• 101
    bu elon musk insanlık tarihini değiştireceğe benziyor. falcon heavy 54 tona kadar ağırlık taşıyabiliyormuş ve taşıyıcı roketler tekrar kullanılabiliyormuş. bu yakın gelecekte insanlığı hayallerinin ötesine taşıyabilir.

    öncelikle fırlatma ve iniş rampalarının inşası halinde, alçak dünya yörüngesi kullanılarak dünyanın en uzak noktasına 30-40 dakikada ulaşılabileceği söyleniyor. yani yük taşıma işlemi çok hızlı ve etkin bir şekilde yapılabilecek. bu uluslararası deniz ve kara taşımacılığını kökünden değiştirecektir.

    yolcu taşıma da aynı hızla yapılabilir ki bunun animasyonu daha önce paylaşılmıştı. yani uzaya ya da diğer gezegenlere gidilmesi bir yana öncelikle dünyayı kökünden değiştirebilecek bir buluş. bilimin ne olduğu hakkında bir fikir vermesi açısından çok önemli. tıpkı televizyonun, internetin keşfi gibi.

    savaş çığlıkları atanlar için kötü bir gelişme. eğer gezegenlere iniş başarılabilirse, uzayda kişi başına milyonlarca yıldız (gezegen) düştüğü için seç beğen al babında şeyler olabilir. her ırka ya da her kabileye bir gezegen bile tahsis edilebilir. gerçi insanlık en fazla 400 yıl sonra oralarda da birbirlerini öldürmeye başlayabilir ya neyse.

    bu arada gs twitter’i de kutluyurum. bizim dört yıldızı da yerleştirmişler hemen uzaya.

    https://twitter.com/...s/960999300191981570
  • 108
    http://www.acikbilim.com/...iyorum-sevgilim.html

    nobel ödüllü fizikçi richard phillips feynman ile ilk eşi arlene greenbaum'un muazzam aşk hikayesidir.
    not: ağlatır.

    biliminsanları, evrenin güzelliğini bozmak ve duygusuz olmakla suçlanırlar fakat "bir şeyin nedenini, nasılını bilmek onun güzelliğini algılamaya engel midir?"

    sondaki alıntı da buradaki yazıdan alınmıştır. burada da biliminsanı ve sanatçı karşılaştırması yapmaktadır.
    http://www.acikbilim.com/...man-cicege-ovgu.html
  • 109
    http://dinosaurpictures.org/ancient-earth

    şahane site. "ancient earth globe" olarak geçiyor. 750 milyon yıl önce (günümüze kadar geniş bir skala mevcut) dünya'mızın nasıl göründüğünü simülasyon halinde inceleyebiliyorsunuz. her milyon yıl öncesinin bitki örtüsünü, coğrafi koşullarını, yaşama uygunluğunu vs. açıklıyorlar sitenin sol alt köşesinde. ayrıca sitenin sol üst köşesinde yer alan arama kutucuğuna istediğiniz ülkeyi, şehri, hatta ilçeyi yazıp o dönemki lokasyonunu tespit edebiliyorsunuz. ilgi çekici.
  • 111
    (bkz: sporda ırklar arası ve ırk içi farklılıklar)

    kabul etsek de etmesek de bir gerçek var; doğa ananın, evrimin, yaradılışın vs. ne derseniz diyin adına, bizzat kendisi ırkçı. sosyokültürel açıdan kesinlikle olmaması gereken beyaz - siyah ayrımı, insan anatomisinde/fizyolojisinde var olan bir farklılık.

    nedir bu farklılıklar?

    londra 2012 sonrası duke üniversitesi araştırmacıları sporcular hakkında birtakım incelemelerde bulunuyor. bu incelemeler sonucunda bilim insanlarının saptadığı temel farklılıklar şunlar:

    1. afrika kökenli sporcuların göbek delikleri ("ağırlık merkezleri" aslında) avrupalı beyaz olarak tabir edilen sporculara göre daha yukarıda. bu detay siyah sporcuların koşarken yere düşme hızlarını artırıyor ("çeviklik" olarak düşünün). böylece siyah sporcular rakiplerine oranla 0.15 - 0.17 saniyelik bir avantaja sahip oluyor.

