• üzerinden dönen tartışmaya bende katılmak istiyordum, çok atarlı cümleler, uzun tespitler yazacaktım madde madde, nasip olmadı.

    bilen bilir ben pis çakma katalanımdır. barcelona'yı neredeyse galatasaray kadar severim, ama tabii uzun mesafe ilişkisi bir yere kadar yürüyor. galatasaray kadar canım ciğerim olamaz asla. ama neyse, severim işte. dün ilk kez bir barcelona maçına gitmek üzere bilet almak için sıradayım, barcelona'nın ortasındaki store'da. heyecan dorukta tabii. bir yandan da ıvır zıvır karıştırıyorum, kalemler, anahtarlıklar, "ayyy barcelona forması şeklinde küçük köpek giysisiiii çok şekeeeer alsam mııaa?" (köpeğim yok.) falan. zaten galatasaray'a da kızgınım bu ara, tamamen kendimi barcelona'ya vermişim yani.

    birden yanımda birinin "rijkaard" dediğini duydum. önce onlara, sonra baktıkları televizyona döndüm. dönen barcelona'nın über fantastik başarıları ve harika futbolcuları temalı videoda 5 dakika rijkaard'a maruz kaldım. kitlendim tabii. birden sarı kırmızı oldu her şey yine. insanın aklına gelince kolay mı. suç üstü yakalanmış gibi. eşime sevgilimle basılmış gibiyim, anahtarlıkları bıraktım yerine falan. baktım iyice şizofrene bağlıyorum, yandaki biri katalan biri ingiliz olan adamları dinleyeyim dedim bari, ve kabaca çeviriyle şunu konuşuyorlardı, "yazık oldu lan adama gitti o ülkeye. türk ligi zaten boktan, takımdan iş çıkar belki diyorduk harry kewell, arda turan* falan ama baktım bu sene transfer bile yapmamışlar. adamın son halini gördün mü? gönderdiğimiz halinden 10 yıl yaşlanmış lan n'apıyolarsa artık."

    n'apıyosak artık.

    başka yer, başka zaman olsa "boktan sensin, türk ligi de sana girsin" diyeceğim yerde ağzım açık kaldım tabii. sonra arkadaşım geldi, "küçük köpekler için forma yapmışlar, çok şeker, hemen alıyoruz" dedi. (arkadaşımın köpeği yok.)

    bilet falan almadan çıktım bir sigara içtim. rijkaard'ı neden ve ne kadar sevdiğimi düşündüm. tezleri siktir ettim. az önce official barcelona store'da göz göze gelişimi düşündüm. ondan sonra takımın başına gelmesi istenen adamları düşündüm. bir sigara daha içtim.

    küçük köpek forması ve biletleri alan arkadaşım elimden almasa sigara elimi yakacaktı. öyle yani.

    ve rijkaard üzerine tek kelime daha söylememeye karar verdim.
  • tam adıyla "franklin edmundo rijkaard", hollandalı bir anne ve surinamlı bir babanın oğlu olarak 30 eylül 1962'de hollanda'nın başkenti olan amsterdam'da dünyaya geldi. kendisi 1.90 m boyundadır. stefanie rucker ile evlidir. santi rijkaard isimli bir oğlu vardır.

    http://www.thefinalthird.com/...6/frank-rijkaard.jpg

    http://tinyurl.com/3ygeka9

    http://tinyurl.com/3aeemgq

    http://www.maraton.com.tr/...5_1_100718102712.jpg

    doğup büyüdüğü amsterdam'ın ve vatandaşı olduğu hollanda'nın konumu;

    http://www.flights.eu/files/amsterdam-map.gif

    babası herman rijkaard'ın memleketi olan surinam'ın konumu;

    http://3.bp.blogspot.com/...AQ/s1600/surinam.gif

    futbol kariyerine bakacak olursak kendisi futbola doğup büyüdüğü kentte, ajax amsterdam altyapısında başlamıştır. ajax altyapısında stoper olarak oynamıştır. ajax'ta toplam 7.5 sezon oynamıştır. bunların ilk dördünde stoper, kalanlarında ise orta sahanın sağı veya orta sahanın ortası mevkilerinde oynamıştır.

    henüz 17 yaşındayken, 1980-1981 sezonunda dönemin teknik direktörü olan leo beenhakker tarafından a takıma alınmış ve daha ilk maçında; ki o sezonun da ilk maçı idi; go ahead eagles'a karşı olmak üzere golünü atmıştır.

    1980-1981 sezonunda ligde toplamda 24 maça çıkıp 4 gol kaydetmiştir. sezonu ise 35 maç ve 5 gol ile tamamlamıştır. o sezonda ajax'ın savunma hattı wim jansen, frank rijkaard, peter boeve ve edo ophof'tan oluşmaktaydı. frank rijkaard a takımdaki henüz ilk sezonunda savunmanın değişmez isimlerinden biri haline gelmişti. o sezon ajax ligde ikinci olurken 34 maçta 88 gol atıp 54 gol yemişti. ilk sezonunda gösterdiği performans ile dikkatleri üzerine çekmiş ve bu dönemde hollanda milli futbol takımı formasını ilk defa giymiştir.

    1981-1982 sezonunda ligde toplamda 27 maça çıkıp yine 4 gol kaydetmiştir. ajax ile sezon sonunda hollanda ligi şampiyonluğuna uzanırken sezon boyunca 32 maçta görev alıp 6 gol atmıştır. 34 maçta toplamda 117 gol atıp 42 gol yiyen takımın savunma hattı bir önceki sezon ile aynı kalırken alternatif bir isim olarak keje molenaar ile takviye edilmişti. bu sezonda geri dörtlü daha uyumlu ve başarılı bir performans çizmişti. marco van basten ise o dönemlerde takıma ısınan bir başka isim idi. johan cruyff ise uzun bir aradan sonra kırmızı-beyazlı formaya geri dönüş yapmıştı.

    1982-1983 sezonunda ligde toplamda 25 maça çıkarken 3 gol atmıştır. toplamda ise 36 maçta 9 gole ulaşmıştır. bu sezonda ajax ile lig ve kupa şampiyonluğu yaşayarak duble yapmıştır. bu sezonda ajax 34 maçta 106 gol atıp 41 gol yemiştir. bu sezonda defans hattında, takımdan ayrılan wim jansen'in yerini bir önceki sezon transfer edilen keje molenaar doldurmuş, diğer isimler ise aynı kalmış ve başarılı performanslarını devam ettirmişlerdir. johan cruyff bu başarılı sezonun mimarlarından biri olurken aynı zamanda frank rijkaard üzerinde de büyük bir etki bırakıyordu...

    1983-1984 sezonu içerisinde frank rijkaard belirli aralıklarla son kez stoper olarak oynamış ve sonrasında kariyerine uzunca bir süre orta sahada devam etmiştir. ajax forması ile ligde 23 maça çıkıp 9 gol atarken sezon boyunca 35 maça çıkıp 12 kez topu ağlarla buluşturmuştur. 34 maçta 100 gol atıp 46 gol yiyen ajax ligde 3. olmuş ve o dönemdeki son yıllarına oranla başarısız bir performans çizmiştir. ajax defansı sonny silooy, ronald koeman, peter boeve ve edo ophof'tan oluşurken frank rijkaard sezon boyunca hem defansta, hem de orta sahada görev alarak yavaş yavaş mevkisini değiştirmeye başlamıştır. kendisini ilk defa dönemin teknik direktörü aad de mos farklı bir mevkide oynatmıştır.

    1984-1985 sezonunda ligde 34 maçta; ki tüm maçlara denk gelmektedir; görev alıp 7 gol atmıştır. sezonu ise 49 maç ve 11 gol istatistikleri ile tamamlamıştır. 93 gol atıp 46 gol yiyen ajax şampiyon olurken frank rijkaard kariyerinin 3. şampiyonluğuna ulaşmaktaydı. o sezon ajax orta sahası frank rijkaard başta olmak üzere dick schoenaker, rob de wit, gerald vanenburg ve felix gasselich'ten oluşmaktaydı. bu sezonda ülkesinde yılın futbolcusu seçilir.

    1985-1986 sezonunda ligde 31 maça çıkıp 9 atmıştır. toplamda ise 42 maçta 11 gol kaydetmiştir. 120 gol atıp 35 gol yiyen ajax sezonu 2. olarak tamamlar ve hollanda kupası şampiyonluğu ile yetinmek zorunda kalır. bu sezonda mustafa yücedağ ile takım arkadaşlığı yapar. takım zor bir dönemden geçmektedir.

    1986-1987 sezonunda ligde 34 maçta 7 gol kaydetmiştir. toplamda ise 45 maçta 11 gol atar. ligde sezon boyunca 92 gol atıp 32 gol yiyen ajax yine 2. olur ve bu sezonda da kupa şampiyonluğu ile yetinmek zorunda kalır. ayrıca geçen sezonun kupa şampiyonu olarak katıldığı kupa galipleri kupası'nda da şampiyonluğa ulaşır. rob witschge ve aron winter ile o sezon orta sahada beraber oynamışlardır. ayrıca dennis bergkamp da takıma katılan isimler arasındadır. bunun dışında zaten birkaç sezondur marco van basten takımın gol yükünü çekmekteydi. bu sezonda frank rijkaard ikinci defa hollanda'da yılın futbolcusu seçilmiştir.

    1987 yazında frank rijkaard ülkesinin bir başka takımı olan psv ile sözleşme imzalar fakat aynı anda ajax ile olan sözleşmesini de uzatır. iki kulüp frank rijkaard'ı paylaşamayınca olay mahkemeye taşınır ve psv davayı kısmen kazanır. frank rijkaard'ın bundan sonraki transferinden gelecek bonservis miktarının yarısı psv'ye ödenecektir.

    1987-1988 sezonunun hemen başında, eylül ayında dönemin teknik direktörü johan cruyff ile antrenman esnasında büyük bir tartışma yaşar ve bir daha ajax forması giymeyeceğini söyler ve oynayabileceği bir takıma transfer olmak için devre arasını beklemeye başlar. çünkü 1988 avrupa futbol şampiyonası yaklaşmaktadır ve kendisini göstermek zorundadır. oynayabildiği kısa dönemde ajax formasıyla ligde 8 maça çıkıp 3 gol kaydeder. o sezonda da şampiyon olamayan ajax bir süre daha belini doğrultamaz.

    http://4.bp.blogspot.com/...0/Frank+Rijkaard.jpg

    http://images1.fanpop.com/...x-914476_200_294.jpg *

    http://www.shop.sportsworldcards.com/...mid-90-s-19650-p.jpg

    http://4.bp.blogspot.com/...258_2228b61b3d_b.jpg *

    1987-1988 sezonunun devre arasında 5 milyon gulden'e* sporting lizbon olarak bildiğimiz sporting clube de portugal'a transfer olur fakat bu transferi oldukça olaylı bir şekilde gerçekleşir. bu konuya kısaca bir değinelim;

    1988'in ocak ayında frank rijkaard yaklaşan 1988 avrupa futbol şampiyonası kadrosuna seçilebilmek için düzenli olarak forma giyebileceği bir takıma transfer olmak istemektedir çünkü ajax'ta yaşadığı problemlerden dolayı 4 aydır maça çıkamamıştır. o dönemde sporting lizbon başkanı olmak için adaylığını açıklayan jorge gonçalves bu durumun farkındadır ve frank rijkaard'ı kendisine başkanlık seçimini kazandıracak hamle olarak görmektedir.

    jorge gonçalves balıkçılık işinden büyük paralar kazanmış yerel bir zengindir ve seçim vaadi olarak taraftara büyük bir futbol yıldızını getirme sözü vermiştir. ajax ve frank rijkaard’la bağlantıya geçilir ve 5 milyon gulden’lik bonservis bedelinde anlaşılır. frank rijkaard’a da 1.5 sezon için 1,5 milyon gulden ödenecek, buna ek olarak lizbon’un 30 kilometre uzaklıktaki turistik merkez cascais’de bir villa, ayrıca bir lüks araba ve tüm ailesi için sınırsız hollanda-portekiz arası gidiş-dönüş uçak bileti verilecektir. ancak transferde şöyle bir ayrıntı vardır; ajax, kendisine gelecek 5 milyon guldenin 2,5 milyonunu 1987 yazında geçen hadiseden ötürü mahkeme kararı gereği psv’ye ödeyecektir.

    jorge gonçalves 1 milyon guldeni transferden hemen sonra peşin olarak öder. kalan 4 milyon guldeni portekiz’e döndüğünde gönderecektir fakat karşısına şöyle bir sorun çıkar, o dönemin ekonomik durumunun bir sonucu olarak portekiz bankacılık sistemi bu derece yüksek bir miktarın yurtdışına transferine izin vermez.

    jorge gonçalves’in yardımına, new york’ta yaşayan iş ortağı alex coelho yetişir. alex coelho, plan gereği 4 milyon guldeni new york’tan amsterdam’a transfer edecektir. böylece sorun teoride halledilmiş ve transferin son gününe gelinmiştir.

