• 5
    her spor dalında ciddi derecede önemli olan kavram.
    güncel bir örneği için (bkz: 2 ekim 2008 fc metalist kharkiv besiktas maci )
    ancak; benim kanaatim $u yöndedir ki, bireysel gücün(bkz: yetenek) ön planda olduğu spor dallarından daha çok, örneğin bir amerikan futbolu nda daha da ön plana çıkan kavramdır.
    takım ruhu dediğimiz kavram oyun içinde oyuncuların birbirlerinin açıklarını kapatmasını, oyunun takım halinde oynanmasını, kenetlenmeyi, azmi ortaya çıkarır. ve bu ruha sahip olan taraf hakettiğini daima alır. maddi bir başarı sağlayamasalar bile, onlar arkadaş olmu$lardır, birbirlerini sahiplenmi$lerdir, payla$mayı öğrenmi$lerdir...

    (bkz: ofsayt osman)
    (bkz: bu da mı gol değil)
  • 14
    galatasarayımızı sevdiren bir başka etmendir. diğer takımlarda takım ruhunu oluşturacak oyuncular yoktur. bizim takımın oyuncularına ağızları açık bakarlar. ama biz de her zaman takımın simgesi olabilecek isimler vardır ve bu oyuncular takım ruhunu oluştururlar. birçok şampiyonlukta da takım ruhu ön plana çıkmakta zaten. en büyük artılarımızdan.
  • 16
    ''ben, okan, emre, tek tek bakıldığında belki çok şey ifade etmiyorduk, ama üçümüzün ortasına düşenlere dünyayı dar ederdik'' suat kaya bir programda geçmişteki takımı anlattı. o takımdı, şimdi ki de takım. ''bizim işimiz , top bizdeyse kazasız belasız, tam konsantre durumda, en diri pozisyonda topu hagi'ye aktarmak, top rakipteyse topu kullanan futbolcuyu canından bezdirmekti'' belki tam olarak böyle demedi, ama ben böyle anladım. suat kaya hiç bir şey söylemese bile ben böyle olduğundan emindim.'' o sezon, ben ve okan 65'er maç oynadık'' türkiye'de değil bir futbolcu, bir takım bile hazırlık maçları dahil o kadar maç oynayamadı, bir daha da asla oynamayacak.

    o takım dağıldı, dağılan futbolcular değildi, sonuçta futbolcular elbet bir gün doğal olarak ortadan çekilecekti zaten. dağılan futbolcular olsaydı işimiz kolaydı, toplardık, toplayamıyoruz, acı çekiyoruz, çünkü takım dağıldı. ben imkansız diyorum da, aramızdaki iyimserler için zorluyorum kendimi, galatasaray geri gelir mi? o büyük takım(ruhu) hadi bizden geçti, yeni nesilleri, küçük galatasaray'lı çocukları coşturabilir mi? misal şimdinin 5-10 yaşındaki çocuklarının 10-15 sene sonraya taşıyacakları galatasaray nasıl olacak?

    16 lig, sayılırsa 9 yabancı takımlarla ve bir kupa maçı izlettirdiler bizimkiler, bize. geldiğimiz, getirilen nokta, gidilecek yollar bizi mutlu ediyor mu? umut var mı? seyrettiğimiz takım mı? takım diyorsak sorun yok, o zaman hedefimiz iyice küçülmüş sayarız kendimizi. 30 sene geriye gidilerek de galatasaray'lı olunur. ara sıra gelen şampiyonluklarla, ara sıra atlanan turlarla avuturuz kendimizi. ''en büyük biziz, en çok taraftar bizde'' deriz, havaya laflar eder, yürür gideriz. bir de başka bir görüş var elbet, en azından daha önceki büyük maceraların baş aktörü sayıyorsak kendimizi, söyleyecek çok şeylerimiz var. ve ben işte çok şeyler söylemek isteyen, bıraktığımız takımı tekrar çağıran, oynanan futboldan bağımsız, futbolculardan soyut, galatasaray'lılık la ilgili varsa bir şey imbiklerle süzüp başkalarına aktarmak istiyorum.

