77
oyun seçimidir. hatta bir adım ileri gideyim galatasaray’da dillere pelesenk olan maç seçmenin sebebi de oyun seçimidir.
çünkü bıkmadan usanmadan koşmamız gerekiyor bizim. rakibe sana topla oynatmayız diye bütün aile baskıya gidiyoruz. baskı geçilirse yine bütün aile geriye koşmamız gerekiyor. baskı geçilemeyip uzun vururlarsa bu sefer topu alıp biz uzun vuruyoruz ya da direkt top deniyoruz. hal böyle olunca maçlar pinpon topuna dönüyor.
yalan yok biz bu işi konsantre ve fiziksel olarak iyi durumda olduğumuzda çok iyi yapıyoruz. ancak sürekli konsantre ve fiziksel olarak iyi olmanız için sürekli rotasyona girebilmeniz lazım. biz bu işi birde dar kadroyla yapıyoruz yıllardır. hal böyle olunca sezon başında sezon içinde zaman zaman takımı tanıyamadığımız maçlar oynuyoruz.
buna rağmen 4 senedir çok karakterli bir omurgamız ve bu omurganın gönlünü hoş tutan bir hocamız var.
ancak bizim başka oyunlara da ihtiyacımız var. çünkü 4 sene oldu artık. ana plan olmada bile adım adım büyüttüğümüz alternatif planlarımız olmalıydı. ancak tam tersi oluyor.
geriden oyun kurma çabasını tamamen bıraktık mesela. osimhen-barış ikilisini bulunca oh dedik. vuralım ve toplayalım. sanılanın aksine geriden iyi çıkmak için kadife bilekli stoper ve beklere gerek yok. her baskı yapan kloop’un liverpool’u değil zaten. doğru şablonla, geride kalabalık ve hareketli bir rotasyonla rahatça çıkarız ordan. çıkanlar var çünkü yani. bakın bugün çıktı işte villareal. ancak bize hazırlık maçında dahi denemiyoruz bunu. (bkz: #4240244) bakın geçen senede denemiyorduk. topla çıkalım rakip yarı sahada biraz oyunu demlendirelim demiyoruz. bazen bunu yaparak hem enerjini saklar hem de aslında savunma yaparsın ayağındaki topla.
bir günde basmayıp beklemeyi denemiyoruz mesela. her rakip joga bonito yapamaz ya bizim sahamızda. geçen sene iç sahada usg maçı geliyor aklıma. aralık ayında kadromuz delik deşik olmuş yedeğimiz dahi yok ve iç sahadayız. rakibin eti belli budu belli. alan bulunca oynuyorlar işte. o gün de basmamak bir tercih mesela. bırakalım çevirsinler topu sahamızda demiyoruz demedik. monaco deplasmanı bir diğer örnek yine geçen seneden. atletik fransızların rakip saha üretimi kısıtlı. biz ilk yarı bastıkta bastık. iyi de bastık eksiklere rağmen yine. ama 60’a gelmeden pil bitti ve kulübe boş. ha yedik ha yiyeceğiz derken gitti maç.
ana planımızdan vazgeçelim demiyorum. ama geçen 4 yılın sonunda ayda yılda birde olsa başka bir plan da olmalı okan hoca bugün şaşırttı cebinden şunu çıkardı diyebilelim istiyorum.
çünkü bıkmadan usanmadan koşmamız gerekiyor bizim. rakibe sana topla oynatmayız diye bütün aile baskıya gidiyoruz. baskı geçilirse yine bütün aile geriye koşmamız gerekiyor. baskı geçilemeyip uzun vururlarsa bu sefer topu alıp biz uzun vuruyoruz ya da direkt top deniyoruz. hal böyle olunca maçlar pinpon topuna dönüyor.
yalan yok biz bu işi konsantre ve fiziksel olarak iyi durumda olduğumuzda çok iyi yapıyoruz. ancak sürekli konsantre ve fiziksel olarak iyi olmanız için sürekli rotasyona girebilmeniz lazım. biz bu işi birde dar kadroyla yapıyoruz yıllardır. hal böyle olunca sezon başında sezon içinde zaman zaman takımı tanıyamadığımız maçlar oynuyoruz.
buna rağmen 4 senedir çok karakterli bir omurgamız ve bu omurganın gönlünü hoş tutan bir hocamız var.
ancak bizim başka oyunlara da ihtiyacımız var. çünkü 4 sene oldu artık. ana plan olmada bile adım adım büyüttüğümüz alternatif planlarımız olmalıydı. ancak tam tersi oluyor.
geriden oyun kurma çabasını tamamen bıraktık mesela. osimhen-barış ikilisini bulunca oh dedik. vuralım ve toplayalım. sanılanın aksine geriden iyi çıkmak için kadife bilekli stoper ve beklere gerek yok. her baskı yapan kloop’un liverpool’u değil zaten. doğru şablonla, geride kalabalık ve hareketli bir rotasyonla rahatça çıkarız ordan. çıkanlar var çünkü yani. bakın bugün çıktı işte villareal. ancak bize hazırlık maçında dahi denemiyoruz bunu. (bkz: #4240244) bakın geçen senede denemiyorduk. topla çıkalım rakip yarı sahada biraz oyunu demlendirelim demiyoruz. bazen bunu yaparak hem enerjini saklar hem de aslında savunma yaparsın ayağındaki topla.
bir günde basmayıp beklemeyi denemiyoruz mesela. her rakip joga bonito yapamaz ya bizim sahamızda. geçen sene iç sahada usg maçı geliyor aklıma. aralık ayında kadromuz delik deşik olmuş yedeğimiz dahi yok ve iç sahadayız. rakibin eti belli budu belli. alan bulunca oynuyorlar işte. o gün de basmamak bir tercih mesela. bırakalım çevirsinler topu sahamızda demiyoruz demedik. monaco deplasmanı bir diğer örnek yine geçen seneden. atletik fransızların rakip saha üretimi kısıtlı. biz ilk yarı bastıkta bastık. iyi de bastık eksiklere rağmen yine. ama 60’a gelmeden pil bitti ve kulübe boş. ha yedik ha yiyeceğiz derken gitti maç.
ana planımızdan vazgeçelim demiyorum. ama geçen 4 yılın sonunda ayda yılda birde olsa başka bir plan da olmalı okan hoca bugün şaşırttı cebinden şunu çıkardı diyebilelim istiyorum.

