• 1251
    kesinlikle buranın arazisinden galatasaray adına kim feragat ederek seyrantepe'deki stad için anlaştıysa galatasaray'a çok büyük kötülük etmiştir. açıkçası bu proje bir kurtuluş projesi olarak anlatılıyordu mali açıdan kısa vadede çok da katkısı oldu. ama bende jeton açıldıktan hemen sonra galatasaray 40 bin kombine satınca düştü. 30-40 yıl kullanılacak 52 bin kişilik bir stad küçüktü galtasaray'a hem vazgeçtiği arazi karşılığında aldığı ile burada oluşturulan ranttan yapılan kazanç arasında dağlar var. galatasaray'a karşı oluşan devlet galatasaray'a stad yaptı algısı da cabası. keşke işler farklı gelişseydi biz yine 5., 8. olsaydık ama uzu vadede daha çok işimize yarayacak bir anlaşma sağlayabilseydik.

    rezidans yapımında ölenlere allah'tan rahmet diliyorum, ne yazık ki insan hayatı değersiz bu ülkede. sorsan tek bir kişi bile inanmaz sokakta bunun önlenemez bir kaza olduğuna.
  • 1256
    buranın rantı nedeni ile kısa bir süre içinde bize yeni bir stad yapımına izin vermeyeceklerdi. ne kadar doğru bilmiyorum ama ünal aysal buraya kendi parası ile stad yapmak istemiş ama rededilmişti. stad yıkıldığında ne kadar çürük bir yapım olduğuda ortaya çıkmıştı. o yüzden buradan taşınmamızın iyi olduğunu düşünüyorum. belki taşınmasak büyük bir facia meydana gelebilirdi.
  • 1262
    mabedimizle tanışmam 7 yaşında olmuştu ama yaşımdan ötürü olan biteni tam olarak idrak edememiştim. * gerçek anlamda tanışmam trabzonspor ile oynadığımız bir türkiye kupası maçı ile başladı.

    soğuk, yağmurlu bir gündü. daha evden çıkmadan kalp ritmim değişmişti zaten. 3 arkadaş koyulduk yola. iner inmez mecidiyeköy'de tezahüratlar başlamıştı. karşıdan 10 kişilik bir grup tezahüratlarla geliyor bizde eşlik ediyoruz. maça daha 2 saatten fazla var ama biz maçın havasına çoktaaan girmişiz. sonra acıkıyoruz tabii, yakınımızdan gelen tükürük köftesinin o meşhur kokusu sarıyor bütün bedenlerimizi. e tabii köfte ile yemek muhabbetini de hallediyoruz. sıra kuyruğa girmeye geldi, 'ulan burda da mı kuyruk var' diye söylene söylene araya kaynıyoruz bir şekilde. bağırmalar, tartışmalar, itişmeler. nefes alamayacak duruma gelmeler vs. derken polis aramasından da geçiyoruz. arama dediysem öyle didik didik olanından değil, cep ve çorap kontrolü sadece. nitekim polislerle ufaktan bir makara yaptıktan sonra mabetle kavuşma vakti gelip çatıyor. o andan itibaren yanımdaki arkadaşlarla iletişimi iptal ediyorum istemsizce. tek düşüncem tribünleri ve sahayı görmek. arkama bile bakmadan merdivenleri üçer beşer adımlarla çıkıp hayatımda görüp görebileceğim en güzel manzara ile karşılaşıyorum. 'aman allah'ım, o nasıl bir güzellik öyle?' çimleri bile bir başka diğer stadlardan. iki çeşit koyu yeşil tonda. tribünler desen ayrı bir güzellik, sarı kırmızıya boyanmış. futbolcular tek tek çağırılıyor, rüyadayım sanki. gün hiç bitmesin istiyorum. he bu arada kuyrukta telefonu da kaptırmışız hırsıza yeni farkediyorum ama pek aldırış etmiyorum. nokia 3310 gülmeyin,o zamanlar çok değerliydi. vur duvara, al göğsüne, roveşataya kalk, sapasağlam al, koy cebine tekrar. o derece yani :)

