• 1426
    lise yıllarımda mecidiyeköy'de oturduğum için o dönem neredeyse bütün iç saha maçlarında yerimi aldığım mabedimiz. yaş daha 16, 19 mart 2006 galatasaray kayseri erciyesspor maçı için yeni açık üst'te yerimizi almışız. zafer önder ipek adlı, dönemin mete kalkavan ı maçı çığrından çıkarmış ve erciyes olağanüstü direniyor. son dakikalarda gelen golden sonra millet sevinçten birbirine girmiş, kendimi 4-5 sıra aşağıda bulmuştum.

    (bkz: unutmamalı o güzel günleri)
  • 1427
    allahıma bin şükür olsun ki hem veda maçına gidebilip, gözyaşlarımı kuruttum "sarııı" dediğimiz yerde hem de çimlerinde top koşturmak nasip oldu. her yıldönümünde vay be o kadar oldu mu diyorum. hala dün gibi ...

    https://scontent-otp1-1.xx.fbcdn.net/...0c3e&oe=5AE988BE

    https://scontent-otp1-1.xx.fbcdn.net/...12c9&oe=5AE9EB42

    https://scontent-otp1-1.xx.fbcdn.net/...016c&oe=5AEA47B7

    https://scontent-otp1-1.xx.fbcdn.net/...f96f&oe=5AF82DA9

    https://scontent-otp1-1.xx.fbcdn.net/...8ba3&oe=5AEF79D3

    bonus : https://www.youtube.com/watch?v=55F-5IEUtIo

    edit: ekleme
  • 1428
    hayatımda bir kez olsun maç izleyemediğim ve bu yüzden çok üzgün olduğum canımız biriciğimiz, bazılarımızın anılarında hala yaşattığı yer. öncelikle seni yıkan dozere çok güzel laflarım var ama onları kendime saklıyorum. okulumun kendisine yaklaşık 5 dakika mesafede olduğu zamanlar tabi yıkıldıktan sonra bir yere gideceksem ve o yol önünden geçecekse otobüse binmem önünden yürüyerek geçerdim. arkasındaki sokaklarda akşamlara kadar yürür o duyguyu tadamasam da hiç yaşamak isterdim. şimdi bakınca geçmişe, 2002'de ve 2008'de sadece önünden geçmiştim ve hayal meyal hatırlıyorum. ama o da yetiyor. anılarında yaşatanlar ondan hiç vazgeçmesin, çünkü ali sami yen sonsuza kadar!
  • 1429
    mecidiyeköy’deki dutluk bir arazinin galatasaray’a kazandırılması için ilk girişim 1933 yılında dönemin başkanı ali haydar barşal tarafından yapılmıştı.

    1933-35 yılları arasında devlet ile yapılan görüşmeler neticesinde, kentin dışarısında yer alan mecidiye köyü’nde bir arazi galatasaray’a yapılacak stad için tahsis edildi. 1936 yılında arazinin hafriyatına başlandı. dönemin türk spor kurumu başkanı olan adnan menderes’ten bu iş için maddi yardım alındı. ancak hafriyat aşamasında kaldı.

    1940 yılında tevfik ali çınar’ın başkanlığı döneminde stad konusu yeniden gündeme geldi.
    aynı arazi 30 yıl müddetle ve yıllığı sembolik olarak 1 liralık bedelle galatasaray’a kiralandı.
    arazinin kullanım hakkı resmi olarak galatasaray’ın oldu. galatasaray burayı kiralarken modern bir stat ve bisiklet veledromu yapmayı da taahhüt etti.

    ancak inşaata yeterli maddi imkan olmaması ve savaş yılları olması dolayısıyla başlanamadı. 1943 yılında ihtiyacı görecek türden mütevazı bir stadın inşasına osman dardağan’ın başkanlığında başlandı.

    savaş yılları olması dolayısıyla stat ancak küçük bir açık tribünün yapılması ve toprak bir zeminle muslihittin peykoğlu’nun başkanlığı döneminde 1945 yılında açıldı.

    ancak o günlerde kent merkezine uzaklığı, ulaşım zorluğu ve çok sert rüzgar alması gibi nedenlerle burada uzun süreli futbol oynama imkanı olmadı.

