• --- ön bilgi ---
    öncelikle bu girdi mümkün mertebe siyasi tartışmaların dışında kalarak, oralardan örnekler içerecektir. işbu girdinin amacı fenerbahçe'nin 28 şampiyonluk yalanını nasıl işlediğini gözler önüne serebilmektir ve bu amaçla siyasal örneklere ihtiyaç duymaktadır. örnekler tamamen kavramları daha anlaşılır kılmak adına kullanılacaktır.
    --- ön bilgi ---

    fenerbahçe camiası tutturdu bir "1959 öncesi şampiyonluklar", "28 şampiyonluk" zırvası. peki bu "zırvalar" ciddiye alınmalı mı, yoksa "he anam babam he" diyip geçilmeli mi? benim fikrimce ciddiye alınıp bu saçmalığa dur demeliyiz. neden? işte burada karşımıza bir kavram çıkıyor, post-truth.

    post-truth dediğimiz kavram yeni yeni ortaya çıkan, yanlış hatırlamıyorsam 2007'de oxford sözlüğü tarafından yılın kelimesi seçilen bir kavram. temelde yalan haber ancak kendisini fake news'tan ayıran bir nokta var. o da yalanın kurgulanması. post truth türkçe'ye önce gerçek ötesi olarak çevrildi. ancak "gerçek" kelimesi farklı anlamlara geldiğinden dolayı ve truth kelimesini tam ve anlaşılır tercüme edebilmek adına "hakikat sonrası" diye çevirmek daha doğru olacaktır. bana sorarsanız kelimeyi tam karşılayan öbek ise yaratılmış gerçeklik. yalanın gerçeğe dönüşmesi anlamına geliyor bu kelime. fake news dediğimiz şey ise bariz yalan.

    öncelikle, bir ara bilgi olarak bir şeyi düzeltme ihtiyacı duyuyorum şu an. bilinen ve kabul gören yanlış gazeteciliğin tarafsız olması gerektiğidir. gazetecilik ve gazeteci tarafsız olamaz, olmamalı. gazeteciliğin doğuşu zaten "bir tarafın sesini duyurmak" olduğundan dolayı ideal gazetecilik doğru tarafı seçebilmek ve onun sesi olabilmektir. "tarafsız gazetecilik" gazeteciler arasında yüz karası olarak adlandırılır. tekrar ediyorum esas mesele yönetilenlerin, azınlıkların ve güçsüz ancak haklıların tarafında olabilmektir. olaylara tarafsız yaklaşabilmek ile tamamen tarafsız olmak çok farklı şeylerdir. en basitinden örnek vermek gerekirse galatasaray fenerbahçe'yi badminton'da, fenerbahçe de galatasaray'ı masa tenisinde yenmiş olsun aynı gün aynı saatte oynanan maçlarda. hangi maçı manşetten, hangi maçı ikinci sayfadan verdiğiniz bile sizin tarafınızı belirler.**

    neyin doğru neyin yanlış olduğuna nasıl karar veririz? bunu da uzun uzun anlatacak değilim ancak merak edenler için bana göre en doğru formülasyonu buraya bırakıyorum; kant etiği.

    peki medya her zaman etiğe uyuyor mu? hayır çünkü artık gücünün farkında; ihtiyacı olan doğruyu yaratma gücü. iktidar ve medya ilişkisi çok da geçmiş aşamalarını kurcalamadan anlatacak olursak, günümüzde birbirine bağlı ve bağımlı durumda. birisi en önemli haber kaynağı iken diğeri de toplumu manipüle edebilecek güce sahip oldu yıllar içerisinde. bu aşamaya gelinince de post-truth dediğimiz kavram ortaya çıktı. iktidarların toplumu yeniden inşa edebilmek adına bazı söylemlere ihtiyaçları olur ve bunu ancak medya aracılığıyla, toplumu manipüle ederek elde edebilirler. post-truth dediğimiz şey* bir yalanın, kullanılacak politika ve söylemlere uygun olarak çok iyi kurgulanarak ve işlenerek zaman içerisinde "doğruya" dönüşmesi olayıdır. işte burada girdinin başında verdiğim siyasi örnekler devreye giriyor, ancak bu örnekleri sözlük içerisinde tartışmaya açmak istemediğimden dolayı sadece tüm medyanın kabul ettiği şekilde anlatacağım;

    soruyorum size, gezi parkı sırasında ortaya çıkan "kabataş olayları" yaşandı mı? kanal d, 6 ay sonra bu olayların aslında yalan olduğunu bizzat kamera kayıtlarıyla kanıtladı. görüntüler ve haberler internette mevcut. dönemin emniyet müdürü de olayı yalanlarken soruşturmayı yürüten savcı da delilsizlikten dolayı soruşturmayı kapattı.

    tekrar soruyorum, kabataş olayı yaşandı mı? evet yaşandı. o gün orada hiçbir başörtülü kadın yerde sürüklenmedi, deri eldivenli çıplak insanlar kimsenin üstüne işemedi ama kabataş olayı yaşandı. kabataş olayı ilk ortaya atıldığında takvimler haziran 2013'ü gösteriyordu. kanal d'nin kamera kayıtlarına ulaşması ve yayınlaması ise tam 7 ay sonra oldu, şubat 2014'te. bu 7 aylık süreçte siyaset ve medya bu olayı o kadar güzel işledi ki. önce "mağdur kadın" ile görüştüğünü, daha sonra kamera kayıtlarını izlediğini öne süren gazeteciler ortaya çıktı. tanıklar yaratıldı ve ana haber bültenlerine konuk olarak alındı. daha sonra da bu olay üzerinden siyasi söylemler üretildi ve bunlar politika haline getirildi. 7 ay sonra olayı yalanlamanın bir önemi kalmamıştı zira bu süreçte iktidar gezi parkı eylemcilerini din karşıtı, fetişist zalimler olarak suçlamıştı ve olayları sadece medyadan takip edebilen tarafsız kesimin tek haber kaynağı medyaydı. kabataş olayı gerçekten yaşansaydı "gerçekten" var olsaydı bu olay nasıl kullanılırdı siyasette diye düşünmeye gerek kalmadı çünkü "gerçekmiş" gibi kullanıldı. işte post-truth dediğimiz şey budur. fake news'tan ayıran nokta da budur. ikisi de temelde yalan haber ancak farkı bu. fake news'ı kimse umursamaz, etki yaratmaz. onu post-truth ile yoğurursanız o artık sahte değil gerçek haber olur.

    buradan sonrası tamamen, kısaca fenerbahçe ve fenerbahçe medyasının çabasını özetlemek üzerine olacak.