    2. beyaz olarak belirtilen sporcuların gövde uzunlukları siyahlara göre daha fazla (yaklaşık 3 - 4 cm'lik bir fark var). bu durum beyazlara yatay beden hareketli sporlarda (öncül örnek "yüzme") avantaj sağlıyor. benzer durum asyalılar için de geçerli fakat asyalılar genel olarak kısa boylu profiller olduklarından (yao ming gibi istisnalar dışında) bu gövde uzunluğu avantajını hız avantajına dönüştüremiyorlar.

    3. beyazların bel üstü kısımlarındaki kas grupları siyahlara göre daha kuvvetli. kemikler kısmen kısa, kaslar kısmen yatay. siyahların ise kalçalar daha küçük, omuzlar daha geniş, kas lifi sayısı daha fazla ve bu fazlalığa bağlı olarak yağ yakım hızı daha yüksek.

    bu veriler birtakım bilimsel araştırmalar sonucunda kağıda dökülmüş olan detaylar.

    -----

    jon entine. şu an 66 yaşında olan, trinity college ve michigan university mezunu bir araştırmacı yazar, gazeteci. aynı zamanda "genetic literacy" isimli bilimsel bir projenin (genetiği değiştirilmiş zirai ürünleri ve insanın bilimsel/sosyal etkileşimlerini temel alan uzun soluklu bir araştırma projesi) kurucusu. elemanın kimliği hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenleri şuraya alayım: http://www.truthwiki.org/jon_entine/

    jon entine'in 2000 yılında yazdığı bir kitap var, "taboo: why black athletes dominate sports and why we're afraid to talk about it" adında. kitabın türkçe ismi, "tabu: siyah atletler neden sporu domine ediyor ve biz neden bunu konuşmaktan çekiniyoruz". entine elde ettiği araştırma sonuçlarına dayanarak siyah sporcuların anatomik farklılıkları hakkında şunları kaleme almış:

    1. atletizmde uzun mesafe koşularında şampiyonların sürekli doğu afrika'dan çıkmasının temelinde kenya'daki kalenjin kabilesi yatıyor. bu kabilenin üyeleri uzun bacakları insanlar ("at bacağı" olarak tasvir etmiş). bacak fizyolojisi dışında geniş akciğer hacmine sahipler. adale gruplarında yavaş kasılan kas lifi oranı daha fazla. tüm bu bileşenler bu bölgenin insanlarının solunan havadaki oksijeni normalin çok üstünde olacak biçimde ciğerlere doldurmasına imkan tanıyor.

    2. kökeni batı afrika'ya uzanan sporcular görece kalın ve hızlı kasılan kas yapılarından ve geniş göğüs kafeslerinden dolayı patlayıcılığa dayalı spor yönelimlerinde başarılılar. bilhassa "sprint" gibi patlayıcılık gerektiren spor dallarında kasların hızla enerji yenilemesini (hatta "yinelemesini") sağlayan enzimlerden biri "kreatin kinaz" enzimidir. bu enzimin aktivitesi (bkz: aktivasyon enerjisi) batı afrika kökenli sporcularda top seviyededir.

    -----

    hız geni (actn3 (alfa-aktinin-3))

    kopenhag kas araştırmaları enstitüsü, çevresel faktörlerin sporcu başarısındaki etkisinin %25 olduğunu, kalan %75'lik dilimin genlere bağlı olduğunu ortaya koymuş. iskelet kuvveti, kas yapısı, refleksler ve akciğer hacmi (kapasitesi) gibi genlerle belirlenen özelliklerin başarıda etkili olduğu açıklanmış. "the american society of human genetics" dergisinde yayımlanan bir analize göre de "actn3"ün sporcu başarısında büyük payı olduğu görülmüş.

    -----

    modern futbol gün geçtikçe kontratağa dayalı bir hale evriliyor. birkaç keskin istisna dışında en üst düzey takımlar bile bunu benimseyerek maç içi planlarını bu doğrultuda şekillendiriyor. daha fazla atletizm, daha fazla güç, daha fazla hız...