    29 ocak 1988 cuma akşamı jorge gonçalves ve ajax genel direktörü arie van eijden amsterdam'da bir otelde bir araya gelirler. abd yerel saati hollanda'dan geride olduğundan 4 milyon guldenlik meblağ ancak akşam saatlerinde hollanda'ya ulaşmış olacak ve banka para transferi konusunda otele bir faks çekerek ikili durumdan haberdar edecektir. böylece de transfer tamamlanmış olacaktır...

    fakat sonrasında ikili farkeder ki ne telefonlar, ne de faks makineleri çalışmamaktadır. çünkü o akşam oldukça popüler bir yetenek yarışması olan"soundmixshow" isimli televizyon programının finali canlı olarak televizyondan yayınlanmakta ve yarışmayı kimin kazanacağına hollanda halkı telefon yoluyla yapılacak oylama sonucu karar verecektir. bu yüzden de ülke genelindeki telefon hatları kilitlenmiş ve çalışmamaktadır. eğer faks zamanında ulaşmazsa jorge gonçalves portekiz futbol federasyonu'nu transfer hakkında zamanında bilgilendiremeyecek ve 5 milyon gulden boşuna ajax kasasına girecektir. çünkü tüm bu işlemler için yeteri kadar zaman kalmamıştır.

    telefonlar ancak gece yarısından sonra açılır ve faks gecikmeli de olsa ikiliye ulaşır. 4 milyon gulden ajax’ın hesabına geçmiştir ama frank rijkaard’ın lisansının portekiz futbol federasyonu’na gönderilmesi gereken süre çoktan geçmiştir. bu yüzden temmuz ayına kadar sporting lizbon forması giyemeyecektir.

    bu olay sonucu jorge gonçalves de, frank rijkaard da zor durumda kalmıştır. jorge gonçalves daha başkan olmadan elinde 6 ay boyunca oynamayacak bir futbolcunun bonservisi ile kalakalmış daha verdiği ilk sözü bile tutamamıştır. frank rijkaard ise 4 aya ek olarak 6 ay daha futbol oynayamama tehlkesi ile karşı karşıyadır. bu ikilinin imdadına real zaragoza başkanı yetişir ve frank rijkaard'ı sezon sonuna kadar kiralamak ister çünkü ispanya’da transfer pazarı 2 hafta daha açıktır. teklif kabul edilir ve frank rijkaard zaragoza’ya uçar. sonrasında ise işler önceden hesaplandığı gitmez*.

    http://3.bp.blogspot.com/...kaard-sporting-2.jpg *

    http://img147.imageshack.us/...odeserijkaardlh3.jpg

    http://3.bp.blogspot.com/...kaard-sporting-1.jpg

    frank rijkaard, 1987-1988 sezonunun ikinci devresinde real zaragoza ile ligde 11 maça çıkar ve genel olarak başarılı bir performans gösterir. euro 88 kadrosuna da seçilerek amacına ulaşmış olur.

    http://www.diariosdefutbol.com/...ijkaard_zaragoza.jpg

    http://www.losblanquillos.com/..._historia-213425.jpg

    1988-1989 sezonunda ac milan ile ligde 31 maça çıkıp 4 gol atar. daha geldiği yaz takımı ile italyan süper kupasını kazanır. o sezon takım arkadaşlarından bazıları franco baresi, mauro tasotti, paolo maldini, alessandro costacurta, carlo ancelotti, roberto donadoni, marco van basten ve ruud gullit idi. yani ac milan dönemin en iddialı kadrolarından birine sahipti. bunun bir sonucu olarak o sezon sonunda avrupa kupası, avrupa süper kupası ve kıtalararası kupayı kazandı. tüm bunlar aynı zamanda frank rijkaard'ın kulüp bazındaki ilk avrupa/uluslararası şampiyonluklarıydı.

    1989-1990 sezonu ac milan için müthiş geçer. frank rijkaard ligde 29 maça çıkıp 2 gol atar. o sezon ac milan italya sınırlarında pek başarılı olamaz belki ama avrupa kupası, avrupa süper kupası ve kıtalararası kupa şampiyonluğu yaşayarak kulüp bazındaki uluslararası turnuvalara tabir-i caizse ambargo koyar. böylece frank rijkaard da kulüp bazındaki ikinci avrupa/uluslararası şampiyonluklarını yaşamış olur. avrupa kupası final maçında benfica'ya karşı tek golü atan frank rijkaard, 1-0'lık galibiyette önemli bir rol oynar.

    1990-1991 sezonunda ligde 30 maça çıkıp 3 gol atar. o sezon ac milan için pek iyi geçmez. teknik direktörlük zamanında* kendisinden bir stoperden ziyade çok yönlü bir orta saha olarak faydalanan arrigo sacchi, frank rijkaard'ın kişisel gelişiminde önemli bir rol oynar. frank rijkaard da ac milan forması altında takım nerede ihtiyaç duyarsa, bir orada bir burada oynayan bir stoper-defansif orta saha-sağ kanattan ziyade modern ismiyle tam bir box-to-box'a evrilir.

    1991-1992 sezonunda ac milan forması ile ligde 30 maça çıkıp 5 gol atar. sezon sonu kırmızı-siyahlı forma ile serie a ve italyan süper kupası şampiyonlukları yaşar. böylece kariyerine bir de scudetto ekler. o sezon toplamda 40 maçta 8 gol istatistiklerine ulaşır. kariyerinin zirvesini ac milan ile yaşamaktadır... bu sezonda serie a'da yılın yabancı futbolcusu seçilir. ayrıca guerin d'oro ödülüne layık görülür.

    1992-1993 sezonunda frank rijkaard son kez ac milan için mücadele eder ve sezon sonunda ikinci serie a şampiyonluğunu yaşar. ligde toplamda 22 maçta görev alıp 2 kez rakip ağları havalandırır. sezon boyunca 39 maçta görev alıp 9 gol atar.

    http://sportsnob.files.wordpress.com/...basten-rijkaard1.jpg *

    http://1.bp.blogspot.com/...NJMs/s400/window.jpg *

    http://www.independent.co.uk/...rijkaard_142405s.jpg

    http://www.rankopedia.com/CandidatePix/53392.gif

    1993-1994 sezonu başında eski takımı ajax'a geri döner ve teknik direktör louis van gaal ile oldukça başarılı bir dönem geçirir. eski pozisyonu olan stopere geri döner ve danny blind ile oldukça iyi bir ikili oluştururlar. geldiği yaz ajax ile hollanda süper kupasını kazanır, sezon sonunda lig şampiyonluğu yaşarlar. takımı 86 gol atıp 26 golü kalesinde görür. ligde 30 maçta 10 gol atarak ilerleyen yaşına rağmen kulüp ölçeği dışında kendi adına da oldukça verimli bir sezon geçirir. çünkü özellikle ac milan'daki son sezonunda eskisi kadar sık forma şansı bulamamaktadır. o sezon toplamda 40 maçta 14 gol atar.

    1994-1995 sezonu öncesinde bir kez daha hollanda süper kupası şampiyonluğu yaşar. ligde ise 106 gol atıp 28 gol yiyen ajax namağlup bir şekilde şampiyonluğa uzanır. frank rijkaard ligde 26 maçta görev alıp 2 de gol atar. şampiyonlar ligi finalinde ironik bir şekilde ac milan ile karşı karşıya gelirler ve 90 dakika sonunda galip gelen taraf ajax olur. böylece frank rijkaard profesyonel futbol kariyerine avrupa'da kupa ile veda eder. o sezon toplamda 42 maça çıkıp 9 gol atar.

    http://www.degoeieouwetijd.nl/...aatjes/bobby/092.jpg

    http://www.bestsoccershop.com/...ucl1995_ajax/001.jpg

    http://www.idols-on-canvas.com/...rijkaard-image-0.jpg

    http://www.independent.co.uk/...rijkaard_145926s.jpg

    kulüp bazında yaşadığı başarıları özetleyecek olursak;

    ajax ile:

    hollanda ligi: 5 defa; 1981-1982, 1982-1983, 1984-1985, 1993-1994 ve 1994-1995

    hollanda kupası: 3 defa; 1982-1983, 1985-1986 ve 1986-1987

    hollanda süper kupası: 2 defa; 1993 ve 1994

    uefa kupa galipleri kupası: 1 defa; 1986-1987

    uefa şampiyonlar ligi: 1 defa; 1994-1995

    ac milan ile:

    serie a: 2 defa; 1991-1992 ve 1992-1993

    italya süper kupası: 2 defa; 1988 ve 1992

    avrupa kupası: 2 defa; 1988-1989 ve 1989-1990

    avrupa süper kupası: 2 defa; 1989 ve 1990

    kıtalararası kupa: 2 defa; 1989 ve 1990

    http://www.youtube.com/watch?v=O5f3KC0ywPw

    milli takım kariyerine bakacak olursak kendisi ilk defa 1981'de hollanda milli futbol takımı forması giymiştir. 1986 dünya kupası kadrosuna seçilememiş fakat eleme aşamasında 5 maçta 90 dakika görev almıştır.

    1988 avrupa futbol şampiyonası'nda 17 sırt numarası ile mücadele etmiş ve ronald koeman ile beraber hollanda'nın savunma hattını oluşturmuştur. toplamda 5 maçta 450 dakika oynamıştır. grup aşamasında 1-0 mağlup oldukları sscb ile finalde tekrardan karşı karşıya gelmişler, frank rijkaard'ın da forma giydiği maçtan 2-0 galip ayrılan hollanda avrupa şampiyonu olmuştur. bu şampiyonluk frank rijkaard'ın milli takımdaki ilk başarısıdır.

    1990 dünya kupası'nda 3 sırt numarası ile ülkesini temsil etmiş ve ikinci turda elenen hollanda milli futbol takımı ile 4 maçta da görev almıştır. 1 kez sarı, 1 kez de kırmızı kart görmüştür. ayrıca bu turnuvanın eleme aşamasında da 6 maçta oynamıştır. bu turnuvada rudi völler ile yaşadığı meşhur pozisyonu;

    http://www.youtube.com/watch?v=jfpaPIVO69Y

    http://www.doordebenen.nl/.../rijkaard-voller.jpg

    1992 avrupa şampiyonası'nda 8 sırt numarası ile ülkesini temsil etmiş, yarı finalde elenen takımıyla 4 maça çıkıp 2 gol* atmış, bir seri penaltı atışını* da gole çevirmiştir. ayrıca 2 asist yapmış, 1 kez de sarı kart görmüştür.

    1994 dünya kupası elemelerinde 7 maçta 90 dakika görev almıştır. buna ek olarak 3 sırt numarası ile turnuva kadrosuna seçilmiş, çeyrek finalde elenen takımı ile ikisi grup aşamasında olmak üzere 4 maça çıkmıştır. 1 oyuna sonradan dahil olmuş, 1 kez de sarı kart görmüştür.

    1981-1994 yılları arasında toplamda 73 kez giydiği turuncu forma ile 10 gol atmıştır. portakallar ile 1988 avrupa futbol şampiyonası'nda şampiyonluk yaşamıştır.

    http://www.bbc.co.uk/...dcup/badhair11/5.jpg

    http://www.sportsignings.com/...HOLLAND/airport1.jpg

    http://futeboldecamisa.files.wordpress.com/....jpg?w=472&h=313

    teknik direktörlük kariyerine bakacak olursak;

    öncelikle kendisinin oyun anlayışı olarak johan cruyff ve rinus michels'ten etkilendiğini söyleyebiliriz. teknik adamlık felsefesini kendi sözleri ile; "geçmişten birçok ilham alırsınız. teknik direktör olduğunuzda da bunlara hala sahipsinizdir, ve bir şey olduğunda onun üstesinden nasıl geleceğinizi bilirsiniz. fakat şuna yürekten inanıyorum ki asla başka birisini taklit edemezsiniz. başarılı bir teknik direktörün yıllar önce almış olduğu doğru kararlar bugün hiçbir fayda göstermeyebilir..." şeklinde özetlemiştir.

    kısaca kendisi hücum eden ve yıldız bir ismin üzerine kurulu değil, herkesin parçası olduğu bir takım kurmayı hedeflemektedir. oynattığı diziliş 4-3-3 ve varyasyonlarına dayanmaktadır.