    fenerbahçe'nin 1959 öncesi şampiyonluklar sayılsın safsatası yeni değil, ama daha önce hiç ciddiye alınmadı. bunun herkes farkında. ancak bu sefer yönetimde medyayı nasıl kullanabileceğini bilen, yıllarca parça monte eden ancak müthiş üretim yaptığı yönünde toplumu manipüle edebilmiş bir grup var. medyanın ulaştığı gücün farkında olan bir grup. 28 şampiyonluk yalanını post-truth kavramı ile gerçeğe dönüştürmek istiyorlar. peki neler yaptılar, yapıyorlar, yapacaklar?

    ilk olarak 28 şampiyonluk yalanının, başarısızlıklarını örtmek için kullandıklarını bilen fenerbahçe taraftarı bu yalana inanan taraftardan daha fazla. hem nicelik hem nitelik olarak. ilk amaç bunları inandırabilmek. 28 şampiyonluğun tarihlerinin basılı olduğu tshirt fenerium tarafından geçen gün satışa sunuldu, hedef 29. şampiyonluk mesajı içeren görsel ve haberler sürekli olarak fenerbahçe spor kulübü'ne ait websitesi ve sosyal medya hesaplarından pompalanıyor. buradaki amaç öncelikle 28 şampiyonluğun bütün taraftar tarafından kanıksanması ve kabul edilmesi. kabul etmenin en kolay yolu alışmaktır. bu kadar dillendirilen bir şeye de bir yerden sonra alışkanlık kazanılması çok olağan ve sık görülen bir şeydir.

    #hedef29 tshirtü*: https://www.fenerium.com.tr/...muza-t-shirt/1107790
    sabitlenmiş tweet: https://twitter.com/.../1162341252613967872

    bunun yanı sıra futbolcular tarafından da 29. şampiyonluk mücadelesinin verildiği söylem olarak dile getiriliyor. fenerbahçe tarihini zerre bilmeyen zanka'nın açıklamaları tesadüf değil. arkasında yönetim tarafından dayatılmış bir kolektif bilinç söz konusu.

    zanka'nın açıklamaları: https://twitter.com/...519292043452417?s=19

    peki kendilerine tepki gelmeyecek mi? tabi ki gelecek ve bunu öngörmüşler. tolga ciğerci'nin yaptığı "şutlarım çok iyi bunu öbür tarafta göstermiştim" açıklaması oyuncunun dil bilgisinin yetersiz olmasıyla veya talihsizlik olarak açıklanamaz, açıklanmamalı. "öbür taraf" karşıtlık belirten bir ifade. galatasaray'dan "karşıt", "düşman" olarak bahsetmek istiyorlar çünkü galatasaray eğer 28 şampiyonluk olayına tepki koyarsa "bunu yapıyorlar çünkü onlar bizim düşmanımız" demek istiyorlar.

    böyle pek çok örnek sunulabilir. daha niceleri var ve eminim hepiniz karşılaştınız bunlarla ama sonuç olarak aynı yere çıkıyor. evet fenerbahçe yönetimi başarısızlığını bir şekilde örtmek istiyor ancak bu sefer aziz yıldırım edasıyla fenerbahçe formasının çeşitli yerlerine yıldız bastıracak kadar da amatör değiller. doğru koşulları oluşturuyorlar. 28 şampiyonluk yalanını ilk ortaya atan nihat özdemir'in bir anda, hiç ortada adı dahi geçmiyorken birkaç gün içerisinde "tek aday" olarak seçime girmesi tabi ki tesadüf değil. fenerbahçeli bir başkanı şahsen ben de bekliyordum ancak uygun koşullar oluştuğunda 1959 öncesi şampiyonlukları en hızlı onaylayabilecek isim şüphesiz nihat özdemir.

    peki fenerbahçe bundan sonra ne yapacak? tahminlerimi sıralayayım, öncelikle futbolcuların 29. şampiyonluk mücadelesi söylemlerinin sayısı artar. özellikle serdar aziz ve emre belözoğlu'ndan da böyle söylemler bekliyorum. aynı zamanda galatasaray karşıtlığı söylemleri de yine bu ikili başta olmak üzere gelmeye devam edecektir. hatta arada bir yerde sadık çiftpınar'dan maç sonrası röportajı olarak falan "ben galatasaray altyapısında fenerbahçeli olduğum için çok haksızlık gördüm, fenerbahçe ailem" tadında bir şeyler de gelebilir. daha sonraki süreçte önce fenerbahçe muhabiri gibi gözükmeyen ancak fenerbahçeli olan medya çalışanları televizyon ekranlarında 28 şampiyonluk zırvalıklarına başlar. kimse "verin kardeşim fener'in kupalarını" demez ama herhangi bir galibiyet sonrası "29. şampiyonluk yolunda emre b.'nin rolü çok önemli falan fasarya" tadında araya sıkıştırmalar başlar. o gün geldiğinde anlayın ki 28 şampiyonluk söylemi "normalleşmiştir".

    son aşama olarak fenerbahçe yönetimi açık açık savaş ilan eder tff'ye. konuyu yargıya taşıyacağını söyler. beşiktaş zaten '59 öncesinden iki şampiyonluk aldığı için muhtemelen ağzını açmaz hatta destekler. tff de, nihat özdemir yani, uzlaşmacı bir tavır sergiler. der ki kulüpler birliği'ni toplayın, oylayın. kulüpler birliği'nden de onay çıkar ve fenerbahçe'nin 28 şampiyonluk yalanı artık tescilli bir doğru olur. geçmiş olsun. tabi muhtemelen fenerbahçe sadece şampiyonluk sayısıyla kalmaz faizi ile beraber tff'den şampiyonluk primi de alır. bunu almak için istemesine gerek bile olmaz.

    peki bu konuda galatasaray'a ne düşüyor? şaka gibi gelebilir ancak bununla mücadele etmenin yolu karşı kamuoyu oluşturmaktan geçiyor sadece. sürekli doğru bilgileri anlatan ve bilen bir kamuoyu. en ideal çözüm bu. galatasaray camiası, taraftarı her 28 şampiyonluk ibaresini gördüğünde "yalancıyı sikmiyorlar ya" tarzı söylemlerini bir kenara bırakıp doğruların peşinde koşmalı, anlatmalı. hıncal uluç her gün fatih terim'e söveceğine birazcık itibarını kullanarak belgelerle yalanlamalı. zaten var olan belgelere ulaşmak, sarı basın kartı sahibi muhabir ve gazeteciler için zor olmasa gerek. sarı basın kartı almak da çok zor değil bu isimler için. galatasaray yönetimi çok dillendirmeden hatta hiç söylemde bulunmadan medya ve entelektüel insan gücüyle savaş açmalı bu 28 şampiyonluk yalanına. fenerbahçe camiası kamuyu yanlış bilgilendirmekte bir beis görmüyor ey galatasaraylı hukukçular!