    özellikle son yıllarda formamızı giyip iyi verim vermiş olan afrika kökenli oyuncuları gözlerinizin önüne getirin. benim ilk aklıma gelenler yeniden eskiye; onyekuru (?), ndiaye, rodrigues, bruma, keita... galatasaray futbol takımına kanat oyuncusu transfer edecek olsam direkt olarak afrika kökenli kanat oyuncularına yönelirim. risk çok az, hedefi on ikiden vurma ihtimali aynı doğrultuda ama zıt yönde o kadar fazla. esasen uzun zamandır bunu yapıyoruz biz. şu anda da takımda garry - henry ikilisi gibi bir ikili var. doğru iş. umarım böyle devam ederiz gelecekteki kadro planlamalarımıza.

    e: kaynaklar eklenecek.
  • 113
    merhaba arkadaşlar, daha önce burada cemal abdünnasır dönemi arap milliyetçiliği ve devrim öncesi iran hakkında yazdığım yazıları paylaşmıştım ve bazı renktaşlarımızın ilgisini çekmişti. okumak isteyenler ve ilgi duyanlar için "iran devrimi: humeyni'nin zaferi" adlı yazımı da sizinle paylaşmak istedim. iyi okumalar.

    https://www.tesadernegi.org/...-zaferi-bolum-2.html
  • 114
    https://www.instagram.com/conchagzaera/

    profilin sahibi 88 yaşında bir kadın. eşi hastalanınca ona bakmak için evden fazla çıkamamaya başlıyor concha garcia. çocuğu, annesi evde oyalanabilsin, sıkılmasın diye ona bir bilgisayar getiriyor. concha garcia, ms paint'i (bildiğimiz paint işte) keşfediyor ve başlıyor çizimlere; önce bir ev çiziyor, sonraki gün dağ ekliyor çizimine, adım adım ilerleyip çizimlerini detaylandırıyor ve ortaya şahane yapıtlar çıkıyor. concha garcia, yaratıcı bir yönü olmadığını, çizimlerini daha çok eşinin zamanında ona gönderdiği posta kartlarını taklit ederek yaptığını söylüyor.

    bir zaman sonra her bir yapıtı için 2 hafta kadar bir süre harcıyan concha garcia'ya kız torunları instagram açıyor. 9 mart'ta 300 takipçisi bulunan kadının şu an 185000 takipçisi var. kadının yaptıkları o kadar dikkat çekmiş ki, ms paint developer takımı bile ortaya çıkan şaheserlere şaşırmışlar.

    hikayesi boredpanda'da: http://gss.gs/rpC

    püskürtme efektiyle fareyi rastgele sallayan milyonlarca ms paint kullanıcısı düşünüldüğünde yaptıkları cidden şahane.
  • 115
    (bkz: uzaydan sesler)

    geçtiğimiz günlerde nasa'nın insight'ı mars'ın sesini ulaştırdı bizlere. ses dediğimiz şey bizzat mars rüzgarı:

    https://youtu.be/yT50Q_Zbf3s (kulaklıkla dinleyin derim)

    internette mars'tan kepler gezegen serisine, deliklere sıçrarken iki farklı videoya denk geldim; güneş sistemi gezegenlerinin ve bazı gök olaylarının ses salınımlarını dinlenebilir bir formata dönüştürmüşler. bu şekilde ifade ediyorum zira uzay ortamı esasen bir vakum olduğundan dolayı ses iletimi mümkün değil oralarda. dolayısıyla nasa da buradan yola çıkmış ve ses dalgalarının elektromanyetik sinyallerini farklı cihazlarla saptayıp bu dalgaları şu şekilde paylaşmış (kesinlikle kulaklık kullanın, hatta sesi de artırın biraz):

    https://youtu.be/TX_X685TGtc

    seslerin tamamı ciddi araştırmaların sonucu. videonun açıklama kısmında kaynaklar belirtilmiş zaten. tek tek kontrol ettim kaynakları, her biri doğru.

    satürn'ün o janjanlı, simitli görünüşüne aldanmayın ağalar, seslere bakarsak enteresan şeyler oluyor orada. :(

    ----- ----- ----- ----- -----

    (bkz: güneş sistemi)

    fen bilgisi derslerinde güneş sistemi nasıl öğretildi bizlere; modelin ortasında güneş'imiz var, işte güneş'e yakın gezegen merkür, en uzak olan da plüton (bu garibimi de bi' gezegen yapıyorlar, bi' gezegenlik unvanını elinden alıyorlar falan, folloş oldu yavrum), gezegenler güneş'in çevresinde kendi yörüngelerinde dönüyor falan. evet, teorik olarak bunda bir yanlış yok fakat eksiklik var. şartların yetersizliği mi desek ne desek, modeli hep 2 boyutlu olarak gösterdiler bizlere (brittanica'nın bilim sidileri dışında görsel kaynak mı vardı sanki, şimdiki bebeler şanslı bu konuda).

