• mustafa denizli fatih terim karşılaştırmasını http://www.fatihaltayli.com.tr sitesinde aşağıdaki gibi yorumlamıştır:

    --- alinti ---
    birbiriyle karşılaştırılması son derece güç iki teknik adam. ikisinin farklı kişiliklerini öne çıkarmak gerek. denizli terim'in ayrıldığı sene galatasaray'a geldi ve kısa bir futbolculuk hayatından sonra derwal'in yardımcısı oldu. terim ise futbolu bıraktıktan sonra kısa bir süre ticaretle uğraştı ancak futbola geri döndü. denizli, derwall gibi bir büyük ismin yanında
    futbolu öğretmeyi öğrenirken, fatih terim aynı işi piontek'in yanında yaptı.
    şurası bir gerçek ki türk futbolunun avrupa kompleksini üzerinden atmasındaki öncü isim mustafa denizli'dir. fatih terim ise o açılan yolda daha yukarılara ulaşmayı başarmıştır. ikisini de yakından tanıyan bir isim olarak söyleyebilirim ki, üslup ve kişiliklerindeki farklılık başarılarındaki benzerliğin çok çok ötesindedir.
    fatih terim kariyer olarak daha başarılı gibi görünse de, denizli yol açıcı olarak daha öndedir.
    terim'deki ego denizli'de yoktur.
    denizli futbolu eğlenerek oynar ve oynatır, terim'de ise eğlence ön planda değildir.

    ben bir kulüp yöneticisi olsam teknik direktör olarak mustafa denizli ile çalışmayı tercih ederim. çünkü fatih terim denizli'ye oranla çok zor bir adamdır. ama tartışmasız her ikisi de türk futbolunun en büyük iki teknik direktörüdür.
    --- alinti ---
  • son günlerdeki galatasaray yorumları ile dikkat çeken galatasaraylı abimizdir.
    arda kaptanımız hakkındaki yazısı;

    --- alinti ---
    21 yaşında kaptan olunur muymuş!
    olunur.
    21 yaşında kaptan olursan, 25 yaşında süper kaptan, 30 yaşında efsane kaptan olursun. olamazsan zaten olamazsın. hemen elinden alırlar. eğer galatasaray, arda'dan bir efsane yaratmak istiyorsa, 21 yaşında kaptanlık vererek çok doğru bir iş yapmıştır.
    ...
    arda kendi bacağından asılacaktır, kimse merak etmesin.
    ya efsane olur, ya genç yaşta biter.
    efsane olması için bütün imkânlara sahiptir.
    bitmekse sadece kendi elindedir ve şansını bu yönde kullanmayacağından eminim.
    --- alinti ---

    yazının tamamı için
    http://www.haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=2861
  • --- alıntı ---

    ''biraz tatil yapalım dedik, galatasaray sayesinde burnumuzdan geldi.
    uefa ön eleme maçında kendi kendime sinirlenmenin dışında, gittiğim her yerde tanıyanlar soruyor, “ne olacak bu galatasaray’ın hali” diye.
    bir kere daha yazayım da, artık bu sıkıcı soruya yanıt vermek zorunda kalmayayım.
    hemen söyleyeyim.
    galatasaray’ın hali hiç iyi değil. hatta rezalet ve yakın dönemde iyi olacağı falan da yok. çünkü bir kulübün hali, yönetiminin haliyle müsemmadır.
    bugün galatasaray’da, değil galatasaray çapında bir kulübü, yeşildirekspor’u bile yönetemeyecek bir yönetim var.
    daha doğrusu yönetim bile yok. başkan polat bütün otoritesini kaybetmiş durumda. ne yönetimde, ne takım içinde hiçbir saygınlığı yok.
    yönetim içinde tam bir hizipleşme yaşanıyor.
    bir yanda yiğit şardan iplerin büyük bölümünü elinde tutuyor.
    diğer yanda cemal özgörkey, şardan’a ve polat’a isyan bayrağını açmış, alternatif bir yönetim oluşturmuş durumda.
    rahmetli canaydın’ın miras bıraktığı mehmet helvacı, başka bir klik oluşturmuş.
    takımda tam bir başıbozukluk hâkim.
    futbolcular otobüsten inip taraftarla kavga ediyor, otobüste lafı geçecek bir yönetici yok. 20 yaşındaki delikanlılar allah’a emanet.
    başkan futbolcuları aleyhine konuşuyor, futbolcular sağda solda başkan hakkında dedikodu yapıyor.
    kimsenin kimseye saygısı kalmamış.
    yeni stadın gelirlerinin büyük bölümü kasaya inmiş ama harcanmış bile.
    ciddi kaynaklar yaratılmış ama aynı kaynaklar ciddiyetsiz bir biçimde har vurup harman savrulmuş.
    bu havayla bu galatasaray’dan hiçbir halt olmaz.
    geçen sezonu bile ararız.
    haberiniz olsun.''

