• 1
    sözlükte en çok kullanılan bu kalıbın başlığı olmaması hayret verici.

    genelde takımımız için düşük kalacak futbolcular için kullanılsa da olumlu anlamda kullanıldığı oluyor. bu seviyenin en önemli kriterlerinden biri benim için uefa takım sıralamasıdır. uefa kupasının da cl ile hemen hemen aynı puanı vermesi ilk bakışta mantıksız gözükse de böyle olmasaydı şampiyonlar ligi grup torbaları her sene aynı kalıptan çıkmış gibi olurdu. gerçi ülke sıralamasına göre ilk 2 torbanın oluşturulma kuralı işi biraz bozdu ama neyse konuyla alakasız.

    http://www.uefa.com/...s/uefarankings/club/

    yukarıdaki linkten görüldüğü üzere galatasaray şu anda 29. sırada yer alıyor. düz mantıkla bu demektir ki galatasaray seviyesi her mevkisi için 2015 ekimi itibariyle dünyanın en iyi 29. oyuncusunu oynatmaktır. mevcut futbolcularımız içinde ve transferde adı geçen futbolcular için bir düşünün kaç mevkide dünyanın en iyi 29. futbolcusuna sahibiz.
  • 2
    1996 yazında hagi'nin belirlediği seviye. işte o seviyenin altına 1 futbolcuyla da olsa inmek galatasaray futbol takımı kültürüne, felsefesine hakarettir.

    maharet yıldız değil, takıma katkı ve galatasaray değerlerine bağlılıktır. taçsız kral'da, prekazi'de, ergün penbe'de, hagi'de olan şey bu.

    2011'den beri muslera, sneijder, chedjou gibi futbolcularımızda da bunu görmekteyiz. galatasaray seviyesi budur.
  • 5
    eğer kadro kalitesi kastediliyorsa her dönem değişen seviyedir. mesela bir oyuncuyu galatasaray seviyesinde mi değil mi diye değerlendirirken 2000'deki galatasaray'dan mı bahsediyoruz yoksa stanculu zapatalı takımdan mı? bu yüzden bir futbolcunun transferi gündeme geldiğinde kendimizi real madrid gibi görmeyip oyuncuyu ve aynı oyuncunun takımımızdaki muadillerini değerlendirmeliyiz. misal niasse, burak'tan ve umut'tan iyi ama galatasaray seviyesinde(!) değil. e bu kafayla düşünürsek galatasaray seviyesi çıkılması gereken bir seviye değil, öyle mi?
  • 6
    teknik direktör: ofansif, presi seven, oyunu rakip sahaya yıkan, takımı nadiren geri çeken anlayışa sahip. oyuncuların üzerinde hem bir otorite sahibi, hem de onların bir baba olarak gördüğü bir karakter.

    futbolcu: karakter olarak efendi ama aynı zamanda saha içinde mücadeleci. ne efendiliği pısırıklık, ne de mücadeleciliği çirkefliktir. maç bitmeden asla kendini salmaz. zamanı geldiğini anladığında ses çıkarmadan efendi gibi veda eder.
  • 8
    seviye nedir, neye göre değerlendirilir, nasıl değerlendirilir... bir sürü soruyu peşinde getiren bir olgu.

    hagi geldiğinde bitik dendi,
    elmander'e kazma ki keza bülent korkmaz için de,
    hasan şaş'a denmedik kalmadı,
    hakan şükür'e şaban,
    hamza hoca dinci dendi yollandı,
    ooo ceju'ya denmedik kalmadı...

    ben tam olarak bu seviyeyi size belirtemem. kusura bakmayın. ama insanların ön yargıları değil zannediyorum.

    hani bütün yaz bik bik bik vizyon dendi ya. aslında bunu derken insanlar "misyon" kavramına atıfta bulunuyorlardı farkında değiller.
    işte genelde o seviyeyi gören insanlar vizyon, görünmeyeni gören insanlar.

    düz mantıkla hareket edilmesine de dayanamıyorum. lewandowski dortmund'a polonya gol kralı olarak gitti. 5 milyon euro'ya mı ne. gol kralı!!! ama polonya ligi. biz belçika ligini, hollanda ligini bile itin bir tarafına sıkıştırabilen bir milletiz. bizim seviyemizde olur mu hiç? olmaz.

