• 1141
    birey olarak ne fenerbahçe taraftarından farkı vardır, ne beşiktaş taraftarından. 2010 yılında - ve korkarım bundan sonrasında da - kulüp bazında da farkın olmadığı gibi. farklar varsa, bireylerin oluşturduğu farklar vardır. sözgelimi beşiktaş taraftarı daha iyi organize olmuştur, o tribünün karar vericileri daha doğru insanlardan oluşmuştur, beşiktaş taraftarı daha fazla doğru ve daha az yanlış yapar. yarın öbür gün bu değişir, tersi olur, bu yine geniş kitleler bazında değerlendirilir, yine yanlış olur. ve taraf olanlar, bunu taraf olmanın gerekliliği zannederek hep kendini ait hissettiği grubun doğrularını öne çıkarır, rakibinin yanlışlarını. daha kötüsü, kendi grubunu az çok bu doğrulardan ibaret sayar, rakibini yanlışlarından. daha da kötüsü, bu rekabet öyle bir boyuta gelmiş ve klasik anlamda rekabet olmaktan öylesine uzaklaşmıştır ki rakip kelimesi artık yerini düşmana bırakır. ve en kötüsü, öyle bir futbol ortamının içindeyiz ki bunların hepsi farkında olmadan yapılır.

    açalım.

    u17 derbisinde yaşanan olaylardan dolayı iki kelimeyi bir araya getiremeyecek ruh hâlindeyim. hâlen de başım ağrıyor. ama deneyeyim.

    önce fenerbahçe taraftarı hakkındaki yargılarımızı düşünelim. hep beraber oluşturduğumuz, hep beraber kendi kendimizi birbirimize doldurttuğumuz, en sonunda da kendi cahilliğimizden, kendi değerlendirme eksikliklerimizden kaynaklanan bu düşüncelerin genel geçer doğrular olduğuna inanarak tartışılmaz gerçek sandığımız yargılarımızı. bugün olanlar florya'da değil de dereağzı'nda olsaydı kimse şaşırmayacaktı, değil mi? ben burada yazılacakları biliyorum. ötesine gideyim, kendi düşüneceklerimi biliyorum o sinirle: "fenerbahçe taraftarı böyle hayvan, bu fenerbahçe böyle iğrenç bir kulüp, sosyologlar görev başına..." ve çok daha fazlası. biliyorum çünkü ben de aynılarını çok düşündüm.

    şimdi dönelim gerçeğe. bu olay florya'da oldu. aa nasıl olur? hepimiz şaşırdık değil mi? ama oldu. üstelik olabilecek en iğrenç şeylerden biri oldu. akla hayale gelmeyecek bir şey oldu. oldu. koca koca adamlar, üzerlerinde fenerbahçe forması olduğu için 15-16 yaşında çocuklara saldırdılar. dövdüler. yumruk salladılar. tekme attılar. itirazlar gelecektir şimdi bir kısmımızdan; "üzerlerinde fenerbahçe forması olduğu için değil, tahrik ettiler." hayır efendim, direkt olarak fenerbahçe forması giydikleri için saldırdılar. ortada bir tahrik olsa bile davranış sahiplerinin birer çocuk olması durumunu geçtim, bu olayı gerçekleştirenlerin aynı davranışları galatasaraylı oyuncular yaptığında "helal olsun aslanıma" diyen insanlar olduklarını tahmin edebiliriz. bu olayı gerçekleştirenler dediğim fiilen olmasa da fikren biz, hepimiziz. galatasaraylılar olarak değil, türkiye'deki futbol meraklılarının çoğunluğu olarak. galatasaraylısı, fenerbahçelisi, beşiktaşlısı, bursasporlu, varsa öyle bir takım adıyamansporlusuyla.

