• başbakanımız sayın recep tayyip erdoğan'ın tepkileri nedeni ile bu stadyum konusunda tarihi süreci yazmak şart olmuştur.

    http://www.haberturk.com/...-sozunu-dogama-verin

    (yazıyı okurken tarihlere dikkat edilmesini hasleten rica ediyorum)

    rahmetli ali sami yen bey, 1922 yılında kurulan "türkiye idman cemiyetleri ittifakı'nın kurucusu ve ilk başkanıdır.
    o dönemin idman cemiyetleri ittifakı, türkiye futbol heyet-i müttehidesi'nin, yani o zamanın futbol federasyonu'nun üst kurumudur. bir nevi "spor bakanlığı'dır.

    ali sami yen bey, başkanlık ile başladığı görevine daha sonra olimpiyat komitesi başkanlığını da ekleyerek 1931 yılına kadar devam etmiş olup, bu tarihten sonra meydana gelen gelişmelerden sakınarak mevcut görevlerini bırakıp çekilmiştir. (burası başka bir yazının konusu ama bu dönem galatasaray'ın cumhuriyet tarihinde ilk zulum görmeye başladığı dönemdir)

    mevcut görevlerinden ayrılmadan önce, 1930 yılında öncülüğünü yaptığı bir kampanya ile ali sami yen stadyumu'nun üzerinde kurulu olduğu 35 dönümlük arsanın alınmasını sağlamıştır. yani, o arsada o dönemin galatasaraylıların hemen hemen hepsinin cuzi miktarlarda da olsa katkısı vardır ve ali sami yen bey gider ayak galatasaray'ın büyük bir değer kazanmasını sağlamıştır.

    sözü edilen arsa 1930 yılında açılan bir kampanya sonucunda galatasaraylıların aralarında topladıkları para ile tapusu galatasaray'ın olmak üzere alınmıştır. tapu wiki'de yazdığı gibi devletin herhangi bir kurumunun değil galatasaray'ındır.

    stadyumun yapıldığı arsanın 1930 yılında parasını ödeyip satın alan galatasaray, 1932 yılında başlayarak 1933 yılında imkanları nispetinde stadyum inşaatını yapmıştır. lütfen dikkat; yapmıştır diyorum.
    bu stadyum demir borular üzerine tahta sıraların uzatılarak tribünlerin oluşturulduğu bir stadyumdur ve adı galatasaray stadyumu'dur. sonradan mecidiyeköy stadyumu olarak ta anılmaya başlanmıştır. ne yazık ki ali sami yen bey'in bu yıllarda devlet katında etkisiz kalması nedeni ile galatasaray'ın cumhuriyet tarihinde ilk zulum görmeye başladığı dönem olduğu için gerekli ilgiyi göremeyen bir stadyum olmuştur.

    ali sami yen bey, 1950 demokrat parti iktidarı sonrasında tekrar göreve çağrılmış ve dönemin spor bakanlığı, içinde rahmetli ali sami yen bey'in de bulunduğu bir komisyon oluşturup yeni bir hamleye kalkışarak, 1951 yılı başlarında türk futbolunu profesyonellik ile tanıştırmış ve futbol alanında yeni atılımlara başlamıştır.

    bu yeni teşkilat yasasından alınan güç ile ali sami yen bey'in büyük çabası ve katkısı sonucunda yepyeni ve büyük bir betonarme stadyum yapılması karar altına alınmış ve ali sami yen bey'in katkıları ile yeni stadyumun yapımına başlanmıştır.

    haziran 1951 tarihinde sadece galatasaray'ın imkanları ile yapılmaya başlanan yeni betonarme stadyumun inkıtaya uğramasındaki en büyük neden, büyük insan ali sami yen bey'in 29 temmuz 1951 günü sabaha karşı hakkın rahmetine kavuşmasıdır.

    o andan itibaren öksüz kalan galatasaray'ın geride kalan yöneticileri malesef bu stadyumu kendi imkanları ile bitirmeyi beceremeyip devletten para talep etmeye başlamışlar ve devlet nezdinde öksüz kalan galatasaray devletin ikinci kez gadrine uğramıştır.

    devlet yetkilileri, devletin bütçesinden böyle bir ödeme yapamayacaklarından bahisle, yapılacak stadyumu sonradan galatasaray'a kiralamak üzere arsa tapusu sahibi olmaktan doğan "intifa hakkı" saklı kalmak koşulu ile arazinin tapusunu 1955 yılında bila ücret devralmışlardır.

    (lütfen bu "intifa hakkı" meselesi unutulmasın)

    maalesef böyle bir anlaşma ile tapulu arazimizi alan devlet işi 1964 yılına kadar sürüncemede bırakmış olup 1964 yılında bittiği iddiası ile açılışını yaptığı stadyumda olan çökme neticesinde stadyumu tekrar kapatmış ve bize toplam 10 yıl sonra 29 eylül 1965 galatasaray fc sion maçı ile stadyuma ayak basmak nasip olmuştur.

    bu 10 senelik arada "intifa hakkı" meselesi sürüncemede kalmıştır.

    (bkz: ali sami yen’de oynanan ilk lig maçı)'mız ise
    (bkz: 10 nisan 1966 galatasaray hacettepe maçı)'dır.işte asıl bu maçtan sonra fiili olarak ali sami yen stadyumu'nu kullanmaya başladık.

    biz bu stadyumu 1972 1973 futbol sezonu'nun sonuna kadar 8 sezon kullandık.
    bu 8 sezonda ilk 6 şampiyonluğumuzun 4'ünü bu stadyumda yaşadık.

    (bkz: 1968 1969 futbol sezonu)
    (bkz: 1970 1971 futbol sezonu)
    (bkz: 1971 1972 futbol sezonu)
    (bkz: 1972 1973 futbol sezonu)

    3 yıl üst üste şampiyon olunca 1972 73 sezonun sonunda üzerine stadyum yapıp tekrar bize kiraya vermek için devletin bizden arsasının tapusunu aldığı ve tamamını devletin yapıp tekrar bize kiraya verdiği stadyumdan "mail-i inhidam (yıkılma tehlikesi) olduğu gerekçesi ile adeta kovulduk.

    bu kaçıncı zulum. cumhuriyet tarihinin üçüncü zulum döneminin başlangıcıdır. sen devlet olarak benim arsamın tapusunu, üzerine stadyum yapıp o stadyumu tekrar bana kiraya vermek için elimden alacaksın! o söz verdiğin stadyumu tam 10 senede bitirdikten sonra bana kiraya verip 8 yıl tıkır tıkır her ay kiranı alacaksın ve 8 yıl sonra "bu stadyum yıkılabilir" diye kovacaksın.

    haaa! bu arada benim tapu sahipliğimden doğan "intifa hakkım" hala sürüncemede tutuluyordu.

    ve;
    1980 yılında yalandan bir açılış maçı düzenlediler ama 1986 1987 futbol sezonu başlayana kadar tam 14 yıl o stadyumdan uzak kaldık. geri döndüğümüzde çivi çakılmamıştı.

    ali sami yen stadyumu'na gerçekten geri döndüğümüz sezon 14 yıl şampiyonluk hasretimize son verdiğimiz 1986 1987 sezonu'dur. 14 yıl uzak bırakıldığımız ali sami yen'e döner dönmez 14 yıl sonra yara yara şampiyon olduk. işte o şampiyonluk biraz da bu nedenden dolayı önemliydi. stadyumdan ayrılırken 3 yıl üst üste şampiyon olarak ayrılmıştık, 14 yıl sürgünde yaşadık, 14 yıl sonra döner dönmez de şampiyon olduk.