    bazen real madrid olacakken başakşehir olmuş gibi hissediyor musun? işte o real madrid'li olma isteğinden. bana göre bunun sebebi galatasaray'ın arada kalmışlığıne 2. seviye, ne 3. seviye, ne 1,5... ne parası var, hem de çok paralı. ligde ablukaya alan ama avrupa'da bunu denesen biraz disiplinli her takıma kaybeder. kıvram adamlar çok güzel de, disiplinli de olsa... ama yok o bizde oynamaz. ne yapacaksın. yetiştirelim... yok biz kazanmalıyız. kazanalım ama dur o da olmuyor... ne şöyle, ne böyle.

    dediğim gibi bu seviye hakkında bir tanım yapamıyorum. biraz uhravi bir şey, gibi...

    ama hem biraz bilgimi ve gözlemimi dökeyim galatasaray hakkında.

    yanlış bilmiyorsam tanju fenere giderken başkan alp yalman başkan. (bu arada bu adama bunak diyerek, yeni yüz görme isteğiyle bu camia dursun yarsuvat'ı getirdi başa.) tanju o ara özel hayatı ile pekte camia'nın tasvip etmediği şekilde magazinlere çıkıyormuş. doğru yanlış, onu ben bilemem. belki de örümcek kafalı bir bakış açısı onuda bilemiyorum. vesselam tanju galatasaray'dan sözleşme göremeyince fener'den gelen teklifi değerlendiriyor. imza atana kadar da galatasaray'dan teklif bekliyor. ciddiyim. hatta hatta son anda yönetime ulaşılıyor, eğer karar değiştirirsek tanju kalacak deniyor ama yönetim tanju bize yakışmamaya başladı diyerekten bu fırsatı tepiyor. gencecik yaşında metin oktay'ın gol rekorunu kırıp tançsız kıraldan tacını elinden alan adamdan bahsediyorum yanlış anlaşılmasın...

    ... türkiye'de taraftarlar bir birine çok benzer. hepimiz aynı haltın farklı rengiyiz. futbolu bile sevmiyoruz aslında ama o bambaşka konu. -aynı renki tuttuğumuz adamı dahi sevmeyip metroda "fenerlisin sen" diyerek kavga ediyoruz. ama o daha da bambaşka konu.- ama çok küçükte olsa farklılıklar vardır. en azından 3 büyüklerin taraftarının beklediği oyuncu modelleri vardır. fenerliler daha forvet üzerinden bir oyun anlatırlar. beşiktaş'lılar biraz daha kanatları severler. galatasaray'lılar ise benim gözlemim bir dikine hat üzerinde orta saha, hücuma yönelim orta saha ve santrafor(lar) sever. ortadakini önce parıldatır, daha sonra -başka forvetler olsa da direkt bir- forveti yükseltir gözünde. benzeri bir farklılıkta. galatasaray'da ligdeki duruma çok önem verse de avruapa'da ki duruma fazlaca olumlu ve olumsuz tepki verir.

    yani diyeceğim o ki. ben galatasaray'ın seviyesini bilmem ama galatasaray biraz tanju ile başlayıp avrupa ile bitirdiğim hikayedir. biraz ama gerisinde işte büyük bir kulüp. (nerede, kime göre, kime karşı...)
  • 9
    insanların kafasında net bir şekilde oluşması gereken seviyedir. çünkü bu seviye kafalarda netleşmediği için yapılan eleştiriler ve yorumlar hatalı olabiliyor. "benim için galatasaray seviyesi sneijder'dir, muslera'dır." diyebilirsiniz. veya "serdar aziz'i almayalım galatasaray seviyesinde bir stoper değil" de diyebilirsiniz. şimdi biz galatasaray olarak avrupa futbolunda neredeyiz önce ona bakalım.

