• insanoğlu bugün tarihe tanıklık etti.

    https://twitter.com/.../1115964692802019328

    --- alıntı ---

    dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan radyo teleskoplarının koordineli bir şekilde çalışarak m87 galaksisi merkezinde yer alan kara deliğin* ilk görüntülerinin yayınlanması olayı.

    --- alıntı ---

    bir kara delik ilk kez görsel olarak kanıtlı bir biçimde fotoğraflandı ve bu sayede teorik olarak varlığı kabul gören bu uzay fenomeni pratikte de olduğunu gözler önüne serdi. tivitteki fotoğrafta bulunan o sarılı kırmızılı halka kara deliğin korkunç çekim gücünün sebep olduğu bükük/kırık ışık (olay ufku). bu ışık halesi aynı zamanda ışık hızına çok çok çok ama çok yakın bir hıza sahip ki bunun insan algısı açısından anlamı, orada zaman kavramının olmuyor oluşu. yok yani orda zaman. geçmiş, an ve gelecek çorba halde (3 boyutlu algılayan insan için anlamlandırılması mümkün olmayan bir şey bu). söz konusu kara delik güneş'ten 6,5 milyar kat daha büyük.

    https://gss.gs/bAG.jpg

    bu fotoğrafın değeri ise tam 44 milyon euro.

    kara delik 100 milyar km çapında** ve dünya'mıza uzaklığı 55 milyon ışık yılı.

    5 petabaytlık (5000 terabaytlık) veriyi ilmek ilmek işleyip fotoğrafı oluşturan ekipler: https://gss.gs/faW.png

    kara delik gerçeğinin babaları olan albert einstein'la stephen hawking gittikleri yerde de olanı biteni takip ediyor mudur?

    https://gss.gs/D8V.jpg

    ekleme ihtiyacı hissettim: interstellar filmindeki hayali gargantua kara deliğinin görsellendirilmesine bayağı bok atılmıştı "kara delik böyle olmaz" diye. anlaşılan o ki filmi yapanlar bilimsel çıkarımları güzel süzüp modellemeyi gayet başarılı yansıtmışlar. gargantua'nın gerçek bir kara deliğe görsel açıdan benzemediği iddia edilmez herhalde: https://gss.gs/fhg.png

    edit: galatasaraymuhendisi bir noktada aydınlatıp düzeltme yaptı. teşekkür ediyorum kendisine.

    edit 2: internette dolanırken dikkatimi çeken başka bir çap değerini conte de iletti sağ olsun. bbc, çapın 40 milyar km olduğunu yazmış: https://www.bbc.com/...erler-dunya-47868739 bunun yanında çap için 100 yazan kaynak da mevcut. "bbc yanlış yazmaz herhalde" diyerek edit'i noktalıyorum.

    edit 3: https://gss.gs/MzE.jpg

    edit 4: konuyla ilgili kısa kısa ve net bilgiler içeren güzel bir ekşi entry'si: https://seyler.eksisozluk.com/...r-onem-teskil-ediyor
  • birkaç gündür yazmak istiyordum fakat fırsatım olmamıştı. yaptığım iş sebebiyle ileri seviye hastalıklar ve virüsler ile haşır neşirim. son 1 haftadır tüm odak 2019-ncov'a (bilinen ismiyle wuhan virüsü) kaymış durumda. haliyle sabahtan gece yarılarına kadar bu sevimsizi gözlemleyip türlü raporlar okuyorum, okuyoruz. buradan yola çıkıp bazı noktalarda bazı şeyleri netleştirme ihtiyacı hissettim kendimce.

    1. 2019-ncov öldürür mü?
    öldürmez. insanları öldüren şey virüsün kendisi değildir, sorunu yaratan kısım virüsün sebep olduğu enfeksiyonlardır (ağır üst solunum yolu enfeksiyonları başta olmak üzere).

    2. 2019-ncov sebep olduğu enfeksiyonlara bağlı olarak yüksek öldürme olasılığına ya da oranına sahip bir virüs müdür?
    değildir. cov yani coronavirus (taç organik yapılı virüsler) sınıfında yer alan mers-cov ve sars-cov ile mukayese edildiğinde etkisi düşük tipte bir virüstür. işbu entry itibarıyla kayda geçen 2019-ncov'lu vaka sayısı tüm dünyada yaklaşık 7000 olmakla birlikte ölüm sayısı sadece 170'tir. bu 170 kişinin tamamı çinli hastalardır ve büyük çoğunluğu 60 yaş üstü, vücut direnci görece düşük bireylerdir. çin dışında saptanan vakaların hiçbiri henüz ölümle sonuçlanmamıştır. ayrıca, şu ana kadar vücudunda 2019-ncov tespit edilen 150 küsürü geçik hasta iyileşmiş ve ilgili sağlık kuruluşlarından taburcu edilmiştir.

    3. çevrenizde yer alan radyasyon kaynakları ve kimyasal bombardımanına maruz kalmış besin maddeleri düşünüldüğünde hücresel dejenerasyon sürecine maruz kalmanız (kaba ismiyle kanser olmanız) çok daha olasıdır.

