• 28
    her daim bir türk takımı olan galatasaray tarafından temsil edilecektir. ancak ulusal ligler, hükümetin ve aziz yıldırım'ın pisliği ile her branşta o kadar bozulmuştur ki basketboldan başlayarak takımın başka liglerde boy göstermesi ciddi ciddi düşünülmelidir.

    galatasaray için lig her zaman bir araç olmuştur.
    esas amaç modern futbolun, modern basketbolun... modern platformudur.
    şimdilerde o platform şampiyonlar ligi'dir, euroleague'dir. yarın adı, organizasyonu, bağlı bulunduğu federasyonu değişik olabilir.
    galatasaray oralarda hep bir türk takımı olarak, türk taraftarının desteği ile mücadele edecektir. ancak o turnuvalara katılabilmek için ulusal liglerde oynamaya mecbur değiliz. zaten dünya globalleşiyor. bir süre sonra karma ligler zaten başlayacaktır dünyada. neden bunun öncüsü galatasaray olmasın?

    zaten galatasaray'ın değişik branşlarda ulusal liglerden ciddi ciddi çıkma tehlikesi bile bazı şeylerin önüne geçecektir.
    federasyonlar adam olacak, haksız kesilen vergi cezaları veya vergi cezası tehditleri ortadan kalkacak, bakanlıklardan aylardır beklenen yazılar dakikasında gelecektir. çünkü işin o boyutunda bu iğrenç düzende kimsenin galatasaray'ı tehdit gücü kalmayacak ve herkes galatasaray'a muhtaç olduğunu hatırlayacaktır.

    bu büyük hamleyi mal varlığı, hayatı ve işleri neredeyse tamamıyla türkiye'den bağımsız ünal aysal yapabilir. mesela bir adnan polat ya da özhan canaydın böylesine büyük bir resti uygulamaya koyamazdı. aziz yıldırım'ın 1998'den beri her türlü kirli oyun ve kirli ittifak ile kurduğu bu kirli düzeni ilkelerimizden taviz vermeden, hükümete yalakalık yapmadan, galatasaray'ın gücüyle yıkmanın tek yolu budur.
  • 33
    ben de dahil çoğumuz sıkça rakiplerimizle uğraştık, yeri geldi salladık bazı cümleler falan ama her şeyin bittiği ve de bazı şeylerin fark edildiği noktalar vardır daima. 14 mart ankara patlaması ile belki de dostluğun, sporun, canın, ailenin ne kadar kıymetli şeyler olduğunu anladık. inanın artık şikeymiş, şampiyonlukmuş zerre umrumda değil. şampiyon olmasan ne yazar ya? ülke zaten bin bir parça olmuş bari sporda kenetlenelim. bizlere bu kirli tuzakları kuranlar, sporun içinde veya hayatın başka kısımlarında da ayrıldığımızı gördükçe zevk alıyorlardır.

    hani ben de kendime inanamıyorum ama beşiktaşmış fenermiş bunları önemsemiyorum artık. önümüzde bir derbi var. ben isterim ki orada sadece galatasaraylılar olmasın. herkese inat fenerlisi, beşiktaşlısı, trabzonlusu, herkes ama herkes el ele, omuz omuza, kardeşçe maçı izlesin. hiç umulmadık büyüklükte bir mesaj verilmiş olur bunu yapanlara karşı.

    bırakalım kavga dövüşü. bizler türkiye için varız. türkiye için yaşıyoruz, yaşayacağız. bir kere de barışı sağlayalım bir kere. atam'ın vefatından sonra bu güzel vatan resmen çöküşe geçti. önce sağ- sol, demokrat- chp diye. sonra islamcı- cumhuriyetçi, özalcı- inönücü- çillerci- yılmazcı diye. fenerli- beşiktaşlı- cimbomlu diye. türk-kürt-ermeni-rum, müslüman- hristiyan diye. hanefi- sunni- alevi bilmemne diye.

    yetmez mi bu kadar bölünme? daha ne kadar bölüneceğiz?

    türk sporu; her zaman önemli noktalarda birleştirici unsur olmuştur. temennim bu dönemde de örnek olacak işler yapılması. ve de birleştikten sonra asla tekrardan dağılmaması. ancak böyle böyle acılı insanlarımızın acısını dindirebiliriz. belki bir faydamız olur bu şekilde.
  • 34
    artık zerre umrumda olmayandır. spor; eğlence için yapılır, hayatın monotonluğundan kurtulmak ve de vücudu sağlıklı tutmak esastır. gel gelelim türkiye'nin şu anki halinde spor yaparak ne kafa dağıtabiliriz, ne eğlenebiliriz ne de sağlıklı kalabiliriz. vücudu istediğin kadar diri tut. allah korusun bir bombaya bakıyor iş. bizleri bu hale getirenler utanmalı diyeceğim de o hiç yok.

