• 1166
    resmi sitesinden yaptığı açıklama ile galatasaray'ı isim vermeden jurnalcilikle suçlamış it sürülerini barındıran yarro kulüp.

    ettik ulan? şikayet ettik amına koyim?

    ettik de sayemizde hak ettiğiniz muameleyi gördünüz.

    ettik de sayemizde trabzonspor hak ettiği şampiyonlar ligi'ne gidecek.

    ettik de sayemizde türk futbolu avrupa'dan men edilmekten kurtuldu.

    he amına koyim şikayet ettik, var mı itirazın?

    beter olun.

    http://gss.gs/2h
  • 1191
    http://sinirhastasi.blogspot.com/...8/klcla-yasayan.html

    şike soruşturması başladığı günden beri özellikle twitterda o kadar çok dalga geçtik ki birgün bile oturup doğru düzgün yazı yazmak aklımın ucundan geçmedi. belki hiç inanmadım fenerbahçe'nin yaptıklarını cezasını çekeceğine, belki de umursamadım galatasaray'ın yeni yapılanmasına çok takmıştım. ama artık fenerbahçe ve fenerbahçelilik üzerine bir yazı yazmanın zamanı geldi galiba.

    ben milli takıma bile gıcık kapan bir galatasaraylıyım.bırakın fenerbahçe'yi galatasaray dışında bir avrupa takımına bile en ufak bir sempati duymam. el classico zamanları real madrid'i sırf çakma katalanlar sinirlensin diye desteklerim.

    neyse dönelim şikeye;

    anlaşıldığı kadarıyla mevzu bahis durum şu. totocular fenerbahçe'yi tongaya getirmiş. bu işlerin kaşarı olan aziz yıldırım mevzunun içine balıklama atlamış. faşist, polis devletimiz ise, her telefonu dinlerken totocuların, sedat pekercilerin konuşmalarında şekip'i aziz'i yakalamış. olabilir. türk futbolunu yakınen takip eden kimse, aziz yıldırım %100 masumdur diyemez, buna lube ayar da dahildir.

    zaten bütün saçmalık burdan başlıyor. herkes fenerbahçe'nin aziz yıldırım ve şekip mosturoğlu aracılığıyla bir şekilde şike yapmış olma ihtimalini kabul ediyor.

    büyük fenerbahçe manipulatorleri ise stratejilerini önce,
    "herkes yaptı niye bize patladı"

    üzerine kurdular. açıkça söyleyelim kimse bu savunmayı ciddiye almadı.hatta herkes gülünç buldu.

    hemen ardından yeni bir arguman buldular.

    "ama zalad?, galatasaray şike'yi getiren kulüptür"

    bu da çok yankı bulmadı. çünkü artık ekşi sözlük sağolsun herkes tartışmadaki "ad hominem" eşiğinin farkında. koskocaman kulüp kendi savunmasını yapmak için 20 sene önceki gerçek bile olmayan bir dedikodu'yu ortaya koyunca yine işler tutmadı.

    sonra baktılar ki gerçekten iş boka sarıyor federasyon ve digiturk le beraber

    "marka değeri :("

    mazeretini sunmaya. tipik bir şark kurnazlığı olmasına rağmen şark topraklarında işe yaramış bir stratejiydi.

    federasyonla digiturkle ve diğer kulüplerle iş birliği yapıp takımı ligde tutmayı başardılar.uefa nın alacağı tasarrufu asla düşünmeden, sadece lokal güçlerini kullanarak konunun üstüne örtebileceklerini düşündüler.

    galatasaray ise ısrarla konuyu fenerbahçe'den çekerek, federasyonun alması gereken kararları hatırlattı. çok doğru bir iletişim stratejisi yürüterek hem taraftardaki aldatılmışlık duygusunu hem de camianın baskısını güzel bir dille kamuoyuna yansıttı.

    gelgelelim ki uefa baktı tff bu konuda dik bir duruş sergilemektense yerel dengeleri gözetiyor, kolu kesti.

