• linç yemeye hazırım ve başlıyorum. amacım bağcıyı dövmek değil. son yazdığı yazıyı hemen hemen hiçbir yönden doğru bulmadım.

    on numara öldü madem, altı buçuk, sekiz veya serbest sekiz ayırmadan bazı kreatif iç orta sahaların geçen sezon sergilediği lig performans istatistiklerinden bahsedelim. (deplasman)

    *kante ve bakayoko'nun önünde oynayan fabregas 14 maçta 4 asist yapmış. ne kante, ne bakayoko yaratıcılık olarak üst düzey birer yardımcı değiller.
    *çift yaratıcı orta saha ile oynayan city'de david silva 13 maçta 6 gol, 7 asist, bruyne 19 maçta 3 gol, 4 asist yapmış.
    *arsenal'de yine bu rolde oynayan ramsey 10 maçta 1 gol, 4 asist yapmış,
    *totthenam'dan dele alli ise yine 5 gol, 5 asist katkısında bulunmuş.

    hadi bu adamlar yıldız oyuncular diyelim; ki bu adamların oynadıkları lig ile bizimki de kalite olarak farklı ama neyse.

    *west ham'da lanzini 14 maçta 2 gol, 5 asist,
    *sociedad'da illarramendi 19 maçta 3 gol, 2 asist,
    *atalanta'dan remo freuler 17 maç, 3 gol, 1 asist

    hadi bu adamlar bizim ligde olsaydı ayağını eline verirlerdi, bizimkilere bakalım:

    *mossoro: 10 maç, 3 gol, 1 asist,
    *andré castro: 16 maç, 1 gol, 6 asist,
    emre akbaba 16 maç, 4 gol, 5 asist,
    soner aydoğdu 14 maç, 4 gol, 4 asist katkısında bulunmuş.

    dikkat edilirse her seviyeden her taktikle oynayan takımlardan rastgele örnekler yazdım yukarıda.

    galatasaray'da bu mevkide deplasmanda 13 maçta 0 gol, 0 asist performansı ile oynayan oyuncunun adı nedir peki?

    bel-han-da keşke şunu büyük harflerle yazabilseydim.

    topla ileriye katetme sebebi pas opsiyonu olmaması değil. dikkatli izleyen fakat romantik olmayan bir göz belhandanın omuz omuza rakibi tırtıklayarak koşmaktan keyif aldığını çok kolay görebilir.

    gelin ben bir çırpıda yapamadıkları şeyleri yazayım:
    1)klişe olduğu gibi, uzaktan gol atabiliyor mu? hayır. bunu dediğimiz için zırvalıyor olduğumuzu düşünmeyi ayıp buluyorum.
    2)içeriye girip süpriz pozisyonlar yakalıyor mu alex stilinde? talisca stilinde kafa topu tehlideki var mı? hayır.
    3)gelelim sorumluluk alma işine. varsayalım yazıldığı gibi on numara olmasın belhanda. sorumluluk alıyor mu? şöyle anlatayım, sinirinden olcan'in kafasına top çarptırıp fener'e gol attıran sneijder gibi, deplasmanda takımın sindiğini gören melo'nun 3 kişinin arasından akrobatik hareketlerle çıkıp takıma özgüven yüklemesi gibi bir katkısı var mı? hayır. süratle koridor açarak dribling yapıyor mu? hayır.(delici dribling'den bahsediyorum. d'diaye'nin dahi kat kat iyi yaptığı) ben bunları geçiyorum, sakaryaspor ile oynanan hazırlık maçında her saniye kırmızı kart yeme riski var mı? evet.
    4)büyük maçta oynayabiliyor mu? hayır. yedi derbi istatistiği olarak yaptığı tek şey kırmızı kart yemek.

    belhanda'yı övebilmek için futbol romantiği olmak lazım sadece. eğer burası medeni bir ortam olmasaydı bir de zırvalamak lazım diyebilirdim.

    emre akbaba'nın en çok pas hatası yapan oyuncu olması bizi çok şaşırtmıyor, sıkı durmamız gerekmiyor. büyük takımlarla oynadığı maçlarda 5 gol 1 asist, deplasmanda oynadığı lig maçlarında 4 gol, 5 asist yapan bir adamın kreatif denemeler yaparken bolca top kaptırması gayet normal. bunları yaparken yanında bulunan iki tane kaliteli sekiz numara ile rotasyon şansı olmaması da cabası. hesaplayan olsa belki 120 tane de asistin asistini yapmıştır. aslında bir gomis olsa alanya'da belki 400 bile olmuştur. tüm bunları yazıp da üzerine belhanda'yı yermiyorum dersem abes kaçar değil mi? yeriyorum. çünkü o mevkide bu koşullarda vasat üzeri oynayan her yaratıcı orta sahanın en az belhanda kadar katkı verebileceğine inanıyorum. hem de doğru bir yönetim ile en az yarı fiyatına.
  • kendi başlığıma yazmayı sevmiyorum daha önce söylemiştim ama sanırım ufak bir açıklama yapmak gerek..

    doktor ogba ve neysee mahlaslı renktaşlarım fm dilinden bahsettiler.
    ben fm oynamam. fm2018 yüklü bilgisayar da. onu fantezi taktiklerimin işe yarayıp yaramadığını bakmak için kullanıyorum. nereden baksanız 6 aydır açmadım... cheersdarlin ile bu konuda sık sık konuşuruz. ona futbolcu öneririm filan. geçen gün leipzig'i yenmiş 2-1 mesaj atıp "abi seninkileri yendim kusura bakma" demişliği var.. yani sıkı bir fm oyuncusu olduğum için kullanmıyorum bu terimleri aksine dünya oyuncuları böyle tanımladığı için kullanıyorum.

    dünya üzerinde anchor'a, ön libero diyen tek millet biziz.
    italya'da bu terimlerin kralı var...

    tuğberk tanrıvermiş, bir röportajda "italya'daki futbol terimlerinin dünyada karşılığı yok" diyerek, italya'nın ne kadar üst düzey bir taktiksel alan olduğunu anlatmıştı. bir şeyleri anlatmak için terimlere ihtiyaç duyarsın. bizim ülkede futbol terminoloji çok eksik. genel tanımlar kullanılıyor.

    bu genel tanımlar olayı, oyun içindeki mevkileri, oyuncu rollerini yanlış anlatıyor.
    terimlere hakim değilseniz oyuna da hakimde değilsinizdir. ondan sonra jorginho'yu defansif bir oyuncu olarak niteleye biliyorsunuz...

    benim amacım burada hiç bir zaman kavga etmek olmadı.
    geçen sene belhanda konusunda tartıştığımız bir yazar hala başlık atlarında bana laf sokmaya devam ediyor. ben ise konuyu çoktan kapattım.. mesaj yoluyla bayağı sert şeylerde söyledim aslına bakarsan. pişman mıyım? eh biraz.. gereksiz şeyler için kavga etmenin çok bir mantığı olmadığını düşünüyorum..

    ancak burası karma bir sözlük değil.
    aksine 7/24 futbol konuşulan bir yerde gerçeği yansıtmayan şeylerin dikte edilmesinden hoşnut değilim sadece. şu entryler ekşi'de girilse gram anti-tez yazmam. ama burası bir spor sözlüğü...

    terimlere neden önem veriyorum?

    mehmet topal ve felipe melo...
    ikisi de kağıt üstünde ön libero. benim için mehmet anchor... felipe melo ball-wining -bu tanım oyuncunun temek özelliğini anlatır. yan rollerini değil- orta saha. işte bunu ayırmak için terimlere ihtiyacımız var. yoksa iki oyuncuya da 6 numara der, ön libero der geçeriz. ben bunu yapmak istemiyorum.. terminoloji kusurlu ve bu kusur bizim oyuna bakışımızı komple değiştiriyor. ondan sonra fatih terim'in futbol anlayışının sadece gazdan ibaret olduğunu varsayıyoruz...

    hiç bir yazara tepeden bakmadım.
    hiç kimseye siz bilmiyorsunuz demedim. bugüne kadar sadece yaptığım şey farklı bakış açıları sunmaktan ileri gitmedi. bir fikre anti-tez ürettiğimde o teze katılmadığımı gösteririm sadece.. kimseye tepeden bakmam..

    yani ben radja nainggolan'a defansif özelliği olmayan bir adam diyecek kadar öz güven sahibi değilim... olamadım belki hata bendedir.. kim bilir..

    ancak son günlerde misyonumu tamamladığıma dair bir his içindeyim.
    çünkü, farklı bir bakış açısı yazdığında "siz bilmiyorsunuz ben biliyorum" diye algılanıyorsa vay halimize. kimse karşıt fikir sunmasın o vakit.. kimse "yok abi bence böyle" demesin.. yazılsın ve tarihe kazınsın. öyle kalsın..
  • yaklaşık iki gündür uyumadım.

    şu anda uyumakta istemiyorum.
    sanki uyursam, uyandığımda hiç kimseyi bulamayacakmışım gibi hissediyorum, korkuyorum!!!
    hayatımda ilk kez korkuyorum. öyle ki küçüklüğümde karanlıktan korkmaz, bisikletime ulaşmak için binbir haşerenin olduğu o karanlık bodruma girere, o bisiklete binerdim.

    dünya dönmeye devam ediyor, biliyorum ama benim için zaman durmuş gibi.
    yemek yemedim, arada birileri dürterse su içebiliyorum... kendimi öyle aciz, çaresiz hissediyorum ki düşünmekten bile kaçıyorum.. kafam dağılması için saçma sapan bir yazı bile yazdım ama dağılmıyor..

    sezen abla'nın söylediği gibi herşey bana seni hatırlatır unutmak isterken.

    ölesiye sevmiştim ben seni. ölesiye...
    kırmızı çizgimdin ama artık ne yapacağımı bilmiyorum. benim gibiler için bir yer var mı onuda bilmiyorum. ekrana bakıyor, karış karış gezdiğim yerlerin fotoğraflarına bakıyorum. muhtemelen artık yoklar oraları. sadece fotoğrafta kalmış birer anıdır muhtemelen. o güzel yerlerde, bir residence vardır mutlaka.

    insan canından çok sevdiği şeyden vazgeçmek zorunda kalmamalı.

    vatan sevgisi.. koruyamadığımız onca değer arasında belkide en önemlisi bu.. sadece laftan ibaretiz. klavye delikanlısıyız. mirasyediyiz. bize bırakılını tükettik ve ellerimizle teslim ettik.

    hazmedemiyorum.
    edemeyeceğimde...
    benimde sorunum bu galiba boş veremiyorum.... ülkem için ağlıyorum..
  • öncelikle kendisi değerli yazarlarımızdan biri, emek veren biri ve yazılarını kaçırmıyorum. orta saha ilgili düşüncelerini çok kesin bir şekilde belirtiyor. bazı kavramları karıştırdığını, doğru yorumlayamadığını düşünüyorum. ondan bir alıntı alarak bazı noktalara değinmek istiyorum. not: ne izlediğimden haberim var ya da anti-tez üretmek için yalan söylemiyorum. *

    --- alıntı ---
    fernandinho / ilkay / david silva

    üçlüsünü yazıp "fernandinho'nun defansif özellikleri öne çıkıyor" derseniz kusura bakmayın ama büyük yalan söylüyorsunuz derim... fernandinho özel bir oyuncu ancak tanımı box to box'dır.. asla defansif bir orta saha, süpürücü, kesici olmamıştır. ya izlediğinizden haberiniz yok ya da anti-tez üretmek için yalan söylüyorsunuz.

    --- alıntı ---

    öncelikle fernandinho'yu kendi ağzından dinleyelim.

    --- alıntı ---

    if the opponents break our lines and they are attacking our box something has gone wrong and it is me who has to fix it, i’m the defensive midfielder.

    --- alıntı ---

    http://gss.gs/mHj

    yani diyor ki "eğer rakip takım hatlarımızı geçmişse ve kendi sahamızda hücum ediyorsa bir şeyler yanlış gitmiştir ve bu durumu ben düzeltmeliyim. ben defansif orta sahayım."

    bir de guardiola'nın ağzıdan duyalım. fernandinho'nun yaşının ilerlemesinden dolayı ve ingiltere premier ligi'nde maç sayısının fazla olmasıdan dolayı yerine ikame bir oyuncu arayışında olduklarını belirtiyor.

    --- alıntı ---
    specifically with fernandinho's role, it's so difficult to find. he knows the premier league, after three years together here, he knows everything and that's so important. but, of course, for the next season it's an important target to find. he'll be 34 and he cannot play every few days.

    ruben neves is an excellent player. there are many clubs in the world, many holding midfielders in the world, and most of them can play here. that's not the point. the point is that most of them are under contracts.
    --- alıntı ---

    http://gss.gs/t7l

    " fernandinho'nun rolünde oyuncu bulmak çok zor. kendisi premier ligi biliyor. 3 yıl beraber çalıştıktan sonra her şeyi çok iyi biliyor ve bu çok önemli. ancak; tabii ki, gelecek sezon kendisi 34 yaşında olacacak ve birkaç günde bir maç oynayamaz. yerine oyuncu bulmamız çok önemli.

    ruben neves harika bir oyuncu. dünyada pek çok kulüp var, pek çok holding midfielder bulunuyor ve pek çoğu burada da oynayabilir. sorun burda değil. sorun çoğunun sözleşmesinin olması."

    yani guardiola kendi ağzından defansif orta sahanın bir çeşidi olan holding midfielder aradığını belirtiyor. kaldı ki, bir başka röportajında da fernandinho'nun daha uzun yıllar bu seyide oynayabilmesi için stoper mevkisine geçmesi gerektiği hakkında görüşünü bildiriyor. yani daha da defansifleştirerek koşması gereken alanı minumuma çekerek oyuncunun gerek pas özelliklerinden gerekse tecrübe ve kalitesinden yararlanmak istiyor.

    ilgili röportaj: https://www.youtube.com/watch?v=QYCFvg-rMqc

    keza oyun içerisinde aynı bizde fernando'nun özellike tudor zamamından yaptığı gibi defansı üçlemesi oyun anlayışını manchester city maçlarını izleyen biri pek çok kez bu durumu görmüştür. guardiola'nın bayern ve barca zamanlarında da sıklıkla uyguladığı temel taktiklerden birisidir.

    fernandinho'nun ısı haritası: http://gss.gs/ED2.jpg

    manchester city oyunu direkt rakip alana yıkan ve dolayısıyla savunma çizgisini çok ileriye çıkaran bir takım. ısı haritasında da görüleceği üzere orta saha ve kendi alanlarına daha yakın bölgelerde pozisyon aldığını, box-to-box bir midfielder gibi hücum bölgesinde çok da yer almadığını görüyoruz. özellikle city gibi bir takımdayken bile durum bu şekilde.

    sonuç olarak fernandinho'nun defansif bir orta saha olduğunu düşünüyorum. ofansif özelliklerinin iyi olması bir oyuncuyu box-to-box yapmaz ki fernandinho box-to-box olarak da kullanılabilir, kullanılmıştır da. ancak olağan düzende ilkay box-to-box rolünde oynayan bir merkez orta saha oyuncusudur.
  • nick'i dünden beri sol frame'den düşmeyince bhutan krallığı bal ligi'nde oyuncu scout ederken sıkıntıdan öldü sandığım yazar. meğerse box to box'a box to box dediği için eleştiriliyormuş. *

    halbuki box to box'a kutu kutu pense, deep lying midfielder'a denizin buz gibi derin sularında yatan şahin k, poacher'a sürek avcısı, libero'ya da ahmet altan demeliydi. işte o zaman hayat bayram olurdu. bir de şu "oyuncu rollerine fazla takıyor" muhabbeti var. çok iyi, çok da güzel yapıyor. her oyuncunun nevi şahsına münhasır bir fiziği, zekası, tekniği hatta hırsı var ve -belki bazılarına ilginç gelecek ama- büyük takımlar transfer yaparken bunlara dikkat ediyor. atıyorum guardiola orta saha kurarken çat çat çat tek pas yapabilecek adam ararken allegri, it gibi koşup alan daraltan ciğersizlere bakıyor. ya da olayı daha da somutlaştıralım. icardi denen adam adinin teki ama çok iyi forvet, buna rağmen conte bu adamı neden takımında istemiyor? çünkü conte hücum hattını bir pivot bir de hareketli forvetten kurmak istiyor ve icardi bu rollerden ikisine de uymuyor. sırf bu yüzden inter yönetimi işi gücü bıraktı haftalardır lukaku'yla dzeko'nun peşinde koşuyor. kimse de conte'ye gidip "ya başkan yap bi' güzellik, oynat şu icardi'yi" demiyor. çünkü bunu kendilerinden isteyen conte. üç serie a, bir premier lig şampiyonluğu var herifin.

    yakın tarihten benim en aklımda kalan hikayelerden biri daha... benitez, real'de göreve başladığında daha yeni porto'ya giden casemiro'yu dalga malzemesi olma pahasına geri getirtip orta sahayı casemiro-modriç-kroos üçlüsünden kurmuştu. sonra medya james'i oynatmıyor diye adamı itin tenasül uzvuna öyle bir soktu ki benitez kalktı en olmayacak maçta, el classico'da modriç-kroos-james üçlüsünü sahaya sürdü. o maçta barça'dan 4 tane yediler ve benitez'in kellesi gitti. yerine gelen zidane, adının da ağırlığıyla benitez'in başta kurmak istediği casemiro'lu orta sahayla arka arkaya üç şampiyonlar ligi şampiyonluğu kazanarak tarihe geçti. bu metelleri daha da çoğaltabilirim. pirlo'nun kariyeri ofansif orta sahadan defansif orta sahaya evrilmesiyle kurtulmuştur ya da mourinho'nun sol ayaklı stoper aşkı ve lucio transferi inter'e yarım asır sonra ilk şampiyonlar ligini kazandırmıştır... hatta aha gözlerimizin önünde gerçekleşiyor: 4-4-2 kullanmaya başlayan ancelotti, orta sahanın göbeğini iki 8'den kurmak için diawara gibi bir cevheri gönderip eşek yüküyle paraya elif'i aldırıyor.

    yani ancelotti'sinden pep'ine kadar bunca insan yanılıyor olabilir mi? olabilir tabii. ktei de yanılabilir. benim de katılmadığım görüşleri var. menemen soğanlı olur diyor mesela. ama ben bunu kalkıp da nick altına yazmıyorum. onun yerine asrın icadı olan özel mesaj yoluyla kendisini rahatsız ediyorum. "şu an üzerinde ne var?" diye sorup akabinde meramımı dile getiriyorum. olması gereken de bu "bence". allah sizi inandırsın son derece de kibar bir beyefendi kendisi. attığınız mesaja üstündeki çizgili takım elbisesi ve elindeki kanyağıyla ince bir şekilde cevap vereceğine eminim. ama adamı illaki darlamak isteyen varsa yine kendi bilir.
  • bir arkadaşım beni engelleyip sonrada nick altı girmiş *

    olur öyle deyip günah çıkarayım.
    belhanda üzerinde ısrar, maske ile hava topuna bile çıkamazken ilk 11 başlatmak ... bunun bir adı yok arkadaşlar. cidden yok...

    sen ki koskoca fatih terim, olmuyor deyip savunmanın merkezine semih kaya’yı, 4-4-2’nin sağına emre çolak’ı monte ederek riera’dan sol bek yaratarak ve o takımla ligin en dominant takımlarından birini oluşturarak şampiyon olmuş birisin...

    inatla belhanda?

    bana kızan arkadaşlar elbette olacaktır. tabi ben geçen sezonlarda nasıl kullanılması gerektiğini de yazmıştım aslında. hala öyle kullanmıyoruz ki kullansak ne olacak onu da bilmiyorum. şu an itibariyle kargo parasını bile hak etmeyen bir oyun oynamasına rağmen sahada tutulmaya devam edilen bir belhanda varsa bunun sorumlularından biri isem özür dilerim.
  • öncelikle uzun ve emek veren yazıları ve sözlüğe katkılarından dolayı teşekkür ediyorum.

    ama bu football manager jargonuyla yazılmış sürekli taktiklerin detaylarında gezinen yazılarından artık zevk almıyorum. futbolun 11 adamın sahaya diziliş biçiminden ibaret olduğunu düşünmüyorum. senelerce takım sporlarında mücadele etmiş biri olarak kağıt üzerinde yazılan "bu böyledir" "şu şöyledir" in sahada gerçeğe dönmediğini defaatle tecrübe ettim. sözlükte beğenilmeye başladıktan sonra iyiden iyiye en iyi oyun "x-x-x" tir şu adam trequartista'dır bu adam regista'dır türkiye'de kimse futbolu bilmiyor temalı yazılarından sıkılır oldum eskiden keyifle okuyan biri olarak.

    onun dışındaki bilinmeyen oyuncuları önümüze sunduğu entrlerinden hala keyif alıyorum. kendimce görüşlerimi belirtmek istedim.
  • kendisinden futbolu daha iyi biliyor olabilirsiniz. hatta bence ben, kaide'den daha iyi biliyorum, orası net * ama şöyle bir incelik var olayda;

    şimdi bazen bir argümanla karşılaştığımızda, 100 metreden ne kadar saçma olduğunu anlıyoruz ve genellikle üst perdeden üstelik de pek fazla karşı argüman sunmadan yorumlar yapıyoruz. aslında haklıyız, gördüğümüz şey çok saçma ve oturup paragraflarca karşı argüman yazmaya değer görmüyoruz.

    kaide burda ayrılıyor; bazılarının bahsettiği tepeden bakma olayının içini dolduruyor adam. bu önemli. mesela ben "ya ha siktir, marcao forvet oynar mı amk" yazarken, adam marcao'nun neden forvet oynayamayacağını bilimsel verilerle açıklıyor. bu neden önemli; çünkü içi boş bilmişlik evet can sıkıcıdır ama bunu sağlam temellere oturtursanız, bu sefer can sıkıcılık karşı tarafın bilgisizliği üzerinden başlıyor.

    yani kaide'yi okuyor ve adamın uslübundan canınız sıkılıyorsa muhtemelen bu onun kadar bilgili olmamanızdan kaynaklanıyordur. çünkü adam yazdıklarını havada bırakmıyor, boş ukalalık yapmıyor.

    ben kaide'nin her yazısına katılıyor muyum? belki çok azına. hatta şimdi buraya gelince depolanmış bir yazımı gördüm. yazdığı bir entry bayağı bir övgü almıştı nick altında ama hiç katılmıyordum ve onu açıklayan da uzun bir yazı yazmışım ama eksik kalmış. daha sonra kendisiyle tartışacağım bu konuyu.

    tekrar söylüyorum kaide ile aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz, sizin düşündüğünüz de doğru olabilir, bunu da dile getirmek de herkes özgürdür ama gerçekten emek vererek, kafa yorarak, futbolun detaylarına inerek yorumlar yapan bu arkadaşı çok bilmişlikle ya da tepeden bakmayla suçlamayın. ne zaman ki 4-4-2 başlığına gelir ve "4-4-2 en iyi sistemdir, siz ne bok biliyorsunuz ki" yazar, o zaman linç ederiz; ama " 4-4-2 en iyi sistemdir çünkü;...." yazdığı sürece bu sözlüğün en okunası yazarlardan biri olmaya devam edecektir.

    bu arada evet, 4-4-2 en iyi sistemdir. aksini iddaa eden, ergendir.
  • kendisine gelen eleştirileri farklı yöne çekmeye çalısan yazar. kimse bahsettiği terimlerin var olmadığını söylemiyor. savunduğu adamın bu terimlerden haberi olmadığı söylüyor. çünkü savunduğu adam beyinsiz. tabi burada türk tipi mizah devreye girip, daha önce kullandığı modern futbol terimleri üzerinden espri kasıldı ve sanırım buna biraz alınmış. alınmasına gerek yok bence çünkü kelimedeki tüm sessiz harfleri i olarak yazarak mizah yapılan bir ülkedeyiz.

    edit: kendisiyle mesajlamamın ardından kızdığı noktanın bahsettiği kavramların var olmadığının iddia edilmesi olduğunu öğrendim. bu konuda ise ben de kendisi gibi düşünüyorum çünkü doğrusu bu. bu kavramlar modern futbolda gayet de var.
  • adam sözlüğe geldiğinden beri belhanda konusunu yazıyor.

    dediği de çok açıktı, bu adamla oynayacaksak yanına çok iyi bir sekiz numara alın, yok gidecekse iki tane çok iyi 8 numara alın diye.

    stoperlerin ayağı iyi olmalı, oyun kurabilmeliler diyordu. belhanda kendi ceza sahamızın önünden top alıp rakip kaleye gidemiyor diyordu. haklıydı da, ndiaye ve belhanda sürekli topu kendi yarı sahamızda alıp 60 metre sürmek sorunda kalınca da şut da çekemiyordu, kaldı ki forvetimiz de yoktu rakip stoperleri tedirgin edecek, alan açacak.

    yazdığı her şey 2018-2019 devre arasından sonra iyileşir gibi oldu ve hepimiz de bunu olduktan sonra görüp yazmaya başladık.

    bu adam ise direkt teşhis koymuştu.

    bence burada harcanıyor, fatih terim'in ekibine dahil olmalı.

    scout olur, rakip analizi olur, gerekirse sözlüğün florya temsilcisi olur ama florya'da olmalı.
  • maalesef belhanda konusunda objektif yazmayan/yazamayan yazar.

    belhanda başlığı dışında severek takip ediyorum ama tekrar belhanda başlığına yazdığı entrylere göz attım bir hızlıca. 38 entryden 1 tane bugün kötü oynadı yazdığını gördüm. evet 1 tane ve "bugün çok kötü oynadı". sadece bu. belki gözümden 1-2 tane de kaçmıştır bilmiyorum. geri kalan entrylerin tamamı belhanda'yı şöyle kullanmalıyız böyle kullanmalıyız. halbuki 3 sezondur aynı kullanıyoruz adamı :( kullandığımız yerde de rezil ötesi oynuyor ama bunu kabul etmek varken belhanda dışındaki herkesi bundan sorumlu tutuyor. son psg maçı akşamı bile fatih hoca suçluydu belhanda'yı maskeli oynattığı için. belhanda'nın kötü oynaması problem değil. üstelik onu eleştirenlere de tahammül edemiyor. garip.
  • (bkz: #2930732)

    girdisine kısmen katılmakla birlikte yönetimin yanlışlarını sıralarken yaptığı doğru işleri de yazsaydı keşke. ffp konusunda avrupa kupalarından men almamak, cavanda transferi, nagatomo transferi, emre akbaba transferinde fiyat yükseltmeyi reddetmeleri, ozan kabak transferi (terim'e haber vermemeleri yanlış olsa da o an için doğru buluyorum), diğer şubeleri olabildiğince kendine yetecek hale getirmeye çalışmaları bunların içinde yer alabilir.

