• 754
    türkiye sınırlarında -kaldır sınırları: almanya, rusya, moldovya ve nice yerlerde her şekilde takımına bağlı kalan ve nasıl olursa olsun insanlarla bilgi alışverişine girip "duyarlı taraftar" profilini ortaya koymak ister galatasaray taraftarı.

    bu yüzdendir ki; blog, forum, sözlük veya buna benzer sanal hedelerde hep galatasaraylılar arasında bir çekişme vardır. doyuma ulaşmak bilmeyiz, hepsinden olsun isteriz sınırımızı çizemeyiz. biraz biraz asilik vardır herkeste. bilemiyorum ama bence iyi bir şey bu. ben fenerbahçe taraftarına bakıyorum tekdüzelik hakim, beşiktaş'a bakıyorum hergün yeni bir kargaşa. galatasaray'da ise güllük gülistanlık olmasa bile bir "umut" var, umudu koruyup aydınlık uzak bile kalsa, işte diyoruz ki '2000 ruhu. oysa o ruh kim bilir hangi torunlarımıza kalacak? bilemeyiz. ancak bildiğim tek şey galatasaray adının etrafında bir grup güzel insanın bulunduğu ve bu insanların takımını iyi veya kötü yazıp çizmesidir. sanırım doğru yoldayız.
  • 765
    bir zamanlar "ne transfere ne de bilete bizim aşkımız bu renklere " diye haykıran taraftardır. ama şimdilerde geçen sezon iç saha maçları haricinde hiçbir varlık göstermeyen , gereksiz gördüğü kırmızı kartlarla bizi zor durumda bırakan bir adamı 8 milyon euro'ya satmamıza rağmen yönetime sallamaktadırlar.

    bu sözlerim tabiki her galatasaraylıyı kapsamıyor. kimi ilgilendirdiği açıkça ortada . kib aeo öptm bye...
  • 769
    hep derler ya 14 sene bekledi bu taraftar cefakar falan, geçti kardeşim onlar. yok öyle taraftar. artık her sezon şampiyon olunacak, yoksa başkan gitsin. pazar ligler bitecek, pazartesi bilemedin salı dünya yıldızları florya'ya yağacak. yoksa yönetim istifa. takımdan kimse satılmayacak, kadro 30 kişi olacak. ama yeri geldiğinde abi adam 30 yaşında sattın sattın, satamadın seneye 2 milyona veremezsin denecek. artık galatasaray taraftarlığı böyle bişeydir.

    ya arkadaş ben tanju'nun gidişini de gördüm, hakan'ın torino'ya satılmasını da. kosecki transfer görüşmesinden çıkarken paraları yere attı daha da geri dönmedi. kaç sene haftasonu sabahın bi körü bakkala koşup gazete aldım, transfer var mı diye. olmayınca akşam 8'de tv'nin başına geçtim spor haberleri başlayacak belki biri gelmiştir diye. 2 sene milliyet'in spor sayfasında belodedici'nin transferini bekledim, her sene gelirdi "romen libero". ne o geldi, ne de şimdiki gibi dünya kupasında oynayan yıldızlar. bir kere de alp yalman gitsin, adnan polat'tan futbol şube sorumlusu mu olur demedik. biz mi çok maldık, şimdi keita gidince uçana kaçana söven arkadaşlar mı çok zeki anlamadım.