    neyse maça gelelim.efsane hagili zamanlar ama hagi yok sahada, neden yok? hatırlamıyorum o kadarını. maça'da kötü başlıyoruz zaten. ne olduğunu anlamadan 2-0 geriye düşüyoruz. yalnız tribündekiler hiç aldırış etmiyorlar. 2-0 galipmişiz gibi tezahüratlar karşılıklı vs. karşılıksız sevgi bu olsa gerek. ilk yarı 1-2 bitiyor. ikinci yarı takım toparlıyor2-2 oluyor, 3-2. 3. golde kendimi kaybetmişim. arkadaşlar hala makarasını yaparlar o olayın :) son dakikalara bir gol daha sıkıştırıp 4-2 galip geliyoruz. ne maçtı be?

    ali sami yen stadı bambaşkaydı. kelimelerle ifade edilemeyecek şekilde bir havası vardı. çok özledim, gurbetteki sevgiliyi özler gibi.
  • 1263
    şu an yükselen vodafone arena ile bir kez daha anlıyoruz ki zamanında ki yönetim etkisizliğimizden dolayı elimizden kaçırdığımız mabettir. resmen "şehrin içinde stad olmaz, çok kalabalık oluyor blablabla " goygoyu ile aldılar elimizden mabedimizi, kaldık modern bir beton yığını ile başbaşa hemde kendi evimizde bir sığıntı gibi,
    (bkz: bu stad gsgm'nin malıdır)

    ha birde sanmayın ki yoğunluk oluyor goygoyu ile elimizden aldıkları mabedimizin arazisine bir park filan yaptılar, bildiğiniz diktiler yine o şekilsiz kulelerden insan yiyen çelik konstrüksyonlardan.

    kısaca ali sami yen stadı'nı bilemem ama ben bir taraftar olarak hakkımı burayı kaybettiren yönetimlere helal etmiyorum.
  • 1264
    faruk süren'i "bu stadı da süren yaptı" dedirtmemek için apar topar alaşağı edenler tarafından göz göre göre kaybettiğimiz mabedimiz. aynı adamlar paraya ihtiyaç varken ünal aysal'ın kapısına gidip, kendi planlarını uygulatıp bir de üstüne adamı galatasaray'dan para kazandı diye suçladılar. milletin parasıyla kulüpçülük oynayanlar. sizin de gününüz gelecek merak etmeyin.
  • 1265
    adnan polat'ın ve rahmetli özhan canaydın'ın akp hükümetine peşkeş çektiği stattır. stadın yerinde şuan bulunan torun center'ın kimin olduğu, kimlerin sınıf arkadaşı olduğu bilinmektedir.

    adnan polat denilen insan ortalıkta, ''stat yaptık. kulübün borçlarını kapattık.'' diye gezmektedir. saf galatasaray taraftarı da bunlara inanmaktadır.
  • 1269
    mecidiyeköy'de maç izlemeyi o kadar çok özlemişim ki köfteyi hüpletip marşlar söyleye söyleye stada doğru gidilirdi. bazen diyorum keşke alisamiyen kalsaydı ve beşiktaş gibi yıkılıp oraya yeni bir stad yapılsaydı fakat konumu itibariyle iş merkezlerinin gözdesi bir yer haline gelmişti. en çok üzüldüğüm de böyle bir yerin yaklaşık 30 küsür senelik telif hakkını ver üstüne devletin yaptığı stad diye geçiştirsinler. ah ulan ah.
  • 1270
    bir kulüp taraftarının aidiyet duygusunun en çok arttığı taraftarlık duygularının en çok coştuğu yerdir stadyumlar.

    ali sami yen ise bu stadlar arasında en özeli en güzelidir. bir çok kişiyi belki de galatasaraylı olmasında çok etkili olmuştur. galatasaray'ın kazandığı nice zaferlerde tartışılmaz çok büyük etkileri vardır. buraya sayfalarca uzun uzun da anlatabilirim.