    4. 2019-ncov'a yakalanmamak için ne yapılmalı? 2019-ncov'a yakalanırsak ne yapmalı?
    yakalanmamak için; bağışıklık sistemini güçlü tutup kişisel hijyene (özellikle eller) olabildiğince dikkat etmek yeterli. ve tabii insanlarla çok fazla öpüşmemek, sarılmamak, tokalaşmamak vb. yakalanırsak; tedavi süreci temelde bağışıklık sistemini güçlendirmekle devam ettiriliyor şu an çin'de ve diğer ülkelerde. istirahat ve bol sıvı tüketimi da yardımcı faktörler. kısacası, bildiğimiz influenza'ya (grip) benzer bir tedavi.

    5. 2019-ncov'un kökten çözümü (aşı, ilaç) var mı?
    yok fakat şunu ekleyeyim; büyük ilaç şirketlerinin who (dünya sağlık örgütü) ile koordineli olarak çalıştığı, yakın zaman içerisinde söz konusu antivirüsün piyasaya sürüleceği bilinsin. çin ve rusya başta olmak üzere ilaç sektörü işin içinde.

    h5n1 (kuş gribi), h7n9 (kuş gribinin serotipi), h1n1 (domuz gribi ki o dönem grip olanların büyükçe bir çoğunluğu domuz gribiydi zaten, ben dahil) gibi virüslerdeki hype durumu şu anda da var. gidişat tabii ki önemsenmeli, mesela hindistan gibi hijyenin h'sinin olmadığı bir ülkede de virüsün saptanması bir sorun zira bu, mevcut olanın mutasyona uğraması anlamına gelebilir, bağlantılı olarak tedavi süreci uzar ve/veya zorlaşır; ancak an itibarıyla "bittik, öldük, dünyanın sonu geldi" bir durum kesinlikle yok.

    peki bu kadar önlem, çin'e uçuşların yasaklanması, büyük batı menşeili firmaların çin'deki mağazalarını kapatması, karantinalar neden?

    farmasötik ve tıbbi açıdan karantinanın ve ulaşım kısıtının öncül amacı, yayılma hızını en azda tutmak; lakin özellikle ticari hamlelerin altında yatan sebep başka bana kalırsa. çin'e bu konuda ilk yakınlaşan ülkenin rusya olması, amerika birleşik devletleri'nin ya da avrupa'nın konuya hiç dahil olmaması dikkatinizi çekmiştir muhtemelen. bu noktada bir ayrılma var.

    geçtiğimiz günlerde çin'de yaşayan (hatta wuhan kentine oldukça yakın bir yerde ikamet eden) türk bir twitter kullanıcısı çektiği video'da çin takvimi sebebiyle bu dönemlerde zaten sokakların genelde boşaldığını, walking dead terk edilmişliği gibi bir durumdan bahsedilemeyeceğini, ekranlarda yansıtılan her şeye inanılmaması gerektiği dillendirmişti.

    virüsler tehlikeli ama daha tehlike olan şey cehalet ve panik hali. virüsün kendisinden kat kat hızlı yayılan şeyler bunlar. mesela şu gibi tık tuzakları insanları ürkütüyor ister istemez:

    https://www.sozcu.com.tr/...-boyutlarda-5591961/

    dehşet! korkulan! ölü sayısı hızla artıyor!...

    "contagion" isimli bir film var, izleyen olmuştur belki. işim sebebiyle ekstra dikkat kesildiğim bir yapımdı ve hoşuma gitmişti, tavsiye de ederim. şu anda olup bitenin uçuk bir senaryosu. yalnız izleyip "eyvaaah" diyecekseniz boşverin, ortalık yatıştıktan sonra izlersiniz, gerilmeyin şimdi durduk yere. :)

    son olarak, çin o insanlık dışı hayvan pazarlarının kökünü kurutmadığı sürece, çin halkı beslenme alışkanlıklarını reset'lemediği sürece çin, dünya üzerindeki her türlü salgının göbeğinde olmaya devam edecektir.

    edit: veri düzeltmesi
  • 21. yüzyılın en önemli roket testi gerçekleştirildi ve falcon heavy fırlatıldı. adamlar şu an uzayda bir tesla otomobili uçuruyor ve bu şaka değil. olayın en tuhaf kısımlarından biri de; gönderilen üç roketten ikisinin senkronize bir şekilde dünyaya inmesi. inanamadım lan.

    dünya tarihine geçen anları izlemek isteyenlere şöyle bırakayım; https://www.youtube.com/...outu.be&t=29m42s

    kulübümüz de bu gelişmeye kayıtsız kalmamış, çok çok güzel 2 paylaşım yapmış: https://twitter.com/...s/960999300191981570

    bu arada sol elle paylaştım bu videoyu. umarım şeytan da sol elle entry girmiyordur. (!)
  • geçtiğimiz günlerde en az kara delik fotoğraflanması kadar önemli bir olaya imza atıldı. hatta bu, geleceği direkt olarak etkileyebilecek potansiyelde bir buluş.

    albert einstein'ın zamanında öne sürdüğü ve 3 yıl kadar önce teorik olarak kanıtlanan "kuantum dolanıklık" ilk kez fotoğraflandı ve söz konusu fenomenin somut delili de yüzeysel olarak gözler önüne serildi:

    https://gss.gs/sR3.jpg

    kuantum dolanıklık ne demek? çok basit şekliyle açıklamak gerekirse; evrende iki farklı konumda bulunan iki zıt spinli parçacığın birbiriyle kardeşmişçesine senkronize olması, aynı frekansa (fiziksel bir frekanstan bahsetmiyorum, edebi anlamda) bağlı bir biçimde dans etmesi demek. yani? yukarıdaki resimde gördüğünüz şey basit haliyle interstellar, yani yıldızlararası haberleşmenin kökü, temeli, tohumu. bilimin gittiği nokta gerçekten inanılmaz.