    tanım da gelsin; yavaş yavaş transfer taraftarı olan taraftardır.
  • 770
    hakkındaki genellemeler çok yanlıştır. ben hiç bir zaman aman yıldız gelsin, yok krasic, yok pires, yok insua diye beklemedim. yüzüncü kez tekrarlıyorum hiç bir transferde heyecan bile yapmam, resmi sitede açıklanmadıkça tartışmayı bile gereksiz bulurum. ama elimizdeki değerin, galatasaray'da gösterdiği performansıyla değme yıldızlara taş çıkartan adamın gönderilmesini benim gibi içine sindiremeyenler var. yani bunda bu kadar takılacak ne var, anlamadım?
  • 773
    galatasaray taraftarı manifestosu;
    öncelikle futbolcuların ve transferlerin parasını cebinden veren ya da sponsorlar tarafından karşılanmasına vesile olan insanlardır. yönetimdeki profesyonellerin maaşlarının ödenmesi, kulüp giderlerinin karşılanması, klasik ama malzemecisinden masörüne kadar tüm camianın masraflarının karşılanması için kulübe karşılıksız maddi manevi destek sağlayan gönül insanlarıdır.
    yoksa maçlara gitmeyen, forma almayan, galatasaray şampiyon olamadığında bütün yaz mevsimi zehir olmayan, galatasaray yenildiğinde uykusuz geceler geçirmeyen birinin zikinde olmaz tabi ki takımdan giden oyuncular ya da yapılmayan transferler. (bkz: dünya sikime minare götüme)
    ama galatasaray taraftarı, yapılan transfere üzülür de sevinir de, protesto da eder yere göğe sığdıramaz da. galatasaray değil mi beni dünyanın en mutlu insanı yapan unsur, yine galatasaray değil mi beni dünyanın en mutsuzu yapan.
    ne yapalım? ben bilmem beyim bilir diyenler gibi yönetim en iyisini bilir diyip kenara mı çekilelim. hayır tabi ki, galatasaray bizim. gidene de kalana da, başarıya da başarısızlığa da, yönetene de yönetmeyene de, oynayana da oynamayana da, galibiyete de mağlubiyete de bir çift sözümüz olacak tabi ki.
    mantık mı ne mantığı kardeşim, galatasaray aşkı mantık mıdır? karda kışta maça gidip avaz avaz bağırmak mantık mıdır, eşek yüküyle para verip kombine almak, forma almak mantık mıdır, yolda görsen tanımayacağın futbolcuya sevgi gösterisinde bulunmak tezahürat yapmak mantık mıdır.
    duygu diyin, akıl diyin, üsturup diyin ama mantık demeyin bana. çünkü galatasaray aşkının da galatasaray taraftarı olmanın da mantığı yok be a.k., bu iş duygu işi.
    o halde galatasarayla ilgili olan herşeye bir çift sözümüz olacaktır. saygısızlık yapmadan, akıllı uslu bir şekilde duygularımızı, düşüncelerimizi ifade edeceğiz.
    yoksa galatasaray transfer yapmış, yapmamış, şampiyon olmuş olmamış, yenmiş yenilmiş, o gitmiş bu gelmiş çok da tınnnn...
  • 775
    devamlı hakkında atıp tuttuğu karşı takımın taraftarından bir farkı kalmayan, hatta daha kötü bir duruma düşen taraftardır ne yazık ki. lincoln transferi ile başlayan ve sonrasında kewell, baros gibi "isimli" transferler sonrasında tamamen günlük düşünen bir taraftar topluluğu oluştu ve malesef sayıları giderek artıyor. tabii ki herkesin söylediği gibi inamoto'lar, lukunku'lardan sonra takımımıza ve büyük hedeflere yakışan budur ancak unutulan çok şey var. malesef henüz emeklemeden yürümeyi hatta koşmayı isteyen bir yapıdayız. şöyle açıklayayım,

