• 1
    takıma yönelik olanı genellikle nedeni açık seçik ortaya konulamayan bir saplantıdır. saplantı değilse, sistemli biçimde verilmiş eğitimin, telkinin neticesidir. baba ya da başka bir yakın galatasaraylıdır ve seni de galatasaraylı yapar. ya da sen kendiliğinden nedenini bilmeden galatasaraylı olmuşsundur. muazzam bir galibiyet alınmıştır, avrupa'da takım üstünde takım bırakılmamıştır, büyük takımdır onurludur, belli bir duruşu vardır vs. karşılıksızdır bu bağlanma zira karşılığında bir maddi kazanç yoktur. karşılıksız olduğu için de arma aşkı biçimde adlar alır. taraftarlığın oluşumunda acaba tüm takım armalarını görüp de tamam ben bir daha bu armayı tutacağım diyenleriniz var mı? neden çemişgezekspor'un, giresunspor'un, ermenek taşelispor'un değil de galatasaray'ın arması?
  • 2
    bu kavramın içine;
    kaptan ya bu yüzden ıslıklanamaz,
    efsane futbolcu ama vasat teknik direktör diye eleştirilemez,
    kimse başkan adayı değilken o geldi taşın altına eline koydu bu yüzden eleştirilemez,
    kral o ne söylerse söylesin eleştirilemez,
    kendi değerimiz alt yapıdan çıkmış harcamaya çalışıyorlar diye eleştirilemez,
    galatasaraylı ya bu yüzden eleştirilemez,
    armayı taşıyor bu yüzden eleştirilemez

    diye şeyler harbiden giriyor mu merak ediyorum. nedir bu eleştiriden bu kadar korkmak? ne olacak yani kafamızı kumun içine sokup götümüz açıkta kalınca?

    bu millet her zaman eleştiriye öcü gözüyle bakmıştır şimdi de aynı şey.

    hagi'ye kötü teknik direktör derim ama efsane olduğu gerçeğini değiştirmez.

    adnan polat'a basiretsiz deriz ama zor günleri deunutmayız.

    ayhan'ı ıslıklarız ama 5-3 lük sivas maçını unutmayız... diye gider.

    nedir yani anasını satayım geçmişle yaşayıp milleti putlaştırmak? kim ne ediyorsa hak ettiğini alır. illa tamamen beyaz ya da siyah görmeye görek yok.
  • 3
    günümüzde takıma verdiğiniz parayla seviye atladığınız müessesedir. takıma 100 lira verince yavru aslan 1000 lira verince metin oktay boku olma şansımız varmış bunu anladım.

    taraftarlığı bugünlere ve bu bakış açısına getiren kim varsa kafasına sokayım. taraftarlık gönül işidir. atkı aldığın banknotları ise rulo yap acil durumda kullanırsın.

    gönül işi diyorum lan gönül işi. gerçi taraftarlığı paraya bağlayan kitle de peşinden koştuğu kıza harcadığı para oranında duygularına karşılık bekleyen kitlenin bir benzeri olsa gerek. ikisinin de gönlünü sifonlayayım.
  • 4
    insanların idrak etmek istemedikleri tanım. bu olgu hakkındaki yazılan, çizilen düşünceleri anlamamak için ellerinden gelen her türlü şeyi düşünen taraftarın takıntısı.

    kısacası atkı alanın da kombine alanın da store'dan çıkmayanın da store'a uğramayanın da maçları evinde gerine gerine izleyenin de kahvede izleyenin de yani herkesin sahip olabileceği bir duygudur taraftarlık. ama herkes kendi çerçevesinde farklı yaşar bu durumu. herkesin bir maç bir oyuncu hakkında görüşü olabilir ve bunu belli terbiye kuralları çerçevesinde ortaya koyup, dile getirebilir. ama nedense biz sabahtan beri bunu tartışıp birinin bir şeyler demesinden ötürü burada taraftarlığımızı kanıtlamaya çabalamaktayız. niye arkadaşım, niye? ben sana kanıtlamak durumunda mıyım? sen atkınla kahvede izlersin ben formamla kombinemle izlerim* ikimizde aynı düşünceleri paylaşabiliriz, bundan daha normal ne olabilir diye düşünmekteyim. ama millet bunu bir gurur haline getirmiş buralarda benim atkım yok param yok* ne yani ben senden değersiz miyim, ben daha mı az galatasaray'lıyım diye bıraksan tekme tokat girecekler birbirlerine. anlamsız şeyler bence.