    14 ocak 1998 ile 30 haziran 1998 tarihleri arasında guus hiddink'in arkasında, hollanda milli futbol takımında yardımcı antrenör olarak çalışmış, daha sonra ise teknik direktörlük görevine getirilmiş ve 30 haziran 2000 tarihine kadar bu görevde kalmıştır.

    o dönem teknik direktörlüğünü yürütmekte olduğu hollanda milli futbol takımı ile euro 2000'de yarı final aşamasında oldukça talihsiz bir biçimde italya'ya elenmişlerdir.

    portakalların başında toplam 22 maça çıkmış, 8 galibiyet, 12 beraberlik ve 2 yenilgi almış ve %36.36'lık bir galip gelme oranı çizmiştir.

    teknik adamlık kariyerine bir süre ara vermiş, daha sonra 1 temmuz 2001 ve 30 haziran 2002 tarihleri arasında sparta rotterdam'ın teknik direktörlüğünü yapmıştır. sparta rotterdam ile çıktığı 34 maçta 4 galibiyet, 18 beraberlik ve 12 mağlubiyet yaşamıştır. bu sonuçlara müteakip 2001-2002 sezonu sonunda sparta rotterdam küme düşmüştür.

    yine bir sezon ara verir ve sonrasında 1 temmuz 2003'te fc barcelona teknik direktörlüğüne getirilir.

    2003-2004 sezonunda fc barcelona ligde 38 maçta 21 galibiyet, 9 beraberlik ve 8 mağlubiyet elde eder ve 63 gol atıp 39 gol yiyerek 72 puanla 2. olur. o sezon şampiyon valencia olur.

    ispanya kupasında ise 4 maçta 1 galibiyet, 1 beraberlik ve 2 mağlubiyet alır, 4 gol atıp 4 gol yer ve eleme aşamasında real zaragoza'ya elenir.

    uefa kupasında 8 maçta 5 galibiyet, 2 beraberlik ve 1 yenilgi alır. 11 gol atıp 3 gol yerken 4. turda celtic'e elenir.

    2004-2005 sezonunda fc barcelona ligde 38 maçta 25 galibiyet, 9 beraberlik ve 4 mağlubiyet alarak şampiyonluğa uzanır. 73 gol atıp 29 gol yer ve 84 puan toplar.

    ispanya kupasına ise atletico gramanet'e 1-0 yenilerek tek maç üzerinden oynana eleme aşamasında çok erken veda eder.

    şampiyonlar liginde ise 8 maçta 4 galibiyet, 1 beraberlik ve 3 mağlubiyet alır. 2. turda chelsea'ye elenir. 13 gol atıp 11 gol yer.

    2005-2006 sezonunda fc barcelona ligde 38 maçta 25 galibiyet, 7 beraberlik ve 6 mağlubiyet alarak üst üste ikinci defa şampiyon olur. 80 gol atıp 35 gol yer ve 82 puan toplar.

    ispanya kupasında 4 maçta 4 maçta 3 galibiyet ve 1 mağlubiyet alır. 13 gol atıp 6 gol yer fakat ikinci turda yine real zaragoza'ya elenir.

    ispanya süper kupasında real betis'i 3-0 ve 1-2'lik skorlarla eler ve 2005'in şampiyonu olur.

    şampiyonlar liginde ise 13 maçta 9 galibiyet ve 4 beraberlik elde ederek şampiyonluğa ulaşır. finalde arsenal'i 2-1 yener. toplamda 24 gol atıp 5 sadece gol yer. grup aşamasında werder bremen*, udinese* ve panathinaikos*, sonrasında ise benfica*, ac milan*, chelsea* ve arsenal* ile karşılaşır.

    avrupa süper kupası maçında sevilla'ya 3-0 mağlup olur.

    2006-2007 sezonunda fc barcelona ligde 38 maçta 22 galibiyet, 10 beraberlik ve 6 mağlubiyet alarak 2. olur. 78 gol atıp 33 gol yer ve 76 puan toplar. aynı puana sahip olan real madrid ikili averaj ile şampiyonluğunu ilan eder.

    ispanya kupasında 8 maçta 6 galibiyet ve 2 mağlubiyet alır. 4. turda getafe'ye elenir. toplamda 18 gol atıp 11 golü kalesinde görür.

    şampiyonlar liginde 8 maçta 4 galibiyet, 2 beraberlik ve 2 yenilgi görür. grup aşamasında levski sofya*, chelsea* ve werder bremen* ile karşılaşır. 2. turda liverpool'a elenir**.

    2007-2008 fc barcelona'nın frank rijkaard liderliğindeki son sezonu olur. ligde 38 maçta 19 galibiyet, 10 beraberlik ve 8 mağlubiyet alarak kötü bir performans gösterirler. 76 gol atıp 43 gol yerler ve 67 puan ile 3. olurlar. villareal 77 puanla ikinci olurken real madrid 85 puanla şampiyon olur.

    ispanya kupasında 8 maçta 2 galibiyet, 5 beraberlik ve 1 yenilgi görürler. toplamda 10 gol atıp 7 gol yerler. 4. turda valencia'ya elenirler.

    şampiyonlar liginde yarı finalde elenirler. grup aşamasında lyon*, stuttgart* ve glasgow rangers*, sonrasında ise schalke 04*, celtic* ve manchester united* ile karşılaşırlar. toplamda 18 gol atıp 6 gol yerler.

    frank rijkaard mayıs 2008'de fc barcelona teknik direktörlüğünden alınır ve yerine pep guardiola getirilir. toplam 273 maça frank rijkaard liderliğinde çıkan fc barcelona 160 galibiyet, 63 beraberlik ve 50 mağlubiyet alarak %58.61'lik bir kazanma oranı tutturur.

    http://3.bp.blogspot.com/...Frank_Rijkaard_7.jpg

    http://www.hinamagazine.com/...frank_rijkaard_1.jpg

    http://www.typicallyspanish.com/.../henryandrickard.jpg

    http://nimg.sulekha.com/...2008-12-7-10-8-8.jpg

    frank rijkaard yine bir yıllık bir aranın ardından 2009 yazında galatasaray teknik direktörlüğüne getirilir.

    2009-2010 sezonunda galatasaray ligde 34 maçta 19 galibiyet 7 beraberlik ve 8 mağlubiyet alarak 64 puanla üçüncü olur. 61 gol atıp 35 gol yer. fenerbahçe 74 puanla ikinci, bursaspor ise 75 puanla şampiyon olur.

    türkiye kupasında 7 maçta 5 galibiyet 1 beraberlik ve 1 mağlubiyet alır. 16 gol atıp 7 gol yer. çeyrek finalde antalyaspor'a elenir.

    uefa avrupa liginde 8 maçta 4 galibiyet, 2 beraberlik ve 2 yenilgi alır. 14 gol atıp 7 gol yer. 2. turda atletico madrid'e elenir. grup aşamasında panathinaikos*, dinamo bükreş* ve strum graz* ile, 2. turda ise atletico madrid* ile karşılaşır.

    frank rijkaard 2010-2011 sezonuna da galatasaray'ın başında başlamıştır...

    sonuç olarak frank rijkaard'ın kesinlikle tartışılmaz bir profesyonel futbol, fakat yoruma açık bir teknik direktörlük kariyeri vardır. teknik direktörlük kariyerini iyi veya kötü yönde savunan insanlar da kendi içerisinde mantıklı argümanlara yeterince sahiptir.

    fakat şurası bir gerçektir ki frank rijkaard'ın oynatmak istediği futbol uzun zaman gerektiren ve altyapıdan milli takıma kadar profesyonel bir koordinasyon gerektiren bir sistem futboludur. frank rijkaard elindeki malzemeye göre sistem geliştiren biri değil, sistemine göre takım kuran bir hocadır ki bu ikincisi kesinlikle daha fazla zaman almaktadır.

    bu yüzden kendisi takımın başına getirildiyse istediği çalışma koşulları sağlanmalıdır. eldeki malzemeye göre bir takım ve buna müteakip gelecek bir başarı varsa zaten frank rijkaard yanlış bir seçimdir.

    ben şahsen frank rijkaard'a büyük bir saygı duyuyorum ve oynatmak istediği futbol tarzını beğeniyorum. sonuna kadar da güzel futbolu ve dolayısıyla kendisini destekliyorum.

    fakat tüm bunların dışında yeni bir coğrafyada, alışık olmadığı bir çalışma ortamında her ne kadar iyi niyetli olduğuna inansam da bariz hatalar yaptığı bir gerçek. muhakkak deneme-yanılma ile öğrenecektir bazı şeyleri ama bazı sportif konularda spor kamuoyunun yanlışları kendisinden önce görmesi bazen güvenilirliğini zedeleyebiliyor.

    umarım kendisi başarılı olur ve hem kendi portfolyosuna, hem de galatasaray tarihine daha nice başarılar kazandırır... ben şahsen daha uzun yıllar başımızda durmasının ve kendisine destek olunmasının taraftarıyım. kendisine inancım tam...

    bunlara ek olarak haksız yere kendisine aşırı derecede yüklenen, saygısızlık ve terbiyesizlik eden, ayrıca asılsız haberler üreten bir türk spor medyası var, buna şu noktada artık söyleyecek bir sözüm yok...

    http://www.tr-security.com/.../frank-rijkaard1.jpg

    http://rugzo.com/...9/frank-rijkaard.jpg

    http://u.goal.com/51100/51111_news.jpg

    http://upload.wikimedia.org/..._YOu_Rijkaard-UA.jpg

    http://ystudio.files.wordpress.com/.../frank-rijkaard2.jpg

    not: iş bu entry galatasaray sözlük'ün 500.000 numaralı entrysi şerefinde tarih itibariyle teknik direktörümüz olan ve zor günler geçiren frank rijkaard'a destek olmak ve onu onore etmek maksadı ile şahsım hktwoo tarafından kaleme alınmış ve düzenlenmiştir.

    fikri bana veren ve süreç boyunca desteklerini esirgemeyen tanıl'a teşekkürlerimi iletirim.

    ayrıca childofbodom'a da yardımlarından dolayı teşekkür ederim.
  • kendisi hakkında sağlıklı değerlendirme yapmak için barcelona 'nın başına geçtiği ilk yıldaki sonuçlara (2003-2004 sezonu) göz atarsak ;

    ilk yarıdaki barcelona performansı;
    athletic bilbao 0 - 1 barcelona
    barcelona 1 - 1 sevilla
    albacete 1 - 2 barcelona
    barcelona 1 - 1 osasuna
    atlético madrid 0 - 0 barcelona
    barcelona 0 - 1 valencia
    barcelona 0 - 2 deportivo la coruña
    mallorca 1 - 3 barcelona
    barcelona 3 - 0 real murcia
    real sociedad 3 - 3 barcelona
    barcelona 2 - 1 real betis
    villarreal 2 - 1 barcelona
    barcelona 0 - 0 real valladolid
    málaga 5 - 1 barcelona
    barcelona 1 - 2 real madrid
    espanyol 1 - 3 barcelona
    barcelona 1 - 1 celta de vigo
    racing santander 3 - 0 barcelona
    barcelona 3 - 0 real zaragoza
    7 galibiyet, 6 beraberlik, 6 mağlubiyet

    ikinci yarıdaki barcelona performansı;
    barcelona 1 - 1 athletic bilbao
    sevilla 0 - 1 barcelona
    barcelona 5 - 0 albacete
    osasuna 1 - 2 barcelona
    barcelona 3 - 1 atlético madrid
    valencia 0 - 1 barcelona
    deportivo 2 - 3 barcelona
    barcelona 3 - 2 mallorca
    real murcia 0 - 2 barcelona
    barcelona 1 - 0 real sociedad
    barcelona 0 - 0 villarreal
    real valladolid 1 - 3 barcelona
    real betis 1 - 1 barcelona
    barcelona 3 - 0 málaga
    real madrid 1 - 2 barcelona
    barcelona 4 - 1 espanyol
    celta de vigo 1 - 0 barcelona
    barcelona 1 - 0 racing santander
    real zaragoza 2 - 1 barcelona
    14 galibiyet, 3 beraberlik , 2 mağlubiyet

    sonuç olarak : ilk sene ikinci yarıyla beraber toparlanan la liga yı 2. olarak tamamlayan takım, sonraki 2 sene la liga şampiyonu oldu ve 2006 da şampiyonlar ligini kazandı.

    sistem takımı olmak, dikensiz yolda yürümeye benzemez, manchester united'ın hangi aşamalardan geçtiği malum. bu uğurda bazen şampiyonluğu ezeli rakibine hediye edersin, bazen de orta sıralara kadar inersin, futbolcuların eski alışkanlıklarını terketmesi, yeni sisteme alışması, takım tertibinin oturması en iyimser tahminle haftalar alır.
    barcelona takımının o sezon ilk yarıda oynadığı berbat futbolu hatırlıyorum. barcelona taraftarı bu takıma bu kadar sabredebildiğine göre bizim etmememiz olmaz. önümüzde böylesine bir örnek varken frank rijkaard'a güvenmemek en başta galatasarayımıza ihanet olur.
  • daha hala günlük başarı bekleyen tipler var bu adamdan.