    stadın açılışı 1964 yılında türkiye bulgaristan maçı ile yapıldı. 80li yıllara kadar bir kaç kez stadyumdan ayrı kalınıdı. daha sonrasında ise stada geri dönüşle galatasaray'ın yükseliş dönemi başladı.

    ben işletme okumuş ve finansal açıdan türk telekom arena'nın ali sami yen stadyumuna oranla artılarını ve kazandırdıklarını biliyorum ancak orası çok başkaydı. ali sami yen stadyumu ile ilgili herkesin bildiği teknik konuları çok uzatmak istemiyorum. ben burada iki ali sami yen anımı paylaşmak istiyorum.

    ilki 5 yaşımda gerçekleşiyor o zamanlar biz istanbul'da yaşıyoruz. babam da maçları takip ediyor senede 10 civarı maça giden derbileri kaçırmayan bir taraftar. alıyor beni samsunspor maçına götürüyor. arif'in son dakikada attığı gol ile kazanmışız. o gün ile ilgili bazı anları hala çok net fotoğraf karesi gibi hatırlıyorum. öndeki adama sürekli tekme atışım ya da babamın omuzunda izlediğim anlar hatta devre arasında kucağına yatıp benim uykum geldi dediğim anı, aynı şekilde yaşlı bir gazete satan adamdan gazete alışımızı bunları çok net hatırlıyorum ve hatırladıkça düşündükçe gözlerim doluyor bir fena oluyorum.

    ikinci anım ise 18 yaşımda lise son sınıfta hamburg maçına gelmiştim. biz ben 7 yaşımda okula başlamadan hemen önce sakarya'ya taşınıyoruz. ben 2009'da istanbul üniversitesi işletme fakültesini kazanarak istanbula'a tekrar geliyorum.

    o maç için de çok feci de bir kazık yemişimdir. o da şöyle biz 3 bilete yanlış hatırlamıyorsam adam başı 90 lira verdik. sonra gecenin onikisinde gelen haberle yıkıldık. biletlerden biri olmadı. o zaman sakarya üni grubuyla geleceğiz gs store önünden otobüs kalkacak. sonra biz yıkıldık. adama dedik ki ya üçümüz gideceğiz ya da biz yokuz. adam da dedi tamam benim bir arkadaşım var ayarlayacağım size bilet falan velhasıl bilet adam başı 120 liraya gelid 3. karaborsa biletin parasını ortak ödemiştik.

    türlü türlü kazıklar yiyerek bordeaux maçından sonra harçlıklarımı biriktirerek sünnet altınlarımın bir kısmını bozdurarak ben o maça geldim üç arkadaşımla beraber. önce sokakta eğlendik mazot aldıktan sonra otopark içinden eski açık tribün girişine geldik o hafif bayır aşağı olan asfalttan yürüdük turnikeye geldik. uzun bir kuyruk gelin dedi orda adam millet beklerken biz kaynak yaptık turnikeden geçtik ve hop içerideyiz. bilet yırtıldı sonra polis kontrolü derken polis durdurdu. bileti istedi ben de vermedim ben bunu saklayacağım dedim. biraz çemkirdi ama nihayetinde bileti savunduk ve o merdivenlere bir koşuşum vardı ki. çok samimi söylüyorum ben hiç bir şeye öyle koşmadım. o merdivenleri çıkıp manzaraya baktığımda nefesim kesildi üç beş saniye nefes alamamıştım. arkamdan biri sırtıma vurmuştu da kendime gelmiştim. maç için ise maçı bilenler bilir 1-1 rövanşında stoperde kewell'ın oynadığı maçta 60 dakika her şey çok iyi gittikten sonra o yarım saat hüsran olmuştu. neyse bundan sonrası kötü anılar o yüzden bu kadarını anlatıyorum.
App Store'dan indirin Google Play'den alın