    biz türkiye'nin gelmiş geçmiş en başarılı spor kulubüyüz, türkiye'nin dünyaya açılan kapısıyız, fakat burda unutulan, unutturulan ve bilerek ya da bilmeyerek yanlış yansıtılan bir çok şey var. bakın; dünya üzerinde oyuncuyu bir şekilde vitrine sokup yüksek fiyatlarla pazarlayan ve galatasaray çapında olan porto'dan örnek vereceğim. porto kulubü hiç bir zaman benim gözümde a sınıfı bir kulüp olmamıştır ancak dünya futboluna sunduğu yıldızlar ortadadır. kazandıkları uefa şampiyonluğu ve sonrasında - mevcut kadroyu bozmadan, hatta minimum oranda yaptıkları değişiklikler ile - kazandıkları şampiyonlar ligi kupasından sonra futbolcuları a sınıfı kulüplere transfer oldular, portekiz dünya kupasında. fakat biz bir kere, daha emeklemeye başlarken ( ki benim bahsettiğim emekleme dönemi uefa kupasının kazanılmasıdır) başta fatih hoca olmak üzere, takımımızın en önemli oyuncuları yüksek tutarlı mukavaleler peşinde koşarak hemen hayatlarını kurtarmaya çalıştılar. iddia ediyorum galatasasaray 2000-2001 sezonunda mevcut teknik ve futbolcu kadrosunu bozmadan yapılacak bir yada iki kaliteli ve doğru transfer ile 2001 sezonunda şampiyonlar ligi'ni de kazanırdı. zira o yıl takımdan ayrılan ve önemli futbolculara ve teknik kadroya rağmen ( benim gözümde en az %50 güç kaybetmiştir) çeyrek final oynamıştık. devamında aynı jenerasyon dünya kupasında 3. lük kazandı, hatta euro 2008'de ki yarı final'de bence o jenerasyonun büyük etkisi vardır. o dönemi yaşayan insanlar hangi avrupa maçında bu maçı kaybederiz korkusuyla izledi gerçekten? her kura çekiminde güçsüz rakip gelsin diye dua eden bizler; o dönemin en güçlü takımlarından olan borussia dortmund çıktığında "yine koyduk çocugu" demiştik. peki o dönemde galatasaray kaç yabancıyla oynuyordu? kaç tane transfer yapılmıştı? porto dünyaya kendi yıldızlarını satarken acaba ne kadar kazan kaldırıldı?

    o dönem ki başarının sırrı bence günün şartlarında doğru taktikle oynatmaya çalışan teknik kadro ( hali hazırdaki teknik kadro yanlış diyen lütfen artık futbol izlemesin ); doğru teknik ve mental seviye de türk futbolcular ile bir ya da maksimum iki deneyimli ve kariyerli yabancı üzerine kurulacak bir çatı ( o dönem için taffarel - popescu - bülent - hagi - hakan şükür diyebiliriz heralde; şu anda bu çatı oluşturulmaya çalışıyor ki bence neill - elano - arda - baros olmalı ) ve hepsinden önemlisi kulübün tüm yapılarının ( yönetim - futbolcu - taraftar ) birbirine güvenmesi, inanması ve kenetlenmesiydi. ( bunun adı da 2000 ruhu oldu sonradan )

    geçen yıl haziran ayı başında rijkaard geldiğinde sabır yeminleri eden yine bu taraftar, yeni transfer indiğinde havaalanına giden bu taraftar. o dönemlerde yönetime methiyeler dizen yine bu taraftar. ister polyanna ister saf taraftar olarak görebilirsiniz beni, ama emin olun keita gitti diye bu takım ligden düşmez, önemli olan takımın 3 yıl belki de 5 yıl ligi domine edebilecek hale gelebilmesi. uefa kupasının temelleri unutmayın ki derwall döneminde atılmıştı. lütfen bir durun, sakin olun ve bekleyin.. öncelikle siz taraftar olarak görevinizi tam anlamıyla yerine getirin ki yönetimi yada futbolcuyu eleştirin. transfer ile, skor ile asıp kesen taraftar, 2009 - 2010 sezonunda takımı sürükleyemeyen, önemli ve kritik maçlarda sesini duyuramayan taraftar. 2009 - 2010 sezonunda ali sami yen stadında fenerbahce taraftarından tam yarım saat kafa bulunan taraftar. önce bir sen kendini düzelt, düzelt ki yönetim de, futbolcu da kendine gelsin.
App Store'dan indirin Google Play'den alın