerinden kaynaklanıyordu.

    hatta bazı rivayelerde de gomis'in devasa bir sopasının olduğu ve kötü oynayan arkadaşlarını bu sopayla dövdüğü geçiyordu. yani bir bakıma korku imparatorluğu sayesinde güçlüydü yeni galatasaray. asırlardan beri özgürlükten, medeniyetten yana tavır takınan kulüp beklediği gelişimi göremeyince barbar metotlara başvurmaya karar verdi iki sene önce. dursun aydın özbek başkanlığındaki yönetim ilk iş olarak florya'nın sır gibi saklanan bölmelerine gaz odaları yaptırarak işe soyunmuştu. ardındansa futbolculara ibret olması için tesisteki soyunma odasına kötü oynadığı için ''boğdurulan'' nigel de jong'un cansız bedeni asıldı.(neden oynatılmıyor veya başka takıma satılmıyor sanıyorsunuz) yeni transferler de bu yeni yapılanmaya uygun şekilde yapıldı. uysal olan mariano, linnes, rodrigues, tolga gibi isimleri iyi oynatması için sert yapılarıyla tanınan ve adları geçmişte cinayetlere karışmış maicon, fernando, ndiaye, gomis gibi isimler transfer edildi. işte bu muazzam kadro yapılanması+ florya'da girilen yeni dönemin ardından da başarı kaçınılmaz oldu.

    durun durun, bu igor tudor'a kin besleyenlerin teorisi. gerçekler sahada...

    geçtiğimiz sezon yani 2016-2017 futbol sezonundaki ilk maçımız olan galatasaray karabükspor maçına gidelim. o maçta galatasaray futbolcularının sadece üçü ortalama pozisyon olarak sağ bölümümüzde. altı futbolcumuzsa sahanın sol kısmında daha fazla konumlanmış durumda. https://i.hizliresim.com/o62VDk.png
    bunun sonucu olarak da pas akışımız ya sağ yöne düz ya alttan yukarı ya da kuzeydoğu yönünde oluyor. sahaya tek taraf ağırlıklı konumlanıp paslarımızı da sola doğru yaptığımızdan rakip karabükspor maç içinde sağ yarılarına bir oyuncuyu kaydırarak takımımız kilitlemeyi başarıyor. işin kötüsü takımımızsa bu asimetrik oyun anlayışından doğan sıfır üretkenliğe çare bulamayarak hatta sorunu dahi fark etmeyerek maçın 90 dakika böyle gitmesine neden oluyor. bakın dikkat ederseniz, igor tudor'un takımı da maç içinde sağda(yani bizim sol tarafımıza denk geliyor) bir adam fazla gözüküyor.(https://i.hizliresim.com/EybmqB.png:maçın ortalama pozisyonları) ama acaba bu bilinçli bir durum mu yoksa tesadüfi mi?

    igor tudorlu karabükspor'un ertesi hafta oynadığı rizespor maçının ortalama pozisyonlarına bakalım şimdi de: https://i.hizliresim.com/2Ey6NL.png ta ta ta tam! muazzam bir dağılış öyle değil mi? galatasaray maçındaki asimetriden, sağ ağırlıklı oyundan eser yok. görüldüğü üzere tudor, galatasaray maçına özel olarak bu stratejiyi kullanıyor ki ardındaki hafta neredeyse kusursuza yakın simetride bir dağılım göstererek de saha parselizasyonu dersi veriyorlar ek olarak. yani tesadüfi bir durum değil, her maç o şekilde bir parselizasyon kullanmıyor. soldan oynadığnıı gördüğü galatasaray'a karşı önlem olarak bu taktik hamlede bulunuyor. taktik bilmeyen tudor!

    neyse efenim, o dönemin galatasaray'ı sezon içindeki hemen her maçını sol ağırlıklı oynuyor aynı şekilde. yanılmıyorsam üçüncü haftada bir kayserispor maçı var deplasmanda, bildiğiniz tüm takımın sahanın sol yarısında konumlandığı, tüm ataklarımızın oradan yapılmaya çalışıldığı haliyle de çok fena gümlediğimiz bir maç. bizim teknik direktörümüz de bu olayı bu zaafiyeti göremiyor baya baya. riekerink sonrası tudor bizim takıma geçiyor ve takımla çıktığı ilk maçtan itibaren de bu sol ağırlıklı oyun şeklimizi düzeltip daha dengeli bir hale büründürüyor. taktik bilmeyen tudor!

    bu sezona bakalım tekrardan.

    top rakipteyken:

    savunmamız dörtlü, yay şeklinde bir pozisyon alıyor. fernando- ndiaye bu dörtlünün önlerinde dururken tolga sol iç, rodrigues sağ iç, belhanda da bu ikilinin ortasında yer alıyor. yani 4-2-3-1 dizilimine dönüyoruz. bunu yaparken beş tane ağırlıklı press bölgemiz var. 1) top bize göre sol çizgi- sol iç arasındayken sol bek- serdar- tolga-fernando- ndiaye ve bazen gomis presse katılan isimler oluyor. 2) yine bize göre sağ çizgi- sağ iç bölgesinde de mariano- maicon- ndiaye- rodrigues(arkadan basan isim)- fernando- bazen gomis bazen belhanda pressi uygulayanlar. bu iki bölgede genellikle rakibi sahanın bize yakın kısmında çizgiden biraz içte rakibin etrafını kapatıp, rakibi kıstırıp topu kapıyoruz. genel mantık bu. 3) gomis- belhanda- rodrigues- tolga ile rakip savunmaya yapılan baskı. 4) savunma önümüz ile orta sahamız arasındaki bölgede aniden serdar-maicon- fernando rakibe basarak alan kapatıyor ve topu alıyoruz. 5) merkez orta sahadaki düzensiz baskı bölgeleri ve baskılar.

    top takımımızdayken:

    maicon sağ bek, serdar sol bek ve fernando bu oyuncuların çok az önünde ve ortasında konumlanıyor. savunmadaki pozisyonlarımızdan alakasız bir şekilde. fernando oyunu kurarken gomis - belhanda ikili gibi önde, rodrigues-ndiaye-tolga ise gezinir durumda. buradaki temel metodumuzsa topu sürekli aynı kanada taşıyıp ters kanada bekleri veya açıkları sarkıtarak rakibi hazırlıksız yakalamak. mesela bunu rodrigues'le çok iyi yapıyoruz. top belli aralıklarla 5 dakikaya kadar bizde kalıyor ve sürekli bilinçli olarak sağdan atak yapıyoruz. sonra tak diye rodrigues'in içeri çevirdiği bir topla solda kendini unutturmuş tolga gol atıyor, yine bunun sol taraf versiyonunu da uyguluyoruz maç içinde. mariano ile linnes ve lato da bu tarz çokça pozisyona girebiliyor.