    einstein ilgili hipotezi öne sürdüğünde kendi çalışmasından ürkmüş, tıpkı atomun gücüne hayran olmasının yanında ürktüğü gibi. bu da dipnot olsun.

    https://www.bbc.com/...lasgow-west-48971538
  • cassini, 15 eylül 2017 tarihi itibariyle 13 yillik görevini satürn'e carptirilarak tamamladi. son anlari nasa'nin youtube sayfasindan canli olarak paylasildi.

    herkes monitörlerin karsisinda. heyecan, gerilim, son analizler, son istatistikler... son anlarinda bile etinden sütünden faydalanmaya calisiyorlar. ve en sonunda da sinyali kaybettiler. https://pbs.twimg.com/media/DJw49gwXoAAqjtf.jpg

    sinyali kaybedildi, sinyal kaybedildi... proje müdürü ayaga kalkti ve tügleri diken diken eden o efsane konusmayi yapti: https://youtu.be/B2XQLHDtkqw?t=56m32s

    "i hope you're all as deeply proud of this amazing accomplishment. congratulations to you all. this has been an incredible mission, an incredible spacecraft and you're all an incredible team. i'm going to call this is end of the mission. project manager, off the net." **

    herkes ayakta, sak sak sak alkis tufani, birbirlerine sariliyorlar, gözlerde yas... insanlar, önemli bir görevi basariyla sonlandirmanin gururunu yasiyorlar. https://www.nasa.gov/...434_f7f0ed9e41_o.jpg

    ben bu kadar etkileyici bir sey izlemedim. tüglerim diken diken oldu. yüzlerindeki ifadelere bakar misiniz? yasadiklari gururu görebiliyor musunuz? iste o, büyük bir görevi basariyla sonlandirmanin verdigi gurur. nasil da sariliyorlar birbirlerine. bu tablo size de bir seyleri sorgulatmiyor mu? her neyse.

    http://www.dijitalx.com/...-en-iyi-fotograflar/

    https://www.nasa.gov/...rn_system_090817.pdf

    buralardan güzel bilgi ve fotograflara erisebilirsiniz.

    https://pbs.twimg.com/media/DJw3KifVAAEeEPX.jpg

    https://pbs.twimg.com/media/DJoiJmDXgAAOZXz.jpg

    https://pbs.twimg.com/media/DJoeAp_V4AApeFd.jpg

    bilim güzel sey. bilimle kalin. kendinizi üzmeyin, sacmasapan seyleri de öyle o kadar kafaya takmayin.
  • size antibiyotik direncinden bahsedeceğim. konuyu aktarırken bilimsel dilden ziyade yüzeysel bir dil kullanacağım zira en ince ayrıntısına kadar anlaşılmasını istiyorum. bu dediğimi lütfen "artistlik" olarak yorumlamayın, samimiyetinize inanıyorum.

    geçtiğimiz günlerde internette "10 years challenge" isimli bir akım vardı. herkes 10 yıl öncesiyle şimdiyi karşılaştırdı falan. bilim dünyası da buna uydu ve birçok farklı örnekle bu akıma dahil oldu. bilhassa küresel ısınma sorunu irdelendi. challenge'ın bir kolu da farmasötik yani ilaç sektörüyle alakalıydı.

    http://gss.gs/4gu.jpg

    yukarıda gördüğünüz karşılaştırma boka battığımızın resmidir. gördüğünüz görüntüde biri 2009'a biri 2019'a ait olmak üzere iki farklı petri kabı (biyokimya, biyoloji, biyomühenislik, genetik müh., mikrobiyoloji gibi alanlarda laboratuvar ortamındaki hücre kültürü çalışmaları en basit haliyle bu kaplarda yapılır) var. kaplarda gördüğünüz o beyaz daireler antibiyotik partiküllerinin topaklanmış halleri. buraya kadar bir sorun yok, 10 yıl önce neyseler şu anda da öyleler. asıl problem bu topakların etkinliğinde, daha doğrusu etkinliğe karşı gösterilen dirençte. 2009'da topakların çevresinin bir kalkan misali çevrili olduğunu fark etmişsinizdir. işte o kalkanın adı "inhibisyon halosu" (ya da namıdiğer "engelleme halesi"). halenin anlamı şu; hale içerisinde hiçbir şekilde bakteri barınamaz! 2009'daki petri kabının kısıtlı bölgelerinde bakteri gelişimi mümkünken 2019'daki petri kabının neredeyse tamamı bakteri gelişimine müsait durumda. sebep? çünkü antibiyotik artık işe yaramıyor. çünkü antibiyotiğin engelleme halesi yok denecek kadar incelmiş. çünkü bakteri antibiyotiğe karşı direnç geliştirmiş.

