• 40762
    bu yazıya pek sevgili abdullah kavukçu beyfendinin beşyüz milyon avroluk -dile kolay- söylemiyle başlamak, okuru baştan bir tuzağa davet etmekle birdir demek caizdir. çünkü ikimiz de yani yazan ile okuyan rollerindeki ben ve siz, bu rakamın bir transfer bütçesi olmadığını gayet biliyoruz. zaten mesele tam da budur. bir metin gücünü söylediği şeyden değil, okurun onla kurduğu suç ortaklığında, günah birliğinden alır. tıpkı gecenin bir yarısı çakır kafa olmak için bir rakı şişesiyle kurduğum bağ gibi. inanmak için. sırf inanmak için.

    izin verin lütfen ve küçük bir deney yapalım. abdullah kavukçu'nun o açıklamayı yaptığını okuduğumda yaptığım gibi. oyunuma ortak olun. masum bir oyun. haluk bilginer'in bekir'i gibi... masumiyet'te, durmadan, kendi kendini ele vererek anlatan o adam gibi. ben de size anlatacağım ve anlattıkça ele vereceğim kendimi.

    "bir soruşturma."

    "abdullah kavukçu 500 milyon euro" yazıp soruşturun. karşınıza çıkacak olan şey haber değil, bir gösterge sistemidir: müjde, kefil sıfatları, güvenilir kaynaklar ve hepsinin altında yatan o tatlı sözleşme... yalan söyle, ama bizim duymak istediğimiz yalanı söyle.

    şimdi ben de aynısını yapacağım. gala'nın bir ferdi olarak. ferdi kadıoğlu'nu alacağım. burada okur, evet sen sevgili okur, belki okumayı bırakacaktır, belki durup soracaktır ve belki de hesap soracaktır. hayal satıyorsun diyecektir. hayal ekmek olsa keşke, ekmek alsak. peynir ekmekle kafayı yiyeceğimize o güzelim memleketimizde, hayal yesek. onlara cevap: bir metinde "hayal satıyorsun" cümlesi, varlığı kanıtlanamayan ama yokluğu da kanıtlanamayan bir önermedir. yani mükemmel bir önermedir. (bunu kim söylemişti, belki de ben söyledim) sallai, kurban. jakobs, davinson, nelsson ise üç işaretçi, üç gösterge, gelecek paranın yerini tutan semboller.

    bir arkadaşa bir yazı yazacağımı ve bunun bir arc'ının adını singo koyacağımı söylediğim bir diyalog kurdum. sanırım arkadaş hayaliydi. ve haliyle arkadaşın bir önemi yok. aslında singo'nun adı ve pahası dışında bir x'i(x'in ne olduğunu bulamadım, x bir kelimeydi) de yok. kelime oyunlarını severim, şimdiye kadar zaten anlaşılmıştır bu. bir sır değil. sin-go. günah-devam. böyle.

    35 milyon avro. bu rakamı ben uydurmadım. aşağı yukarı singo'ya verdiğimiz bonservis bu. fakat bu rakamı yine de ben uydurdum. dikkat edin! bu rakamı yazarken hiçbir kulüple görüşmedim, hiçbir menajere danışmadım. rakam bütünüyle benim icadım ve benim icadım değil. çelişkili konuşuyorum ama tam da bu yüzden inandırıcı, çünkü gerçek transfer rakamları hemen her zaman uydurma rakamlara benzer. rakamı satıcı mı belirler yoksa alıcı mı belirler? fiyat, iki taraf arasında bir mutabakatsa ve iki taraf da aynı kişiyse, fiyat sadece bir irade beyanıdır. bu metinde satıcı da benim alıcı da benim. yani uydurduğum tüm rakamlar gerçekliklerine şerh koymakla birlikte bana yani yazana ait. bunu unutma.

    her hikayenin, her metnin, her yazının bir vaadi olur.

    vaat hiçbir zaman ferdi kadıoğlu'nu 35 milyon avroya, yani singo'ya yapılan yatırım kadara almak olmadı. beklenti buyduysa özür dilerim. bir beklenti varsa ki onun adı operasyondur 2026/27 için biraz uzattıktan sonra oraya geliyorum. şimdi. hemen. ama tabii ki kestirmeden değil, uzatarak.