    oyun içinde bu temel uygulamaların haricinde çok önemli taktiksel varyasyonlarımız da var.

    a) maicon'un sağ çizgiden sol köşe gönderi civarına gönderdiği çapraz uzun paslarla hem rakip savunmanın dağılışı değiştiriliyor hem de seken toplarla pozisyona girme şansımız oluyor.

    b) muslera'nın da içine dahil olduğu savunma- orta saha arası pas futboluyla rakip takımların enerjisi epeyce düşürülüyor. bunu genellikle en az iki farkla önde olduğumuzda santranın hemen ardındaki süreçte uyguluyoruz.

    c) hücum esnasında mariano ve lato-linnes çizginin en ucunda yer alırken rodrigues ve tolga'ysa bizim kaleye yakın ve daha merkezde bekleyip rakibin dengesini bozuyor. (normalde açık oyuncuları daha önde olur, bekler geriden takviyeye gelir.)

    d) bu sezon oynadığımız her maçta ikinci yarı belirli süre aralıkları içinde kasti olarak kapanarak kontrataklara çıktık. ve yine her maçta da bu türde tehlikeler yaratıp ondan fazla gol pozisyonuna girdik. gol de geldi zannersem kontradan.

    e) tudor'un serdar tercihi ile beraber oyunu rakip sahaya yaymışken gelen seken topların neredeyse tümünü kazanarak hem atağın devamlılığını hem de topun daha fazla takımımızda kalmasını sağlıyoruz. başka bir stoper tercihinde bu durum söz konusu olmayacaktır. yani yine tudor'un taktiksel bir tercihi söz konusu.

    bunların hepsini yapan, taktik bilmeyen tudor!

    hadi hepsini geçtim, daha sezon başı adam katıldığı bir programda tüm taraftarlara bu sene oynadığımız futbolu hedef olarak belirledi, daha 4 ay öncesinden geleceği görüyormuşçasına iddialı ve ne istediğini bilen bir şekilde rotamızı gösterdi. hala daha tudor'un payı yok deniyor. yahu adam sana takımının şu an oynadığı futbolu daha dört ayn önceden vaat ediyor, anlatıyor, tarif ediyor. bu oyun şeklini isteyen bu adam, tüm transferleri kafasındaki kurguya göre tercih eden bu adam, savunmanın üçlü mü dörtlü mü olacağını, hangi formasyonla sahaya çıkacağımızı haziranda belirleyen bu adam. ahanda: (bkz: ne dediler/#2184565)

    mesela sabri'nin semih'in bu takıma fayda sağlayamayacağını görmek de taktiksel bir olay.

    selçuk inan'la baskılı futbol oynanmayacağını görmek de taktiksel bir olay.

    çalım yeteneği olmayan yasin öztekin'le bu sezonki hücum varyasyonlarımızı uygulayamayacağımızı görmek de taktiksel bir olay.

    hala dank etmediyse: https://i.hizliresim.com/d7oL9p.png
  • 17/18 sezonunda ilk 8 hafta her maçta kendisine yöneltilen farklı bir saldırıyı savuşturan hocamız.

    1.hafta: kayserispor maçı
    östersunds'a elenilmiş ve sezona gayet negatif giriliyor. bu kadar yeni gelen futbolcuyu nasıl adapte edecek? yine ölü gibi bir futbol mu oynatacak? tolga neden on birde?

    galatasaray uzun zaman sonra galatasaray gibi oynayarak maçı 4-1 kazanır. bu arada tolga sezonun ilk golünü atar. bu kez argümanlar şunlardır: 1.kayseri çok zayıf takım(şu an ligde ilk 5'te sanırım) 2.iç sahada böyle oynamak kolay tabii.

    -----------------------------------------

    2.hafta: osmanlıspor maçı
    ilk haftaki oyun iyidir fakat hala soru işaretleri var: bu takım deplasmanda nasıl oynayacak?

    galatasaray maçı gayet rahat şekilde 3-1 kazanır. tolga yine gol atmıştır. bu kez şu argümanlar gelir: 1. osmanlıspor çok zayıf takım. 2. galatasaray duran toptan gol yemeye devam ediyor.

    ----------------------------------------

    3.hafta: sivasspor maçı
    bu maçtan önce de şu geyik atılır ortaya: galatasaray 60.dakikadan sonra oyundan çok düşüyor.

    galatasaray maçı 3-0 kazanır. 1 tane bile pozisyon vermez. tolga ciğerci 2 gol atar. galatasaray 2 golü 60.dakikadan sonra atar ve duran toptan gol yemez.

    bu maçtan sonra ise galatasaray'ın gol attığı ama pozisyona giremediği konuşulur.

    ----------------------------------------

    4.hafta: antalya maçı
    ilk 3 hafta herkesi şaşırtan galatasaray hep zayıf rakiplerle oynadı, ilk kez bu kadar teknik oyuncuları olan bir takımla oynayacak denir.

    gerçekten galatasaray sezonun en etkisiz futbolunu oynar ve maç 1-1 biter. ancak bunda hava şartlarının ve berbat zeminin etkisi çok büyüktür ki bundan sonraki haftalarda bu kanıtlanır. bu arada bu maçta antalya birçok korner kullanmasına karşılık tehlike yaratamamıştır. evet gol kornerin devamında geldi ama duran top zaafı olarak değerlendiremeyiz onu.

    bu maçtan sonra ise 3 haftadır bekleyen çakallar hemen ''galatasaray deplasmanlarda çok puan kaybeder.'' gibi bir algı oluşturur.

    -------------------------------------

    5.hafta: kasımpaşa maçı
    beşiktaş ile berabere kalmış, ligin hücum anlamında en etkili takımlarından biri olan kasımpaşa çıkar karşımıza. ayrıca acaba antalya maçındaki puan kaybı bu maça yansıyacak mı gibi sorular dolaşır.

    bu maçı da galatasaray 2-0 kazanır. hem de bu haftaya kadar en çok pozisyona girdiği maçı oynayarak ''üretkenlik sorunu'' diye bir şey olmadığını gösterir. ayrıca yine gol yemediği gibi tehlikeli pozisyon bile vermez kasımpaşa'ya.

    ancak tudor'un sınavları yine bitmez: 1. galatasaray geriye düşerse nasıl reaksiyon verir. 2.tudor'un oyuna hamleleri nasıl olur?(b planı yani)

    -------------------------------------

    6.hafta: bursaspor maçı

    işte sezonun kilit maçlarından biri gelir. hem iyi bir takım olan bursaspor'a karşı, hem zorlu bir deplasman olan bursaspor'a karşı galatasaray nasıl oynayacaktır? 2 hafta önce antalya'ya deplasmanda puan kaybeden takımın bu maçta da puan kaybını bekler herkes.