    penisilinin (tüm antibiyotiklerin anası olarak düşünün) mucidi alexander fleming'tir. fleming, şans eseri keşfettiği penisilini incelediğinde insanoğlunu daha o zamanlar uyarmıştı aslında. 1945 yılında antibiyotik direncini keşfeden fleming bizzat şunu söylemiş: "there may be a danger, though, in underdosage. it is not difficult to make microbes resistant to penicillin in the laboratory by exposing them to concentrations not sufficient to kill them, and the same thing has occasionally happened in the body."

    türkçe: "düşük dozda antibiyotik kullanımı tehlikeli olabilir. mikropların laboratuvar ortamında penisiline karşı direnç göstermesi zor bir şey değil, tıpkı vücudumuzda olabileceği gibi."

    https://twitter.com/...s/913396783392452608

    kaynak: http://gss.gs/mH4

    peki bu duruma nasıl geldik? aslında herhangi bir sorun yaşamadan bakterilerle mücadele edebiliyorduk. karbapenemler, monobaktamlar, penisilinler ve sefalosporinler (bu 4 farklı antibiyotik türünü kapsayan gruba beta-laktam antibiyotikler denir) rahat rahat işimizi görüyordu. biz ne zaman antibiyotikleri, "tamam yae, iyileştim ben 3 tane antibiyotikle, kutuyu bitirmeme gerek yok" dedik, biz ne zaman enfeksiyonsuz bir nezlede, soğuk algınlığında doktorlara, "e hani neden antibiyotik yazmadın, sen boşver doktor bey, antibiyotik yaz bana antibiyotik" diyerek bomboş yere antibiyotikleri gömdük, işte o zaman boka batışın fitilini ateşledik. ilaç firmaları olarak her defasında antibiyotiklere ayar çektik, yeni fonksiyonel halkalar ekledik (biyokimyasal olarak evrimleştirdik) fakat bakteriler bu yeni antibiyotiklere karşı da direnç gösterdi. bakterileri küçümsedik lakin onlar her defasında aslında ne kadar zeki canlılar oldukları bizlere hatırlattı ve hatırlatmaya da devam ediyorlar. asıl aptal olan taraf insanoğlu bu düzende.

    işin bir de tüketiciden bağımsız bir tarafı var ki bu da en az bilinçsiz antibiyotik kullanımı kadar problem. bizzat deneyimlediğim bir şeyi anlatmak istiyorum; bundan 13 yıl kadar önce eniştemin büyükçe bir inek çiftliği vardı. atmış olmayayım ama tahminen 80 küsür inekle haşır neşirdi çalışanlarıyla birlikte. düzenli olarak farklı süt ürünleri firmalarına inek sütü sağlıyordu. çiftlikte hastalanan inekler her zaman sağlıklı ineklerden ayrılır ve antibiyotik tedavisine başlanırdı. inek hasta da olsa sütü sağılmalıdır yoksa hayvanda sıkıntı yaratır. eniştem hasta hayvanlardan sağılan sütleri bir tanka naklederdi her defasında. normal şartlar altında bu süt ciddi kimyasal süreçlerden geçirilse bile tüketilmemesi gereken süttür. işte sözlük, aslında bu dökülmesi gereken süt var ya, şu an televizyonlarda janjanlı reklamlarını gördüğünüz meşhur bir yabancı menşeli firma tarafından ederinin 1.5 katına satın alınıyordu o dönem ve tesislerde tüketiciye sunulmak üzere işleniyordu. evet, bildiğiniz antibiyotik bombası olan süt. firma isim vermiyorum zira işin hukuki kısmı problem yaratabilir. merak eden olursa özelden ulaşabilir pek tabii. neyse işte, çok mu önemli yani antibiyotikli inek sütü tüketimi? hem de o biçim. insanlar farkında olmadan düzenli olarak antibiyotik direncini artırdı o dönem. diyecek olanlar olabilir, "enişten niye sattı o sütü" diye; çok hakim değilim fakat işin içinde ciddi imzaların olduğunu, uygulanmaması halinde korkunç tazminatlarla karşılaşılacağını biliyorum. tabii bu bir tercih; annem ve babam buna karşı çıkmıştı ama eniştem onaylamıştı, karakter meselesi.

    son olarak şu detayla entry'i sonlandırıyorum:

    --- alıntı ---

    antibiyotik direncinde ilk sıradayız! prnet, antibiyotikler üzerine yapılan araştırmayı inceledi. prnet'in ekonomik işbirliği ve kalkınma teşkilatı (oecd) verilerinden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, türkiye'nin antibiyotik direnci konusunda ilk sırada yer aldığı görüldü.

    rapor antibiyotiklerin hastalar üzerinde ne derecede etkili olduğuna bakılarak hazırlanırken, türkiye'den sonra sıralamada yunanistan ve güney kore'nin geldiği saptandı. böylelikle bu ülkelerin bakterilere karşı direnç konusunda izlanda, hollanda ve norveç’ten 7 kat daha düşük seviyede olması dikkat çekti.

