• 1
    yıllardan beri gündemden düşmez, gerek galatasaray medyasında gerek galatasaray dışı, yazılı sözlü basında sıkça dillendirilir. bu ekonomin hiç düzgün işlediğini görmedim. sürekli bir borç ödeme veya varolan borucu gelir gider hesabı yaparak dengeleme uğraşı içindeyiz. sahip olduğumuz maddi varlıkları kullanmamakta hadi kullanmamak demeyelim verimli kullanmamakta ısrarcıyız ve her yıl futbol ekonomisinin lokomotif zengin kulüplerine gıpta ediyoruz. ''neden biz böyle değiliz''

    kulübün başına gelen her yönetim, sıfır borç, katıldığımız her turnuvada sürekli başarı sözü vererek geliyor. hoş, bu elbet ki bir seçim vaadi bilincindeyiz ancak yaşını başını almış,kişisel yaşantısında belli bir kariyer ve maddi kazanç elde etmiş zenginlerimizin bu kulübü nasıl olurda 2 sene sonrasında borç içine atıp ayrılıyorlar anlamış değilim. kimse de çıkıp
    ''bizim dönemimiz de böyle oldu arkadaş evet haklısınız. şuan yönetimde olmasakta elimizden gelen yardımı yapacağız demiyor''

    2011 yılında yönetime gelen adnan polat ve ekibi tabiri caizse borç batağına batmış bir kulübü, iyi kötü bir çıkışa geçirdi. stat vs projelerle gelir kaynağı yarattı tüm bu gelişmelere rağmen 2 3 sene sonra onuda göndermeyi başardık.

    hadi bunların hepsini geçtim. biz uefa ve süper kupa şampiyonu olduğumuz 99-01 seneleri arasında bile bunu maddi kazanca çeviremedik.

    sadece futbol değil tüm branşlarda böyle. branş kapatma, küçülmeye gitme. daha makul oyuncular alma. genele bakarak yapıcı çözümler değil, günü geçiştirmelik çözüm yolları arıyoruz. sonra biz taraftarlara. maçlara gelin, ürün alın, kombine alın diyoruz

    şimdi bir bileklik satarak olacak iş mi ?
    tespih satsak daha manidar olur.

    not: günlerden 14 şubat sevgililer günü ben galatasaray ekonomisini kendime dertetmişim.
    sevinsem mi üzülsem mi bilemedim ama bize her sevdadan geriye kalanın kim olduğunu iyi biliyorsunuz.
  • 3
    2015-2016 sezonu başından beri büyük bir dar boğazdan geçmekte olan ekonomi. öncesi de derin tabi ama ceza aşamasına gelinmemişti hiç.

    "galatasaray'ın küçülerek değil büyüyerek bu ekonomik zorlukları aşacağını düşünüyorum." diyor ünal aysal. katılmamak elde değil.

    kendimce fikirlerim var bu konuda paylaşmak istediğim.

    öncelikle bizim ayarımızda bir klubün büyümesi ve büyürken kazanması için neler yapması gerekir. bu sorunun cevabını iyi düşünmek gerekiyor. kısaca cevabı futbol takımlarının kâr elde edebilir düzeye gelmesidir. peki bu nasıl olacak:
    1-aktif ve verimli yönetim: galatasaray'ın menfaatleri doğrultusunda atılması gereken adımları kararlılıkla yerine getirecek cesur bir yönetim. kimsenin boyunduruğunu kabul etmeyen, ilkeli kişilerden oluşmalı.

    2-iyi bir teknik adam: hırslı, ateşli, ısırgan bir takım oluşturacak, taktik zekası yerinde ve tribünleri her maç hınca hınç doldurtabilecek seviyede seyir zevki sunacak bir isim. otoriter olması ve genç oyuncu yetiştirmeye de elverişli olması tercih sebepleri olmalı.

