• 1
    2010-2011 yili sike iddianamesi itibariyle futbolcusundan, yöneticisine, hakeminden, tv kanallarina, hatta mikrofon tutan muhabirlerine kadar bokun icine batmis ve avrupada "iste turklerin hali" seklinde algilanan, rezil olusumdur.

    bu olusum icerisinde temiz kalan bir kac kulubun de -kurunun yaninda yasta yanar hesabi- gelecegine comak sokanlari tarih asla affetmeyecektir.
  • 3
    --- alıntı ---

    galatasaray'ın memlekette önayak olduğu ve yaydığı spor dallarını, tarihleriyle birlikte şöyle sıralayabiliriz ;

    aletli ve aletsiz jimnastik (1968),
    atletizm (1870),
    yüzme - kürek (1873),
    güreş (1887),
    bisiklet (1898),
    futbol (1904),
    boks (1904),
    isveç usulü jimnastik (1908),
    tenis (1910),
    su topu (1910),
    patinaj (1910),
    patenli hokey (1911),
    izcilik (1912),
    hokey (1915),
    beyzbol (1925),
    hentbol (1926),
    kriket (1926),
    berdminston (1926),
    voleybol (1927),
    basketbol (1929),
    yavru kurt izcilik teşkilatı (1930),
    eskrim (1931),
    havacılık (1931),
    atlı spor (1931).

    memleketimizde faaliyet gösteren spor dalları bunlar. ve bu sporlarda öncülük eden galatasaray.

    --- alıntı ---
    *
  • 7
    sporun hemen hemen her dalında başarılı olan oyuncuları bir araya getiren gençlik ve spor bakanlığı, spordaki şiddeti önlemek için önemli bir kampanya başlattı. kampanya kapsamında sporcular, güçlü yarınlar için adlı şarkıyla klip ve kamu spotunda rol aldı.türk sporcularının söylediği şiddete karşı ve dostluk şarkısı ve klibi aşağıdadır.

    klip; http://mm.buyuyenturkiye.com/...galibi-dostluk-olsun

    haber; http://www.buyuyenturkiye.com/...z-sporculardan-mesaj
  • 9
    2012-2013 sezonu'nu cok iyi gecirmektedir. soyle ki:

    1) futbol: galatasaray ceyrek finalde ve fb de buyuk ihtimalle uefa'da ceyrek finale kalacak.

    2) basketbol erkek: anadolu efes ceyrek finale kalmayi garantiledi euroleague'de. bence final four'u da gorecekler. karsiyaka ise fina challenge cup'ta * ceyrek final mucadelesi vermekte.

    basketbol kadin: galatasaray ve fenerbahce ceyrek final'de 4'lu 2 grupta ayri ayri mucadele edecek. ikisinin de onu acik. kayseri kaski ise ilk macta 5 sayi farkla kaybettigi dinamo moskova'yi 14 mart'ta evinde agirlayacak. avrupa'da kupa getirmesi kuvvetle muhtemel.

    3) voleybol kadin: sampiyonlar ligi 4'lu finalde 2 takimimiz vardi ve sonuc itibari ile vakifbank gunes sigorta kupayi turkiye'ye getirdi.

    fena degil di mi sozluk?

    inaniyorum ki yildirim demiroren federasyon'undan kurtuldugumuz an milli takim seviyesinde de atilim yapacagiz insallah.
  • 10
    politikacılar (aslında çoğu insan) kendilerine "olumsuz" konuların getirilmesinden hazzetmezler. özellikle merkez sağ iktidarlar, ekonominin gerçek belirleyicilerinin veya toplumdaki gerçek sıkıntıların konuşulmasını istemez ve bu mevzular karşılarına çıkınca "ustalık"la gündemi değiştirirler. gerçi buna "dansöz"lük deniyor ama o meslekten para kazananlara, mecazi anlamda da olsa ayıp etmemek lazım.