    --- alıntı ---

    antibiyotik direnci en az küresel ısınma kadar sorundur.
  • http://commonsenseatheism.com/.../022Greco-Toledo.jpg

    el greco (1599)

    bulutlardan da gördüğümüz kadarıyla dünya yuvarlaktır diyor. :(

    --- alıntı ---
    el greco (okunuşu: el greko, yunan, asıl adı: δομήνικος θεοτοκόπουλος, domenikos teotokopulos) (d. 1541 - ö. 7 nisan 1614) maniyerist ressam, heykeltıraş ve mimarı.

    o tarihlerde venedik idaresinde olan girit'te doğdu. bizans sanatı üslubunda eğitim gördü. 26 yaşında venedik'e, 1570'te roma'ya gitti ve rönesans üslubunda da resim eğitimi aldı. roma'da bir atölye açtı ve maniyerizm etkisinde çalışmalar yaptı. 1577'de toledo, ispanya'ya yerleşti. burada en önemli eserlerini gerçekleştirdi ve 1614'te vefat etti.

    kont orgaz'ın cenazesi, 1586–1588, yağlıboya, 480 × 360 cm, santo tomé, toledo.
    el greco'nun dramatik ve dışavurumcu üslubu çağdaşlarınca tam olarak anlaşılamadı ve ancak 20. yy'da tam olarak takdir edildi. sanatçı, dışavurumculuğun ve kübizmin öncüsü olarak kabul edilir. kişiliği ve eserleri rainer maria rilke ve nikos kazancakis gibi edebiyatçılara ilham kaynağı olmuştur. el greco genel resim akımlarından bağımsız, şahsına özgü bir sanatçı olarak yorumlansa da, resimlerindeki uzun figürler ve tuhaf renk seçimi, batı resmiyle bizans resminin bir bileşimi olarak kabul edilir.
    --- alıntı ---
  • periyodik tabloya 4 yeni element eklenmiş. http://9gag.com/gag/a97P3rK?ref=fbp

    117 çok nadir bulunan ve üretilebilen element konumunda. yarılanma süresi o kadar küçükmüş(saniyenin elli binde biri) ki üretildiğinde neredeyse aniden yok oluyormuş. 13 miligram üretebilmek için 2 yıldan fazla sürede özel bir ekip çalışmış.

    113 ise bizmut'un çinkoyla bombardıman edilmesiyle üretilmiş.

    bu elementlerin isimlendirilmesi için ise 5 aylık bir çalışma yapılacakmış...
  • (bkz: galatasaray sözlük felsefe zirvesi)
    bugün sözlükten arkadaşlarla felsefe zirvesi gerçekleştirdik. daniel tozser taa kıbrıs'tan kalkıp gelmişken toplanmak istedik. katılan herkese teşekkürlerimi sunuyorum. elit bir mekanda çok düzeyli bir sohbet gerçekleştirdik. çeşitli aktivite oyunları oynadık. yüksek seviyeli bir zirve oldu. diğer zirvelerimizde de olduğu gibi bir fotoğraf paylaşmak istedik sözlüğümüzle. :)

    en soldaki (bkz: harry kewell the wizard of oz)
    deri ceketli olan ben
    ayaktakilerden soldaki (bkz: daniel tozser)
    sağdaki (bkz: drvenom) *
    oturanlardan sağdaki (bkz: aranan yerli stoper)

    https://pbs.twimg.com/...OEWkAAxhtK.jpg:large
  • https://twitter.com/...s/960999300191981570

    allahım müthiş bir şey! içimden geçirdim, yarım saat geçmeden twit geldi.*

    yalnız herif kendi ürettiği arabayı, kendi ürettiği roketlerle uzay boşluğuna fırlattı. idolüm.

    bu sırada türkiye'de sol elle mi sağ elle mi yemek yemeli tartışılıyor. youtube, netflix ve türevlerinin kapısında rtük var falan filan. bla, bla, bla.

    edit: starman'den canlı yayın https://youtu.be/aBr2kKAHN6M

    https://i.hizliresim.com/XPdR17.png don't panic!
  • (bkz: sporda ırklar arası ve ırk içi farklılıklar)

    kabul etsek de etmesek de bir gerçek var; doğa ananın, evrimin, yaradılışın vs. ne derseniz diyin adına, bizzat kendisi ırkçı. sosyokültürel açıdan kesinlikle olmaması gereken beyaz - siyah ayrımı, insan anatomisinde/fizyolojisinde var olan bir farklılık.

    nedir bu farklılıklar?

    londra 2012 sonrası duke üniversitesi araştırmacıları sporcular hakkında birtakım incelemelerde bulunuyor. bu incelemeler sonucunda bilim insanlarının saptadığı temel farklılıklar şunlar:

    1. afrika kökenli sporcuların göbek delikleri ("ağırlık merkezleri" aslında) avrupalı beyaz olarak tabir edilen sporculara göre daha yukarıda. bu detay siyah sporcuların koşarken yere düşme hızlarını artırıyor ("çeviklik" olarak düşünün). böylece siyah sporcular rakiplerine oranla 0.15 - 0.17 saniyelik bir avantaja sahip oluyor.

    2. beyaz olarak belirtilen sporcuların gövde uzunlukları siyahlara göre daha fazla (yaklaşık 3 - 4 cm'lik bir fark var). bu durum beyazlara yatay beden hareketli sporlarda (öncül örnek "yüzme") avantaj sağlıyor. benzer durum asyalılar için de geçerli fakat asyalılar genel olarak kısa boylu profiller olduklarından (yao ming gibi istisnalar dışında) bu gövde uzunluğu avantajını hız avantajına dönüştüremiyorlar.