    şimdi bu durumda tff nin verdiği iki kararın tamamen iki ayrı hukukun ürünü olduğu zaten ortada.artık,

    "şampiyonlar ligi için yeterince temiz olmayan fenerbahçe, türkiye süper ligi için yeterince temizdir"

    cümlesinin anlamsızlığı hem fenerbahçelileri hem de bütün futbol kamuoyu'nu acı gerçekle tanıştırdı.

    fenerbahçe ise kurnazlığa devam ederek, bank asya ligine düşmeye karar verdi.

    kamuoyunun sempati puanlarını toplamaya çalışarak 1 senede yeni bir yüzle yeni bir imajla tekrar geri geleceklerini düşünüyorlar. artık günü değil, önümüzdeki yılları düşünüyor fenerbahçe.

    "it's the end of the world, as we know it" diye bir cümle vardır. onu biraz devşirirsek,

    "it's the end of fenerbahçe as we know it."

    aziz yıldırım'ın korku ve nefret imparatorluğu yıkılmıştır. fenerbahçe ,yönetimini, taraftar profilini, imajını sıfıdan değiştirme şansına sahip olmuştur.

    yıllardır hakemi,federasyonu,diğer takım yöneticilerini sürekli tehdit eden, her hafta basın toplantısı yapan, sürekli hedef gösteren, kendi kaptanını dövdüren, derbi maçları öncesi deplasman tribününe sidik ve bok koyduran yönetim anlayışı kaybetmiştir.

    kılıçla yaşamış ,kılıçla başarılı olmuş, ve değişen dünyayı anlayamayıp kılıçla ölmüştür.

    metristen duygu sömürüsü yapan, mugshotları ortaya çıkmış, ifade vermemek için 80 tane sağlık problemi icat eden, sürekli avukatı aracılığıyla dışarıyı tehdit eden modası geçmiş, kimsenin ciddiye almadığı, devrik bir mafya babasıdır aziz yıldırım.

    peki ali koç'un timsah gözyaşlarını farkettiniz mi?

    25 ağustos 2011, fenerbahçe'nin koç ailesi tarafından satın alınmasının miladıdır.

    104 yıllık fenerbahçe, chp/ordu/tc çizgisinden, çıkıp tam anlamıyla istanbul burjuvazisinin eline geçiyor.

    50 yıl sonra bugünlerle ilgili çok enteresan kitaplar yazılacağına eminim.
  • 1217
    çok uyanık olan kulüp. şöyle ki ;

    fenerbahçe ve federasyon hukukçularının toplantısında fenerbahçenin küme düşme talebiyle ilgili üç seçenek konuşulmuştur.

    1 - federasyon, fenerbahçe'yi "tedbirli" olarak "kanaat" kullanarak küme düşürecekti.

    eğer bu olsaydı, fenerbahçe dava bitip olası bir ceza aldığında "biz zaten kanaatle düştük, yolumuza devam ediyoruz zaa xd" diyecekti ve muhtemelen sadece bir sezon kaybedecekti. eğer düşme kararı çıkmasaydı yine o bir seneyi ikinci ligde geçirip "gördünüz mü bir şey olmadı" diyeceklerdi. yani kayıpları sadece bir sene olacaktı.

    2 - fenerbahçe genel kurulda ligden çekilme kararı alacaktı.

    eğer bu olsaydı, fenerbahçe spor kulübü federasyona yazılı bir dilekçe göndererek genel kuruldan bu kararın çıktığını belirtecek ve kendi isteğiyle küme düşecekti. ancak daha sonra şike davasından bir ceza geldiğinde 3. lige düşme olasılığı vardı.