    aynı tarihlerde şehir merkezinde bulunan inönü stadı’nın açılmasıyla birlikte galatasaray, mecidiyeköy’deki bu stadı terk edince burada stat yapım projesi de sonuçsuz kalmış oldu. 1955 yılında kullanım hakkı anlaşması, o tarihte kalan 22 yıllık sürenin üzerine 30 yıl saha eklenerek 2007’ye değin uzatıldı.

    stat için verilen taahhütlerin kulüp tarafından yerine getirilememesi üzerine işi beden terbiyesi genel müdürlüğü üstlendi. 1959 yılında inşaat başladı. 1961 yılında refik selimoğlu’nun başkanlığı sırasında beden terbiyesi genel müdürlüğü ile yeni bir anlaşma yapılarak, inşası başlamış olan stadın üst kullanım hakkı kesin bir şekilde galatasaray’a verildi.

    20 aralık 1964’te olaylı bir şekilde açıldı. aşırı kalabalık nedeniyle tribünlerde çıkan panik sonucu 1 kişi öldü, 80 kişi de yaralandı.

    1965’te ilk kez ışıklandırıldı. ancak fazla gece maçı oynanmadı.

    1970’li yılların başında inönü stadı’nın yeniden kullanılmaya başlanmasıyla bir süre için terk edildi.

    70’li yıllarda daha çok antrenmanlar için galatasaray tarafından kullanıldı. bu yıllarda stat terk edilmiş bir şekilde bakımsız olarak kaldı.

    1981 yılında zemini çimlendirilerek tekrar açıldı.

    1993 yılında ışıklandırılma sistemi yenilenerek yeniden gece maçları oynanmaya başladı. aynı yıl türkiye’de ilk kez kombine bilet sistemi ali sami yen’de başlatıldı. aynı yıl koltuk sistemine geçildi. ayakta yaklaşık 35.000 olan seyirci kapasitesi 22.000’e indi.

    1997'de galatasaray yönetimi, ali sami yen’in yıkılarak yerine yapılacak olan, ve türkiye’de ilk olacak çok amaçlı, modern bir stadın projesini, kanadalı bir mimarlık şirketine hazırlattı.

    1998’de stadın lansmanı yapıldı ve büyük ilgi topladı, modern loca sistemi tanıtım sarısında tamamı sembolik olarak satıldı.

    yeni stat inşaatı için finansman arayışları başladı. kulübün içerisinde bulunduğu zor mali durum nedeniyle, gereken finansman bulunamadı.

    2001-2002 yılında, finansman ihtiyacını aza indirmek üzere açıklanan proje üzerinde tadilat yapılarak maliyetler aşağı çekildi ancak 2001 ekonomik krizi nedeniyle finansman bulma sorunu aşılamadı.

    2003 -2004 sezonunda eski proje yeniden gündeme geldi ve yeni ve modern bir stat yapılması kararıyla terk edildi. ancak finansman ihtiyacı yine karşılanamadı.

    mecidiyeköy’ün artık şehrin merkezinde kalması nedeniyle, devlet yetkilileri bu arazide bulunan stadın büyütülmesine karşı çıktı. alternatif olarak galatasaray’a yeni bir arazi önerildi.
    2004-2007 yıları boyunca yeni arazinin ve üzerinde yapılacak olan yeni stadın finansmanı konusunda arayışlar sürdü.

    2004-2005 sezonunda genel bir tadilatın ardından tekrar ali sami yen’e dönüldü.

    1999 depremi’nin ardından, oluşan tehlike nedeniyle 2005-2006 sezonunda eski açık tribün yıkılarak yeniden yapıldı. 2005-2006 sezonunun üçüncü haftasındaki malatyaspor maçıyla eski açık tribünü’nün tamamlanan inşaatı sonrasında ilk kez seyirci alınarak hizmete sokuldu. 1999 depreminden sonra ali sami yen stadı yeniden dört bir yanından maç seyredilebilen stadyum olma özelliğini tekrardan kazanıyordu.