    3. beyazların bel üstü kısımlarındaki kas grupları siyahlara göre daha kuvvetli. kemikler kısmen kısa, kaslar kısmen yatay. siyahların ise kalçalar daha küçük, omuzlar daha geniş, kas lifi sayısı daha fazla ve bu fazlalığa bağlı olarak yağ yakım hızı daha yüksek.

    bu veriler birtakım bilimsel araştırmalar sonucunda kağıda dökülmüş olan detaylar.

    -----

    jon entine. şu an 66 yaşında olan, trinity college ve michigan university mezunu bir araştırmacı yazar, gazeteci. aynı zamanda "genetic literacy" isimli bilimsel bir projenin (genetiği değiştirilmiş zirai ürünleri ve insanın bilimsel/sosyal etkileşimlerini temel alan uzun soluklu bir araştırma projesi) kurucusu. elemanın kimliği hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenleri şuraya alayım: http://www.truthwiki.org/jon_entine/

    jon entine'in 2000 yılında yazdığı bir kitap var, "taboo: why black athletes dominate sports and why we're afraid to talk about it" adında. kitabın türkçe ismi, "tabu: siyah atletler neden sporu domine ediyor ve biz neden bunu konuşmaktan çekiniyoruz". entine elde ettiği araştırma sonuçlarına dayanarak siyah sporcuların anatomik farklılıkları hakkında şunları kaleme almış:

    1. atletizmde uzun mesafe koşularında şampiyonların sürekli doğu afrika'dan çıkmasının temelinde kenya'daki kalenjin kabilesi yatıyor. bu kabilenin üyeleri uzun bacakları insanlar ("at bacağı" olarak tasvir etmiş). bacak fizyolojisi dışında geniş akciğer hacmine sahipler. adale gruplarında yavaş kasılan kas lifi oranı daha fazla. tüm bu bileşenler bu bölgenin insanlarının solunan havadaki oksijeni normalin çok üstünde olacak biçimde ciğerlere doldurmasına imkan tanıyor.

    2. kökeni batı afrika'ya uzanan sporcular görece kalın ve hızlı kasılan kas yapılarından ve geniş göğüs kafeslerinden dolayı patlayıcılığa dayalı spor yönelimlerinde başarılılar. bilhassa "sprint" gibi patlayıcılık gerektiren spor dallarında kasların hızla enerji yenilemesini (hatta "yinelemesini") sağlayan enzimlerden biri "kreatin kinaz" enzimidir. bu enzimin aktivitesi (bkz: aktivasyon enerjisi) batı afrika kökenli sporcularda top seviyededir.

    -----

    hız geni (actn3 (alfa-aktinin-3))

    kopenhag kas araştırmaları enstitüsü, çevresel faktörlerin sporcu başarısındaki etkisinin %25 olduğunu, kalan %75'lik dilimin genlere bağlı olduğunu ortaya koymuş. iskelet kuvveti, kas yapısı, refleksler ve akciğer hacmi (kapasitesi) gibi genlerle belirlenen özelliklerin başarıda etkili olduğu açıklanmış. "the american society of human genetics" dergisinde yayımlanan bir analize göre de "actn3"ün sporcu başarısında büyük payı olduğu görülmüş.

    -----

    modern futbol gün geçtikçe kontratağa dayalı bir hale evriliyor. birkaç keskin istisna dışında en üst düzey takımlar bile bunu benimseyerek maç içi planlarını bu doğrultuda şekillendiriyor. daha fazla atletizm, daha fazla güç, daha fazla hız...

    özellikle son yıllarda formamızı giyip iyi verim vermiş olan afrika kökenli oyuncuları gözlerinizin önüne getirin. benim ilk aklıma gelenler yeniden eskiye; onyekuru (?), ndiaye, rodrigues, bruma, keita... galatasaray futbol takımına kanat oyuncusu transfer edecek olsam direkt olarak afrika kökenli kanat oyuncularına yönelirim. risk çok az, hedefi on ikiden vurma ihtimali aynı doğrultuda ama zıt yönde o kadar fazla. esasen uzun zamandır bunu yapıyoruz biz. şu anda da takımda garry - henry ikilisi gibi bir ikili var. doğru iş. umarım böyle devam ederiz gelecekteki kadro planlamalarımıza.

    e: kaynaklar eklenecek.
  • oxfam’ın raporuna göre dünyanın en zengin sekiz kişisinin toplam serveti 426 milyar $. dünya nüfusunun yaklaşık yarısını tekabül eden 3.5 milyar insanın toplam geliri ise 409 milyar $. 2010 yılında 43 kişinin serveti dünya nüfusunun yarısına eşitken 2017 yılında bu servetin 8 insanın elinde toplandığı görülüyor.

    bilin istedim gençler.
  • https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be #t=0m30s

    su sonsuza dek akamaz. çünkü; sıvılarda kaynama sadece belli koşullarda gerçekleşse de buharlaşma her sıcaklıkta gerçekleştiğinden dolayı yavaş yavaş da olsa zamanla sıvı buharlaşacaktır. tabii sıvı seçimiyle ve ortam şartlarıyla bu süre değişir. deneyerek görmek için bir bardak suyu doldurup masanın üzerine koyun. bir gün boyunca hiç dokunmayın bakmayın. ertesi gün baktığınızda suyun azaldığını görürsünüz. çünkü biri içmiştir. öyle beleş su bir gün boyunca durur mu masada? mutlaka üşengeç biri mutfağa gitmektense hazır suyu içer.

