• 7
    şampiyonlar ligi şampiyonu olduktan sonra ülkemize dönüşlerinde 3 kişi marmara üni 'den 3 kişi ua hell grubundan ve 1 kişi de gsbasketten olmak üzere 7 kişinin karşıladığı, hiçbir zaman hakettiği değeri görmeyen, ilk şampiyonluğumuzdaki 300 kişi olarak izlenim rekoru kıran, herkesin çok sevdiği ne hikmetse kimsenin yanlarında olma hissiyatine ait olmadığı yenilmez armada 'mız..

    rota kasım ayında kıtalararası şampiyonası olan güzide takımımız..
  • 12
    istanbul'a iniş saatleri 17:40 olarak değişen dünyanın en iyi tekerlekli sandalye basketbol takımı. başkan adnan polat ve birçok sporcumuzun da hazır bulunacağı karşılama için istanbul sınırlarında yaşayıp da imkanı olan herkesin 17:15'te atatürk havalimanında olması, şampiyonlar ligi şampiyonu olarak ülkeye döndüklerinde yaşanan 8 kişilik karşılama rezilliğini unutturması gerek. hayata basketbol topuyla sarılan, galatasaray arması uğruna savaşan, kulübümüze kendi branşlarında en büyüğünden en küçüğüne kazanılabilecek tüm kupaları getiren bu inanmış insanlar uğruna 2-3 saatlik bir süreyi imkanı olan herkes feda etmeli diye düşünüyorum. onlar futbolcular gibi milyon dolarlara oynamıyorlar belki ama gösterilecek ilgi ve sevgi onlar için milyonlardan daha kıymetli..
  • 13
    kadrosu:
    seyran kurt - oyuncu
    selim demirdag-oyuncu
    serdar antac-oyuncu
    fikri gundogdu-oyuncu
    matt scott-oyuncu
    selim soyak-oyuncu
    hussein haidari-oyuncu
    suayp kablan-oyuncu
    ismail ar-oyuncu
    ferit gumus-oyuncu
    peter tucek-oyuncu
    justin eveson-oyuncu
    remzi sedat incesu-antrenor
    dilara endican-sube kaptanı
    abdurrahman guven-menajer
    baris guven-masör
    akın gul-mekanist
    kaynak:galatasaray dergisi
  • 14
    her çocuğun hayalidir yaz tatiline, yaz tatilinde köye gitmek;

    ben de gitmiştim vakti zamanında... dün gibi hatırlıyorum. nasıl unutabilirim ki ben de büyük anılar, büyük sevinçler ve büyük üzüntüler bırakmıştı bu tatil...

    ilkokulu birinci olarak bitirmiştim. genelde her sene izmir ahmetbeyli'ye giderdik yaz tatili için ama ben mutsuz olurdum. çünkü bütün arkadaşlarım erzurum'a köye giderdi, ben ahmetbeyli'ye tabi tatil bitince arkadaşlar arasında muhabbetler açılırdı. hep bir eziklik yaşardım, onlar birlikte yaptıkları şeyleri anlatırken... futbol oynayıp ağaçlara çıktıklarını, çobanlık yaptıklarını, pikniğe gittiklerini, büyüklerin yanında ava gittiklerini anlatırlardı ağzımın suyu akarak dinlerdim onları. çok da kıskanırdım açıkçası. o sene ilkokulu birinci olarak bitirince babama ''-baba hiç köye tatile gitmedik, bu sene köyümüze tatile gidelim'' dedim. babam sıcak yaklaştı isteğime. ve köye tatile gitmemiz kararlaştırıldı. tabi çok heyecanlandım. çok mutlu oldum. hayaller kurmaya başlamıştım. gönlümüzce futbol oynayacaktık, ağaçlara çıkacaktık, istediğimiz meyveyi ağaçlardan koparıp yiyecektik kimse kızmadan... daha bir sürü hayaller kuruyordum. bilirsiniz, 10 yaşında bir çocuğun ne kadar hayalperest olduğunu