    maç bursa'nın önde baskısıyla başlar. ilk yarı iki takım da etkili pozisyonlar bulur ve devreye 1-0 bursa üstünlüğü ile gidilir. işte bütün çakalların salyaları akmaya başlar: tek maçla galatasaray'ın her şeyine saldırma imkanları doğar. ancak ilk yarıda karşı koymak için çok fazla efor sarf eden bursaspor 2.yarı yarı sahasından çıkamaz. galatasaray atak üstüne atak yapar ama harun'un üstün performansı skoru bulmasına engel olur derken benim daha önce hiç görmediğim tarzda bir değişiklik gelir tudor'dan: 2 beki çıkarıp 2 kanat oyuncusu almak. ancak bursaspor bir yere kadar direnebilir. galatasaray feghouli ve tolga'nın harika golleriyle maçı 2-1 kazanır. tudor ve takım bu maçta birçok soruya cevap vermiştir: 1.galatasaray deplasmanda nasıl oynayacak? 2.galatasaray iyi bir takıma karşı nasıl oynayacak? 3. galatasaray geriye düşerse nasıl reaksiyon verecek? 4.tudor oyunu değiştirecek hamleler yapabilecek mi? galatasaray sadece maçı kazanmaz. 2.yarı oynadığı oyunla ne kadar üstün bir fizik kapasiteye sahip olduğunu gösterir. 60.dakikada dili dışarı çıkan bursaspor takımına inat 20 dakika daha olsa oynayacak gibi bir izlenim verir.

    bu da yetmez birilerine, bu kez de ''galatasaray zaten maçı alırdı hatta değişiklikler kötüydü'' denir.

    ---------------------------------

    7.hafta: karabük maçı:
    bu maçtan önce ortalık sakindir zira millet artık ayar yemekten bıkmıştır. maçta da galatasaray çok fazla pozisyonu harcarken saçma sapan bir penaltı kararı ile maçın bitimine 10 dakika kala karabük eşitliği sağlar ancak takım o 10 dakikada da reaksiyonu verir ve galatasaray bu maçı kazanır.

    ---------------------------------

    8.hafta: konyaspor maçı
    yine bir deplasman, yine bir kendini kanıtlama maçı. bu kez soru: ''acaba takım milli ara dönüşü yine puan kaybedecek mi?''

    galatasaray maça biraz etkisiz başlar. bunda konya'nın neredeyse 5-6 savunmacıyla oynamasının da etkisi var. yine mi milli ara dönüşü puan kaybı, derken galatasaray 2.yarı maçı koparır. bu maçın tudor'luk kısmı ise 30.dakika civarı rahatsızlığı nedeniyle oyundan çıkan garry yerine selçuk'u oyuna almasıdır. yine sürpriz bir değişikliktir ancak yine tutar. selçuk yıllar sonra eli yüzü düzgün bir futbol oynar ve galatasaray maçı kazanır. oysa orada selçuk yerine yasin'i alsa kimse ''ne yapıyorsun'' demezdi tudor'a.

    ---------------------------------

    evet ilk 8 haftası böyle geçti hocamızın. sürekli bir şeyleri ispatlamak zorundaydı ve hepsinde ispatladı. gerçekten takdir etmemek elde değil. inadına kendini kabul ettirdi herkese. boşuna o koltukta ısrarla durmadığını gösterdi. şimdi önümüzde 22 ekim fenerbahçe maçı var. allah'ın izniyle bu maçtan da alnının akıyla çıkacak.

    riekerink'i sevdik. güzel başladı kariyerine ve biraz da biz birilerine inanmaya açtık. ona çok destek olduk. kabul edelim ilk haftalarda da kötü oynadık beşiktaş maçı hariç ama desteği hep arttırdık. ''sana inanıyoruz ve güveniyoruz hocam'' diye pankart açtık. ama olmadı.

    şimdi bu adam herkes saldırırken o koltukta durdu ve bizim şu an izlemek için günleri saydığımız bu takımı oluşturdu. en az bizim kadar aç ve istiyor başarıyı. kendini bu ülkeye ispatlamak, östersunds maçından sonra gelen hakaret gibi sorulara cevap vermek istiyor. bu adamı artık tartışmayı bırakıp desteklemeliyiz. riekerink'ten çok daha fazlasını hak ediyor.
  • uzun zamandır kendi başlığı altında değerlendirmek istiyordum. artık bir başlama zamanı geldi. kendisinin doğru hamleler yaptığını düşünüyorum ya da bir üst akıl var o yönlendiriyor ama doğruyu buluyorlar bunu bilmiyorum zaman gösterecek. benim yorumlamam şöyle,

    * fransa lig sert bir ligtir. sert defansif orta sahaların oynadığı fiziksel mücadelenin üst düzey olduğu bir ligtir. bu ligte 10 numara oynamak kolay değildir. kendisi belhanda'yı isteyip aldırdıysa eğer doğru bir hamle yapmıştır bana göre.belhanda'nın türkiye'ye uyum sıkıntısı çekmeyeceğini ve başarılı olacağını düşünüyorum.

    *belhanda'nın sneijder'in yerinde oynayacağına inanmıyorum. genelde peşinden koştuğumuz tüm kanat oyuncuları, araya paslar atabilen, skora katkı verebilen, teknik kapasitesi yüksek kanat oyuncuları ve aynı zamanda fiziksel olarakta güçlü kişiler. mesela bruma teknik kapasitesi çok iyi bir oyuncu değildi, son vuruşlarını beğenmez ve fiziksel kapasitesi yeterli değildi ama ilgilendiğimiz kanat oyuncuları farklı meziyetleri olan kişiler. misal kono, feghouli

    * tudor'un takımı topu kolay kaybetmeyen, teknik kapasitesi yüksek bir takım olmaya başladı. ama bu demek değil ki lincoln gibi çıt kırıldım olsunlar. kolay yıkılmayan fizik kapasitesi yüksek bir takım olmaya başladılar aynı zamanda. gomis sırtına 1 kişiyi alır bir de üstüne dripling e kalkar bu ligte. kono ve feghouli keza öyle, asomoah desen yine o şekilde. maicon bende servet çetin'i anımsatıyor, videolarında bam güm topu uzaklaştırırken görüyoruz ama burası galatasaray, brezilyalı olması ve frikik gollerini gördükten sonra ayağı muhtemelen türkiye süper liginde ki bütün stoperlerden daha iyi olabilir gibi geliyor. aynı şekilde eskişehirsporda oynayan diego vardı hatırlarsanız ayağı düzgün bir stoper olarak. brezilyalıydı oda yanlış hatırlamıyorsam.

