• 264
    10 nisan 2018 gecesi, roma olimpiyat’ı dolduran 70.000 romalı sadece tarihi bir ana tanıklık etmiyor ayrıca gelecek güzel günlerin de heyecanını taşıyordu büyük ihtimalle. o gece barcelona’yı 3-0’la geçen roma’nın kadrosuna bakınca da heyecanlanmamak elde değildi hani. kalede bir kaleciden çok daha ötesi olan alisson, defansta yunan savunma tanrısı edasıyla oynayan manolas, orta sahada birbirini harika şekilde tamamlayan de rossi, strootman, nainggolan; forvette türünün en nadide örneklerinden dzeko, yedek kulübesinde iki -hot prospect for future- cengiz ile pellegrini…

    saha dışında da kadro sağlamdı doğrusu. ya da öyle görünüyordu… italyan asıllı amerikan milyarder pallotta başkanlığındaki kulübün sportif direktörü sevilla’da harikalar yaratan monchi’ydi bir kere ve yukarıda saydığım kadroyu daha da güçlendireceğine kesin gözüyle bakılıyordu. sonra totti vardı yönetimde ki tribünde görünmesi bile başlı başına bir güven kaynağıydı taraftar için, tıpkı inter’deki zanetti ve juventus’taki nedved gibi… teknik direktör koltuğunda ise sassuolo’dan beri üzerine koyarak gelen genç hoca di francesco oturuyordu. vazgeçemediği 4-3-3’ü roma kadrosuna fit oturmuş, hem izlemesi zevkli hem de sonuç elde edebilen bir takım yaratılmasında aslan payını kapmıştı.

    derken o yaz ilginç bir kadro değişimi yaşandı. alisson, nainggolan ve strootman satılırken robin olsen, nzonzi, pastore, kluivert, cristante, coric, santon ve zaniolo transfer edildi. aslında bu transfer dönemi uzun uzun anlatılır ama onun için başka bir yazı gerekir, es geçiyorum.

    yapılan bu transferler kağıt üzerinde çok hoş gözüküyordu ama sahada işler bambaşka aksetti. olsen birkaç maç hariç hiçbir zaman alisson’un yerini dolduramadı, de rossi varken n’zonzi, oyun stiliyle hep kadük kaldı, cristante atalanta’daki skorerliğini hiç sergileyemedi, pastore ve vücudu psg değirmeninden futbolu unutmuş biçimde çıkmıştı, eredivise’den serie a’ya düşen 18’lik kluivert sudan çıkmış balık misaliydi… sonrasında cengiz ve de rossi sakatlandı. acı şekilde avrupa’dan elendiler, kupada fiorentina’dan 7 yediler, ligde geriye düştüler derken di francesco kovuldu. onun kovulmasına şiddetle karşı çıkan monchi kısa süre içinde istifa etti.

    bu başarısızlıkta ihale monchi’ye kaldı. özellikle olsen ve pastore transferleri çokça eleştirildi. hatta olsen transferinde bit yeniği olduğu bile konuşuldu. nainggolan’ı “24 milyon + zaniolo + santon” karşılığında inter’e okutması zaniolo’nun patlamasıyla sonradan süper bir iş gibi gözüktü ama zaniolo kendini gösterene kadar nainggolan’ı çok aradılar ve 2018-2019 sezonu çöpe gitmişti bir kere.

    tüm bunlar yetmez gibi sezon sonuna doğru de rossi’ye -adeta kovarcasına- gelecek sezonun planlamasında düşünülmediği bildirildi. uyduruktan bir basın toplantısıyla taltif edilen kaptan, giderayak yönetimin kararını eleştirse de elden bir şey gelmiyordu. üstelik taraftarın daha çekeceği vardı… bu defa totti’yle yönetim arasında bir kavga çıktı. totti’ye göre yönetim bir defa olsun kendisinin fikrini almıyor, ceo baldini kulübü londra’dan yönetmeye çalışıyor ve başkan pallotta da baldini’nin tarafını tutuyordu. ayrıca totti, takımın başına conte’yi getirmek istediğini hatta anlaşmayı sağladığını ama yönetimin kendisinden gizlice fonseca’yı hocalığa getirdiğini de istifa gerekçesi olarak sunuyordu. de rossi’nin gönderiliş şekline binaen de “artık bu kulüpte biz italyanlara yer yok.” diyen “il capitano” 30 senenin ardından roma’yı terk ediyordu.

    temellerini taa sabatini’nin attığı ve 2013-2014 sezonundan itibaren her sezon ilk 3’te bulunmayı başarmış, çok oyuncu satsa (pjanic, salah, benatia, marquinhos vs.) bile bir şekilde bunların yerini doldurmayı başarmış proje böylece çöktü. artık değişim şarttı. monchi’den boşalan sportif direktörlük rolüne torino’dan petrachi getirildi, yeni teknik direktör ise paulo fonseca oldu. kadro erozyonu kaçınılmazdı; manolas’ı diawara+15 milyon avro karşılığında napoli’ye sattıktan sonra genç sol bekleri luca pellegrini’yi 22 milyon avro karşılığında juve’ye satıp juve’nin sol beki spinazzola’yı 30 milyon avro karşılığında transfer ettiler ki bu meblağlar tamamen ffp’ye ayar çekme amaçlı şişirme sayılardan oluşuyordu. (petrachi’yle juve sportif direktörü paratici’nin kanka olduğunu buraya not düşelim.)

    n’zonzi, marcano, coric, schick, defrel, gerson gibi isimlerin gönderilip kadronun temizlenmesi sağlandı. yukarıda bahsettiğim üzere defansif orta saha rolüne diawara’nın sol beke de spinazzola’nın geldiğinden bahsetmiştim. bunlardan başka fonseca’nın “ayağı düzgün kaleci” ricasıyla pau lopez, manolas’ın yokluğunu doldurması amacıyla manchester’dan smalling-atalanta’dan mancini transfer edildi. ayrıca orta sahaya veretout alınırken mkhitaryan, kalinic ve zappacosta da kiralandılar.