    kardeşim, derwall bu takıma ne verdi? sadece 14 yıl sonra bir şampiyonluk mu?

    cevabın evet'se, derwall'in değerini götünden anlamışsın demektir. derwall'den sonraki 20 yıla bir bakın: o günden bugüne ligin yarısında şampiyon olmak, şampiyon kulüpler'de yarı final, şampiyonlar ligi'nde iki çeyrek final*, iki kere çeyrek finalin kapısından dönmek, uefa kupası ve süper kupa şampiyonlukları...

    bu başarıların gerçek mimarı olan derwall'in, bizi, geldiğinin 3. senesinde şampiyon yaptığını biliyor muydunuz?

    ben derwall zamanını bilmiyorum. çok da kıskanırım o günleri bana anlatanları.

    ben de, bundan bir 20 yıl sonra, bugünlerini anarak büyük saygı duyacağımız, adını tesislerimize vereceğimiz rijkaard'ı anlatacağım küçüklerime.

    bi zahmet azcık susun.
  • derhal gönderilmesi değil ekibini de alıp gitmesi gereken teknik direktördür. böyle taraftarların ve fanatizmin olduğu bir ülkeye fazla bir adamdır.

    bu ülkeye mourinhoyu arsene wengeri guardiolayı bile getirsen yine başı bozuklar çıkacaktır. böyle adamlar gelmesin biz yılmaz vural hikmet karaman gibi hocalarla kendi kazanımızda kendimiz pişelim.

    türkiye arkadaşım burası haticenin değil neticenin önemli olduğu bir ülke. idealleri olan mentalitesi olan adama yaramaz buralar. günü kurtarıcaksın sadece.

    böyle olmaz rijkaard hocam sen bu taraftara yaranamazsın sen 4 gol atarsın neden 3 gol yedin derler sen ligi alırsın neden türkiye kupasını alamadın derler sen uefa alırsın neden süper kupa alamadın derler ne zaman ligi türkiye kupasını ve şampiyonlar ligini alırsın o zaman elini öperler öbür sene ligin ilk yarısını ikinci bitir hemen gitsin derler.

    sorun bizde haddimizi bilmiyoruz bize fazla böle avrupadır total futboldur filan gelmez bize. gerideysen stoper çıkartıp forvet sokucaksın oyuna öndeysen forvetini ya da forvet arkası adamını çıkartıp ön libero veya stoper alıcaksın oyuna. yaslanıcaksın anadolu takımları gibi. 1-0 olsun bizim olsundur burası.

    barcelonaya benzemez buralar rijkaard hocam sen burda ilk yarıyı 14. bitir yemin ediyorum asarlar taksimde seni.

    biz mentalite olarak 1-0 gerideyiz hocam.

    edit: basından ve spor yazar bozuntularından hiç bahsetmiyorum bile onu denkleme siz kendiniz katın.
  • çok değil bundan bir ay önce oynanan gaziantep maçında taraftarımızın nonda'nın kaçırdığı gollerin üstüne tepki vermesine rağmen ve nonda o gün sahanın en kötüsü iken oyundan almamış ve 90 dakika sahada kalmasına izin vermiştir. bir insan kaybetmektense bir maç kaybetmeyi tercih ederim demiştir. bugün nonda ile belki yollar ayrıldı ama kavgasız, gürültüsüz. olması gereken bir ayrılıktı. nonda'da en ufak kötü bir söz söylemeden gitti. herkesin yüzü gülüyordu. çünkü rijkaard için nonda'nın baros'un bir ayrımı yoktur. futbolcuya mal gibi bakmayan bir hocadır. insanlık herşeyin ötesinde gelir.

    bugün 22 şubat 2010 fenerbahçe bursaspor maçı 'na bakalım. taraftar guiza'yı istemiyor, oyundan çıkarması için daum'a ısrarcı şekilde mesaj vermeye çalışıyor. o dakikada guiza'yı oyundan çıkaran daum hem maçı hem de oyuncusunu kaybediyor. bu hata belki de sezonun dönüm noktası olacak fenerbahçe adına. her şeyin ötesinde bir insanı kaybediyor daum.

    işte aradaki vizyon farkı budur. eleştirirken bazı şeyleri göz önünde bulundurun. hiç birşey için olmasa bile bunun için bu adamı severim be. cansın rijkaard can.
  • sözleşmesi iki yıllık teknik direktörümüzdür. bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan zizonkovac yine ortalığı karıştırmaktadır.kendi çalıp kendi oynamaktadır. altyapı dan üstyapı ya oyuncu çıkartılırken en önce fiziki yeterliliklerine bakılır. özellikle türkiye gibi avrupanın en sert liglerinden birinde oynanıyorsa genç oyuncuların önce güçlü çevik ve hızlı olması önemlidir.

    emre çolak daha dün a2 takımında maça çıktı ve gördük ki hala bacakları güçsüz hala üstvücudu gerekli gelişimi gösterememiş. altyapıdan bu seviye oynayabilecek tek adamın çetin güngör olduğu da belli. serdar eyilik bile çıtkırıldım, aydın ın zaten gamsız saymıyorum.

    martta kongre varken 4 yıllık sözleşme imzalamak yanlış bir stratejidir. adnan polat tekrar seçilmemesi halinde kulübe ekstra tazminat yükü getirme olasılığı olan bu riski almamıştır. elbette eğer seçimi kazanırsa rijkaard ın sözleşmesi uzatılacaktır tıpkı kewell gibi.

    futbol devrimi diyorsak bunun 1 yıl gibi kısa bir sürede olmayacağını hepimiz biliyoruz. şimdi tekrar bakalım galatasaray gibi iç dinamikleri çok sallantılı olan bir kulüpte herhangi bir başkanın 4-5 yıllık planlar yapması olası mı doğru mu?

    özhan canaydın 6 yıl kaldı ama gerets dışında hiç bir hocaya 2 yıl sabretmedi ki gerets in ikinci yılında neler olduğunu çok iyi biliyoruz. ikinci fatih terim döneminde sabredilseydi şimdilerde yeni bir süper takımımız olacaktı belki de. ama yönetimsel zaafiyetler ve politik oyunlar nedeniyle olmadı o.

    şimdi bırakın da rijkaard bildiğini yapsın. bırakın zizonkovacı evlenmedenolmazı çıldırtsın delirsin. onlarda gelsinler kussunlar buraya, çemkirsinler.sanki biz gerçekten iyi bir takım olduğumuzda, şampiyon olduğumuzda avrupa yı sarstığımızda onlar sevinmicek.

    rijkaard başlığında zizonkovac ve benzerleri hakkında şu yorumu yapmak belki de en doğrusudur. onlar terkedilmedim demek için durup dururken terkeden sevgili gibidirler. işler yolunda gitmediğinde sırf ben demiştim demek için, kendi ego larını galatasaray ın önüne koyuyorlar. başarısız olucaksak da bırakın bu şekilde başarısız olalım. çünkü bu taraftar yıllardır ne yaptığını, ne yapmak istediğini bilen bir teknik direktörü ilk defa görüyor.

    bekleyin biraz. öyle konuşun.6 ay olmadı adam geleli.14 yıl bekleyenlerin 1-2 sene bekleyememesi heralde, belki de, yaşlılığın sebebidir.

    ama eğer amaç üzüm yemek değil de bağcıyı dövmekse,buyrun atış serbest.
  • kendisini aşağılamak için neden bu kadar uğraşıldığını anlayamıyorum. skandal olarak nitelendirilen hollanda-italya maçında hollanda italya'yı sürklase etmiş, 3 topu direkten dönmüş, normal sürede 2 penaltı kaçırmıştır. berabere sonlanan maçta penaltı kaçırmaya devam ederek maçı italya'ya vermişlerdir. kanımca futbol tarihinin en garip maçlarından da birisi olmuştur. öle bir şanssızlık yok senin anlıcağın. ha gelelim meşhur küme düşme konusuna. adam zaten oraya vefa borcu yüzünden gitmişti. küme düşeceği kesin olarak düşünülen bir takımın başına hollanda'yı yarı final oynatan adam niye gitti sanıyorsun ki sen? ve evet küme düştü ve son derece normal. kasımpaşa'yı mourinho'ya versen şampiyonluğa mı oynatır sanıyosun?

    gelelim barca'dan kovuluşa... evet o takımda bir disiplin sorunu vardı. ama bir düşün bakalım rijkaard yollandıktan sonra hangi büyük 2 ego takımdan şutlandı. deco ve ronaldinho'yu pep ve laporta şutlamasaydı sen sanıyor musun ki messi'nin liderliği bu kadar açık olurdu o takımda. kalsalardı disiplin sorunu devam ederdi yani anlaştık mı? rijkaard'ı o takımın başına cruyff getirtti. bak cruyff diyorum modern futbolun kurucusu olan cruyff ve rijkaard laporta'nın takdire şayan sabrı sonunda halen makine gibi işleyen takımın temellerini atıp ortalığın amına koydu en klasik tabirle.

    komik misiniz nesiniz anlamadım ki?
  • kendisine yöneltebilecegim en temel, en derin elestiri, belki elestiri de degil ama tesbit diyelim su olurdu; futbol dünyasinda geldigi noktaya ragmen güclü bir egoya sahip degil ve yabanci bir kültür icinde "türkiye'ye ilk gelisinde adim basi kazik yiyen turist" modunda dolasiyor.

    bu birkac seyden kaynaklaniyor:

    1) kendisi surinam-hollanda melezi bir cocuk. aslinda hollandali, ama avrupa'da yasamis ve gözlemlemis olan bilir. her ne kadar "politik dogruculuk" cercevesi icinde hollandali da olsa, pek muhtemel olarak hayatin pek cok alaninda ikinci sinif muamelesi görmeyi tecrübe etmis bir göcmen cocugu. bu yüzden yer yer cekingen ve icine kapali bir insan oldugunu tahmin ediyorum.

    2) hollanda'nin genel yasam kültürü itibariyle "protestan" olmasi. yani güclü egoya, sivrilmeye, kendini begenmislige pek yer tanimayan, bireye zoraki bir "tevazu ve sakinlik" dayatan bir kültür. bunun benzeri iskandinav ülkeleri ve isvicre'de de görülür. biz akdeniz toplumlarinda görülen bireysel "ateslilik", $atafat, maçoluk pek yer bulamaz kendine. kararlar pek tepeden inme verilmez, herkesin fikri alinir, her sey delege edilir. diger türlüsü ayip görülür. (almanya protestan olmasina ragmen, prusya militarizmiyle yogrulmus emperyal gecmisinden ötürü buna bir istisna teskil eder ama). misal neeskens daha bir agresif olmasina karsin, genel kültürel kodlarinin ayni sekilde isledigine, demokrat bir kafaya sahip olduguna eminim.