    (sonradan eklenmiş özeleştiri: anladığım kadarıyla fenerbahçeli futbolculara taraftarın bir darbesi olmamış. olayın büyümesiyle, futbolcular kendi aralarında kavga etmiş. bu nedenle, eğer durum buysa bu bölüm için özür diliyorum. tribünün sahaya inmesini ise ne bir tahrik ne de başka bir şey meşrulaştırabilir. ancak futbolculara küfür ettiği ve fiziki müdahelede bulunduğu söylenen fenerbahçe antrenörü de, eğer durum buysa cezaların kesinlikle dışında tutulmalıdır. buna ek olarak, sahaya inen taraftarların ikisine yönelik linç politikasının da bu olaydan daha mide bulandırıcı olduğunu söylemeliyim. suçları kesinleşmemiş kişileri ad ve soyadlarıyla ifşa etmek çirkin bir davranış olduğu gibi, çoğunluğu uygun şartlar oluştuğunda daha küçük yaşlardaki karşı takım taraftarı yahut futbolcusuna saldırabilecek insanlardan oluşan bir kitlenin telefondan adrese, tehdit ve tacize uzanan çirkin eylemlerinin de yolunu açmıştır. türkiye'de insan örgütlemenin en kolay yolu olan lincin her daim karşısındayız, karşısında olmalıyız.)

    yalan mı? biz kimiz, galatasaray kim? gündüz kılıç'ın, metin oktay'ın, turgay şeren'in, coşkun özarı'nın takımı. üstelik bizzat onların da değil, peygamberleştirdiğimiz siluetlerinin takımı. fenerbahçe kim peki? luganoların, emrelerin, bilicaların, volkanların takımı, öyle değil mi? zaman içinde değişir bu isimler. serhat akınların, fatih akyellerin, ceyhunların takımı olur. hatta bunları da abartırız. kendi takımımızda olsa çok seveceğimiz mesela bir tuncay'ı, hatta alex'i yaptıkları yanlış birkaç hareketten yola çıkarak futbolun en çirkin simaları addederiz. ailelerimizin bir bireyiymişçesine sevdiğimiz hagileri, bülent korkmazları denk gelip de fenerbahçe forması giyseler bu klasmana sokacağımız gibi. yani bugün ortalama bir fenerbahçelinin yaptığı gibi. emre belözoğlu'nu bizdeyken evlat olarak görüp, fenerbahçe'ye gidince "katil" dahil her şeyi söyleyebildiğimiz gibi, bazılarımız için. sorun emre değil, emre gerçekten de şu futbol aleminin en çirkin insanı belki. sorun bizim bakış açımız.

    ben sıkılalı bu işten, biraz zaman oldu. o günden beri beni eskisi gibi heyecanlandırmıyor hayatımın geride kalanında en önemli sandığım şey. heyecanlandırıyor, ama eski şekliyle değil. ama futbolu seviyorum. aslında futboldan çok daha fazla galatasaray'ı seviyorum. bugün arayıp da bulamadığım galatasaray'ı ama. sığınacak liman da buldum aslında. fırsat oldukça gidip a2 takım'ı izledim, denk getirebilirsem daha alt yaş gruplarını. takip ettim sürekli. karınca kararınca elimden ne kadar geliyorsa destek olmaya çalıştım farklı şekillerde. galatasaray futbol akademisi'nin hakikaten çok güzel insanlardan oluştuğunu olduğunu gördüm. mutlu da oldum bu sayede, kalbimdeki boşluğu doldurmuş oldum bir yerde. idari personeliyle, hocalarıyla, az sayıda da olsa tanıdığım futbolcusuyla sevdim bu oluşumu. sonra bugün birileri geldi tribün şiddetini buraya da bulaştırdı. zaten bir tek leylek kalmıştı. bu çocuklar hiç mi kavga etmedi? etti tabii. derbi maçlarda hep bir gerginlik oldu. doğaldı, hangimiz mahallede maç yaparken hiç kavga etmedik? ki bu çocukların üzerlerindeki stres düşündüğümüzden de fazla. aile baskısı, arkadaşların yaklaşımı, kendi iç hesaplaşmaları. senelerce süren bir üniversiteye giriş süreci sanki. “a takım'a çıkacak mıyım, yoksa çıkamıyor muyum, okulu da boşladık çıkamazsam kimbilir ne yaparım...” bu şartlarda çok kavga etti onlar önem dozu yüksek maçlarda. ama sonra hepsi birbirlerinin ellerinden de tuttu, kolkola da girdi, yenilen tebrik kazanan teselli etmesini de bildi. ama biz işte tahrik oluruz. biz böyleyiz, tahrik etmesinler bizi. en galatasaraylı biziz çünkü, en taraftar biziz. sarı lacivert çiçeğe bile tahammül edemeyiz. bir avuç futbol faşisti demiyorum çünkü çoğumuz böyleyiz. evet, bu florya'da oldu ve galatasaraylılar tarafından yapıldı. şimdi bir düşünün çevrenizi, bugünkü hikâyenin kahramanı olabilecek kaç insan var? konduramıyorsanız şöyle düşünün, etrafınızdaki insanlardan kaçı bugün sahaya girenler arasında olsaydı şaşırmazdınız? bir sayın. ben saydım, çok çıktı. çok sevdiğim insanlar da çıktı aralarında. düşündüm, şaşırmazdım. şaşırmadım. diyorum ya çok iyi niyetli, çok hoş sohbet, çok sevdiğimiz insanlar da yapabilir bunu. olabilir. zaten gördüklerimiz bu normal ruh hâlinin getirdiği bir tavır değil. peki biz ne sıklıkta normal ruh hâlini terk ederiz? benim cevabım tedirgin edici.