    kısacası kulüp sil baştan yaptı. yaptı yapmasına da ben de dahil kimsenin ümidi yoktu kendilerinden. napoli’de kadroya giremeyen diawara ya da manu’da istenmeyen smalling, mkhitaryan ikilisi mi kurtaracaktı roma’yı? derken bir de elde defansif orta sahaya benzeyen tek oyuncu olan diawara ile sağ bek problemini çözsün diye kiralanan zappacosta gelirayak sakatlandılar ki bu da tüm o ön yargıların üzerine mum dikti.

    gel gör ki hazırlık maçlarından itibaren çok farklı bir roma vardı karşımızda. topa sahip olmayı isteyen, bol pas yapan, defans çizgisini ileride kuran kısacası “possession football” diye nitelendirilen ajax-barcelona tarzı futbol oynamaya çalışan bir takım yaratmaya çalışıyordu fonseca. bunda belirli ölçüde de başarılı oldu.

    kaleye 24 milyon avroya lopez alındığında neden cragno’yu denemediler diye roma yönetimini eleştirmiştim ama özellikle topu oyuna sokma konusunda lopez beklediğimden çok daha iyi çıktı. zaten fonseca’nın isteğiyle nokta atışı transfer edildiğinden bahsetmiştim. 4’lü savunma oynatan fonseca’nın aklındaki tandem smalling-mancini ikilisinden kuruluydu. smalling’in kötü şöhreti ve mancini’nin toyluğunu hesaba katarak bunun tutmayacağını düşünenlerdendim ki bilhassa smalling öyle bir top oynadı ki kendisine “smaldini” yakıştırmaları bile yapıldı. bu saatten sonra hiçbir oyuncuyu manu’da kötü oynuyor diye eleştirmem. sıkıntı oyuncularda değilmiş çünkü. mancini’ye gelince diawara sakatlandıktan sonra fonseca onu ön liberoya çekti. kulağa saçma gelse de aslanlar gibi oynadı, asist falan yaptı çocuk.

    sol bekte kolarov yine belirli bir standartla oynuyor ama sağ bek problemini yine çözemedi kulüp. zappacosta ağır sakat bir kere. birkaç seneye futbolu bırakması bile şaşırtıcı olmaz. aslında santon da var ama, santon işte… el mahkum orada oynatılan ve orijini sağ bek olmayan florenzi de batırınca sol bek olarak alınan ama sağ ayaklı olmasından mütevellit sağda da oynayabilen spinazzola oraya konuşlandırıldı.

    orta sahaya gelince diawara sakatlıktan döndükten ve tekrar sakatlanana kadar mükemmel oynadı. öyle ki ocaktaki sakatlığı roma’nın yeni yıldaki çöküşünün en büyük etmenlerinden biri olacaktı. diğer orta sahalar veretout ve cristante fena değillerdi ama özellikle crsitante istikrarsız. aslında atalanta’dan oyuncu almak için iki kere düşünmek lazım. gasperini orada nasıl bir sihirbazlık sergiliyorsa herkesten tam verim aldığı gibi kimse sakatlanmıyor da. ofansif orta saha rolünde oynayan pellegrini ise sezonun bir başka parlayan yıldızıydı. 24 maçta yaptığı 11 asistle takımın yaratıcılık yükünü tek başına çekti neredeyse.

    sezonun kuşkusuz en iyi performansını sergileyen romalısı zaniolo’ydu ki merih’in de sakatlandığı juventus maçında dört beş kişiyi çalımlayarak devam ettirdiği slalomunu çapraz bağlarını yırtıp sezonu kapatarak sonlandırdı ve bu sakatlık aynı zamanda roma’nın da mahvolmasına sebebiyet verdi. sakatlandığı juve maçını da sayarsak onsuz roma, 8 maçta 3 galibiyet, 4 mağlubiyet ve 1 beraberlik alarak sezonun en kötü periyodunu geçirdi.

    fonseca kanatlarda ya da kanat forvette driblingciden ziyade pas yapmayı seven oyuncuları tercih ediyor. yani cengiz tarzı değil de zaniolo, mkhitaryan gibi içeriye kat etmeyi seven birini sağ açıkta, kluivert’i ise solda oynatıyor. cengiz’in kadroya girememesinde bunun kadar sık sık sakatlanması da etkili elbette. şu vaziyette cengiz’in fonseca’nın sisteminde kendine yer bulması oldukça zor. iyi bir teklif gelirse satılması sürpriz olmaz. bu arada mkhitaryan’ın da smalling gibi “manuzede” olduğunu ve roma’da çok iyi oynadığını söylemeden geçmeyeyim.

    yazın inter’in ilgisi sayesinde yağlı sözleşmeyi kapan dzeko, bu sezon çıktığı 32 maçta 15 gol, 9 asist yapmış ki kendisinin 34 yaşında olduğunu ve neredeyse hiç rotasyona sokulmadığını hesaba katmak da fayda var. yedeği kalinic oynadığı sayılı maçta fena değildi gerçi ama dzeko başka bir seviye. bir de neredeyse unuttuğum pastore var. pellegrini’nin olmadığı birkaç maçta sahaya çıktı ve şiir gibi oynadı herif. acayip yetenekli ve izlemek büyük zevk. fakat sonra ne olduysa yine sakatlandı ve sesi soluğu çıkmamaya başladı. kendisi, psg’den nefret etmek için 3873 nedenden biridir benim için.