    yalnız sistemin bozulması için sıvının tamamının buharlaşması gerekmez. bu döngünün devam edebilmesi için belli bir minimum basınç uygulanmalıdır kaba. bu da sıvı miktarıyla alakalı. yani kapta bulunması gereken minimum bir sıvı miktarı var. buharlaşmayla bu sınırın altına indiği an sistem duracaktır.

    hatta dikkat ederseniz döngü sıvıyı dökerken hemen başlamıyor, belli bir süre sonra başlıyor. döngünün başladığı sıvı seviyesi o bahsettiğim minimum sıvı seviyesi.
  • yarın cassini ölüyor sözlük. 97'de fırlatılan gözlem aracı 2004'ten beri satürn'ün etrafında dönüyor. amacı jüpiter ve satürn'ü gözlemlemekti ki bunu da bugüne kadar çektiği 450.000 fotoğraf ile layıkıyla yerine getirdi. güneş sistemi hakkında çığır açacak düzeyde bilgiler sundu önce nasa'ya, ardından dünya'ya.

    yarın nasa tarafından satürn'e çarptırılacak kontrollü bir şekilde ve görevi sona erecek.
  • https://www.instagram.com/conchagzaera/

    profilin sahibi 88 yaşında bir kadın. eşi hastalanınca ona bakmak için evden fazla çıkamamaya başlıyor concha garcia. çocuğu, annesi evde oyalanabilsin, sıkılmasın diye ona bir bilgisayar getiriyor. concha garcia, ms paint'i (bildiğimiz paint işte) keşfediyor ve başlıyor çizimlere; önce bir ev çiziyor, sonraki gün dağ ekliyor çizimine, adım adım ilerleyip çizimlerini detaylandırıyor ve ortaya şahane yapıtlar çıkıyor. concha garcia, yaratıcı bir yönü olmadığını, çizimlerini daha çok eşinin zamanında ona gönderdiği posta kartlarını taklit ederek yaptığını söylüyor.

    bir zaman sonra her bir yapıtı için 2 hafta kadar bir süre harcıyan concha garcia'ya kız torunları instagram açıyor. 9 mart'ta 300 takipçisi bulunan kadının şu an 185000 takipçisi var. kadının yaptıkları o kadar dikkat çekmiş ki, ms paint developer takımı bile ortaya çıkan şaheserlere şaşırmışlar.

    hikayesi boredpanda'da: http://gss.gs/rpC

    püskürtme efektiyle fareyi rastgele sallayan milyonlarca ms paint kullanıcısı düşünüldüğünde yaptıkları cidden şahane.
  • (bkz: uzaydan sesler)

    geçtiğimiz günlerde nasa'nın insight'ı mars'ın sesini ulaştırdı bizlere. ses dediğimiz şey bizzat mars rüzgarı:

    https://youtu.be/yT50Q_Zbf3s (kulaklıkla dinleyin derim)

    internette mars'tan kepler gezegen serisine, deliklere sıçrarken iki farklı videoya denk geldim; güneş sistemi gezegenlerinin ve bazı gök olaylarının ses salınımlarını dinlenebilir bir formata dönüştürmüşler. bu şekilde ifade ediyorum zira uzay ortamı esasen bir vakum olduğundan dolayı ses iletimi mümkün değil oralarda. dolayısıyla nasa da buradan yola çıkmış ve ses dalgalarının elektromanyetik sinyallerini farklı cihazlarla saptayıp bu dalgaları şu şekilde paylaşmış (kesinlikle kulaklık kullanın, hatta sesi de artırın biraz):

    https://youtu.be/TX_X685TGtc

    seslerin tamamı ciddi araştırmaların sonucu. videonun açıklama kısmında kaynaklar belirtilmiş zaten. tek tek kontrol ettim kaynakları, her biri doğru.

    satürn'ün o janjanlı, simitli görünüşüne aldanmayın ağalar, seslere bakarsak enteresan şeyler oluyor orada. :(

    ----- ----- ----- ----- -----

    (bkz: güneş sistemi)

    fen bilgisi derslerinde güneş sistemi nasıl öğretildi bizlere; modelin ortasında güneş'imiz var, işte güneş'e yakın gezegen merkür, en uzak olan da plüton (bu garibimi de bi' gezegen yapıyorlar, bi' gezegenlik unvanını elinden alıyorlar falan, folloş oldu yavrum), gezegenler güneş'in çevresinde kendi yörüngelerinde dönüyor falan. evet, teorik olarak bunda bir yanlış yok fakat eksiklik var. şartların yetersizliği mi desek ne desek, modeli hep 2 boyutlu olarak gösterdiler bizlere (brittanica'nın bilim sidileri dışında görsel kaynak mı vardı sanki, şimdiki bebeler şanslı bu konuda).

    güneş sistemi'miz uzay boşluğunda saatte 70000 km hızla hareket ediyor belirli bir doğrultuda ve yönde. götü başı oynayan oynak kere oynak bir organizasyon yani. astrofizik de artık eski güneş merkezli sistemi değil helezonik (sarmal, spiral) sistemi doğru olarak kabul ediyor. 2012 yılında paylaşılan bir youtube videosunda bu durum gayet güzel bir biçimde tasvir edilmiş:

    https://youtu.be/0jHsq36_NTU

    "the sun is like a comet, dragging the planets in its wake..."

    güneş sistemi budur.

