• 476
    iyi geceler sevgili sözlük ailesi.

    son birkaç gündür içimde acayip bir huzursuzluk var. bir anda çevremde hiçbir sevdiğim kalmamış gibi hissediyorum ve geçiyor. ara ara kabuslarla da uyanıyorum. yurtdışında yaşamaya başladım 6 ay kadar önce ama ailem ve sevdiklerimin tamamına yakını istanbul'da. rüyamda depremi görüyorum ve kirpiklerim gece akan gözyaşlarımdan dolayı yapışmış gibi uyanıyorum.

    sadece söylemek istedim.
  • 480
    sözlük psikolojik olarak inanılmaz zor bir dönemden geçiyorum. yani umarım psikolojik olaraktır.

    20 yaşındayım ve ingiltere'de yaşıyorum. bir gün merdiven çıkarken kalbimde ani çok sert bir vuruş oldu, ardından ise ani çarpıntı başladı ve 7-8 dakika kadar sürdü.

    hastaneye gitmiştim ancak ingiltere'de ki hastanelerin aşırı kötü olması sebebiyle sadece kan sonuçlarımı 4 gün sonra alabildiğim gibi aynı zamanda bu kan sonuçlarımı ikinci gidişimde kaybetmişlerdi. (hasta doktor güven ilişkisinin kopması). ilk olaydan 2 hafta sonra bu kalp atışı tekrarlandı ve sadece 5 saniye sürdü. bende istanbul'a gelip florence nightingale hastanesinde çok kapsamlı testlerden geçtim. testlerin sonucu oldukça temizdi, bu kalple uzaya dahi çıkarsın gibi espritüel bir yaklaşım dahi sergiledi doktor. d vitamini ve concor yazdı. aslında bu kısma kadar psikolojim ve içim oldukça rahatlamıştı. ancak...

    ancak ingiltere'ye döndüğümüzde burda ki türk komşumuz çok genç yaşta kalp krizi geçirip hayatını kaybetti. üst üste çok kalp krizi vakaları ile ölüm gördüm. ardından bir gün, iki gün aralıklı olarak sabah kalktığımda sol kolumda uyuşukluk vardı üstüne yatmamama rağmen. bu kol uyuşukluğu yüzünden "ya bende kalp krizi geçirirsem" korkusu başladı. gün içinde aklıma gelmediği sürece kolumda iyi, kalbimde. ancak aklıma geldiği an kalbimde bir ağırlık, sol elimin parmak uçlarında ise karıncalanmalar oluyor. bunun dışında istisnasız her gece uzandığımda sol üst kolumda bir ağrı oluşuyor. ağrı oluşan bölge; https://gss.gs/A7G.jpg