    işte size vaadin senaryosu:
    kurban olarak seçtiğim sallai'yi, sonu ismail olsun, satmak zorundayım. adı ismail olan jakobs'tan ferdo'yu aldığımıza göre çıkmak zorundayım. davinson'dan çıkmak istemesem de çıkmak zorundayım. ve nelsson'dan gelecek üç beş kuruşa kanaat etmek zorundayım. zorunluluklar. araya frankowski'den gelecek kiralama bedeli olan 2750 milyon avroyu denkleme katık etmek zorundayım. belki jelert'ten çıkarsak diye hayal etmek zorundayım. zorunluluklar sayın okur. zorunluluklar.

    denklemin artı kısmını şöyle kurdum: sallai, davinson, jakobs, jelert, nelsson, frankowski.

    denklemin eksi kısmının ilki bildiğiniz gibi ferdi kadıoğlu. ardından ozan kabak geliyor. avrupa'nın dayattığı her türlü kurala rövaşata çekmek için. elimizde de stoper kalmadığı için. ve tabii ki her çakır kafa gala taraftarının hayal ettiği üzere virgil van dijk'ı ekliyorum denkleme. ve tabii ki genç, atletik, süpürücü bir genç sağ bek bakacağız mecburen. zamanının boey'i hesabı. o kimdir bilmiyorum. bir başka x, bir başka değişken denklemde. onu da pina'yı veto edenler düşünsün.

    artısıyla eksisiyle ve kaba bir hesaplamayla denklemi -35 milyon avroya selamünaleyküm oluyoruz. işte vaat burada kendini gerçekliyor.

    kafama hayli yattı. inanın buna. sol bekte tamamen türk bir rotasyon kurdum böylece. tamamen yabancıdan kurduğum sağ bekte atletik beklerle yani singo ve x ile bir asimetri yaratıyoruz. ozan kabak ve apokerim ile iyi bir yerli rotasyonumuz oluyor stoperde. lemina'nın alternatif bekliği, van dijk'ın mentörlüğünde arda ünyay ile rotasyonu tamamlıyoruz. gerçi hala içim rahat değil. bir stoper daha diyor içinde. keşke imkan olsa davinson'dan çıkmasak diyorum.

    ama zorunluluklar sayın okur. zorunluluklar. ve madem gün o gündür: bu yazının başında size bir rakı şişesinden bahsetmiştim, inanmak için kurduğum o bağdan. itiraf edeyim, o şişe de uydurmaydı. ya da değildi. artık ben de bilmiyorum. çünkü satıcı da bendim, alıcı da, içen de, yazan da. şişeyi de ben uydurdum, sizi de. sabah olunca hiçbiri hatırlanmayacak, ferdi de gelmeyecek, van dijk da. ama bu gece geldiler. en güzel transferler, sabaha çıkmayan transferlerdir.

    ama madem her şey açık edildi, bunu da söyleyeyim: bu kurgu üç arc'tan mürekkepti. üç perde. ilkini okudunuz ya da okuduğunuzu sandınız. adı singo'ydu. sin-go. günaha devam. bu aynı zamanda 2025/26 sezonundaki yaptığımız büyük harcamaya göndermeydi. belki anlamamışsınızdır diye, yüce gönüllülük ederek, hayli alçak-gönüllülükle açık edeyim dedim.

    ikinci arc'ın adını çakır koymuştum. orada can uzun'u çekecektim, camavinga'yı çekecektim, masaya olduğu söylenen ama aslında olmayan bir başka parayı koyacaktım.

    üçüncü arc'ın adı victor'du. orada kenan yıldız'ı çekecektim. hadi yine iyisiniz, kankalar buluşmasın mı, demiştim kendi kendime.

    sonra bir final dizecektim. bir ending. her şeyin bağlandığı, kadronun kurulduğu, vaadin gerçekleştiği o son sahne.

    gerçekleştiremeyeceğim.

    şişe bitti çünkü. ve bir arc'ı uydurmak için bir şişe daha lazım, bir gece daha, bir okur daha. belki de yok öyle bir şey. belki de o iki arc da tıpkı bu gece kurduğum kadro gibi hiçbir maça çıkmayacak. en güzel arc'lar, yazılmayan arc'lardır; çünkü yazılan her arc bitebilir, yazılmayan hiçbir arc bitmez. ya da zorunluluklar. zorunluluklar sayın okur.

    tekrar uydurmak üzere.

    iyi geceler.

    ve buonanotte.
App Store'dan indirin Google Play'den alın