    10 sene önceki bir tribün resmini, televizyonlarda gösterilen eski bir maçtaki kapalı tribünü seyredin, çünkü lafın tamamını anlatmak istemiyorum. lafın tamamı akıllıya anlatılmaz. hepiniz ne demek istediğimi ben demeden de anlarsınız. 300 prostatlının seçtik dediği, bizden tek farkları çok paraları olan galatasaray'lıların yönet(eme)tiği sevgili takımımız, seneler geçtikçe bizden uzaklaşmaktadır. aynı zamanda biz de takımdan uzaklaşmaktayız. artık tribünlerde gol sesi neredeyse hiç çıkmamaktadır. nerede o gol olduğu zaman kendimizi yerlere attığımız maçlar? nerede o bağırdıkça coşan, coştukça bağırttıran takım. ne yazık ki artık o takım olmayacak. galatasaray elbet şampiyon olacak, elbet elediğimiz avrupa takımları sıraya girecek, ama sokağa döküleceğimiz günleri beklemeyin arkadaşlar.

    umutsuzluk aşılıyorum, moralinizi bozuyorum diye düşünmeyin sakın. ben böyle düşünüyorum diye doğru olmayabilir bütün bunlar. ben kafaya taktığım şeyleri bir kez daha anlatmak istiyorum sizlere. bu günkü kadro yapısıyla, bu futbolcular bütünlüğüyle ben takım olamazlar tezini savunuyorum.

    düşünün futbolcumuzun biri, tanjantla, hipotenüsle, pergelle, iletkiyle, mikroskopla, cetvelle, şeffaf minkaleyle maç oynarken, aynı maçta başka bir futbolcumuz tamamen iç güdüyle futbol oynuyor. bir futbolcuda alberto ainstain beyni varken, bir diğerinde beyin bile yok. nasıl bir armoniyle birlikte takım oyunu oynayacaklar? sıralamayı oluşturan rakamlara bakarsak, çok önceden çeşmeye yolladığımız çocuğu dövmüştük, testi kırıldı artık. bir tarafta ligin en çok gol atan takımı, aynı zamanda ligin en çok gol yiyen takımı nasıl olabiliyor? elano-kewell-arda-baros-keita'dan tamamının oynayacağı 10 maçtan 10 unda, bunlardan 4 ünün oynadığı 10 maçtan 9 unda gol atarız. ancak aynı zamanda, sabri-gökhan-servet- balta'nın oynayacağı 10 maçtan 9 unda kesin gol yeriz. ben hala buradayım, isterseniz bana iyice kızın, bu defansla bu forvetin oluşturduğu takım, takım falan olamaz. kimseye zevk vermez, attılan gollere coşkuyla sevinilmez, yenen gollere, alınan yenilgilere fazlaca üzülünmez. o zaman da takım ruhundan bahsedilemez.

    istatistikler tutuluyor artık milimetrik hem de. futbolcuların koştuğu kilometre bile yazılıyor. bu şartlarda bugün var yarın yok olan futbolcular, kendi istatistiğini geliştirmeye çalışıyor. kaç maç oynamış, kaç gol atmış? son anda acaba bunlar mı geliyor futbolcuların aklına? futbolcuları arasındaki uçurum kalite farkı var. geçen sene kewell kulübedeyken yaser oyundaydı, bu nasıl bir hoca taktiğidir? diyelim ki taktiğin başarılı oldu ve 3 puan kazandın, ne kaybettiğinin farkındamısın?

    başa dönelim isterseniz, okan, suat'ın gerisinde kalmamak için iyi oynamak mecburiyetindeydi. suat, emre'den daha çok koşabildiği sürece o büyük takımın değişmez futbolcusu olduğunu biliyordu. hakan şükür, en umutsuz anlarda hagi'nin bir şeyler yapabilme ihtimalini hiç aklından çıkarmıyordu. o yüzden hep diri kalıyordu. takım yenilse de teslim olmuyordu. şimdi bakıyoruz takıma, aydın'ın keita'dan, mustafa sarp'ın elano'dan daha iyi futbolcu olma ihtimali var mı? olmayan ihtimal, verimi düşürüyor olamaz mı? yani bir yarışta, geçemeyeceğin garantiyken canın koşmak ister mi?