    fatih altaylı

    http://www.haberturk.com/...-say-ha-melih-gokcek

    --- alıntı ---
  • --- alıntı ---

    ''galatasaray yönetiminden sevgili dostum profesör mehmet helvacı, önceki gün kanaltürk’e bağlanıp benim için, “kısa bir süre ikinci başkanlık yaptı, eğer onu kastediyorsanız” gibisinden bir şeyler söylemiş.

    duyunca üzüldüm.
    mehmet adına üzüldüm.
    doğru, 8 ay ikinci başkanlık yaptım galatasaray’da. sonra nur içinde yatsın, özhan canaydın’a devrettik yönetimi. canaydın’ın iki dönem üst üste
    yaptığı, “gel ikinci başkanlığa devam et” teklifine rağmen.

    çünkü biz bazıları gibi “şan şöhret” için yöneticilik yapmıyoruz. o gün bize ihtiyaç vardı. türkiye 2001 krizindeydi. galatasaray tarihinin en zor günlerindeydi. kasada kuruş yoktu. borçlar ödenemiyordu. takım dağılmak üzereydi. bir de uzan tehlikesi vardı.

    “8 ay yaparım, bir gün fazla yapmam” dedim ve geldim.

    o sene, bugün bir futbolcuya verdikleri paralarla kurduğum takım türkiye şampiyonu oldu.

    şampiyonlar ligi’nde bir üst tura çıktı. çeyrek finali son anda barcelona’dan yediği bir golle kaçırdı.

    yüzmede uzun bir aradan sonra türkiye şampiyonu oldu. basketbolda yarı finale yükseldi. diğerlerini saymıyorum bile.

    borcu da 12 milyon dolara indirdik. vergi borçları için zamanın maliye bakanı sümer oral’la bir protokol hazırladık. ve bıraktım gittim. ama mehmet helvacı da çok iyi bilir ki, benim 8 ay ikinci başkanlığım dışında “hayatım” galatasaray’dı.

    bugün ortalıkta yönetici diye dolananlar kısa pantolonla gezerken, ben de kısa
    pantolonluydum ama galatasaray’daydım.

    önce selahattin beyazıt’ın, sonra ali uras’ın, sonra ali tanrıyar’ın rahle-i tedrisinden geçtik, şimdi yönetici diye gezenler galatasaray’ın adresini bilmezken. florya inşa edilirken biz orada amelelik yaptık. ali uras, “ulan ben burayı kimselere bırakamam ama sana emanet ederim” derdi. hâlâ hayatta sor. yani anlayacağın mehmetcim, doğru kısa bir dönem ikinci başkanlık yaptım. çünkü benim galatasaraylılığım sizler gibi
    “galatasaray’dan almak” değil “galatasaray’a vermek” üzerine kuruludur.

    siz bu güzelim kulübü batırmaya, rezil rüsva etmeye devam edin.

    nasılsa içinden çıkamadığınız hale gelince ben ve benim gibi galatasaraylılar yine gelir, yine kulübü düze çıkarırız. kimse merak etmesin.''

    fatih altaylı

    http://www.htspor.com/...atirin-biz-cikaririz

    --- alıntı ---
  • yazısındaki komisyon iddiaları bölümü şöyledir...