    modern futbola geçiş genellikle şampiyonlar ligi'nin başlangıç tarihi kabul edilir. şampiyon kulüpler kupası'nın adı değişip şampiyonlar ligi olmuştur ve bu şampiyonlar ligi 94 yılında başlamıştır. o yıl kupayı marsilya kazanmıştır. işte bu seneden sonra günümüze kadar geçen 21 yıla modern futbol çağı diyebiliriz. bu konuda farklı düşünenler mevcut ancak şimdi konu bu değil. biz de galatasaray'ın modern futbol çağlarında yaptıklarına göre avrupa'daki yerine bakmalıyız. bunun için avrupa'daki takımları sınıflara ayırıyoruz. burada ayıracağımız sınıflarda çok keskin bir ayrım olması gerekmez. bazı takımların yeri kişiden kişiye göre değişebilir. bazı takımların değeri yıldan yıla da değişebildiği için ille de şöyledir denemez. geçen yıllardan günümüze doğru bakıp bir sınıf ayrımı yaparsak;

    1.sınıf takımlar: real madrid, barcelona, bayern münih, chelsea, manchester city, psg, juventus.

    2.sınıf takımlar: atletico madrid, arsenal, manchester united, liverpool, dortmund, wolfsburg, leverkusen, milan, inter, napoli, roma, porto, benfica...

    3.sınıf takımlar: valencia, sevilla, schalke, tothenam, everton, lazio, fiorentina, lyon, marsilya, galatasaray, fenerbahçe, psv, ajax, sporting lisbon...

    tabloda şu ana aklıma gelenleri yazdım. dediğim gibi kişiden kişiye değişebilir bu tablo. "yahu kardeşim fenerbahçe'nin ne işi var? sevilla 2.sınıf takımdır, inter 3. sınıftır" diyebilirsiniz. kabataslak oluşturulmuş bir tablo bu. burada bizim dikkat etmemiz gereken şey galatasaray'ın yeri. galatasaray zaman zaman avrupa'nın 2. sınıf takımları arasına girse de genel olarak 3. sınıf takımdır. everton, schalke ayarındadır. öncelikli hedefimiz "avrupa'nın 2.sınıf takımlarıyla başa baş mücadele edip 2.sınıf takımı olmak ve orada kalıcılık sağlamak" olmalı. "5 sene sonra şampiyonlar ligi şampiyonu olacağız" gibi sözlerle değil, gerçek hedefler koyarak, bu yolda planlı olarak ilerlenmeli.

    peki ne zaman avrupa'nın 2.sınıf takımı idik? çok geriye gitmeye gerek yok. kadromuz şöyle iken avrupa'nın 2. sınıf takımlarından birisiydik;

    "muslera, eboue semih dany riera, melo hamit selçuk sneijder, burak drogba"

    sonrasında şöyle oldu böyle oldu derken tekrar 3.sınıf bir takım olduk. nasıl bu sınıf ayrımı takımlar için (milli takımlar için de yapılabilir) yapılıyorsa futbolcular için de yapılmalıdır. böyle sistemli düşünerek, galatasaray'ın eksikliklerini daha rahat görebiliriz. örnek; avrupa'daki kalecilere bakalım.

    1.sınıf kaleciler: neuer, courtois, buffon, de gea, cech, casillas (artık casillas'tan geçse de eklemek istedim)

    2.sınıf kaleciler: muslera, lloris, joe hart, mignolet, ter stegen, diego alves, handanovic, sirigu, oblak...

    3.sınıf kaleciler: classen, sommer, akınfeev, ospina, begovic, volkan demireasdfasd (wtf)... (kim demişti "volkan avrupa'nın en iyi 5 kalecisinden birisi" diye. yoksa kendisi mi demişti? sen aklıma mukayyet ol.)

    yine liste kişiden kişiye değişir ve uzar gider. galatasaray seviyesi avrupa'da 3. sınıf dedik. ancak galatasaray kalecisi 2.sınıf kaleci. bizzat galatasaray'da oynayıp kendini geliştirdi ve 2. sınıf bir kaleci oldu. isteyen muslera'yı, 1. sınıf listesini genişletip oraya da yazabilir. muslera seviye atlamak için gösterilebilecek güzel bir örnek. bu ayrımı yaparken şu anki iyi/kötü form durumuna değil, futbolcuların genel olarak profillerine, potansiyellerine bakıyoruz.

    eğer galatasaray seviye atlamak istiyorsa öncelikle galatasaray futbol takımının ideal 11'indeki futbolcuların hiçbirisinin 3. sınıftan daha aşağıda olmaması gerekmekte (belki 1 adet istisna veya zayıf halka olabilir). bu çerçeveden bakarsak chedjou 3. sınıf bir stoperken, sabri 3. sınıf bir sağ bek değil. podolski her ne kadar zayıf ve formsuz olsa da onun profili 3.sınıf kanat oyuncusu. ancak yasin öztekin henüz 3. sınıf bir kanat oyuncusu değil.