    özetlersek fonseca’nın kafasındaki xi: lopez/kolarov-smalling-mancini-spinazzola/diawara-veretout-pellegrini/zaniolo-kluivert-dzeko şeklindeydi ama sakatlıklardan dolayı şu xi neredeyse hiçbir zaman aynı anda sahada olamadı. yine de dediğim gibi 2020’ye kadar ya da şöyle söyleyelim zaniolo ve diawara ikilisini kaybedene kadar hem ne oynadığı belli olan hem de çok iyi sonuçlar alan bir takım yaratmayı başarmıştı ama özellikle zaniolo gittikten sonra takımın insicamı yerle yeksan oldu.

    ocak transfer döneminde onun yokluğunu doldurmak için çok çabaladılar. inter’de oynayamayan politano’yla spinazzolu’yu takas etmek üzereydiler, hatta politano, roma formasını bile giydi ama spinazzola’nın sakatlık geçmişinden korkan inter yönetiminin sözleşmeye bin bir çeşit opsiyon koydurmak istemesi bu işin yatmasına sebebiyet verdi. bunun sonucunda da apar topar barcelona’nın yedeklerinden carles perez diye bir elemanı kiraladılar ama çin virüsü musallat olana kadar kısıtlı sürede kendisinin ne menem bir oyuncu olduğunu anlayabilmiş değilim.

    ocak ayındaki diğer önemli gelişmeye gelince… sağ bek olmamasına rağmen taraftarın bir cafu performansı beklediği, karşılığını alamayınca da sosyal medyadan etmedik hakareti bırakmadığı, alt yapıdan yetişme ve totti-de rossi silsilesini devam ettirmesi beklenen florenzi artık baskıya dayanamayarak takımdan ayrıldı. işin kötü tarafı gittiği valencia’da da sağ bek oynatılıyor ve yine kötü oynuyor. ee tabii kendisinin gitmesi, zappacosta’dan haber alınamaması ve spinazzola’ya güvenilememesiyle bir sağ beke daha ihtiyaç hasıl olmuştu. roma bunu kendi içinden çözdü. benim hala roma futbolcu olduğunu bile unuttuğum bruno peres’i brezilya’dan geri getirdiler. bunda muhakkak ki torino’da beraber çalıştığı petrachi’nin de parmağı var ama geldikten sonra fena da oynamadı. en azından adam sağ bek ve sakatlanmıyor.

    roma ligde 5. sırada bulunuyor(du) ve 4. sırada bulunan bir maçı eksik atalanta’nın 3 puan gerisinde(ydi). ayrıca avrupa ligi’nde son 16’da sevilla’yla karşılacaklar(dı). şu saatten sonra başımızdaki bu illet gider mi, giderse ne zaman gider, giderse takvim nasıl işler hiçbir şey belli olmadığı için bunlara dair yorum yapmayacağım ama normal şartlar altında “roma’nın ilk 4’e girmesi zor, avrupa ligi’ne asılmaları lazım” derdim.

    ne olursa olsun yönetimin fonseca’nın arkasında durması gerek. adam gerçekten iyi bir hoca. yalnız yazıyı bitirirken en önemli noktayı ıskaladığımı fark ettim. roma satılıyor. hatta ön sözleşme bile imzalandı. kulübün yeni sahibi yine amerikalı bir milyarder: dan friedkin. aslında bu da başka bir yazıyı hak ediyor. pallotta’nın yeni stadyum ve çevresine yapılacak tesislerle ilgili projeleri vardı, onlara ne olacak mesela? ya da bu pandemiden sonra satış yine de gerçekleşecek mi? dünyanın öbür ucundaki yarasa yiyen bir dangalağın tüm insanlığı soktuğu belirsizliğe bak…
  • 224
    eski sportif direktörleri walter sabatini'nin çok güzel bir röportajı vardı bugün. [sabatini for dummies: (bkz: #1984178)]

    roma'dan bolca bahsetmiş, pallotta'nın sol kulağını da iyi çınlatmış*. "şu anki roma takımını kendi eseriniz olarak görüyor musunuz?" sorusuna "radja'nın ayrılışından sonra artık değil." cevabını vermiş. nainggolan'ın satılmasına dair de iki teorisi var. birincisi elbette maddiyat. ikincisi ve akla daha yatkın teorisiyse şöyle: "roma korktu. onun aşırılıklarını daha fazla kontrol edemediler... ama spalletti bunun çaresine bakabilir. roma'dayken onun trigoria'da* yatıp kalkmasını sağlardı ve derdi ki 'radja, bu gece burada sen ve ben birlikte kalacağız'. ikisinin de oda kapıları açık olurdu. spalletti böyle konularda bir dahidir."

    nainggolan saha içinde harika bir futbolcu ama sabatini'nin ucundan çıtlattığı ve bizim de bolca gördüğümüz taşkınlıklarına katlanmak zorunda değil kimse. 30 yaşına gelmiş adama instagram'da sigara içip alkol alırken video paylaşmanın yanlış olduğunu anlatmaktansa piyasasını kaybetmeden elden çıkarmayı daha makul bir çözüm olarak görmüşler demek ki.

    http://gss.gs/A76.jpg

    giden nainggolan yerine orta sahaya iki adam aldılar. cristante ve pastore. cristante aynı kessie ve gagliardini gibi bir atalanta-gasperini ürünü. milan altyapısı çıkışlı ama tutunamayanlardan. geçen sezon atalanta'nın en dikkat çekenlerinden biriydi. inter ve juventus da isterken roma kaptı. nainggolan kadar agresif değil ama onun kadar dinamik ve skorer. pastore'yi anlatmaya gerek yok. sadece pjanic'ten beri roma'nın böyle bir oyun kurucuya ihtiyacının olduğunu söyleyebilirim. bu arada coric'i ve zaniolo'yu unuttum. coric yıllardır adı dilden dile dolaşan bir başka dinamo zagreb'liydi ama bir türlü patlayamadı. monchi denemek istemiş anlaşılan ki fiyatı sudan ucuz: 6 milyon avro. zaniolo'yu ise dün yazdığım inter entry'sinde anlatmıştım. nainggolan transferinde inter'in para yerine saydırdığı bir oyuncu. (böyle yaparak büyük bir enayiliğe imza attığını söyleyen çok.)

