3812
türk futbolunda, "üç büyük" dominasyonunun antitezi olarak mucizevi bir reçete gibi sunulan futbol şehri ya da şehir takımı olayını doğru düzgün uygulayan belki de yegane kulüp.
1965 yılı aslında türk futbolu için bir milat. 1959 yılında kurulan ulusal lig sonrası şimdiki kademeli lig usulüne geçilmesi kararı alınmıştır. bunu da teşvik etmek için belirli kriterleri sağlayan mahalli takımların doğrudan ikinci lige kabul edileceği duyurulmuştu. bu da tıpkı trabzonspor gibi, birçok mahalli takımın bir araya gelip kurduğu görece daha eli yüzü düzgün ve organizasyonunu tamamlamış kulüplerin oluşumunun yolunu açmıştı.
dönemin idarecilerinin "yarışma ve rekabet ortamı olur. özellikle gençler kendini buralarda göstermek için çalışır" diyerek uygulamaya soktuğu bir düşünceydi. trabzon halkının mikro-milliyetçi düşünce anlayışı, ve dönemin haberleşme imkanları çok kısıtlı türkiye'sinde bir de konum itibarı ile trabzon'un ayrıca bir nebze daha izole olması bu düşüncenin attığını vurmasını sağlamıştır trabzonspor özelinde.
hele bir de 4 mahalli takımın birleşip 10 senede birinci ligde şampiyonluk kazanması, üç istanbul takımı arasında dönen kupayı şehre getirmesi, yetmezmiş gibi 1975-1981 arası 6 sezonda 5 şampiyonluk gibi akla hayale gelmeyen ve 20 sene sonra ancak tekrarlanabilen bir dominasyon kurması bu düşünceyi daha da köklendirmiştir.
trabzonspor'un altın jenerasyonunu başlangıç döneminde denk getirmesi muhtemelen bu biraz takıntılı özkaynak modelinin doğru bir model olduğu yanılgısını da oluşturmuş olabilir. ancak gerek türkiye'nin, gerekse futbolun geçirdiği değişim silsilesi içinde yetersiz kalması bir noktada kaçınılmazdı.
hem pozitif ayrımcılıkla, hem de istanbul'un avantajıyla galatasaray-fenerbahçe-beşiktaş üçlüsü değişik bir model olarak ortaya çıktı. maddi imkanları şehir takımlarına kıyasla sınırsız, hareket serbestlisi yüksek, sahneye başrol olarak çıkarılan bu takımlarla mücadele edebilmek zor işti. trabzonspor camia olarak, gelen tehlikeyi elbette gördü. diğer üçünün yaptığı şeyleri yapabildiği ölçüde yapmaya çalıştı, ama özünden de tam kopamadı. bu arada kalmışlık da onlara en çok zarar veren şey oldu aslında.
trabzon'da doğan çocukların belli mahalli durakları geçip trabzonspor'a geldiği sistem aslında hem bu kültürü ayakta tutmaya hem de trabzonspor'u bir noktaya kadar beslemeye yeterdi. yapılması gereken takımı ayakta tutacak birkaç sağlam takviyeyle trabzonlu gençleri ligde yarıştırmak ve yeniden bir jenerasyon kovalamaktı.
trabzonspor'a gelmiş geçmiş yöneticiler buna cesaret edemedi. ya da o iradeyi ve dirayeti gösteremedi. diğer üç takımla benzer konumda olmamalarına rağmen onlar gibi davranmaya çalıştılar. ekstra efor sarfetseler de onlar gibi olamadılar. özünü oluşturan şeyleri tamamen bir kenara bırakmadı ama yüzünü başka yerlere dönünce onları da tam randımanlı çalıştıramadı.
trabzonspor ne yaparsa yapsın, kendi elinde olmayan faktörlerden dolayı bir galatasaray, fenerbahçe ya da beşiktaş olamayacaktı. bu gerçeği bir türlü kabullenemediler. eğer trabzonspor daha konservatif bir şekilde rekabet etmeye çalışsaydı, potansiyeli diğer "şehir takımı" diye öne çıkan takımların hepsinden fazla olduğu için daha iyi bir yerde olurdu.
eğer trabzonspor'un başardığını seksenli ya da doksanlı yıllarda bir takım daha başarabilseydi o zaman işte türk futbolu şimdiki çadır tiyatrosundan daha farklı bir şey olurdu...
ikisi de olmadı ve bugün içinde olduğumuz, hepimizin illallah çektiği ama söve söve dahil olduğu sistemin içindeyiz...