    galatasaray'ın avrupa'daki seviyesini anlatmaya çalıştım. olaya bu yazıda yazdığım gibi bakarsanız kafanızda bir çok şeyi netleştirmiş olursunuz. en azından "şampiyonlar ligi seviyesinde değil" tartışmaları daha doğru olur. "şampiyonlar ligi seviyesinde futbolcu" sıfatı pek doğru bir sıfat değil. onun yerine galatasaray'ın avrupa'daki yerini göz önünde bulundurarak "galatasaray seviyesinde bir futbolcu" sıfatını kullanırsak her şey daha anlaşılır olur.

    saygılar.
  • 12
    doğru tanımlanmazsa galatasaray'ı felakete götürecek olan seviyedir.
    muslera-roberto carlos-terry-chedjou-maxi-sneijder-melo-ze roberto-damien duff-eto'o-drogba. yaşları ileri de olsa, aktif futbol oynayan adamlar. yani en azından roberto carlos hala hindistan'da oynuyor ara ara. ze roberto da bildiğim kadarıyla 41 olmasına rağmen oynuyor. isimler çok fiyakalı. bu mudur galatasaray seviyesi ?
    muslera-telles-hakan-chedjou-linnes-mbia-melo-konoplyanka-sneijder-bruma-sinan
    yoksa bu mudur mesela ? şimdi baktığımız zaman burada da isimler fiyakalı, ama sneijder harici damien duff kadar kariyeri olan bile yok. duff bir aralar ingiliz kanat oyuncusunun sözlük anlamıydı mesela.

    yani, galatasaray seviyesi nedir onu bir tanımlamak gerek. bana göre mesela satınca kar edebileceğimiz, alternatifi takım içinde bulunan, takım oyununa yatkın, sözleşmesi makul futbolcu demek. salt isim büyüklüğü olarak bakıyorsak drogba 1 sene juventus maçında top indirir, ertesi sene süper kupa'da feneri avlar, sonra biz mali durumlardan dolayı burak ve umut ikilisine kalır, ağlarız.

    drogba alma demiyorum. al. getir. mutlu et bizi. koy sneijder önüne. ama yanındaki adamlar da sözleşmesi cüzi, savaşacak, takım oyununa yatkın adamlar olsun.
  • 15
    taraftarlarca çok saçma bir şekilde belirlenen seviye. bu mantığa göre 11 tane tsubasa'yla falan çıkmamız lazım sahaya...

    galatasaray seviyesi tek bir düz çizgide bulunan seviye değildir. galatasaray'ın görevlere göre farklı seviyeleri olmalı. birçok oyuncu bu bilinçsizlik yüzünden linç ediliyor.

    örneğin neden altyapıdan çıkan her oyuncu yıldız olmalı? neden faydalı bir rotasyon oyuncusu olamasın? neden hiç bu beklentiyle bakılamıyor hiçbir oyuncuya?

    örneğin culio bizim için mükemmel bir rotasyon oyuncusuydu. çok güzel bir tamamlayıcıydı. gerektiğinde yedekte kalabilecek, yedekten girdiğinde katkı verecek, oyuna girdiğinde bir şeyleri değiştirebilecek bir oyuncu beklentisi neden olmuyor da her seferinde yıldız olsun bi koydu mu 5 kaleci kaleye girsin beklentisinde oluyor taraftar?

    galatasaray seviyesi diye kestirip atmak çok saçma. ilk 11 seviyesi, yıldız seviyesi, rotasyon seviyesi, yedek seviyesi falan olmalı. bunlar kollara ayrılmalı yani. her oyuncunun mükemmel performans göstermesini bekliyor taraftar.

    örneğin bana göre galatasaray için muslera, melo, sneijder, drogba falan yıldız seviyesidir. elmander ilk 11 seviyesidir. culio rotasyon seviyesidir. emre çolak da yedek seviyesidir.

