• saha içindeki performansı, taraftar beklentisinin altındadır.
    saha dışı, yaşantısı da beklentilerin tam tersi çıktı.
    galatasaray forması giymeyi belki haketmiyor, doğrudur. yetenekli oyuncu ama olmadı, oturamadı takıma. ama ayağına her top geldiğinde ıslıklandığında, en büyük dram filmini izliyormuş gibi oldum.

    bir pozisyon vardı. jo'ya top geliyor, taraftar ıslıklıyor, jo topu sürüyor, taraftar ıslıklıyor, hakem ofsayt bayrağını kaldırıyor, jo hala ıslıklanıyor, jo kaleciyle karşı karşıya, ıslıklanmaya devam, büyük ihtimalle ofsayt bayrağını ilk kalktığı anda görmesine rağmen, hangi ruh halindeyse o topu ağlarla buluşturmak istiyor. geçerli olmayacağını bile bile o taraftarları susturmak istiyor.

    üzülüyorum arkadaş, insanlıktan önemli değil hiçbirşey. bunu bilir bunu söylerim. binlerce kişinin kendisini ıslıkladığı, seni sevmediğini belli ettiği, 4 tarafı kapalı bir yerde olmak nasıl bir ruh halidir asla öğrenmek istemem.
  • türk değildir.

    şimdi böyle bir ayrıma gitmemin sebebi şudur, ben 22 yaşındayım, ve gerek ekonomik şartlarımın kötü olmaması, gerek de ailemin benim için fedakarlıkları sağolsun, yurtdışında envahi çeşit ülkeye gittim, oranın insanını gördüm. en basitinden avrupa da görmediğim ülke sayısı gördüğümden çok daha azdır. ve bu avrupalı insanlarda bir şey farkettim. bu insanlar insan gibi eğlenmiyorlar, öyle bir eğlence anlayışı var ki, film yapsan ufacık, rtük filmin casting kısmını bile sansürler, o derece alemcidir bu avrupa insanı. fakat işi geldiğinde, sevmese de, nefret de etse, en profesyonelce yapar, olabildiğince kaytarmamaya çalışır.

    benimle yaşıt bu arkadaş ise, yaşı gereği eğlenceye düşkün olduğu için partisini vermekte. avrupalı değil, brezilyalı yani benim soktuğum klasmana aslında uymuyor denilebilir. fakat bu adam brezilyalı olduğu için batıyor yaptıkları. brezilyalı değil mi alayı çapul, disiplinsiz bunların diye bir anlayş var, yahu sorarım size, türk futbolcusundan disiplinsizi var mıdır acaba.

    jo kalkıp maçta elinden geleni yapıyor, her topa koşuyor, ayağına oturanı da sokuyor, sonra malum maçtan sonra parti yaptı, eğlendi diye hemen asılıyor. şurada kim bu adamın saha içinde oynamadığından bahsedebilir? kimse. bana şu an en çok koşan basan adamı say deseler bu adam kafadan giricek listeye. çoğu kişi de benimle katılır eminim.

    sen türk olabilirsin, ama bu adam türk değil arkadaşım, senin gibi bir eğlence anlayışına, mantaliteye sahip olmak zorunda hiç değil, iyi ki değil o ayrı, o zaman sen adamı bunun için yadırgayamazsın.
  • nasıl baslasam bilemedim; ama deginmek istedigim konu, devre arasında robinho'yu takımda gormeyi isteyip de ardından jo alves'in partisine kişiliğine tepki gosterilmesine.
    gercekten cok garibiz yahu, ne umdugumuzu, ne istedigimizi bilmiyoruz. daha dogrusu ne yaptıgımızı bilmiyoruz. celiskiler icinde yasayıp gidiyoruz. mesele sadece futbol da degil, her bir konuda.. belki de bu cografya yapısı geregidir kimbilir, kimse kendi soyutlamasın, hepimiz aynıyız; 3 asagı 5 yukarı biliriz birbirimizi.