    3) rijkaard'in ve ekibinin türkiye'de ve ortadoguda (misal arap ülkeleri ve israil'de de gecerli olan) "indirekt iletisim" kültürüne yabanci olmasi. yani kendisine x dendiginde ondan x anliyor bu adamlar. hmm x ile acaba y'yi mi ima ettiler diye düsünmüyorlar pek. bu da genel olarak orta ve bati avrupa'da gecerli bir durumdur, direkt iletisim yani. bir de buna bizim memlekette bolca görülen lafi dolandirarak adam oyalama, zaman kazanma taktikleri de girince is iyice arap sacina dönüyor.

    sahsen ben tüm su manzara karsisinda onun yerinde olsam masaya yumrugumu coktan indirmis ve hatta "arkadaslar transfer üzerinde calisiyor" gibi "kibar" cevaplar vermek yerine yönetimi basina rezil etmistim. ama rijkaard bu konularda pasif kaliyor. dedigim gibi hem kültürel fark hem de kisisel olarak tahminimce sahip oldugu sükunetten ötürü. belki de böyle saldirgan tepkiler vermenin takim icinde daha yikici sonuclar yaratacagini düsünüyor, belki hala su tablo icinde bile gelecege dair umut tasiyor. kafasinin icini okuyamayiz. gelgelelim gercek su ki, karsisindaki kisiler profesyonelce hareket etmedikleri halde hala onlari sabirla bekliyor.

    kültürel kodlarin cakismasi anlaminda rijkaard'in bir eksigini görüyorum. daha önce bu ülkede calismamis ve buranin "is ve iletisim kültürünü" hic bilmeyen bir insan olarak bir kültürlerarasi iletisim uzmanindan (ki avrupa'da her köse basinda bu hizmeti veren consultancy sirketleri vardir) bu konuda bir workshop alabilirdi, hatta onun finansal gücüne sahip biri olarak ben, yanima böyle bir uzman alir, ekibime katar getirirdim, gerekirse parasini cebimden verirdim. böylelikle iletisim kültürlerinin farkliligindan dogan ve gittikce istismara dogru evrilen pek cok seyi daha erken görebilir ve ona göre adimlarini atabilirdi. su anda ise bilmedigi bir denizde kulac atmakla mesgul. hem de birbirinden kötü tercümanlara güvenerek milyonlarca insana laf anlatmaya calisiyor. bunlardan bir kismi da kendi futbolculari.
  • derhal galatasaray'dan gönderilmesi gerektiğini
    düşündüğüm hocamız. total futbolu gerektiği gibi oynattığını
    düşünenler yanılıyorlar. takımın başarısı için
    çalışmaktansa, takımı sabote etmek için
    elinden geleni yapıyor. bir iki maç yenildi diye eleştirmek
    tabiki de hakkımız. körü körüne bağlanıp kalmak ise
    tam bir saçmalık.

    not: ilk satırdan başlayıp, birer satır atlayarak okuyunuz.
    *
  • barcelona'da yaşadığı başarılar bazıları tarafından barcelona'nın kadrosuna bağlanan teknik direktör.o zaman barcelona ile şampiyonlar ligi şampiyonu olduğu sezonda* güçlü rakiplerinin kadrolarına bakalım;

    barcelona

    teknik direktör:frank rijkaard

    kaleci:victor valdes

    defans:carles puyol, oleguer presas, juliano belletti, jose edmilson, rafael marquez, sylvinho, giovanni van bronckhorst

    orta saha:andres iniesta, ronaldinho, deco, mark van bommel, thiago motta, xavi hernandez

    forvet:samuel eto">o\">samuel etoo, ludovic giuly, henrik larsson, lionel messi

    juventus

    teknik direktör:fabio capello

    kaleci:gianluigi buffon, christian abbiati

    defans:gianluca zambrotta, lilian thuram, fabio cannavaro, jonathan zebina, robert kovac, giorgio chiellini

    orta saha:emerson, mauro camoranesi,pavel nedved, patrick vieira, manuele blasi, giuliano giannichedda

    forvet:zlatan ibrahimovic, david trezeguet, adrian mutu, alessandro del piero

    bayern munich

    teknik direktör: felix magath

    kaleci:oliver kahn

    defans:willy sagnol, valerien ismael, lucio, martin demichelis, bixente lizarazu, philipp lahm

    orta saha:bastian schweinsteiger, jose zé roberto, michael ballack, sebastian deisler, hasan salihamidzic, owen hargreaves, jens jeremies, mehmet scholl

    forvet:santa cruz, josé paolo guerrero, claudio pizarro, roy makaay

    arsenal

    teknik direktör:arsene wenger

    kaleci:jens lehmann

    defans:kolo toure, bisan lauren, philippe senderos, sol campbell, pascal cygan, ashley cole, gael clichy

    orta saha:cesc fabregas, robert pires, gilberto silva, mathieu flamini, jose antonio reyes, aleksander hleb, fredrik ljungberg, emmanuel eboue, abou diaby

    forvet:thierry henry, van persie, dennis bergkamp, emmanuel adebayor

    milan

    teknik direktör:carlo ancelotti

    kaleci:dida

    defans:alessandro nesta, kakha kaladze, *,cafu, marek jankulovski, paolo maldini, alessandro costacurta, dario simic

    orta saha:clarence seedorf, kaka, gennaro gattuso, andrea pirlo, serginho, manuel rui costa, johann vogel, massimo ambrosini

    forvet:alberto gilardino, andriy shevchenko, filippo inzaghi

    real madrid

    kaleci:iker casillas

    defans:roberto carlos, sergio ramos, michel salgado, ivan helguera, cicinho, alvaro mejia, carlos diogo, raul bravo, francisco pavon, jonathan woodgate

    orta saha:jose maria guti, david beckham, julio baptista, zinedine zidane, pablo garcia lopez, thomas gravesen

    forvet:robinho, raul gonzalez, luiz nazario ronaldo, antonio cassano

    liverpool

    teknik direktör:rafael benítez

    kaleci:pepe reina

    defans:jamie carragher, sami hyypia, steve finnan, john arne riise, stephen warnock, djimi traore

    orta saha:xabi alonso, steven gerrard, luis garcia, harry kewell, mohamed sissoko, dietmar hamann, boudewijn zenden

    forvet:djibril cisse, peter crouch, fernando morientes, robbie fowler

    chelsea

    teknik direktör:josé mourinho

    kaleci:petr cech

    defans:john terry, william gallas, ricardo carvalho, asier del horno, paulo ferreira, frank lampard, joe cole

    orta saha:claude makelele, michael essien, arjen robben, damien duff, shaun wright-phillips

    forvet:didier drogba, hernan crespo, eidur gudjohnsen

    inter

    teknik direktör:roberto mancini

    kaleci:julio cesar

    defans:ivan cordoba, walter samuel, javier zanetti,marco materazzi, giuseppe favalli, pierre wome, nicolas burdisso

    orta saha:esteban cambiasso, luis figo, juan sebastian veron, david pizarro, dejan stankovic, santiago solari, kily gonzález, cristiano zanetti

    forvet:adriano, julio cruz, obafemi martins, alvaro recoba

    manchester united

    kaleci:van der sar

    defans:rio ferdinand, john o">shea\">john oshea, mikael silvestre, gary neville, wes brown, nemanja vidic, patrice evra

    orta saha:cristiano ronaldo, ji sung park, darren fletcher, ryan giggs, kieran richardson, paul scholes

    forvet:van nistelrooy, wayne rooney, alan smith, louis saha

    şl'de 2005-2006 sezonunda alex fergusonlu manchester united yukarıdaki kadrosuna rağmen grup sonuncusu olarak avrupa kupalarında erken havlu atmıştır.''olsun bir yıl da havlu atsın o alex ferguson'' diyenleri duyar gibiyim ama kendinizi de başkalarına da kandırmayın, 4 sene üst üste şampiyon olup avrupa'nın kralı olmuş fatih terim'e 2.galatasaray döneminde yapılanlar ortada.rijkaard'a finalde kaybeden arsene wenger ise o günden bugüne tek kupa alamamasına rağmen hala takımının başında.hala barcelona kadrosuna bağlıyorsanız rijkaard'ın başarılarını pes ya da fm'yi tadında bırakın diyorum başka birşey demiyorum.

    rijkaard'ın galatasarayda ise kadro seçimlerinde veya başka konularda herhangi bir yanlış yaptığını düşünmüyorum .ortada yanlış yapan birileri varsa onlar da futbolculardır.tsl gibi bir ligde teknik direktör'ün ne kadar yanlış taktik verirse versin* bizim futbolcularımızın bu ligi domine etmesi gerekir.ankaragücü'nden 5 dk'da 3 yiyorsan, bursaspor'a karşı yerden oynamak yerine ilerdeki arda'ya topu şişirip kolaya kaçıyorsan ve mücadele olarak eziliyorsan, kadıköy'de iki çirkeflik yaptılar diye mücadeleyi bırakıyorsan ya da oyundan atılıyorsan, bunlar teknik direktörün suçu olamaz, teknik direktörün elinde joystick yok sonuçta sahaya çıktıysan aslanlar gibi oynayacaksın.rijkaard'ın ve bizim istediğimiz, 3 aralik 2009 galatasaray panathinaikos macinda basit futbol oynayan ama yavaş oynayan galatasarayın oyunu giderek hızlandırması, pozisyonlar bulması ve 60-70.dklarda hakim olduğu oyuna 90 dakika boyunca hakim olmasıdır.bunun için oyuncularımızın skorsever taraftarlara aldırmadan hocaları ne istiyorsa 90 dakika onu oynamaları gerekmektedir.kendileri de günü kurtarma peşine düşerlerse bu kez daha önce olduğu gibi teknik direktörü değil kendilerini kulüpten ayırırlar.

    ***

    edit:imla
  • bu akşam maç bittiğinde aklımdaki tek isimdi. tek üzüldüğüm şeydi rijkaard. 2. golü yediğimizde millet sinirlenip, küfürler eşliğinde mekanı terk etmeye başladığında ben bekledim. hiç de kalkmak istemedim. benim galatasaray'ın kazanıp kaybetmesiyle derdim zaten yok. umrumda değil. ben o takımı sadece seviyorum, görmek istiyorum. ve bence bu akşam, özellikle ilk yarıda galatasaray oldukça iyi ve umut veren bir futbol oynadı. kaçan sayısız pozisyona karşı verdiğimiz tek pozisyonda golü yedik. futbol böyle bir şey. her zaman gününüzde olmazsınız. işte üzülme nedenim de buydu.

    son zamanlarda açıkça gördüğümüz, özellikle türk futbolcularda, kimse kusura bakmasın ama bu ruhsuz, teslimiyetçi, maçı satan karakterdeki görüntüyü biraz kafası çalışan herkes görüyor. hepimiz de ne yapılmaya çalışıldığını görüyoruz. ulan sizin hiç mi şerefiniz yok? yazıklar olsun ya. böyle bıkkın, -buraya sansürlü bir kelime geliyor- gibi ortalıkta dolaşan birkaç ruhsuz yüzünden bu adamın kellesi isteniyor. arkadaş 2 sezondur 90 dakika maç oynamamış harry kewell 90 dakika çatır çatır top oynuyor, son dakikalarda hâlâ depar atıyor nerdeyse. bu arda turan, hakan balta 60. dakikada yürüyemeyecek hale geliyor, kayboluyor. arkadaş bu kondüsyonerler, bu rijkaard sadece kewell'i mi çalıştırdı? yeni sakatlıktan çıkan baros çatır çatır oynuyor. hiç de yıkılmadan. sadece bu adam mı çalıştırıldı yaz kampında. yok efendim takımın kondüsyonu kötüymüş. kardeşim bu adamlar evde baklava mı yiyor koca gece, oruç mu tutuyor nerden biliyorsunuz? rijkaard'la ne ilgisi var.

    ki bu yazıyı "rijkaard'ın eleştirilemezliği"ni anlatmak için yazmıyorum. elbet eleştirilebilir. 4-3-3 ısrarı deyin, klasik bir savunma ama iniesta varken, ayhan akman tercihini sorgulayın. ama bu takımdaki ruhsuzluğu, bu takımdaki yeteneksizlerin hatalarını bu adama yıkmayın. tamam kellesini istiyorsunuz ama bi bakın sahaya. galatasaray bu akşam iyi oynadı arkadaş. karşınızda son şampiyon var, pozisyona girdik, atamadık. adamlar attı bu kadar basit. galatasaray'da 1.5 senedir orta saha ihtiyacı var. yeni bir şey değil bu. bunu son 1 haftaya bırakanlar hala "galatasaray'da transfer bitmez" edebiyatı yaparken, rakiplerimiz robinho'yu alıyor. siz hala rijkaard'ın kellesindesiniz. alın işte, bi maç sonra gelir imparatorunuz. ya allah bismillah allahu ekber sesleri eşliğinde ne güzel motive olur o kewell'lar, baros'lar görürüz.

    rijkaard dünyanın en iyi hocası değilsin, oyunu iyi de okumuyorsun ama dünyanın en güzel insanlarından birisin. bu ülkedeki kaypaklıklar için fazla iyi, güzel bir adamsın. benim senden ricam kaçıp kendini kurtarman değil. kal abi. biraz daha kal. inat et. et ki bizde kimlerin yüzüne tükürmemiz gerektiğini, kimlerin hangi oyunları oynadığını iyice görelim. gittikten sonra değil, şimdi de badem gözlüsün sen. zamanın ötesine burdan selam olsun. ilerde diyeceksiniz ya öyle. bakın 23 ağustos 2010 itibariyle söylüyorum, hepiniz rijkaard'ın kudretli hayalarını yiyin.

    bu arada bahsettiğimiz maç;

    (bkz: 22 agustos 2010 galatasaray bursaspor maci)
  • colourful 11 faciasının eşiğinden dönen oyunculardandır.

    colourful 11, sonny hasnoe adlı bir yardımseverin 1986 yılında hollanda'da yaşayan surinam asıllı futbolculardan kurduğu bir takımdır. sonny hasnoe, 1989 yılında o zamanların surinam ligi şampiyonu sv robinhood ile colourful 11 arasında oynanacak bir dostluk maçı organize eder ve surinam'a gitmek için colourful 11 futbolcularının kulüplerinden izin ister. bazı takımlar oyuncularına izin vermiştir ve uçaktaki diğer yolcularla yola çıkılır. maalesef uçak surinam'a giderken kaza yapar ve uçakta bulunan 187 yolcunun 176'sı hayatını kaybeder. kulüplerinden izin alan tüm colourful 11 futbolcuları da ölen yolcular arasındadır. kulüplerinden izin çıkmayan futbolcuların listesi ise şöyledir:

    (bkz: frank rijkaard)
    (bkz: ruud gullit)
    (bkz: aron winter)
    (bkz: bryan roy)
    (bkz: stanley menzo)
    (bkz: regi blinker)

    edit: *hepsi ölmemiş efendim, 3 futbolcu hayatta kalmayı başarmış; ama onlar da ya bir daha futbol oynayamamış ya da futbola döndükten kısa bir süre sonra futbolu bırakmış. ayrıca ek olarak kulübünden izin alamayan stanley menzo da kulübün emrine uymayıp başka bir uçakla surinam'a gitmiş.
  • kendisini sevmek veya saygı duymak suç olmuş neredeyse. fatih terim'in gelişiyle gelen pozitif sonuçlar ve takımın gözle görülür şekilde çıta yükselmesiyle beraber frank rijkaard'a sövme eşiğide artmaya başlamış.