    örneğin emre çolak'tan neden iyi bir yedek olması beklenmiyor? evet potansiyeli ilk 11'di kabul ediyorum ama neden emre çolak'ı tempoyu ayarlamamız ve pas alışverişlerinde köprü olabilmesi için oyuna alacağımız, sezonda birkaç maçta maçın seyrini değiştirebilecek bir oyuncu olarak yetiştirmiyoruz veya bu beklenti içinde olamıyoruz?

    neden altyapıdan çıkan her oyuncuya bir takımda 28 tane süperstar oluyormuşçasına oo geleceğin yıldızı, oo bu adam yıldız olsun gözüyle bakıyoruz? sırf şu yedek ve rotasyon kısmını altyapından falan halledebilsen hiç yıldız çıkarmasan bile ekonomik olarak öyle kar edersin ki birçok yıldızı yaşlanmadan zaten direkt alabilirsin.

    son 15 yıldaki yedek kulübelerimizi bir düşünün. genelde bir ton bonservis ödeyip, aşırı maaş verip verim alamadığımız anadolu takımı oyuncuları oluşturuyor. ki bunlar aslında yedek kulübesinde bile verim veremeyen, hem yetersiz oyuncu olup hem de maliyet performans beklentisinde ezilip giden oyuncular. yani öyle yedekten katkı da alamıyoruz.

    oyuncuları kategorize etmeyi öğrenebilmeliyiz. en azından ihtiyaçlarımızı kategorize edebilmeliyiz. böylelikle çok daha az para saçarız. ekonomik olarak çok daha rahat oluruz ve çok daha iyi transferler yapabiliriz. bu bir döngü aslında...
  • 19
    olması gerekenle aslında olanın sık sık karıştırıldığı seviye. özümseyemediğimiz bazı realiteler var ki bunlardan biri son 15 yılda şampiyonlar ligi'nde iki kez gruptan çıkmak dışında bir başarısı olmayan bir takımız. kimse domestik başarıları anlatmasın galatasaray avrupa'da başarılı değilse başarılı değildir. ideal galatasaray seviyesinden uzaktır. fener de 15 yılda bir kere şampiyonlar ligi'nde çeyrek final oynadı biz de. olaya gelir misin. hatta bir kere de az daha uefa'yı kazanacaklardı. lol

    finansal darboğaz, sınırlı bütçeler, veteran takım... ülkenin durumuna hiç değinmiyorum bile. böyle şartlar altında hangi üst düzey hocayı galatasaray'a gelmeye ikna edebilirsiniz? hem de bu yönetimle? eminim simeone, roger schmidt, laurent blanc, pochettino falan kapımızda yatıyordur da biz yüz vermiyoruzdur. :(

    galatasaray, galatasaray seviyesine ulaşmak için yeniden çalışmak zorunda arkadaşlar. hani bazı futbolcular için "ismi var ama ismi kadar oynamıyor" denir ya. galatasaray da o kıvamda artık. tamam ismi var da modern futbolun gerçeklerinde kime ne sunabilir? büyük isimleri cezbedebilmek için önce kendi içimizde yeniden devinim sağlamamız, zaman içinde vasat da olsa bir planlama ile eski gücümüze erişmemiz lazım. kimse utanıp sıkılmasın, kafayı kumdan çıkarmak gerek. gerçekler bu çünkü.
  • 20
    ciddi bir taraftar potansiyeli olan köklü bir geçmişe sahip bir kulüp olarak şampiyonlar liginde her sene çeyrek final oynama seviyesidir. türk insanı kenetlenmeye uygun bir toplum, bu nedenle doğru işler yapılırsa millet stada da gelir böylece ekonomik katkıda bulunur. bu düzlemde cl'de son 16ya kalınamayan her sene başarısızlık olarak nitelenebilir. bu hedefi gerçekleştiremeyenlerle yollar ayrılmalıdır.
  • 21
    en yükseklerde olmasa da yeterince yüksek bir seviyedir. bu sporda olsun, her meslekte böyledir; dünyada binlerce takım arasında, dünyanın 6. büyük liginin en büyük klubüyüz. yani binlerce aynı işi yapanlar arasında önde yer alıyoruz. liginde en çok şampiyon olan kulübüz ve liginin avrupada en çok başarı getiren kulubüyüz, şampiyonlar ligine en çok katılan kulübüyüz. bunu ne kadar büyük bir kulüp olduğumuzu belirtmekten ziyade yeterince bir seviyemiz olduğunu belirtmek için yazdım. benim bu seviye için beklentim ise o kadar da yüksek değil. bazı beklentilerim daha önce yazıldığı için özür dileyerek o entryleri buraya bırakacağım. birisi benim tarafımdan birisi de başka bir yazar arkadaşımız mogwai tarafından yazılmış olan bir entry. uzatarak entrylerle tekrara düşmek istemiyorum, bağışlayın.