    --- alıntı ---

    futbolcular geliyor, gidiyor. neredeyse kewell bile gidiyordu. niye? bilen yok ama çirkin iddialar var. komisyon iddiaları. getirilen futbolculardan komisyon alındığı için bu trafiğin yaşandığı iddiaları. umarım doğru değildir. bir de bu varsa tam rezalet. yönetim, futbolu adnan sezgin’e bırakarak zaten bir rezalete imza atmış ama kalanı da rezalet.

    --- alıntı ---

    http://www.fatihaltayli.com.tr/....cfm?content_id=6500
  • --- alıntı ---

    ''birkaç yıl önce mustafa denizli’nin can çobanoğlu ile birlikte yaptığı bir spor programına konuk olmuştum.
    bir soru üzerine, “yüz milyonlarca dolar değerinde bir futbol takımı, sadece teknik direktöre emanet edilmeyecek kadar büyük bir değerdir.bir takımda yönetimin etkisi yüzde 30, takımın etkisi yüzde 50, teknik direktörün etkisi yüzde 20’dir” demiştim.
    mustafa hoca da bu sözlerime biraz bozulmuştu haliyle.
    ama gerçekten de böyledir.
    yönetimdir önemli olan.
    mali yapıyı düzgün kurmak, bu mali yapıyla en önemli şey olan iyi bir takım oluşturmak ve bunların başına iyi bir teknik direktör getirmek, yönetimin ilk işi olmakla beraber asla son işi değildir.
    teknik direktör getirildiği an yönetimin takımla işi bitmez.
    teknik direktörü yönlendirmek, beklentileri aktarmak, gerekirse kulübün yatırım, mal varlığı sayılan oyuncuların değerlendirilmesini ve değer kazandırılmasını sağlayacak adımların atılmasını istemek, sorun görülen yerde anlık müdahalelerle teknik direktöre yol göstermek yönetimlerin işidir.
    bu sözlerim asla “soyunma odasına girip takım kurmak gibi” algılanmasın, ama takımın kuruluşunda bile yönetimin mutlaka etkisi vardır, olmalıdır.
    aksi takdirde koskoca bir kulübün, takımın bütün geleceği ve hatta varlığı, yarın öbür gün kulübü bırakıp gidebilecek veya daha iyi bir teklif aldığında kesinlikle gidecek birine bırakılmış olur.
    böyle bir şey, hiçbir modern işletmede kabul görmez.
    galatasaray’da yönetim, rijkaard’ı bu anlamda yalnız bırakmış, önünü açmamış, yol göstermemiştir.
    bu yönetimin temel hatasıdır.
    rijkaard’ın hatalarına gelince.
    dünyanın hiçbir yerinde “sabit bir iskeleti” olmayan bir yapının ayakta durduğu ya da yükseldiği görülmemiştir.
    bakınız efsane olmuş tüm takımların sabit bir kadrosu vardır. bu kadroyla gerekli gereksiz oynanmamıştır.herkesin bir yeri, her yerin bilinen bir yedeği vardır.
    bunu rijkaard’ın galatasaray’ı için söylemek mümkün mü?
    sabit kadro çok yetenekli oyunculardan oluşmasa bile bir alışkanlıkla, herkesin ne yapacağının ve ne yapabileceğinin belli olmasıyla bir istikrar tutturur ve gücü oranında başarılı olur.
    sabit olmayan kadrolar ise savrulur gider.
    iskeleti olmayan bir binanın veya bir adamın ayakta durması mümkün olmadığı gibi bir takım da ayakta duramaz.
    şu veya bu nedenle futbolcular ile teknik direktör arasında sorunlar olur.futbolcular bunu sahaya yansıtırlar.galatasaray yönetimi, bu sorunların ortadan kalkmasında da aktif rol üstlenmemiş, genç adamlar ile farklı bir kültürün adamı olan rijkaard’ı baş başa bırakmıştır.
    galatasaray’ın başarısızlığının temelinde bunlar vardır.
    şimdi herkes, “bu hafta oynanacak derbi ne olacak?” diye soruyor.
    bilemem.
    yeneriz de yenilebiliriz de.
    ama yensek ne değişir.
    adnan polat ve saz arkadaşları tarafından yönetildiği sürece, yönetime bir miktar yoğurt da eklesen bu kulüpten “cacık” olmaz.