    bugün bir film izledim, amerika'da geçiyordu. insanlar mutlu, ortamlar güzeldi. oturmuşlar bir yeşillik alana, dünyanın keyfini çıkarıyorlardı. müzeleri geziyorlar, araştırmalar yapıyorlardı. sonra düşüncelere daldım. filmin hayatı mükemmelleştiri tavrı mıydı bu, yoksa gerçekte de o insanlar böylesine mutlu muydu? cevap belli tabii. evet, avrupa'da, amerika'da, kanada'da, britanya'da her şey çok güzel, insanlar mutlu, dertleri yok. yok ki hayatlarını eğitime ve bilime adamışlar.

    türkiye mi? burada patlayan bombada şehit sayısı 10'dan az ise mutlu oluyor bir kısım. ''ölenle ölünmüyor.'' deyip barlara, diskolara gidiliyor. ateş düştüğü yeri yakıyor ne de olsa.

    canımdan çok sevdiğim galatasaray da türk sporu da artık benim için askıdadır. çünkü hem canımdan hem galatasarayımdan çok sevdiğim ''vatanım'' kirli ellerin elinde ve de tehlikededir.

    bugün bir derbi oynanacak muhtemelen. 90 dakika sonunda da bir skor çıkacak ortaya. olay çok basit değil mi? 10-0 kazansan ne yazacak, 10-0 kaybetsen ne olacak? yine aynı terane, yine aynı oyunlar, yine verilen canlar. ve ben o insanları, o güzel insanları unutamayacağım.

    türk sporu ölmüştür, hem sportif nedenlerle hem siyasi nedenlerle. bu düzen çürümüştür. haa düzene baş mı kaldıracaksın, sakın! hapse girersin!

    söylecek sözüm çok, anlatabildiğimse yok denecek kadar az. karambole yaşıyoruz bu ülkede. bazıları sadece eğlenmeyi düşünürken, bizler bir de vatan derdine düşüyoruz. vatanı kurtaracağımızdan da değil ha, elimizden en ufak bir şey gelmez. ama o gökteki al bayrak var ya, işte her şey onun uğruna. allah bu vatanı kaosa sürükleyen herkesin cezasını versin.
  • 36
    galatasaray'ın memlekette önayak olduğu ve yaydığı spor dallarını, tarihleriyle birlikte şöyle sıralayabiliriz ;*
    -------------alıntı-----------------
    aletli ve aletsiz jimnastik (1968)
    atletizm (1870)
    yüzme - kürek (1873)
    güreş (1887)
    bisiklet (1898)
    futbol (1904)
    boks (1904)
    tenis (1910)
    su topu (1910)
    patinaj (1910)
    patenli hokey (1911)
    izcilik (1912)
    hokey (1915)
    beyzbol (1925)
    hentbol (1926)
    kriket (1926)
    badminton (1926)
    voleybol (1927)
    basketbol (1929)
    eskrim (1931)
    havacılık (1931)
    atlı spor (1931)
    -------------alıntı-----------------
    rio 2016 olimpiyatlarında yer alan spor dallarının çoğunun bizdeki geçmişi 50 yıldan fazla kabaca...
    peki madalya sıralamasında kaçıncı sıradayız...56. sırada kendimize yer bulduk...
    bireysel yarışmalarda son senelerde devşirme sporcularımız kendini göstermekte...
    mesela koşucularımızın bazıları afrika kökenli...sebep dünyadaki başarılı koşucuların çoğu afrika kökenli...
    peki bizimkiler ne durumda...şaka gibi gelecek ama siyahi olup dayanıklı olmasını beklediğimiz insanlar beyazlara geçiliyor...
    bunu ırkçılık mantığıyla söylemiyorum...bizim mantığa göre geçilmemeleri gereken insanların gerisinde kalıyorlar...
    o zaman niye devşiriyoruz ki biz bu arkadaşları...
    kendimiz aliyle veliyle bu spor dallarında çok mu yeteneksiziz...
    bugün amerika birleşik devletleri başlığında yüzme tartışıldı...
    singapur'un michael phelpsi geçen yüzücüsü var...singapur diyorum...
    hadi bizimki geçmesin ama en azından finalde yarışsın çok mu zor...
    sorsan ülkede herkes marmara boğazını 10 defa karşıdan karşıya çok rahat yüzer...
    nerde olimpik başarı o zaman...
    artistik atlamayı bizim memlekette sorsan yazlıkta berkecanın kızları etkilemek için tekneden atlaması...
    gel kardeşim olimpiyatlarda atla da etkile kızları...
    takım sporlarında ise bayan basketbolumuz sağolsun...çeyrek finalde son saniye basketiyle elendiler ne yazık ki...
    ama takımın en önemli oyuncularından biri devşirme...
    biz spor olayında bu kadar yeteneksizsek katılmamıza gerek olimpiyatlara...
    benim için ha 2 gümüş madalya almışız ya da hiç almamışız fark etmiyor bile...
  • 39
    bir siyasi partinin oyuncagi olan, sikecilik ve irkcilik disinda doping bataginin da en dibinde yer alan, takimlari ve sporculari uluslararasi musabakalardan hemen hemen her sene ceza alarak dislanan, tum dunyanin gordugu pisliklerin icinde yasarken mutlu olmayi bilen, dev paralarin ve suçlarin dondugu, mafia liderlerine pasaport ayarlamaktan, kendi tesislerinde takim kaptanini dovdurmeye, soyunma odasinda genc oyuncu tokatlamaktan, grup seks partileri vermeye turlu turlu islerin dondugu yer.
  • 42
    canım ülkemin her alanında olduğu gibi, azalarak bitmekte olandır. çünkü türk sporuna liderlik etmesi beklenen, bu görev verilen kişiler için sadece iki kıstas aranmaktadır.