    takım olmak demek illa ki oynayacağın her maçı kazanmak demek değil, ben takım olalım da şampiyon olalım demiyorum. inanın umurumda bile değil şampiyonluk, netice, skor tabelası. galatasaray'ın farkı var başka takımlardan, olmalı. galatasaray'lı tuttuğu takımı, takım olarak görmediği zaman mutlu olamıyor. takım içeirsinde çeteleşmeye, adam seçmeye, adam dışlamaya karşı çıkar. ruhsuz, gamsız futbolcuyu sevmez. baros tekmeyi yediği zaman, kewell '' aaaahhhh'' diye bağırmalıdır onun gözünde.

    surinamlı var diye örnekleri barcelona'dan veriyoruz. barca'nın beki dany alves ile hücumcusu messi arasındaki farkla, kewell ile servet'in arasındaki fark aynı mıdır?

    yapılacak iki şey var yani bana göre, yapılmayacak olan tabi ki,
    1- ya mevcut bütün savunma futbolcularını, atak futbolcuların kalitesine getireceksin.
    2- ya da daha kolay yolu seçip, büyük futbolcuları küçük futbolcular seviyesine düşüreceksin.

    belki de büyük surinamlı, elano'yu, keita'yı aynı gerekçelerle oynatmayıp, aydın'ı, barış'ı oynatmaktadır. yani çocuklar, taktığımdan değil, inanın servet aynı zamanda bizim eski mahallenin çocuğudur, kendisini hepinizden daha çok severim. ama servet'le elano aynı takımda olmaz, olursa o takım takım olmaz. iyi oynayamaz, yener yenilir ama iddia ediyorum iyi oynayamaz.

    bir gün eğri doğruya gelir de, takımı üst düzey 5- 6 futbolcuyla beraber, onlara en azından asistanlık edebilecek klasta diğer bir 5-6 kişi oynadığı zaman seyredersen beni hatırla. ya da aç eski defterleri, tarih kitaplarını 2000 yılındaki takıma bak.
  • 18
    yoktur arkadaş. yoktur.

    total futbol istiyorsan takım ruhu yoktur, takım oyunu vardır. takım ruhunu takımın 3-5 oyuncusu taşır ve ortamı ateşlemesi gerekenlerde onlardır. diğerleri görev adamıdır işini yaparlar.

    son zamanlarda salla babam gidiyor bu takım ruhu! ne ruhmuş be arkadaş, isterseniz ali sami yen'de toplanalım 25 bin kişi ruh çağıralım ister misiniz?

    (bkz: eeeyh ruh geldiysen 3 kere gol at!)
  • 21
    şu sıralar futbol takımımızda gram olmayan şeydir. bunu hoca mı yaratır yoksa futbolcuların ortamı kendileri mi yaratması gerekir bilemem ama 2013/2014 sezonu şampiyonluğundan sonra göçüp gitmiştir. arkadaşlık, dostluk, kenetlenme olgusu olmadan başarı gelemez. mevcut takımımızda olmadığı için başarının gelmesi tesadüf olur.
  • 23
    uzun zamandır takımda olmayan şey olduğu düşüncesindeyim.bence fatih terim'in gitmesindeki baş faktör takımda takım ruhunun olmayışıydı ama o dönem fatura hocaya kesildi.takım içi dengeler bir şekilde böyle oturmuş durumda oyuncular koşmayan sorumluluk almayan savaşmayan bir yapıdalar.işin tuhafı herkes halinden memnun ve tüm oyuncular iyi anlaşıyor.bunun bence en büyük nedeni oyunculara ve takıma gereğinden fazla değer gösterilmesi ki bununda geçmiş günler geliyor sanrısından pompalandığını düşünüyorum.takımda kendini büyük görüyor özellikle selçuk burak gibi isimler.büyük bir sallantı olmadıkça ya da kadroda revizyona gidilmedikçe bu durumun devam edeceği düşüncesindeyim bu işi çözecek yegane yer yönetimdir umarım el atarlar.