    (bkz: #2477026)
    (bkz: #2478954)
  • 23
    5 ağustos 2018 galatasaray akhisarspor maçında suspus kalan yazarların 10 ağustos 2018 ankaragücü galatasaray maçında yapılan bir asistle ortaya çıkması sizce de komik değil mi?

    asist 10/9 ‘luk! buna sesini çıkaran veya hakkını vermeyecek olan yoktur.

    fakat asist var sadece. feghouli’ye saçma sapan uzun bir pas denemesi ha bir de 85. dakikada kaleye vurmak yerine selçuk inan’a atılan hatalı pas var.

    biri çıkıp diyorki “futbol değişti ıhıhı” biri de çıkıp 20 yıl öncesinden bahsediyor. bu ne yaman çelişki sözlük.

    belhanda pas hatası yaptığında biri kapatacak, x oyuncusu pas hatası yaptığında biri kapatacak. tamam eyvallah, futbolda işler böyledir; takım olmak budur.

    sen süper kupa maçında 10 metreye atılamayan pasın gole sebebiyet verecek oluşuna yanma ama! sakın yapma bunu. diyoruz ki bu hatalar akhisar’ın oyun sistemine hediyedir ama biri çıkıp “olsun ya hihi takım olmak budur” diyebiliyor.

    sorun “iyi günde” gelip savunmak. ya da sorun sadece belhanda üzerinden değil. biz gomis penaltı kaçırdığında son maça kadar penaltı atmasını desteklerken artık ilk 11’de olmayışına bile üzülemiyoruz. çünkü hakediyor.

    “galatasaray seviyesi” galatasaray formasını hakedebilmektir.

    buna örnek muğdat çelik. bu adam isimsiz de olsa akhisar’dan da gelse o formayı hakettiğinde galatasaray seviyesinde bir oyuncu olabiliyor.
  • 24
    2000 uefa kupası. - fatih terim -
    2001 uefa şampiyonlar ligi çeyrek finali. -mircea lucescu-
    2002 uefa top 16 (o zamanlar salak gibi iki grup vardı) -mircea lucescu-
    2003 uefa şampiyonlar ligi gruplar -fatih terim-
    2004 uefa şampiyonlar ligi -fatih terim-
    2005 avrupa kupalarına katılım yok.
    2006 uefa 2. tur tromso faciası -eric gerets-
    2007 şampiyonlar ligi gruplar -eric gerets-
    2008 uefa 3. tur (top 32) -karl-heinz feldkamp-
    2009 uefa ön eleme -s. bükreş'e eleniş- uefa avrupa liginde devam etme. top 16 -skibbe/bülent korkmaz-
    2010 uefa 3. tur (top 32) -frank rijkaard-
    2011 uefa playoff (kharkiv'e eleniş) -frank rijkaard-
    2012 avrupa kupalarına katılım yok
    2013 uefa şampiyonlar ligi çeyrek final -fatih terim-
    2014 uefa şampiyonlar ligi top 16 -fatih terim/roberto mancini-
    2015 uefa şampiyonlar ligi gruplar -cesera prandelli/hamza hamzaoğlu-
    2016 defa şampiyonlar ligi gruplar / uefa 2. tur lazio eleniş -hamza hamzaoğlu/mustafa denizli-
    2017 avrupa kupalarına katılım uefa ffp cezası nedeniyle yok.
    2018 uefa 2. tur österşunds'a eleniş -igor tudor-

    18 senelik avrupa karnemiz bu. 2001'de yakaladığımız çeyrek finali 2013'e kadar tekrar edememişiz.
    2014'te gruptan çıkıp, 4 senedir avrupa'da hiç birşey yapmamışız. son iki sezondur iste adını yazıp aldığın 5 puan gibi katıldığın için aldığın 0.5 puan var.