    * tudor'un en beğendiğim kısmı benimle aynı fikirde olan pek çok renkdaş olduğunu biliyorum;
    kampta futbolcuları kırbaçlıyor, 3 günde koşturduğu mesafe normalde 1 kampın tamamında koşturulacak mesafe, futbolcular isyanda ve futbolcular böyle antreman görmedik vb. minyalinde fetişist şeyleri okudukça hınzır bir gülümseme yayılıyor yüzümde. genelde bunun aksini düşünenler koşturacaksa jamaica'dan koşucu alsaydık minyalinde şeyler söylüyorlar ama benim hoşuma giden kısmı, 38 haftanın 12 haftasını yenilse ligi 10. da tamamlasa takım, koşmama ve ruhsuz oynama gibi bir şansı yok galatasaray'ın benim gözümde. ne demişti elmander '' kötü oynayabilirim ama kötü mücadele etme lüksüm yok.'' bunu altın çerçeveyle soyunma odasına asmamız lazım. hakem görmez, federasyon seni mahveder, basın yalan yazar, fenerbahçesi , beşiktaşı üstüne gelir bir sezon boyunca her şey gelir, gelecektirde başına. sen mücadeleni sahada eder, terinin son damlasına kadar savaşırsan eğer, 10 kez mağlupta olsan bu taraftar arkanda durur. benim fetişistliğim buradan geliyor, daha sert vur tudor hocam! aynı örnek özhan canaydın vs dursun özbek karşılaştırmasında da geçerli. özhan canaydın gözümde çok kötü bir başkandır. hepte öyle kalacaktır. biriniz adamlığına laf edemezsiniz ama! 1 kişi bile. bırak galatasaray taraftarını başka takım taraftarları, başkanları ve yöneticileri bile özhan abi diye saygı duyarlardı. dursun özbek için sadece kötü başkan diyemiyoruz ne yazık ki, ne yüzsüzlüğü kaldı, ne hırsızlığı kaldı, ne peşkeşi kaldı, ne de devlet eliyle yerleştirilmiş galatasaray'ın geleceğine ipotek koyan adam imajı kaldı.

    * ben, genç ve ileride iyi bir potansiyeli olan futbolcuya sabretmenin ne kadar önemli olduğunu düşünüyorsam aynı şeyi teknik direktör içinde düşünüyorum. galatasaraylı yöneticilerin tudor'un işini kolaylaştırmaları lazım. galatasaray cadı kazanı, galatasaray o kadar eski bir çınar, o kadar eski bir tarih ki, galatasaray seni yutar. galatasaray taraftarı seni harcar. galatasaraylı futbolcular seni oyuncak yapar. galatasaray ki kendi evlatlarını boğan osmanlı geleneği gibi, hanedan kavgaları ile bile çalkalanılan bir yer. bunları biraz açmak isterim.

    galatasaray'a bir bakalım;
    liseliler, lisesizler... cemaatten gelenler cemaatten gelmeyenler... tanjular, mustafa denizliler, fatih akyeller, emre belözoğlugiller ve hatta sergen yalçınlar galatasaray'dan gidip saf değiştiren ama dillerinden galatasaray'ı eksik etmeyenler, hakan ünsallar, levent tüzemenler, gökmenler, hıncallar galatasaray'ı içten içe kemirenler, ultraslanlar, atkılılar, galatasaray'a sevdalı olanlar, fikri hürler vicdanı hürler ve daha niceleri.... galatasaray engin derya deniz. galatasaray'ın içinde sayısız grup, galatasaray'ın içinde sayısız menfaat, galatasaray'ın ve hatta bazı hazımsızların içinde sayısız yara, galatasaray'ın içinde sayısız armaya sevdalı var.

    tudor galatasaray'ın sadece buz dağının görünen ufak kısmını görüyordur. ali dürüst gibi 1 - 2 yönetici yanında olsa, hatta galatasaray yönetimi, tudor'a keşke aklı selim bir futbol direktörü bulup getirse. bu futbol direktörü demek değil ki, 4 - 4 -2 oyna desin tudor'a. tudor'a galatasaray alt yapısından beri gelip çıkan kişilerin birbirilerini nasıl sıkı sıkıya tuttuklarını onların kendi içinde ayrı bir grup olduklarını söylesin. (en yakın örnek semih kaya alt yapıdan gelen çocukların saçlarını kazıyor. yılların geleneği)

    * mr. igor bence gayet zeki adam. ntvspor'a katıldığı programı dikkatli izledim. başarılı olabilecek kapasite ve potansiyelin kendisinde olduğunu düşünüyorum. galatasaray gibi bir vitrindesiniz ve şampiyonlar liginde takım yönetme şansınız var. bu yıl kupa 2 de mücadele edeceksiniz yine vitrine çıkacaksanız, diğer takımlar sizi izleyebilecekler. kendinizi onun yerine koyun ve empati yapın. kariyerinize yeni başlamış bir kişisiniz, hırslı ve isteklisiniz, potansiyeliniz var ve şans ayağınıza geldi. o şansı kullanmak için elinizden geleni yapmaz mıydınız? tudor hocamında o şansı kullanmak için elinden geleni yapacağına inanıyorum ve yaptığı bazı hamlelerin doğru zamanda yapmak için bekletilen şeyler olduğunu düşünüyorum. gelir gelmez her şeyi bir anda yapmaya çalıştı, baktı altından kalkamayacak dereyi geçene kadar ayıya dayı dedi gibi geliyor bana. artık igor hocamı daha iyi değerlendirebileceğimizi düşünüyorum yeter ki taraftar arkasında olsun.

    * son olarak uzun bir yazı oldu, igor tudor italya futbolundan geliyor. yaşı küçük olanlar hatırlamazlar, tudor oynarken italya ligi dünyanın en iyi ligiydi. o sıralarda galatasaray barcelonayla içerde dışarda kafa kafaya oynuyordu. çünkü barcelona o zamanlar çok sükseli bir takım değildi. tabi ki büyük bir takımdı ama o dönemin juventus'u lazio su, milan'ı, roması ve hatta parması rakipleri siliyordu sahadan. crespoların, nestaların, stamların, maldinilerin, monteroların, thuramların, cannavaroların, zidane ve davidslerin, seedorfların, inzaghi kardeşlerin, diego simeonelerin, baggio kardeşlerin, brezilyalı gerçek ronaldo'nun ve hatta hagi'nin sayısız yıldızın ligiydi. şuan ne yazık ki öyle bir lig yok. öyle bir rekabet ortamı da yok. igor tudor, italya futbolundan geliyor derken işte oradan geliyor. yorumların hepsine son derece saygılıyım, herkesin görüşü çok önemli, siz tudor ile olmayacağınıda düşünüyor olabilirsiniz, hepimiz galatasaray'ın iyiliğini ve menfaatini istiyoruz, en ufak bir şüphem yok ama tudor için futbol cahili diye tabir kullanmanız bence yakışıksız olduğu kadar, sizin geçmişi yok saydığınızı ve kendi cahilliğini gösteriyor diye düşünüyorum.