    yönetimin başarısızlıkları olduğu kadar başarıları da var. keşke kestirip atmasaydı kısaca.
  • (bkz: fenerbahçe futbol takımı/#2467230)

    ilgili entry'e dair açıklama yapmam gerektiğini bana hissettiren sevgili harvey dent'e çok teşekkür ederim.

    bu maçı izlerken özellikle ilk yarıda fenerbahçe çok akıcı bir oyun oynuyordu.
    18 dakikada 3 gol atmışlardı ve topa sahiptiler, deli gibi bastırıyorlardı ama her şeyden önemlisi pas hızları müthişti. ve bizde o günlerde yönetimin acemilikleri ile uğraşıyorduk.

    etkilendim.
    ne yalan söyleyeyim. özellikle ilk 45 dakikada 5-6 olmadıysa feyenoord'un şansıydı bu.
    maç 3-3 bitti. benim aklım ilk yarıda kaldı. dediğim gibi pas hızı, oyun dengesi, savunmadan hücuma geçiş her şeyi çok iyiydi. cocu'nun psv'sini de bildiğim için azıcık tırstım ve erken bir yorumda bulundum.

    hatalıyım, kabul ediyorum.
  • (bkz: #2715774) doğru bilgiler verip yanlış yorumlar yapan yazar. defansif bir oyuncunun illa deli gibi top kapması gerekmez. örneğin jorginho top kapmaz evet ama top rakipteyken pozisyon bilgisiyle doğru alanları kapatıp rakibin pas kanallarını tıkar yani defans yapar. ayrıca yazısında en büyük yanlış box to box oyuncu yorumunda. bu oyuncuların en büyük olayı orta sahada rakibe ilk baskıyı yapan, temposuyla boş alanları kapatan adam olmasıdır. örneğin vidal'in defansif katkısı ofansif katkısından çok daha fazladır.
  • birçok kişi gibi yazılarını beğenerek feyz alarak okuyorum. her şeyden önce bir bireyin ilgi duyduğu alana bu kadar titizlikle yaklaşması, önemsemesi, zaman harcaması ve hakkını vermeye çalışması takdire şayan. günümüzdeki en büyük problemlerden biri yarım yamalak bilgi sahibi olup ahkam kesmek.

    yalnız bir problem olduğunu düşünüyorum: (bkz: #2715774) ilgili yazıda iyice ayyuka çıkan bu kadar keskin hatlarla futbolcuları kategorize etmek. bu yaz transfer döneminde adımızın anıldığı her futbolcuyu hem de orta saha gibi belli bir bölgede olmasına rağmen direkman bir don biçildi. bir futbolcu birkaç şeyi çok iyi yapıyor birkaç özelliği ise hiç yok ön-kabulü ile yaklaşmak bana oyuncular pokemon kendisi de usta pokemon eğitmeni imiş hissi veriyor:)

    yani fm referanslı kavramlaşlatırmaları ve örnekleri üzerinden gideyim: ball-winning dediği felipe melo, anchor dediği fernando’dan fejsa’dan daha iyi savunmayı üçlüyor. veya deep-lying playmaker savunma önü oyun kuran dediği pirlo ve rakitic belli düzey savunma becerisi olmasa zaten orda oynayamaz. sonuç olarak eski tip forvet arkası on numara değilse bir orta saha oyuncusu ya daha defansif top kapma özellikleri ön plandadır ya da öne doğru oynama özelliği ön plandadır. bu kadar ayrıntılarda boğulmaya gerek yok gibi sanki. alt yapıda sağ bek oynayıp profesyonel hayatında forvet olan bir sürü futbolcu var, dar bir alanda 10-15 metre yeri kaydı diye o orta saha oyuncusu ‘aaa ne alaka ya?’ olmaz yani.