    ----- ----- ----- ----- -----

    güneş sistemi'ndeki 8 gezegenin eğim ve rotasyon farkını anlatan bir diyagram: http://gss.gs/UWw dünya ile mars'ın ahengi <3, jupiter ile satürn'ün sapıtık dansları, sıska mı sıska merkür ile venüs'ün kaldıramadıkları totoları...

    uzay iyi biri, karşıma alıp ona "seviyorum seni karşim" çekesim var. bir yandan da tırsıyorum yalnız yanlış anlayıp üstüme kapkara bi' delik atar falan diye. yine de darağacında olsak bile son sözümüz bilim ulen! :(

    http://gss.gs/K0i
  • 10 gün kadar önce 2019-ncov ile ilgili bir şeyler çiziktirip durumun aktarılanın aksine çok da kaotik olmadığını ifade etmiştim, (bkz: #2854785). bugün çin halk cumhuriyeti istanbul başkonsolosu, "istanbullulara bir mektup" başlığı altında bir metin yayınladı. tamamına şuradan ulaşabilirsiniz: http://istanbul.chineseconsulate.org/...ur/xwdt/t1742497.htm

    --- alıntı ---

    bu virüsün özelliği, yüksek oranda bulaşıcı fakat öldürücü etkisi düşük olmasıdır. şu an bu virüsün öldürücü etkisi %2,1 oranındadır. hayatını kaybedenlerin çoğu yaşlı, alt hastalıkları bulunan, hassasiyeti yüksek ve bağışıklığı düşük kişilerdi. öldürücü etkilere baktığımızda, sars %10, h1n1 %17,4 ve mers %34,4 oranında idi.

    virüs o kadar korkunç değil, virüsü tespit ettik, hastaları da taburcu etmeye başladık. asıl dikkat etmemiz gereken, panik ve rivayetler virüsten daha korkunç. herkesin, bu salgına karşı soğukkanlı olmasını ve mantık çerçevesinde bakmasını ve davranmasını rica ediyorum.

    --- alıntı ---

    who (dünya sağlık örgütü), cdc (hastalık koruma ve korunma merkezleri) ve ecdc (avrupa hastalık önleme ve koruma merkezi)'nin johns hopkins üniversitesi aracılığıyla herkese açık bir biçimde sunduğu verilere şuradan ulaşabilirsiniz: http://gss.gs/9Hg son 2 günde virüse maruz kalan kişi sayısının artışında ciddi bir duraksama söz konusu. zıt olarak sağlık kuruluşlarından taburcu edilen kişi sayısında da sürekli bir artış mevcut.

    cdc verilerine göre abd'de 1 ekim 2019-25 ocak 2020 tarihleri arasında gripten ölen kişi sayısı 10 bin ila 25 bin aralığında (bana gelen dinamik farmasötik raporlarında sayı 17,357 olarak belirtilmişti).

    2019-ncov'la ilgili son olarak şunu ekleyeyim; yaşlılar ve alt hastalığı olanlar haricinde hayatını kaybeden kişilerin bir kısmı çin'deki sağlık çalışanları imiş. bu insanlar yoğunluk sebebiyle iyi beslenemiyor, iyi dinlenemiyor, iyi uyuyamıyor (hatta uyuyamıyor) ve sürekli stres altındalar. neydi bu virüsün olayı? bağışıklık sistemini kuvvetli tutmak. yani bu sağlık çalışanlarının güçlü bağışıklık sistemi ihtimali neredeyse yok gibi bir şey.

    ülkemizdeki 2019 model influenza (grip) asrın en kuvvetli ve genetik açıdan en kompleks grip salgınlarından birinin temelini oluşturuyor. genel olarak domuz gribi (h1n1) olarak ifade edilse de aslolan biraz daha farklı olduğudur, mutasyonla farklı bir forma büründüğüdür.
  • --- alıntı ---

    abd’de stony brook üniversitesinden doç. dr. s. harmand ve ekibi, kenya’da turkana gölü civarındaki lomekwi’de taş devri’nden kalma aletler buldu. arkeolog ve antropologlardan oluşan ekibin, 2011’de lomekwi’de bulduğu taş aletlerin, en az 2,7 milyon yıllık olduğu jeolojik incelemeler sonucu anlaşıldı. araştırmacılar kazılara devam etti ve aynı bölgeden çıkartılan 149 buluntunun, daha da eski olduğu belirlendi. çevredeki manyetik minerallerin ve volkanik küllerin analizleri, oradaki taş aletlerin 3,3 milyon yıllık olduğunu kanıtladı. bugüne kadar bilinen en eski taş aletler, 2,6 milyon yıllıktı ve etiyopya’da bulunmuşlardı. daha sonra 2010’da, 3,3 milyon yıllık hayvan kemiklerinin üzerinde insanlar tarafından yapılmış kesikler bulunmuştu. kesiklerin ancak taş aletlerle yapılabileceği bilindiği için bilim adamları, ilk taş aletlerin bilinenden çok daha önceye uzandığını belirledi ancak aletler bulunamamıştı. harmand ve ekibinin, 5 yıldır aranan 3,3 milyon yıllık taş aletleri bulması, önemli keşifler arasında yerini aldı. çalışma, nature dergisi'nde yayımlandı.

    --- alıntı ---