    sonuna kadar okuyanlara teşekkür ederim, bölük pörçül yazılmış olabilir, iş yerinden yazdığım için dönüp dönüp yazmak zorunda kaldım.
  • çok eleştirdik, hala eleştiriyoruz ve birçoğumuz hala kendisinden bir halt olmayacağını düşünüyor.

    fakat ben farklı bir noktaya değinmek istiyorum...

    takımımız östersunds'a elendikten ve üstüne de maç içinde ve sonunda deli gibi protestoya ve istifa çağrılarına rağmen bu adam çıktı çok uzun bir basın toplantısı yaptı ve yürekli bir şekilde kendine her türlü hakaretvari soruları dahi cevapladı. yüzünden ve her halinden üzgün olduğu belliydi ve defalarca taraftardan özür dileyip neden elendiğimizi kendince açıklamaya çalıştı ve bir ay içerisinde 6-7 yeni futbolcu ile bambaşka bir takım izleyeceğimizi söyledi.

    ha bunları neden mi söylüyorum?

    (bkz: aykut kocaman)
  • şu anda herhangi bir transfer isteği ya da araştırmasında değil. onu istedi bunu istedi şeklindeki haberler doğru değil. antrenmanları ciddi manada zorlayıcı bu arada. antrenmanların bir kısmını interval training denilen bir çalışma sistemi ile geçiriyor. bu da takımın dayanıklılığını ve kondüsyonunu üst seviyeye çıkarıyor.
  • bakın kendisine ithafen sunulan olumsuz argümanlar şunlar veya şunlardı:

    ''kariyerinde başarısı yok.''
    ''sadece kondisyona yönelik takımı çalıştırıyor.''
    ''oyuncuları yönetemiyor.''
    ''oyuncuların bireysel performansına etki edemiyor.''
    ''hücum futbolu oynatmıyor.''
    ''golleri sürekli bireysel beceriyle atıyoruz, tudor'un katkısı yok.''

    en sona da en özel argümanı sakladım, ''iftiracı, yalancı. birilerini göndermek için yönetim tarafından oynatılan kukla, maşa.'' her biri için yazacağım.

    1) kariyerinde başarısı yok: ya adam 39 yaşında, hani bazı futbolcu eskilerimizin futbolu yeni bırakıp çeşme'de kulüplerde stres attığı(!) yaşta. yaklaşık olarak tümer metin'in askerlikten yırtmak amacıyla yunanistan'a kaçtığı yaşta. hala gelmiş kariyerinde başarısı yok diyorsunuz adama, yahu adamın bir kariyeri yok henüz ne başarısı olabilir ki? 35 yaşında teknik direktörlüğüne geçtiği hajduk split'te iki yıl çalışıp 1,65 puan ortalaması yapıyor. paok'ta tıpkı bizde yaptığı gibi devrime kalkışıyor ancak sabredemeyip gönderiyorlar. geliyor toplama, cılız karabükspor takımına aslanlar gibi top oynatıp büyüklere çelme takıyor, tüm türkiye'nin beğenisini kazanıyor. geliyor galatasaray'da kaosun göbeğine. adama yapılmadık kalmıyor, ihanet ediyorlar hala futbolcuyu savunuyorlar. adam pes etmiyor, inatla çok farklı bir takım yaratacağım diyor ve nihayetinde de yaratıyor. 39 yaşında galatasaray'a fatih terim'den bile iyi top oynatan hocaya kariyeri yok diyorlar. çok ilginç. aynı kafa yapısı hamza hamzaoğlu sonrası zinedine zidane gündemimize gelmişken ''başarısı yok, acemi'' diyordu.

    2) sadece kondisyona yönelik takımı çalıştırıyor: adama geçen sezon halı saha takımında hallice kondisyonu olan bir takım devredildi bilmem farkında mısınız? mecburen istediği futbolu oynatabilmek adına da bilhassa geçtiğimiz sezon fiziki antrenmanlara ağırlık verdi doğal olarak. yaz kampında da zaten ağırlık daima fizik yüklemede olur. bu dünyanın her baş ve baş altı takımında böyledir. barcelona da yaz kampında kondisyona yönelik çalışır, real madrid de. gelmişler adama yaz kampında takıma yükleme yapıyor diye kızıyorlar. sen büyük takım değil misin? büyük takımsın, o zaman kondisyon çalışacaksın yaz kampında. ha dersen ki benim takımım büyük takım olmasın hay hay bütün yaz ayak tenisi oynasın futbolcular. lige kadar çok doğal olarak fizik yükleme yaptı ve sonucunda da ligin en iyi kondisyonuna sahip bir takım yarattı. hala daha kondisyon üzerinden eleştiren var ya. hakikaten şaşılacak şey yani. bu kafa yapısındaki insanlar conte'nin allegri'nin idmanlarını görse onlara da ''hoca değil'' derler. yani bu insanlar ya futboldan cidden anlamıyorlar ya da modern futboldan çok uzak kalmışlar. başka bir izahı yok bu kondisyon geyiğinin.

    3) oyuncuları yönetemiyor: futbol kaliteli futbolcularla oynanacağı gibi aynı zamanda da karakterli kişilerle oynanır diğer sporlardaki gibi. karaktersiz bir futbolcuyu yönetememek diye bir durum söz konusu değildir futbolda. oyuncu karaktersizse kıçınızı da yırtsanız olmaz. geçen sezon tudor'a ihanet edenleri herkes çok iyi biliyor. ''amaaan bu basına mı inanıyorsunuz'' diye olayları geçiştirenler de ne hikmetse yaz dönemini ali naci'nin falan ''selçuk ilk on birin değişmezi olacak'' tarzındaki boş yalan açıklamalarını sözlüğe taşıyıp aha bak gördünüz mü tudor selçuk'u prensi yapacak diyorlardı. halbuki bu selçuk pompalamasının kaynağı sadece ali naci iken tudor'a ihanet mevzusu tüm basın tarafından bilinen dillendirilen bir hadiseydi. onun için geçelim oyuncu moyuncu muhabbetlerini. adamı oyuncuları, sırf yüksek tempo idman yaptırıyor diye satıyor hala gelmişiz oyuncu yönetiyor mu yönetemiyor mu onu tartışıyoruz. kaldı ki bu sene kişilikli futbolcu grubunu ne kadar güzel yönettiğini, onlarla abi kardeş yakınlığında bir ilişki kurduğunu hepimiz görüyoruz. özellikle tekne turunda da gördük ki takımdaki futbolcularla tudor arasındaki bağ çok kuvvetli ve zaten sahadaki futboldan da bu çok net anlaşılıyor. şu an tudor takımı bir orkestra şefi gibi on numara şekilde yönetiyor.