    28 şampiyonluk, 1959 öncesi şampiyonluklar sayılsın gibi söylemlerin arkasında yatan zihniyeti görmezden gelmek ne yazık ki yanlış hamle olacaktır. fenerbahçe gerekli kamuoyunu yarattığı gün iş işten geçmiş olacak. evet ben de farkındayım fenerbahçe'ye bugün 5 yıldız verilse maksimum 15 yıl içerisinde onları tekrar geçeceğimizin ancak olayın nerelere gidebileceğini anlatmaya çalıştım. bugün bu yalanı doğru yapar, o uydurma şampiyonluklara hak kazanırlarsa yarın öbür gün neler isteyebileceklerini hayal etmek bile zor. ve bu sadece bir olay için, nasıl bir dünya'da yaşıyoruz bunu da görmek, düşünmek lazım. tartışmak, konuşmak isteyen herkese açığım. lütfen post-truth'u olur olmadık her yerde galatasaraylılara ve dostlarınıza anlatın. bir gazetecilik öğrencisi ve medya mensubu olarak gücümün farkındayım ancak bu gücün yanlış kalemlerde nasıl bir belaya dönüşebileceğinin de farkındayım. doğrudan ve gerçekten ayrılmayın.

    saygı ve selam ile...
  • hazır yeri gelmişken kısaca bir hatırlatma yapmamız gereken şikeci kulüp. unutulmasın nasıl affedildiği.

    şimdi adım adım yazacağım. çokta uzatmadan.

    - etik kurul 14 klasörden oluşan raporunu tamamladı. sonuç neydi? şike vardır.
    - rapor kesinleşince nihat özdemir kamuoyuna 58. madde değişmeze ülke futbolu batar diyerek çıktı ercan saatçinin hurriyet gazetesinde. kulüp tarafından hiç yalanlanmadan.
    - taraftar biz şike lekesi istemeyiz deyince cayıldı. o halde "şike konusunu komple ortadan kaldırmalıyız" kararı alındı.
    - sporcusu, siyasetçisi, medya mensubu, yöneticisi bin bir kez dönemin başbakanı rte'yi ziyaret ettiler.
    - 3.000 kişilik mitingler 35-40 bin denilerek lanse edildi. medya tepki korkunç mesajı verdi. oy kaybı riski konusunda ikna edildi başbakan.
    - aziz yıldırım çıktı; ''benimle başbakanın arasına kimse giremez'' dedi. 5-6 aydır ağzını bıçak açmayan, taraftarı "cemaatin işi" diye yırtınan aziz yıldırım.
    - başbakan kararı verdi. sonrası zaten süreç meselesiydi.
    - buradan kurtulmanın tek yolu raporun yok edilmesiydi. onu da ancak etik kurulu yok ederek yapabilirlerdi.
    - etik kurulu yok etmenin tek yolu neydi? tff yönetiminin komple istifa etmesiydi.
    - tff 58. madde için genel kurula çağırdı, kulüpler birliğinin büyük bölümü destekler gözüktü.
    - kongre kesinleşince 58 gündeme geldiğinde sesini bile çıkarmayan aziz yıldırım biz istemezük dedi.
    - daha önce 58 diyen nihat özdemir ve tv programlarında kamuoyu kovalayan ali koç biz de istemeyiz dedi.
    - bu sefer sanki gs ile fb aynı şeyi istiyormuş gibi garip bir durum oluştu. oysa bir tanesi sadece oyuncuydu.
    - tff kurul günü sanki fenerbahçe genel kuruluymuşçasına tüm fener yöneticileri çıktılar tff'yi indirmek için vurdular ardı ardına.
    - tff'nin (güya) çözümü genel kurulda reddedilmiş oldu. mehmet ali aydınlar bana güvenmiyorsunuz, düşüneceğim o zaman dedi. kendisine kurtuluş yolu açıldı.
    - bir iki gün bekletilip süreçteki tek bilinmeyen uefa suçlu ve kötü niyetli pazarlanmaya başlandı. toplum vicdanı için bu gerekliydi.
    - maa uefa tartışmaları eşliğinde istifa yazısında bile uefa'ya sitem ederek istifa etti.
    - bir tek kendi istifa etmedi. tepe yöneticiler de etti. yani? yönetim düştü.
    - sadece yönetim mi düştü? hayır tüm kurullar düştü. etik kurul da düştü.
    - etik kurul düştü ne demek? şike vardır raporu kadük oldu demek.
    - kadük oldu ne demek? baştan yazılacak demek
    - kim yazacak bu raporu? yeni gelen etik kurulu
    - yeni gelen etik kurulunu kim seçecekti? başbakan.
    - sonuçta ne oldu "şike yok, bir şeyler varsa da sahaya yansımamış" dendi.
    - fener kurtuldu. sadece cezadan değil şikeden hüküm giymektende.

    işte buna kumpas denir, siyaset denir, çürümüşlüğün içinde manevra kabiliyeti denir. gözümüzün önünde olmasına rağmen önüne geçemedik bu pisliğin. adım adım nakış nakış işlendi orta oyunu. yazıklar olsun.

    yine siyaset, iktidar, kokuşmuş düzen kazandı. bizler de ne oluyor derken bitti ve gitti.

    başta iktidar üyeleri olmak üzere tüm fenerbahçe yöneticilerini ve maa'yı üstün yeteneklerinden dolayı tebrik ediyorum.

    fazla lafa gerek yok.

    yarın rakibimizsiniz ama ebediyen şikecisiniz.
  • teknik direktörünün bugünkü açıklamalarından satır başları;

    "adaleti herkes için istememiz gerekiyor."

    hatırlanan: (bkz: 28 kasım 2018 kulüpler birliği vakfı açıklaması)

    "arkadaşlar inanabiliyor musunuz, oyun oynanırken kural değişti."

    hatırlanan: (bkz: futbol disiplin talimatı 58. madde)

    "var'a gitmeniz gereken pozisyonda gitmiyorsunuz."

    hatırlanan: (bkz: 14 nisan 2019 fenerbahçe galatasaray maçı)

    sonra kötüsünüz, keser döner sap döner gün gelir hesap döner deyince kızıyorlar.