    1- ilgili spor dalının içinden veya kıyısından köşesinden tutmuş olmak.
    2- uzun adam'ın sevdiği biri olmak.

    örnek vermek gerekirse;

    türkiye futbol federasyonu : başkan yıldırım demirören
    madde 1'e uygunluk : http://kralspor.ensonhaber.com/resimler/KOLA.jpg
    madde 2'ye uygunluk : http://cdn.ntvspor.net/...39/baskan1_1XY44.jpg
    `

    türkiye basketbol federasyonu : başkan hidayet türkoğlu
    madde 1'e uygunluk : https://i.ytimg.com/vi/D5Kmn-GfVXE/hqdefault.jpg
    madde 2'ye uygunluk : https://img.haberler.com/...7582897_x_1201_o.jpg

    bu iki güzide örneğimizle bitmiyor bunları çoğaltabiliriz. tabi bir de halen aktif spor yaşantısı devam ettiği için şu an başkanlığa gelemeyen ama en kısa zamanda o koltuğu kapacak isimler de var..

    türkiye motorsiklet federasyonu : muhtemel başkan kenan sofuoğlu
    madde 1'e uygunluk : http://www.son.tv/resim/detay/18/188674.jpg
    madde 2'ye uygunluk : https://img.haberler.com/...-sur-8576782_x_o.jpg

    türkiye atletizm federasyonu : muhtemel başkan aslı çakır alptekin
    madde 1'e uygunluk : http://yarinhaber.net/...b20-ade62faa0f01.jpg
    madde 2'ye uygunluk : https://static.birgun.net/...edecegim-64783-5.jpg

    türkiye voleybol federasyonu : muhtemel başkan fabio luciano
    madde 1'e uygunluk : https://img-s1.onedio.com/...8250ceec46c776d4.jpg
    madde 2'ye uygunluk : yok artık o kadarını bulamadım *

    sonuç olarak demem odur ki, adam'cılık bitmeden bu ülkede hiç bir şey düzelmez. ister spor olsun, ister müzik. ister dış ilişkiler olsun, ister çiftçilik.

    eyyorlamam bu kadar.
  • 43
    oncelikle kisa bir olay anlatmak istiyorum. almanya'da bir arastirma gorevinde bulunmus hocam anlatiyordu. hocam oradaki hocasinin odasinda iken iceri biri girmis ve alman hocaya bir evrak vermis. ama iceri giren eleman alman degil. doktora yapan kavruk bir ogrenci. alman hoca evraki kontrol edip bi guzel kalaylamis elemani. sonra gondermis odadan. sonra alman hoca, benim hocaya demis ki "bakma bu elemani bu kadar kalayladigima, bu eleman almanya icin cok faydali isler basaracak". bakis acisi ve esas kriter "ulke icin fayda".

    bu ulkede ideolojiler ugruna ne cevherler yitip gitti. bilimde, sanatta, sporda... hep liyakat sorunundan bahsediliyor ama kimse isyan etmiyor, edemiyor.

    egitimde mesela, 2023 vizyon zimbirtisi icin kendi burokratlarini olusturma gayreti var yillardir. "kendi burokratlari". yani kendisi gibi dusunen. en onemli kriter bu. o yuzden de dag tas imamhatip doldu, devami da gelecek.
    bilimin hemen hemen hicbir alaninda yokuz. munferit sistem hatasi bilimadamlarimiz var ama buyuk cogunlugu yurt disina yerlesmek zorunda kalmis/birakilmis.