    (bkz: #1080862) bu adama katıldım ilk yazdığında. evet, o zamanlarda burada bu taraftarlık, galatasaraylılık, yok para yatırmayan konuşamaz tavırları konuşulmuyordu. ki ben bu adama katıldım asla bu duygularla yazdığını düşünmediğim içim katıldım. bence burada renktaş şuna dikkat çekmek istemişti; gönül veren her renktaş, her taraftar bu uğurda yatıp kalkıyorsa ve sesleri kısık, hasta halde günlerce dolaşıyorsa takım bu haldeyken sorgulamak da hakkıdır diyor. biz sorgulamayacağız da elin kuşu mu sorgulasın? bu konular tartışılsın kendi içimizde konuşulsun buna herkesin hakkı var. bence orada atkısı kombinesi hissesi falan derken şundan bahsediliyor. zaten galatasaray'a bu kadar gönül vermeyen insan bunlara sahip olmaz. çok seviyor ki uğruna hem manevi hem maddi destekler koymuş.* ama kusura bakmasında takım teknik heyet ve yöneticilerde kendilerini bu kadar yükselten taraftara azıcık da olsa hesap vermeliler, bir açıklama yapmalılar falan fıstık.

    anlatabiliyor muyum bilmiyorum ama oyuncuları, oyun tarzımızı konuşacağımıza "param yoksa taraftar olamayacağım mı yani, hadi oradan şerefsiz!" diye bağırıyoruz. ayıp. üzülüyorum bunları tartıştığımız için ve aslında hiç dile getirilmesi gerekmeyen bu durumları açıklamaya çalıştığım için...

    edit: imla
  • 5
    objektiflikten uzak olandir. zaten adi ustunde, taraf tutmaktir. bagnaz bir sekilde baglanmaktir. taraf oldugunu herseyin ustunde tutarsin. goremessin yanlisini, ya da gorursun fakat gormezlikten gelirsin.

    dunya uzerinde taraftarlik olmasa fenerbahcelilik de olmazdi. ancak taraf olmaktan aklini yitiren biri, tartisma ortamlarinda feneri savunur.

    bir insanin, sike yapani savunmasi icin ancak ve ancak taraf olmasi gerekir. bu adamlar yanlis tarafi secmis ama yapicak bisey yok iste. (bkz: 6 yil 3 ay )
  • 6
    her hangi bir konuda taraf olmaktır.

    taraf olmak, insan olmamak anlamına gelmemektedir. yolda yanında kalp krizi geçiren birisine kolundaki fenerbahçe bilekliği yüzünden üzülmüyorsan, sen taraftar değil hatta insan değilsindir.

    sözlükte galatasarayı sevmiyoruz diyen varmı? herkes galatasaraylı herkes ölümüne seviyor, ali ismail korkmazın hangi takımlı olduğunu bilmeden çok üzülmedik mi? * ne önemi var ki?

    selçuk yula başlığında bulunan bazı yazıları görünce gerçekten sözlük adına çok utandım. selçuk yula hayattayken günahım kadar sevmezdim fakat ortada bir insan hayatı ve sevenlerinin üzüntüsü var. çok doğal bir olgu olan insan ölümüne, insanca tepki vermemek neden?
  • 7
    turkiye'deki hali hayatin diger butun noktalarinda oldugu gibi cok farklidir. oncelikle ulkede takip edilen tek spor futbol desek yanlis olmaz. futbola en yakin ilgi toplayan spor basketbol olsa da, ancak derbiler ve avrupa maclari ilgi gormekte. nitekim 3 buyukler bile basketbol sezonun geri kalan bir cok macinda bos tribunlere oynar. bu nedenle futbol taraftarini merkeze alarak genelleme yapmakta bir sakinca gormuyorum.