    konuyu en baştan irderlersek yaz donemi transferleri bitmis, galatasaray taraftarının gotu tavana vurmustu o sıralar. geldi cattı turkcell super lig, 17 hafta oynandı puanımız 36 idi. eksilen milan baros ve harry kewell, fenerbahcenin ardından 2. sıra. iyi dedik, zaten biz sabır yemini etmistik!! degil 2. sıra 12. sıra olsa ne olurdu ki.. hem devre arasında daha eksik olan stoper gelecek, gokhan zan yedege cekilecekti. nonda'yı da gonderip bi'tane ecnebi oyuncu alırsak tamam dedik. zenci olsun zenci, ne de olsa fener zenci sever degil mi ?

    yonetim, teknik ekip olctu tarttı. sonunda karar verildi ve bir turlu verim alınamayan tobi gitti. ten rengi koyu, brezilyalı bir oyuncu geldi haah dedik. bu adamın gelmesiyle ilerki zamanda baros ve kewell'ın da donecek olması, nonda'nın gidebilme ihtimalini guclendirdi. keza oldu, anlasılıp gonderildi.
    21 ocakta resmi site acıkladı, 22 ocakta turkiyeye ayak bastı jo. havaalanında binlerce kisi vardı onun icin. avrupada oynayamacak diye burun kıvıranlar oldu, keske bonservisi ile alınsaydı diyenler oldu, geldiginde de hemen hedefi gosterildi jo'ya: 27. hafta ali sami yendeki fener macında bizim icin fener'e de jo!
    cıktıgı 6 mac sonunda 3 gol 3 asistle oynadı, tamam dedik bu adamın her turlu gideri var; ama.... aması vardı, hele bir fenerbahce macına cıksın, bakalım ne yapacak, kalıp gidecegini orası belirleyecek. yani öyleymiş, biz de bunu yeni öğrendik.
    27. hafta geldi, hepimizin yuksek beklentileriyle, sonuc: 0-1 takım maglup. bircogumuz icin lig bitti, "allah belasını versin hepsinin" denildi. uzuntuyle koyduk yastıga basımızı. ertesi gun, haber sitelerini bir haber susluyordu: " jo alves'den sex partisi.''
    vaay arkadas yaaa, nasıl olur bu. hemde fener macı sonrası, inanılır gibi degil. sanki adam hic sex yapamazmıscasına, ya da daha onceden adamın boyle huyları oldugunu bilmiyormuscasına.. -- jo'nun bize gelmeden sex partileriyle adının anılmasını bilen galatasaray taraftarı yuzbinlerlecedir.-- neyse..
    film sardı geriye, hakan unsal gibi baslandı cumleye; "zaten bakınca nondanın gonderilmesi hataydı. takımın en cok gol atan oyuncusunun gonderilmesi,ıhhh.., nasıl olur sasılacak bir durum." allah belanı versin denilip, taraftarın cogunlugu s.ktr cekti sonra. sonuc? tassaklı bir prostesto en iyisi hacu denildi, yapıldı.

    gelelim puzzle'ın diger yarısı robinho'ya; devre arasında hem bu ortamda hem de tum internet ortamında gelmesi istenilen adam sex partileriyle nam salmıs robinho değil miydi? ne tepki verirdiniz? ne tepki verecektik gelseydi?
    dur ben söylüyorum; en az 5000 kisi karsılardı havaalanında. "sex partisi" olayı "yaaee olm adamın parası var, iyi topcu da zaten" sozleriyle kulak ardı edilecekti. gelecek, oynayacaktı 3 maç, 2 topuk pası, 1 bacak arası, ardından kanka jo ile birlikte keita'yı yanlarına alıp ver elini geceler. sonra yine baslardık; ''canımızı acıtan sahadaki ruhsuzlar'' diye.
    hadi ordan be. senden ala ruhsuz mu olur? butun odak noktan fenerbahce macı olmus, yenersek dunya guzel, yenilirsen "ruhsuzlar". yok ya? adama sorarlar, senin ruhun sen var ya sen'den baska almıyor mu diye..
    hic dusundun mu jo'ya sallarken sarıldıgın shabani nonda'yı niye bu kadar sevdin? cevap veriyorum; (bkz: 27 nisan 2008 galatasaray fenerbahce maci ).
    diyelim ki fener macını kazandık, jo'nun partisi fener macı degil de, diyarbakır macından sonra cıktı basında. aynı tepkiyi gosterme cesaretinde bulunabilecek miydin? yarın ankarada jo atıp, sampiyonlugu getirirse nasıl bir ruh halinde olacaksın?
    sonuc olarak sevgili renktasım, taraftar olarak once kendini olcup tartacaksın ne yaptım ben, eksigim ya da yanlısım ne veya nerde diye. sonrasında karsı taraftan bir beklentin olacaksa, once ne istedigini bileceksin!