    arsa tapusunu devir almalarından doğan "intifa hakkı"mız ise hala hukuki muvazza konusu idi.

    veeee, tam 46 yıl sonra;
    2001 yılında büyük galatasaraylı mustafa sarıgül sayesinde "intifa hakkı"mızı tapu siciline işlettik. tapuyu aldık.

    intifa hakkı; başkasına ait olsa bile bir mülkün üzerindeki tasarruf hakkının siz ölene veya ortadan kalkana kadar sizin tarafınızdan kullanılması demektir. yani tapu başkasının olsa bile o arsa üzerine yapı kurma hakkı sizindir.

    gelelim bu güne;
    yine, büyük galatasaraylı mustafa sarıgül sayesinde 2004 yılında seyrantepe'de ki 380 dönümlük arazinin "irtifak hakkı'nı" aldık. lütfen "intifa hakkı ile karıştırılmasın. intifa hakkı'nda arsanın üzerine sonsuza kadar istediğiniz yapıyı yapma hakkınız var. irtifa hakkı'nda ise sadece arsa üzerini veya üzerindeki yapıyı kullanma hakkınız var. istediğiniz yapıyı yapma hakkınız yok.

    mecidiyeköy'e mülk sahibine sormadan gökdelen dikebiliriz ama seyrantepe'ye mülk sahibinin rızası olmadan köpek kulübesi yapamayız.

    ali sami yen'de ki intifa hakkımızı devlete devir etmeye gerek yasalar müsade etmediği gerekse genel kurul kararı gerektiği için rahmetli başkanımız özhan canaydın devlet ile danışıklı dövüş dahilinde bir mahkeme açılmasını kabul etti ve bu tiyatro mahkeme sonrasında yasal olarak mecidiyeköy'de ki intifa hakkımızı kaybettik. aslında devlet ile yapılan gizli anlaşma sonrasında fiili olarak intifa hakkımızı devlete devir ettik.

    bunun haricinde; seyrantepe'nin 260 dönümünde ki tüm haklarımızdan vaz geçerek sadece 120 dönümü'nün "irtifak hakkı'na razı olarak bu stadyumun tarafımıza tahsisini sağlamak için gerekli anlaşmaları yaptık.

    bu sürecin sonunda devlet yaptığı stadyumun kullanım hakkını bize verecek ve kullanım hakkını bedava kullanmayıp her yıl kirasını tıkır tıkır ödeyeceğiz. kimse bize babasının hayrına mal filan bağışlamıyor kısacası.

    ve bu süreç başından beri devlet'in içinde birinci dereceden baş role soyunduğu bir süreçtir. biz bu gelişmelerin başından sonuna hiç bir zaman ne inşaat ne de müteahit konusunda sürece dahil olmadık, olmamız da gerekmiyor.

    süreç başından sonuna kadar benim yazdığım gibidir ve devlet bizimle yaptığı antlaşmalara uymak zorundadır. gerisi maval. birisi benim bu yazdıklarımı başbakan okutsa da böyle gereksiz laflar etmekten vazgeçse.

    umarım bize karşı dördüncü zulüm dönemini başlatma kararında değillerdir.

    -yazı biraz uzun oldu. özür dilerim. olay çok detaylı yazılması gereken bir mevzu.
    -ayrıca, çok yorgunum ve tamamına yakınını hafızadan yazdım. bu arada başbakanımız sayın recep tayyip erdoğan'ın son açıklaması asabımı çok bozdu. gerek cümle düşüklükleri gerekse noktalama işaretlerini bir ara hallederim. lütfen kusuruma bakmayın.

    edit: bir takım düzeltmeler ve eklemeler.
  • ben yaşlandım artık...
    yıkacaklar beni, tepinmeyecek ayaklar üstümde...
    kimse zafer şarkıları söylemeyecek içimde... duvarıma vura vura sevinçten ağlamayacaklar...
    ben taştan demirdenken, daha kimse bana cehennem demeyecek... kimse korkmayacak heybetimden...
    dünya devleri çocuklarıma ezilemeyecek çimlerimde...
    tek iyi yanı bazı soysuzlar çimlerime basınca lanet etmeyeceğim...
    yıkacaklar beni...
    yerime bir müzemi yapsalar bari... dedeler torunlarına anlatırken parmakla gösterse benim yerimi...
    neyse ki yaşadığım gördüğüm bana yeter...
    sizi tanıdığıma çok memnun oldum çocuklar...
  • ağlaya ağlaya terkedip gidişimizin üzerinden bir sene daha geçmiş olan mabed...

    istanbul'un o dönemki futbol merkezi taksim stadı'nın 1939 yılında yıkılması sonrası kulüplerin ortada kalmaması için her istanbul takımına bir yer gösterilmesi kapsamında payımıza o dönem için istanbul'un dışında bir arazi olan mecidiye köyü, şimdiki adıyla mecidiyeköy düşmüştü. aslında 1930'lu yıllarda, muhtemelen taksim stadı'nın yıkılması gündeme geldiğinde, her takım başının çaresine bakmaya çalışmış. beşiktaş şimdiki çırağan sarayının oraya geçmiş, fenerbahçe papazın çayırına geri dönmüş. bizi de işte o dönem için şehrin dışı olan bir yere sürmüşler.

    aslında bugünkü hikayeye de benzer bir olay. şimdi yine en azından metro var stada. o dönem kuş uçmaz, kervan geçmez bir bağlıktı mecidiyeköy. meşhur likör fabrikası dışında birşey yoktu. aradan geçen 80 yılda şehrin göbeği oldu, hatta iş merkezleri arasında sıkıştı kaldı ama o dönem taksim'den mecidiyeköy'e ulaşmak bile büyük bir maceraydı. istanbul'un izdiham hali malum. yeni havaalanı, üçüncü köprü ve şimdilerde gündemde olan kanal istanbul göz önüne alınınca istanbul'un kuzeye doğru genişlemesinin hız kazanması bir öngörü bile değil. o dönemin şartlarıyla bu dönemi kıyaslayınca bu merkezileşmenin bu sefer 15-20 yılda gerçekleşmesi süpriz olmayacaktır. gerçi bu ayrı bir yazı konusu...

    resmi açılış tarihi olarak 20 aralık 1964 türkiye bulgaristan maçı anılır ve bilinir genelde. aslında galatasaray futbol takımı'nın oradaki macerası 1930'ların ortasına kadar iniyor. 1935'te bugün hala ayakta olan likör fabrikasının yanındaki dutluk olarak tarif edilen arsayı şimdiki spor genel müdürlüğü, o dönemki adıyla beden terbiyesi genel müdürlüğü tekel'den satın alıyor ve yıllık 1 lira gibi sembolik bir bedelle 30 yıllığına galatasaray'a kiralıyor. aslında diğer takımlar için de benzer bir durum söz konusu. türk telekom arena'ya toki arena denmesi muhabbeti sonrası bizim tarafın argümanıydı ya şükrü saraçoğlu başbakan iken stadı 1 liraya kiralamış fenerbahçe'ye diye. işin aslı üç takım da aynı yoldan geçmişti...

    1936'da bir stad yapımına başlanıyor ancak sadece bir cümleden ibaret. daha harfiyat aşamasında o iş yarıda kalıyor. adnan menderes o dönem türk spor kurumu'nun başında, ordan da maddi destek çıkıyor. bu türk spor kurumu da nazi almanya'sından esinlenilen bir kurum, ömrü 2 sene falan oluyor zaten. o yıllarda kulüpler tamamen amatör zaten. kendi mal varlığıyla herhangi bir işe kalkışmaları çok muktedir değil.