    11 ocak 2011’de oynanan beypazarı şekerspor maçıyla birlikte ali sami yen stadı son kez bir resmi maça ev sahipliği yaptı ve türk telekom stadyumu'na devretti.
  • 1431
    anılarım, hayallerim, gözyaşım, sevincim, hüznüm, şiddetim, fırtınam, felaketim, hasretim. hergün daha fazla özlenen. kapılarında peynirli pide satılır gazete kağıdından külah şapka yapan çocuklar, frankfurt maçına, katowice maçınabilet alabilmek için bağrında taş kaldırımlarda sabahlardı. rölantiye giren maçlarda patlatılırdı kutsal kapalının ortası 'g' harfinin altından makara besteler ve garanti kaybedilecek maçlarda aynı noktadan fışkırırdı gözyaşları.. yıkılmayan bir kaleydi samiyen. evimdi, evindi, eviydi, evimizdi atkıları sarı kırmızı olan ve sevdasını hiçbir endüstriyel futbol normuna tahvil etmeyen 'oranın çocukları' için. mabet diyoruz ya laf ola beri gele değil galatasaraylılık kültürünün amentüsüydü ali sami yen. koca koca seneler devrilmeye başladı sensiz. sokakların, kapıların, taş duvarların, koridorların, çat diye kırılan eski koltukların, girişi-çıkışı rahat olmayan turnikelerin gözümde tütüyor. yıllar geçsede üstünden bu kalp seni unutur mu ? :/
  • 1432
    galatasaray futbol takımına yıllarca ev sahipliği yapan cehennem lakabını sonuna kadar hak eden güzide stadımızdı, cehennem lakabını hak ediş nedeni ise şu anki son teknoloji stadyumlarda bile bulunmayan büyülü bir atmosferi olması, rakip kim olursa olsun maçlara 1-0 önde başlamamız ve oraya gelen rakiplere unutulmaz deneyimler yaşatmasıydı, ayrıca kişisel olarak da maç izlemekten en çok keyif aldığım stadyumdu.
  • 1437
    çilesini, yolunu, metrosunu bile sevdiğim ikinci evim.

    klasik bir maç günü evimden çıkıp metroya binerim ve ne zaman ki aslantepe durağına gelirim içim kıpır kıpır olmaya başlar. marşlar, şarkılar eşliğinde metrodan tünelden stada ulaşmak ve stada ilk giriş anı seratoninimi tavan yaptıran detaylardır. yazın gelmesiyle beraber insanda derin bir özlem uyandırır, maçlar başlasa da gitsek dersin. daha şimdiden iple çekmeye başladım ve 2018-2019 sezonunu heyecanla bekliyorum. evime iyi bakın .
  • 1439
    1964 yılında açılışı yapılmış, yaklaşık 47 sene aktif olarak hizmet vermiş, ancak galatasaray tarafından her zaman kullanılmamış, yerine sıklıkla inönü stadı'nın tercih edildiği, dünyanın bir zamanlar en güzel stadıdır.

    içinde maç izleyen bilir bir tek, o numaralı tribündeki beton kirişler, kolonlar, sağlam bir yumruk yese dağılacak, un ufak olacak gibiydi. tepesindeki çatısı rüzgar zamanı sallanır gibi olur, üst tribün ile alt tribün arasında kalan tente bölüme bir insanın ayak basması bile yasakken, 5-10 kişiye bile dayanabilmiş bir vaziyette harap ve bitap düşmüş gözükür.

    bütün bu dandik şeylere rağmen, hatta belki de bu eski ve kalitesizlik bizlere güzel gözüküyordu. hasılı, ali sami yen stadı, dünyanın en güzel stadıydı.