    kuluplerin yonetim tarzi ve yapilanmasindan dogan bir takim ufak farkliliklar olsa da, genel anlamda ulkenin taraftarlarinin yasanan durumlara gosterdigi reaksiyon asagi yukari aynidir. sadece bazi kulupler basariyi fazlaca yakaladigi icin, basarisizligi kabullenemeyen taraftar profili ortaya cikmakta. tabi bu durum yine turkiye'de boyle. baska ulkelerde basari kazanildikca basarisizlik icin kredi olma ozelligi tasir. yani belirli bir egitim ve kulture sahip insanlar, gonul verdikleri spor kulubunun bir ya da daha fazla basarilarla gecen senesinden sonra yasadiklari bos sezonu cok da kafaya takmazlar. herseyden once sportif rekabetin eglence dunyasina ait oldugunu bilmeleri, elestiriden bile keyif cikarmalarina sebep olur. gelismis ulkelerde insanlar hayatlarina bir cok farkli hayat mesgalesi sokabildiklerinden dolayi, yasamlarinin merkezinde bir spor kulubunun kazandigi maclar ya da kupalar olmaz.
    iste tam bu noktada buyuk yanilgi baslar turkiye'deki taraftar olarak aidiyet yasayanlarda. kendilerini kuluplerini cani gibi seven insanlar olarak nitelendiren turkiye'deki taraftarlar, isler yolunda gitmeyince gosterdikleri reaksiyonla aslinda nasil bir celiski icinde olduklarini gostermektedirler. oysa burun kivirdiklari yurt disindaki taraftarlar, isler kotu giderken cok daha sahiplenici bir durus gosterebilmektedirler. her ne kadar italya ve ispanya akdeniz ulkesi olmalarindan dolayi ulkemizdeki taraftarlik anlayisiyla paralellik gosterse de, bizdeki olaylarin ancak kucuk birer ornegi olarak kalmaktadir yaptiklari. ornek olarak; ac milan seria a'da 2 sene sampiyon olup sampiyonlar liginde de bir ceyrek final ve bir 2. tur oynadiktan sonra, 3. senede sampiyonluktan uzaklasinca ac milan taraftari futbolcusunun aleyhinde bagirip, yonetimi ve hocasini istifaya cagirmaz. bir ornegi oldugunu sahsen gormedim.

    ulkemizdeki taraftar karakteristigine bakilacak olursa; galatasaray ve fenerbahce'nin basarisizliga verdigi tepkinin asirilik derecesinde cok benzer oldugunu gormekteyiz. entry'nin basinda dedigim gibi besiktas dahil olmak uzere diger kulupler basarisizligi icsellestirmis olduklarindan, seslerini cikarmak onlar icin yorucu ve uzun bir maraton olacagindan dolayi sessiz kalmayi yegliyorlar. oysa ust uste basarisizlik yasamak esas tepki gosterilecek durumken, alistirdiklari duzene ayak uydurmak, mahkum edildikleri kafeste "karşı" edebiyati yapmak onlar icin daha makul olmakta.

    diger taraftan tiraj ve kamuoyu baskisi sebebiyle galatasaray ve fenerbahce surekli tepede bulunmaktalar ya da bulunmalari uygun gorulmekte. turkiye'de saha disi gercekleri de goz ardi etmemek gerekiyor tabi. galatasaray ve fenerbahce'den her hangi birinin tarihte oldugu gibi 4 seneden fazla sampiyonluktan uzak kalacagini dusunmek suanki sartlarda komik olur. iste bu sartlarin da destekledigi rekabet bu iki takimin taraftarlarini basariya bagimli hale getirmekte. aslinda bu da bir nevi kafestir, aynen basarisizliga alistirilmis diger kuluplerin taraftarlarinin konuldugu kafes gibi. bu kafesin disina cikilmaya baslanildiginda hemen tepkili hale geliyor galatasaray ve fenerbahce taraftarlari da. her ne kadar bazi ekstra sebepler bu durumlari zaman zaman hafif gecirmeye ya da ertelemeye sebep olsa da, prensipte durum bundan ibarettir.

    bu noktada cok ilginc bir tespitle karsi karsiyayiz aslinda. surekli basarinin pompalandigi kesim bile bir cesit kafesin icinde. basarisizligi ogrenme, basarisizligi kabullenme ve isler kotu gitmeye baslar baslamaz tepki gostermek gibi bir karaktere burunmemek adina, basarisizliktan muaf tutulmak da bir nevi ozgurluk kisitlamasi olarak kabul edilmelidir.

    son olarak civisi cikmis ulkenin sporundan da kisa vadede buyuk atilimlar ve makul bir taraftar profili beklemiyorum tabi ki. insallah bir gun, her seyin normallesecegi gibi, taraftarlik anlayisimizin da degismesini umuyorum.
  • 8
    1-2 gündür okuduğum entryler yüzünden, açıklamasını yapmaya niyetlendim kendimce.
    kökeni taraf olmaktır...