    1940'ta tekrar gündeme geliyor stad işi. yine 30 yıllık bir kira sözleşmesi imzalanıyor. hatta kulüp tribünleri ve veledromu olan bir stad yapmayı taahüt ediyor. o dönem de ikinci dünya savaşı patlak veriyor ve yine başlanamıyor. 1943 yılında küçük, sadece ihtiyacı karşılayabilecek bir stadyum gündeme gelir ve mecidiyeköy stadı adıyla anılan tesis ortaya çıkıyor. o da işte bir saha, koşu pisti, ve ali sami yen stadyumu tarifiyle numaralı tribün tarafındaki kenarına yapılmış 500 kişi kapasiteli derme çatma bir tribünden ibaret. onun açılışı 24 eylül 1944 galatasaray süleymaniye maçı ile oluyor.

    ancak mecidiye köyü o dönem hakikaten şehre uzak ve çok şiddetli rüzgar alan bir konumda. bir türlü adapte olunamıyor. rüzgar sorunu o yıllarda önlenmesi imkansız bir olay. gerçi 60 sene sonra olimpiyat sezonunda da o sorunu çözememiştik ama o yıllarda işte yalandan dikilecek rüzgar paneli bile yok. zaten 1947'de o dönemki adıyla mithatpaşa stadı açılıyor. hem yapısı hem de merkezi konumu nedeniyle orası kullanılmaya başlanıyor. ve o tesis bir 10 yıl kadar kaderine terkediliyor...

    1955 yılında galatasaray'ın stadı bitirme gibi bir niyeti olmadığı anlaşılınca beden terbiyesi genel müdürlüğü yine devreye giriyor. stadın inşaatını üstleniyor. o yıllarda 22 yıl daha devam edecek olan üst kulanım hakkımıza 30 sene daha ekleniyor ve 2007 yılına kadar uzatılıyor. 1960'ta profesyonel lig başlayınca hız veriliyor çalışmalara ve 1964 yılında ali sami yen stadyumu kendini yedi düvele cehennem olarak tanıtacak hali ile açılıyor.

    çok da inanılmaz bir bilgi değil ama stadı yapan şirket kemal uzan'ın, daha doğrusu uzan kardeşlerin* yapı ticaret isimli şirketi. o dönem hatırı sayılır tüm devlet işlerini alıyorlar zaten, ali sami yen stadyumu da onlardan biri. aslında uzanları zenginliğe taşıyan yolun başlangıç yerlerinden biri bizim mütevaffa mabed. yıllar yıllar yıllar sonra süper mario jardel'in transferi sürecinde piyasa 500 bin dolarlardayken telsim'in verdiği 8 milyon dolarlık forma reklamı aslında çok da karşılıksız sayılmaz yani. "belki benim kağıt param bi şekilde döne dolaşa senin cebine girmiştir" hesabı bir hikaye söz konusu...

    stad 20 aralık 1964 türkiye bulgaristan maçı ile açılıyor. açılıyor açılmasına ama tatsız bir olayla açılıyor. yeni açık tribünün üst katındaki sosisci tezgahlarından birindeki kızgın yağ bişeylere temas edince ufak bir parlama oluyor. o parlama da tribünde panik ve geri çekilmeye sebep oluyor. onun geri dönüşü de üst kattan alt kata düşmeler şeklinde cereyan ediyor. ancak o dönemin devlet idaresinin ilk anda uygulamaya çalıştığı sansür bunun "tribünde çökme oldu" şeklinde farklı bir yalanın türemesine sebep oluyor. bu olay bugün bile bu şekilde hatırlanıyor, bu şekilde anlatılıyor...

    bu olaylarda toplam 80 kişi yaralanıyor. bu 80 kişiden biri olan andon hristodolis isimli vatandaş ise iki hafta sonra hastahanede hayatını kaybediyor.

    bu arada kemal uzan ile ilgili enteresan bir anektod. 1971 akdeniz oyunları için izmir atatürk stadyumu ve civarındaki tesisi inşa eden de kendisi ve orada inşaat sırasında bir yangın çıkıyor. bu iki olay dönemin gazetelerinde suçlama için adının anılmasına sebep olsa da dolaylı yoldan isminin duyulmasını sağlıyor. zaten devlet işlerini aldıkça büyümeye devam ediyor...

    tabi bu açılış sonrası bir süre daha kullanılmıyor. 1965-66 sezonunda ışıklandırılması da tamamlanarak faaliyete giriyor. 1972 yılına kadar kullanılıyor ve galatasaray ilk 4 lig şampiyonluğunu burada kazanıyor. boğaz köprüsünün ve çevre yolunun inşaatı başlıyor sonra. viyadük inşaatı mecidiyeköy kadar neredeyse dibinden geçtiği ali sami yen stadyumu'nu da etkiliyor tabi ve stadyum kapatılıyor. galatasaray için yine inönü yılları başlıyor. stad bu yıllarda ara sıra antremanlar için kullanılsa da kaderine terk ediliyor. o kadar ki 1979 yılında o dönemki ışıklandırmayı sağlayan direklerden biri kendi kendine çöküyor.

    stadın kendi kendine attığı bu imdat çığlığı sonunda duyuluyor. temizlik, bakım, onarım ve çimlendirme çalışmaları sonrası 21 aralık 1980 galatasaray altay maçında 8 yıl aradan sonra kapılarını açıyor. naylon çim denilen bir zeminle yeşillendiriliyor, hatta maçtan önceki günlerde gazeteler stadın yemyeşil halini gösterip övüyor, futbolcuların zemine özel keçe krampon ile oynayacağı falan yazılıyor. tabi sonradan o zeminin dezavantajları ortaya çıkıyor, yağmur yağınca sahaya çıkmak imkansız oluyor. birkaç yıl daha arada bir ali sami yen'de maçlar olsa da tam zamanlı geçilemiyor ve 1984 yılında tekrar kapatılıyor.

    galatasaray tarihinin karanlık yılları aslında. 1973'te brian birch ile üst üste üçüncü şampiyonluğu kazanıyor takım. ali sami yen'den inönü'ye dönüş biraz yumuşak oluyor bu açıdan. ancak sonrası bir yiğit gurbete düşse gör başına neler gelir formatında cereyan ediyor. galatasaray genellikle inönü'de, bazen sami yen'de ama hep bir sürgün halinde yaşıyor. özellikle 1981'de fenerbahçe'nin de kendi stadına geçmesiyle inönü'de misafirlik hali iyiden kendini hissettiriyor. meşhur 14 senenin 13'ü böyle sürgünde geçiyor. 1984-85 sezonu sırasında "ali sami yen'de kabak çiçeği açtı" şeklinde manşetlere konu oluyor stad.

    bir sonraki sezonu bu sefer doğal çimlendirme işlemleri ile geçiriyor ve 1986-1987 sezonunda bu sefer kesin olarak dönülüyor. ilginç iddialara konu olan 13 eylül 1986 galatasaray gençlerbirliği maçı ile tekrardan kavuşuyordu galatasaray mabedi ile. zaten o sezonun sonunda da 14 senelik çile bitiyor.