    4) oyuncuların bireysel performansına etki edemiyor: tolga'nın 3 maçta 4 gole ulaştığı, linnes'in performansıyla ''sol bek almayın'' diye bağırdığı, rodrigues'in an itibariyle takımın can damarı olduğu bir ortamda hala bu argüman öne sürülüyorsa ortada art niyet ararım. tudor'la beraber takımın eski oyuncuları ve yeni oyuncuları hepsi mental olarak çok iyi bir dönem geçiriyorlar ki mental olarak çok iyi düzeyde olmayan bir takıma böyle boğucu press yaptıramazsın. takımdaki her oyuncunun performansı üst düzey. ha sadece yasin ve selçuk gibi yedeğe çekilmeyi hazmedemeyip küsen trip atan tipler formsuz. hatta onlara formsuz da denmez, kalitesiz denir. hal böyle olunca da tudor epey bir katkı vermiş oluyor futbolcuların bireysel performansına. hiçbir şey olmasa bile yarattığı harika oyun kurgusuyla tolga'ya 4 gol attırmış olması, maicon'u sağ bek gibi oynatıp hücumsal çeşitliliği sağlaması yeter.

    5) hücum futbolu oynatmıyor: ben hayatımda terim dışında hiçbir galatasaray teknik direktörünün bu kadar hücum yaptırdığı görmedim. bu boğucu hücum futbolunun yanında bir de rakibe pozisyon vermiyor. üç lig maçımızda toplasan 3 pozisyon vermedik rakiplere. yediğimiz iki gol de karambol- duran top. bir tane akan oyunda gol yememişiz, bunu yaparken de 10 gol atmışız. daha ne olabilir ki?

    6) golleri sürekli bireysel beceriyle atıyoruz, tudor'un katkısı yok: bunu diyen insanla futbol konuşmayınız. takım 10 tane gol atmış üç maçta hala daha sırf bir şeyler bulmak adına gollerde tudor'un katkısı yok, bireysel performansla gol atıyoruz diyorlar. işte bu insanlar var ya içten içe galatasaray başarısız olsun da ''ben demiştim'' diyebileyim diyecek kadar kişilik bozukluğu yaşayan insanlar. atılan her gol de her pozisyon zerresi de tudor'un payıyla gerçekleşmiştir arkadaşım. bunu idrak edebilmen gerekir öncelikle ki daha sonra futbol özelinde yorum yapabilesin. üç maçta on gol atmış takımın hücum varyatalarına laf atmak hangi mantık? hadi hakikaten bireysel yetenekle gol bulsak tamam da hemen her pozisyonumuz organize atakken bunların söylenmesi garip bir durum. takım hiç olmadığı kadar organize ataklar yapıyor. takımın sahada yaptığı her şey önceden planlanmış kurgulanmış. maicon'un hücum esnasında sağ bek gibi oynayarak hem alan kapatması hem çapraz paslarla oyunsal çeşitlilik yaratması, fernando'nun stoperlerin arasında kalarak oyun kurması, rodrigues- ndiaye- belhanda üçlüsün sürekli yer değiştirerek rakip savunmaya hataya zorlaması, iki maçta ilk 60 dakika boğucu pres yapıp son maçta enerjinin daha dengeli kullanılması. bunların hepsi kurgulanmış ve kurgulayan da tudor. anladın mı arkadaşım?

    ve evet tudor iftiracı, yalancı. birilerini göndermek için yönetim tarafından oynatılan kukla, maşa.

    adam taraftarın istediği futbolu oynatabilmek adına bir sürü oyuncuyla yolları ayırdı olay bu. yolları ayırdığı isimlerden kimisi kendisine ihanetten takımdan yollandı kimisi yetersizlikten yollandı ama bir şekilde yeni sisteme uymayacak adamlar gönderildi. selçuk ve yasin'e alıcı çıksa onları da saniye düşünmeden yollayacak da alıcı çıkmıyor bu kalitesizlere. ya adam kimselerin gönderemediği sabri'yi gönderdi tek kalemde. her sezon temiz 15 gol yedirten semih kaya denen yabancı düşmanını gönderdi. gönderdi oğlu gönderdi ve iyi ki de gönderdi. eski oyuncularla bu baskılı futbol oynanmazdı.

    ilginçtir kendisine galatasaray tarihinde hiçbir hocaya yapılmayan saygısızlıklar, yalanlar, iftiralar, kuyu kazmalar yapılmasına rağmen o da galatasaray tarihinin en özel futbollarından birini oynatıyor, oynatmaya devam ediyor. ve bir kez de şikayet edip mıy mıy mıy konuşmuyor. hakikaten çok büyük bir kişilikmiş igor tudor. teknik direktörlüğünün de yanında çok klas adammış. helal olsun.
  • kendisine hırvat köylüsü diyenleri gördükçe bir gülme alıyor beni.
    ben gerçekten bizim millet kadar hiçbir şey olmayıp da kendini çok şey zanneden bir millet görmedim.

    adamın yıllarca oynadığı hırvatistan milli takımının yanına yaklaşamayan bir milli takımın var, adamın yıllarca oynadığı juventus'un yarısı kadar tarihi olan bir takımın yok ülkende ama sen bu adama "hırvat köylüsü" diyorsun.

    lan sen önce bi hırvatistan ol da sonra köyünü eleştir ya :)

    şaka gibi bir millet gerçekten. bomboş.
  • ligi kaçıncı bitireceğiz hocam?

    https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/...27c1cfbdaf1fb8ae.jpg

    takım savunmasını kaç kişiyle yapmayı planlıyosunuz?

    http://www.sporx.com/...9251343_14471577.jpg

    hocam selçuk koşmuyor?

    http://www.vecernji.hr/...a7b4182c15ab4d9a.jpg

    hocam peki de jong'un göbeği?

    http://cdn-amk.sozcu.com.tr/.../igor-tudor-5-11.jpg

    içerdeki derbilerde nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

    http://rewrite.origos.hu/...0011227tudor1601.jpg

    hocam sağ bekte sabri cavanda rotasyonu var?

    http://gss.gs/NAE.jpg

    selçuk yan ve geri pas yapmaya başladığında nasıl bir tepki vereceksiniz?