    güneş sistemi'miz uzay boşluğunda saatte 70000 km hızla hareket ediyor belirli bir doğrultuda ve yönde. götü başı oynayan oynak kere oynak bir organizasyon yani. astrofizik de artık eski güneş merkezli sistemi değil helezonik (sarmal, spiral) sistemi doğru olarak kabul ediyor. 2012 yılında paylaşılan bir youtube videosunda bu durum gayet güzel bir biçimde tasvir edilmiş:

    https://youtu.be/0jHsq36_NTU

    "the sun is like a comet, dragging the planets in its wake..."

    güneş sistemi budur.

    ----- ----- ----- ----- -----

    güneş sistemi'ndeki 8 gezegenin eğim ve rotasyon farkını anlatan bir diyagram: http://gss.gs/UWw dünya ile mars'ın ahengi <3, jupiter ile satürn'ün sapıtık dansları, sıska mı sıska merkür ile venüs'ün kaldıramadıkları totoları...

    uzay iyi biri, karşıma alıp ona "seviyorum seni karşim" çekesim var. bir yandan da tırsıyorum yalnız yanlış anlayıp üstüme kapkara bi' delik atar falan diye. yine de darağacında olsak bile son sözümüz bilim ulen! :(

    http://gss.gs/K0i
  • 117
    size antibiyotik direncinden bahsedeceğim. konuyu aktarırken bilimsel dilden ziyade yüzeysel bir dil kullanacağım zira en ince ayrıntısına kadar anlaşılmasını istiyorum. bu dediğimi lütfen "artistlik" olarak yorumlamayın, samimiyetinize inanıyorum.

    geçtiğimiz günlerde internette "10 years challenge" isimli bir akım vardı. herkes 10 yıl öncesiyle şimdiyi karşılaştırdı falan. bilim dünyası da buna uydu ve birçok farklı örnekle bu akıma dahil oldu. bilhassa küresel ısınma sorunu irdelendi. challenge'ın bir kolu da farmasötik yani ilaç sektörüyle alakalıydı.

    http://gss.gs/4gu.jpg

    yukarıda gördüğünüz karşılaştırma boka battığımızın resmidir. gördüğünüz görüntüde biri 2009'a biri 2019'a ait olmak üzere iki farklı petri kabı (biyokimya, biyoloji, biyomühenislik, genetik müh., mikrobiyoloji gibi alanlarda laboratuvar ortamındaki hücre kültürü çalışmaları en basit haliyle bu kaplarda yapılır) var. kaplarda gördüğünüz o beyaz daireler antibiyotik partiküllerinin topaklanmış halleri. buraya kadar bir sorun yok, 10 yıl önce neyseler şu anda da öyleler. asıl problem bu topakların etkinliğinde, daha doğrusu etkinliğe karşı gösterilen dirençte. 2009'da topakların çevresinin bir kalkan misali çevrili olduğunu fark etmişsinizdir. işte o kalkanın adı "inhibisyon halosu" (ya da namıdiğer "engelleme halesi"). halenin anlamı şu; hale içerisinde hiçbir şekilde bakteri barınamaz! 2009'daki petri kabının kısıtlı bölgelerinde bakteri gelişimi mümkünken 2019'daki petri kabının neredeyse tamamı bakteri gelişimine müsait durumda. sebep? çünkü antibiyotik artık işe yaramıyor. çünkü antibiyotiğin engelleme halesi yok denecek kadar incelmiş. çünkü bakteri antibiyotiğe karşı direnç geliştirmiş.

    penisilinin (tüm antibiyotiklerin anası olarak düşünün) mucidi alexander fleming'tir. fleming, şans eseri keşfettiği penisilini incelediğinde insanoğlunu daha o zamanlar uyarmıştı aslında. 1945 yılında antibiyotik direncini keşfeden fleming bizzat şunu söylemiş: "there may be a danger, though, in underdosage. it is not difficult to make microbes resistant to penicillin in the laboratory by exposing them to concentrations not sufficient to kill them, and the same thing has occasionally happened in the body."