    7 haziran 1987 galatasaray eskişehirspor maçı ile "resmi" seyirci rekoru kırııyor, 35845 kişi ile. tabi makus talihini de...

    galatasaray karanlık günlerinden sıyrılıp şaha kalkıyor eve dönüş sonrası. jupp derwall kadar eve dönüşün de manevi bir desteği oluyor. 14 sene şampiyonluk görmeyen takım iki sene üst üste şampiyon oluyor, yetmez bize bu kupa hedef artık avrupa pankartı eşliğinde şampiyon kulüpler kupası'nda yarı final geliyor. 9 kasım 1988 galatasaray neuchatel xamax maçı ise "hell" efsanesinin belki de doğuş maçı oluyor. 3-0 kaybedilen maçın rövanşında sabahın köründe stada giren sayısı hala belli olmayan sayıda taraftar beşinci gole kadar beş beş diye bağırıyor, beşinci golü görene kadar susmayarak teknik direktörün maçtan önce söylediği sözü söke söke alıyor.

    doksanların başında ligde beşiktaş hegomonyası yaşanırken avrupa'da "işte bu cimbom'un ayak sesleri" metaforu dillenmeye başlanıyor. 1992 yazından 2002 yazına kadarsa rüya gibi bir 10 yıl yaşanıyor. 7 lig şampiyonluğu, 2 avrupa kupası ve dahası geliyor ali sami yen'e. bu dönem zaten hem yeterince yazıldığı, hem yakın tarih oluşu hem de az çok yaş itibarı ile hatırımızda olduğu için böyle bir paragaf ile geçiştirebiliyorum. bu dönemde galatasaray stadıya büyüdü, stadı da galatasaray ile...

    tabi istanbul da büyümeye devam etti. 1990ların ortalarında artık mecidiyeköy istanbul'un iş merkezlerinden biri haline gelmişti. tabi stadın da 30 yaşına gelip ekonomik ömrünün sonlarına gelmesi, galatasaray'ın avrupa maceraları sırasında görünen stadlarla aradaki uçurum, yeni ve büyük kapasiteli bir stadın ekonomik getirileri derken yeni bir stad inşaatı gündeme gelmişti. 1998 yılında bir proje ve maket olarak ete kemiğe bürünmüştü galatasaray'ın yeni stadı. hatta bir sunum ve loca satışı dahi yapılmıştı. yaşı yetenler bir köşesinde kubbe gibi bir yapının olduğu maketi hatırlarlar.

    ancak o yıllarda galatasaray her ne kadar sportif başarı yaşıyor olsa da ekonomik anlamda böyle bir işe hazır değildi. devlet idaresi ise arazinin aradan geçen 40 yılda misli misli değerlenmiş olması sebebiyle orada yeniden yapılacak bir stadyum fikrine sıcak bakmıyordu. 2007 yılında zaten bitecek olan üst kullanım hakkı sözleşmesinin yenilenmemesi gündemdeydi. tüm bunların üzerine 1999 depremi yaşanıp 2001 krizi de patlak verince mecidiyeköy'e yeni stad fikri sekteye uğradı.

    yine de özhan canaydın döneminde bir şekilde başlarsak devamı gelir denerek maçların olimpiyat stadı'nda oynanması kararı alındı. galatasaray'ın stadı boşaltması hatta yıkması ciddiyetini gösterir, o arada da devletin eli pazarlıkta zayıflatılır stadın
    orda kalmasına ikna edilir gibi bir plan vardı ama işe yaramadı. 30 mayıs 2003 galatasaray gaziantepspor maçında "elveda sami yen bir gün geri geleceğiz yeniden" tezahüratları eşliğinde veda edildi.

    galatasaray taraftarı yolu olmayan, şehre ve herşeye uzak, hatta tribünleri de sahaya çok uzak bir garip ucube yapıya sürgün edildi. o sezonun galatasaray'ın modern tarihteki en kötü sezonu olması kesinlikle tesadüf değildir. ancak galatasaray'ın tüm çaba ve ısrarları işe yaramamış, allahtan yönetim gaza gelip stadı yıkmadığı için ali sami yen elimizde kalınca geri dönebilmiştik. bu sırada bürokratik görüşmeler ve çabalar galatasaray'a yeni stad için bir yer gösterilmesi, galatasaray'ın mecidiyeköy'de boşaltacağı arazinin satışından gelen gelirle yeni bir stadın yapılması ve arta kalan gelirin devletin kasasına girmesi noktasında çözüme ulaştı. 13 aralık 2007 tarihinde temel atma töreni yapılan inşaat 2009 yılında inşaatı yapan firmanın yaşadığı sorunlar sebebiyle duraksadıysa da toki'nin olaya el atmasıyla tekrardan hız kazandı ve 2011 yılında inşaatı tamamlandı.

    bu arada 2005-2011 arasında pek çok tamirattan geçti ali sami yen. 2004 yazında 3 ay gibi kısa bir sürede komple temizlendi, koltukları değişti, komple boyandı. eski açık tribün sağlıksız olması sebebiyle kullanımı yasaklandı. 2005 yılı içerisinde kale yapı tarafından yeniden yapıldı, 11 eylül 2005 galatasaray sivasspor maçında yeniden ve kapasitesi neredeyse iki katı olarak açıldı. son sezonda ise üstü kapatıldı. yıllar yılı staddan ayrı, unutulmuş bir tribün gibi olan eski açık bu yenileme sonrası stadın kapalı'dan sonraki en önemli tribünü oldu. hatta son sezon tüm grupların oraya geçmesiyle doğrudan merkezi oldu. kapalı alt tribün numaralı havasına büründürüldü, her ne kadar üzerindeki portatif çatı sebebiyle sık sık tehlikeli durumlara yol açsa da... nitekim 12 nisan 2009 galatasaray fenerbahçe maçında volkan demirel tribünlere kasıklarını tutup gösterince, kapalı üst de galeyana gelip o çatıdan sahaya atlamaya çalışınca kapalı üstün önüne kırılmaz cam paneller eklendi. en son yeni açık alt'a loca falan eklemek gibi ekspresyonist çalışmalar yapıldı...

    yaşlı ve yorgun stadımız herşeye rağmen ayakta durmaya devam etti. ve 15 yıla yakın bir sürecin sonunda yeni stadımız tamamlandı.

    nitekim 11 ocak 2011 galatasaray beypazarı şekerspor maçı ile son kez kapılarını açtı. gerçi son lig maçında epey bir koltuk kaybemişti ama o güne özel kalan tüm koltukları sökülerek eski nostaljik günlerdeki haline büründü. nitekim bir şekilde stad çevresinde olan herkes de içeri girdi. veda günü efsaneler maçıyla başladı, kendi haline bırakılsa birkaç bin kişinin önünde oynanacak olan sıradan bir kupa maçı olan son doksan dakika başladı. tam kapanış golünü arda turan atmış derken colin kazım'ın perdeyi kapatması o günlerde biraz tepki çekse de, colin kazım bile olsa insanın arada sırada hayırlı bir iş yapabileceği yıllar sonra ortaya çıktı. izleyenler dahil kimsenin anlamadığı ve anlamlandıramadığı bir takım seramoniler yapıldı, ali kırca bir ara belirdi ali kırca'nın ali sami yen'e veda şiirini okudu. hopdedik ayhan yine boş boş konuştu, şebnem ferah'ın yürek söken hoşçakal şarkısı duyuldu, ışıklar kapandı ve bir devir resmen bitmiş oldu.

    bu satırların yazarı ekran başında tıpkı şimdi olduğu gibi gözyaşlarını tutamadı, staddaki binler ekran başındaki milyonların çoğu aynı duyguları yaşadı. hatta staddaki yayın bitince çevrilen ntvspor'da o dönemin muhabiri özgür buzbaş'ın ağlamaktan şişmiş gözleriyle karşılaşıldı, vücuttaki son "saçmalama" zerrecikleri de atıldı hüngür hüngür ağlandı...

    çocukluğum bir ekran önünde sana iç çekerek bakmakla geçti. ne büyük şanstır ki içine girme şansım oldu, son şampiyonluğunu *ve son mucizeni* içinde canlı yaşadım.

    yıllar geçip kocaman bir adam olup istediğimde sana gelebilme şansım olduğunda ise senin yerinde ucube bir beton yığınıyla karşılaştım hep...

    orda o ucubenin dikilmiş olması sana geldiğim gerçeğini değiştirmez...

    hatıralar yıkılmaz, bu cehennem son bulmaz...