    öncelikle fatih terim zaten tartışılmaz kendisi 1 numaradır her zaman galatasaray için. bizim de gönlümüzün hocasıdır, kredisi sonsuzdur.

    ancak fatih terim'i överken rijkaard'a bok atmak nerden çıktı şimdi.

    en basitinden örnek verelim;

    http://www.youtube.com/watch?v=MVxYBzdh4Sw

    şu videoya bakın. fatih terim milan-inter maçını yorumlamak üzere gittiği milano'da ve san siro'da nasıl karşılanıyor. milan taraftarları kendisini nasılda seviyor, sayıyor.

    fatih terim milan'da hiçbir şey kazanmadı, tarihte yazmadı. uefa, şampiyonlar ligi veya seri a şampiyonluğu da yaşamadı. hatta tam tersine milan klübü fatih terim'in görevine son verdi. hatta görevine son verildiğini fatih terim türkiye'de iken öğrendi. takımın başında bile değildi.

    saygı meselesi işte. milan taraftarı başarı kazanmadığı halde eski hocasına saygı gösteriyor.

    biz ise frank rijkaard'a olumlu birşey söyleyemiyoruz.

    suudi arabistan'a gidişiyle iyice anti-rijkaard timi toplanmış sallıyor da sallıyor.

    kim ne derse desin ben de saygıyla anacağım kendisini. 2009-2010'da şampiyon da olabilirdi rahatlıkla. 3 maçta oyuncuların yaptığı bireysel hatalarla (eskişehir-trabzon-fener) şampiyonluk kaçtı hem de 5 puan öndeyken. athletico madrid'e hakem saçmalığıyla elenildi.

    milan taraftarı "imparatore grande" der fatih terim için.

    bazı yazarlar frank rijkaard için " höhöhö işte nerde rijkaard hani avrupa'da takım çalıştırırdı. barcelona zaten makine sistemi babamda şampiyon yapar !!11!" der.

    eskilerden yapı kredi reklamı vardı hatırlayanlar çıkar. oradaki adamların söylediği gibi;

    anlayış farklı, kültür farklı...
  • ben üniversite 2. sınıftayken, bir yerde staj yapıyordum. ama sağolsunlar, bana hiçbir zaman stajyer gözüyle bakmamışlardı. okuduğum üniversite falan da, iyi sayılabilecek bir yer olunca, öyle fotokopidir, getir götür işleri vermediler hiç. gittiğimin ilk haftası, insan kaynakları direktörü gelip, genel müdür seninle görüşmek istiyor dedi. geçtim karşısına, oturdum muhabbet ettik, ne olmayı düşünüyorsun gibi, bazı sorular sordu falan. güzeldi açıkcası. hatta, eğitimini devam ettir, yüksek lisans için sana imkan sunalım, sonra gel buraya demişti. muhabbet sonunda, bende bir intiba oluştu genel müdürle ilgili.

    neyse sonra, 2 hafta bir adamın yanına yolladılar beni, kemal abi, ödemeler biriminde. kemal abinin yanına ilk adım attığım andan itibaren, her boş kaldığı anda, bana genel müdürü kötüledi, arkasından konuştu, küfretti. sigaraya içmeye çıkardık, başlardı orada küfretmeye. ileri geri konuşurdu. ben de dinlerdim sürekli. ama hiç onun söylediklerinden etkilenip, genel müdür hakkındaki intibalarımı değiştirmedim. genel müdür beni ne zaman görse, halimi hatrımı sorardı, hatta hayatımda ilk defa çalışıyordum, iş ortamı nasıldır falan bilmememe rağmen, bir gün beni toplantıya bile çağırdı, yönetim kuruluna sunum vardı, sunum esnasında orada bulundum falan.

    bir gün geldi, ben okuldayım artık, stajım bitmiş, ama hala irtibat halindeyim çalıştığım yerle. muhabbet ediyoruz çalışanlarla. kemal abinin işten ayrıldığını duydum. ne yapıyor diye sordum. işten ayrıldıktan sonra tazminatını almış, tazminatıyla bir tane büfe açmış, bütün parasını büfeye yatırmış, şimdi onu ayakta tutmaya çalışıyormuş. işleri kötüymüş o aralar.

    sonra 2-3 hafta geçti aradan, bir haber daha geldi, genel müdür işten ayrılmış. başka bir genel müdür atanmış gruba. giderken, yanına 2-3 müdürü daha almış. şirkette yeniden yapılanma falan varmış. sordum nereye gitti ki diye, türkiye'de önemli bir grubun başına ceo olarak geçmiş.

    ama ben demiştim, bu adam büyük adam, bu adamda iş var diye. ona küfreden adam da, büfeyi ayakta tutmaya çalışıyordu hala, şimdi ne yaptı bilemem.

    sonradan aklıma geldi edit'i: şimdi merak ediyorum ben bazen, diyor ya servet çetin, uğur uçar, emre güngör falan, biz rijkaard'la gidip konuşmadık hiç, odasına girip muhabbet etmedik diye. ben de merak ediyorum, rijkaard servet'i çağırsa, gel biraz muhabbet edelim diye, ya da uğur'u çağırsa, gel anlat derdini, ne olmak istiyorsun dese, bizim çocuklar konuşabilir mi rijkaard'la? yani ne bileyim, aracı birisi olmadan, oturup karşısına muhabbet edebilir mi gerçekten? aynı dili konuşabilirler mi?

    aslında türk futbolunun temel sorunu, yetenek, çalışma falan değil de, yabancı dil sanırım. pasaportumuz türk pasaportu olmasaydı avrupalarda fink atardık biz diyeceklerine, avrupa'da fink atanlara biraz baksalar, sorunun nerede olduğunu anlayacaklar. avrupa'da 100 ülkeden futbolcu oynuyor. geçen sene servet marsilya'ya neden gidemedi? oturup bunları düşünmek lazım biraz da, kolaya kaçmamak gerek sanırım.
  • o tribünlere bakarken,atılanlara bakarken ne düşündün acaba acıdın dimi bize bir oyunu böyle hayat meselesi yapanlara başka ne duygu besleyebilirsin ki... sakın üzülme kaybettik diye maçı...bize o kadar cok şey öğreteceksin ki en basiti bunun bir oyun olduğunu ... bu ülkeye o kadar fazlasın ki ,sakın bize benzeme....umarım yıllar sonra biz sana benzeriz senin öğrettiklerinle... sakın üzülme biz senin hep yanındayız...
  • “açıkçası galatasaray’la anlaştığında beni şaşırtmıştı. yanlış anlamayın, türkiye’ye para için gittiğine inanmıyorum. emin olun frank, banka hesabını milan’da forma giyerken iyice kabarttı! galatasaray seçimini başka bir şeyler kanıtlamak için yapmıştır… frank, çok iyi bir teknik adam olduğunu zaten barcelona’da kanıtladı. iyi de bir insan. çok şey biliyor. en sevdiğim özelliği, kazanmak ona yetmiyor. kazanmaktan daha fazlasını istiyor. bence galatasaraylılar onunla gurur duymalı.”

    johan cruijff
  • 25 subat galatasaray atletico madrid maçı'nın ardından düzenlenen basın toplantısında bize geldiği andan itibaren kendisini ilk defa bu kadar sinirli gördüm.

    neyse, şu ana kadar rijkaard'ın en büyük savunucularından biri olmuşumdur, sözlükte ona bok atanlara verip veriştirmişimdir, arkadaşlara, cahil akrabalarıma hep kendimce onu yedirmemeye çalışmışımdır ve hep de böyle olacak inaşllah.

    fakat; yaptığı hataları görmezden de gelmiyorum bunu yaparken. evet, sonua kadar destekçisiyim fakat her insan evladı gibi onun da hata yapabileceği bazı nedenlerden dolayı başarısız olabileceğini kabul ediyorum.

    atletico madrid eşleşmesinde yaptığı hataları çoğumuz gördük ama yineleyelim yine de. mustafa sarp'ın bu fundamental ve özgüven eksikliğiyle 2 maçta da oynatılması bence yanlıştı. her ne kadar yeteneksiz olduğunu düşünsem de barış dinamizmi ve kendini göstermek için gösterdiği takdire şayan çabasıyla orta sahaya bir sertlik getirebilrdi ve bugün yediğimiz 2. gol bence olmazdı.

    elano'yu her maç erkenden oyundan çıkarması en üzüldüğüm hatası belki de rijkaard'ın. bu kıvırcık saçlı yetenekli çocuk bu maçta belki sakatlığı dolayısıyla çıkarıldı oyundan ama onun yerine giren oyuncu bitmiş okeye dönen ayhan akman mı olmalıydı, işte bu da bir diğer soru işaretiydi. dos santos merkez forvete çekilip arda elano rolüne alınabilirdi.

    son bir hatası da ali sami yen'de 25.000 istekli seyircinin önünde takımı bu kadar geriye yaslamamalıydı. deplasmanda yaptıkları ne kadar takdire şayansa içeride defansif anlamda sorunlu olan atletico'nun üzerine gitmeliydik. gerçi bu konuda onu pek suçlayamıyorum ama en azından maç 1-1'e geldikten sonra kapanmasaydık diyorum.

    neyse sözün özü, bu sezon başarısız olabilir - ki bence şu ana kadarki tek başarısızlığı türkiye kupası'ndan elenmesidir. rasyonel olmayı başarabilirsek bu orta sahayla bir cacık olamayacağını çok rahat görürüz avrupa'da - fakat bu onun gönderilmesini gerektirmez.

    şu ana kadar farklılık yaratabileceğine inandığım lucescu, hagi, gerets, skibbe olmak üzere 4 güzel teknik adamın başını yiyen biz taraftarlar en azından 5.'nin başını yemeyip sabırlı olalım da istikrar neler getirebiliyormuş görelim.
  • not: bu bir rijkaard'ı savunma yazısı değildir, rijkaard'a saldıranlara saldırma yazısıdır. hatta rijkaard ve neeskens'i birlikte değil, yüzeysel olarak sadece rijkaard şeklinde düşünenlere, türkiye'de günah keçisi arama geleneğini dünya futbolunun en saygın adamlarından ikisine uygulamaya çalışanlara saldırıdır. ancak hedef frank rijkaard olduğu için onun üzerinden yönlenecektir. zira bu ülkede insanların düşünce şekillerini iyi yönde değiştirebilmeniz için kafalarına vurmanız gerekir. dileyen kendisine gelecek lafları görmek istemezse yazıyı okumayabilir.