    türkçe: "düşük dozda antibiyotik kullanımı tehlikeli olabilir. mikropların laboratuvar ortamında penisiline karşı direnç göstermesi zor bir şey değil, tıpkı vücudumuzda olabileceği gibi."

    https://twitter.com/...s/913396783392452608

    kaynak: http://gss.gs/mH4

    peki bu duruma nasıl geldik? aslında herhangi bir sorun yaşamadan bakterilerle mücadele edebiliyorduk. karbapenemler, monobaktamlar, penisilinler ve sefalosporinler (bu 4 farklı antibiyotik türünü kapsayan gruba beta-laktam antibiyotikler denir) rahat rahat işimizi görüyordu. biz ne zaman antibiyotikleri, "tamam yae, iyileştim ben 3 tane antibiyotikle, kutuyu bitirmeme gerek yok" dedik, biz ne zaman enfeksiyonsuz bir nezlede, soğuk algınlığında doktorlara, "e hani neden antibiyotik yazmadın, sen boşver doktor bey, antibiyotik yaz bana antibiyotik" diyerek bomboş yere antibiyotikleri gömdük, işte o zaman boka batışın fitilini ateşledik. ilaç firmaları olarak her defasında antibiyotiklere ayar çektik, yeni fonksiyonel halkalar ekledik (biyokimyasal olarak evrimleştirdik) fakat bakteriler bu yeni antibiyotiklere karşı da direnç gösterdi. bakterileri küçümsedik lakin onlar her defasında aslında ne kadar zeki canlılar oldukları bizlere hatırlattı ve hatırlatmaya da devam ediyorlar. asıl aptal olan taraf insanoğlu bu düzende.

    işin bir de tüketiciden bağımsız bir tarafı var ki bu da en az bilinçsiz antibiyotik kullanımı kadar problem. bizzat deneyimlediğim bir şeyi anlatmak istiyorum; bundan 13 yıl kadar önce eniştemin büyükçe bir inek çiftliği vardı. atmış olmayayım ama tahminen 80 küsür inekle haşır neşirdi çalışanlarıyla birlikte. düzenli olarak farklı süt ürünleri firmalarına inek sütü sağlıyordu. çiftlikte hastalanan inekler her zaman sağlıklı ineklerden ayrılır ve antibiyotik tedavisine başlanırdı. inek hasta da olsa sütü sağılmalıdır yoksa hayvanda sıkıntı yaratır. eniştem hasta hayvanlardan sağılan sütleri bir tanka naklederdi her defasında. normal şartlar altında bu süt ciddi kimyasal süreçlerden geçirilse bile tüketilmemesi gereken süttür. işte sözlük, aslında bu dökülmesi gereken süt var ya, şu an televizyonlarda janjanlı reklamlarını gördüğünüz meşhur bir yabancı menşeli firma tarafından ederinin 1.5 katına satın alınıyordu o dönem ve tesislerde tüketiciye sunulmak üzere işleniyordu. evet, bildiğiniz antibiyotik bombası olan süt. firma isim vermiyorum zira işin hukuki kısmı problem yaratabilir. merak eden olursa özelden ulaşabilir pek tabii. neyse işte, çok mu önemli yani antibiyotikli inek sütü tüketimi? hem de o biçim. insanlar farkında olmadan düzenli olarak antibiyotik direncini artırdı o dönem. diyecek olanlar olabilir, "enişten niye sattı o sütü" diye; çok hakim değilim fakat işin içinde ciddi imzaların olduğunu, uygulanmaması halinde korkunç tazminatlarla karşılaşılacağını biliyorum. tabii bu bir tercih; annem ve babam buna karşı çıkmıştı ama eniştem onaylamıştı, karakter meselesi.

    son olarak şu detayla entry'i sonlandırıyorum:

    --- alıntı ---

    antibiyotik direncinde ilk sıradayız! prnet, antibiyotikler üzerine yapılan araştırmayı inceledi. prnet'in ekonomik işbirliği ve kalkınma teşkilatı (oecd) verilerinden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, türkiye'nin antibiyotik direnci konusunda ilk sırada yer aldığı görüldü.

    rapor antibiyotiklerin hastalar üzerinde ne derecede etkili olduğuna bakılarak hazırlanırken, türkiye'den sonra sıralamada yunanistan ve güney kore'nin geldiği saptandı. böylelikle bu ülkelerin bakterilere karşı direnç konusunda izlanda, hollanda ve norveç’ten 7 kat daha düşük seviyede olması dikkat çekti.