    (bkz: ali sami yen sonsuza kadar)
  • 1964 yılı.. sezon sonunda galatasaray türkiye birinci profesyonel ligi 3.’sü olur. ali sami yen stadı henüz inşaat halindedir. başında baba gündüz olan takım açılıştan kısa bir süre önce stadı ziyaret eder. kapalı tribün henüz bitmemiş.

    http://4.bp.blogspot.com/...yinaathalindecv3.png

    tam 46 yıl sonrası.. 2010-11 sezonu galatasaray futbol takımı yeni mabedini ziyaret ediyor.

    http://i.sabah.com.tr/...adim_atildi/20_d.jpg

    edit: linkler düzeltildi.
  • bir mahallede doğmuşsunuzdur, apartman dairesindesinizdir. herkesin evi sizinkine benzer, normal evdir işte. herhangi bir lüksü yoktur. herkesin annesi güzel şeyler pişirir, mutlaka herkesin evinde birçok kez bulunmuşsunuzdur. komşu çocuklarıyla oynamışsınızdır mütemadiyen sokağın ortasında. yoldan geçen bir araba bölmüş maçı, ya da işinden gelen bir amca karışmıştır maçınıza.. arabanın altında kalan topa uzanmak için asfalta yatmışsınızdır.. arkadaşlarınızla bir olup, diğer mahallenin çocuklarıyla kavga etmişsinizdir. eviniz bir evdir işte herkese, sizin ise yaş aldığınız, adam olmaya başladığınız bir mekandır. anne sevgisi gibidir aslında, herkes kendi annesini çok sever. daha iyisi yok diye mi? hayır. sever işte..

    işte orasıdır ali sami yen.. bataklıktır, tuvaleti kötüdür. ama sevmişsinizdir bir kere, orada adam olmuşsunuz, en güzel kavgaları orada etmişsinizdir..

    sonra an gelir, siz o mahalleden lüks bir siteye taşınırsınız. artık başka mahalle yoktur, sadece steril dünyadan arkadaşlarınız vardır.. orada anneler kolay kolay yemek pişirmez, dışarıdan söylersiniz. başka mahallenin çocukları yoktur. artık mahallenin bakkalı yoktur veresiye kola alacağınız, süpermarket vardır kasiyerlerin sizi tanımadığı.. bu site daha güzeldir, daha sıcaktır, daha büyüktür. ama siz orada büyümemişsinizdir bir kere..

    işte orası arenadır.

    adı başka, rengi başka, yolu başka..

    zamanı gelmişti gitmenin eyvallah da, kimse o zamanın kolay olacağını söylememişti zaten..
  • gerçekleşmiş çocukluğumun en büyük hayalinin hem öznesini, hem nesnesini hemde yüklemini barındıran mekanımızdır.
    öncelikle belirtmem gerekir ki ben kör bir vatandaşım. bu münasebetle de ilköğrenimimi doğduğum, yaşadığım ve aşığı olduğum diyarbakırdan o dönemin şartlarına göre 6 saat uzaklıkta gaziantepte yatılı okulda okumaktaydım. bizim okulumuzda resim dersleri yerine işlenilen modelaj adı altında biraz görmesi olanların resim yaptıkları, hiç görmeyenlerin de oyun hamurları ile çeşitli şekiller yaptıkları bir ders vardı. fakat 5. sınıfa kadar biz bu derslerde oyuncaklarla oynamaktan başka bir şey yapmazdık. 5. sınıfta dersimizin hocası değişti. sonrasında hoca resim yapmak isteyenleri sordu. benim görme oranım ışık, açık ve koyu renkleri ayırt edecek kadar olmasına rağmen resim yapmak istedim. bir de hafiften dengesiz olduğumdan dolayı yaptığım şekillerde hamuru israf etmekten başka bir şeye benzemiyordu.
    6. sınıfa geldiğimizde hocamız bizlere çeşitli resim yarışmalarının duyurularını bildirir ve bu çerçevede resim yapmamızı isterdi. ben pastel boya kullanırdım. çünkü pastel boyalar kağıdın üzerinde bir iz bırakır ve bu iz sayesinde şekli de algılayabilirdim. ayrıca resimi renklendirmek için de boyaların renklerini sıralı bir şekilde dizerdim. 7. sınıfa geldiğimizde çevre konulu daha önceden yaptığım bir resmi hocam bana söylemeden gaziantep genç işadamları derneğinin açtığı bir yarışmaya göndermiş. ben resmim mansiyon ödülü aldığında resmin yarışmaya gittiğinden haberdar oldum. işte yarışmanın ödül töreni ertesinde bir gün okulun müdürü beni çağırdı ve ntv'den bir ekibin belgesel çekimi için okula geleceğini hazırlanmamı söyledi. ardından ben hazırlanıp ekibi beklemeye başladım. belgesel çekimi sırasında benden, yapmak istediklerimden, yapabildiklerimden ve hayallerimden bahsettik. röportajın sonlarına doğru hayatta en çok neyi görmek istediğimi sordular. ben gözlerimin görmesini istemediğim için görmek fiilini deneyimlemek olarak algıladım ve hayatımda en çok galatasarayın ali sami yen stadında bir maçını izlemek istediğimi söyledim. gerçekten de hayatımdaki en büyük hayalim sami yen türübünlerinde bir maç izleyebilmekti. o zamanın şartlarında kim derdi ki diyarbakırlı antepte ilköğrenimini gören cimbom21'in istanbula gelmesi mümkün olacaktı da ali sami yen stadına gidip maç izleyecekti.
    ilköğrenimimi bitirdikten sonra diyarbakıra ailemin yanına döndüm ve liseyi diyarbakırda okudum. lise sona geldiğimde öss telaşı içerisine girdim. istediğim galatasaray üniversitesinde hukuk fakültesini kazanmaktı. ancak galatasaray üniversitesi olmasa da mutlaka bir yolunu bulup istanbula gelmeliydim. zira sami yen'de maç izlemenin başka bir yolu olmayacaktı. derken sınava girdim ve sonuçlar açıklandı. epeyce yüksek bir puan almıştım. tercih dönemimde evdekiler ankara ve psikoloji yazmamı istiyorlardı. bense ısrarla istanbul ve hukuk fakültesinde diretiyordum. en son anlaşmamıza göre bir istanbul, bir ankara yazacaktım. bununla birlikte ilk 5 tercihimin içerisinde mutlaka boğaz içi psikoloji olacaktı. puanım galatasaray üniversitesine yetmeyecekti biliyordum. ona rağmen ilk tercihe onu yazdım. sonra ikinci tercihim bilkent üniversitesiydi. 3. tercihim şuan bitirmeye uğraştığım istanbul bilgi üniversitesi hukuk fakültesiydi. sonrasında sonuçlar açıklanır açıklanmaz bilgi üniversitesinin kampüslerinden birinin kuştepede olduğunu, kuştepenin de mecidiyeköye çok yakın olduğunu öğrendim. sonra ablamdan google eart'ten kampüs ile samiyen arasındaki mesafeye bakmasını istedim. aralarında ya 13 yahut 17 bina olduğunu söyledi.
    ilk yıl hep planlarım arasında samiyene gitmek vardı ancak kısmet 2. yılımın başlangıçınaymış. sami yen'de izlediğim ilk maçımız 22 ağustos 2010 galatasaray bursaspor maçı oldu. o malum sezonda bir çok maça gittim. en son 11 ocak 2011 galatasaray beypazarı şekerspor maçında da orada eski açıktaydım. şimdi ise odamda kendisine ait bir koltuğu saklamaktayım.
  • yazıyı tekrar okurken aklıma geldi, okurken şu şarkıyı dinlemenizi tavsiye ederim. hoş bir şarkıdır; https://www.youtube.com/watch?v=ZQbgihHWNGo