    3- kaliteli futbolcular: yapılanmaya başlanılan yıllarda takımın ilk 11'ini üst kalitede tutmak gerek(misal:melo,kewell,baros,ilk senesi için eboue, ujfalusi...vb.). geri kalan oyuncular da gelecek vaadeden gelişime açık oyunculardan kurulmalı. ilerleyen dönemde olgun futbolcular klüp menfaatleri doğrultusunda transfer veya futboldan emeklilik...vb. sebeplerle ayrıldıkça ise geliştirilen genç oyuncular 11'e monte edilmeli. genç yedekler 11'e kazandırıldıkça yerleri scout çalışmaları ve altyapı ürünlerimizle doldurulmalıdır(altyapı,scouting ve transferlerden ilerde bahsedilecektir). genç oyuncular kadroda egemen olmaya yön tutunca tecrübeleriyle genç oyunculara saha içi ve saha dışında destek ve örnek olacak üst kalitede ve üst düzey tecrübede bir defans, bir ortasaha, bir kanat ve bir forvet olmak üzere en az 4 oyuncu mutlaka kadroda bulundurulmalıdır. günü kurtarma oyuncularına kesinlikle yer verilmemeli.

    4- psikososyal destek ekipleri: as takım ve her alt yaş kategorisi için ayrı ayrı oluşturulmuş işlerinde uzman birer psikososyal destek ekibi. futbol endüstrisinin getirdiği yoğun ilginin yada yoğun baskının etkilerinden korunabilmek için elzem bir olgu...

    5- altyapı sistemi: hepimizin malumu ülkemizde altyapı olgusu futbolumuzun kanayan yarasıdır. profesyonel bir altyapı sistemi oluşturulmalıdır. eski futbolcu olmak altyapı eğitmeni olmak için yeterlilik kriteri değildir. bu nedenle her alt yaş kategorisi için işinde uzman, kendini daha önce ispatlamış bir antrenörler klübe kazandırılmalıdır. yanlarına eğitim amaçlı genç ve hedefi altyapı antrenörlüğü olan türkler yardımcı olarak verilip gelecek adına yatırım yapılabilir. ayrıca bir ekip oluşturulup belli süreliğine altyapısıyla bilinen takımlara öğrenim amaçlı gönderilebilir. altyapıda psikoloji mevzuu bir nebze daha önem arz ediyor. kaliteli bireyler yetiştirip mental gelişimlerini tamamlamalarını sağlamak için bu şart. altyapıda türk oyuncular yanı sıra scout çalışmalarının meyvesi olan 18-21 yaş arası belli sayıda yabancı oyuncu da eğitim sistemimizdeki yerini almalıdır.

    6- scouting faaliyetleri: ben bu faaliyeti ikiye ayırıyorum: aktif scouting ve teknik scouting. teknik scouting; oyuncu verileri elde etme, istatistik analizi ve video kayıt yada online olarak oyuncu izlemeye dayalı olan ve hali hazırda galatasaray scout ekibinin bu sisteme güzel bir örnek durumunda olduğu sistem. aktif scouting ise stada gidip oyuncuyu canlı olarak izleyerek yapılan araştırma sistemi. ikisi de elzem derecede önemli. bu iki sistemi de aktif olarak kullanmalıyız. aktif olarak scouting faaliyetlerimize katılacak olan araştırmacıları da özenle seçmeli ve işinde iyi olduğundan emin olmalıyız. teknik scout ekibine de en iyi veri sağlayıcılarla ve en teknolojik ekipmanla destek olmalıyız. transferlerimizi aktif izleme ve veri analizini harmanlayarak seçmeliyiz.

    7- transferler: böyle bir yatırım için karar alınırsa ilk aşamada ciddi bir ilk 11 kurulmalı ve gelecek vaadeden genç oyuncular için oluşturulan altyapı ve scout sistemleri ile sürekli dirsek temasında durulmalıdır. bu aşamanın tamamlanması en ciddi bir çalışma ile bile 3 yıl alır. bundan sonrasında oyuncuları dört aşamada değerlendirmek gerekir. bunlar:
    a-)ilk 11 oyuncuları
    b-)genç yedekler
    c-)altyapı oyuncuları+sseeo
    d-)scouting sonucu elde edilen oyuncular(sseeo)
    transfer yaparken bu dört aşamadan herhangi birinde ortaya çıkan açığı bir alt aşamadan takviye etmek suretiyle doldurmak gerekir. transferlerde sadece 18-23 yaş arası yabancı ve 20 yaşına kadar türk oyuncuları almalıyız demiyorum tabiki. bol bol "scout" kelimesi kullandım diye öyle anlaşılmasın. bu araştırma ekipleri form olarak zirvede olan her yaştan futbolcuyu araştırıp izlemekle yükümlü olacak. bir de transferlerde önemli bir kriter de devamlılık ve sakatlanma eğiliminin düşüklüğü olmalıdır.