    santon da aynı zaniolo gibi nainggolan transferinde bonservisin bir kısımını düşürmek için geldi ama 9 milyon avro santon için çok para. hangi akla hizmet böyle bir şeyi kabul etti roma anlamak güç. inter'liler iyi maytap geçiyorlar bu konuyla ilgili.

    transferler arasında en heyecan verici olanı ise justin kluivert. yaşına, istatistiklerine ve babasına bakıldığında kendisi için ödenen 18 milyon avro şu transfer piyasasında sudan ucuz. cengiz'den aldıkları tadı bu çocuktan da alabilirlerse ne ala. sağda cengiz, solda kendisi, ortada da schick'ten kurulu bir ileri üçlü nşa'da göz kamaştırıyor. schick demişken form tuttuğu anda asıl transfer bu genco olacak. sampdoria'dan beri hastasıyız. maalesef kendisi de kalp hastası işte.

    yalnız fişek gibi kadroları oldu. geçen sezonu sakat geçiren ama iyileşmişe benzeyen karsdorp 23, bir iki ay önce juve'nin de sulandığı pellegrini 22, cristante 23, coric 21, zaniolo 19, kluivert 19, cengiz 21, schick 22. di francesco hoca bunca potansiyelli genci bir yerlere getirebilecek en doğru hocalardan biri bence. satılmazsa ki umarım satılmaz alisson, manolas, de rossi, strootman, dzeko gibi tecrübelerle aynı potada yoğurup güzel bir takım ortaya çıkarabilir. inşa halindeki yeni statlarına ve ffp sıkıntılarına rağmen şl'deki yarı final ve ligdeki üçüncülük sayesinde şu an için kimseyi satmaya ihtiyaçları da yok. uzun zamandır yaz dönemlerinde kafaları hiç böylesine rahat olmamıştı.

    ha bir de büyük ihtimalle monchi'nin repertuvarında olduğu için alınan on sekizlik stoper william bianda var. soyadıyla ilgili çok pis kelime esprisi yapardım ama yapmam. yapamam. yaparsam şerefsizim.

    http://gss.gs/lFd.jpg
  • 168
    eşek kuyruğu gibi ne uzayan ne de kısalan bir kulübe dönüştüler. her sezona şampiyonluk parolasıyla başlıyorlar, belirli dönemlerde iyi de futbol oynuyorlar ama devamı gelmiyor. muhtemelen bu sezon da öyle olacak gibi. juve'ye giden pjanic'in yeri halen doldurulabilmiş değil. geçirdiği çok ağır sakatlıkların ardından geçen sezon sonlarına doğru yavaş yavaş oynamaya -hem de iyi oynamaya- başlayan strootman bu açığı kapayabilir mi? bekleyip göreceğiz. harika bir tandemleri vardı geçen sene ellerinde: manolas-rüdiger. rüdiger, yaz başı maalesef büyük bir sakatlık geçirdi ve 6 ay oynayamayacak. bu sakatlık olmasa bu ikiliden birisi bayağı büyük bir meblağa muhtemelen ingiliz takımlarından birine satılacaktı ama mukadderat. rüdiger'in yokluğu inter'den kiralanan juan jesus'la giderilmeye çalışılacak ki benim beğendiğim bir savunmacıdır. kalede kimin oynayacağı ise şu anlık meçhul. geçen sene arsenal'den kiralanan ve taraftarın hiç sevmediği szczesny'nin tekrar kiralanması gündemde. e taraftar da sevmemek de haklı herifi. kalecilik performansı bir yana, "manitasına böyle kıyafet giydiren adamı istemezük!" diye tesisleri bassalar kim ne diyebilir?

    https://i.hizliresim.com/R37NBn.jpg

    sol beke empoli'den satın alma opsiyonuyla birlikte mario rui getirildi, iyi hamle. sağ bekte kimin oynayacağı muamma, adam transfer edilmezse florenzi'ye teslim ederler artık. defansif orta sahada de rossi'yi oynatırlar mı? roma'nın has evlatlarından olan beyefendi geçen sezon bayağı sıkıntı yaşamış ve yaşatmıştı kulübüne. hatta amerika'ya gideceği konuşuluyordu, kendisi de amerika'yı çok sevdiğini beyan etmişti ama azzurri'de sergilediği euro 2016 performansıyla "ben daha ölmedim!" mesajını da vermiş oldu cümle aleme. kıymetini bilmek lazım zira nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan son birkaç klasik regista'dan biri. geçen sezon onun yokluğunda vainqueur de denendi ama o seviyelerin oyuncusu değil gibi. bu sezon roma'nın eli biraz daha kuvvetli çünkü geçen sezon empoli'de kiralık olarak oynayan leandro paredes takıma geri döndü. açıkçası takip etmedim 22'lik bu bebeyi ama taraftar da teknik heyette takımda kalmasını istiyor. ilginçtir ki empoli de onu geri istiyor ve işte roma için kötü haber: paredes de empoli'de devam etmek istediğini açıkladı. roma, kiralamaya yanaşmıyor. empoli'nin paredes'i alacak 10 küsur milyon avrosu elbette yok ve geçenlerde empoli başkanı ilginç bir açıklama yaptı. dedi ki: "juventus'la iyi ilişkilerimiz var, onlar paredes'i satın alıp bize kiralasınlar...". evet, italya'da ilginç işler olmaya devam ediyor. neyse, geçelim orta sahanın ortalarına. burada oynayacak iki kişiden birisi kesinlikle nainggolan. kayıtsız şartsız hem de. şu an takımın en değerli oyuncusu kuşkusuz kendisi. chelsea, haftalarca kapısında yatmasına rağmen çok sevdiği şehri ve takımı bırakmadı. on numara da futbolculuğu vardır zaten, kuru hamaset değil yani. diğer mevkide başta da dediğim gibi sağlam bir strootman garanti oynar. kiralık olarak bir yerlere göndermezlerse eşek yüküyle para verip aldıkları brezilyalı wonderkid gerson'un da süre alması muhtemel ama o zaman da sistemde biraz değişikliğe gitmeleri lazım. sağ açıkta salah'ın yeri garanti. geçen sene onu alabilmek için fiorentina'yla kanlı bıçaklı olmuşlardı ama buna değdi doğrusu. acayip bir dripling yeteneği var mısırlının. onu da eğer kiraya vermezlerse iturbe'yle yedekleyecekler ki iturbe bu sezon patlasa iyi olur çünkü az buz değil tam 25 milyon avroya alınmıştı. sol kanatta iki iyi alternatif var ellerinde: perotti ve shaarawy. ikisi de bitik durumdayken roma'da kendilerini buldular. forvet konusu bence sıkıntı. dzeko, artık o eski dzeko değil. zaten hızıyla tanınan bir oyuncu değildi ama iyiden iyiye hantallaşmış.