    biraz iddiali bir sey soyleyim mi? bugun ulkedeki butun universitelerin kapisina kilit vuralim, akademisyenleri issiz birakalim, dunyada-bilim dunyasinda yaprak kimildamaz. neden durumumuz bu kadar vahim? hep ayni yere geliyor mesele.

    sanatta, tiyatro, resim, heykel, muzik, sinema... dunya capinda isimlerimiz elbette var. fakat orada da soyle bir sorun varki, bu isimler ulkenin %80'inin umrunda degil. basarilarini da kendi cabalariyla elde etmis isimler. sistematik bir alan yatkinligimiz ya da basarimiz pek yok. sinemada mesela, 3-5 yonetmen senarist vefat etse(allah gecinden versin) yerlerini doldurabilecek kalitede isimler allah bilir ne zaman yetisir. halbuki sinemada kendi ekolumuz gelisse, devamliligimiz daha kuvvetli olur.

    turk sporu. allah askina, azcik altyapi gormus onlarca isim vardir burda. futbol basketbol atletizm farketmez. kimler nasil yukseliyor... futbolun veya basketbolun ilmi kismini arastiran nice insan var. sadece burda degil her yerde. islerin nasil yurudugunu gormuslerdir.
    adamini bulursan isler farkli ilerliyor malesef.

    jenerasyonlara bagli bir basari anlayisimiz var. elbetteki iyi bir jenerasyon yakalamak onemli fakat bizde is kumara donmus durumda. denk gelirse.
    dedim ya nice cevherler ideoloji ugruna yitip gitti. alt yas kategorilerinde ben burdayim diye haykiran yetenek fiskiran onca cevher ne durumdalar acaba. dunya kupasinda derece yapan 17 yas alti milli takimimizdan 2 3 kisi disinda, geri kalan gencler ne alemde acaba bilen var mi?

    gelelim ufuk sarica'ya. bugunku mac ozelinde soylemiyorum fakat bu milli takima hocalik yapmasi kabul edilebilir degil. gerek abd, gerek cekya maclarinda bu kadar sinirimin bozuldugunu hatirlamiyorum. sadece bu turnuvada degil, daha once de benzer fiyaskolari yasadik. hadi milli takimimiz zayif, o zaman bir yapilanmaya gidilemez miydi? ufuk sarica ile olmaz bu is tabi, yerine ona gore adam bulamiyor muyuz? kaldi ki cumhurbaskani danismani olmus "tisikkkirlir siyin cimhirbiskinim"ci hidayet ile hic olmaz.
    zaten ergin ataman'in nasil gonderildigini iyi biliyoruz. ulkede o kadar iki yuzluluk hakim ki, ayni anda hem kulup hem milli takim calistiran tanjevic yaslandi hastalandi ve gitti. yerine ergin ataman geldi ve ayni anda hem kulup hem milli takim calistiramaz denilerek secim yapmasi istendi fakat iki secenekten milli takimi secmesinin de onune gecildi. saka gibiydi ama yalniz birakildik o donem. aziz yildirim'in istedigi oldu sonucta. ve komedi filminin devaminda ergin ataman yerine yine hem kulup hem milli takim calistiran ufuk sarica getirildi.
    yabanci siniri meselesinin basketbolda konusulmamasina hic girmeyeyim.
    bu durumda emegi olanlari allaha havale ediyorum. ettiklerinin karsiligi misliyle bulsunlar. basariysa da, degilse de.
    bunlari bir sinirle yaziyorum. daha sakin bir vakitte editlerim belki. cok da nitelikli olmamis olabilir yazi ama ulkedeki bu curumuslukten rahatsiz olmayan yoktur heralde.
  • 44
    sonunu getirememe hastalığından muzdarip.

    eurobasket 2001'den bu yana devam ediyor bu hastalık ne yazık ki. üç ana branşta da tecrübe ettik, etmeye devam ediyoruz bu uyuzluğu. sadece iki özgün final sayarım "yerli oyuncu ağırlıklı kadrolarla" oyun alanında olup ipi göğüsleyebildiğimiz; 1996'da koraç kupası'nı petar naumoski önderliğinde fakat türk ağırlıklı bir kadroyla kazanan dönemin efes pilsen'i ve 2000 yılında uefa kupası'nı kazanan biz, galatasaray futbol takımı. yerli ağırlıklı kulüp takımları ve milli takımlar özelinde sonunu getirebildiğimiz bir başka üst seviye organizasyon yok sanırım.

    sakin, soğukkanlı bir ulus değiliz, dna'larımıza işlenmemiş bu kod. takım sporlarında kırılma anlarındaki verimsizliğimizi biraz da buna bağlıyorum ben. elbet bir gün dönecek ama bu kader, elbet bir gün!