    herkesin adaleti şaşar, allah'ın adaleti şaşmaz.
  • türk futbolunun en kirli camiası olarak yine bir şeyler çeviren takım. harcama limitleri konusunda bünyesinde çok sayıda barındırdığı şımarık zengin çocuğu ağlamasından birden sessizliğe büründüler. bu arada henüz açıklamasalar bile yıllık maliyeti 4 milyon euro olan sol bek aldılar.

    https://t24.com.tr/...m-ifade-ediyor,23703

    yukarıdaki linkte harcama limitlerinin neyi kapsadığı anlatılmış. kısaca, futbolcu ve teknik ekip maaşları, gelen giden bonservis ve menajerlik ücretlerinin toplamı diyebiliriz.

    yeni açıklanan güncel limitlerde fenerbahçe'ye 224 milyon tl bütçe verilmiş. yaklaşık 33 milyon euro. yani denmiş ki fb bu yıl futbolcu ve teknik ekip maaşları, gelen giden bonservis ve menajerlik ücretlerinin toplamına 33 milyon euro harcayabilir.

    http://www.hurriyet.com.tr/...ni-acikladi-41409588

    bu güncellenmiş listedir. önceki listede fenerbahçe'nin limiti 206 milyon tl olarak belirlenmiştir.

    posta gazetesinin 3 aralık 2019 tarihli haberi, kapa dayanan bir haber olup fenerbahçe'nin harcama limitlerini 2 kat aştığı ve 65.1 milyon euro oyuncu ve teknik ekip gideri harcadığını belirtiyor.

    https://www.posta.com.tr/...iki-kat-asti-2223666

    bu haberler devam etti ve yeni limit olan 224 milyon tl verildikten sonra fenerbahçe'nin %80 aşım yaptığı söylendi ki bu da yaklaşık 65 milyon euro'ya tekabil ediyordu.

    kaldı ki fenerbahçe açıklama yaparak, içerden bilgi sızdırılarak süreç manipule ediliyor dedi ve 65 milyon euro'yu doğruladı. fenerbahçe'nin açıklamasına ait link aşağıda. tutar, oran hatalı gibi bir ibare de yok. üstelik sonradan başvurmadık demelerine rağmen federasyon ile görüşüyoruz diye açıklama yapmışlar.

    https://www.cnnturk.com/...n-surdugunu-acikladi

    bu açıklamanın üstüne haberler kesildi. fenerbahçe başkanı bir kaç gün sonra çıkıp önce mağdur edebiyatı yaptı, sonra federasyona başvurmadık diyerek kendisini yalanladı, en son da limiti 82 milyon tl aştık dedi. yani 420 milyon tl'yi birden 300 milyon tl'ye çekti. yani yaklaşık 45 milyon euro.

    aşağıda bu konuda güvenilir sitelerden birisinin maaş bilgisi var. sadece en yüksek 5 oyuncu gözüküyor. toplamları 19 milyon euro. bu hesaba göre altyapı oyuncuları hariç kalan 21 oyuncu, teknik ekip, ve ayrılan kameni ve ayrıca menajerler toplam 26 milyon euro'ya mail olmuş.

    https://www.capology.com/...fenerbahce/salaries/

    bu noktada, yine başkanlarının biz menajerlere 13,6 milyon eur ödedik açıklaması var. iki yıl için desek yıllık 6,8 milyon eur.

    https://www.aa.com.tr/...l-mi-oldunuz/1701108

    çoğunluğunu kendilerinin açıkladığı bütün bu kaynaklı bilgilerden sonra bizim fenerbahçe'nin 45 milyon euro harcadığına inanmamızı istiyorlar. daha ileri gider, 5 oyuncu ve menajerleri çıkarsak 20 milyon euro. emre, kameni, zanka, serdar, ısla, muriç, garry, hasan ali, ozan, sadık, jailson, ekici, tolgay, deniz türüç, mevlüt, tolga, ferdi, harun, berke, zajc, alper, ersun yanal ve teknik ekibin maliyeti 20 milyon euro yani!

    hadi inanalım.

    sonra da bir haber çıkıyor, fenerbahçe banka anlaşması yaparsa, -80'den +50'ye geçecek. yani limiti 350 milyon tl olacak.

    galatasaray'ın harcama limiti 450 milyon tl iken fenerbahçenin harcama limiti 350 milyon tl. harcama limitleri belirlenirken aşağıdaki gelirler dikkate alınıyor,

    gişe gelirleri,
    sponsorluk ve reklam gelirleri,
    yayın gelirleri,
    ticari faaliyet gelirleri,
    gruplara kalınırsa uefa gelirleri

    kpmg raporuna girmeyip, diğer gelirleri sabit alsak bile galatasaray'ın yayın gelirleri ve uefa gelirleri fenerbahçe'den 400 milyon tl daha fazla. hal böyleyken ne hikmetse sadece 100 milyon tl fazla harcayabiliyoruz fenerbahçe'den.

    komplo teoricisi biri değilim. mesela elif elmas konusunda el altından bir şey döndü demem, bence menajer başarısı. ama bu harcama limiti konusu türk futbol tarihi rezilliklerine en üst sıralardan girecek gibi. fenerbahçe iyice türk futbolunun ağlayan şımarık çocuğuna dönmüş durumda. karakter örtüşmesinin en güzel örneği.

    atanmış federasyon ise kamuoyunu ürkütmeden çocuğu susturma derdinde.
  • ingiltere'de bi dönem futbolcuların iki fiyatı vardı ya: gerçek fiyatı, chelsea fiyatı diye..
    türkiye'de de yerli futbolcuların iki fiyatı var: bir, gerçek fiyatı. iki, sen vermezsen fenerbahçe verir fiyatı..

    az palazlanan her yerli futbolcu için kapı en az 5'ten açılıyor ya şimdi, 4 verirsen kabul etmiyor pezevenkler. işte bu göt kalkıklığının, bu kendini bilmezliğin sebebi fenerbahçe.

    sen orhan şam'ın fiyatını sorup 4 milyon euro cevabını aldığında gülüyorsun ya, adam hiç üzerine alınmıyor bunu, düşünmüyor. çünkü biliyor ki sen vermezsen, fenerbahçe verecek.

    kayserispor'un bugün tüm oyuncularına talip olalım:

    eren güngör: 5
    kızinaşvili: 5 (premier lig görmüş yea)
    hasan ali: 4
    okay yokuşlu: 5 (genç yetenek)
    abdullah durak: 5 (son iki sezonda 50 maça çıkmış, istikrarlı)
    kujovic: 5
    kamih ahmet çörekçi: 4
    amrabat: 15
    troisi: 8
    sefa yılmaz: 8

    isteyecekleri fiyatlar bundan farklı olmaz. geçen de söylemiştim, alt alta yazıp toplayınca inter'den fazla ediyorlar.

    ama kim bu takım: kayserispor. geçen sezon kaçıncı oldular: 11.

    bu göt kalkıklıklarının sebebi kim;

    fenerbahçe.
  • bu kulübün piyasadaki tüm yerlileri 3'e 5'e bakmadan toplaması sizi sinirlendirip, soluğu ünal aysal ya da galatasaray başlığında almanıza sebep olabilir.

    olmasın.