    o kadar roma dedik, artık işi il capitano'ya bağlamazsak olmaz zira dünya üzerinde sanmıyorum ki bir oyuncu bir kulüp için bu kadar çok anlam ifade etsin ve kulübünün manevi varlığının içini doldursun. evet, maalesef ve maatteessüf ki kaçınılmaz son geldi çattı: bu sezon totti'nin son sezonu. dile kolay, 93'ten beri canından çok sevdiği roma için ter döküyor büyük kaptan. geçenlerde higuain transferinden sonra "futbolcular bugünlerde göçebelere benziyorlar. kalplerinin sesini değil de parayı takip ediyorlar, onlarla benim aramdaki fark belki de budur..." demişti. "eğer sadece parayı düşünsem 10 sene önce bu takımı terk ederdim, roma benim için bir tutku. hayatım boyunca bu renkleri sevdim ve sadece bu formayı giymek istedim." diye de eklemişti. ne kadar güzel adamsın be il capitano. geçen sene kendisine yapılan onca hileye, ayak oyununa ve desiseye rağmen yılmadan savaştı, takımını şl potasına soktu. mevzuyu, şu entry'lerde uzuuunca anlatmıştım aslında:

    (bkz: francesco totti/#1943006)
    (bkz: luciano spalletti/#1949479)

    geçenlerde oynanan hazırlık maçında yaptığı asisti görünce iyi ki de geçen sezon sonu futbolu bırakmamış diyorum. şu güzelliğe bakın: https://streamable.com/3100

    spalletti konusuna girmiyorum, zaten yukarıdaki bkz'larda yeterince yazmıştım kendisi hakkında. bazı takıntılarından kurtulabilirse iyi hoca ama ah o takıntıları işte. totti'yle arayı ya düzeltti ya da yıkama yağlama yapıyor çünkü geçenlerde "totti neden bu sezon futbolu bırakıyor anlamıyorum. istese bir sezon daha oynayabilecek seviyede." açıklamasında bulundu. yola geldiği belli oluyor. gerçi gelmese ne olur ki? totti'yle mi aşık atacak?

    gelelim işin yönetim kısmına. kulübün başkanlığını 2012'den bu yana james pallotta yapıyor. öyle çok aman aman bir başkan değil. kaç senedir yeni stat inşaatını başlatamadı. dün roma belediyesi gene bloke etmiş yeni projeyi. ne yapıp edip yeni stada geçmeleri lazım. hele ki ortada j stadium sonrası uçuşa geçen bir juve örneği varken... ah ulan rahmetli başkan sensi olacaktı ki: http://i.imgur.com/sljdILT.jpg

    roma'nın bence en büyük şansı sportif direktörleri olan walter sabatini. bu muhteremin kim olduğunu şurada uzunca anlatmıştım: (bkz: walter sabatini/#1984178)
    bu yaz pek sesi soluğu çıkmıyor reyizin. aslında pjanic'ten gelen 30 küsur milyon avroluk bir meblağ var ama ffp denen zıkkım, roma'nın başında da demokles'in dildosu gibi sallanıyor. en son bologna'nın hot prospect for the future'ı amadou diawara için bir operasyon yaptılar ama eline tomarla para geçen napoli, üç beş daha fazla vererek bu işi bitirmiş deyolla. ama olsun, yakın vadede eğer roma başarı kazanacaksa bunu illaki sabatini reyizin önderliğinde yapacaklar. roma büyük bir kulüp ama öyle tarihi başarılarla filan dolu değil. hepi topu 3 şampiyonlukları var ki en son scudetto'yı 2001'de kazanmışlardı. yalnız o kadroda kadroydu hani... brezilya'nın yetiştirdiği en büyük sağ beklerden cafu, real'in çuvalla paraya aldığı taş stoper walter samuel, o yıllardaki süper fransız jenerasyonunda da yer alan sol bek candela, neredeyse bütün büyükleri dolaşan çalışkan orta saha cristiano zanetti, japonların medar-ı iftiharı nakata, ciğersiz ön libero emerson ve korkunç forvet hattı. forvet hattına ayrı bir parantez açmak lazım. gencecik bir totti, tüm zamanların en muhteşem forvetlerinden batistuta ve kariyerinin pik noktasındaki montella.... bu üçlü o zamanlar üç silahşörler diye adlandırılmıştı ve o sezon 50'ye yakın gol atmışlardı. şimdilerde ronaldo ve messi tek bir sezonda bu kadar gol atabiliyorlar ama 15 sene öncesinin serie a'sından bahsediyoruz biz. bu üçlüyü de benim fifa kariyerlerimde yanımdan eksik etmediğim delvecchio ve serie a'nın eski hayvan forvetlerinden arjantinli balbo desteklemişti. bu arada, o sezon a takıma gencecik bir oğlan daha yükselmişti... roma'nın geleceği olacak deniliyordu. henüz 17 yaşındaki bu genco, daniele de de rossi'den başkası değildi. tabii, o sezon takımın başında kurt hoca capello'nun olduğunu belirtmekte de fayda var.