    hiçbir sorun kendi kendine oluşmaz. bu kadar geniş halk kitlelerini içine alacak bir sorun, hiç oluşmaz. medya dediğimiz aracı türkiye'de elinde bulunduranlar, bana göre her şeyi yapacak güce sahip. bugün türkiye'de en sevilen insanın hain, en nefret edilenin kahraman sınıfına sokulabileceğinden zerre şüphem yok. pekâlâ yapılabilir, üstelik çok kısa bir sürede. bizi bu nefretle dolduran, bu gücün sahipleri işte. biz birbirimize düştük ki daha çok gazete alalım, ekranlara çıkardıkları gerizekâlıları daha çok izleyelim. biz birbirimize düştük ki onlar cebini daha da çok doldursun, daha da fazla kazansın. sadece onlar mı? futbol aleminin bizzat içindekiler masum mu? onlar konuştu, biz kırdık birbirimizi. onlar kendi aralarında hesaplarını yaptı, düşürdüler bize bizi. onların arasından su sızmadı, bize bunu göstermediler, biz bilmeden öldürdük kendi kendimizi. ve ötekileştirerek, nefret ederek büyüttüğümüz sevgimiz hep onlara yaradı. biz bilet aldık, biz lisanslı ürün giydik, biz kredi kartımızı, telefon hattımızı, internet paketimizi, sigortamızı, suyumuzu, bokumuzu püsürümüzü buna göre ayarladık, onlar kazandıkça kazandı. biz takımımıza destek olduk, takımımız bize layık olamadı. biz de insanlığın birikimine layık olamadık ama kabahatin çoğu bizde değildi. savaşan insan öldürür, savaş üreten politikalar kitleleri. bizim içimize bu zehri onlar saldı. medya patronları saldı, mafya babaları saldı, kulüp başkanları saldı. ali şenler, ergun gürsoylar, sinan enginler saldı. bu işten rantı olan kim varsa o saldı.

    ve şimdi de timsah gözyaşları döküyor yine onlar. çıkıyorlar televizyonlara, futbolda şiddeti çözmeye çalışıyorlar yaratan kendileri değilmiş gibi. kınıyorlar fenerbahçeli küçük kardeşlerimize kalkan elleri, o elleri harekete geçiren kendileri değilmiş gibi. ve bunu yaparken dahi şiddeti körüklemeye, ceplerini doldurmaya devam ediyorlar. sonra bizzat biz, onların kandırdıkları, bu şiddetin tarafları, kalkan eller karşı yönden geldikçe yine farkında olmadan ellerimizi avuşturuyoruz. koz çıkıyor bizlere. bugün aziz yıldırım'ı seven, takdir eden insanlar, şiddet üreten politikalara gıkını çıkarmayan, düşünce üretme güçleri çoktan ele geçirilmiş insanlar, aslında o elin kalkmasında, o tekmenin yükselmesinde hiç sorumluluğu yokmuşçasına yükseltiyorlar seslerini. en çok onlar duyuluyor. yaşananlara insan olabilip de insan penceresinden bakanlar kendi yağlarında kavruluyorlar. en başta dedim ya, tersi olsa bunu da biz yapacaktık.

    ezcümle, ilk taşı günahsız olan atsın demeye kalksak onu bile diyemeyeceğiz. kim günahsız bu alemde, ben bilmiyorum.

    ve çok sıkıldım. çok kötü sıkıldım.