    " robinho'yu istiyorum; ama jo'nun sex partisine karsıyım." kusura bakma da oyle bi dunya yok!!
  • kendisi bize transfer olduğunda; 2009-2010 sezonunda bize gelmeden önce everton formasıyla uefa avrupa ligi'nde maça çıkmış olduğu için uefa avrupa ligin'de başka takımda oynayamayacak durumdaydı.
    galatasaray formasını uefa avrupa ligi'nde giyemeyeceğini bile bile kendisini transfer etmenin tek bir savunulacak yanı yoktu o dönemde.
    üstelik o dönemde milan baros'un ayak tarak kemiği kırılmıştı ve uzun süreli sakatlığı devam etmekteydi.
    kendisi takımımıza katıldıktan 6 gün sonra da giovani dos santos transfer edildi ve yabancı kontenjanı nedeniyle bir tercih yapmak zorunda kaldık.
    harry kewell'i çok sevmeme rağmen kendisinin yerine nonda'nın listeye yazılmamasını son derece yanlış bir karar olarak değerlendirmiştim o zaman.
    bu karar sonucunda, 2009-2010 uefa avrupa ligi son 32 turundaki atletico madrid maçlarında keita'yı santrfor mevkisinde kullanmak zorunda kaldık.
    (bkz: 18 şubat 2010 atletico madrid galatasaray maçı)
    (bkz: 25 şubat 2010 galatasaray atletico madrid maçı)
    halbuki o transfer döneminde güçlendirmemiz gereken bölgeler defans ve orta saha idi bence.
    lucas neill'i aldıktan sonra joao ve dos santos'tan en az birini almayıp; galatasaray'a güç katacak ve mümkünse uefa avrupa ligi'nde de formamızı giyebilecek iyi bir orta saha oyuncusu almalıydık.
    bunlar yapılmadı ve sonra da maalesef nonda liste dışında bırakıldı avrupa'da.
    doğrudur, keita atletico madrid eşleşmesinde her 2 maçta da 1'er gol attı. ama santrfor mevkisi salt gol atmakla değerlendirilecek bir mevki değildir.
    kuşkusuz, santrfordan ilk etapta beklenen iş gol atmaktır. fakat; santrforların yardımcı görevleri de vardır.
    sadece santrfor mevkisi için değil tüm mevkiler için geçerli olan bir durum vardır ki; bir mevkide nasıl oynanacağını, nelerin yapılacağını en iyi o mevkinin oyuncuları bilir.
    şüphesiz ki futbolda mevki kaydırmaları, mevki değişiklikleri yapılabilir maçın seyrine göre veya uzun vadeli olarak.
    oyuncuları kısa veya uzun vadeli olarak farklı mevkilerde kullanma yoluna gidebilir teknik direktörler.
    veya ihtiyaç hasıl olduğunda bir futbolcu farklı mevkide de oynayabilir.
    keita zaten 2009-2010 sezonu yaz transfer döneminde takımımıza transfer olduktan sonra, florya'da taraftara açık olarak düzenlenen imza töreninde kendisinin gereksinim duyulduğu zaman santrfor da oynayabildiğini belirtmiştir.
    ama istisnai bir durumdan medet umarak, ağrısız dişe kerpeten vururcasına uefa avrupa ligi'nde keita'yı forvette tek alternatif haline getirmek çok büyük bir hataydı.
    kanımca bu hata, atletico madrid'e elenmemizin hakem hatasıyla birlikte en önemli nedenlerinden biri olmuştur.
    (bkz: 25 şubat 2010 galatasaray atletico madrid maçı)
    2009-2010 sezonu kış transfer döneminde hata üstüne hata yapılmıştır ne yazık ki.
  • kendisini surekli besleyen, makina gibi isleyen takimda, tek goze batan futbolcuymus gibi gene konusmaya baslamis sozlugun futbol alimleri. belki sen yuhalamasaydin ali sami yen'de golunu aticakti jo, belki o attigi golle morallenecek sonra da ve performansini devam ettirecekti..