    8- pazarlama: klubün dünya çapında pazarlamacılarla çalışması gerekmektedir. gelirleri artırabilmek için klubün ileri bir planlamayla dünya pazarına açılması ve markalarının en iyi şekilde dünyaya sunulması gerekmektedir.

    9-sonuç: bence bir planlama dahilide girilmesi gereken bu yolda sportif başarı gelecek, gelen sportif başarı marka değerimizi yükseltecek, yükselen marka değeri sponsorluk anlaşmalarının değerini artıracak ayrıca yeni sponsorluklara zemin hazırlayacak. sportif başarı geldikçe stadyum başta olmak üzere klüp gelirleri artacak. pazarlama çalışmaları ile zengin iklimlere açılıp gelir artıracağız. sistemin oturmasına müteakip oyuncu satışları furyası başlayacak. bildiğimiz üzere genç oyunculara ödenen paralar yaşları ile ters orantılı olmakta. sistem genel olarak değerlendirildiğinde ilk 5 senesi masraflı sonrası aydınlık vaziyettedir. galatasaray ekonomisine bir de böyle yaklaşmak gerekiyor bence.

    her gelen başkan bu tarz önerileri uzun vadeli olduğu gerekçesiyle geri çeviriyor. kısa vadeli çözüm olarak da kredi çekmeyi uygun görüyor. çekilen krediler günü kurtarma çabasıyla vasat oyuncu transferlerine gömülüyor. galatasaray'a da giden her başkanın arkasından biraz daha artmış faiz yükü kalıyor.

    böyle bir sistem ciddiyetle uygulanmaya çalışılsa 5-6 senede tam oturmuş hale gelir. galatasaray 13-14 senedir borçlar içinde. ilk zamanlar bu tarz bir plan devreye konulsaydı belki şimdi para basıyor olurduk. belki de 2 tane rivamız olurdu.

    uzun uzadıya yazdım. kafanızı şişirdim kusura bakmayın. sürç-i lisan ettiysek affola.
  • 4
    8 şubat 2017'de riva ve florya arazileri hakkında yapılmış olan en az 508 milyon liralık anlaşmayı denizbank'a 342 milyon liraya kırdıran bir yönetimin üzerinde tasarruf ettiği ekonomi.

    haber şu şekilde;

    --- alıntı ---

    galatasaray sonunda kasasını doldurdu. yıllardır maddi olarak zor günler geçiren sarı-kırmızılı kulüp, riva ve florya arazilerinin değerlendirilmesi için milli emlak ile yaptığı protokolü referans göstererek, denizbank ile anlaşma sağladı.

    iki arazinin değerlendirilmesi için en az 508 milyon lira alması gereken sarı-kırmızılılar, bunu kırdırıp karşılığında denizbank'tan 342 milyon lira aldı. denizbank önceki gün itibariyle sarı-kırmızılara bu ödemeyi yaptı.

    sarı-kırmızılılar, ilk icraat olarak ise aktifbank'taki 30 milyon euroluk borcunu kapattı. galatasaray'da ikinci olarak ise futbolculara olan 3 milyon euro tutarındaki borçlar ödendi.

    galatasaray'da bu hamle ile beraber temlikler kaldırılacak ve kulüp rahata kavuşmuş olacak. sarı-kırmızılıların bu operasyonla beraber yeni kredi için bankalarla da temasa geçeceği belirtildi. ekonomik yönden uzun zamandır zor günler geçiren ve eli kolu bağlı olan galatasaray'ın maddi sorunlarını ortadan kaldırmasıyla beraber başkan dursun özbek ve yönetiminin, yeni projeler için düğmeye bastığı da ifade edildi.

    cim-bom'da diğer bir gelişme ise yine geçtiğimiz günlerde yeni tesislerin kemerburgaz'a yapılması konusunda olmuş, sarı-kırmızılılar anlaşma sağlamıştı.

    başkan dursun özbek'in, denizbank ile yapılan anlaşma ve yine florya'nın kemerburgaz'a taşınması konusunda bugünkü divan kurulunda bilgilendirme yapması bekleniyor. bunun yanında, başkan özbek'in türk telekom arena'nın yanında olması planlanan spor salonu projesini de divanda açıklayacağı ifade edildi.

    webaslan

    --- alıntı ---

    anlayamıyorum dostlar. ekonomiden de çok anlamıyorum ama çok saçma geliyor olanlar. riva ve floryanın tamamı 342 milyon lira karşılığında mı elden çıktı yani. bu kadar anlaşmaya ne gerek vardı o zaman. emlâk memlak işine hiç girmeseydik düz satsaydık daha çok kazanmaz mıydık?