    uzun süredir, hatta uzun süredir demeyelim, frank rijkaard galatasaray'a geldiği günden beri eleştiriliyor, diyeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. rijkaard'ın özellikle son dönemde maruz kaldığı şey eleştiri değil, "en zeki en akıllı benim lan, rijkaard da salatalığın teki" şeklinde düşüncelere sahip adamların kendisine çemkirmesi şeklinde özetleyebiliriz son dönemde yaşananları. sergen yalçın, rıdvan dilmen, her türlü sanal oluşumda kendisini otorite zannedenler, bilimum fenerbahçe yazarı, bir sürü galatarasaray yazarı. bu "takım yazarı" olayı üzerine de kitap yazılabilir ya, neyse. bütün bu insanlar bir türkiye klasiğini her yıl olduğu gibi bu yıl da törenlerle ortaya çıkarmaya çalışıyor, asacak adam arıyor. ancak frank rijkaard türk insanının zannettiği ve hatta umduğu gibi, yazılanları veya medyayı takip edip, sonrasında sinir krizlerine girmiyor. daum gibi medyayı lehine kullanmaya çalışmıyor, her türlü çakallık ve hile arayışı içine girmiyor. sonucunda da çok doğal olarak türk futbolseveri görünümündeki kafatası avcılarına yaranamıyor. böyle şahıslara yaranmak gibi bir derdi ispanya'da da yoktu, burada da yok, bundan sonra da olmayacak. ama tabii ki bu adamın artık yerin dibine sokulmayan tek bir hareketi kalmadı. hatta tek bir tercihine on farklı noktadan sallanıyor. giovani dos santos'un getirilmesine sallayan var, nonda'nın gidip giovani dos santos'un getirilmesine sallayan da var, nonda'nın gönderilip giovani dos santos'un getirilip sonra bir forvet oyuncusu alınmamasına sallayan var, sadece nonda'nın gidişine sallayan var, sadece forvet alınmamasına sallayan var. tutarsızlık ve vurdumduymazlık son noktada. ve bütün bunları yapan adamların biri bile bilmiyor ki giovani dos santos forvet olarak oynayabilen bir oyuncu. veya rijkaard'ın sisteminde nonda'nın kalsa takıma çok faydalı olabileceğini düşünen ruh hastaları var. bakın ismi tekrar söylüyorum, nonda, shabani nonda, bir yanından öbür yanına dönene kadar asırlar geçen nonda, rijkaard'ın hızlı ve bol pasa dayalı sisteminde orta düzey bir yedek olmak dışında, galatasaray'ın semih şentürk'ü olmak dışında ne işe yarayacağını bilemediğim, orta sahaya yardıma gelip aldığı topu 2 metre yanındakine geçirince ne yapmaya çalıştığını bilemediğim, bunu yaparken hücumdaki yerini boş bırakıp takımın ataklarını etkisizleştiren nonda. ama forvet yokluğunda taraftarlar arasındaki tabiriyle "badem gözlü kör". şimdi doğal olarak bazı zeki arkadaşlarımız diyecek ki bu sistemin neresi bol pasa dayalı, neresi hızlı, neresi atak. türk futbolcusu olağanüstü akıllı ve her söyleneni anında kapıyor ya ondan o kadar hızlı ve isabetli oynuyoruz. bir takımı 6-7 ayda total futbol denilen kavramı eksiksiz uygulayacak konuma getirebilecek teknik direktör mü var? veya eksiklerden dolayı forveti olmayan, haftada 2 maç yapmaktan imanı gevremiş, savunmada ezelden beri sıkıntıları olan bir takımı, atletico madrid karşısında bocalamadan kontrollü oynatabilecek kadar üst düzey bir teknik direktör olmak hata yapmak mı? aslında bu soruların herhangi birine cevap istemiyorum, zira cevapları belli.

    frank rijkaard'ın elindeki kadroyu iyi kullanamadığı, galatasaray'ın türkiye kupası ve avrupa ligi'nden elenmesine neden olan büyük hatalar yaptığı söyleniyor, fotomaç tabiriyle dile getiriliyor. hemen antalyaspor maçına bakıyorum, aykut erçetin ve necati ateş'in birleşip turu antalyaspor adına aldığı, ama galatasaray'ın yine de üç gol atıp kazanabildiği bir maç görüyorum. aynı zamanda galatasaray'ın direkten dönen toplarından biri 1 metre içeriye yönelse 180 derece değişecek yorumlar da görüyorum. şaşırıyor muyum, allah sizi inandırsın değil şaşırmak, bunu kim yazmış acaba bile demiyorum. zira hem medyada hem sanal oluşumlarda binlerce kişi salya akıtarak aynı şeyleri söylüyor, aynı "yanlış" şeyleri söylüyor. galatasaray'ın hedefi her zaman için içinde bulunduğu organizasyonların tamamını kazanmaktır, tamam. ama türkiye kupası ne zamandan beri galatasaray'ın "olmazsa olmaz" dediği bir kupa oldu? bu kupayı en çok kazanan takım galatasaray değil mi? asıl önemli soru şu, turu geçemeyince tam bir kaos ortamı yaratan insanlar, galatasaray o maçta sadece bir gol daha bulsaydı ne diyeceklerdi? dedim ya az önce, galatasaray'ın hedefi her zaman tüm kupaları kazanmaktır diye, hedef budur evet. ancak bunu başarmayı garanti edebilecek takım sayısı dünya dediğimiz gezegende sadece 0 (yazıyla sıfır) tane. barcelona'nın bir sezon içinde oynadığı bütün kupaları kazanması dünya futbol tarihinin dönüm noktalarından biridir öyle söyleyeyim de anlaşılsın. hedefler koyulabilir, ancak galatasaray'ın avrupa ligi'nde her yıl final hedefi koyması yanlıştır, hatta gelecek tepkilere davetiye çıkarmaktır. ancak avrupa ligi gibi bir organizasyonda, galatasaray gibi yeni yapılanan bir takımın "önceliğimiz gruptan çıkmak ve bir sonraki turu geçmek, sonrasını birlikte görürüz" gibi gerçekçi ve olması gereken bir hedef koyması, medya tarafından "galatasaray hedef küçültüyor, galatasaray küçülüyor, galatasaray kendi tarihine ihanet ediyor koşun" şeklinde yansıtılacaktır. akabinde çok doğal olarak her türlü habere inanan, mental yapı olarak saf ve nedense insanların inanmak istemediği kadar kötü niyetli olan taraftar isyan eder, "takım elden gidiyor, kimse galatasaray'dan büyük değildir, kimse galatasaray tarihinin üzerine tüküremez, bu takımın hedefi her zaman kupayı almak olacak" diyerek türkiye'de asla eksik olmayan kaos ortamını yaratır. şimdi burada ilginç olan üç şey var;

    büyük takım olmak bir sezon içerisinde oynanan bütün kupaları almak veya talip olmak değildir,
    büyük taraftar olmak takımı kupa kaldırdığı zaman veya maç kazandığı zaman desteklemek değildir,
    büyük oyuncu olmak sadece maç kazandırmak veya büyük bir takımda oynamak değildir.

    bu üç cümle birer teori değil, tez değil. bunlar gerçekler. tek bir takım üzerinden örnek vereyim, liverpool 10 sene boyunca hiçbir kupayı müzesine götüremese bile yine liverpool'dur. liverpool taraftarı, liverpool küme düşse bile her zaman takımının arkasında olduğu için, destek vermek için başarı veya gol beklemediği için, takımı bocaladığında ne yapması gerektiğini sezdiği için büyük taraftardır. steven gerrard, liverpool nasıl bir performans gösterirse göstersin takımı için en iyisini yapmaya çalıştığı için, bu yaşında bile kendini geliştirmeye çalıştığı için büyük oyuncudur. şimdi buna galatasaray cephesinden bakalım; galatasaray, 10 sene boyunca hiçbir kupayı müzesine götüremese bile yine galatasaray olarak kalacaktır. ancak galatasaray taraftarı 2002 sonrası dönemden itibaren çapulcular topluluğuna, sıradan bir gruba, o çok dalga geçtiği fenerbahçe taraftarına dönüştüğü için, takımı gol yediğinde oyuncularını daha çok desteklemek yerine susup takımı iyice demoralize ettiği için, organize olma görüntüsü altında bölündüğü için büyük taraftar değildir. üçüncü bölümü onlarca farklı bakış açısından inceleyebilirsiniz, yönetim daha iyisini getirebilir yönetim hatalı diyebilirsiniz, türkiye'de o kalitede kim var diyebilirsiniz, ancak galatasaray futbolcularının çok büyük bir kısmı, galatasaray gibi bir takım için yeterli yetenekte oyuncular olmadığı için, kafaları sürekli saha dışında olduğu için, kendilerini geliştirmeyi düşünmedikleri için, galatasaray'a transferlerini "büyük takım oyuncusu olmak" yerine "büyük takıma kapağı atmak" şeklinde düşündükleri için, büyük oyuncu olmayı istemedikleri için büyük oyuncular değildir. isim vermekten korkmak gibi bir saçmalık için girmediğim için; barış özbek, rijkaard ve neeskens'in yardımıyla türkiye'de sayılı oyunculardan biri olmak yerine, sıradan ama çok koşan görünümlü, herhangi belli bir işe yaramayan, takımına zarar veren, ne kadar kötü oynadığını kavrayamayan bir oyuncuya dönüşmüştür. ayhan akman, sene başındaki sakatlığından sonra özelliklerinin çok büyük bir bölümünü kaybetmiş olmasına rağmen, yetenekleri ölçüsünde oynamak yerine hayatında yapamadığı hareketleri denemeye başlamış, kısa pas denemesi gereken yerde markaj altındaki arkadaşına uzun pas denemeye, uzun pas denemesi gereken yerde etrafında 3 kişi olan arkadaşına kısa pas denemeye başlamıştır, oyun görüşünü kaybetmiştir. ancak halen bu çizgisini devam ettirmektedir, kendi tercihidir. hakan balta, benim bir futbolcuda gördüğüm en büyük çöküş içine girmiş durumda. savunma sanatının iyi örneklerini sergilerken bu yıl düştüğü durum şudur; hakan savunma anlayışını ve oyun görüşünü tamamiyle sıfırlamış durumda, çok koşamıyor, koştuğu zaman boş koşuyor, ağır, eskiden topu kazanmak için her yolu denerken, bu yıl rakibin karşısında komik durumlara düşüyor, ancak kesinlikle bunu umursar bir görüntü içinde de değil. hakan rakibi savunmaktan çok 5 metre açığında eskortluk yaptığı için, herhangi bir sağ açık oyuncusu rahatlıkla etkili olabiliyor. bunların yanında uğur, mehmet topal, arda turan ve servet çetin'in de isimleri geçebilir ancak uzatmaya gerek yok. galatasaray oyuncularının ne yazık ki büyük kısmı takımın hedeflerine, yansıtılan değil, olması gereken hedeflerine bile uygun şekilde hareket etmiyor.

    olay frank rijkaard'dan fazla uzaklaştı, tekrar geriye dönüyorum. temelde bunu anlatmak için yazmamama rağmen ortaya şu sonuç çıkıyor; frank rijkaard'ın elindeki kadro ile şu anda içinde bulunduğu durum tabii ki başarı olarak değerlendirilemez, ancak bu durum kesinlikle başarısızlık değildir. hani söyleniyor ya, "bu kadro galatasaray'ın 2000'den beri en iyi kadrosu" diye, doğrudur. ancak galatasaray'ın 2001-2006 arası ne duruma düşürüldüğünü düşününce, iki üç iyi transfer ve bazı yetenenekli türk oyuncular ile birlikte bu kadronun 2000'den sonra kurulmuş en iyi kadro olması çok ilginç değil, hatta 2000 sonrası iyi bir yönetim anlayışıyla şampiyonlar ligi finaline gidebilecek bir takımın bu durumda olması trajik. kısaca türkiye kupası'ndan elenmek herhangi bir şekilde rijkaard ve neeskens'in performansını belirleyecek bir durum değil. böyle düşünen taraftarlar takımın hedefini annesinin ligi olarak gören, ama avrupa'da başarısızlık gelince isyan eden, olay çıkaran şahıslardır.

    gelelim avrupa ligi'ne. en başta, kupa maçları başlamadan önce yapılan bir hata var galatasaray'da. taraftarın da içine düştüğü bir oyun var. galatasaray yönetimi yıllardır süren geyiği bozamayacağını bildiği için mecburen hedefi yine "sonuna kadar gitmek istiyoruz" olarak koydu. bu hem bir hatadır, hem de büyük bir baskı altında söylendiği için hata değildir. çünkü bundan başka bir şey söylemek büyük cesaret ve istikrar gerektiriyor. aslında seçim öncesi bunu yapmak cesaretten daha da büyük şeyler istiyor. bu kulübün rijkaard ve neeskens'ten bağımsız yaptığı bir hataydı. bunun dışında taraftarın kendisine oynadığı ve kendisini pusuya düşürdüğü bir oyun var ortada. frank rijkaard ve johan neeskens'in gelişinden sonra ben dahil "avrupa ligi'ni kazanırız bu sene" düşüncesini aklından geçirmeyen tek bir taraftar düşünemiyorum. teknik heyetten bağımsız yapılan ikinci hata da buydu. taraftar kendi oyununa geldi, sadece bir senede, hatta birkaç ayda takımın bir avrupa kupası kazanabilecek seviyeye gelebileceğini düşündü. büyük bir hataya düştü. ancak bir taraftarın düşüncede hata yapması kimsenin mantığına sığmadığı için, taraftarlar "yanlış düşünmüşüm" cümlesini gururlarına yediremediği için, bu ülkede herkes bir futbol otoritesi olduğu için, bütün bu insanlar frank rijkaard gibi bir ismi günah keçisi yapmaya çalıştı, halen de çalışıyor, bundan sonra da çalışacak. ortada teknik heyet ile alakası bile olmayan iki büyük hata var. eleştirilen kanatta, frank rijkaard ve johan neeskens'in bir gün bile "bu kupada finali hedefliyoruz, kupayı alırız, her türlü koyarız" şeklinde, veya bunu işaret edecek bir kelime ettiğini duymadım. yani takımı yöneten kişilerin doğal olarak bu kadar kısa süredir çalıştırdıkları bir takımla ilgili böyle bir hedefleri olmamasına rağmen, daha önce de söylediğim gibi taraftarlar kötü niyetli, gaza gelmeye müsait, manipülasyon konusunda sabıkalı, zeki geçinen bir grup olduğu için kimseyi değil, en suçsuz olan kişileri ateşe atmaya çalışıyor. ancak genelde olduğu gibi başarılı olmaları bu sefer çok mümkün değil, zira yönetim aslında sinek vızıltısı gücünde olan ruh hastası gruplara itibar etmiyor. frank rijkaard ve johan neeskens ikilisi de bir grup provoke edilmiş fanatikten etkilenecek kadar küçük isimler değil.

