• 3
    türk futbolcusunun her daim başına bela olan hadise. cevat güler'in 2006 ağustos sayısında, ismini bilen kişi sayısı sınırlı iken galatasaray dergisinde yayınlanan ibretlik bir röportajı vardı. oksijen kullanma kapasitesi, vücuttaki yağ oranı, birim alana uygulanan maksimum güç gibi bir çok değerin avrupa ve türkiye ortalamalarından bahsediyordu. sanırım en yakın olduğumuz değerde bile avrupa ortalamasının ancak yarısına yetişebilmiştik. hatta "futbolcunun vücut yağ oranı sezon içinde yüzde 9-10 civarındadır. türk futbolcusu 45 günlük aradan bunu 13-14'e çıkarmış olarak döner. avrupa'lı futbolcular ise o oranı korumayı başarır" gibi kilit bir bölüm de vardı. aradan geçen 10 yılda mesafe alınmış olsa da; temel sorun türk futbolcusu her sezon bitiminde başa dönerken "elin oğlu"nun acımayıp üstüne koyması durumu devam etmektedir. bu da bakış açısıyla alakalı bir durumdur. ölü sezondaki antreman programının takibi için verilen cihazı köpeğine takıp koşturtan adam sayısı bir hayli fazladır bu alemde.
  • 4
    futbolcunun sadece koşu mesafesini değil, attığı pasın kalitesini ve çektiği şutun isabet oranını da etkileyen durumdur. kondisyonun iyi olması aynı zamanda kafayı da kullanabilmeyi etkiler. beyine giden oksijen ile alakalı bir durum sanırım.
    şöyle örnek vereyim; halı sahada kaleci ile karşı karşıya kaldınız ve harcadığınız efor sonrasında çok da fazla düşünmeyerek direkt şut çekiyorsunuz. kalecinin üstüne giden top gol olmuyor. maçtan sonra pozisyonu düşündüğünüzde keşke fake atıp kaleciyi geçseydim daha iyi olurdu diyorsunuz. işte maç anında sizin aklınıza gelmeyen kaleciyi geçmek olayı hep kondisyon eksikliğinden. *
  • 7
    içimizdeki futbol ulemalarının bu sezon * yaşadığımız sıkıntılarla ilgili tespit ettikleri en kritik sorunumuz.

    yani takım kondisyonsuzluktan gol atamıyor, defans yapamıyor, maç kazanamıyormuş.

    hatta nasıl hamzaoğlu prandelli sayesinde şampiyon olduysa terim de tudor'un fiziki antremanları sayesinde şampiyon olmuş.

    olay bu kadar basitmiş yani.

    bence biz acilen terim'i kovup takımın başına scott piri'yi getirelim. başka türlü olmayacak baksana.
  • 8
    uzerinden sakalar komiklikler yapilacak kadar onemsiz bir sey degildir, aksine en az teknik, taktik kapasite kadar onemlidir. oyuncularin 10 kilometre bile kosamiyorsa ne mucadele edecek ne de topa vuracak gucu bulabilirler. takimin orta sahasi yuruyerek gecilmiyormus gibi, sisirilen her top kalemizde pozisyona donusmuyormus gibi kondisyon sikintisi yokmus gibi davranmak gercekten garip. beklerimiz bindirince donemiyor, orta sahada bir tane donen topu alamiyoruz, takim geri donemiyor. ciddi sikintilar yasiyoruz, bunlarin hicbirini ben uydurmuyorum. istatistikler ortada.
  • 9
    günümüzde yetenekten, taktikten daha önemlidir neredeyse.

    kondisyonu yerinde olmayan ve güçlü bir fiziğe sahip olmayan futbolcu ne kadar yetenekli olursa olsun iş yapamaz. bir takım tamamıyla bu sorunu yaşıyorsa, o takım avrupada başarılı olamaz. schalke'nin oyuncuları çok yetenekli değildi ancak bizim takıma göre çok daha diriydiler ve hiçbir türlü karşılık veremedik.

    türkiyenin genel sorunu bu. genk'ten tek bir futbolcu bile tanımam ama adamlar beşiktaşa istanbulda fark attı. zagreb fenerbahçeye tarihi fark atma şansını kaçırdı vesaire. türk futbolu bu sorunun üstesinden gelemedikçe avrupada ezilecektir. bir takım önce ayakta durabilmeli, sonra taktikleri sahaya yansıtabilir.
  • 10
    bence de tamamen geyiktir. takımlar gezme olsun diye dağ başı yerlere kampa gider, fantazi olsun diye kadın sütyenine benzeyen performans yelekleri giyerler. koşu mesafesini de tombala çekilişi yapmak için ölçüyorlar, kim ne kadar koşmuşsa yılbaşı gecesi ona göre kart seçiyor.

    sakatlığın da kondisyonla hiçbir alakası yok. ben yolda yürürken gelip araba çarpabilir, futbolcu da sahada maç yaparken sakatlanabilir. doğru antrenmanmış falan hep geyik bunlar. benim amcam vardı, ağzına sigara alkol sürmezdi 40'ını görmeden öldü gitti mesela adam. kader kısmet meselesi.