    çocukluğum ve sonradan okuduğumuz kadarıyla ondan bir önceki dönem sporda sscb'nin lokomotifi olduğu doğu bloku ülkelerinin madalyaları toplama konusunda abd'ye kafa tuttuğu bir zaman dilimiydi. ancak atletizm başta olmak üzere bireysel performansa çokça da fiziksel dayanıklılık veya kuvvete dayalı sporlarda uzun süre kırılamayan rekorlar, üst üste madalyalar kazanan atletlerin üzerindeki şüpheyi haklı bir şekilde artıracaktı. bunun da etkisiyle dopinge karşı düzenlemeler arttı, denetlemeler sıkılaştı vs. bu dönemde "rengini" belli eden medyamızın da komünist ülkelerin kazandığı madalyalara karşı takındığı tutumu hatırlayanlar çıkacaktır. dopinge gerçek anlamda karşı olmak, son yıllarda şike konusunda iyice anladığımız üzere samimiyetten değil menfaatten geldiği için kahve ağzıyla yapılan bu yorumlar nedense abd'li veya diğer batılı atletlerin doping cezalarında geçiştirildi, bu işe gerçekten emek ve gönül vermiş olan az sayıdaki kişi dışında bu işten rahatsızlığını dile getirmeye cesaret edebilen çıkmadı. zaten geçen zaman doping komitesinin tarafsızlığının! ölçütünü de gözler önüne serdiği halde bu da ancak satır aralarında bahsi geçen bir konu oldu.

    demin haberlerde denk geldim, ota boka olimpiyat adaylığımıza olumlu/olumsuz yansır demenin ötesinde işlevi olmayan bir spor bakanımız olduğunu hatırladım. bu ülkede futbolcular (biraz da başarı odaklı olarak basketbolcular ve voleybolcular) dışında adam yerine koyulmayan sporcuların büyük bir organizasyonda madalya kazanmasını geçtim finalde yarışmalarının dahi ne denli zor olduğunu sporla ilgilenenler bilirler. bu nedenle olimpiyatlarda iki kadın atletimizin aynı yarışta altın-gümüş yapmasının, hele de devşirme atletlerle ayakta tutulmaya çalışılan bir sporda bunun gerçekleşmesinin önemi büyüktü. şimdi o altını kazanan atletimiz ki kendisinin sevincini anne-baba-sevgili-antrenörden önce kimlerle paylaşmak durumunda olduğu da malumken, dopingli çıktığı gerekçesiyle ceza alırken "spor bakanı" canlı yayında cep telefonuyla kendisiyle konuşabilecek durumda mıdır? ya da daha doğru bir ifadeyle bu işin baş sorumlusu olarak bu konunun olimpiyat adaylığımıza olan yansımasından bağımsız olarak gerekeni yapacak durumda mıdır? cevabı hayır olan bu soruları olur da kendilerine soracak birisi çıkınca tamamen mecaz anlamda kullanıyorum, dansöz gibi kıvırmadan süreci bize "dürüst"çe açıklayacak mıdır?

    doğu bloku ülkelerinin "propaganda" amaçlı olarak atletlerine doping yaptırıp ülkenin tanıtımına çalıştıklarını söyleyenler aynı durumun yıllardır eksiği yok fazlası var uygulandığı bir ülkede çıkıp da tek kelime eleştiri getiremeyecekler midir? yoksa önce başbakan veyahut bakanın konuşmasına ve kendi düşüncelerini o açıklamalar ekseninde şekillendirmeye mi odaklanmışlardır?

    sakın, uzun yıllar "özgürlük" yok diye eleştirdiğiniz doğu bloku ülkelerinde olduğunu söylediğiniz gibi yönetiliyoruz da çıkıp da "kral çıplak" demeye kimsenin götü yemiyor olmasın.

    not: bu yazıma karşılık, "özgürlük" olmasaydı bunları burada falan yazamazdın ve sporda gelişme var, görmezden gelmeyelim şeklinde yorum gelebilir. ilk olarak, "gerçek" anlamda özgürlük olsaydı bunları burada değil ulusal yayın yapan bir medya organında söylerdim/söylerdik. ikincisi ise sporun doğal olarak geliştiği alanlar tabii ki var, aksi zaten bu kadar harcamanın üzerine geri zekalılık olurdu. ancak, sporda gelişim onlarca ligin maçlarını yayınlamak, euroleague'in isim hakkını almak (ya da her ne zımbırtıysa) değildir. bunlar "parayı veren düdüğü çalar" zihniyetinin tezahüründen de öte şeyler değildir aslında.
  • 11
    biz susalım, iki güzel insan şenol güneş ve oktay mahmuti konuşsun. geçen sene türk sporu için neler söylemişler, bugün insanların öldürüldüğü, şiddetin artık doruk noktasına geldiği bu günleri nasıl önceden görmüşler ve biz ne yapmışız;

    şenol güneş bir basın toplantısında konuşuyor;