    çünkü orası fenerbahçe. burası da galatasaray.

    galatasaray serdar kesimal'e 5 milyon euro vermez. serdar kesimal'in daha iyisini altyapıdan çıkarır. çıkaramadı ve verdi diyelim. ikinci senesinde küfreder gibi takımın 4. stoperi pozisyonuna getirmez serdar'ı. bunu ne başkanı yapar, ne teknik direktörü yapar, ne de taraftarı buna izin verir. o kadar gerizekalı bir kulüp değil çünkü galatasaray. hiçbir zaman da olmadı. ne camia öyle bir camia oldu, ne de taraftar hiçbir zaman fenerbahçe taraftarları gibi ''alalım, ne kadar palazlanmış isim varsa hepsini alalım, daha iyisi varsa onları da alalım'' şımarıklığını sergiledi.

    şike yapan bir başkana hala sahip çıkabilme midesizliğini bir kenara bırakıyorum. biz mehmet topuz'u bile kaldıramayız. göndeririz kulüpten. vallaha bak. 10 milyon euro verip alınacak, iki sezonda 10 tane müspet hareketi olmayacak. olmadığı gibi binbir sahtekarlıkla tribünlere oynamaya çalışacak. kendi evladımız sabri'yi bile sırf bu gereksiz şirinlikleri yüzünden yeri geldi mi çarmıha geren bir taraftarız biz. mehmet topuz'u hoca göndertmese de üçüncü gün göndertiriz. ama adamlar sahip çıkıyor. niye? çünkü 10 milyon euro verdiler ve bu tarihi kazığı kamufle etmeye çalışıyorlar. tıpkı başkanlarının suçunun üstünü örtmeye çalıştıkları gibi.

    sonra bunun adı 'sahip çıkmak' oluyor. vefa oluyor. erdemlere bak amk. lan insan taraftarı olduğu kulübü şikeye bulaştıran bir adama sahip çıkar mı? çıkarsa da bunun adı sahip çıkmak olur mu olur? bildiğin gerizekalılık, omurgasızlık, midesizlik, arsızlık bu..

    dün serkan kırıntılı'nın sözleşmesini uzattı lan bu kulüp. elinde volkan demirel var, mert günok var ve sen, üçüncü kaleci olarak bilmem kaç yaşındaki bir adama bilmem kaç bin tl veriyorsun. bundan daha gerizekalıca bir iş var mı? üçüncü kaleciyi a2 takımından biri yapsan ne olur, yapmasan ne olur.. zaten önlerinde volkan var. onun arkasında en az onun kadar iyi başka isim var ve sen bu şartlarda dahi oraya altyapıdan bir isim koymayıp, serkan kırıntılı gibi bir adamla 2 yıllık sözleşme yeniliyorsun.

    bunu galatasaray yapar mı? yapmaz. ama adamlar yapıyor. çünkü onlar öyle bir kulüp. her zaman da öyle oldular.

    biz de böyleyiz.

    onların stoperi 5 milyon euro verip aldıkları ve sonra yüzüne bakmadıkları serdar kesimal.
    bizim stoperimiz semih.
    onları kanat oyuncusu zorla, hatta neredeyse başına silah dayayarak aldıkları 10 milyon euroluk mehmet topuz.
    bizim emre çolak.

    böyle. sen de böyle olduğu için galatasaraylı'sın. o da öyle olduğu için fenerbahçeli. ve biz de ona öyle olduğu için fenerli diyoruz.
  • bazen diyorum ki, bir camia daha nasıl alçalabilir, nasıl yerin dibine girebilir?!
    sağolsun, bunlar dibin de dibini gösteriyorlar.
    adamlar da ahlâk, etik adına hiç ama, hiçbir değer yok.
    şike yapıp, utanmadan, sıkılmadan zeytinyağı gibi üste çıktılar yıllarca.
    siyasetle, tff'yle hakemleri baskı altına alıp aleyhlerine bir tane karar olmamasına rağmen, sürekli mağdur edebiyatı yapıp taraftarlarını uyuttular.
    arka planda her türlü oyunu, hileyi yapmalarına rağmen, dünya kadar para harcamalarına rağmen az daha küme düşüyorlardı.
    sırf ezikliklerinden ve komplekslerinden 50 yıl önceki uyduruk maçlarla aldıkları kupaları bile şampiyonluk saymaya çalıştılar.
    hakemlerin puan kazansınlar diye çırpındıkları maçlardan sonra bile yenilmişlerse olayı kural hatası var diyecek noktada arsızlık yapıyorlar.
    bunlar için tek önemli şey kazanmak.
    böyle gözü dönmüş, böyle kural tanımayan bir camia olamaz.
    fenerbahçe gibi istanbul'un en nezih semtlerinden birini temsil eden bir futbol kulübü bu kadar yoz ve etikten yoksun olmamalı.
    o kadar günah işliyorlar ki, yaptıkları onca hile hurdaya rağmen resmen ayakları takılıyor, basiretleri bağlanıyor ve kaybediyorlar.
    hâlâ anlamadılar hak yiyerek, emek çalarak başarılı olamayacaklarını!
  • https://i4.hurimg.com/...f018fbb8f86e7e20.jpg

    futbolcularimiza yapilan bu irkci saldiriyi cezalandirmayan, üstelik korumak icin elinden gelen her seyi yapan kulüp.

    zamanin fenerbahce yönetimi, muzu gösteren kisi hakkinda "sindirim sistemi bozuktu, bu yüzden muz yedi" gibi sacma bir aciklama yapmisti.

    oysa ki "bu hareketi kiniyoruz, ömür boyu tribünlerden men ediyoruz" deselerdi herkes desteklerdi.