    edit: yazım hatası
  • 6
    riva ve florya gibi en önemli ekonomik enstrümanlarını kaybeden ekonomidir. kullanım açısından ve güven açısından elde son kalanlardı. bunlar gitti aldıkları para kırdırma haberleri doğruysa 90 milyon dolar. %85 gelir muhabbeti var ama ne zaman gelicek? orda ki proje başlasa yapılsa en az 10 yıl sürecek bir süreçte hadi gelsin 100 milyon,200milyon oldu 300milyon lira. burdan gelicek parayı 10 yıla yayınca yıllık 3 milyon lira 1 futbolcu maaşı bile çıkmıyor.

    sonuç olarak ekonomisi artık tamamen bitmiş ve son kurşununu atmıştır. bundan sonra ki süreçte en ufak tökezlemesinde tepe taklak seri bir şekilde aşağı gidecektir. ayrıca şu var satılandan gelen yani kırdırılan para (ki düşünülünce hak vermiyorda değilim) hiç bir şeye derman olmayacaktır. çünkü gelen paraya bakınca 1 yıllık maaş yükü 70 milyon dolar olan bir takım için hiçbirşeydir.

    not: kırdırma mevzusuna hak verme nedenim arkadaşların anlaşmayı tl üzerinden yapması ve parayı 2020(yanılıyorsam düzeltin) yılında alacak olmasından dolayıdır. kırdırmayıp ellerinde tutsa daha da değersiz bir hale gelecekti. ama her türlü peşkeşdir.
  • 8
    --- alıntı ---
    iki arazinin değerlendirilmesi için en az 508 milyon lira alması gereken sarı-kırmızılılar, bunu kırdırıp karşılığında denizbank'tan 342 milyon lira aldı. denizbank önceki gün itibariyle sarı-kırmızılara bu ödemeyi yaptı.
    -- alıntı ---

    anlaşılmayan ve eksik noktalar var. 508 mio teminat verip 342 mio tl mi aldık? geri ödememiz ne kadar olacak? yoksa 508 mio alacağımızın hepsinden vazgeçip 342 mio na fit mi olduk? 8 yaşındaki bir çocuk bunu kabul etmez ama mevcut yönetim bunu bile kabul etmiş olabilir. kafamda deli sorular.

    ekonomimizi düzlüğe çıkaracak tek bir yol vardı onu da en hafif tabirle piç ediyoruz.
  • 10
    cok ama cok cok cok basarisizdir.

    • dany'nin bile ödenmemis parasi varmis daha.
    • lasme'ye de paramimizi ödeyememisiz.
    • daha bilmediklerimiz kim bilir nedir.
    • emrah bassan'in sözlesmesini feshedip yaklasik 550.000€ alacagindan vazgecirmisiz.

    dany'ye bunca sene sonra borclanmak da neyin nesi yahu? yemin ediyorum aklim almiyor.

    ondan sonra da altyapidan oyuncular yetissin daha iyi geyigi gibi entryler aciliyor bu sözlükte.

    dany gibi bir gereksiz futbolcuya borclanacagima alt yapidan yetistiririm tabi daha iyi!
    adam gibi bir yönetime ihtiyacimiz var. umarim bu yönetim mustafa cengiz yönetimidir.
  • 13
    ekonomik olarak bağımsız değilsen hiçbir anlamda da bağımsız değilsindir. galatasaray, fenerbahçe, beşiktaş bu ülkenin en büyük sivil toplum kuruluşlarından aslında bir yerde. hiçbir şekilde bir araya gelemeyecek pek çok insan bu üç takımdan birinin taraftarlığı paydasında rahatça buluşturulabiliyor.