    ''ülkemizde de aynı durumu istiyoruz. özellikle barışın olmadığı bir adalet olmaz. adalet ararken barışı da kaybedeceğimizi düşünüyorum. şu anda tehlikeli bir gidişteyiz. sahada biz yeneriz, rakip yenebilir, berabere kalırız, şampiyonluk kaybedilebilir, kazanabilir ama kitleleri tahrik eden bir anlayışla hiçbir yere varamayız. şu anda o durumdayız. 25 yıllık antrenörlük hayatımda gizli bir tehlikeyle karşı karşıyayız. yıllarca güneydoğu’da sıkıntılar çeken bir ülke durumundayken, biriken sorunlarımızı çözemeden ne hale geldiğimizi siz görüyorsunuz. futbolun birleştirici unsurunu maalesef ayrıştırıcı duruma getirdik. onun için yetkililerin sorumlu olmasını söylüyorum. medyadan yorumcu değil, sorumlu olmasını diliyorum. çok tahrik var. biz kitleleri durdurmaya çalışıyoruz. oysa onlar azdırmaya çalışıyorlar. bunun sonu yok, bu gidiş iyi gidiş değil.''

    ''futbol insanları birleştirmek için bir araçtı. şimdi ise ayrıştıran bir araç oldu. birbirini tanımayan insanlar sporla bir araya geliyorlardı. bugün tam tersine ayrışıyor. dediğiniz insanlar yabancı insanlar mı? aziz bey, aykut bey, x kişiler, bunlar neden biraraya gelemiyorlar. kim yaptı bunları? ben yapmışsam hesap vereceğim. suçlular hesabını verecek. çekmediği müddetçe bunlar böyle devam edecek. bahsettim kimlerin ne olduğunu, nasıl ilişkileri olduğunu. bugün herkes biliyor. hukuken aklanabilirsiniz, vicdanen aklanamazsınız. hukuka uydurursunuz. hukukçular da buna uyarlar. çünkü türkiye'de böyle. size söyledim, isimler verdim. bunlar hukuku böyle uyguladılar geçmişte. yine devreye giriyorlar veya yenileri ekleniyor. çünkü bundan bir zarar çekmiyorlar. ben çekiyorum, benim canım yandı. elimdeki belgeleri gazeteciye verdim yayınlamadı. şimdi olmayanları yazıyor. benim isim vermem doğru mu? canım yandığı için. kullandığım bir söz var. ‘hukukun gücü değil, gücün hukuku var’ dedim. hiç değişmedi ülke, değişmiyor da. bu söylemleri bir beklentim olduğu için söylemiyorum. ne çocuğuma iş arıyorum, ne ihale ne de başka bir şey bekliyorum. sadece huzur ve mutlu olmak istiyorum. benim yaşım 60. 10-15 yaşında futbolculuğun serseri, ahlaksızlık işi olmadığını ispatlamak için yıllarca oynadım, hiç değişmedim. olabildiğince sakin kalmaya çalıştım. bugün benim canım yanıyor. geçen 45 yılıma üzülüyorum. keşke o günler olsaydı. serseriler, ahlaksızlar işi olsaydı daha iyiydi. şu an çok daha tehlikeli bir durumdayız.''

    (bkz: şenol güneş)

    ve gelelim olaylı bir fenerbahçe deplasmanı sonrası, koç oktay mahmuti'nin açıklamalarına;

    “benim söylediklerim unutulur ama yarın yine aynı şekilde küfürler edilir, şişeler atılır, kavgalar edilir ve hayat devam edebildiği yere kadar devam eder ama biz türk sporunu bu şekilde bir yere götüremeyiz. şunu söylemek istiyorum; ben türk sporunda bir yöneticiyim ve sadece üstüme düşeni yaparım. ben bir şahısım, taksim meydanı’na çıkıp insanlara bunu anlatamam. daha önce de dediğim gibi insanlara verdiğinizi alırsınız ve kavga ile şiddet verdiğiniz sürece hep kavga, şiddet alırsınız. aslında bunları benim değil, bu işte daha yetkili daha akıllı olması gereken kişilerin anlatması lazım ama ne yazık ki o noktada değiliz. ne yazık ki, bir spor adamı olarak söylüyorum bunu şu an, galatasaray antrenörü kimliğiyle söylemiyorum, türk sporunda nefret, taraftarlığın çook çok önüne geçti. bu, herkesin suçu. benim, sizin… herkesin suçu. insanlara ne verirseniz, onu geri alırsınız. gazeteleri açın, bir bakın, her taraftan nefret, kavga kopuyor. televizyonlara bakın, her tarafta nefret, kin ve kavga… bunun devamında burada şölen bekleyemezsiniz. burada şölen beklemek çok zordur. ben bu işi biliyorum ve seviyorum. ben bir basketbol antrenörüyüm ve bu durum çok üzüntü verici bir durum.”