    tüm gece uyuyamıyorum artık tedirginlikten dolayı. her şeyin çok üst üste geldiğini düşünüyorum yüksek ritim çarpıntı - kalp krizi ile 4/5 ölüm - hastanelerin aşırı sorumsuz olması - ambulans çağırdığınızda 5-6 saat sonra gelmesi - kolda durduk yere uyuşma ve dahası. illa ki unuttuğum şeyler vardır ancak genel olarak aşırı zor bir dönemden geçiyorum dediğim gibi. sizce nasıl bir yol izlemeliyim?
  • 483
    kıymetli sözlük ailesi. atanamamış bir türkçe öğretmeni olarak bu satırları yazıyorum. 25 yaşındayım başvurduğum neresi varsa herkes kapıları kapatmış durumda. atanamamanın verdiği üzüntü ve mahçupluğu üstümden atamıyorum. ailemin bakışlarının bana yetersiz ve işe yaramaz biriymişim gibi hissettirdiğini de itiraf edeyim. her şey bir yana kendi içimde halledemediğim onlarca şey olması beni nefes alırken bile eziyet halindeymişim gibi hissettiriyor. olmayan şeyleri olmuş gibi kabul etmemden tutun varsayımlar üzerine yaşamakdan bıktım. son 2 ayda da sırf bu kuruntular yüzünden 8 kilo kadar verdim iştahım tadım tuzum hiçbir şeyim yok. kendimden iyice nefret etmeye başladım. galatasaraya sarılayım diyorum kendi dertlerimle o kadar boğulmuşum ki ne maç izleyesim geliyor ne haber takip edesim. bilmiyorum bu durum daha ne kadar böyle sürer ama tek bildiğim şey şu aralar acı çektiğimdir.
  • 484
    içim sıkılıyor sözlük. bir bağırsam tüm dağları yerinden oynatacak kadar dert, gam, keder birikmiş içimde gibi hissediyorum. hayatımda en değer verdiğim insanları mutlu etmeye çalışmaktan kendi mutluluğuma fersah fersah uzakmış gibi hissediyorum. sabah işten izin alıp 3 saat aralıksız yağmurda araba sürdüm, durdum tekrar şirkete geri geldim sorumluluklarım var diye. kendi kendime melankolik bile takılamayacak kadar eşe, işe, her şeye karşı sorumluluğumu yerine getirmeye çabalıyorum. ama gerçekten yorulduğumu hissediyorum sözlük. bacaklarım tutmuyor bazen. öyle anlar geliyor ki dilim dönmüyor. suskunluğum asaletimden değil, ataletimden dolayı oluyor. susarken boğuluyorum bazen. konuştuğumda da gürültü gibi geliyor. yani anlayacağınız boşa koysam dolmuyor, doluya koysam almıyor. bir çoğumuzun sağlık dertlerinden fersah fersah daha önemsiz benim bu duygularım ama belki rahatlarım diye bir kaç kelam etmek istedim. okuyan varsa teşekkür ederim.
  • 485
    başlıkta gerçek hayata dair birçok dert varken bunu dillendirmek belki ayıp olacak ama her on senede bir canavar gibi bir takım izlediğimiz örüntüsünü düşününce galatasaray futbol takımını uzun yıllar böyle dominant izleyemeyeceğimiz düşüncesi beni üzüyor.

    okan buruk gibi bir hocayı kusura bakmayın ama bir daha sittin sene bulamayız.
    muslera gibi bir kaleciyi de öyle keza.
    sanchez gibi bir stoper
    torreira gibi bir azman
    mertens gibi bir karakter
    icardi gibi bir süperstar

    gitmemiş olsaydı sacha boey de bu listeye eklenecekti.

    münih'te bayern'le de oynasak, kadıköy'de fener ile de galibiyet dışındaki her sonuca burun kıvırır kıvama geldik. eskiden deplasman fobimiz vardı. artık okan buruk'un yüzüne bakınca herkesi yeneriz hiss geliyor.

    beni üzen tarafsa güzel olan her şeyin bir gün biteceği gerçeği. bu takım da hocasıyla birlikte dağılacak ve toksik ülke ortamında yenisini inşa itmek uzun yıllar alacak..

    evet çok üzgünüm :(
  • 486
    bir insan okuduğu bölümden ne kadar nefret ederse o kadar nefret ediyorum sözlük, yks çalışırken bir kere bile sabahlamadım şu bölüme girdiğim günden beri her hafta en az bir iki kere sabahlıyorum; ne için saçma sapan ödevler, meslek hayatımda hiçbir işe yaramayacak ayrıntılı tıp dersleri için.

    ailenizde diş hekimliği düşünen varsa yazmayın, yazdırtmayın; şu hayatta sadece 2 hobim vardı biri vücut geliştirme diğeri galatasaray ikisinin de son birkaç aydır yüzüne bakmıyorum. sınıfta kalma stresi de ayrı bir cabası. bir ödev için tüm günümü harcıyorum; hoca geliyor bundan beşer tane yapacaksınız diyor, başka üniversitelerdeki diş okuyan arkadaşlarıma soruyorum sizde var mı böyle bir şey; yok. bu okuldan da bu hayattan da bu fakülteden de nefret ettiğim kadar hiçbir şeyden nefret etmedim. bu kadar emek veriyorum mezun olunca ne olacak peki, gidip zengin bir kliniği olan adamın altında 3 kuruşa hayatımı heba edeceğim.
  • 487
    seçim dönemlerinde "otobüsleri şehrin dört bir yanına salalım günde 1500 kere bangır bangır şarkımızı çalsınlar" fikrini ilk kim ortaya attıysa allah ona gün yüzü göstermesin sözlük.

    şu an saat 04:14. oğlum annesiyle içeride uyuyor, ben çalışma odamda sigara içiyorum. ve ne yapıyorum biliyor musun sözlük? mansur yavaş'ın seçim şarkısını mırıldanıyorum mk!

    öyle bir müzik seçimi yapmışlar ki tam 70'ler devrimci marşı. hatta belki gerçek bir marştan uyarlamadır bilmiyorum. korkunç basit, kaplumbağaya dinletsen ilk dinleyişte ezberler. günde 50 kere de geçiyor, beynime yapıştı kaldı, gitmiyor. gece gündüz çalıyor kafamda. rüyalarıma giriyor. durduramıyorum beynimi. kafamda bir mansur yavaş seçim otobüsü aralıksız ring atıyor. delireceğim sözlük anlıyor musun?

    neyse.

    mansur yavaaaş mansur yavaaaş
    baba gibi oğul gibi hem de arkadaş:(
  • 488
    ara ara gelip içimi dökmek istediğim duvar. her yaşı geçkin dinozor gibi ben de huysuzlaşıp her şeyden şikayetçi olmaya başlıyorum çünkü yavaş yavaş. ilk kurşunu atıyorum.

    sosyal medyanın insanları soktuğu hallerden çok bunaldım. yanlış anlaşılmasın, sosyal medyaya karşı çıkacak kadar boomer, zamanın ruhuna direnmeye çalışacak kadar şövalye değilim. yabancısı da sayılmam ayrıca, sosyal medyayı kuşak olarak biz var ettik. ekmeğini de yedik, parasını da kazandık. ama internet akımları yüzünden artık insanlar kendileri değil. kendileri olmadıklarının farkında da değil.

    çok sık gözlemliyorum son dönemde. sözlükte de var. dalga geçilme korkusu ciddi, temel bir reflekse dönüşmüş durumda. bu o kadar bok bir şey ki. taraflaşma, kamplaşma, kutuplaşma, her tarafın karşı tarafı aşağılama motivasyonuyla hareket etmesi ve bunun sonucunda da hayatta her şeyin önüne geçmeye başlayan "aman kendimize güldürmeyelim" refleksi. bu refleks o kadar büyümüş durumda ki artık yavaş yavaş doğrunun, erdemin, aklın ve mantığın önüne geçmeye başlıyor. insanların değerleri zaten değişiyordu, somutlaşmış artık. yakında bizim büyüdüğümüz değerler mitoloji olarak kalacak sanırım. insanlar "eskiler kendi isteğiyle dürüst davranıyormuş vay be" filan diyecek.

    insani becerilerini kullanmak zorunda kalsa insanın yüzüne sincap gibi bakacak milyon tane ebleh tip, sosyal medya jargonlarıyla kendilerine roller biçip sonra da o rolün gerçekliğine inanıyor. sokakta yürürken herkes aşırı havalı, aşırı özgüvenli, aşırı agresif, aşırı değerli. en ufak bir iş yapmalarını istediğindeyse mal gibi kalakalıyorlar. her şey twitter espri jargonuyla hallolmuyor çünkü. ama özeleştiri diye bir şey yok. kendilerini haklı çıkarmak için çirkefleşiyorlar bu sefer de. çünkü herkesin eli bir diğerine doğrultulmuş silahın tetiğinde. sosyal medya bir bilgisayar oyununa çevirdi koca hayatı. yen ya da yenil. öldür ya da öl. aşağıla ya da aşağılan. klişe bir black mirror bölümünü her gün yaşıyoruz.

    bak arkadaşım bu hayatta her şey sınıfsal. sosyal medyadaki aptallık akımı, alt sınıfa kendini üst sınıf zannetme şansı veriyor. üç kuruşluk hayatı her gün her an üst sınıf tarafından paramparça edilen alt sınıf, sosyal medyada burjuva gibi davranabildiği için kendi gerçekliğini görmüyor. halüsinasyon aleminin tatmini, gerçeklerle yüzleşme ihtimalini ortadan kaldırıyor.

    emre kongar'ın "kızlarıma mektuplar" kitabına yıllar sonra tekrar baktım geçen gün. kitabı bilen bilir. bir mektupta geçen "başkalarına benzemekten korkmak" konusu canımı yaktı. 20 yıl önce, benim gençlik dönemimde "özgün" olmak geçer akçeydi. özentilik, başkalarını taklit etmek, özgün olmamak ciddi bir aşağılama sebebiydi kendi aramızda. bunun da aşırısı tırt sonuçlar doğuruyordu ama müthiş insanlar yetişmesini sağlıyordu bu çaba. şimdi herkes mikroblog diliyle aynı cümlelerle konuşuyor. birbirine daha fazla benzemek, daha fazla benzemek, daha fazla benzemek istiyor. şimdi geçer akçe aynı tornadan çıkmış olmak çünkü. dudaklar aynı dolguyla şişirilmeli, burunlar aynı jiletle kesilmeli, herkes aynı kelimelerle konuşmalı, aynı kıyafetleri giymeli. herkes aynı anda aynı konuları konuşmalı. aynı olaylara yorum yapmalı, aynı dizileri izlemeli, aynı ünlüleri çekiştirmeli, aynı kavgalara girmeli. 1984'ün komünizm eleştirisi olup bugünleri bizzat anlatması hayatın şahane bir ironisi değil mi?

    insan, anatomik olarak kusurları olan bir canlı. en büyük falsosu da duygularına düşüncelerinden çok daha fazla değer vermesi ama duyguların gerçeği ifade etmemesi. yani kendini herkesin hayran olduğu bir prenses gibi hisseden birine milyon ayna tutsan, öyle olmadığını gösteremezsin. sabah akşam twitter'da etkileşim kasan birine bir gün ak dediğine öbür gün kara dediği tweetlerini göster, yanlış yaptığına ikna edemezsin. sosyal medya, insanın hezeyana kapılma, gerçeklerden ve akıldan kopma zaafını inanılmaz tetikliyor, tetiklemekle kalmayıp öncül hale getiriyor. ve daha başlangıçtayız. bunun yapay zekası var, sanal gerçekliği var, artırılmış gerçekliği var. var da var. bunların oluşturacağı yeni toplumu görmeyi hiç istemiyorum.

    çünkü bence hiç de iyi bir yere gitmiyoruz.
  • 489
    geçen ay giden kedim 5. günde geri gelmişti. eskiden de en fazla 5 günde gelirdi. bu gece gideli ise tam 1 hafta oldu. uzak sokaklara bile baktım bulamadım. acaba yaralandı da barınağa mı götürdüler diye düşündüğümden belediye veterinerliğinde sordurdum, 1 haftada bizim mahalleden alınan benzer eşgal var mı diye, çıkmadı sonuç. tek umudum çok uzaklaşınca yolunu kaybetmiş olması. o şekilde bir gün döner elbet. son olarak süpürme yapan çöpçü görürsem soracağım. umarım bundan sonuç almam... kolay değil 2017'den beri bize gelip gidiyor. ağlamaklı bir üzüntüdeyim.
  • 494
    35 yaşındayım. 2 ay önce hayatımda ilk defa ilişkim oldu. uzak mesafe ilişkisi. her gün konuşuyorduk, hatta bir hafta sonu yüz yüze görüştük. her şey güzel giderken son bir haftadır mesajlara cevap vermemeler soğuk davranmalar, bugünde ilişkiyi bitirdi. bitirme nedeni ailevi sorumlarım var kendime daha çok vakit ayırmak istiyorum. üzgün değilim ilişki başlar biter ama her şey iyi iken niye bitti şaşırdım.
  • 495
    çok büyük bir hedefim vardı. 2 sene önce ona ulaştım. hedefe ulaşmak büyük mutluluk ama bir kaç sene sonra artık o da yetmiyor sanırım. benzin gibi bir yere kadar götürüyor sizi. son 6 aydır kimseye belli etmeden içten içe ciddi bir bunalım yaşıyorum. nasıl desem yapmaktan keyif aldığım hiçbir şey keyif vermiyor. her şey ezbere dönmüş gibi. iş, sosyal hayat, hobiler… sevgilimden ayrılalı çok zaman geçti, arkadaşlarımla da eskisi gibi buluşmak içimden gelmiyor. ve bu kısır döngünün içinden çıkamıyorum. işten eve evden işe bir döngüye girdim. dışarı çıktığımda da ya yalnızım ya da görüşmenin eskisi kadar tat vermediği bir ya da iki arkadaş en fazla. her şey gelip geçicidir diye avutmaya çalışıyorum kendimi. belki daha mutlu olacağım günler vardır. ama şu an hayattan zerre tat almıyorum. bu duvara da içimi dökmek istedim. sezen aksu şarkısındaki gibi “yosun tutmuş duvarlara yazılmış günler gibi”.
  • 498
    bu başlığa yazayım istedim. biraz dertleşelim...

    sakinleşelim, birbirimizi gazlamayalım diye en yakınlarımızla bile haberleşmiyoruz. ama böyle de zor oluyor. yalnız da kaldık ve girmem iki gün dememe rağmen sözlüğe sığındım. uzun yazacağım sanırım. okumazsanız da canınız sağ olsun. yazmak bile iyi gelecek şu anda bana. belki sonra silerim hatta... ama belki bu arada okuyup da aynı ahvalde olan birine ulaşır moral olur.

    bugün günlerden salı. artık toparlanmamız gerekiyor. herkes nasıl becerebilecekse öyle yapsın lakin toparlasın renktaşlar. toprağa mı basarsınız, namaz mı kılarsınız, yüzer misiniz, film mi izlersiniz, çekirdek mi çitlersiniz, sevişir misiniz, içer misiniz bilemem. ama artık bu ruh halini hepberaber aşmamız lazım.

    neşemiz kaçtı, kabul. iki gündür keyfim yok benim de. zorla işe geldik çalışıyoruz; zoraki sohbet ediyoruz onlardan olan iş arkadaşlarımızla; mecbur gülümsüyoruz kabul edilebilir taşlamalara; istemeye istemeye bakıyoruz sosyal medyaya. dişlerimizi sıkıyoruz iki gündür.
    sadece maçtaki başarısız futbolumuza canımız sıkkınken bir de üstüne bütün sezon yaşananlara tüy dikme gibi, haberlerden anlaşılan o ki resmi polislerin koruma kalkanıyla, ayık olmadığı her halinden belli zengin, şımark ve kontrolünü kaybetmiş başka bir zat stadımıza haneye tecavüz yapabiliyor. hakaretlerine o şekilde devam edebiliyor. emekçileri darp edebiliyor. ve hiç bir şey olmamış gibi hayat devam edebiliyor.

    kız arkadaşım fenerli. yakından takip etmese de hakim genel gidişata. normalde bu konulara girmez ama başka bir konudaki basit bir serzenişime karşı atak olarak hemen konuyu mağlubiyetimize getirdi. galip gelmeyi hakedecek bir oyun oynamadık ama öncesinde ve sonrasında başta fırıldak başkanları tarafından yapılanları anlatmaya çalışınca da onlar saha dışı, suçlu varsa cezasını alır vs vs vs gibi laflarla o taraftan soyutladı kendini haliyle.

    ama biz biliyoruz ki adalet olmayacak. suçluların ve terbiyesizlerin yaptıkları yanlarına kâr kalacak ve tahrikler devam edecek biliyoruz. hepimiz –tabir-i caizse– intikam istiyoruz. bunun en güzel yolu silkinip kendimize gelmek ve şampiyon olmak. ben fanatik değil ama iyi bir galatasaraylı olarak tanımlıyorum kendimi. aranızda benden çok daha iyi galatasaraylılar var biliyorum. bunları okurken içinden “kafa açtın!” diyen de var elbette. ama bir şey daha biliyorum ki hepimiz için dün dünde kaldı. bugün de geçecek.

    bu satırları iş yerinde yazıyorum. gözlerim dolu dolu kendimi sıkmaktan. ofisin önünden geçerken insanlar görmesin diye ciddi bir yüz ifadesi takınıyorum bunları yazarken. en son çayhaneden çay alırken hâlâ kendilerine adaletsizlik yapıldığını iddia edecek iq seviyesine sahip bir başka mühendise ve çaycımıza yükseldim. pek ters konuşabilecekleri bir pozisyonda olmadığım için konu kapandı ama hepimiz biliyoruz ki ne çaycısı ne mühendisi ne sanatçısı ne aşçısı ne terzisi ne zengini ne fakiri ne ne ne konu futbol olunca laf anlar. o sebeple eş, dost, akraba, sevgili, tanıdık kim olursa olsun. artık bu konuyu kendi tarafımızda kapatalım derim. çünkü anlamayacaklar, anlamak istemeyecekler.

    biz hakedecek oyun oynamadık onlar haklı kazandı diyebilecek karakterde insanlarken, onlar ki en yakınımızda bile olanlar diğer rezillikleri sessizce (belki hoşlarına bile giderek) izleyecekler. bizi üzecek fırsatları boş geçmeyecekler. muhtemelen sonrasında nedamet de duymayacaklar. o sebeple bu konuyu bireysel ya da toplu olarak içimizde aşmamız lazım.

    teknik ve taktik konuları da bırakalım bence. o analizleri ve son maç hazırlıklarını okan hoca ve ekibi yapıyordur. yapmalıdır. futbolcu gömmeyi de bırakalım. hele oy hakkımız olmayan ve temsil edilmediğimiz bir yönetime laf yetiştirmeyi de bırakalım. benim işim sevmek. ben seviyorum. hem de bir yerlerden mezun oldum diye değil. kalamışta gidip yemek yiyemeyeceğimi, adaya gidip şarap içemeyeceğimi bile bile... gönülden seviyorum. kırmızı seviyorum. sarıyı seviyorum. benim işim desteklemek. az, çok, maddi, manevi...

    desteklemeye, sevmeye devam renktaşlar. hayat, lig, şampiyonluk şansımız ve sevdamız devam ediyor.

    tutun ki, işler ters gitti? o zaman daha çok üzüleceğiz. şüphe yok. buna herkes hazır olsun. fakat kimse buna hazırlanmasın, çünkü biz galatasaraylıyız! daha önce yaptık, yine yapacağız. onlar bizi yendiği için sevinirken biz stad emekçilerimizle kupa kaldıracağız.

    kırmadan dökmeden, sevmeye, desteklemeye, onların hayallerine, bizim gerçeklerimize devam!

    bu hafta geçince basketbola, voleybola, diğer branşlara, gsstore’a, seçime ve bütün sorunlara geri döneriz. şimdilik tek ihtiyacımız olan şey konsantrasyon.

    sağlıcakla kalın renktaşlar.
  • 499
    19 mayıs 2024 galatasaray fenerbahçe maçında yenilince kişisel olarak bana koymadı önemsiz bir ayrıntı olacak, sonuçta kadıköy'de kupa kaldırmış takımız.
    tek üzüldüğüm konu şu oldu 4 yaşında oğluma galatasaray'ı öğretmeye çalışıyorum vs top oynuyoruz fener'e karşı bol gollü maçların özetini falan izletiyorum ilk önce düşman olarak tanıttım ama gerek yok sonra yumuşatıp rakip olarak tanıtıp devam ettim parka falan gidiyoruz ben galatasaray'ım şampiyonuz vs her şey çok güzel diyorum ki içimden akşam arabayla tura vs çıkarız ve sonuç rezalet. çocuğu kreşe götürürken, kreşte bir tane belli ki babası fanatik biri olan çocuğu fenerbahçe forması ile önceden görmüştüm getirirken ama daha bizim çocuğu işlemeye alamadığım için sıkıntı yoktu. tahmin ettim forma ile geleceğini o çocuğun yapacak bir şey yok. sonuç akşam çocuğu almaya gittiğimde o aklı ile baya baya kavga etmiş biz şampiyonuz, fenerbahçe düşmanımız sen hatalısın vs diye bizim ki biraz da ısrarcıdır illallah ettirir iyi ki tanık olmadım. neyse akşam biraz yatıştırmaya çalıştım biz birinciyiz onlar ikinci herkes farklı takım tutabilir vs anlatmaya çalıştım. buda bir gelişim özelliği sonuçta hayatın içinde bunları öğrenmesi lazım ama ne yalan söyleyeyim üzüldüm.
  • 500
    19 mayıs 2024 galatasaray fenerbahçe maçından beri hala kendime gelemedim. ne işlerimi yapabiliyorum ne kafamı toplayabiliyorum. maçtan sonra sözlüğe girme gücünü anca bulabildim. şimdiye kadar bilindik fenerlilerin paylaşımlarına bakarak kendimi cezalandırdım. takip ettiğim yazarlardan gurrpegi pilot olmuş, mocuishle sağolsun kendini ortaya koymuş, pivot santrfor (kullanıcı) konsantrasyon entryleri girmiş.

    ne dersek diyelim şimdiye kadar alay ettiğimiz fenerbahçe camiası, ali koçla, ismail kartalla, mert hakan yandaşla kendilerini tek maça konsolide ettiler ve kazandılar. bizim kaybetmemize ise neden bulamıyorum. eski maçları hatırlıyorum, ne 26 mart 2000 galatasaray fenerbahçe maçına ne 22 nisan 2012 galatasaray fenerbahçe maçına benziyor bu maç. adını rehavet mi koyalım, kibir mi diyelim, şımarıklık mı yoksa, bilemiyorum.

    sonuçta fener'in hedefi her zaman galatasaray'ı yenmek bizim hedefimiz ise şampiyon olmaktır. bundan başka bir avuntu bulamıyorum. florya'da bu hafta ne yaparlar bilmiyorum ama hakkımız olan şampiyonluğu alacağız. biliyorum ki kupayı görünce kızgınlığım ve can sıkıntım geçecek ve ilerde bu mağlubiyet yine bizim için bir motivasyon kaynağı olacak. fener içinse bu galibiyet umarım ali koç'a başkanlık, ismail kartal ve mert hakan'a yeni bir sözleşme getirir ve başarısızlıklarla dolu dönemin devamı olur.

    okan hocamıza ve futbolculara bu sezon bize yaşattıkları mutluluklar ve rekorlar için şimdiden teşekkür ederim ama iş bitmedi. başarımıza gölge düşürmelerine izin vermemeliyiz. şimdi liderlik zamanı. galatasaray'ın müzesine bir kupa daha kazandırma zamanı. bu saatten sonra rekorların, gollerin, serilerin, krallıkların, başkanlıkların hiçbir önemi yok! bizim için neyin önemli olduğunun farkına varmamız gerekiyor.

    (bkz: kendinize gelin buradan sahaya kadar)
    (bkz: konsantrasyon)
    (bkz: hedef 24)
    (bkz: allah yardımcınız olsun)
App Store'dan indirin Google Play'den alın