    --- alıntı ---

    antibiyotik direnci en az küresel ısınma kadar sorundur.
  • 119
    (bkz: cahit arf)

    türkiye cumhuriyeti'nin gelmiş geçmiş en büyük matematikçisi. 10 tl'lik banknotların arkasında resmi var. bir dönem galatasaray lisesi'nde de öğretmenlik yapmış.

    --- alıntı ---

    1910 yılında selanik’te doğan cahit arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen cahit arf’ın bu yeteneği ailesi ve hocalarının dikkatini çekmiş ve paris’teki st. louis lisesinde okumak üzere ailesi tarafından fransa’ya gönderilmiştir. üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip türkiye’ye geri dönen cahit arf o sıralarda türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla avrupa’ya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır. bu sınavı kazanan cahit arf fransa’ya geri dönüp birçok bilim adamının yetiştiği okul olan école normale supérieure’e kaydolmuştur.

    yükseköğreniminden sonra türkiye’ye geri dönen arf, bir süre galatasaray lisesinde hocalık yapmış ve sonra doçent adayı olarak istanbul üniversitesi matematik kürsüsü’ne geçmiştir. 1937 yılında doktorasını yapmak üzere göttingen üniversitesi matematik bölümü’ne giden cahit arf’ın bu üniversitede yaptığı doktora çalışması onun dünya çapında tanınmasına yol açmıştır.

    cahit arf matematik dehalarının bile çok zor dediği bir konu üzerinde tek başına çalışmış ve bir buçuk yıl içinde konusu “non-commutative class field” olan doktorasını tamamlamıştır. bu çalışmadan elde edilen sonuçların bir kısmı literatüre “hasse-arf” teoremi olarak geçmiştir. doktora tezini 1938 yılında bitiren cahit arf bir yıl daha göttingen’de çalışmalarını sürdürmüş, bu dönemde de dünya literatürüne “arf invaryantı” adıyla geçen, cebirsel ve diferansiyel topolojide büyük önem taşıyan bir çalışmaya imza atmıştır.

    1938’in sonunda türkiye’ye üniversitesine geri dönen arf 1943’te profesör, 1955’te ordinaryüs profesör olmuştur. 1962 yılına kadar üniversitede çalışmalarını sürdüren cahit arf o yıllarda bir yıllığına misafir profesör olarak maryland üniversitesine gitmiş ve ayrıca mainz akademisi muhabir üyeliğine seçilmiştir. 1960 yılında çekmece nükleer araştırma merkezi’ni kurmak üzere görevlendirilen cahit arf 1962’de üniversitedeki görevinden ayrılmış ve bir yıl kadar robert kolej’de ders vermiştir.

    tübitak’ın kuruluş ve gelişmesinde büyük emekleri olan cahit arf 1963-1967 ve 1967-1971 yıllarında tübitak’ın bilim kurulu başkanlığını yapmıştır. cahit arf matematiğe yapmış olduğu köklü katkılarından dolayı 1974’te de tübitak bilim ödülü’ne layık görülmüştür.

    1964-1966 yıllarında princeton’da institute for advanced study’de çalışmalarını sürdüren; daha sonra california üniversitesinde misafir öğretim üyeliği yapan cahit arf 1967’de türkiye’ye dönüp odtü matematik bölümünde çalışmaya başlamış ve 1980 yılında bu üniversiteden emekli olmuştur.

    1980 yılında itü ve karadeniz teknik üniversitesinin, 1981 yılında odtü’nün onur doktoralarını alan, 1993 yılında türkiye bilimler akademisi şeref üyeliğine seçilen cahit arf 4 şubat 1994’te de fransa’da commandeur des palmes académiques ödülü’ne layık bulunmuştur.

    ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen ord. prof. dr. cahit arf 26 aralık 1997’de vefat etmiştir.

    https://gelisenbeyin.net/cahit-arf.html

    --- alıntı ---

    bir diğer kaynak; http://www.biyografya.com/biyografi/688
  • 122
    insanoğlu bugün tarihe tanıklık etti.

    https://twitter.com/.../1115964692802019328

    --- alıntı ---

    dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan radyo teleskoplarının koordineli bir şekilde çalışarak m87 galaksisi merkezinde yer alan kara deliğin* ilk görüntülerinin yayınlanması olayı.