    http://images.performgroup.com/...78a1rm3idcb9jgh3.jpg

    stoperde semih kaya-hakan balta ikilisi hakkında görüşlerinizi öğrenebilir miyiz peki?

    https://i.ytimg.com/vi/FAs80c8P8pc/mqdefault.jpg

    başkan hakkında ne düşünüyorsunuz?

    http://gss.gs/mqx.jpg

    son olarak bekleneni veremeyen basketbol takımımıza ve ergin atamana vermek istediğiniz bir tavsiye var mı?

    http://cdn-amk.sozcu.com.tr/...igor-tudor-11-02.jpg

    hayırlı uğurlu olsun :)

    edit:linkler düzenlendi
  • inanılmazsınız. hayretler içerisinde okudum yorumları. sırf ben demiştim demek için adamın iyi yaptığı şeyleri görmemek inanılmaz. hiçbir hucüm planı yoktu diyorsunuz, aklım almıyor ya siz şaka mısınız amk? adama taktik deha falan demiyorum da amacınız ne, ne yapmaya çalışıyosunuz? bunu görmemek için zeka yoksunu olmak lazım veya art niyetli olmak lazım. takımı fizik olarak hazırlaması dışında, defansif yerleşimi de çok iyi oturttmuş, akan oyunda 1 tane pozisyonu yok rakibin adam çıkmış geçen seneden farkı yoktu diyor. kalite ile kazandık diyenler var onlar da ayrı komik, hucüm geçişleri, hızlı hucümda konumlanma, takım boyu, öndeki 4 oyuncunun serbestçe belli bir mevkiisi olmadan oynayıp inanılmaz bir kafa karışıkşığı yaratması, ceza sahasına topsuz koşular, ön alanda baskı, tempo ayarlama falan taktik değil zaten. sabah sabah sinirlerim tepeme bindi. gö'z'ünüzle izleyin başka yerinizle değil. övülecek yerde övmeyi de bilin. ya yanılabileceğini düşünmeyecek kadar aptal, ya da futbolu bilmeyecek kadar cahilsiniz. *
  • sezonu kendisi ile açacağımız kesin. dursun özbek'in kendisinin arkasında durması büyük kumar olsa bile umarım başarılı sonuçlanır. hazırlık döneminde özellikle hücumda tıkandık. bunu çözmek için antrenmanların son bölümde hücum konusunda önemli çalışmalar yaptığını gördüm. belhanda, gomis ve rodrigues ile sık sık birebir görüşmeler yaptı.

    bu arada östersunds maçında tüm takım ismi anons edilirken kendi ismi anons edilince yuhalandı. bu tepki kendisini tahmin ettiğimden fazla sarsmış. 14 ağustos galatasaray kayserispor maçında yanında olalım lütfen. maç sonunda hatası olursa eleştiririz orası ayrı.
  • tudor hocam, umarım c planın da vardır yoksa bizim taraftar ilk puan kaybında hakkında ''c planı yok, böyle hoca mı olur'' demeye başlar benden söylemesi. ha c planın da var diyelim ki, o zaman d planın da olmak zorunda. böyle böyle yolun sonu z planına kadar gidecek hocam. umarım z planın da vardır!

    ha bir de sana korkak diyorlar. takımın 15 gol atıp sadece 4 gol yemesine rağmen korkak diyorlar. çıktığın üç deplasman maçında toplam 6 gol attığın halde korkak diyorlar. senin de garibine gidiyor mu? emin ol, iki bek çıkartıp iki açık oyuncusu alarak türk futbolunun gördüğü en ofansif beş diziliminden birini oynattığın halde ufak bir sıkıntıda yine aynı şeyleri söyleyeceklerdir. sadece korkaklıkla kalsan iyi, günü gelecek yasin'e verdiğin 5-10 dakika süre için bile yerli sevici ilan edileceksin. olmaz deme, galatasaray taraftarını daha tam tanımıyorsun.

    aslantepe'de kazanıyorsun, deplasmanda kazanıyorsun; öne geçince kazanıyorsun, mağlup duruma düşünce kazanıyorsun;
    beş bin rakip taraftar önünde kazanıyorsun, kırk bin taraftar önünde kazanıyorsun. kısacası her şekilde kazanıyorsun da hocam, hırvatsın ya o ne olacak?

    bir de maçın ertesi güne antrenman koyduğun için soyunma odasında teknik direktörüne ağalık taslayan futbolcuları takımdan uzaklaştırarak büyük kindarlık(!) yaptın,
    ya o ne olacak?

    ilahi hoca, senden de teknik direktör mü olur ya!
  • yangıncı taraftarımız tarafından itibarsızlaştırma çalışmasına devam edilmesi garibime giden teknik direktör. ligin zayıf takımlarını yendi, bir de şurda görelim falan diye, ezeli rakip taraftarlarının kullandığı cümlelerin birebiri kullanılıyor. galatasaray'ın son yıllarda ilk kez genlerimize uygun futbol oynuyor oluşundaki her gram katkısı için kendisine teşekkür ediyorum. hoş, takım iyi, kendisinin bir etkisi yok diyenler var. 2-0 önde olduğun deplasmanda, kendisinden ayrılan bölgenin dışına çıkıp önde pres yaptıran da o değildi galiba.

    tuttuğun takımın hafta sonu maçı var. ve ilk kez maçları sabırsızlıkla beklenecek bir takımımız var uzun bir zaman sonra. şundan keyif almak yerine hala açıklar aramak, birilerini gömmeye çalışmak tam da bu yangıncı tayfaya göre bir iş. hani diyorlar ya egolu diye. bence asıl ego kendilerinde. arada bir dönüp aynaya baksalar iyi olur.

    neyse. bu sezon oynattığı hybrid formasyonuyla beni şaşırtan hocamızdır. kağıt üstünde asimetrik bir 4-3-3 gibi duran taktik, biz hücumdayken 3-4-3'ümsü bir dizilişe dönüşüyor. fernando regista rolüyle stoperlerin arasına gelirken, bekler birer kanat gibi ilerde. rolü anlaması en zor oyuncu tolga zaten içe kayarken, rodriguez de sağa yakın olsa da serbest bir rolde, yardımcı forvetimsi bir şekilde oynuyor. bunu en iyi maç sonlarında çıkan "ortalama pozisyonlar" çizelgesinden görebiliyoruz. takımın bu asimetrisi ve çok fazla yer değiştirmesi, rakipleri ciddi anlamda şaşırtıp, önlem almalarını zorlaştırıyor. yıllardır oynadığımız statik 4-2-3-1'e iyi çalışan her anadolu takımı bizi kitleyebiliyordu. ama bu bahsettiğim hybrid sistemde belirli bir odak noktamız olmadığından, rakip kimi tutacağını, neye önlem alacağını çözene kadar zaten 2-3 tane sallamış oluyoruz. lig devam ettikçe ve oyunumuz görüldükçe daha dikkatli olacaklardır ama bizim de her geçen maçla uyumumuzun artacağı, yeni önemli parçaların takıma gireceği düşünüldüğünde gerçekten epey can yakabiliriz gibi görünüyor.