    not: sakın ola ki, bir olağanüstü kongre istediğim zannedilmesin. galatasaray’a bu yakışmaz. bir olağanüstü kongre sonrası yönetime gelen ve takımı şampiyon yapan bir ekibin parçası olmama rağmen olağanüstü kongrelerin galatasaray geleneğine yakışmadığını düşünüyorum.''

    http://www.haberturk.com/...latasaraydan-ne-olur

    --- alıntı ---
  • --- alıntı ---

    galatasaray, tarihinin en büyük aczini yaşıyor.

    bir taraftarı, bir üyesi, eski bir yöneticisi olarak utançla izliyorum düşürüldüğümüz komik ve hatta trajik durumu.

    önce hikmet karaman’a haber salıyorlar “gel” diye. o, eş dostu arayıp, “manisa’dan tazminatsız nasıl ayrılırım” diye çareler aramaya başlıyor.

    hikmet hoca gaza gelmişken, galatasaray yönetimi hakan’ı gündeme getiriyor hagi ile birlikte.

    hakan “tamam” diyor. hagi de.

    bu arada fatih terim’le konuşuyorlar.

    terim, yıllar önce bize söylediğini tekrarlıyor. “kovun rijkaard’ı konuşalım” diyor, söylenenler doğruysa tabii.

    yönetim, rijkaard’ı kovuyor. terim’e gidiyor. terim kabul etmiyor. akıllı adam. “derbi öncesi leş gibi takımı alır mı” diye düşünüyorum. terim’in yönetimden çok daha zeki olduğunu, kendisini rezil etmeyeceğini biliyorum.

    yönetim tam bir acz içinde.

    bu arada bir galatasaraylı eski yönetici dostum aradı.

    anlattıkları tam facia. anlaşılan o ki, terim; polat ve saz arkadaşlarından “intikam” almış.

    çünkü 2 yıl önce terim de polat’tan bir kazık yemiş.

    yönetimden iki kişi, terim’e gitmiş 2 yıl önce. teknik direktörlük için teklif yapmışlar. konuşuyorlar.

    o sırada terim’in telefonu çalıyor.

    arayan bir gazetenin spor müdürü. galatasaray’ın rijkaard’la anlaştığını haber veriyor.

    terim dönüyor galatasaraylı yöneticilere, “siz benimle dalga mı geçiyorsunuz. rijkaard’la anlaşmışsınız” deyip ikisini de evden kovuyor.

    eski yönetici dostum, ki galatasaraylılar onu çok sever, “terim’in intikamı. herkesi kırdılar. herkes intikam alıyor” diyor.

    ben onu bunu bilmiyorum.

    olanın galatasaray’a olduğunu biliyorum.

    “normal şartlarda adnan polat’ın dün, hadi olmadı bugün istifa etmesi gerekirdi” diye düşünüyorum.

    ama her ne hikmetse etmiyor.

    vardır elbet onu koltuğa bağlayan, bu rezilliği sineye çekmeye iten bir neden.

    asıl o nedeni merak ediyorum.

    http://www.htspor.com/...-terimin-intikami-mi

    --- alıntı ---
  • --- alıntı ---

    polat ve yönetimi, galatasaray’ı ve galatasaray camiasını “utanç uçurumunun” dibine doğru sürüklerken camianın sessizliği ve ilgisizliği inanılmaz düzeyde.
    galatasaray’ın başkanlık koltuğuna “hasbelkader” oturmuş olan polat, koskoca galatasaray kulübü ile “yakın dostu” adnan sezgin arasında bir seçim yapması gerektiği zaman inanılmaz bir kararla “sezgin” diyebiliyor.
    kulüp batsın, yok olsun, rezil olsun, hatta kendisi de rezil rüsva olsun ama adnan sezgin “yanında” kalsın.
    polat, sezgin’i bu kadar seviyorsa alsın polat holding’e iş versin, alsın evine beslesin.
    ama galatasaray’ın onurunu, kimliğini, ne olduğu, ne idüğü bizim açımızdan belirsiz bir kişinin ayaklarının altına halı yapmasın.
    camiaya gelince!
    birkaç gün önce de yazdım, “galatasaray geleneğinde olağanüstü kongre yoktur” diye.
    ama galatasaray tarihinde böyle “utanmazlık” da yoktur.
    bir yönetim bu kadar pespaye bir hale geliyorsa, bir yönetim galatasaray’a üç yılda utançtan başka hiçbir şey kazandırmıyorsa o yönetim istifa eder.
    “kusura bakmayın, beceremedik” der ve gider.
    bunda da hiçbir ayıp yoktur.
    iyi niyetle başlarsınız, yapamazsanız çeker gidersiniz.
    ama böyle bir durumda çekip gitmiyorsanız “niyetinizden” de şüphe eder herkes.
    böyle bir durumda dahi istifa etmeyi düşünmüyorsanız, bugüne kadar hakkınızda çıkarılan tüm dedikoduların gerçek olduğuna dair inancı kuvvetlendirmekten başka bir kazancınız olmaz.
    yok eğer başka kazançlarınız oluyor ise o başka elbette.
    polat ve saz arkadaşları bir an önce çekip gitmelidir.
    nasıl olsa bulunur kurtaracak bahtı karartılmış kulübü.

    --- alıntı ---

    http://www.haberturk.com/...aray-iki-adnana-feda
  • --- alıntı ---

    trabzonspor-galatasaray maçının 70. dakikasıydı herhalde.
    maçı birlikte izlediğim galatasaraylı arkadaşlarıma şöyle dedim: "bu maçta gol falan olmaz gibi duruyor. berabere kalacağımıza bari yenilelim de trabzon'un önünü kesmiş olmayalım. bu sene şampiyonluğu hak eder gibi oynuyorlar. bizden de bir halt olacağı yok."
    servet de benim gibi düşünmüş olmalı ki, trabzon'a bir gol ikram etti. maç orada bitti gitti.
    galatasaray'ın bu yılki kötü görüntüsü arasında kaynayan bir "gerçeğe" biraz dikkat çekmek istiyorum.
    her maçta olduğu gibi, bu maçta da hakem, galatasaray'ı ince ince doğradı.
    olmadık şeyler oldu, yan hakeme rağmen, pozisyonu görme ihtimali olmayan hakemin ofsaytına tanık olduk.
    trabzonlu oyunculara gösterilmeyen kartlar falan da cabası.
    bunlar bu maça has şeyler değil, onu söylemek istiyorum asıl.
    oğuz sarvan'ın merkez hakem komitesi bu yıl da galatasaray'ın üzerine oynuyor.
    sezon başından beri galatasaray maçlarına bakın, göreceksiniz.
    en önemli gösterge şu:
    galatasaray'ın kendi sahasında oynadığı maçlara hep en üst düzey hakemler veriliyor.
    bunun anlamı, "ben size saha avantajınızı kullandırtmam" demek. çünkü bu hakemler, baskı altında kalmayan, kariyerini yukarı taşımak isteyen, olgun hakemler.
    elbette ki, maçı iyi hakemin yönetmesinde bir sakınca yok ama kendi sahanda iyi hakemle oynayıp rakip sahada vasat ve altı hakemle oynadığın zaman iş zor.
    bunda da bir mahzur yok ama herkese böyle davranılması halinde yok. yok eğer bu sadece galatasaray'a ve mhk'nın şampiyon yapmak istemediği takıma özgü bir durum olursa o zaman ortaya ciddi bir haksızlık çıkıyor.
    galatasaray yönetimi bu konunun farkında mı bilmiyorum.
    farkında değillerse, büyük ihtimalle riva'nın satışına ve statla ilgili ihalelere fazla odaklandıkları için gözlerinin başka bir şey görmemesinden olabilir.