    velhasılıkelam, keşke totti emekli olmadan bir scudetto daha kazansalar... bir juventus-perver olarak çok isterim bunu. işleri hiç kolay değil ama yıllardır bunu bekleyen bir il capitano var ortada. artık genç ölmek için çok geç* kaldı ve o da bunun farkında:

    https://i.hizliresim.com/qBNyPV.jpg

    ama başarının ve arma sevdasının yaşı başı olmaz, öyle değil mi?
  • 207
    yalanım varsa sevsinler; 5 nisan perşembe günü arkadaşlarla fifa oynuyorduk. arkadaş (beşiktaşlı) roma'yı aldı ben lazio'yu aldım kaybetti. daha sonra diğer arkadaşla bir maç yaptı kazandı ama oynadığı oyundan da pek memnun değildi ve şu sözleri sarf etti: "abi ciddi diyorum bizim beşiktaş'ın kadrosu bu roma'dan filan daha iyi.". :(

    (bkz: 10 nisan 2018 roma barcelona maçı)

    roma'nın yanıtının hakiki barcelona'yı eleyerek olması da ahahahaha.
  • 273
    sportif direktör seçiminin bir kulübü vezir de rezil de edebileceğinin en güzel örneğidir herhalde roma. sabatini'nin ilmek ilmek örerek kurduğu ve şampiyonlar ligi'nde yarı final gören kadroyu, monchi yerle yeksan edip çöplerle doldurunca kabak di francesco'nun başına patlamış, işin sonundaysa kel sahtekar ispanya'ya topuklamıştı. pallotta'ysa -nasıl olduysa artık- enkazı kaldırması için doğru sportif direktörü bulabildi: torino'nun sabık sportif direktörü olan gianluca petrachi. üstüne üstlük benim her fırsatta çok beğendiğimi dile getirdiğim paulo fonseca'ya hocalığı verdi ve 2018-2019 sezonunda yaşanan rezaletlerin üstüne bir sünger çekilmiş oldu.

    monchi ne kadar karavana salladıysa petrachi'nin transferleri de bir o kadar iyiydi. mkhitaryan, smalling, diawara, veretout, mancini, pau lopez... fonseca da güzel bir takım kurup lige beklenenden çok iyi başladı ama sezon ortasına gelindiğinde takımın oyununda gözle görülür bir düşüş vardı ve bu sonuçlara yansımaya başlamıştı. bunda sakatlıkların ve formsuzlukların payı büyüktü. sonuç olarak devre arası transfer döneminde üç tane no-name genco daha takıma katıldı: villar, ibanez, carles perez. bu transferler de problemin çözümü değillerdi ve kötü oyun devam etti. fonseca'nın da sonu geldi diye düşünülürken portekizli formasyon değişikliğine gidip 4-2-3-1'i bozarak 3-4-2-1'i geçiş yaptı ve takımın performansı acayip şekilde düzeldi.

    sonra pallotta denen andavallı, klasik mallıklarından birine daha imza atarak petrachi'yle papaz olmayı başardı. tevatüre göre petrachi, bonservissiz pedro'yu almakta tereddüt eden pallotta'yla sert bir şekilde tartışıyor ve ikili arasında köprüler atılıyor; pallotta'nın mobbinge başvurmasıyla da görevinden istifa ediyor. yerine de galatasaray'da da kalecilik yapan morgan de sanctis getiriliyor...

    işte yaza böyle girdi roma: hemen her zamanki gibi kaotik. fakat güzel şeyler de yaşanmadı değil... uzunca zamandır konuşulan şey gerçek oldu ve pallotta'dan nihayet kurtuldu kulüp. yaklaşık 600 milyon avroya yine milyarder bir amerikalı iş adamına, dan friedkin'e satıldı. satış ağustos ortası gibi gerçekleştiğinden yeni başkanın nasıl bir yönetim sergileyeceğine dair herhangi bir fikir edinemedik ama yaptığı açıklamada roma'ya yatırım yapacağını ve kulübü dünyanın en büyüklerinden biri haline getireceğinin sözünü verdi. bekleyip göreceğiz ama vaadini gerçekleştirmesinin yolu pek tabii ki yeni stat projesini bir an önce başlatmasından geçiyor. (bu arada unutmadan, sportif direktörlüğe petrachi'yi geri getireceği söyleniyor.)

    transferlere gelince... petrachi'nin koltuğuna mal olan pedro ve inter ya da lazio'ya gideceği konuşulurken aradan sıyrılıp aldıkları kumbulla dışında oldukça sönük şekilde geçti. tabii bir de real'den kiralanan borja mayoral var. ama asıl mevzu smalling'te yaşandı. geçen yaz transferin son anlarında mkhitaryan'la birlikte kiralanan smalling, öyle top oynadı ki hem fonseca'nın hem de taraftarın sevgilisi olmuştu. united'da oynayamayacağı gün gibi ortadayken roma'ya temelli gelmesi bekleniyordu ama arsenal, mkhitaryan'ı ne kadar kolay bir şekilde bıraktıysa united, smalling konusunda roma'yı o kadar zorladı. aslında bayağı komik bir olay.

    roma en başından beri 15 milyon avro civarında bir meblağ öneriyor ama united bunu azımsıyordu. hatta büyük de gıcıklık yaptılar. daha sezon bitmeden belki avrupa ligi'nde rakip oluruz diye smalling'i geri çağırdılar ingiltere'ye. sezonun bitmesiyle pazarlıklar başladı. iki kulüp de inadından vazgeçmedi. sezon başladı ve fonseca her basın toplantısında smalling'e ne kadar ihtiyaç duyduğundan bahsetti. öte tarafta da smalling, roma'ya dönmek istediğini açık açık söylüyordu. transferin kapanmasına saatler ve dakikalar kala nihayet roma transferi bitirdi. peki kaça? 15 milyon avroya. united neden o kadar ayak diretti anlamak güç. ha tabii günahlarını almayalım. bir de madde ekletmişler anlaşmaya çünkü. şayet roma şampiyonlar ligi şampiyonu olursa, evet uefa şampiyonlar ligi şampiyonu, united'a 5 milyon avro ödeyecek. bana göre avrupa'nın açık ara en komik kulübü bu manchester united.