    rezil kelimesinin karsiligidir bu takim.
  • bu sezon yaptıkları şeyi ilk defa yapmıyorlar. hatta bu kulvarda “ genç oyuncu değirmeni” derler kendileri için. fakat, bu sene, daha önceki yıllarda yaptıklarından farklı şeyler de deniyorlar: takımın iskeleti olmadan, genç oyuncuları direkt takıma eklediler. bu oyuncuları ve takımı fenerbahçeyi hiç bilmeyen adamın eline emanet edecekler. altyapı için de yeni biriyle anlaştılar (bkz: david badia). bu yaptıkları hamleyi ben şu şekilde yorumluyorum; bir proje belirleyelim, onun başına çağdaş futbolu bilen adam getirelim, getirdiğimiz adamın istediği futbolcuları takıma kazandırabilecek isim yapmış bir sportif direktör bulalım. aynı zamanda altyapıyı adam edelim ordan da futbolcu çıksın ve gelecek yıllara ambargo koyalım. kısacası dortmund olalım niyetindeler. şimdiden yazıyorum, bu kafa ve yapılan hamlelere bakınca, hüsrana uğrayacaklar ve çok fena madara olacaklar.

    bunun birinci nedeni,
    genç oyuncu hamlelerine sabredecek taraftarı yok, camiası hazır değil. ayrıca, takımın halihazırda bir iskeleti yok. bütün pozisyonlara genç oyuncuları bir anda koyamazssınız. tecrübe eksikliği adamı alır götürür. orantılı iş yapmanız lazım gelir. gün sonunda o gencecik yeteneklere kıyılacak tabiki. kısaca bir hatırlayalım. kimleri harcamadılar ki,
    serkan reçber, yaşı yetenler hatırlar zeytinburnuspor’dan almışlardı, orta saha oynardı. söndü gitti, şimdi bilen yok. mustafa doğan‘ı aldılar, almanya ikinci liginden getirmişlerdi, hatırlayanlar yaka silkti bile. bizim adrian’a karşılık sabin ilie‘yi getirdiler , sonuç: taraftar boğacaktı zor kaçtı buralardan. ertesi senelerde, ali güneşgeldi, ne uzadı ne kısaldı sonra da bjk ya gitti. sonra, serhat akın‘ı getirdiker kariyerinin nerede bittiği çok biliniyor. aziz başkanı sen şu köşede oyna artık deyiverdi bir gün. 2002 de yine olduğumuz yıla benzer şekilde adeta genç oyuncu göçü yaşattılar. aklıma geldiğince, tuncay şanlı kemal aslan ismail güldüren erhan albayrak volkan demirel fahri tatan ve altyapıdan semih şentürk‘ü getirmişlerdi. kemal aslanı bir hafta gözümüze soka soka, zorla izlettiler. yeni zidane mı demediler, sonraki durağı real mi demediler, neler söylediler. üzülerek söylüyorum, ayağı kırıldı ve kariyeri bitti. bu aldıkları adamlardan sadece tuncay ve volkandan yararlanabildiler. ama onlar dahil, içlerinden bir tanesinin bile kariyeri yükselmedi. ertesi sene, olcan adın mahmut hanefi selçuk şahin ve servet çetin transferleri yapıldı. mahmut hanefi için yerli carlos diyorlardı. nal topladı. bu grubun içerisinde bizde oynamış iki oyuncu da bulunmakta. fenere transfer olup kariyerini yükseltebilmiş iki isim... sonraki yıl serkan balcı ve kerim zengin katılmış a takıma. kerim için aman allahım neler dediler hatırlayın. sonuç: fiyasko. sonra ilhan parlak transfer edildi ve harcandı. resmen bozuk para sesi duyuldu. özer hurmacı vardı, yeni alex dediler yeni ümit özat oldu. bize gelecekti, ben şampiyonlar liginde oynamak istiyorum dedi bunlara gitti, şampiyonlar ligini tersten gösterdiler: miroslav stoch. yanılmıyorsam aynı sene caner erkin de gelmişti. recep niyaz abdülkadir kayalı altyapı artık çalışıyor diye adamları a takıma aldılar, ikinci maçta çocukların ne anaları kaldı ne avratları. izmirden salih uçan ‘ı getirdiler, yine ender kariyer yükselişi yaşayan isimlerden. hasan ali kaldırım var ne uzamış ne kısalmış gillerden. alper potuk beyefendi var, ben eşşek gibi pişman olduğunu düşünüyorum bizi seçmediğine. sanırım 3 kez şampiyonluk görecekti bizde olsaydı. ümit özat tan sonra ikinci bir güreşçi geldi: ozan tufan. aziz başkanım diye diye kendini bitirdi. serdar aziz in takım arkadaşı. ikisinin kariyerini karşılaştırmak işin nereye gittiğini görmek için sanırım yeterli. sonra da bu üç tane pırlanta gibi çocuklar. yukardaki isimler de 23 yaşına daha gelmeden transfer olmuş isimler. o zamanın en değerli adamları. hepsi tek tek harcanmışlar. gerek taraftar, gerek kulüp ve teknik yönetim eksikliklerinden. camia hazır değilken bunları kastetmiştim. uzun uzun yazıdım ki belki transfer olan çocuklardan biri galatasaray lıdır, açar burayı okur, kariyerinin nereye gideceğini görür en azından.

    madara olacaklarına ikinci sebep, sportif direktör ve teknik heyet hatalı seçimleri olacak. comolli’yi andy caroll ‘dan hatırlarız, ağır komisyoncu ve değer belirleyememe uzmanı. diğer bıyıklı dayıyı burada arayacaklar. cocu için ise, daha önce de yazmıştım (bkz: #2450165) oynatacağı futbolun kırılgan olacağını düşünüyorum. ayrıca bir süre sonra taraftar tepkisi ile birlikte loop’a girecek. transfer edilen futbolcuları tanıdığını zannetmiyorum, illaki önermişler izlemiştir fakat, türk futbolcusundaki temel eksikliği atlıyor, mental ve altyapı eksiliği. bu sebeplerden kaybedecekler.

    son neden olarak da yönetimi söyleyebilirim. davranışlardaki bütün emareler proje takımı olmayı gösteriyor ama proje takımı olabilmek için sabır, akıl ve kararlılık lazım. sabrın camialarında olmadığına eminim. 4 maç sonra herşey tartışılır ki o çöp formlarında bile şimdiden ali koçu tartışmaya başlamışlar. akıl aslında yabancıların wisdom dediği şey. biraz bilgelik, kabuğuna sığarak, zekayı kullanma. ali koçbeyi seçim dönemlerinde gördüğüm kadarıyla çok heyecanlı ve fevri. dolayısıyla bu maharetleri eksik. kararlılık konusunda, bir şey diyemem çünkü çok yeni yönetimleri var. ama şike sürecinde ortaya bir yalan attılar, kendileri de inandılar. buna karalılık diyebilir miyiz bilmiyorum ama yalan bile olsa bazı şeyleri sürdürme prensipleri var.