    sevgilisinin oynadigi filme salon kapattirdi diye takiminin kaptanina yuklenen, onu yuhalayan taraftar olarak, tabii ki kiralik olarak gelen 21 yasinda ki jo'yu gece hayati var diye sevmedin. alemci dedin. daha dogrusu alemci diyen basinin gazina geldin. elin ingilizi futbol tarihinin en buyuk skandallarindan birine imza atan takim kaptanina bile sahip cikarken, (chelsea, john terry) sen hem takim kaptanini hem de cok iyi bir forvet adayini harcadin. 2009-2010 yilinda kaybedelenlerin yaninda inanin sampiyonluk, en onemsizi.

    gelen isimlere buyuk beklentiler yukleyip sonra da bu devesa beklentilerimiz karsilanmayinca da siktiri cekmeyi cok seven millet olduk. ne zaman boyle olduk bilmiyorum ama bu iyi degil.
  • 20 mart 1987'de brezilya'nın sao paolo kentinde dünyaya gelen joão alves de assis silva, bilinen adıyla "" 2000 yılında 13 yaşındayken corinthians'ın altyapısında futbola başladı. 2000-2003 yılları arasında burada top koşturan jô, gösterdiği performans sayesinde henüz 16 yaşındayken a takım kadrosuna dahil edildi. 16 yaşında a takımda ilk maçına çıkarak campeonato brasileirao série a'da forma giyen en genç oyuncu ünvanına sahip oldu.

    a takıma dahil olduğu 2003 sezonu boyunca birçoğu oyuna sonradan dahil olmak üzere toplamda 14 maça çıkan , 1 kez gol atma başarısı gösterdi. o sezon corinthians takımı 4-5-1 varyasyonları ile oynamaktaydı. takımın banko forveti portekizli liédson idi. dışındaki yedek kulübesindeki diğer isimler hepimizin yakından tanıdığı bobô, ve son olarak da leandro amaral'dı. o sezon takımı ile sao paolo eyalet şampiyonası'nı kazandı.

    2004 sezonunda liédson'un ayrılması ile takımın birinci forveti durumuna geldi. 4-5-1 taktiği ile mücadele eden takımınında oynarken arkasında ofansif orta saha olarak gilberto ribeiro gonçalves "gil", onların gerisinde ise defansif orta saha pozisyonlarında rogério ve emektar kolombiyalı freddy rincòn vardı. bunun dışında kanat organizasyonları dönüşümlü olarak yapılmaktaydı. o sezon 17 yaşındayken tam 42 maça çıkan , 8 kez ağları havalandırdı.

    2005 sezonunda takıma katılanlar taktiğin değişmesine sebep oldu. o sezon birçok maça 4-4-2 ile başlayan corinthians'ın banko forveti sezonu 29 maç ve 21 gol gibi bir istatistikle bitirecek olan carlos tévez'di. partnerleri ise dönüşümlü olarak başta , sonrasında nilmar* ve bobô* idi. ikili forvetin arkasında ofansif orta saha olarak carlos alberto, onun gerisinde ise defansif orta saha olarak roger vardı. takımda göze çarpan bir diğer isim fazla forma şansı bulamayan genç javier mascherano'ydu. 25 maçta forma giyme fırsatı bulurken 4 kez golle buluşuyordu. corinthians o sezonu şampiyon olarak tamamladı.