    bütün bu olayların patlama noktası olan atletico madrid serisine gelirsek. frank rijkaard ve johan neeskens atletico madrid'i maçlar öncesinde olağanüstü iyi analiz etti. atletico'nun sene başından beri devam eden kötü ve dengesiz oyununu galatasaray maçlarında daha da dağınık bir şekilde ortaya koymasını sağlamak için elinden geleni yaptı. bazı sorunlu kişiler galatasaray'ın bu eksiklerine rağmen atletico'dan daha iyi bir takım olduğunu ve iki maçı da rahat kazanması gerektiğini düşünüyordu orası ayrı. birincisi, atletico madrid kadro kalitesi olarak tam takım sahaya çıkacak bir galatasaray'dan bile üst düzey bir takımdır. ikincisi, atletico madrid karşısında kazanmak zannedildiği kadar kolay bir iş değil, zira atletico madrid aslında bu sene puan tablosunda görüldüğü kadar kötü bir takım değil. ve gerçek performanslarını anlık da olsa sahaya yansıtabiliyorlar. galatasaray'ın şansı atletico'nun şu dönem ortaya koyduğu performansın "rezalet" kavramının sadece bir parmak üzerinde olmasıydı. ispanya'nın gelmiş geçmiş en iyi üçüncü takımı kendileri, ne kadar inanmak istemeseniz de. aynı şekilde turun favorisi de atletico'ydu. buna rağmen galatasaray deplasmanda uygulanabilecek en iyi oyun anlayışını ortaya koydu. galatasaray'ın dağınık rakibini daha da bozmaya çalışacağı malumdu. ancak bunu önde basıp rakibin hücum hattını uyandırmak yerine, tempoyu biraz aşağıya çekip zaten kötü olan atletico savunmasını zaman zaman bulunacak ataklarla avlamaya çalışarak yaptı teknik heyet. başarılı da oldular. caner'in ilk maçta alakasız bir faul ile rakibe bir gol hediye ederek, ikinci maçta da kırmızı kart görerek atletico madrid'in en iyi oyuncusu olmasını es geçersek. galatasaray hem deplasmanda hem evinde çok fazla pozisyon vermeden birer gol attı. yani atak oynamayan galatasaray, savunmaya kapanan galatasaray, tarihine ihanet eden galatasaray, bu taktik ve sistemle oynadığı iki atletico madrid maçında, bir de beşiktaş derbisinde gol attı. deplasmanda istenen skor alındı, atletico madrid zaten yaymış bir takım olduğu için çok da önemsediklerini düşünmüyorum. ikinci maça kadar geçen 1 haftada galatasaray bir deplasman derbisi oynadı, kazanabilecekken, arda'nın çıkışı ve bir kaleci hatası yüzünden 1 puana razı oldu. atletico ise almeria'ya kaybetti. beşiktaş maçında yaşanan durum atletico karşısında da yaşandı. arda'nın sakatlığı inönü'de 2 puanın bırakılmasına neden olurken, elano'nun sakatlığı ali sami yen'de turu verdi.

    bu maçın dört adet kırılma noktası var. arda'nın ilk yarı sonunda kaçırdığı pozisyon, elano-ayhan değişikliği, "bir grup hakem"in galatasaray'ın penaltısını vermemesi (daha doğrusu hakemlerin tamamının turu atletico'ya vermek için düzenli olarak çalışması) ve caner'in kırmızı kartı. bu kırılma noktalarının tamamının galatasaray'ın aleyhine olması maçın 2-1 bitmesini çok da şaşırılacak bir durum olmaktan çıkarıyor. arda'nın pozisyonu kaçabilir, arda sonuçta bitiriciliğiyle bilinen bir oyuncu değil. burada frank rijkaard'ın bir suçu yok. elano-ayhan değişikliği zorunluluktan, ayhan yerine girebilecek daha iyi bir oyuncu da yoktu. burada da herhangi bir hata göremiyorum. hakem konusunda herhangi bir şey söyleyemiyorum, bu adamlara karşı skorun 2-1'de kalması bile bir başarı. rijkaard ve neeskens hakemleri değiştiremeyeceğine göre burada da bir hataları yok. caner'in kırmızı kartı kendi vurdumduymazlığı yüzünden gerçekleşmiş bir durum, cezası da kesilecektir. burada da teknik heyetin bir hatası yok. e şimdi teknik heyeti yerin dibine sokan kesime içimizden sunturlu bir küfür savurursak biz mi hatalı oluyoruz? frank rijkaard ve johan neeskens bu maçta da atletico'yu en iyi şekilde çözdü, kırılma noktalarının galatasaray aleyhine olmasını bile dengelemeyi başardılar. ancak caner'in atılmasından sonra takımın oyuncularının bir kısmı, zaten kötü oynamalarına rağmen bir de hadlerini aşıp mücadeleyi ve oyun anlayışını bırakınca turu geçmek imkansıza yakın bir duruma geldi. maçı uzatmalara götürebilsek bile ne olacağı malumdu. bu söylediklerime zannetmiyorum ki katılmayan olsun. bu da demek oluyor ki turun geçilememesinde frank rijkaard'ın ve johan neeskens'in bir hatası yoktur. hatta ilk maçta galatasaray taraftarını bu kadar ümitlendirebilecek bir skorun alınması ve ali sami yen'de son dakikaya kadar en azından uzatmalara gidebilecek maç, bu iki üstadın eseridir. şimdi ben rijkaard'a desteksiz sallayan, futbolu bildiğini zannedip en basit şeyleri bile görmekten aciz, ama herkesi eleştirmeye gücü ve yetkinliği olduğunu zanneden bir grup "futbolsever"e soruyorum;

    frank rijkaard ve johan neeskens'in hatası iki maçta da galatasaray taraftarını ümitlendirecek bir futbol ve skor ortaya koymak mı? nonda gibi çok uzun süre önce gitmesi gereken bir oyuncuyu gönderdiklerinde yerin dibine sokulan bu isimler, size göre bu transferde sorumlu ve hatalı, ancak lucas neill, jo, mustafa sarp transferlerinde herhangi bir etkileri yok mu? kısaca sizin hata olarak değerlendirdiğiniz bir durum gördüğünüzde kör gözüne parmak hesabı davranırken, övülmesi gereken şeyleri neden es geçiyorsunuz? birini övdüğünüzde yeterli primi yapamıyor musunuz? bu kadar ağır sözlerle suçu olmayan insanları eleştirebildiğinize göre galatasaray'ın ligde lider olması sizi üzüyor mu? veya belki de aslında zannettiğiniz kadar futboldan anlamıyorsunuz, olamaz mı? belki de kendi sorunlarınızdan kurtulmak için birine saldırıyorsunuz, bu yüzden herhangi bir dayanağınız olmamasına rağmen frank rijkaard'a ve bununla bağlantılı olarak (taraftarlar için konuşuyorum) seviyorum dediğiniz takıma ve değerlerine saldırıyor olabilir misiniz? ve merak ediyorum bunlara cevap verebilir misiniz?

    son olarak, frank rijkaard ve johan neeskens buraya türkiye futbolunu kurtarmaya gelmedi. zira kurtarmak dediğimiz eylem, futbol sözlüğünde aslında bir takımı veya organizasyonu bulunduğu seviyeden, çoğunlukla oldukça kötü bir seviyeden, çok farklı bir seviyeye çıkarma anlamına gelir. ancak türk futbolu zihniyet olarak kurtarılabilecek durumda değil. guus hiddink belki türkiye milli takımı'nı bir sonraki avrupa şampiyonası'na götürecek, belki dünya kupası'na da götürecek, şüpheli ancak muhtemel. ama bıraktığı gün türkiye yine kendi normaline dönecek. guus hiddink'in bile işi bu değilken, frank rijkaard'ın ve johan neeskens'in işi nasıl bu olabilir? bu iki adamın işi galatasaray'ı bile kurtarmak değil aslında. kısa vadede hedef galatasaray'ı özhan canaydın döneminin iyileştirilmesi imkansız etkilerinden kurtarılabilecek duruma getirmek. uzun dönem hedefi ise frank rijkaard ve johan neeskens'in oturtacağı sistem ve oyun anlayışını devam ettirebilecek teknik adam ve futbolcularla çalışıp, galatasaray'ı olması gereken yere çıkarmak. ve hala taraftarlar bunu anlayamayıp, dünya futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi futbolcularından ikisini, aynı zamanda dünyanın en iyi teknik adamlarından ikisini yargılayabilecek, mahkum edebilecek cesareti kendinde buluyor. adnan öztürk diye, en azından benim sadece franck ribery'i getirmesiyle tanıdığım bir şahıs çıkıyor, sapıtmış liselilerin gazıyla galatasaray'ın zaman zaman hatalar da yapsa en iyi yönetimlerinden birinin karşısına çıkacağını söylüyor. yönetimi kötülüyor, neredeyse hakaret ediyor. ve bu adam küçük de olsa bir kesimden destek görüyor. şaşırılacak bir durum mu, hayır. ama üzücü bir durum. yönetimin karşısına birinin çıkması değil, başarılı bir yönetimin karşısına başarısız bir adamın çıkması, daha doğrusu ortaya atılan isim olması üzücü bir durum. başarılı olan her kesimin ve insanın engellenmeye çalışılması, ve bu durumun değişmeyecek olması üzücü.

    bu yazdıklarımın onlarca kat fazlası yazılabilir türkiye'nin insanlarının, futbolunun, zihniyetinin, kabul ettirilmeye çalışılanların hakkında. bunlar sadece frank rijkaard ve johan neeskens hakkında olan bölümünün çok küçük bir parçası. nasıl olsa değişmeyecek şeyler hakkında yazmak yoruyor insanı. bu yazdıklarımı baştan sona çok az insanın okuyacağını, daha azının dikkatli okuyacağını, daha da azının ciddiye alacağını, ama öbür tarafta çok büyük bir grubun bu söylediklerimi umursamayacağını, hatta kendi sığ düşüncelerine daha da sıkı sarılacağını bilmek, başkalarını bilmem de benim daha uzun yazmamı engelliyor. bu yazının başından sonuna kadar söylediklerime katılmak zorunda değilsiniz, sorgulanamayacak kadar doğru şeyler yazdığımı iddia etmiyorum, zaten insanın kendi doğruları genelde toplumun veya geniş bir grubun genel doğrularına uymaz. okumak zorunda değilsiniz, uzun bir yazıyı takdir etmek zorunda değilsiniz, hatta sadece uzun diye bir yazı takdir edilmemelidir zaten. ama okursanız bari düşünün. ulan tamam, saçmalıyor bile olabilirim, asla iyi yazdığımı düşünmedim. bu yazdıklarımın en ufak bir anlamı bile olmayabilir, ama bunu da düşünün.

    "sen bize nasıl bilmemne dersin" diyecek olanlara not: karşıt görüşlere saygı duymak önemlidir. düzgün bir şekilde dile getirildiği sürece genelde çoğu görüşe saygı duyarım. bunları frank rijkaard ve johan neeskens'e aklı başında eleştiriler getirenlerin bir kısmına karşı yazmadım. ancak henüz bir yılını bile doldurmamış bu iki efsane isme şu dönemde aklı başında eleştiriler getirmek çok mümkün değil. bu adamlar hata yapamaz mı, yapar. ancak bunu hem çok sık göremezsiniz, hem görmek çok kolay değildir, hem de yapılan hatalar neredeyse hiçbir zaman ciddi boyutlarda olmaz. diyorsanız ki ömürlerini futbola vermiş, dünya futbolunu yönlendiren isimlerden olan bu iki adamın hataları çok bariz, ben görüyorum ama onlar görmüyor, o zaman bu yazıyı buraya kadar boşuna okumuşsunuz.