    şu an nasıl bir iktidar tarafından yönetildiğimiz malum. ülke gerçekten bitik bir halde. sadece bunun dile getirilmesi yasak hepsi bu. sürekli kandırılan bir adamın hataları yüzünden sürekli yanlış kararlar alınıyor ve bedelleri de her seferinde gariban halka ödetiliyor. buna rağmen pek ses çıkaran yok çünkü kitleler gerçekten de iyi yönlendiriliyor. böyle bir düzende milyonlarca insana hitap eden bu kulüplerin başı boş bırakılması söz konusu bile olamaz. bu kulüplerin yöneticileri de biat etmek ve kendi camialarını da biat ettirmek zorunda. zaten bu olsun diye oralara seçimle(!) ''atanıyorlar''

    bu şartlar altında bir kurtuluş, bağımsız bir ekonomi zaten mümkün görünmüyor. galatasaray elindeki değerli araziler sebebiyle biraz farklıydı bu konuda ama atanan bir başkan sayesinde artık onlar da yok. dursun özbek giyim kuşamıylar, konuşmalarıyla, hal ve hareketleriyle bırakın galatasaray' a başkan olmayı, sınıf başkanı bile olamaz normalde.

    kendisi benim nazarımda galatasaray' ı bilerek isteyerek ekonomik olarak çökertmek için çalıştı ve başardı da. dursun' un çapını düşündüğümüzde bunu becerilmesi bile şaşırtıcı aslında ya neyse. şahsen ben, bir kurumu batırmak için birini seçecek olsam daha yetkin birini tercih ederdim. aslında tek kurtuluş umudum da yine dursun. çünkü o kadar beceriksiz ki batırmak için geldiği kulübü batırırken de hatalar yapmış ve emeline tam ulaşamamış olabilir.
  • 15
    galatasaray kulübüne "müşteri" arayıp bulanlarca, divanda bile bunu açıkça söyleyenlerce ekonomisinin batık olduğu, borç içinde yüzdüğü haberleri pompalanan ekonomi.

    trabzonspor'u da katarsak işin içine türkiyenin 4 büyüğü içerisinde en iyi durumda olan ve yakın gelecekte tek büyük haline gelebilecek potansiyeli olan tek spor kulübü ekonomisidir. bunun kişilerle hiç bir alakası da yoktur. galatasaray ismi ve potansiyelleriyle alakalıdır.

    dürüst ancak fazla hevesli yeni başkanımız mustafa cengiz, büyük bir senaryo ile karşı karşıyadır. umarım uyanık olur ve galatasaray kulübünü yabancı yatırımcılara "pazarlamak" isteyenlerin oyununa gelmez.

    anton çehov'un söylediği gibi "az anlayan ama çok inananlardan olmayın". septisizm bazen iyidir, şüphenizde yanıldığınızı anlasanız bile birçok şeyi merak edip öğrenmiş olursunuz.
  • 16
    kurtuluşu el değiştirmekte olan ekonomidir. sebebi de çok basit. dursun gibi hain bir başkan geli, gayrımenkulleri peşkeş çeker ve ceketini alıp gider. hukuken de hiçbir sorumluluğu yoktur dernekler yasası sebebiyle.

    kulübün bir sahibi olsa öyle mi? kuruşun hesabını sormaz mı? kendi parası sonuçta. şöyle düşünün, dursun gidip otelini 4 ay maaş ödeyemeyecek bir ekonomi haline getirir mi. getirmez, ucu cebine dokunuyor çünkü. kendi parası eriyor. o yüzden el değiştirmeyi çok da kötü bir çözüm olarak görmüyorum.
  • 17
    o mali tabloları falan görünce içime bir yanma hissi geliyor. dursun'a -atıyorum rakamları şimdi tekrar bakamıyorum- bir bütçe veriliyor, onaylanıyor kurulda falan; bir bakıyorsun söz verdiği gelirin %50sini anca kazanmış fakat söz verdiği harcamanın %100 fazlasını yapmış; sıkıyorsa bunu kendi şirketinde yapsın. galatasaray'ın parasıyla evcilik oynuyor bildiğin, hep böyle.

    kurtuluşu çağa uyum sağlamaktır. bunu yapmanın yolları var; komple yabancı sermayaye satılarak yapmak mümkün olduğu gibi tüzüğe o maddeyi koymak da var "1 kuruş zarar ettiren başkan bunu cebinden öder" diye.

    gerçi bu seferde rakamlarda oynar milleti kandırır dursun gibi bi üçkağıtçı.
  • 18
    sayın başkan mustafa cengiz dışında başta fatih hoca olmak üzere herkes kadromuzun şampiyonlar ligi için yetersiz olduğunu biliyor ve transfer istiyor haklı olarak.

    ancak, gidenler sayesinde neredeyse 5-6 milyon euro bütçeden düşmesine ve maliyetli hiçbir oyuncu almamış olmamıza rağmen, sanki bir gomis, feghouli, belhanda üçlüsü daha transfer etmiş gibi bir maliyetimiz oldu euro kuru yüzünden.