    dünyanın en güzel stadyumu. bana "öleceksin ama istediğin bir şey gerçekleşecek" deseler ya aşık olduğum kıza açılmak için cesaret isterdim ya da ali sami yen'i geri isterdim. ikisi aynı güzellikte çünkü. ali sami yen'e ilk gittiğim maçtan ziyade önünde ilk su sattığım maçı hatırlıyorum. durumumuz çok iyi değildi, kardeşim 3 yaşındaydı, babam sağlık sorunları yaşıyordu ve ben evin oğlu bir şeyler yapmak zorundaydım. mevcut sağlık sorunlarımdan dolayı çıraklık yapamazdım. aklıma yapılabilecek tek şeyin su satmak olduğu fikri yerleşti ve maceram öyle başladı. bizim orada 20 kuruşa su satan bir market vardı. genelde 50-60 tane alıyordum. mecidiyeköy'ün en işlek caddesinde su satıyordum ama başım belaya girmesin diye anca bu kadar satabiliyordum. maç günü hayatımın riskini alıp o 20 kuruşluk suların neredeyse hepsini almıştım. ve bu da ortalama sattığım miktarın iki katından bile fazlaydı. getirisi de o kadar olacaktı.

    maçın saati hafiften yaklaşıyor. bu arada maç, maç diyip duruyorum ama maçın adını söylemiyorum. maç 2008- 2009 sezonunun ilk maçı, denizlispor'a dört attığımız maç. dakikalar geçerken evde aşırı paniğim. hem sezonun ilk maçı hem de gerçekten iyi para kazanabileceğim tek gün. ondan sonra su satamayacağım çünkü okul açılacak, dershane var v.s. neyse bizim bakkalda bir tane büyük market arabası vardı. onu istediim doldurdum 120- 130 civarı suyu evin yukarısına, ortaklar caddesine çıkıyorum. çıkarken aşırı tırsıyorum çünkü zabıta geldiği an bütün emeklerim çöpe gidecek, direnemem ve direk kaçmam lazım çünkü o çocuk aklımla zabıtanın beni polise götüreceği fikri oluşmuş ve polise gidersem aileme haber veremem. telefonum yok ve küçük bir çocuğa arama hakkı vermezler diye düşünüyorum. kafamda hedef var. hepsi satılacak. ilk durağım katlı otoparkın önü. taraftarlar hafiften toplanmış ve ben bağırmaya başlıyorum. yalan yok, tam olarak şunları diyorum; "gieel tarafteaaar abim, ablam gel, şampiyon takımın taraftarı şampiyonlar gibi su ieeeeçç, buuizzz gibi suuu, şampiyonların suyu gieeel, gieeeel". bu bağırmanın püf noktası, hiç olmadığınız biri gibi olmakta. ilk gün su satarken benim 60- 70 metre önümde mısır satan karamanlı abi söylemişti bunu bana. bağırmalarım ve formam işe yaramış olacak ki ilk 2 saatte tam 40 su satıyorum. bu müthiş bir şey. olacak bu iş diyorum. daha sonra katlı otopark'ın oradan hafif hafif meydana kaymaya başlıyorum. ikinci durağım ortaklar caddesinde, cevahire bakan yöndeki eczanenin önü. taraftarlar iyice toplanmış ve maçın başlamasına yaklaşık 2.5 saat var. tekrar tekrar bağırıyorum. repliğim belli hep aynı şey. ses tellerim acımaya başlıyor, sesim kısılmaya yüz tutarken açıyorum satacağım sulardan birini içiyorum, kendi kendime gaz veriyorum. sezonun ilk maçı ve yapılan transferlerden dolayı meydan oldukça kalabalık. bağırışlarımı taraftarımızın sesi bastırsa da yine iş görüyorum ve 1.5 saat civarı bir sürede 30- 40 civarı satıyorum. bu rekor. kariyer rekorum. ve daha satılacak sular var. maçın başlamasına 1 saat var. mecidiyeköy hınca hınç dolu. her kafadan bir ses çıkıyor ve orada kendini günün kahramanı gibi hisseden bir çocuk ergenliğin verdiği o iğrenç tonun yanına ses kısılmasını da ekleyince kıçından yırtınarak çıkarıyor sesini. bu sefer gs store ile yanındaki bina arasındaki yoldayım. afedersiniz ama ses tellerim tabiri caizse torba olmuş. çıkmıyor artık. bu beni umutsuzluğa sürüklese de orada beklemekte oldukça karlı bir iş çünkü stada gitmek isteyen kişi store'dan çıkınca direk seni görüyor. yine satış yapıyorum son 5- 10 şişe kala hayatımdaki en gereksiz korkularımdan biri hayat buluyor. bu su satma işinden ailemin haberi var tabiiki ama aile dostlarımızın ya da akrabalarımızın yok. durumumuz kötü diyorum ya, yediremiyoruz kendimize. ondan önce de çok iyi değildik ama kendimizi döndürüyorduk. ama o 2008 yılının yazı yaşadığımız ekonomik sıkıntılar dönemi ailemle en çok gurur duyduğum, hayatta en çok şey öğrendiğim dönemdir. ne diyorduk korkular, akraba, ekonomik sıkıntı falan. he işte çevremizden bilen çok yok. yani işlerde sorun çıktığı biliniyor ama borcun o kadar fazla olduğunu kimse bilmiyor. bilen de idrak edemiyor zaten. gs store'un orada beklerken bir anda karşıma babamın en yakın arkadaşlarından biri çıkıyor. filmlerde olur ya biri birinden kaçmaya çalışırken diğerinin başına bir iş gelir ve o kaçan rahatlıkla kaçabilir hani, hah tam olarak öyle bir durum yaşanıyor. o abi store'un kapısını açtığı an telefonunu düşürüyor. ve bunu görmemle şoku atlatıp hemen arabayı kaptığım gibi fırlıyorum. başka tanıdık çıkmasın diye eski kanal d binasının arkasından dolanıp otelin yanındaki sokaktan aşağı sapıp yolumu ve yorgunluğumu en az 20 dakika daha uzatıyorum. ama buna değmişti. çünkü yakalanmam demek aileme ayıp etmek demek. hem onların istemediği bir şeyi yapıp hem onların yüzünü kara çıkarmak korkunç bir şey olurdu. neyse işte böyle. son 5-10 şişeyi de eve götürüyorum. emeğimin karşılığı parayı sayarken elde ettiğim mutluluğu, zafer yorgunluğunu hiç bir zaman unutamam. maç oynanırken uyuyakalıyorum. sonrasında uyanıyorum, maçı kazanmışız, o sezon yaşayacaklarımızın aksine sevinçliyim. hem artık çalışma faslının ders çalışmaya dönüşeceği hem de cimbom kazandığı için.