    bazıları için hala öyle.
  • 1442
    şampiyon olunacağı gün gelin gibi süslenirdi. televizyondan çekim yapan kameranın açısı, kapalı tribündeki sahaya hakimiyet, eski açıktan yükselen 'sarı' tezahüratı, her şeyi tılsımlıydı bu stadın. türk telekom stadı'ndaki kapasite, modernlik, ambians falan harika; ancak bir şeyler eksik o statta. bunlar bu teknoloji işleriyle olacak şeyler değil.
  • 1445
    2 ekim 1994 galatasaray beşiktaş maçında tanıştım ali sami yen ile. babamın omuzlarında, yeni açıkta sarı kırmızı renkleri gördüm. daha sonraları her tribünde bir şekilde maç izlemişliğim vardır. hagi'nin ve jardel'in golleriyle milan'ı 2-0 yendiğimiz maçta numaralı tribündeydim. bilen bilir numaralı tribün tiyatro izler gibi maç izler. ancak o maçta hagi'nin ve jardel'in gollerinde herkes ayağa kalkıp tezahürata başlamıştı.

    hiç bir stadyum ali sami yen'in yerini tutamaz. orası bizim evimizdi. evimiz yıkıldı.
  • 1446
    89 doğumlu olmama rağmen, yani yaşımın gayet müsait olmasına rağmen malesef tanışmak hiç nasip olmadı.

    gurbetçi olarak zaten istanbul'a ilk defa 15 yaşında gitmek nasip oldu.

    babam arada uçağa atlar gider, dönüşte de maç biletini masamın bir köşesine bırakırdı. göteborg ve herhangi bir fenerbahçe derbisi maçı biletini verişini dün gibi hatırlarım mesela. beni götürmesini çok istemiştim, ama 'okulunu bitir sonra bakarız' derdi hep.

    sonra 2008'de meslek okulunu bitirdim. iş bul, kendini kanıtla, para biriktir falan derken sene oldu 2010. arada istanbul'a gittik, ama hep yaz döneminde. ozaman da florya'nın kapısında futbolcuların yolunu gözlüyordum. hatta bir keresinde sabah 5'te uyanıp, pendik'ten kuzenimle karşıya geçip florya ormanındaki koşu antrenmanını izlemeye gitmiştik. kuzenimin de futbolla alakası yok yani, ben istanbul'a geldim, benim gönlümü yapmak istiyor sadece sağolsun. şimdi kombinesi var kendisinin, ama o ayrı konu... :)

    2010'da iki arkadaşla ekimde tatil ayarladık, istanbul'a gittik. milli maç arasına denk gelmişiz. haydi milli maça gidelim bari dedik, azerbaycan ile bakü'de, almanya ile de berlin'deymiş maç. zaten ikisine de yenildik. bizim orada olduğumuz dönem de bizimkiler pembe formayla karabük deplasmanında yenildi. saçma sapan bir tatil oldu yani. hatta stadın yanındaki çadırdan alışveriş yapmaya gittiğimde görevlilere yalvarmıştım, sadece içeriye girip barı tribünlerin önünde fotoğraf çekmeme izin vermeleri için, ama çok ters tiplere denk gelmiştim sanırım, olmadı.

    sonra sözlendik, nişanlandık, evlendik derken sene oldu 2012, aldım hatunu arena'ya gittim. arena'ya defalarca gittim, artık çocuklarımla her sene bir maç izlemeye gidiyorum. gidiyorum ama birşeyler eksik, biliyorum.

    eskisini televizyondan iki haftada bir görürdüm. ya da yaz tatilinde istanbul'da otobanda babam 'şimdi sağ tarafta ali sami yen gözükecek' dediği zaman heyecanla ayağa kalkıp 'içini ne kadar görsem kardır' düşüncesiyle hasretle izlerdim.

    içimdeki en büyük ukdedir.
  • 1447
    1984 yılında, daha 3 yaşındayken babamın omuzlarında ilk kez kapalı tribünde büyük bir heyecanla yer aldığım, kapanış maçında da bir o kadar hüzünle veda ettiğim canımız ciğerimiz eski mabedimiz.

    sen ne kadar en iyi teknolojiye sahip en modern en iyi stadı yaparsan yap. bir kere o ruh o koca binaların altında hapsoldu, gitti.

    keşke dönemin yöneticileri diretip diğerleri gibi eski yerine yapılsaydı yeni stad da. belki o ruh kaybolmazdı.

    son olarak; seni yıkan o dozerin..
  • 1450
    1987 doğumluyum ve 2013 mayıs ayına kadar izmirde yaşadım.
    o nedenle yaşım yetmesine rağmen sadece 4 kere mabedimize gidebildim;