    2006 sezonu başında , cska moskova'ya transfer oldu. 4-4-2 ile oynayan cska moskova'da o sezon ileri ikili vàgner love ve 'dan oluşmaktaydı. orta sahanın ortasında yuri zhirkov ve elvir rahimic vardı. yedekler ise dudu cearense, evgeni aldonin ve rolan gusev'di. kanatlarda ise ara sıra forvette de oynayan ivica olic sağda, milos krasic solda oynarken daniel carvalho bu isimlerin arkasında beklemekteydi. cska moskova sezona rusya süper kupası'nı alarak başladı. sonrasında ileride uyumlu bir tablo oluşturan vàgner love - ikilisinden vàgner love sezonu ligde 23 maç ve 9 golle kapatırken kupada 7 maç 4 gol ve avrupa'da 7 maç 2 gol ile tamamlıyordu. partneri ise 18 lig maçında 14 gol atıyordu. bunun dışında 7 rusya kupası maçında 7 gol bulan , 5 avrupa kupası maçında da 1 kez golle buluştu. o sezon cska moskova ligi şampiyon olarak tamamladı.

    2007 sezonunda ivica olic takımdan ayrılırken sol kanada caner erkin ve forvete dawid jancyzk takviyeleri dışında 4-4-2 olan takım sistemi, orta saha ve hücum hattı aynı kalıyordu. jô alves sezon başında takımıyla ikinci kez rusya süper kupası şampiyonluğu sevinci yaşadı. o sezon daha iyi bir performans gösteren ikiliden vàgner love 23 lig maçında 13 ve 3 avrupa maçında 3 gol bulurken partneri 27 lig maçında 13, 4 kupa maçında 1 ve 7 avrupa maçında 4 gol ile sezonu tamamlıyordu. bu ikili geride bıraktıkları 2 sezon itibarıyla avrupa'nın dikkatini çekmeyi başarmıştı.

    2008 sezonunda orta sahaya sadece alan dzagoev alınırken orta saha ve hücum hattı aynı kalıyordu. sezona yine beraber başlayan ikiliden 8 lig maçında 3 ve 2 kupa maçında 1 gol bulmuşken 15 milyon sterline manchester city'e transfer oluyor, sezona 4-5-1 taktiği ile devam eden takımın tek banko forveti olarak kalan vàgner love 26 maçta 20 gol atarak sezonu gol kralı olarak tamamlıyordu.

    2008-2009 sezonunun ilk devresinde, manchester city'deki forvet sayısının çok olmasından dolayı fazla forma şansı bulamıyordu . takım 4-5-1 sistemiyle oynuyor fakat kadroda 7 tane forvet adayı bulunuyordu. bu isimlerin içinde en çok öne çıkan isim robinho idi. bunun dışında takımdaki diğer isimler takımın orta sahadaki banko ismi elano blumer ve yine fazla forma şansı bulamayan kanat/forvet oyuncusu darius vassel idi. yarım sezonda 9 lig maçına çıkan 1 kez ağları sarsıyordu. kupada 2 maçta forma şansı bulup gol atamayan , 6 avrupa maçında 2 gol atıyor ve devre arasında everton'a kiralanıyordu.

    2008-2009 sezonunun geri kalan kısmını everton'da geçiren , 4-4-2 sistemi ile oynayan takımında yakubu aiyegbeni ile dönüşümlü olarak louis saha'nın partneri oluyordu. , yarım sezonda yeni takımında 12 maça çıkıp 5 gol attı. bunun dışında takımın en golcü isimleri olan fellaini ve cahill bir sezonda 8'er gol atarken saha 6 golde kalıyordu.

    2009-2010 sezonuna yine everton'da kiralık olarak başladı , 15 lig maçında gol atamadı. 1 kupa ve 3 avrupa maçında 1'er gol attı. performansı ile beklentileri karşılayamayan , 2009-2010 sezonu ortasında bonservisini elinde bulunduran manchester city tarafından galatasaray'a kiralandı.

    kulüp kariyerinin dışında brezilya milli futbol takımı ile 3 maça çıkıp gol atamazken, brezilya olimpik milli futbol takımı ile 7 maçta 3 gol atmıştır, attığı goller şuradan görülebilir;

    (bkz: #313025)

    tüm bunlardan şu çıkarımlara ulaşabiliriz ki jô alves tek forvet olarak oynayabilen fakat dirençli bir merkeze ek olarak defansif yönü de iyi olan kanatlara sahip bir orta saha hattının önünde çift forvet olarak görev aldığında hem kendisine nazaran daha kısa ve çevik olan partnerinin attığı ara pasları değerlendirebilmekte, hem de 1.89 m olan boyunu kullanıp yüksek hava toplarını indirerek partnerinin kale önünde pozisyona girmesini sağlamaktadır. bu bağlamda vàgner love - ikilisinin 2 sezondan biraz fazla süre zarfında gösterdikleri uyum ve istatistiksel performans çek cumhuriyeti milli futbol takımının uzunca bir dönem gol yükünü çekmiş milan baros - jan koller ikilisinin arasındaki uyuma benzetilebilir. buna ek olarak kimi maçlara ileri uçta wayne rooney ve peter crouch ile başlayan ingiltere milli futbol takımı da örnek gösterilebilir.

    sonuca gelirsek jô alves kariyeri boyunca çift forvet olarak oynadığı dönemlerde daha fazla gol atıp asist yapmıştır. bunun ortaya çıkmasında sert şutlar çekebilmesine ek olarak bileklerine hakim bir oyuncu olması ve boy avantajını hem gol atmakta, hem de asist yapmakta kullanması büyük rol oynamıştır. lakin uzun ve kafa toplarında etkili bir forvet oyuncusu olmasına rağmen kendisi bir "target man" değildir. çalım atabilmesi, pas yapabilmesi ve çevik bir oyuncu olması onu farklı bir pozisyona koymaktadır. yani 4-5-1 veya 4-3-3 oynayan bir takımda ileri uçta oynayacak isim olursa ona şişirilecek toplar karşısında çaresiz kalacak ve rakip defansın arasında kaybolacaktır. fakat orta sahadan ve kanatlardan beslendiği, yani takımın pas trafiğine aktif olarak katıldığı zaman 4-3-3'ün ilerisinde oynasa bile daha önce 4-4-2'de elde ettiği topla oynama yüzdesine sahip olacaktır. bu şekilde kanat oyuncularını veya ofansif orta saha oyuncularını pozisyona sokabileceği gibi pozisyona göre ceza sahası civarında insiyatif kullanıp hünerlerini gösterecek ve kendi de skora etki edecektir. aynen barcelona'da ibrahimovic'in veya liverpool'da fernando torres'in yaptığı gibi.

    özetle; dan dun oynayıp, frank rijkaard'ın arzuladığı pas yüzdesi sık ve pas frekansı yüksek sistem tam oturmadan 'nun yetenekleri hakkında atıp tutmak çok yanlış olur. istatistikleri iyi yorumlamak gerekir. kaldı ki buna rağmen galatasaray'a geldiğinden beri oynadığı 10 maçta 3 gol atmış ve 2 de asist yapmıştır. bir de uyum süreci var tabii. bu oyuncuyu verimli kullanırsak bizde çok başarılı olacağına inanıyorum.

    *
  • herşeyi geçiyorum bu adamın saha içi performansının kötü olduğunu kim götünden uydurdu ve niye inanılmaya çalışılıyor anlamış değilim. biri bana nasıl kötü ve ruhsuz top oynadığını açıklasın. bütün oynadığı maçlarda elinden gelenin fazlasını yapmıştır benim gördüğüm. hatta yokluktan dolayı tek forvet oynamak zorunda kalmıştır ki hiç alışık olmamasına rağmen. hala neyin peşindeyiz anlamadım gitti. bu cumartesi akşamı bizim evin terasında parti vermek istiyorum ki hayatında hiç parti görmeyip bunu eziliği ile mi artık nedir bilemem kelle almaya çalışanlar belki biraz daha ılıman yaklaşırlar. *

    (bkz: 3 kişinin yaptığı parti değildir)
  • transferi milletçek içimizde ne kadar art niyetli*, cahil ve gerizekalı* insanların olduğunu göstermiştir. yarın bir gün bu adam orada burada gol kralı olduğu zaman ağlarız artık zamanında bizde oynamıştı, 32 numaraydı diye...

    alemciymiş, karı kıza düşkünmüş de bilmem ne... sanki futbol takımı değil ruhban okuluyuz anasını satayım...