    olayın sonuna gelirken kazandığım parayla ailecek okul alışverişine çıkıyoruz. evden çıkmadan önce parayı babama teslim ettim. o an babamın gözlerinden damla damla yaş süzülüyor, annem bana sarılıyor ve mutlu bir aile tablosu ortaya çıkıyor. param alışverişin hepsini karşılayamıyor ama aileme destek olduğum için gururluyum. annem ve babam daha gururlu. kız kardeşim olayın farkında değil ama biz mutlu olduğumuz için o da mutlu. her kasaya gittiğimizde ailecek mutluluğumuz kasiyerlerin tuhafına gidiyor ve sonunda biri dayanamayıp "abi para harcarken mutlu olan bir sizi görüyorum" diyor. annemle babam aynı anda kafamı okşayıp "bu parayı oğlumuz kazandı" diyorlar. yazının başında diyorum ya "öleceksin ama istediğin bir şey gerçekleşecek" deseler, ali sami yen'in açılışı, aşık olduğum kızla konuşmak seçeneklerinin yanına bir de o "zamana" geri dönmeyi eklerdim. çok kıymetliydi o zamanlar çünkü. o zamanlar aile olduğunuzu gösterir ve o zamanlarda yaşanan mutluluklar aile kalmanızı sağlar.

    bu yüzden ali sami yen'i seviyorum. aile gibi, aşık olduğum ama konuşamadığım kız gibi. aile gibi çünkü en zor zamanlarında bile destek olur ve ailenin kenetlenmesini sağlar ve aynı o kız gibidir çünkü nasıl o kızı sadece vücut olarak görmüyorsan ali sami yen'i de beton yığını olarak görmez, en güzel betimlemeleri ona dizersin. ve nasıl bu kavramları özlüyorsan, ali sami yen'i de özlüyorsun işte. çünkü daha 21 yaşında olmana rağmen geri dönüp bir bakmışsın hayatında mutlu hissettiğin olaylara ya neden olmuş ya da mekan olmuş. o yüzden unutamıyorsun ali sami yen'i..
  • bu haftasonu için edirne'den istanbul'a gelme planları yaparken aklımda hep şunlar vardı; ali sami yen stadyumu tamamen yok olmadan son kez görmek, yok olan tarih ile vedalaşmak ve yıkıntıların arasından bir beton parçası alabilmek. bunu duysa,sırf doğum günü için geldiğimi düşünen en yakın arkadaşım bana darılabilir belki ama her şeyden üstün olan, lanet bir gerçek var ki ali sami yen stadyumu, çok kısa bir süre sonra, tamamen yok olacak.*
    yıkım çalışmalarına başlandığı gün, fotoğrafları gördüğümde bunun izlenmesi tahammül edilemez bir görüntü olduğunu düşünmüştüm ama canlı görmek de bambaşkaymış. bugün şantiyeye gittiğimde yıkım kelimesinin anlamını, yüreğimde hissettim.
    sağolsun görevli ricamı kırmadı, tamda istediğim gibi eski açığın oradan, tek seferde getirebileceği kadar beton parçasını bana verdi. bütün gün boyunca iki kilo kadar beton parçası ile gezmeme ve onu edirne'ye kadar getirmeme gülenler oldu. ciddi şekilde alay konusu oldum diyebilirim ama bu yaptığım davranışı çok iyi anlayabilecek insanlar olduğunu da biliyorum, hiç kulak asmadım.
    ben şimdi o beton parçalarına kulağımı dayadığım da şöyle sesler duyuyorum; yürüyoruz sessiz ve kederliiiiii, nevizadeeee geceleriiii *şereftir seniiii sevmeeek,senle ağlayıp gülmeeeek *
    değerini anlayabileceğini düşündüğüm arkadaşlarım ile paylaştıktan sonra bana kalan o beton parçasını hayatım boyunca saklayacağım, sonra bir gün değerli bir mücevhermişcesine, onu çocuğuma bırakacağım.
  • enerjisini çok sevdiğim bir yapıydı. resmen ruhunun var olduğunu söylemek mümkündü. küçücük bilet satış gişeleri inanılmaz komik ve kasvetliydi ki zaten son 10 yılda kullanılmamıştı. maç öncesi ara sokakta sulu bira içer, sokak köftesi yerdik. maç olmayan günlerde de bazen yalnız hissettiğimde stadın basamaklarında otururdum. bana hep iyi gelen yapılardan biriydi. yıkımı sırasında bir kere bile kepçelere, buldozerlere bakmadım. kocaman sami bey efendi iki dozere mi teslim olacaktı? bunu tecrübe etmek istemedim. şimdi yerinde yükselen ruhsuzluk, görgüsüzlük, hadsizlik, çapsızlık kulelerine bakıyorum da, söyleyecek söz bulamıyorum. neyse ki sonra bir yerlerden, gaipten kulaklarıma "harry harry keweeeeel, harry harry keweeeel" sesleri geliyor. kimse anlamasa da nedenini, yüzüm yine gülüyor. sami bey'in hayaleti yüzyıllarca orada olmaya devam edecek.
    bugun 55 yaşinda oldu.
  • macta bagirmadigim vakitler arkada ki abilerden kufur yedigim stadyumdan arenaya gectik, simdi tiyatro seyircisi ellerinde telefon bilmem ne story paylasimlari, benden buyuk mahallenin ahmet abisi zamaninda 3210u bilmem kac milyonlara vererek aldigi telefonu sahaya firlatarak ofkesini gostermeye calisiyordu bana o zamanlar oyle bir mahalle de efsane bir hareket olarak gorulmus bizde kucuktuk alla alla diye sasirirdik her neyse benim cebimde panasonic gd92 vardi ki ben telefonuma kiyamiyordum ki onu bir dortmund macinda sahaya atmis sonra alman polisi tarafindan goz altina alinmistim neyse cahil zamanlarimiz tum animizin sonunda; ahmet abimiz aradi " gel turkiye' ye maca gidelim, biletin hazir " felan muhabbetleri yapiyordu bana turkiye'ye gittim sonra maca birlikte gittik adam elinde cekirdek ve samsung bir telefon ile snap atiyordu. eski sevgilim beni terk ettigi vakit bu kadar kirilmamistim

    valla ozluyoruz.
  • ninnilerle değil,
    tezahuratlarla büyüdüm ben...
    süper kahramanlarım,
    parçalı formalar giyerdi benim...
    bir oyuncak istemedim,
    seni canlı görebilmeyi istediğim kadar..
    hayır, lunaparka değil,
    sami yen'e götür beni baba...
    gözyaşlarım yere düştüğümden değil,
    kazanamadık diye bu hafta..
    bana masal anlatma baba,
    on dört sene nasıl beklediğini anlat..
    bir gece evvelden maça gidip,
    sabahın köründe maça girdiğini,
    içindeki sevginin,gecenin ayazında
    üşümene nasıl engel olduğunu anlat..
    bana öyle bir aşk anlat ki baba,
    ben de yüreğimden dağlanayım..
    kalbime iki harf kazıyayım baba...
    iki renk kazıyayım...
    tek bir isim kazıyayım...
    çocuk şarkıları dinletme bana baba,
    tribünlerde söylenen o besteyi dinlet..
    söyle senden başka kimim var benim..
    düşünüyorum da şimdi..
    kimim var söylesene?
    söylesene cimbomum,
    sen şampiyon olamamışsın kupaları alamamışsın,
    kaç yazar...
    değiştirebilir mi sence bunlar sana olan sevgimi..
    olur mu lan öyle şey..
    değişebilir mi hiç...
    sami yen'in önü bir uzun alan,
    bir tek seni sevdim gerisi yalan...
    harbiden yalan cimbomum..
    gerisi harbiden bir dolu yalan...