    çoğumuz, ilk olarak kaç yaşlarında bu renklere gönül verdiğini hatırlamaz.
    biri, yeni alınan ve ilk forma özelliğini taşıyan parçalıya aşık olmuştur;
    bir diğeri ise sarı kırmızı renkli deri futbol topuna...

    önemli olan, o renklere ait hissedebilmektir.

    babam, 52 yaşında.
    çocukluğundan itibaren de fenerbehçeliymiş.
    gün gelmiş, 30lu yaşlarında heyecanını kaybetmiş,
    "gereksiz" diye nitelemiş,
    takım tutmayı bırakmış.

    fenerbahçe'yi tutmasındansa, taraf olmamasını desteklemek gerekir insanların,
    o yönden örnek bir davranıştır peder beyin hareketi...

    ancak, ben ve benim birader,
    her nasıl olmuş da galatasaraylı olmuşsak,
    babam da o gün bugündür bizim camiadan sayılır.

    ömründe gitmediği fener maçına,
    beni mutlu etmek için götürdüğü galatasaray maçlarında gitmiştir.

    taraf olan oğlunun,
    tarafını tutmuştur.

    gelelim kendimize,
    biz manyak, psikopat, cebimizdeki üç kuruşu takımımız yoluna harcayan gönlü bol adamlara...

    ben de biliyorum, takım tutmanın bana maddi olarak gelir getirmeyeceğini,
    ya da çok sevdiğim fenerbahçeli arkadaşımı, bir futbol maçı nedeniyle kırmamam gerektiğini,
    tesislerden topçuları uğurlarken, aslında o milyon euroluk adamların beni pek sallamayacaklarını...

    ama ben bilmiyordum,
    jardel topa dokunup da real madrid'i yıktığımızda,
    daha el kadar çocuk iken,
    ailem haricinde başka bir kavram için göz yaşı dökeceğimi...

    ya da bilmiyordum,
    ilk defa stadyumda maç izlerken,
    hagi'nin denizlispor ağlarına frikikten attığı gol sonrası,
    deli gibi bağırıp da, denizli tribünlerinden "çocuktur, ellemeyin" tepkisi alacağımı...

    ya da öğrenmeliydim,
    zamanında kahraman diye sevdiklerimin,
    günü gelip üç kuruş para için saçma sapan yollara gideceklerini...

    fazla edebi oldu, toparlıyorum.

    cebinde 100 lirası olup da,
    kendisine fayda sağlamayacak olan bir spor dalı karşılaşmasına 100 lira basanlardan biriyim ben.

    ben de biliyorum,
    bana bu durumun hiçbir getirisi olmayacağını.

    ama her şey de getiri götürü değil kardeşim.

    teka'nın bir ankastre markası olduğunu değil,
    kaybeden dünya devinin beyaz formasının göğsünde duran ilginç bir logo olduğunu bilen bir nesiliz biz.

    saçma sapan bir telefon melodisini,
    ya da aygaz arabasının geri geri gelirken mahallede çıkardığı sesi duyduğumuzda,
    aklımıza popescu'nun penaltısı gelir örneğin...

    kolumuz çıksa yerinden,
    omuzdan hem de,
    bülent gelir gözümüzün önüne,
    düzeliriz hemen, sakinleşiriz...

    biz, bu renklere aitiz...
    başkası da, farklı renklere...

    ama şunu düşünüyorum;
    hayatımdan galatasaray'ı çıkarsam,
    tribünü, bayrakları, formaları,
    atkı koleksiyonumu,
    armalı bardaklarımı, kartlarımı, kıyafetlerimi...

    çok boş geliyor gerisi...