    bir de şunu görelim, bir de amuda kalkarken maç alabiliyor mu onu görelim nedir abi ya. tabii ki farklı senaryoda maçlarda puanlar kaybedilecek. sonuçta sıfırdan kurulan bir takım var ortada. unutmayalım ki bu kulübü, camiayı, ülkeyi avcunun içi gibi bilen terim bile 2011'de yeni kurulan takımıyla ilk 10 hafta bir sürü puan kaybetmiş ve takımı oturtamamıştı. fener maçıyla birlikte o baskılı 4-4-2'ye geçebilmiştik. kolay değil yani, zaman alıyor böyle şeyler. o yüzden bu takım da illa ki bir yerlerde puan bırakacak. gelip de "aha bak ben demiştim, bu adam hoca değil!!!" muhabbeti yapmak için pusuda beklemek yerine futbolumuzdan keyif almayın deneyin derim ben.

    yolumuz uzun, güveniyoruz hoca.
  • geçen hafta trabzon deplasmanında (2017-2018) linnes'i kimse beğenmedi, 'galatasaray seviyesinde değil' dendi ve eleştirildi. lato zaten geldiğinden beri hiç beğenilmedi, hoca onu oynatınca yine eleştiriliyor. linnes oynadığında 'lato bundan daha iyi', lato oynadığında 'linnes'in yarısı etmez'... ikisi de beğenilmiyor aslında. son maç olan tt arena'daki g.birliği maçında denayer sol beke yakın oynadı 'linnes niye oynamıyor?' diye eleştirildi bu sefer :(

    elimizde bunlar var kusura bakmayın. hangisi oynatılsa hoca eleştiriliyor her halükarda. başka bir çözümünüz varsa söyleyin, bilelim.
  • tudor ile ilgili mesele kötü ya da iyi olmasi değil bana göre. ostersunds maçlarından sonra asilmamasi gerekiliyordu. bugün de göklere cikarmak icin erken.

    dikkat cekmek istediğim konu başka. bu adam geçen sene geldiği günden beri bize birsey anlatmaya çalışıyor. bu takilim tempolu agrasif bir oyun oynamasi gerektiğini ancak bu oyuncu grubunun bunu yapamayacağını soyluyor. ama bizim ülkemizin klasik hastaligi tabi. dinlemiyoruz. dinleyin arkadaşlar. o basin toplantilarinin adina bakmayin. sizin icin yapiliyor o toplantılar. basın için degil. basin sizin icin var.
    tudor'u elestirmenin otesine gecip kendince futboldan men etmeye calisanlar muhtemelen yaşça daha genc arkadaslar. çünkü tudor'un futbol oynadigi donemde serie a izleyen bir insanin tudor'un futbol bilmediğini iddia ederken yüzü kızarır.

    bugün bu kurulan kadro sadece iyi oyunculardan kurulmuyor. ayni futbolu oynayacak aynı futbol dilini konuşacak birbirini tamamlayan oyunculardan oluşuyor. bu bugune kadar galatasaray'da sık rastlayamadığımız bir durum. transfer bir akıl ile yapılmalı. örneğin içeriye kat eden ters ayaklı iki kanat oyuncunuz varken forvet tercihiniz eren derdiyok olursa problem yaşıyorsunuz.

    tudor bu transfer donemine bu futbol aklını koyan adamdır işte. tudor genç bir teknik adam. hataları oldu, olacak. elestirildi, eleştirilecek. ama futbol bilmiyor, hiç hücum varyasyonu bilmiyor, kondisyoner falan seklindeki yüzeyselliklere gülüp geçin. dinleyin arkadaşlar. hayatta sizle iletişim kurmak isteyen herkesi dinleyin. tudor'u da dinleyin. bir oyun vaad etti bu adam bize en başından beri. başarı değil. oynanması gereken bir şablon vaadetti. kosan ısıran top rakipteyken reaksiyon
    gosteren tempolu bir futbol vaad etti. bugün itibariyle de sözünü tutan teknik adamdır. doğru işler yapıyor. umarım sonunda o da biz de mutlu oluruz.
  • 25 ağustos galatasaray sivasspor maçı esnasında kendisine moral verelim, arkasında duralım. ibne basına inat. hata yaptığında hepimiz eleştirelim ama yapıcı eleştirelim. rakip takım hocaları milyonluk transferlerini hala adaptasyon sürecinde olduklarını iddia ederek yedek kulübesinde oturturken, bu adam yalnızca 2 haftada bu harmoni ve sinerjinin oluşmasındaki en büyük etken değil midir? derbi haftaları geldiğinde bu adam ağzıyla kuş da tutacaktır hiç şüpheniz olmasın. niyetim alakasız örneklerle konuyu bulandırmak değil ancak yetenekleri sınırlı olmasına rağmen işini düzgün yapmak uğruna günden güne uğraş gösteren ve haysiyetini ortaya koyan onlarca futbolcu gönüllerimizde taht kurmadı mı? herkes izliyor, herkes her şeyin farkında, hocanın limitinin de. ancak şu tabloda bu adam desteği hak etmiyor mu sizce de?

    (bkz: #2190399)

    galatasaray futbol takımı hocasıdır. kredisi zaten çok az, hata yaptığında yine uzun uzadıya konuşuruz. ama çakallara yem edecek kadar sırtımızı dönmeyelim ne olursunuz. arkasında duralım.
  • trt spor'da konuşmuş eski teknik direktörümüz. sabahtan beri sosyal medya'da biraz da burda adamın ne karakteri ne yüzsüzlüğü bırakılmadı. dediklerini kendisine olan sempatimden dolayı pot kırmamasını dileyerek dinledim. takımı zor durumda bırakacak, oyuncularla yaşadığı sorunları ifşa edecek hiç bir şey söylemedi.soyunma odasında olanlar soyunma odasında kalır lafında ki duruşunu çok beğendim. altyapımızdan yetişen oyuncular" her sene orospu rengi forma"ya da galatasaray için "o takım" derken tudor hala galatasaray için bizim takım diyebildi. belli ki takımımızı ve camiamızı çok sevmiş. kendisi başarılıdır başarısızdır size kalmış fakat asla karaktersiz bir insan değildir. yolun açık olsun koca kafalı igorum belki bir gün tekrar karşılaşırız.