    2002'de top 16 yaptıktan sonra 2013'e kadar geçen 11 senede avrupa'da yine yoksun. iki uefa top 32. bir kerede top 16 var. leverkusen'den 5 yediğimiz sene. orkun vardı kalede hani.

    avrupa'da durum bu iken ligde durum nedir?
    orada iyiyiz maşallah. yani yerel ligde iyi, avrupa kupalarında kötü bir takım haline dönüştük. 18 senede 14 hoca ile sezon öncesi çalıştık. sezon ortasında gönderilen isimlerde var. son 8 maç çalıştıranlarda...

    önce biz nasıl bir kulübe, futbol takımına dönüştük ona bakmak lazım.
    iğneyi kendimize batırmadığımız için sorunlar yaşamaktayız. galatasaray seviyesi diye bir şey artık yok. 2013'de çeyrek final yapan takımda bir seviye vardı. o seviyeyi koruyamadık. ama maddi ama ego savaşları yüzünden üzerine koyup makası açacak iken şu an 4. torba takımına dönüştük.

    18 yılda 4-5 yıl istim üstünde bir avrupa takımı olmuşsun.
    kalan 13-14 sene ise "bir zamanlar" iyi olan sıradan bir takım gibi elenmişsin sürekli. hani galatasaray avrupa takımıdır ya onu unutmuş. arada hatırlamışsın.

    seviye olarak seni aşağı çekmişler.
    yabancı sınırı, mali sorunlar. doğru alt yapı yatırımları yapmamışsın. doğru scout departmanını kurmamışsın. oyuncu transferlerini, yönetimdekilerin akrabalarına sormuşsun. fm oynayanları scout diye tutmuş, yeğeni e-sport'un başına geçirmişsin. tüm bu yanlışlar, yanlış yönetimler seni dibe çekmiş. çekmiş. çekmiş...

    sistem teknik direktörü getirip (fatih terim'den çok önce) takımın arkasından en az bir sene durmamışsın.
    rijkaard'ı getirmişsin sistem teknik direktörü diye ama orta sahasına bam üçlüsünü vermişsin. üstünkörü konuşuyorum şu anda derinlemesine bir analiz filanda yapmadım.

    tüketim toplumuna dönüştüğümüz için futbolu ve futbolcularıda çabuk tüketiyoruz.
    futbolcuların, başlıklarına bakıp, ilk entrylere göze gezdirdiğinizde sonradan yazılanlara şaşırıyorsunuz. bizim seviyemiz belli artık. hele ki bu kur dalgalanmalarıyla işimiz her zamankinden zor. sağlam bir alt yapı. türk oyuncuların ağırlıkta olduğu 4-5 üst düzey yabancı oyuncu ile takımlar kendilerini yeniden dizayn edeceklerdir.

    buradaki sorun seviyenin hiç değişmemesi olmalı.
    monaco şampiyonlar ligi yarı finali yaptıktan bir sene sonra 100 milyon euroluk transferler yapmadı. leicester city şampiyon olduktan sonra ben şampiyonlar ligine gidicem al şu 200 milyonu bana messi ver demedi. roma, güzel geçen şampiyonlar ligi sezonundan sonra hala geleceğe yatırım yapıyor ve onlarda seviyelerini koruyorlar.

    biz ise şampiyon olduktan sonra ve ya avrupa'da başarı geldikten sonra seviyemizi çok yukarı çekip olmayacak şeyleri deniyoruz. oysa seviyeyi korumak ve aynı başarıları tekrar etmek gerekiyor. alınan oyuncular sistemi bozduğunda, yeni sistem ile takım bocaladığında ve ya aşı tutmadığında sil baştan yapmak zorunda kalınıyor ki bu da bugün gelinen borç yükünün sebebi. tüketim toplumu olmaktan vazgeçmemiz gerek. önceliğimiz sürekli başarı olmalı. bunun içinde yapılması gereken seviyemizi bilip ona göre oyuncular alıp isme değil, sisteme yatırım yapmalıyız.

    uzun zaman önce bir çok taraftar formanın önündeki armanın değerini unuttu.
    hep formanın arkasındaki isme odaklandı. güzel futbol doğru sistemle ve doğru oyuncu yapısıyla oynanır.