    yola çıkacağımız gün geldi çattı. trenle gidecektik. köye hiç gidilmediği için köydeki ev harabe durumdaydı ve hiç eşya yoktu. mecburen izmir'den eşya götürdük. yolculuk 3 gün sürmüştü. hayatımın en güzel 3 günüydü diyebilirim. neler olmadı ki trende... 2 kere trenden düşüyordum. 1 defasında tren durduğunda babamlara haber vermeden indim ve az daha treni kaçırıyordum. 3 gün boyunca hep köyü düşünüyordum, hayaller kuruyordum. tren erzurum'a vardı. trenden indiğimde hafif bir hayal kırıklığına uğradım. hayal ettiğim gibi pek yeşil alan yoktu. babam ''-köye gidelim, orası daha güzel buradan. şehrin içi olduğundan böyle- dedi. neyse, köye vardık... 1 hafta başımı kaldıramadım yataktan. hava değişiminden olayı hastalanmıştım. sonra iyileştim. dışarıya çıkınca daha büyük bir hayal kırıklığına uğradım. köy anlatılan gibi değildi. yeşillikler nerede, ağaçlar nerede, futbol sahası nerede? diye dorum arkadaşlara... top oynadıkları bayır arasında, yamuk yumuk zeminli bir yer. tamam, cim alan ama yokuş aşağı topu bıraktın mı kendi kendine gol oluyor zaten. çok büyük bir hayal kırıklığıydı gerçekten. ağaçlara çıkıyoruz, köylüler peşimizden koşturuyor: ''-veletler dalları kırdınız'' izmir de agaclara çıktığımda daha az azar yerdim.

    tabii ki güzel anılarım da oldu. arkadaşlarımla çok eğlendiğim zamanlar oldu her şeye rağmen. göle yüzmeye ve balık tutmaya gittik. çok güzeldi. ağaçlara çıktık, bostan talan ettik. yaz bitti. hayalimdeki gibi ava gidememiştik. en büyük isteğim, hayalim bir ava gitmekti. ama bir türlü götürmüyorlardı bizi küçük olduğumuz için.

    izmir'e dönmemize 1 hafta kalmıştı. mehmet diye bir arkadaşım vardı. erzurum'un yerlisiydi ve bu ziyaretimde tanışmıştık onunla. çok iyi arkadaş olmuştuk. bütün gün beraber gezer, oyunlar oynardık. bana çapan sallamayı, orak kullanmayı, tırpan atmayı öğretmişti. bir de onların evinde silah vardı. çok merak ediyorduk ama bizi götürmüyorlardı büyüklerimiz. mehmet eve girip babasından gizli silahı almıştı. geldi yanıma. -damdaki deli, evden silah aldım, ava gidelim mi? diye sordu. ben de hiç düşünmeden kabul ettim tabii ki. en büyük hayalim gerçekleşiyordu...

    gözlerimi açtığımda hastanedeydim. yanımda annem ve babam, bana bakıyorlardı. sanki birisi beni yatağa bağlamıştı. hareket edemiyordum. -ne oldu? diye sordum. kaza dediler. annem ve babam gülmeye çalışıyorlardı. ben gerçekten güldüm. yani pek önemli değildi o an benim için. hayatın zorluklarına alışkındım o yaşlarda bile.

    mehmet'in elindeki silahtan çıkan kurşun boynuma saplanmıştı. ölmemiştim, fakat artık bacaklarımı kullanamayacaktım..

    ayaklara ihtiyacım yok beynim bana yeter...

    böyle bir köy anım var işte.. çoğu kişiye göre pek güzel olmayan bu olay, ilginçtir ki bana her zaman keyif vermiştir. istediğim bir şeyi yaparken bir kaza geçirdim ve hayatım değişti. bunun zorluklarını yaşadım, hâlâ da yaşıyorum. ama yaşamaktan, hayattan hiç bir zamaman vaz geçmedim, bıkmadım. hayata dört elle sarıldım. yaşam tüm zorluklarına rağmen güzel. hayat bir şekilde devam ediyor. ağlayıp sızlasakta hayat aynı hayat. bir değişime uğramıyor. ağlayışlarımız o hayatı daha zor yapıyor sadece. yani zorluklar ile birlikte yasamayı öğrenmemiz gerekiyor. su anda hayatımdan oldukça memnunum. bu yaşıma -24- geldim ve yapmak isteyipte yapamadığım, içimde ukde kalmış hiçbir şey yok. dediğim gibi, ayaklara ihtiyacım yok, beynim bana yeter...
    benim gibi hayata dört elle sarılan; dünyanın en büyük tekerlekli sandalye basketbol takımı, yenilmez armada engelsiz aslanlar ımızı tüm yüreğimle kutluyorum...