    mahalle takımının oğlu,
  • hala mecidiyeköy'den geçerken acaba bir gün döner miyiz diye iç geçiriyorum. hala masaüstümde görüntüsü. kızıla çalan bir gökyüzü, yer altından sahaya çıkan futbolcular...
    toprağını, vatanını terkeden mülteciler gibi hissediyor insan bazen. onca güzel anının, hatıranın üzerine dikilen o ucubeleri görmek üzüyor. 40.000 kişilik o ilk proje gerçekleştirilebilseydi keşke. stad kapasitesinin artması trafiği yoğunlaştırır diyip itiraz eden, bir süre sonra da cevahir avm'nin inşaatına onay veren topbaş'ı hiç unutmayacağım. yetmemiş gibi gözümüze baka baka dolmabahçe'de yeni stad imarına da izin verdiler.
  • allahıma bin şükür olsun ki hem veda maçına gidebilip, gözyaşlarımı kuruttum "sarııı" dediğimiz yerde hem de çimlerinde top koşturmak nasip oldu. her yıldönümünde vay be o kadar oldu mu diyorum. hala dün gibi ...

    https://scontent-otp1-1.xx.fbcdn.net/...0c3e&oe=5AE988BE

    https://scontent-otp1-1.xx.fbcdn.net/...12c9&oe=5AE9EB42

    https://scontent-otp1-1.xx.fbcdn.net/...016c&oe=5AEA47B7

    https://scontent-otp1-1.xx.fbcdn.net/...f96f&oe=5AF82DA9

    https://scontent-otp1-1.xx.fbcdn.net/...8ba3&oe=5AEF79D3

    bonus : https://www.youtube.com/watch?v=55F-5IEUtIo

    edit: ekleme
  • betonlarını, çimentolarını yıkacaklar sami yen'in. bu yüzden, maç günleri, mecidiyeköy sarı kırmızıya bürünmeyecek artık. ama yıkılan sadece betonlar, demirler elbette, içindeki ruh aslantepe'ye gidip yerleşecek. bu eski stadımız ise çocuklarımıza "mecidiyeköy'de maç seyrederdik, hey gidi günler" hikayelerini anlattıracak. artık aklı eren, 3-4 yaşını geçmiş her galatasaraylı çocuk götürülmeli sami yen'e bu sezon. götürülmeli ki ileride "ben mecidiyeköy'de maç seyrettim" diye havasını atsın arkadaşlarına. *
  • bu günlerde hepimizi aslantepe turk telekom arenanın heyecanı sarmış durumda. yöneticilerimizin üstün gayreti ve çabası ile galatasarayımıza çağ atlatacak bu muhteşem stada en kısa zamanda kavuşacağımızı ummaktayım.

    ama bir de işin ali sami yen tarafı var;

    tüm interneti taradım.. eğer gözümden kaçmış ise özür dileyerek şunu açık seçik belirtmek istiyorum ki insanların bu konuda yeterince bilgi sahibi olmadıklarına kanaat getirdim.

    benim açımdan ali sami yen stadyumu nun tarihi (bu aynı zamanda galatasarayımızın yakın tarihinden bir kesittir) iki bölümde incelenebilir.

    ali sami yen stadyumunun 20 aralik 1964 turkiye bulgaristan maci ile resmi açılışı yapılmış olmasına rağmen maç esnasında bir sucuk ekmek arabasında çıkan yangın nedeni ile 1 kişinin ölümü 80 kişinin yaralanmasına neden olan bir faciaya maruz kalınca galatasarayımızın ali sami yen çimlerine ayak basması bir yıl daha ertelenmiştir.

    zizonkovac o yıl henüz 6 (altı) yaşında olduğu için, 10 yıl aradan sonra 1965-1966 sezonunda tekrar ali samiyen de maç yapmaya başlayan galatasarayımızın maçlarına dayısı tarafından götürülmeye başlanarak galatasaray sevgisi aşılanmıştır. zizonkovac'ın dayısı tarafından götürüldüğü ilk maç (bkz: 29 eylul 1965 galatasaray fc sion maci)dır.

    29 eylul 1965 galatasaray fc sion maci uzun yıllar sonra galatasarayımızın ali sami yen e ilk ayak basmasına neden olan,ali sami yen in galatasaraylı açılış maçıdır. maçı 2-1 kazanmamıza rağmen sion da oynanan ilk maçı 5-1 kaybetmiş olmamız avrupa kupa'sından elenmemize neden olmuştur. bu maç aynı zamanda tarihte fc sion ile oynadığımız ilk maç olma özelliğini de taşıyıp 10 yıllık ilk sürgün dönemimizin bittiğini müjdeleyen maçtır.

    bu durum 1965-1966 sezonundan 1972-1973 sezonuna kadar 8 sezon sürmüştür. son olarak bu 1972-1973 sezonu da dahil olmak üzere brian birch ile devrim yapıp üç yıl üst üste şampiyonluğa şahit olmamızın akabinde başarılarımız birilerini korkuttuğu için menhus talihimiz tekrar tekerrür etmiş, bir trübündeki çökme bahane edilip yine inşaat gerekçesi ile galatasarayımız tekrar dolmabahçeye sürülmüş ve üç yıl üst üste şampiyonluk gibi bir gururu yaşadıktan sonra 6 sezonluk "ikinci sürgün dönemi" ve dolmabahçenin çamuruna gömülerek şampiyonluk göremediğimiz 14 yıl maceramız başlamıştır.

    bu sürgünün hediyesi,üç yıl üst üste şampiyonluk gururunu yaşamış olan bizlerin 14 yıl başımız önde ve alaylar arasında yaşamaya alışma yıllarımızdır.

    nihayet 1980-1981 sezonunda, büyük başkan sn.ali uras'ın florya tesislerimizi inşa edip galatasarayımızın hizmetine açmasının yanı sıra 1980-1981 sezonunun ikinci yarısında bizleri galatasaray-altay maçı ile ali sami yen'e kavuşturmasına rağmen o yılların da trabzonspor un patlama yaptığı yıllara denk gelmesi nedeni ile çeşitli başarılar elde ettiğimiz halde şampiyonluğa tekrar kavuşmamız 1986-1987 sezonunu bulacaktır..

    yaa okuyucu.. önceki dönemi dayımın bana anlattıkları haricinde tam olarak hatırlayamıyor ve bilmiyorum ama özellikle benim dönemimde (1965-2009) galatasarayımın ali sami yen dışında kazandığı şampiyonluğu yoktur. tüm şampiyonluklarını ali sami yen de oynadığı sezonlarda kazanmıştır. işte bu nedenle benim için çok önemlidir ali sami yen. yakında yıkacaklar burayı ya benim içimdeki ali sami yeni kim yıkabilecek. var mı öyle bir güç bu dünyada..

    edit: 1980-1981 sezonunun ikinci yarısının ali sami yen deki ilk maçı altay ile değil bursaspor iledir. düzeltirim.

    edit 2: ilk edit hatalı. ben açılış maçını galatasaray altay maçı olarak yazmışım hafızaya ama nasıl yaptıysam "ikinci yarının ilk maçı" olarak imlemişim kafada. entry'inin orjinalini de öyle girdim. sonradan bir arkadaşımın uyarısı ile değiştirdim. 1980 1981 sezonunda ali sami yen'in açılış maçının galatasaray altay maçı olduğu kesinleşti ama bu maç 1980 1981 sezonunun "ikinci yarısının ilk maçı" değil, "ilk yarısının sondan bir önceki" maçı.

    galatasaray bursaspor maçı 1980 1981 sezonunun "ikinci yarısının ilk maçı". benim kafamı karıştıran arkadaşımın anlatmak istediği bu olmalıydı. herhalde ben yanlış anladım. yanlış anlayınca da her şey birbirine girdi.

    sonuç olarak 1980 de ali sami yen'in açılış maçı için;
    (bkz: 21 aralık 1980 galatasaray altay maçı)

    -bu yanlışlığı düzeltmek için büyük emek veren captano'ya canı gönülden teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum.