• 1
    gözü hiç bir şey görmemesine takımına bağlı olan taraftar şeklidir. hiç bir şeyi, hiç kimseyi sorgulamaz olduğu gibi kabul eder. içinde bir yerlerde o kişinin yanlış yaptığını bilse bile gıkını çıkarmaz. muhakkak iyi bir şey lakin kantarın topuzunu kaçırınca kabak tadı vermeye başlar. bu romantizmin yanına az biraz realizm de eklerse harikulade bilinçli, kimsenin başa çıkamayacağı bir taraftar olur.
  • 2
    şu an pek çoğu uğur uçar başlığında. ankaragücü'nde düzenli olarak oynayamayan, oynasa da bir şey yapamayan bir yeteneksizi, hatta bana göre ligin en kötü iki üç bekinden birini ''keşke gelse'' diyerek, galatasaray'a çağırıyorlar. zamanında da cana'yla savaşa gitmişlerdi. bugün sırf fener'e gitti diye ligin en başka adamına(alper) overrated diyorlar. kewell gidince de çoğu oturup ağladı.
    böyle numuneler...
  • 3
    dünden bugüne "culio galatasaray'dan gitmeyeydi..." serzenişinde bulunan, arda turan'ın takımı yarı yolda bırakıp gitmesinin ardından da haklılığı culio'nun orduspor'daki performansıyla perçinlenen topluluktur aynı zamanda.

    galatasaray'ın olduğu yerde aşk, aşkın olduğu yerde de romantizm vardır.
    kim demiş romantik taraftar'ın gözü her zaman kördür diye?

    gözü kör eden bu renklere olan aşktır mirim...
    yoksa bu taraftar kimi sevip kimi sevmeyeceğini herkesten çok daha iyi bilir...
  • 4
    yanlış anlaşılmış taraftardır.

    bana göre futbolu futbol olduğu için seven, tribününe ortamına aşık adamlardır. futbolu kültür edinmiş günlük yaşamının önemli parçası haline getirmiş kişidir romantik taraftar. bu insanlar takımlarının başarısı için hırs küpüne dönüşüp, store'da orada burada para saçmaz. takımını ego tatmininin bir parçası haline getirmez. gönülden sever, sevdiği için de takip eder. koşullar ne olursa olsun, sevmediği durumları eleştirir, yıkıcı eleştiri getirmez.

    şu anda galatasaray'da stoperde yalçın ayhan oynasa ortasahada hürriyet ve erman kılıç oynasa ben gene de takımımı keyif alarak izlerim. futbolu güzelleştiren elbette iyi futbolculardır, fakat takım ruhu, mücadele, tribün desteği, yedek kulübesinin inanmışlığı... bence bunlar hepsinden daha güzel ve daha tutkulu izlememizi gerçekten haz almamızı sağlayan şeyler. her koşulda kazanmaya inanç, romantik taraftarın düsturudur bence. o zaman her insanın içinde yatan emek-kazanç olgusu daha bir manalı hale geliyor. akan terin, emeğin ve mütevazılığın, yetenek-kabarık çek ikilisine olan muhtemel üstünlüğünün ufukta belirmesi bile, sürekli gelen anlamsız başarılardan daha değerli oluyor.

    romantik taraftar aşağılanmasından ziyade el üstünde tutulması gereken taraftar, çünkü bundan on yıl sonra, transferleriyle ortalıkta hava atan, oyuncunun bonservisinin yüksekliğiyle, bizim paramız var imajı yaratan, kombine sattık en iyisi biziz diyen insanlar ortalığı tamamen sardığında herkes bugünleri özlemle anacak. o zaman paranızla pulunuzla transferinizle, üstünüzdeki store donanmışlığıyla en büyük kapitalist taraftar siz olacaksınız. bir inançla gırtlak patlatan insanlar yerini, pas hatasında ana avrat söven robotlara bırakacak. kontra ataklarda at yarışı varmış gibi anıran insanlar her yerde olacak. transfer, gol, galibiyet olduğunda herkes televizyon başında stadyumda olacak, onlar olmadığında kimisi dolma saracak, kimisi bir sezon indirdiği dizinin kalan bölümlerini izleyecek.

    romantik taraftarlar aramızda ve umarım hiç küsmezler. atkılarıyla gırtlaklarıyla, kimi zaman bilekleriyle gene mücadelenin ve gerçek ruhun peşinde olurlar.
  • 5
    romantik taraftar, transfer taraftarı değildir.
    sabah akşam duyum peşinde koşup şunu alalım, bunu alalım, onu niye almadık diyip yönetime sallamaz.
    o yalnızca takımındakilere destek vermenin peşindedir.
    sevmediği, haz etmediği futbolcular olabilir, ama desteğini esirgemez.
    zira sahada gördüğü parçalı formalılar bizim çocuklardır. isimleri, renkleri, boyları, kiloları farketmez.

    futbol konusunda onun için aslolan mücadeledir yetenek değil; neyleyim ben önünden geçen adamı kovalamadıkça parise bakıp pekine pas atan lincolnu.
    bu yüzdendir ki hasan şaş'ı, bülent korkmaz'ı, suat kaya'yı hep bir farklı sever.

    medyanın gazına gelip olur olmaz haberlere itibar etmez, fanatikte gördüğü bir makaleyi(!) ciddiye almaz.

    maç kaybedince x kişisi istifa demez, futbolcuyu ıslıklamaz, başını öne eğmez, bilir ki başarılar gelir geçer, asaleti ona yeter.

    kendisini rahatsız eden şeyler drogbanın gelmemesi, x futbolcunun feneri seçmesi değil; takımının formasının reklam panosuna dönüşmesi, milka ineğini andırması, stadının isminin satılması, geleneklerine para, çıkar veya herhangi birşey uğruna riayet edilmemesi, takımının kişisel amaçlar uğruna kullanılması, kimliğinin deforme olmasıdır.
  • 6
    öncelikle bu tanımı yapan kişilerin kendi kendine taraftarlık nedir diye sorması gerekiyor. taraftarlık koşulsuz, menfaatsiz renklere ve armaya olan bağlılık değil midir? taraftarlık hiç tanımadığın, o ana kadar konuşmadığın bir adama takımın gol atınca kardeş gibi dost gibi sarılmanı sağlayan duygu yüklü bir bağlılık değil midir? taraftarlık renklere ve armaya olan aşkının bir teknik direktörde * bir futbolcuda * vücut bulması ise taraftarlığın kendisi başlı başına romantik değil midir?

    bir tanımdır almış başını gidiyor, romantik taraftar yine birilerinin arkasından ağladı, romantik taraftar yine maddi gerçekleri düşünmüyor, romantik taraftar kulübün hesabını bilmiyor.

    demezler mi adama aslında senin gibi mantıklı düşünmenin dibine vurursan iki direğin arasından geçen yuvarlak bir top için bu kadar sevinmen, veya dünyanın o an başına yıkılması bir sevginin göstergesi, duygu yüklü romantik bir an değil de nedir?

    sen iki direğin arasından geçen bir topta benim gibi göz yaşı dökebiliyorsan, maçın en umutsuz anlarında gol atıp seni defalarca sevindirmiş, taksimde yanındaki beşiktaşlı taraftarlar deli gibi tezahürat yaparken attığı gollerle onlara senin yerine tokat gibi cevap vermiş bir adamın arkasından üzülmeme laf etmemelisin.
  • 7
    biraz romantikliği bize hakir görenlere sormak lazım, o realistlikleriyle şu soruyu da soruyorlar mı: "şampiyon olunca ne olacak, sizin mi cebinize para giriyor, neden seviniyonuz?"

    taraftarlık bağlılık, aşırı duygusallık temelli bir alt kültürdür. yani sevmek gibi bir şey. insan niye âşık olduğunu bilir mi? bilmez. kaldı ki romantiklik, daha doğrusu bağlılık ve duygusallık gerçeklikten ayrı mefhumlar değillerdir.
  • 12
    iki çeşidi bulunan taraftar.

    bir takıma karşı romantik olan taraftar: ki aslında bu hepimiz. her ne kadar objektif de realist de olsak takımımızı hepimiz seviyoruz aslında bu yüzden kategorize bile edilmemesi gerekir.

    diğer çeşidi de oyunculara karşı romantik olan. bana göre zararlı olan bu. mesela bir baros meselesi var adam ölmüş bitmiş, fiziken yetersiz olan, 10 metre etkili bir şekilde top süremeyen baros için ama o bizim gol kralımız kingimiz gibi saçma sapan savlarla savunuluyor.

    ekleme: zaten sanmıyorum ki kimse romantik taraftar derken kulübe olan bağlılığını vurgulamak istesin. en azından bunu kullananlardan biri olarak diğer kullananların da bunu derkenki vurgusunun futbolculara olan aşırı bağlılıkta olduğunu adım gibi biliyorum.
  • 14
    bir takım için en tehlikeli tip bunlar. benim için rakip taraftardan daha da tehlikeli. bunlara göre takımları hep iyidir, futbolcuların en iyisi onların takımındadır.

    galatasaray ş.l'de schlake ile eşleşmiş, medyada, romantik taraftarda oluşan izlenim sanki kurada greuther fürth çıktı amk. tamam diğer takımlar arasında en istediğimiz takımı çektik belki de, turu %75 - 80 geçeriz gibi hava oluşmasını anlamak mümkün değil. ha bu arada schalke'de de aynı bizim taraftardaki hava oluşmuş durumda.

    rakibinin forvet hattına bak, afellay, huntelaar, farfan. sen üçlü forvet oynasan hangi forvetini koyabileceksin bunlardan birinin yerine. biraz akıl, biraz mantık, rasyonellik. biz galatasarayız korkumuz olmaz kimseden ama ruhumuzu aklımızla beraber kullandığımız zaman ortalığın amk...ruz.
  • 15
    son zamanlarda sayısı oldukça artan taraftar cinsi..

    bakın, gezi eylemlerine bizler de destek verdik, ama olayı abartıp çarşı yalakalığı yapmadık..
    malesef görüyorum ki hem sözlükte, hem sosyal medyada bu eşiği aşmış ya da aşmakta olan arkadaşlar mevcut..

    toma kovalayan iş makinesini biz de takdir ettik, gezi parkına sloganlarla giren çarşı grubunu yürekten alkışladık..

    ama;

    sadece o kadar..
    verdikleri desteğe destek vermekten başka bir anlayışımız olmadı..
    kendi stadımızda sevmediğimiz galatasaray taraftar grupları yerine "gelsin çarşı otursun" da demedik..

    bu nasıl bir saçmalıktır, nasıl bir düşünce yapısıdır anlamış değilim..

    sapla samanı karıştırmamanın vaktidir, uyanık olalım..
  • 17
    tehlikeli taraftar grubu, bunların olduğu yerden hayır gelmez. bakın beşiktaş, liverpool son zamanlarda fenerbahçe bir taraftar grubu romantizme bağlıyorsa o takım bitmiştir, bir kadın ve erkek cem yılmaz hakkında konuşuyorsa o ilişki de bitmiştir. o efsanevi sezon çok vardı bunlardan,

    arda : grande capitano

    kewell : karizma, tanrının eli

    neill : gelmiş geçmiş en iyi defans

    cana : savaşçı

    zapata : ismi güzel

    riijkard : sistem getirecek

    takım : küme düşmekten zor kurtuldu
  • 18
    bizler "romantik taraftarız".hayata,hayatımızın parçası olan galatasaray'a da romantik ve duygusal bakarız.demek istediğim "kurumsal değil durumsal" bakarız yaşananlara...her mağlubiyete ve puan kaybına üzülürüz ama takıma sırtımızı dönmeyiz.erkenden stadı terketmeyiz ! sevincimizi , üzüntümüzü , sinirimizi uçlarda yaşarız.sınırlarda dolaşmayı severiz.kolay kolay yılmayız ve yıkılmayız.savaşmayı çok iyi biliriz.kanımızın son damlasına kadar "direniriz" ! sahada da bunları görmek isteriz.öyle kırılgan futbolcular bize göre değildir.sevmeyiz "yerden kalkmayan" adamları.devamlı adelesi atan adamların iyi çalışmadığını iyi biliriz.üzerinde "parçalı forma" olduğu için yuhlamayız ama ! kolay kolay adam satmayız.sadık kalırız sözümüze,rengimize.sevmeyiz döneklikleri.kabul etmeyiz "ben gidene kadar bizimle kalacak" deyip yarı yolda "telefon açılmadı" diye adam gönderilişleri.iki yüzlülüğe gelemeyiz.arkadan oynanan oyunları iyi görürüz.mancini ile görüşmedik diyerek 2 gün sonra imzaya istanbul 'a çağırmaları da anlarız ! sadece biz görmeyiz , yerine getireceğin adam da görür.o da bizim gibidir , "romantik ve duygusal" ... "kurumsal değil durumsal"dır! sevincini de belli eder , üzüntüsünü de... o da kolay kolay pes etmez.iki yüzlülüğe gelemez."kolay kolay gitmem direnirim" diyerek arkadan oynanan oyunlara rağmen çekip gitmez.kalıp savaşmayı seçer.bir yolu bulunur "kurumsallıkta"... herkes "eleman" , herkes "profesyonel" olmak zorunda olduğu için , biz sizin dünyaya biraz ters duruyoruz.renklere sadık , sadece amatör ruhlu adamlarız ! futbolun sadece arsada güzel olduğuna inanırız , borsada ki futbolun size güzel olduğunu da iyi biliriz.efsanelere sahip çıkamayanlardan olmak bize uymaz.romantik ve duygusalız dedik ya ! anla işte...

    http://renginesadik.blogspot.com/...urumsal-yonetim.html
  • 24
    genellemezse, yaftalamazsa ölecek hastalığına yakalanan yurdum insanı tarafından kalıba sokulan futbolseverlerdir. futbol fanatikleri gibi başkaları hakkında işkembeden sallamazlar, burak yılmaz'ı bin kere johan elmander yerine tercih ederler, her kesimde olduğu gibi içlerinde güzel insanlar olduğu gibi gereksiz insanlar da vardır.

    birilerine antipatik geliyor diye, kendi hobilerinden vazgeçeceklerini de düşünmüyorum. antipatik geliyormuş, canım kıyamam.

    :(