    özetle, yeni sezonda ben şampiyonluk şanslarını çok az görüyorum ve hedeflerinden de baya sapacaklarını iddia ediyorum. ayrıca transfer edilen gençlere de acıyorum ve yazık olacağını düşünüyorum. bu transfer sürecinde tek iyi yaptıkları şey, maliyet bilgisi paylaşmamaları ve gençleri verdikleri para altından ezilmekten korumaları.
  • televizyonlarda kadına şiddet karşıtı reklam filmleri döndüren, maçlara kadına şiddet karşıtı pankartla çıkan, aynı maçta hem kadın sporcuya/sporculara hem de takıma galiz küfreden, yine aynı maç sonunda salon hoparlöründen tribüne "çalgıcı karısı" diye tempo tutturan kompleksli, karaktersiz ve yanar döner bir camia...

    allah kimseyi fenerli yapmasın ya. geri kalan herşeyin bir çözümü var hayatta...
  • twitter'da "türkiye şampiyonluğunu 29. kez müzemize getirmek için #omuzomuzaşampiyonluğa" başlığıyla şöyle bir video yayınlamış spor kulübü

    https://twitter.com/.../1162341252613967872

    bundan tam 5 sene önce, henüz galatasaray 4. yıldızı takmamış iken, şampiyonluk sayıları 19'a 19 iken "loading" adlı bir görsel paylaşmışlardı. galatasaray 5 yılda 3 şampiyonluk daha alıp 5. yıldız yolunda doludizgin devam ederken şampiyonluk sayıları birden 28 oluverdi. asdasasdfasdfasdf açık ve net dünyanın en zavallı kuruluşudur fenerbahçe. zevk alıyorum.
  • şayet emre akbaba transferi için emre'nin sıkı bir galatasaray fanatiği olmasını ve galatasaray'ın bu transferde önemli bir yol aldığını bile bile araya girdilerse "terbiyesizlikte çığır açmış, hastalıklı bir kulüp" olduklarını tescillemişlerdir demektir.
    yok eğer araya girmedilerse de terbiyesizlikte çığır açmış, hastalıklı bir kulüptür, orası ayrı.
  • bu entryi fenerbahçe taraftarı başlığına yazacaktım ama burası daha uygun olur, zira söyleyeceğim şey taraftarlarıyla falan sınırlı değil baya bildiğin bütün camia için geçerli.

    bir camianın eziklik, aşağılık kompleksi, alçalma, yüzsüzlük, arsızlık konularında ulaşabileceği yerin bir sınırı olmaz mı arkadaş? bunlarda yok.

    söyleyeceklerim bu kadar.

    işbu entry 16 eylül 2019 alanyaspor fenerbahçe maçı sonrası “kural hatası var” ağlaklığı sonrası yazılmıştır.
  • şanlı mazisi şöyle bir yazıyla özet geçilmiş olan gevşek de olsa hiyerarşik ilişkiye dayalı bir yapı.

    --- alıntı ---

    20. yüzyılın başlarında, o dönemin borusu öten en güçlü siyasi hareketi, ittihatçılara yamanarak bir mahalle takımından spor kulübüne dönüştük.

    savaş sonrası ittihatçı liderler topuklayıp ülkeyi terk edince 1920'lerin başında osmanlı hanedanına yamandık. osmanlı veliahtı şehzade ömer faruk efendi'yi başkan yaptık.

    sonra istanbul'da artık işgal güçlerinin borusunun ötmeye başladığını farkettik. general harrington'a yanaştık. 1920-1922 yılları arasında düzenlenen istanbul işgal liginde mücade ettik. işgal güçleri ile dostluk maçları yaptık. hizmetlerimizin karşılığında bir kupa bile verdiler bize. daha sonra bu kepazeliği kahramanlık hikayesine bile dönüştürdük, ama bu kısmı çok komik olduğu için onu geçelim, gülme krizine giriyorum her seferinde çünkü. (yani algı yönetiminde o kadar başarılı bir camiayız ki tarihimizin en büyük kepazeliğini bile bir başarı hikayesine dönüştürebiliriz.)

    daha sonra memleketin güç merkezinin ankara'ya geçmekte olduğunu fark ettik, biraz geç de olsa. hemen başkanımızı ankara'ya göndermeye çalıştık. ancak istanbul'da yediğimiz naneler bilindiği için daha yoldayken kovuldu ve istanbul'a geri çevrildi.

    ama vazgeçmedik. ilerleyen yıllarda eski ittihatçı bağlantılarımız sayesinde cumhuriyet düzeni ile barıştık. affedildik. hatta cumhuriyet takımı falan bile olduk.

    1930'lu yılların yükselen trendi nazizim, ırkçılık ve faşizmdi. bu kez hızlı davrandık. yerli ve milli nazimiz şükrü saraçoğlu'nu başkan yaptık. varlık vergisi, erzurum toplama kampları gibi muazzam eserleri olan bir şahsiyetti kendisi.

    neyse uzatmayalım, böyle böyle, her dönemin en güçlülerine yamanarak yetmişlere kadar yuvarlanıp geldik.

    1970'li yıllar bizim için kabustu. çünkü demokrasi ve eşitlik rüzgarları esiyordu. orta sol iktidarlar yüzünden fırsat eşitliği ülke tarihinde tüm zamanlarının zirvesini yaşıyor, sporda, sanatta, bilimde liyakati olan zirveye yükseliyordu. ayrıcalıklar sökmüyordu. dibe vurmuştuk. artık eskişehir'inden trabzon'una anadolu'nun başarılı azimli gençlerinin borusu ötüyordu.

    ta ki kenan evren paşamız bu anarşik gidişata el koyana dek.

    12 eylül darbesinin ilk yıllarında çok meşguldüler. bize pek el uzatan olmadı. ama 1984 mit raporundaki açık sosyal mühendislik mesajları alınınca devran birden değişti. kendisi de koyu taraftarımız olan kenan paşamızın kanatları altına girdik. tüm futbol hakemlerinin askerlerden oluşması yönünde özel bir kanun çıkarıldı. bu bile bizim için yeterli bir armağandı. çünkü ülkede en güçlü olduğumuz kurumdu ordu.

    coştukça coştuk. semtimizdeki orduevi adeta kulüp binamız olmuştu artık. askeriyeden ihale alabilmenin ve orduda paşa olabilmenin en önemli kriteriydi artık kulüp üyeliğimiz. artık dönemin en güçlü nato müteahhitleri başkanımız olmak için birbiriyle yarışıyordu.

    sonraki yıllar, asker çevrelerini temsil eden bizimle, istihbarat ve hariciye ağırlıklı diğer iki dersaadet kulübü arasında üçlü rekabetle geçti. hangi yıllarda hangi devlet kurumlarının borusu ötüyorsa, şampiyonluklar da oraya gidiyordu. ama şükür ki artık kupalar hiçbir durumda payitaht-ı saltanat şehrinin dışına çıkmıyordu. 70'li yıllardaki anarşiyi atlatmıştık, düzen tekrar rayına girmişti. herkes yerini ve haddini biliyordu. dersaadetin üç büyükleri ve lige renk katan güzide anadolu kulüpleri vardı artık.