    çok büyük topçu olacak bu adam. bizde kalsaydı olabileceğinden daha büyük bir topçu olacak hem de. o zaman değil 9 milyon euro, 49 milyon euroya bile alamayacağız kendisini... bu entry de burada dursun işte, tarihe not olarak düşülsün...

    benim gözümde 10 numara adamdır kendisi, sahada elinden geldiğince mücadelesini veren yetenekli bir brezilyalıdır. gençtir, neşelidir, hayat doludur. takımımda görmek istediğim tipte bir yaş/karakter dengesi vardır. açıkçası 22'sinde prematüre ve yapmacık bir "adam" olmuş suratsızlar, delikanlı geçinen ağır abiler yerine böyle kanlı canlı deli dolu gençleri tercih ederim. bu adamların kafası rahat olur çünkü, bu sayede mesleklerini özgürce icra eder, maharetlerini sonuna kadar gösterirler. sanatçı adam kısıtlamaya gelmez. dinci yatılı okulu değil burası.

    futbolu dışında bir karakter olarak messi sevgim de buradan gelir. genç adam içkisini de içer mala da vurur sporunu da yapar. sahada yaptığı sahada kalır, özel hayatında ise ister dinci olur ister eşcinsel... maçında terinin son damlasına kadar mücadele eder, şovunu yapar, sonra ister evinde tuvalete kapanıp kendi kendini tatmin eder, isterse insan içinde bayan arkadaşları ile gezer tozar eğlenir isterse de cumaya gider**.

    30'unda ise tecrübeli olsun, yaşının gereği efendi olsun kafi. ne kendisini diskodan sonra yerlerden topladık, ne de maçlarda saç baş yoldurdu bize... gayet istekli, güleryüzlü ve çabalayan bir oyuncuydu. kötü falan değildi, biz öyle görmek istedik, medya da bokunu çıkardı, tüy dikti... adama kendi hayat tarzından dolayı özür bile dilettik ya, neymiş efendim hoşgörü toplumuymuşuz, misafirpervermişiz*.

    biraz daha uyum sağlayıp sistemin bir parçası olsa idi çok iş yapardı. milan baros da başka bir şanssızlığı oldu kendisinin...

    kendisine dair yaptığım ciddi analiz buradadır; (bkz: #353301) yukarıdakiler de olaylardan sonraki güncel yorumumdur...
  • baros'la hangi akla hizmet ile karşılaştırıldığını anlayamadığım futbolcu. ikisi de galatasaray'ın futbolcusu, ikisi de galatasaray için oynuyor. nedir bu çaba biri anlatsın yahu? ayrıca kimse "baros'u satalım abi jo daha iyi" falan da dememektedir. kendisi zaten sene sonu galatasaray'dan %99 ihtimalle ayrılacaktır. adamın ne futbolculuğu kaldı, ne karakteri, ne adamlığı, ne kansızlığı... desturing abiler. bu bizim taraftar olamaz.
  • nonda'nın gönderilmesinin sonunu kadar arkasındayım, jo nonda'dan daha ağır değil, saha içerisindeki ruhu yeterli seviyede ve elinde geleni yapıyor, nonda ile 2 yıllık bir geçmişimiz olduğu için onu daha çok kabullenmiştik ama bu demek değil ki jo nonda'dan daha kansız, cinsel organ boyu da alem yapa yapa büyümüyor efendiler kendinizinkiyle kıyaslamayın, aşağılık falan da olmayan profesyönel çok da kaliteli bir forvet. kaderimde onu izlemek olduğu için şanslı sayıyorum kendimi. jo alves seni getiren, sana para veren herkese hakkım helaldir, anasının ak sütü kadar hemde. teşekkürler haldun üstünel, teşekkürler galatasaray.