    çünkü,

    kız arkadaşın terk eder,
    annen ya da baban sana kızar, küser,
    çok yakın arkadaşın belki seni çok üzer...

    ama takım orda,
    yerinde...

    bir sonraki maçta, yine aynı heyecanı yaşatacaksa sana,
    sakın ondan vazgeçme...
  • 9
    son 4 senede 3 kere sampiyon olmus (ki son sezon sampiyonluk + super kupa + turkiye kupasi) bir takimin bir cok sebepten iyi kadro kuramamis olmasindan dolayi dususe gecmesini tesis basarak protesto etmek degildir diye dusunuyorum.

    galatasaray iyi yonetilmiyor ve bunun suclusu degerlerinin ustunde paralar kazanan galatasarayli futbolcular degil. benim de destek verdigim unal aysal'indan, simdiki baskana, fatih terim'den, liseli derin galatasaray'a kadar bir cok cevrenin bunda sorumlulugu var. sabri, burak, umut, olcan, tarik vs. bunlar sadece isim ve bu isimler tehditle galatasaray'a gelmedi.

    tesislerin basilmasi galatasaray'in 4 yildizli tek takim olmasini saglayan basarilarina da, o tesislerdeki insanlarin problemin kaynagi olmamasi acisindan da ters dusuyor. illa bir yerler basilacak protestolar yapilacaksa divan kurulunun, lisenin, yonetim kurulu binasinin onunde yapilsin. tabi herseyden ote maglupken de takimi bagrina basabilmek ve dusen takimi elinden tutup kaldirmaktir taraftarlik.

    dip not: 14 aralık 2015 beşiktaş galatasaray maçı'nda aldigimiz maglubiyet besiktas'a karsi son 10 mactir aldigimiz ilk maglubiyet. bundan onceki son 10 macta 7 galibiyet ve 3 beraberligimiz var. haydi simdi tesis basmaya devam!
  • 12
    roberto mancini çok para harcadı, harcadığı paraları tartışalım diyorsa, ünal aysal fatih terim kavgası keşke olmasaydı diyorsa, hamza hamzaoğlu evlatçılık yaptı diyorsa, mustafa denizli işini iyi yapsın diye amigo orhan'ı mı diriltelim diyorsa haklıdır.

    yok öyle evlatları oynatan adama evlatçı denildiğinde sinirlenmek. "biz dedikodu yapmıyoruz, olanı konuşuyoruz."
  • 13
    çok garip bir müessese. bazen objektif olacağım diye tribe girip bokunu çıkaranlarla dolu oluyor. türkiye euro 2016'da kötü ama çok kötü oynadı evet buna kimse itiraz etmez itiraz edenin aklından da şüphe ederiz. italya'nın irlanda karşısında yedek çıkmasından doğal bir şey yok evet, italya'nın yedek kadroyla çıktığı için milli duygulardan dolayı veryansında edebiliyor olabilirsin ama sen gidipte bu olayı bize bağlarsan da adama gülerler.

    ne mi o bağlanılan olay? 2012-2013 sezonunda galatasaray'ın şampiyonlar liginde manchester united'ı yedek kadroyla yendiğini, o zamanlar hiç itiraz etmediğimizi dillendirirsen kocaman bir hassiktir çekerim. evet kanki, gruptan çıktıktan sonra son 16 turunda schalke'nin yedek kadrosunu yendik ve çeyrek finalde real madrid'in yedek kadrosunu az daha eliyorduk.

    vallahi kafayı yiyeceğim.
  • 18
    bir spor takımına gönül vermektir. ancak gönül veriliyor diye mantığı bir kenara atmanın lüzumu yoktur. gönül verilen kulübün bir çalışanı açıklama yaptığında mesela o açıklamaya inanmak gerekir aksi iddia edilmediği sürece. son zamanlarda olduğu için örnek olarak sunulması gerekirse bir galatasaray taraftarı, fatih terim'in serdar aziz için yaptığı açıklamalardan sadece son maç için gönderildiği sonucuna varıyorsa mantığını kenara atıyor demektir. böyle bir durumda zaten taraftarlık değil art niyet vardır. gerçek istenen taraftarlık müessesinde var olmak değil, sevmediği kişilere bir yerden vurma isteğidir. çıkar serdar bey der ki ben daha önce hiç bir bahane sunmadım, o zaman tartışılır hale gelir durum. ancak şuanda fatih bey'in söyledikleri esas alınmalıdır.