1965 yılı aslında türk futbolu için bir milat. 1959 yılında kurulan ulusal lig sonrası şimdiki kademeli lig usulüne geçilmesi kararı alınmıştır. bunu da teşvik etmek için belirli kriterleri sağlayan mahalli takımların doğrudan ikinci lige kabul edileceği duyurulmuştu. bu da tıpkı trabzonspor gibi, birçok mahalli takımın bir araya gelip kurduğu görece daha eli yüzü düzgün ve organizasyonunu tamamlamış kulüplerin oluşumunun yolunu açmıştı.
dönemin idarecilerinin "yarışma ve rekabet ortamı olur. özellikle gençler kendini buralarda göstermek için çalışır" diyerek uygulamaya soktuğu bir düşünceydi. trabzon halkının mikro-milliyetçi düşünce anlayışı, ve dönemin haberleşme imkanları çok kısıtlı türkiye'sinde bir de konum itibarı ile trabzon'un ayrıca bir nebze daha izole olması bu düşüncenin attığını vurmasını sağlamıştır trabzonspor özelinde.
hele bir de 4 mahalli takımın birleşip 10 senede birinci ligde şampiyonluk kazanması, üç istanbul takımı arasında dönen kupayı şehre getirmesi, yetmezmiş gibi 1975-1981 arası 6 sezonda 5 şampiyonluk gibi akla hayale gelmeyen ve 20 sene sonra ancak tekrarlanabilen bir dominasyon kurması bu düşünceyi daha da köklendirmiştir.
trabzonspor'un altın jenerasyonunu başlangıç döneminde denk getirmesi muhtemelen bu biraz takıntılı özkaynak modelinin doğru bir model olduğu yanılgısını da oluşturmuş olabilir. ancak gerek türkiye'nin, gerekse futbolun geçirdiği değişim silsilesi içinde yetersiz kalması bir noktada kaçınılmazdı.
hem pozitif ayrımcılıkla, hem de istanbul'un avantajıyla galatasaray-fenerbahçe-beşiktaş üçlüsü değişik bir model olarak ortaya çıktı. maddi imkanları şehir takımlarına kıyasla sınırsız, hareket serbestlisi yüksek, sahneye başrol olarak çıkarılan bu takımlarla mücadele edebilmek zor işti. trabzonspor camia olarak, gelen tehlikeyi elbette gördü. diğer üçünün yaptığı şeyleri yapabildiği ölçüde yapmaya çalıştı, ama özünden de tam kopamadı. bu arada kalmışlık da onlara en çok zarar veren şey oldu aslında.
trabzon'da doğan çocukların belli mahalli durakları geçip trabzonspor'a geldiği sistem aslında hem bu kültürü ayakta tutmaya hem de trabzonspor'u bir noktaya kadar beslemeye yeterdi. yapılması gereken takımı ayakta tutacak birkaç sağlam takviyeyle trabzonlu gençleri ligde yarıştırmak ve yeniden bir jenerasyon kovalamaktı.
trabzonspor'a gelmiş geçmiş yöneticiler buna cesaret edemedi. ya da o iradeyi ve dirayeti gösteremedi. diğer üç takımla benzer konumda olmamalarına rağmen onlar gibi davranmaya çalıştılar. ekstra efor sarfetseler de onlar gibi olamadılar. özünü oluşturan şeyleri tamamen bir kenara bırakmadı ama yüzünü başka yerlere dönünce onları da tam randımanlı çalıştıramadı.
trabzonspor ne yaparsa yapsın, kendi elinde olmayan faktörlerden dolayı bir galatasaray, fenerbahçe ya da beşiktaş olamayacaktı. bu gerçeği bir türlü kabullenemediler. eğer trabzonspor daha konservatif bir şekilde rekabet etmeye çalışsaydı, potansiyeli diğer "şehir takımı" diye öne çıkan takımların hepsinden fazla olduğu için daha iyi bir yerde olurdu.
eğer trabzonspor'un başardığını seksenli ya da doksanlı yıllarda bir takım daha başarabilseydi o zaman işte türk futbolu şimdiki çadır tiyatrosundan daha farklı bir şey olurdu...
ikisi de olmadı ve bugün içinde olduğumuz, hepimizin illallah çektiği ama söve söve dahil olduğu sistemin içindeyiz...