    * http://www.aslanpencesi.net adresinde yayınlanan engelsiz aslanlar ozel sayısında yayınlanan nacizane yazımdır. gs'ye teşekkürler...
  • 16
    15 mayıs 2009 cuma günü marmara üniversitesi'nde misafir edeceğimiz gurur kaynaklarımız.

    --- alinti ---

    gecen sezon müzemize hem avrupa şampiyonluk, hem dünya şampiyonluk kupasını getirmiş.bu sezonda avrupa şampiyonu ünvanını tekrar sürdürerek başarılardan başarılara koşmuş, gönlümüzü fethetmiş bir takım getiriyoruz okulumuza..galatasaray tekerlekli sandalye basketbol takımı..!!

    --- alinti ---
  • 17
    --- alinti ---

    elde ettiği başarılarla adını türk spor tarihine altın harflerle yazdıran galatasaray’ı kutluyor, gösterdikleri performansla birçok engelli vatandaşımıza ilham kaynağı olan başarılı sporcularımıza teşekkür ediyoruz. türkiye’nin çıkardığı bir spor dalındaki en başarılı takım olan galatasaray tekerlekli sandalye basketbol takımını ülke olarak baş tacı edelim ve engel tanımayan takımımızın tüm üyelerine fazlasıyla hak ettikleri saygıyı gösterelim.

    --- alinti ---
    sporstudyosu

    ülke olarak baş tacı... hak ettikleri saygı... bu medya ile... *
  • 18
    --- alinti ---

    biz kısır gündemimizle kör dövüşü içindeyken, kendi hallerinde mücadele eden, ama sonunda türkiye’de tüm takım sporlarında en büyük başarıyı elde eden, azmin, emeğin neler yapabileceğini gösteren efsane bir takım: galatasaray tekerlekli sandalye basketbol takımı. üç yıl önce 2. lig’de spora başladılar. 2005-2006’da birinci lige şampiyon olarak çıktılar. 2006-2007 sezonunda türkiye şampiyonu, 2007-2008 sezonunda namağlup avrupa şampiyonu ve nihayet geçen pazar, yine hiç yenilmeden kıtalararası dünya şampiyonu unvanını alarak türk spor tarihine geçtiler.
    kimi yanlış iğneden, kimi depremde enkaz altında kalmaktan, kimi geçirdiği trafik kazasından dolayı engelli. takımın başarısının ardında bir mucize adam var: hiçbir maddi destek, sponsor olmadan küçücük bir evde beş engelli sporcusuyla yaşayan, yer olmadığı için yine aynı evde 14 kişi kamp yaparken bile pes etmeyen, takım ilk kurulduğunda hem şoförlük, hem menajerlik, hem masörlük, hem koçluk işini üstlenen, “aslan yürekli” lakaplı sedat incesu. 2.05 cm’lik, 160 kiloluk biri olmasa, omuzlara alınıp gezdirilecek bir spor adamı. takımın yıllık bütçesi bir futbolcu kadar etmiyor. bomboş tribünlere karşı sadece sandalyelerinin sesiyle motive oluyorlar. aldıkları kupa, bize attıkları bir tokat aslında.
    2005 yılında galatasaray tekerlekli sandalye basketbol takımı kurulduğunda, iki önemli hedef vardı: bu takımın kurulması, galatasaray’ın bir sosyal sorumluluk projesi değildi ve yönetim, başarı için futbol takımı üzerinde hangi baskıyı kuruyorsa aynısını onlara da uygulayacaktı. ve tabii uluslararası başarı bekleniyordu onlardan.
    sponsorları olmayan bir takım olarak yola çıkmışlardı. bir yıl boyunca sadece can isminde tek bir taraftarları vardı. ancak ikinci sezonda, galatasaray genel kurul üyesi ve engellilerle ilgili ne yapılıyorsa altından ismi çıkan yavuz kocaömer’in ultraslan’ları organize etmesiyle tribünlerden destek sloganları gelmeye başladı.
    koç sedat incesu, bu ilk sloganları duyduklarında nasıl şaşırdığını şöyle anlatıyor: “2006-2007 sezonunun ilk maçında, salona girdiğimizde yine kimse yoktu. sonra bir anda ali sami yen’de duymaya alışık olduğumuz sesler kulağımıza gelmeye başladı. dört otobüs gelmişlerdi; bütün salon dolmuştu. o günden sonra aralarından bazıları bizim fanatiklerimiz oldu.”
    yaşadıkları tek engel belden aşağısı tutmayan bedenleri değildi. galatasaray’ın florya tesislerinde tekerlekli sandalyelerini kullanabilecekleri rampalar bile yoktu. başlarda, kulübün diğer sporcuları, belki de o güne kadar sadece sokakta gördükleri tekerlekli sandalyeli kişilerle aynı tesisi kullanmayı yadırgamıştı. antrenman yapacakları saha o kadar doluydu ki, ilk sezon gs tesislerinde çalışamadılar bile. ama söz verdiler: “gece 2’de antrenman yapmak zorunda kalsak da, bu kulüpte kendimize bir yer edineceğiz.”
    florya’da iki oda bir salon evde yaşadilar
    ilk sezon, bir ilçe belediyesinin spor salonunda antrenman yaptılar. o sırada takımın hem şoförü, hem malzemecisi, hem menajeri, hem de koçu olan sedat incesu, sabah 5’te uyanıyor, her biri istanbul’un dört bir yanına dağılmış sporcuları evlerinden topluyor, saat 8’de de spor salonunda antrenman için hazır ediyordu. başlarda, beş engelli sporcu ve sedat incesu, florya’da düz girişli, iki oda bir salon evde birlikte yaşadılar. takımın yeri bile olmadığı için, daha sonra 14 kişi kamp yapmak için aynı evi kullandı.