    mesela her oyuncu için de bir dakika kotası var, yaşlanan oyuncular o kotayı doldurunca fifa'nım uyarısıyla zorunlu olarak futbolu bırakıyor. yoksa atletik özelliklerinin düşmesi, kondisyonlarının maç temposunu kaldıramamasıyla falan alakalı değil. çıkıyorsun topa vuruyorsun işte, kondisyon dediğin neymiş aq? salak saçma laflar.

    futbol ulemaları gelecek sefere ne uyduracak bakalım. kondisyon yetersizliğiymiş, ulan ne adamsınız ya...
  • 12
    sezon başı kampinda, butun takimlar deli gibi kondisyon antrenmani yaparken, sen takimina yaptirmazsan mesela takimin 8. 10. haftalarda falan mortu ceker. lay lay lom gecerse bu donem takimin surekli 60. dakikadan sonra sahada yürümeyi birak surunur.

    mesela soyle olur bu kondisyon eksikligini gidermen icin yapilan antrenmanlar. sabah kahvaltisi - kultur fizik hareketleri agirlik kaldirma hareketleri - yemek ye- yat/dinlen. kalk kondisyon antrenmani - yemek ye - yat.

    gunun zaten tamamini ozetlersek, uyuma, kondisyon antrenmani, yemek yeme seklinde gecer.

    ben kabataslak anlattim. bilenler bilir. merak edenler arastirabilir.

    bakin bu soyle; hep beraber herhangi bir yeralti kömür ocağına gidelim, iddia ediyorum hepiniz nal toplarsiniz. en spor yapaniniz, en kasliniz, en vurdugunu devireniniz bile nal toplar. disari cikinca diliniz disarida gelirsiniz. ama iceride zayif celimsiz adamin pire gibi bir o tarafa bir bu tarafa gittigini gorursunuz bana misin demez.

    hah kardesim bak bu kondisyondur. senin iceride nal toplaman da kondisyon eksikligidir. gir bakalim 10 gun arka arkaya sen de oyun hamuru gibi olursun bi o duvarda bi bu duvarda. tecrübeyle sabit.
  • 13
    6 kasım schalke 04 galatasaray maçında schalkeli futbolcular 111 km, galatasaray 102 km koşmuş. arada oluşan 9 km fark rakibin bizden bir kişi fazla oynaması demek oluyor. takımın kondisyon eksikliği oldukça bariz ortada duruyor ve günümüz futbolunda kondisyon ve kuvvet yeteneğin biraz daha önüne geçmiş durumda. zaten kondisyon, kuvvet ve yeteneği birleştiren futbolcular dünya açısından sayılı futbolcular yer alıyor.
  • 14
    kondisyon konusunda dünya genelinde genel olarak iki türlü anlayış vardır.

    birincisi sezon öncesi tam yükleme yapılır ve takım sezona fit girer (tudor bu sisteme inanıyordu). bu sistemde takım lige fiziken ateş ederek girer 10 uncu haftadan itibaren fiziksel düşüş başlar ve tekrar form yakalamanız sezonun son haftalarına denk gelir.

    ikincisinde sezon öncesi tam yükleme yapmazsınız ve takım sezona yarı fit girer (terim buna inanıyor). bu sistemde takım lige fiziken ağır aksak girer ama 10 uncu haftadan itibaren toplamaya başlar ve sezonun ortasında zirveyi görür, sezon sonuna doğru düşüş yaşanır.

    şimdi bu iki sistemin avantaj ve dezavantajları da var. bu konuyu zamanlama ayarlaması açısından biraz formula 1' deki pitstop olayına benzetebilirsiniz. ben ikincisine inanıyorum çünkü hemen hemen bütün liglerde sezonun ortası can alıcı noktadır. mesela ingiltere'de noel döneminde 3 günden bir maç yapılır ve bu dönemi en iyi geçiren takımın şampiyon olacağına inanılır.

    kendi inancımı savunmak adına şunları da ekleyebilirim; sezon başı ligdeki takım kurguları oturmadığı için fiziken harika olmasanız da maç kazanırsınız ve yine sezon sonuna doğru küme hattı ve şampiyonluk hattı belli olacağından iddiasız takımlarla düşük tansiyonlu maçlar oynarsınız. sezon ortası ise herkesin düşme korkusunu veya şampiyonluk iddiasını en yoğun hissetiği ve tansiyonun zirve yaptığı dönemdir. bu döneme hazır olmalısınız.

    gelelim biz niye form tutmadık kısmına. şansız biçimde takımın hemen hepsi sakatlık yaşadığı için form tutmaları gereken dönem biraz daha uzayacaktır. yaşadığımız sıkıntı tam olarak budur. ilk yarının sonuna doğru yükseleceğimizi ve ikinci yarıda iyi duruma geleceğimizi düşünüyorum.