    3 - fenerbahçe süper ligde üç maça çıkmayarak küme düşecekti.

    pfdk disiplin talimatnamesi nedeniyle üç maça çıkmayan veya taraftar olayları nedeniyle üç maçı iptal edilen takım * küme düşer. fenerbahçe bunu yapıp fiilen düşecekti ancak bunu yapması durumunda şike davasından ekstra bir ceza geldiğinde tekrar lig düşüp 3. ligde mücadele edebilme olasılığı vardı.

    tüm bunlar düşünüldüğünde tff, haklı olarak kendilerini "tedbirli" olarak "kanaat kullanarak" düşürmemiştir. çünkü olayın akışına göre bu karar alındığında fenerbahçenin lehine olacaktı.

    bir nevi 15 ağustos'ta alın*mayan karar bugün fenerbahçenin elini kolunu bağlar nitelikte oldu. 10 gün içinde davanın sonuçlanması imkansız ve lig başladıktan sonra davadan "feneri düşürmeye yetecek" kararlar çıkarsa (u: ki ccc pierre cornu reyiz ccc avrupadan men ettiyse aksi bir karar çıkması çok zor) fenerbahçe en az 2 sene * kaybedecek durumda.

    (bkz: çok iyi de oldu çok güzel iyi oldu taam mı)

    o da yetmezmiş gibi bir zamanlar bize fakir fukara diyenler bugün "acun ılıcalılar cem yılmazlar toplanıp televizyonda para toplayacak" demiştir. ünal aysaldan tek dileğim kendi adına / kulüp adına farketmez, yüklü bir miktarda bağış yapsın şunlara. bu çok büyük bir mesaj olacaktır kendilerine.

    son olarak ;

    http://kirlisozluk.com/nostalji/b/8265.jpg
  • 1225
    aziz yıldırım'dan ve aziz yıldırım yönetiminden ne zaman hesap soracağını merak ettiğim kulüp.

    işin çok daha vahim tarafı camialarına böylesine büyük zararı verenlerin yöneticiler olduğunu gören ve tepkilerini bu yönde veren taraftar sayısının çok ciddi derecede az olduğudur. %1-2 desem abartmış olmam...

    galatasaray kulübü'nün "bu ateş üfleyerek sönmez, çözüm zamana yayılamaz" (http://www.galatasaray.org/kulup/haber/10590.php) açıklamasında galatasaray'a köpürenler, galatasaray taraftarının "sezon ortasında mahkeme fenerbahçe'nin aleyhinde karar verdiğinde ya da uefa olaya el koyduğunda 2 sezonları gidecek" diye bas bas bağırdığında ağızlarından salyalarla küfür edenler şimdi "bu sezon ligden düşelim, yoksa iki yılımız gidecek hede hödö" diyorlar.

    yani bazı şeyleri önceden tahmin etmek çok zor bir şey değil. kaldı ki; galatasaray kulübü federasyonun "karar(sızlık)" kararından (!) sonra 19 temmuz'da bir açıklama daha yapıp (http://www.galatasaray.org/kulup/haber/10842.php) federasyonun ve o'nun aldığı kararları alkışlayan fenerbahçe yönetiminin yanlış yol izlediğini hatırlatmıştı.

    o yüzden şimdi kalkıp "biz şerefimizle (!) düşelim" açıklaması akıl ve mantık sahibi olan insana asla ama asla samimi ve gerçekçi gelmeyecektir.

    geçmiş olsun.
  • 1239
    http://www.ntvspor.net/...rbahce-casa-basvurdu

    yok anam yok ar damarları çatlamış bunların. sen şike yap bi de üste para iste. tff iyi alıştırmış bunları.

    "fenerbahçe kulübü olarak davamızı, söz konusu ihraç kararı nedeniyle yaşadığımız maddi kayba istinaden ve fazlaya dair haklarımız saklı kalmak üzere, şimdilik 45 milyon avro talepli olarak açmış bulunmaktayız." bi de yüzsüzce "şimdilik" demişler. uefa "şimdilik" bunlara bir şeyler verse de görseler anyayı konyayı.
  • 1273
    bilmeyenler okusun ve okuttursun diye günün anlam ve önemine uygun bir yazıdır.
    vakti zamanında melih şabanoğlu ağabeyimizin kaleme aldığı bir yazıdır.
    yazının çıkış noktası şu resimdir. http://twitpic.com/6mgfg0

    --- alıntı ---

    duyduk ki fenerbahçe türkiye fortis kupası’nda bursaspor’la oynadığı maça istanbul erkek lisesi’nin 125’inci yılını kutlayan bir pankartla çıkmış. gecikmiş, bir türlü söylenmemiş, söylenememiş, ancak cok ciddi bir itiraftır bu pankart. fenerbahçe bu pankartla gören gözlere, bir kez daha “ben ittihatçı’yım” mesajı vermiştir.

    benzer bir olay 12 eylül 1980’den sonra yaşanmıştı. ülkede kuyrukların uzadığı, kurşunun sağcı veya solcu olup olmadığına bakmadan her gün ortalama 10 ülke gencinin canını aldığı 1979 kışında türkiye cumhuriyeti’nin üçüncü cumhurbaşkanı celal bayar önemli bir açıklama yapmıştı. “bu kış komünizm gelecek” demişti türkiye’ye.

    komünizm gelmedi o kışı izleyen sonbaharda. askerler geldi. dönemin genelkurmay başkanı orgeneral kenan evren liderliğinde ülke yönetimine el koydu silahlı kuvvetler. binlerce genç hapislere atıldı, işkencelerden geçirildi, yaşı küçük insanlar idam edildi.

    işte, o darbenin lideri kenan evren bir gün yanına, “bu kış komünizm gelecek” uyarısı yapan celal bayar’ı almıştı. yaşı çok geç olmasına karşın müthiş bir dimağa sahip olan o celal bayar da, kenan evren’in yanında müthiş bir söz daha söylemişti: “ben ittihatçı’yım.” kenan evren gülümseyerek izlemişti aslında “sadece ben değil, ikimiz de ittihatçıyız” anlamına gelen bu sözleri.

    oysa ki aynı kenan evren, il il gezip atatürk’ün görüşlerini yaymaya çalışıyordu. kendini kemalist olarak takdim ediyor, işkenceden geçirilip idam edilen gençlere yönelik yaptırımları da şöyle meşrulaştırıyordu: “asmayıp da beslese miydik!”

    ne korkunç bir laftı bu. ama elden ne gelirdi ki. ülkenin hafızası denetim altına alınmıştı. mustafa kemal’le 1917’den sonra her geçen daha da artan dozda karşı karşıya gelen ittihatçılar’ın, aslında davalı olduğu ve 1926’da kanlı bir hesaplaşma içine girdikleri unutturulmaya çalışılmıştı.

    bu yüzden kenan evren, meydanlarda, okullarda kemalist kıyafetini giyip sureti haktan görünüyordu, en azından öyle olduğu izlenimi yaratmaya çalışıyordu. ama o kadar işte. ülkenin üçüncü cumhurbaşkanı, onun yanında aslında kim olduğunu ve ülkeyi kemalistler’in değil, artık ve yeniden ittihatçılar’ın yönetmeye başladığını itiraf ediyordu: “ben ittihatçı’yım.”

    fenerbahçe’nin de istanbul erkek lisesi’nin kuruluş yıldönümünü kutlaması aslında ittihatçı olduğunun itirafıdır. açıklayalım.

    ittihatçılar’ın iktidara gelmesiyle kaderi değişen okul

    istanbul erkek lisesi 1884’te kuruldu. oldukça maceralı bir hayatı vardı ilk zamanlarında. kurulduğunda özel bir okuldu aslında, adı “numune-i terakki” olan. sonra devlete devredildi. sürekli mekân değiştirdi, isim değiştirdi. ne zaman ki ittihatçılar 1908’de örtük olarak, 1909’da açık olarak iktidara geldi okulun da kaderi değişti.

    bilindiği gibi o dönemki adı mekteb-i sultani olan galatasaray lisesi, osmanlı hanedanının özel olarak ilgilendiği bir okuldu. saray’ın gözdesiydi. çünkü 1868’de doğrudan sultan abdülaziz tarafından kurulmuştu ve açılmıştı. padişah çocukları, şehzadeler, sultanzadeler hep mekteb-i sultani’de okurlardı.

    ikinci meşrutiyet’in ilanından sonra hanedanlık biraz geriye itildi, ittihatçılar ön plana çıktılar. bu toprakların gelmiş geçmiş en büyük örgütçüleri olan ittihatçılar nasıl ki futbola, spora el atmışlarsa, okullara da el attılar, iktidara geldikten sonra.

    tıpkı spor kulüpleri arasında önce galatasaray’ı ele geçirmek istemeleri gibi, okullar içinde de mekteb-i sultani’ye diktiler gözlerini evvela. ancak mektebin müdürü, osmanlıcılık akımının temsilcisi ve sıkı bir ittihatçı karşıtı olan tevfik fikret mektebi ittihatçılar’a teslim etmedi. tıpkı fahri başkanı olduğu galatasaray spor kulübü’nü de ittihatçılar’a teslim etmediği gibi.

    ittihatçılar futbolda ve sporda ilk olarak galatasaray’ın kapısını çaldıktan sonra fenerbahçe’ye yöneldiler. ve bu kulübü 1912’de ele geçirdiler. galatasaray spor kulübü’de yönetici olan dr. hamit hüsnü bey’i de doğrudan fenerbahçe’ye başkan yaptılar.

    galatasaray'ın ilk şampiyon olan kadrosu. orta sırada kulübün fahri başkanı ve mekteb-i sultani müdürü tevfik fikret görünüyor. tevfik fikret her iki kurumu da ittihatçılar'a teslim etmemişti. ayakta sağdan ikinci sırada ise ilk türk futbolcusu fuat hüsnü kayacan'ın abisi dr. hamit hüsnü kayacan görünüyor. ittihatçılar 1912'de fenerbahçe'yi teslim aldıktan sonra kulübün başına galatasaray'ın tecrübeli yönetici dr. hamit hüsnü'yü getirdiler.

    galatasaray'ın ilk şampiyon olan kadrosu. orta sırada galatasaray'ın fahri başkanı ve mekteb-i sultani müdürü tevfik fikret görünüyor. tevfik fikret her iki kurumu da ittihatçılar'a teslim etmemişti. ayakta sağdan ikinci sıradaki fesli galatasaraylı ise dr. hamit hüsnü kayacan görünüyor. ittihatçılar 1912'de fenerbahçe'yi teslim aldıktan sonra kulübün başına galatasaray'ın tecrübeli yöneticisi dr. hamit hüsnü'yü getirdiler.

    benzer bir operasyonu da istanbul erkek lisesi’nde gerçekleştirdi ittihatçılar. hanedanın denetiminde olan mekteb-i sultani’ye karşı istanbul lisesi’ni desteklediler. çocuklarını mekteb-i sultani’ye değil, istanbul sultanisi’ne verdiler. okulun eğitim kadrosunu ve müfredatını çok güçlendirdiler.

    hatta modernist bir hamleyle istanbul lisesi’ne bile çevirdiler okulun adını. üç yıl sonra da istanbul sultanisi’ne. böylece tam bir rekabet başlamış oldu, mekteb-i sultani’yle istanbul sultanisi arasında. (tuhaf biçimde buradaki “sultani” kelimesinin sultanlığa ait –ingilizce ve fransızca’da “royal”, ispanyolca’daki “real” kelimesinin karşılığı- olduğunu sanan çok galatasaraylı vardır. halbuki “sultani” “lise” anlamındadır. ingilizce ve fransızca’daki “royal” kelimesinin bizdeki karşılığı “şahane”dir. şahane, şahlara ait, şahlara layık demektir.)

    almanya yanlısı olan ittihatçılar’ın kararıyla 1917’ye kadar fransızca olan istanbul sultanisi’ndeki yabancı dil almanca’ya döndü . bunda elbette birinci dünya savaşı’nda fransa’yla harp içinde olmanın da etkisi vardı. ama aynı dönemde mekteb-i sultani fransızca eğitimini sürdürmüştü, sürdürebilmişti. mektepteki fransız öğretmenlerin birçoğu müslüman yapılmış, başlarına da birer fes takılarak hayat ve lisan eskiden olduğu gibi devam etmişti mekteb-i sultani’de.

    istanbul sultanisi’nin amblemi 1911 yılında tasarlandı, istanbul’un ilk harfi “elif”le, sultani’nin ilk harfi olan “sin”den oluşuyordu bu amblem. tasarımda “sin” bir aya benzetildi, “elif”in soluna da bir yıldız getirilerek ittihatçılar’ın türklük vurgusu tamamlanmış oldu.

    ilk sırada yürüme kavgası

    o dönem önemli törenlere mektepler de katılırdı, adlarının yazılı olduğu pankartlarla. mektep öğrencileri de bu pankartların arkasında yürürlerdi. mekteb-i sultanililer, yani galatasaraylılar, hanedanın gözdesi ve memleketin ilk lisesi oldukları için ön sırada yürüdüler yıllar boyu. ta ki ittihatçılar’ın iktidara gelmesine kadar. ondan sonra mekteb-i sultani’yle istanbul sultanisi arasında ilk sırada yürüme kavgası başladı.

    galatasaraylılar eski teamüle göre ilk sırada yürümeye devam etmek için mücadele ettiler. istanbul sultanililer ise harf sırasına göre yürünmesi gerektiği fikrini ortaya atarak birinci sırada yürümeye hakları olduğunu savundular. (mekteb-i sultani’nin ilk harfi “mim”di. istanbul sultanisi’nin ise alfabenin ilk harfi olan “elif.”) bu ilk sırada yürüme tartışmaları yüzünden sürekli kavga dövüş çıktı bu iki mektep arasında. hatta bu kavgalarda sopalar filan da kullanıldı. aslında kavga ülkenin sahibi olma kavgasıydı, ittihatçılar’la ittihatçı olmayanlar arasındaki.

    kolay değişmeyen ittihatçı genler

    şimdi yıllar yıllar sonra, vaktinde ittihatçılar tarafından ele geçirilen bu iki kurumdan birisi, diğerinin doğumgünü kutlamış. şaşırtıcı mı? asla değil. zira, ne yapılırsa yapılsın, kültürel kodlar kolay değişmiyor. hele ittihatçılık çok zor değişir, inanılmaz inatçıdır. her kılığa girer ama kendini kolay kolay açığa vurmaz. çünkü sıradan bir dernek değildir ittihat ve terakki cemiyeti. kutsal bir cemiyettir. yeminle girilir, bayrak, silah ve kuran üzerinde yemin edilir.

    fenerbahçe spor kulübü’nün her fırsatta yaptığı “atatürkçüyüz” vurgusunu da bu çerçevede okumak ve değerlendirmek gerekir. bu vurgu, kenan evren’in meydanlarda söylediği “atatürkçüyüm” vurgusundan farklı değildir. kenan evren’in aslında kim olduğunu vaktinde celal bayar ortaya koymuştu. unutulmasın. 1980’de kemalist görünümlü ittihatçılar tarafından yeniden formatlanan ülkenin bugün ne hale geldiği de.
    --- alıntı ---
App Store'dan indirin Google Play'den alın