    daha sonra yer ayarlandı ama onlar yine o evde kamp kurmayı tercih ettiler. avrupa şampiyonası kupasını aldıklarında bile kamp yeri yine o evdi. sedat incesu, küçücük evde kaos yaşanmasın diye tatlı sert kurallar koydu: “banyodan çıktıktan sonra yerdeki suları temizle, yoksa içmek zorunda kalırsın! kendi bulaşığını yıka, tabağını yemek zorunda kalma!”
    sporcular yerleri de temizlediler, camları da sildiler. sedat incesu onlara sadece makarna pişirebiliyordu, adanalı sporcular da kepap yapmayı denediler, sonuç felaket de olsa afiyetle yiyorlardı. “galatasaray’da maddi sıkıntılar çekebilirsiniz ama hayatta yaşayamayacağınız başarıları yine burada yaşarsınız. bu da galatasaray’ın büyüsüdür” diyecek kadar da kanaatkár ve kulüplerine sadıktılar.
    diğer kulüplerde engelli sporculara hafif antrenmanlar yaptırılırken sedat incesu, çok sert kurallar uyguladı. “özel davranılması gereken tek engelliler, zihinsel engellilerdir. baştan sporcularımla anlaştım, bacaklarınız tutmuyor diye size zihinsel engelli gibi davranmayacağım, özel muamele görmeyeceksiniz, her şeyi yapabilirsiniz dedim.”
    galatasaray tekerlekli basketbol takımı’nın mimarı üç sacayağıydı: kulüp başkanı özhan canaydın, yavuz kocaömer ve genel sekreter sinan kalpakçıoğlu. şimdiki başkan adnan polat ve şube sorumlusu dilara endican da çok çaba harcadı. japonya’da kazandıkları kıtalararası şampiyona’dan sonra cumhurbaşkanı’ndan tebrik aldılar. spordan sorumlu devlet bakanı ve başbakan aramadı bile. ama kendileriyle duydukları gurur, onlara yeterdi.
    taraftar sloganlari
    tek engelli fenerli -üç büyüklerden bir tek fenerbahçe’nin tekerlekli sandalye basketbol takımı olmadığı için, taraftar her maçta bu pankartı açıyor-

    --- alinti ---