    ''biz ne yazık ki bunu veriyoruz ve çok sayıda insan bundan besleniyor. şu an geldiğimiz nokta bence çok iç açıcı bir nokta değil. dilerdim ki; ben haksız olayım ama ne yazık ki benim düşüncelerim bu yönde ve ne yazık ki türk sporu olarak iyi yolda gitmiyoruz, bu çok net ortada. hangi gazeteyi açarsanız açın rakibe bir nefret var. demin de söylediğim gibi bu durumda maçlarda bir şölen bekleyemezsiniz. bu her şeyden önce bizim suçumuz ondan sonra buradaki insanların suçu.”

    “farkında mısınız, birçok insan korktuğu için artık spor müsabakalarına gelmiyor. ben artık futbol maçlarını izlemiyorum. ne önemi var, deyip konuyu burada kapatabiliriz, bence de önemi yok aslında. artık futbol maçı izlemenin bir önemi yok ve ben izlemiyorum. o kadar küçük bir dünyada yaşıyoruz ki insanlar artık galatasaray taraftarı, fenerbahçe taraftarı, beşiktaş taraftarı olmayı tercih edebilir ama o spor müsabakalarında olmayı istemiyor. bir iki tuşa basıp bir manchester united, bir manchester city taraftarı olabiliyor. bir barcelona ya da bir real madrid taraftarı olabiliyor. artık dünya o noktada ama biz bunu kaybediyoruz. sporumuzu kaybediyoruz, bu güzelliği ve şöleni kaybediyoruz. yapacak bir şey yok. bana bugün burada küfür edildi ama neden küfür edildiğini anlamış değilim. ben bunu bir insan olarak nasıl hak ederim, anlamış değilim. sadece bana değil, birçok insana küfür ediliyor ve onlara da neden küfür edildiğini ben anlamış değilim. bana küfür edersiniz bu önemli değil. oktay buradan çıkar gider ve bunu unutur. gerçekten bu oktay için önemli bir şey değil. bu hepimizi nereye götürüyor ki? hepimiz aslında kafa sallıyoruz, onaylıyoruz, hak veriyoruz ama araba hâlâ aşağı doğru gitmeye devam ediyor.''

    (bkz: oktay mahmuti)

    sanırım fazla söylenecek bir şey yok..
  • 18
    olimpiyatı hakkıyla kaybetmiş spordur.
    siyasi olaylara girmek istemiyorum. bana göre iç savaş da olsa, nükleer sızıntı da olsa olimpiyat yapılır. 36'da hitlerin almanyası, 64'de atom bombası patlamış japonya aldı ve düzenledi. olimpiyat demek spor ruhu demek. tertemiz bir spor ülkesi demek. biz hangi yüzle olimpiyat istiyoruz zaten en başından beri anlamış değilim. hayır yani ntvspor bembeyaz bir türk sporumuz var diye haber yapınca bütün dünya mı izliyor? neden sorunları çözmek yerine üstünü örtüyoruz? neden adaletli olamıyoruz? neden çözüm aramıyoruz?

    -sporcular dopingli. önlem alınmıyor. üstünü örtüyorlar.
    -şike var. ceza verilmiyor. üstünü örtüyorlar.
    -siyahi sporculara muz sallıyorlar. savunuyorlar.
    -tesis yok, ulaşım yok. yapacağız edeceğiz edebiyatı dönüyor.
    -bir kulüp bir branşta içeride veya dışarıda başarılı olmaya çalışıyor. önünü kesiyorlar. hayır başarılı olma diyorlar. başarısız olması için kural bile değiştiriyorlar.
    -siyaset sporun direk olarak içinde. siyaset sporu yönetiyor. oysa sadece uzaktan yardımcı olmaları yetiyor geliştirmeye.*
    -sporu spordan gelenler yönetmiyor. siyasetin istediği üç beş beceriksiz yada artniyetli adam yönetiyor.
    -hiçbir konuda akılcı kararlar alınmıyor.

    bizdeki bu türk kafası oldukça olimpiyat bize haram. adaletli olamıyoruz. gelişmek istemiyoruz. etik olamıyoruz. neden böyleyiz anlamıyorum. şu yazılanların tam tersini yapsan ne olurdu? ben söyleyeyim bugünkü olimpiyat kararı da tersine dönerdi.