    gidenlere gelince... neredeyse bir devlet kuşu kondu başlarına. schick'i 27 milyon avroya satabildiler. schick kötü oyuncu olduğu için demiyorum bunu ama ona ödedikleri 40 küsur milyon avronun üstüne çoktan soğuk su içmişlerdi bile. yeni formasyonun kurbanları olan cengiz ve kluivert da satın alma opsiyonuyla kiralık gönderildiler. tabii cengiz'in durumunu sadece yeni formasyonla açıklamak mümkün değil. değişiklikten önce de çok fazla sakatlanıyordu ve bir türlü ne ilk xi'e ne de fonseca'nın gözüne girebilmişti. iki taraf için de hayırlısı bu oldu. aynı şekilde müzmin sakat perotti, yaşını başına alan ve yerini spinazzola'ya bırakan kolarov, facia performansıyla hatırlanacak robin olsen; defrel, gonalons, florenzi (bence bu elde tutulmalıydı) kadro epey bir hafifledi.

    sadece tek bir hamle eksik kaldı. allah'ın cezası milli maç arasında 9 ay önce olduğu üzere ikinci defa çapraz bağlarını koparan zaniolo'nun yerine el shaarawy gelecekti ama belgeleri yetiştiremediler ve iş yattı. oyuncu şu an yanılmıyorsam italya'da ve antrenmanlara roma tesislerinde çıkıyor. ocakta da takıma katılacak ama büyük kayıp olduğu kesin. çok şey sunabilirdi roma hücumuna.

    fonseca kaldığı yerden, 3'lü savunmayla devam ediyor. kumbulla ve smalling'in gelmesiyle güzel de bir savunma hatları oldu. şu dörtlüden seçilecek herhangi bir üçlü, insanın başını ağrıtmaz: smalling, mancini, ibanez, kumbulla. yaz boyu elden çıkarmaya uğraştıkları ama smalling'in gecikmesiyle ellerinde patlayan juan jesus'la fazio da avrupa ligi ve kupa maçlarında forma bulacaklardır. takımın en büyük problemi bence bekler. spinazzola dışında ki o da çıtkırıldım, hiçbiri üst düzey olmayan dört oyuncuları daha var o mevkiler için: sakatlıklardan futbolu unutan karsdrop, ne halt oynadığı belirsiz santon ve bruno peres, bir de 18'lik calafiori. spinazzola gerçekten olağanüstü bir oyuncu bence ve bek olmasına rağmen takımın en büyük hücum silahlarından biri. onu sola koydun diyelim, sağ tarafı ne yapacaksın? çok büyük soru işareti. o yüzden keşke florenzi'yi göndermeselerdi diyorum.

    orta sahada darlık çektikleri bir mevki ama petrachi'nin elche'den bulup geldiği villar'da iş var. veretout zaten demirbaş ve takımın metronomu. diawara sık sakatlanmasa veretout'yla çok iyi bir ikili oluşturabilir ama işte... o da ayrı bir cam adam. cristante ise biraz daha toparlanmış gibi bu sezon; aynı geçen sezon sonuna doğru çuvallayan pellegrini gibi.

    takımın ideal ileri üçlüsü pedro-mkhitaryan-dzeko'dan oluşuyor ve oldukça elit bir üçlü bana kalırsa. şimdiye kadar da bunu kanıtladılar. dzeko değişik bir adam. geçen yaz inter'in bu yaz juve'nin kapısından dönmesine rağmen en ufak bir konsantrasyon kaybı yaşamadan gollerini dizmeye devam ediyor ve piyasada kalan nadir pivot santrforlardan biri olduğu için çok kıymetli. pedro'yu anlatmaya gerek yok, gelir gelmez uyum sağladı. fakat mkhitaryan'a ayrı bir parantez açmak gerek. bence takımın en önemli futbolcusu. deliler gibi asist yapıyor bir kere. topu istediği anda istediği yere onun kadar güzel yollayan çok fazla oyuncu yoktur herhalde piyasada. attığı goller de cabası. zaniolo'nun yokluğunu şimdiye kadar pek de aramadılar o yüzden. bir de carles perez'den bahsetmek lazım. tarzını cengiz'e çok benzettim. eğer onun gibi sakatlık problemi de çekmezse büyük yetenek. borja mayoral'i ise henüz beğenemedim.