    2000'li yıllarda, tıpkı milli mücadele döneminde olduğu gibi, değişen güç merkezlerini kavrayıp pozisyon almakta geç kaldığımız ikinci bir facia daha yaşadık. fetullahçı şebekeye yanaşmakta geç kaldık. daha doğrusu zamanlamayı tutturamadık. o yüzden de bizim için olağan ve rutin bir faaliyet olan şike organizasyonlarımızı biraz abarttığımız bir dönemde, tesadüf eseri bunların radarına takıldık ve enselendik. hemen pozisyon değiştirip bunlara yanaşmaya çalıştık, ama geç kalmıştık. ne onlarcasını üye yaptığımız fetöcü savcılar ne de el altından pensilvanya'ya yaltaklanma çabalarımız falan da kurtaramadı bizi. uluslararası düzeyde şikeci olarak etiketlendik.

    ama ilahi bir mucize eseri tam da herşeyden ümidi kesmişten 17-25 aralık hadisesi gerçekleşti. fetullah-akp savaşı patlak vermişti. hemen akp trenine yamandık. bu bizim en azından yurt içindeki hukuki davalardan paklanmamızı sağladı. kurtuluşumuz oldu.
    bize bu jesti yapan sultanımızın divan kurulu üyeliği takdimini, bir vefa ve şükran merasimine dönüştürdük.

    yani tıpkı yüz yıl önceki gibi, bir ömer faruk efendimiz daha vardı artık.

    ama şimdilerde ufak bir sorumuz var...

    anadolu kaynakları bazı anarşik yükselişler var yine, futbol arenasında. bunun olası tehlikelerine dair diğer kardeş dersaadet kulüplerini ve kamuoyunu uyandırmaya çalışıyoruz. bu had bilmezliğin, bu gidişatın sonu mazallah ayakların baş olmasıdır.

    ama şükürler olsun ki ülkenin sağını da solunu da iktidarını da muhalefetini de şehrimizin elitleri dizayn ettiği için, herkes bizim yanımızda, tek vücut olduk.

    bu kabusu da atlatacağız inşallah, zira algı yönetimimiz muazzamdır.

    --- alıntı ---

    https://eksisozluk.com/entry/101920357
  • cas'ın şike davası ile ilgili ilginç kararlar alabileceği söyleniyor. fenerbahçe cephesinde son bir kaç gündür ciddi bir telaş var. toplantı üzerine toplantı yapılıyor. kokusu çıkar elbet.

    gelen çok sayıda mesaj üzerine zorunlu edit : karar alındı ya da kesin alınacak gibi bir şey duymadım. sadece cas toplantısından sonra telaşlı olduklarını belirtiyorum.
  • (bkz: günahların takımı)

    şu an bu kulüp yerinde galatasaray olsaydı mevcut mali tablolar ve harcamalarla galatasaray'ın puanlarının silineceğini hepimiz biliyoruz sanırım.

    fakat bu ülkede bunlara dokunamazsınız. futbolun şımarık çocuğu da bunlar.

    ne kadar hak etmiş olsalar da bunların puanlarının silinmesini istemiyorum. çünkü o zaman mağdur olacaklar ve ellerine inanılmaz bir koz geçmiş olacak.

    ağlayacaklar da ağlayacaklar...

    3 puan silsen bu kez sahada hak etmediği çok daha fazlasını verecekler.

    en güzeli 2011'de almadıkları küme düşme cezasının diyetini ödedikleri gibi, bunların da bedelini ödemeleri...

    ayrıca 2019-2020'de şampiyon olamazlarsa bir daha bu kadar kötü galatasaray ve beşiktaş bulabilecekler mi bilemiyorum, o yüzden top, tüfek, tweet ne varsa saldırıyorlar...

    yalnız bu kez fazla cephe açtılar ve savaş stratejileri çok yanlış. panik halindeler.

    eğer puan durumunda da geriye düşmeye başlarlarsa, o zaman çözülmeler de başlayacak ki ben en çok o günü bekliyorum...
  • sen uefa nezdinde tescilli şikeci bir kulüp ol,

    ülkedeki futbol federasyonu başkanı senin eski asbaşkanın olsun,

    senelerdir ülkedeki tüm gücün sahibi cumhurbaşkanı senin divan kurulu üyen olsun,

    kulüp başkanın, ülkenin en büyük aile şirketinin sahiplerinden biri olsun,

    türk futbolunun kara kutusu rıdvan dilmen senin efsanen olsun tvlerde algı pompalasın,

    türk futbolunun en karanlık oyuncusu senin kardonda yer alsın senin efsanen olsun, hakem azarlasın,

    senin başkanın, başkan vekilin sanki arkadaş ortamındaymışçasına her hafta tvlerde nefret kussun, yalan beyanatlar versin, başarısızlığını örtmek için başka camiaları karalamaya çalışsın ama tek ceza almasın,

    sen sezon başında getirilen harcama limitlerini aş, sana verilmesi gereken transfer yasağı, puan silme ve para cezası gibi yaptırımlar hasır altı edilsin, hiçbir ceza almadığın gibi üstüne bir de transfer yap,

    senin hocan hakem hakkında açıklama yaparken ''şerefsiz nasıl görmedin bunu'' gibi bir lafı cümle içinde kullansın, birilerinin istifa etmesini istesin ama pfdk'ya dahi sevk edilmesin,

    sonra da camia olarak utanmadan gene galatasaray'ı şampiyon yapacaklar, şampiyonluğumuz engelleniyor diye ağlayın.

    bunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok yalnız. galatasaray gene şampiyon olacak. her zamanki gibi alnının teriyle, bileğinin hakkıyla..

    bunu herkes gibi siz de görüyorsunuz. hedefine odaklanmış bir fatih terim'in nasıl uykularınızı kaçırdığını, sezon sonu geldiğinde kirli ellerinizden o kupayı söke söke alacağını siz de biz de gayet iyi biliyoruz.

    bu sezon sonunda hoca amel defterinizi kendi elleriyle yazacak, seneye gene kendi elleriyle kapatacak. titreyin..