    -dopinge karşı önlem alacaksın. dopingli sporculara önce sen ceza keseceksin.
    -şikeye, illegal bahise gereken cezayı kuralda ne yazıyorsa vereceksin.
    -muz sallayan üç beş midesi bozuğu savunmayacaksın. lanet olsun bunlara diyeceksin.
    -rant peşinde koşacağına, milletin sahasını salonunu elinden alıp araziyi satacağına tesis yapacaksın, yapmaya çalışana destek olacaksın, varolanları geliştireceksin.
    -başarılı olana destek vereceksin. daha da ilerleteceksin. kurallar dahilinde her sene üstüne daha da koymasına yardım edeceksin.
    -spora sadece doğru yasalarla ve doğru desteklerle müdahale edeceksin.
    -iş adamları yerine sporun içinden gelmiş taraflı tarafsız herkesin onay verebileceği isimleri federasyonlarda görevlendireceksin.
    -akılcı ve ülke sporunu geliştirmeye yönelik kararlar alacaksın.

    hayır yani anlamıyorum şunları yapsan ne olur? niye anormaliz biz? niye normal olanı yapmıyoruz/yapamıyoruz? niye hep yanlış yoldan gidiyoruz. doğru yoldan gitmek niçin bu kadar zor?
  • 22
    şikecisi, lisecisi, mafyası, siyasisi, tetikçisi, haybecisi, yancısı, kolpacısı, beleşçisi liste daha uzar gider, kısaca ne ararsan var. doping desen şurup olmuş. sözde avrupa ülkeleri arasında mücadele ediyoruz ama bi'çeşit kolombiya modeline -ki hastasıyımdır- sahip, bu çok özel sentez ile dünyanın en özelidir. bir başkadır, bambaşkadır.
  • 23
    gun gectikce erimeye ve eritilmeye mahkum birakilan yasam tarzinin turkiye'de icine edilmis halidir. soyle ki; buyuk bir tehlike ile karsi karsiyayiz. artik sporu izleyecek bir firsatimiz yok. bunu benim gibi gelir seviyesi dusuk insanlar icin soyluyorum. lig maclarindan sonra takimlarin avrupa kupasi maclari, daha sonra hazirlik maclari ve basketbol liginin maclari sifreli kanala gecti. en son darbeyi ise basketbol takimlarinin avrupa maclarini sifreli kanala koyarak yaptilar.

    bunlarin zarari sadece bana degil, ayni zamanda toplumun tum kesimini etkisi altinda birakan bir dengesi bozuk bir duzensizliktir maclari sifreli kanaldan vermek. artik cocuklar kanallari gezince bir spor karsilasmasina denk gelemiyor. ve dogal olarak spora karsi kendi kendilerine bir ilgi beslemiyorlar. bu noktada devreye ailesinde spor ile ilgileneler var ise onlarin etkisi altinda kalan cocuklar girecek. bilemedin sporu babasinin tuttugu hocalarla gelistirmeye calisanlar, spor okullarina yazilanlar olacak. ve spor git gide artik zengin ugrasi olacak. burada problem biraz da toplumsaldir. cunku yillarca toplum alt gelir seviyeli grubuna hitap eden futbol artik cocuklar tarafindan bile ilgi gormuyor. bunda internetin de etkisi var. cocuklar artik sokaklarda futbol oynamiyorlar. bizim zamanimizda da futbol sahalari yoktu, bizler de sokaklarda veya sahipsiz bahcelerde oynardik. ama simdi ki cocuklar takim kuracak sayiya bile ulasamiyor. babam sporu sevmez futboldan nefret eder. o yuzden butun kardeslerim farkli takimlari destekler. ama biz kendi kendimize sevdik sporu. ben payidar demir'i izleyerek voleybolu ogrendim.eczacibasi,arcelik vardi. orhun ene'ler, tamer oyguc'lar, naumoski'ler basketi sevdirdi. ama simdi kimse bunlari izleyemiyor ve ilgi de azalacak.

    kuluplere ek gelir adi altinda medya patronlarinin cebini doldurmasi kluplere daha pahaliya patliyacak. zira altyapiya fazla talep olmayacak ve yetenekler kesfedilmekten uzak belki bir okulda ogretmenlik yapacaklar. kulup antrenorleri de yetenekten mahrum olup sadece calismayla isi goturmeye calisan adamlarla isi goturmeye calisacaklar, veya basarisiz olarak kayba ugrayacaklar, veya oynatacak kalibrede basketci bulamadiklari icin elde olanlara fazla odeme yapacaklar.
    dusunsene benin sabah uykumu bolup izledigim formula1 bile artik parali, cocukken geceleri yari uyur izledigim nba de bu kervanin yolcusu.

    son olarak umarim dopinge savas acan devlet bunun da bir caresine bakacaktir.