    fatih altaylı

    http://www.haberturk.com/...yecek-tek-soz-kalmis

    --- alıntı ---
  • --- alıntı ---

    ''galatasaray, benim bildiğim tarihinin yani son 45 yılın en berbat dönemini yaşıyor.
    dün spor müdürümüz halil özer, ki 20 yıldır galatasaray muhabirliği yapar, bu konuda müthiş bir analiz kaleme aldı.
    facia bir yönetim. her biri kendi egosunu şişirmekle meşgul, hiçbir halta yaramaz, galatasaray camiasının bile tanımadığı, bilmediği yöneticiler.
    çaresiz, beceriksiz bir başkan.
    “her şeyi yaptık, daha ne yapalım” lafları. para harcamayı her şeyi yapmak zanneden bir düzey.
    ve koltuğa yapışıp kalmış, ne kadar zavallı hale düştüğünü bile göremeyen bir başkan, adnan polat.
    galatasaraylılar isyanda.
    herkes başkanın onurlu bir hareket yapıp istifa etmesini bekliyor ama istifa etmediği gibi, hataların hepsinde var olan adnan sezgin’i de bir yere bırakmıyor.
    tabii hal böyle olunca bütün dedikodular da “daha bir inanılır” hale geliyor.
    sezgin ile polat arasında “ne olduğu belirsiz karanlık ilişki” iddiaları.
    stat gelirlerinden, riva satışından “komisyon” iddiaları.
    hepsi ama hepsi.
    dün eski bir galatasaraylı yönetici, “vallahi iddialara hiç inanmıyordum ama 4 yılda 700 milyon dolar harcadıklarını öğrendim. inanamadım. bunun yüzde 5’i 35 milyon dolar eder. her şey olmuş olabilir” diyordu.
    adnan polat’ın bütün bunları duymuyor olması mümkün değil.
    ama hâlâ istifa etmiyor.''

    fatih altaylı

    http://www.htspor.com/...neden-istifa-etmiyor

    --- alıntı ---
  • --- alıntı ---

    zorunlu açıklama: fatih altaylı

    sayın fatih altaylı’nın 24 kasım 2010 tarihinde habertürk tv’de yayınlanan “hayatın içinden” programında yer alan söylem ve iddialarının tümü gerçek dışı ve kurgu olup, gerçekleri yansıtmamaktadır.

    kendisine daha önceki asılsız iddiaları ile ilgili olarak elindeki belgeleri ortaya koyması hususunda davette bulunulmuş, ancak yanıt alınamamıştır.

    sayın fatih altaylı, belge ve bilgiye dayanmayan söylemlerini sorumsuzca sürdürmektedir.

    camiamızın ve tüm kamuoyunun bilgilerine sunulur.

    galatasaray spor kulübü yönetim kurulu

    --- alıntı ---

    http://www.galatasaray.org/kulup/haber/8538.php
  • tutarsızdır. aşağıda 14 yıl önceki ve son tt arena olaylarından sonra 2011 de yazdığı yazı var. okumanızı şiddetle öneririm.

    --- alıntı ---

    14 yıl önceki altaylı, bugünkü altaylı…

    öncelikle fatih altaylı‘nın iki yazısını alt alta koyuyorum. lütfen sonuna kadar okuyun.