    --- alıntı ---

    bir kara delik ilk kez görsel olarak kanıtlı bir biçimde fotoğraflandı ve bu sayede teorik olarak varlığı kabul gören bu uzay fenomeni pratikte de olduğunu gözler önüne serdi. tivitteki fotoğrafta bulunan o sarılı kırmızılı halka kara deliğin korkunç çekim gücünün sebep olduğu bükük/kırık ışık (olay ufku). bu ışık halesi aynı zamanda ışık hızına çok çok çok ama çok yakın bir hıza sahip ki bunun insan algısı açısından anlamı, orada zaman kavramının olmuyor oluşu. yok yani orda zaman. geçmiş, an ve gelecek çorba halde (3 boyutlu algılayan insan için anlamlandırılması mümkün olmayan bir şey bu). söz konusu kara delik güneş'ten 6,5 milyar kat daha büyük.

    https://gss.gs/bAG.jpg

    bu fotoğrafın değeri ise tam 44 milyon euro.

    kara delik 100 milyar km çapında** ve dünya'mıza uzaklığı 55 milyon ışık yılı.

    5 petabaytlık (5000 terabaytlık) veriyi ilmek ilmek işleyip fotoğrafı oluşturan ekipler: https://gss.gs/faW.png

    kara delik gerçeğinin babaları olan albert einstein'la stephen hawking gittikleri yerde de olanı biteni takip ediyor mudur?

    https://gss.gs/D8V.jpg

    ekleme ihtiyacı hissettim: interstellar filmindeki hayali gargantua kara deliğinin görsellendirilmesine bayağı bok atılmıştı "kara delik böyle olmaz" diye. anlaşılan o ki filmi yapanlar bilimsel çıkarımları güzel süzüp modellemeyi gayet başarılı yansıtmışlar. gargantua'nın gerçek bir kara deliğe görsel açıdan benzemediği iddia edilmez herhalde: https://gss.gs/fhg.png

    edit: galatasaraymuhendisi bir noktada aydınlatıp düzeltme yaptı. teşekkür ediyorum kendisine.

    edit 2: internette dolanırken dikkatimi çeken başka bir çap değerini conte de iletti sağ olsun. bbc, çapın 40 milyar km olduğunu yazmış: https://www.bbc.com/...erler-dunya-47868739 bunun yanında çap için 100 yazan kaynak da mevcut. "bbc yanlış yazmaz herhalde" diyerek edit'i noktalıyorum.

    edit 3: https://gss.gs/MzE.jpg

    edit 4: konuyla ilgili kısa kısa ve net bilgiler içeren güzel bir ekşi entry'si: https://seyler.eksisozluk.com/...r-onem-teskil-ediyor
  • 124
    geçtiğimiz günlerde en az kara delik fotoğraflanması kadar önemli bir olaya imza atıldı. hatta bu, geleceği direkt olarak etkileyebilecek potansiyelde bir buluş.

    albert einstein'ın zamanında öne sürdüğü ve 3 yıl kadar önce teorik olarak kanıtlanan "kuantum dolanıklık" ilk kez fotoğraflandı ve söz konusu fenomenin somut delili de yüzeysel olarak gözler önüne serildi:

    https://gss.gs/sR3.jpg

    kuantum dolanıklık ne demek? çok basit şekliyle açıklamak gerekirse; evrende iki farklı konumda bulunan iki zıt spinli parçacığın birbiriyle kardeşmişçesine senkronize olması, aynı frekansa (fiziksel bir frekanstan bahsetmiyorum, edebi anlamda) bağlı bir biçimde dans etmesi demek. yani? yukarıdaki resimde gördüğünüz şey basit haliyle interstellar, yani yıldızlararası haberleşmenin kökü, temeli, tohumu. bilimin gittiği nokta gerçekten inanılmaz.

    einstein ilgili hipotezi öne sürdüğünde kendi çalışmasından ürkmüş, tıpkı atomun gücüne hayran olmasının yanında ürktüğü gibi. bu da dipnot olsun.

    https://www.bbc.com/...lasgow-west-48971538