    hiçbir zaman muhasebeci bir taraftar olmadım, hatta yönetimlerin küçük esnaf gibi değil ünal aysal gibi büyük düşünmesini istedim. (maliyetli oyuncu alıyor ama başarıyla onu tolere ediyordu) ama geldiğimiz noktada sadece galatasaray'ın değil tüm kulüplerimizin gerçekten ayağını yorganına göre uzatması gerekiyor. yani, oyuncu satsak ve uefa'nın kriterini atlatsak bile yeni transfer yapmak galatasaray ekonomisi açısından baya külfetli olacak, neden mi?

    biliyorsunuz ki, dursun özbek geldiğinden beri takımımızın maaş bütçesinin üst sınırı 65 milyon euro olarak belirlenmiş durumda ve sezon bazlı bakarsak; (kurları kaba taslak olarak, transfer sezonun bitişi olan 1 eylül 2015-2016-2017 yılları euro'sunu 65 ile çarparak yazdım. 2019 sezonu için ise bugünü baz aldım.)

    2015-2016 sezonu 65 milyon euro toplam maliyet = 215 milyon tl.

    2016-2017 sezonu 65 milyon euro toplam maliyet = 215 milyon tl.

    2017-2018 sezonu 65 milyon euro toplam maliyet = 260 milyon tl.

    2018-2019 sezonu gidenlerden dolayı 55 milyon euro olan bugün için toplam maliyet ise = 468 milyon tl.

    şu an geçmiş yıllara göre maaş bütçemizde düşüş olmasına rağmen maliyeti, neredeyse son iki sezonun toplam harcamasına denk geliyor ve biz yurt içi gelirlerimizi sabit kur ile anlaşılmış yayıncı kuruluş ve taraftar harcamalarımızdan dolayı tl olarak alıyoruz. en önemli yurt dışı kaynağımız ise şampiyonlar ligi olacak. hiçbir şey yapamasak bile buradan gelecek gelirler diğer kulüplere nazaran hanemize önemli bir artı yazacak.

    her neyse, taraftar olarak transfer bekliyoruz ancak takımdaki ekstra maliyetli oyuncuları göndermeden (tarık çamdal, selçuk inan, tolga ciğerci, eren derdiyok, hatta feghouli ve gomis) yine maliyetli oyuncular beklemek ne kadar doğru? yani yönetime baskı ile bir slimani transferi yaptırabiliriz ama ne derece doğru olur bu?

    açıkçası şu an için en rasyonel senaryo, yalnızca fırsat transferleri çıkarsa değerlendirmek ve kimsenin almayacağı oyunculardan kurtulmak için sözleşmeleri biteceği için gelecek sezonu beklemek. bu süreçte de avrupa'da elinden geleni yapıp, yine lige yoğunlaşmak ve gelecek sezon bonservisi elinde olan oyuncuları şimdiden takip edip, planlama yapmak.
  • 19
    ryan donk'a 800bin euro'lar verebilecek bir ekonomi değildir, hele bu günlerde euro'nun 9tl yolculuğu başlamışken.

    elimizde ahmet çalık, feghouli, belhanda, falcao, babel, linnes gibi çok yüklü, kimi en baştan haddinden çok fazla, kimi de tl değer kaybettikçe ağırlaşan kontratlar var. bunlara bakarak donk'un kontratı düşük maliyetli geliyorsa, bakış açımızı değiştirmemiz gerek.

    bakmamız gereken yön donk fransa, hollanda, belçika , portekiz, italya takımlarından ne kadar maaş alır, tahminimce maksimum alacağı 450bin euro. yakın zamanda buna benzer hataları yaptık, mesala yuto'nun sözleşmesi bitmek üzereyken ve oyuncu bizde çok mutluyken gittik gereksiz yere olması gerekenden fazla bonservis verdik, inter'in yerinde biz olsak 500bine satsak sevinirdik. aynı şekilde linnes, ne yaptı da 1.4 milyon euro vererek sözleşme uzattık, donk için saydığım liglerde linnes'e kim verir bu paraları, milli takımda onun yerinde as oynayan, transfer ettiğimiz omar 750bin euro'ya oynuyordu.

    kulüpte maaşlı, yaptıklarından sorumlu, profesyonel futbol aklı şart diye düşünüyorum.