    (bkz: 23 nisan 2000 galatasaray denizlispor maçı)
    (bkz: 21 nisan 2002 galatasaray ankaragücü maçı)
    (bkz: 25 ekim 2006 galatasaray bursaspor maçı)
    (bkz: 28 mart 2010 galatasaray fenerbahçe maçı)

    istanbul dışında yaşayan her taraftarın içinde sami yen bir uktedir. çünkü ne kadar gitme şansı olursa olsun çokça gidememiştir.
    ben izmirde ise biraz daha şanslıydım, hatırlayanlar vardır, 90larda çoğunlukla altay 1.ligde olduğu için atatürk stadyumunda bir çok defa galatasaray oynadı o dönemlerde. sami yen'i göremesek de takımımızı her yıl en az bir kere izleme şansımız oldu.
    altay'ı 8-1, 5-1, 6-0 yendiğimiz bir çok maçı izleyebildim.

    en büyük hayalim ise 13 yaşına kadar mabedimize gidebilmekti, çok şükür deplasmandaki leeds maçı dönüşü ilk maçımız olan denizli maçı ile bunu gerçekleştirdim;

    (bkz: 23 nisan 2000 galatasaray denizlispor maçı)

    kazanamasak da o günkü atmosferi hayatım boyunca unutamam aklımda hala;

    avrupa'da destan yazar bizim aslanlar,
    rakipler duyunca adından korkar,
    göklerde yıldızdır gönüllerde ay,
    kupayı alacaksın galatasaray

    tezahüratı da yankılanır. annem ve babamla yeni açık altta izlemiştik.

    sonrasında ise 2.gidişim yine bir nisan ayına, 23 nisan tarihine denk gelir. babam o zamanlar istanbulda çalışıp, her haftasonu annemle benim yanıma izmire geliyordu. her uzun tatilde de biz babamın yanına gidiyorduk. iş yeri baya yeni açığın arka tarafındaydı, o zamanlar tatlıses lahmacunun hemen üzerindeki binadaydı. karaborsacılardan, maçtan 20 dk önce filan bilet bularak bizi maça sokmuştu. annem ve çok yakın bir arkadaşımla eski açıkta izlemiştik, eğer fener o gün trabzon'a kaybetse şampiyonluğu ilan edecektik;

    (bkz: 21 nisan 2002 galatasaray ankaragücü maçı)

    ondan sonra malesef, her yıl gene istanbula gelsem de maça gitme şansım olmadı. babam da yanımıza izmire dönmüş, liseden sonra üniversite için izmirde kalmaya karar vermiştim.4 yıllık ara sonrası bu sefer bir 29 ekimi fırsat bilerek, o zamanki adıyla fortis türkiye kupasında, bursa ile oynadığımız maça yeni açık üstte kuzenim, eniştem ve babamla gittim;

    (bkz: 25 ekim 2006 galatasaray bursaspor maçı)

    bu kadar zaman sonra tabii ki en büyük hayalim, bir derbi maçını izlemekti. malesef bu dileğim buna çok üzüldüğümüz bir maç ile oldu;

    (bkz: 28 mart 2010 galatasaray fenerbahçe maçı)

    gsbonus yeni yeni çıkmıştı ve öncelikli bilet satışı yeni yeni gelmişti, annemin karşıyaka çarşıda gittiği bir kuyumcusu vardı*, sürekli galatasaray muhabbeti yapıyorlarmış. maç biletleri biletix ile satılıyordu. o zamanlar, biletix saat 10:00'da sistemi açardı ama siteye girmek ne mümkün, ve d%r'larda sıraya giriyordu herkes bilet almak için, annem de çaycı abiden rica etmişti. (güvene bakın, adama kartı, üzerinde postit'le şifresini yazarak vermişti) biletlerin çıktığı anda ben internetten yüklendim olmadı, tabii ki moralim bozuldu. ama iyi haberi bu çaycı abi sayesinde aldım kendisi bir bilet alabildi ve bu sayede maça gidebilmiştim. annem de bari teyzenlerde kalırız hep beraber gidelim istanbula dedi, ne güzel güle oynaya gittik. planımıza göre maç çıkışı beni alacaklar ve arabayla direkt izmire dönecektik. öyle de oldu. ama tabii moraller bombok.
    bu arada anneme sorsanız o golü leo franco değil, ben yedim.
    hatta abartmıyorum selçuk değil, ben attım.
    bütün cenabetliği ve yenilmemizi bana bağladı.
    ama cidden yıkılmıştım, kahrolmuştum...
    o gün arabada annem bir daha ben gidemezsin maça dedi.