    işte ilk yazi

    beşiktaş ile trabzonspor arasında oynanan başbakanlık kupası maçını hatırlıyorsunuz.
    hani otuz bin taraftarın, erbakan’ı “türkiye laiktir, laik kalacak” sloganlarıyla karşıladığı maç.
    o maçın show tv haber’de yayınlanan görüntülerini izlediniz mi?
    show haber, maç sırasında şeref tribinüne giren erbakan’ın, taraftarların “türkiye laiktir, laik kalacak” tezahüratı karşısında takındığı tavrı gösterirken, inanılmaz bir şey oldu.
    beşiktaş‘ın başkanı süleyman seba, laiklik sloganı atan taraftarlara doğru ayağa kalktı ve sinirli bir yüz ifadesiyle el, kol hareketleri yaparak, taraftarları susturmaya çalıştı.
    ayıp, ayıp, bin kere ayıp.
    taraftarlar, türkiye cumhuriyeti anayasası’nın birinci maddesini, gönülden bağırıyorlar, süleyman seba onları susturmaya çalışıyor.
    tam bir rezalet.
    seba’nın tavrını görseniz, sanki taraftar sövüyor, ya da pkk’yı övüyor zannedersiniz. o kadar sinirli.
    ne o; taraftar “türkiye laiktir, laik kalacak” diye bağırıyor.
    üstelik de o seba, o laik cumhuriyetin bir memuru.
    herhalde ortada bir ayıp olduğunu düşünüyor.
    ne bekliyor acaba seba, taraftarın “yaşasın şeriat devleti” diye bağırmasını mı?
    ya da niye gocunuyor bu tezahürattan?
    sevgili başbakanın alınacağını mı düşünüyor?
    anayasamızın birinci maddesinden gocunan bir başbakan varsa ortada, gocunursa gocunsun diyemiyor.
    eyyamcının önde gideni olduğunu kanıtlıyor.
    o görüntüleri show tv’den istesin ve izlesin.
    sonra da devlet memurluğundan hemen istifa etsin.

    ****

    bu da ikinci yazi

    galatasaray’a gerçekten bir haller oldu.
    giderek kendinden, kendi ananesinden, kendi terbiyesinden uzaklaşmaya başladı.
    dün ali sami yen telekom arena’nın açılışında olan bitenler tüm galatasaraylılar için utandırıcı bir olaydır.
    bir başbakan, fikirlerine katılırsınız, katılmazsınız, tarzını seversiniz, sevmezsiniz kimse karışamaz. sizin stadınızın açılışına gelmiş, konuğunuz, üstelik de açılışını yaptığınız stadın yapımında başından sonuna destek olmuş, organize etmiş, zorlamış hatta bu yüzden tepki toplamış, siz o başbakan’ı yuhalayamazsınız.
    eğer yuhalayacak kadar kendinize, kulübünüze uzak buluyorsanız toplarsınız genel kurulunuzu ve dersiniz ki, “biz o stada gitmiyoruz. biz onun yaptırdığı stadı istemiyoruz ve orada maç yapmayacağız” galatasaray’a hediye edilen bu stadı reddedersiniz.
    açılışına gitmek bir yana, açılışını yapmazsınız bile.
    sonra da ali sami yen’i zaten iade etmiş olduğunuz için gidersiniz kartal da mı, güngören de mi neredeyse maçlarınızı oynarsınız.
    ama başbakan’ı orada yuhalayamazsınız bu biiiiir!
    ikincisine gelince.
    yahu bu bırakın galatasaray’ı, türklüğün ananesinde yoktur konuğa hakaret etmek.
    insanın evine kanlısı gelse dokunmaz, tek kelime etmez, sokakta vuracağı adam evine gelince biraz adam gibi adam olan ona dokunmaz, hakaret etmez. hürmete layık değilse bile hürmet gösterir konukluğun hatırına.
    galatasaray taraftarının yaptığı büyük ayıptır.
    hem de en büyüğünden.
    ve bir şey söyleyeyim mi, başbakan bunu ödetir galatasaray’a.
    o stadın ne yan yolları yapılır, ne başka bir şeyi bundan sonra.
    doğru mu yapar!
    bence doğru yapar.
    siz siyasetle sporu, siyasetle konukseverliği birbirine soktunuz mu, o da sokuverir.
    bu hakkı da ona siz vermiş olursunuz.
    anladınız mı!

    --- alıntı ---

    edit: yazıyı alıntı içine almama rağmen ben yazmışım gibi bir durum olmuş.gelen mesajlar o yönde en azından * yazının alındığı link http://www.ataryemez.com/...yli-bugunku-altayli/