    zaten sonrasında 2010 aralıkta doğubayazıt'a kısa dönem askerliğim için gittim. 5 ay boyunca oradaydım. ve geçirdiğimiz en rezil sezon olan, 2010-2011'in 2.yarısı takımdan uzak kalmayı değil, kendimi düşündüm. tabii ki her hafta rezil oyunlarımızı izledim, kahroldum ama uzak olmak iyi geldi açıkçası.

    askerdeyken ben sami yen yıkıldı, ve arena'ya taşındık. bu arada da askerden döndükten sonra izmirde ilk işimi buldum, artık kendi paramı kazandığım için arena'ya meşhur süper final senesi adımımı attım;

    (bkz: 5 kasım 2011 galatasaray mersin idman yurdu maçı)

    yine galibiyet olmadı tabii , annemin bana senin yüzünden kazanamadık söylemlerini de çektim biraz. musleranın kurtardığı penaltı ve pegasus alt ile arena ile tanışmam gerçekleşti. açıkçası sami yen sonrası, arena bana güzel gelmeyen bir staddı. yani daha güzel ve iyi bir stad yapabilirdik diye düşünüyordum, ta ki stadı görene ve içine girene kadar..

    ve harikulade, rakiplerimize adeta vura vura top oynayarak müthiş bir sezon geçirdik.
    süper final geldi çattı. takım hocamızla ateş ediyor ve süper finalin ilk haftası inönü'de bjk galibiyeti sonrası şampiyonluğa bir adım yaklamış olarak fenerbahçe maçına şampi olmak için çıkıyorduk.
    ama tabii ki rahat durmadım, annemin olur onayını ve * izni aldım ve yine bir 23 nisan tatilini fırsat bilerek arena'daki ilk derbime gittim;

    (bkz: 22 nisan 2012 galatasaray fenerbahçe maç)

    fazla yoruma uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. olanları biliyorsunuz. hızlıca geçiyorum burayı.
    2 gün sonra döndüm izmire. kadının ağzını bıçak açmıyor, hoşgeldin bile demeden ilk lafı;
    "bir daha ben hayattayken galatasaray maçına gidersen sana analık sütümü helal etmem" oldu.

    aslında haklıydı, bu sefer stoch değil golü ben atmıştım. ne desem boştu kendi cenabetliğime inanmaya başladım.
    allahtan şampiyonluk geldi, sonraki sene çok güzel bir sinerji yakaladık.
    ve 2013 mayısta ise yeni işim için istanbula taşındım. ve bu kadar yıllık galatasaray aşkından sonra kombine almasam olmazdı.
    öncelikle durumu uzun uzadıya anlattım ve en sonunda başımda ekmek kırmaya ikna ettim, ve izniyle kombinemi aldım. o günden beri de tt arena’da doğu üstteyim. sami yen’i çok özlüyorum ama arena’yı da çok seviyorum.

    sami yen'den yola çıktık, arena'yla devam ettik hikayemize, konu nereler geldi. son bir ukte ile bitireyim
    belki merak etmişsiniz, annemin de arena ile tanışması aşağıdaki maç ile oldu ;

    (bkz: 22 ekim 2016 galatasaray trabzonspor maçı)

    arkadaşımın doğumgünü için sözüm vardı, kendi biletimi ona verdim, babama da bir bilet aldım. beraber gittiler. ve o sezonki cenabetliği ve başarısızlığı kendine bağlıyor :)
    şimdi de tutturdu bir daha maça gelmem diye, ama en yakın zamanda ikna edip götüreceğim onu!

    çok özlüyorum be sami yen'i....
App Store'dan indirin Google Play'den alın