    kaleyi unutuyordum az kalsın. fonseca ilk geldiğinde onun talebi olan ayağı iyi kaleci kontenjanından pau lopez alınmıştı ve başlarda epey de iyiydi ama sonradan o da iki sezonki olsen gibi cortladı. şimdi kale, kala kala 37'lik mirante'ye kaldı. iyi oynuyor ama pau lopez'e verilen para zamanında keşke cragno'ya yatırılsaydı... neyse, monchi'nin çaktığı kazıklara nazaran lopez ne ki? misal bak takımın en fazla kazanan ikinci (2023'e kadar yıllık €4,5m) futbolcusu pastore'ye. yine aylardır sakat yatıyor. romalı olsam ve ziyech alınabilecekken bu herifin tercih edildiğini hatırlasam kafayı yerdim galiba. (totti'nin istifa sebeplerinden biridir ayrıca bu transfer.)
  • 269
    https://twitter.com/...062032542375936?s=19
    ali naci kucuk'un dedigi gibi pazarlık için ozel ucakla ekip gönderen takım bu işi bitirip gitmeye kararlıdır. abdurrahim baskanimin a0 kâğıda büyük puntolarla 25 mio € yazıp kağıdı pazarligin yapildigi ofise asip çıkması lazım, hic karşılıklı diyaloğa gerek yok. fiyat pazarliginda bu kararli duruşu bekliyorum başkanım.
  • 170
    virginia raggi'nin yaptığı açıklamaya göre sonunda roma belediyesi yeni statlarının inşası için onay vermiş. mevzu yılan hikayesine döndükten ve belediye meclisi projeyi defalarca reddettikten sonra kulübün sahibi pallotta'nın dün yaptığı "onay çıkmazsa kulübü sataram ha!" çıkışı işe yaramış belli ki. tabii belediyenin stadın çevresine yapılacak bazı kompleksleri tıraşlama isteğini de kabul etmek zorunda kalmışlar. halbuki pallotta'nın kulübe olukla para akıtabilecek çok deli planları vardı ama kısfmet değilmiş. yeni stadın kapasitesinin 52.000 olması bekleniyor ki ideal. böylelikle takım sonunda dolu tribünlere karşı oynayabilir. ayrıca italya'da kendi stadına sahip 4. takım (juve, udinese, sassuolo) olacaklar. bir de totti'nin sırf bu statta bir kez olsun top tepebilmek için emekliliğini bir sene daha öteleyebileceği söyleniyor*.

    bu arada virginia raggi kimdir derseniz, zat-ı şahaneleri roma belediye başkanı oluyor: https://i.hizliresim.com/DPkWb1.jpg

    bizim başkent belediye başkanı da şu: https://i.hizliresim.com/7q8WGv.jpg

    https://i.hizliresim.com/ALY8jp.gif

    edit: totti'nin emekliliğini erteleyebileceği söyleniyor dedik de stadyumun bitmesinin 3 seneyi bulabileceği söyleniyor. emeklilik erteleme muhabbetinin aslı astarı yok yani.

    edit 2: huaydoaa... inşaat en iyi ihtimalle 2018'de başlayacakmış. totti'ye değil de oğluna nasip olur belki orada top tepmek.
  • 121
    şuan belki avrupa'nın en güçlü, en korkulan takımlarından biri olarak sayılmayabilirler, ancak en doğru yolda olanların başında geliyorlar.

    milenyum vakitlerinde fabio capello'nun başında olduğu, batistuta'lı, cafu'lu, emerson'lu, totti'li muazzam kadrosuyla son şampiyonluğu yaşamıştı roma. daha sonra yıldızlarının ayrılmaları ile ne yaptığı, ne hedeflediği belli olmayan, popülaritesi gün geçtikçe azalan başarısız bir kulüp oldular. benim çocukluğumdan beri -renkleri sağolsun- sempati duyduğum bu takımın uyanması için ciddi bir süre geçmesi gerekti...

    2011-2012 sezonu, roma için çok kritik. belki çoğu insan o zaman bunun farkına varmamıştı ancak roma'nın yeniden inşa edilişinin başladığı ve bugün yeniden şaha kalkmaktan bahsedilmesinin sağlandığı sezon. bu projenin arkasındaki beyin kim diye düşündüm, biraz arşatırma yaptım ve karşıma çıkan isim: walter sabatini. başkan james pallotta -kendisi italian american bir yatırımcı- 2011 yazında sabatini'yi sportif direktörlüğe getiriyor ve takımın yeniden inşası için bizzat sorumlu yapıyor. o da ilk aksiyon olarak takımdaki yaşlı ve ortalama altı + maaşı yüksek oyuncuları ayıklamakla işe başlıyor. yeni alınacak oyuncularda ise en kritik unsur genç ve potansiyelli olmaları... bu sezon takıma erik lamela, pablo osvaldo, bojan krkic, miralem pjanic, fabio borini, simon kjaer, maarten stekelenburg gibi isimler katılıyor. takımın başına ise bir kumar olarak luis enrique getiriliyor. sonuç: başarısızlık. luis enrique takımı avrupa kupalarına götürmeyi başaramayınca görevinden istifa ediyor. bir sonraki sezonda walter sabatini, sessiz sedasız bir şekilde gençleri toplamaya devam ediyor. mattia destro, marquinhos, alesesandro florenzi, michael bradley takıma katılan oyunculardan öne çıkanlar. bu sefer takımın başına daha tecrübeli zdenek zeman getiriliyor. sonuç: yine başarısızlık. zeman daha sezon bitmeden görevinden ayrılmak zorunda kalıyor.

    2013 yazı, belki de roma taraftarlarının uzun süre unutmayacağı bir başlangıç olacak. kulüp doğru yola girse de, başarının henüz gelmemiş olması bir sorun. ancak anlaşılabilir bir süreç. genç oyunculara yatırım yaptığınızda meyve almanız için sabretmeniz şart ve doğru takım kimyasını oluşturmak da kolay gerçekleşen bir olay değil. işte bu sezon, walter sabatini hoca tercihinde belki de hayatının en doğru kararlarından birini veriyor ve takımın başına rudi garcia'yı getiriyor. rudi garcia, 2010-2011 sezonunda eden hazard'lı, aurelien chedjou'lu, moussa sow'lu, gervinho'lu genç ve muazzam bir takım kurduğu lille'i tarihinde ilk kez fransa ligi şampiyonu yapmış, daha sonra yıldızlarının birer birer takımdan ayrılmasıyla eli kolu bağlanmış ve tam da bu yaz görevinden ayrılmış bir teknik adam. ancak isim olarak hala çok popüler değil ve sorgulanmaya açık bir tercih gibi gözüküyordu o zaman. hatta roma'nın kaptanlarından daniele de rossi, rudi garcia'nın takımın başına geçişini öğrendiğinde ne yaptığını şöyle anlatıyor;

    "milli takım kampında odamdaydım. rudi garcia'yı tanımıyordum ve yaptığım ilk iş youtube'a girip adını aratmak oldu. karşıma çıkan videoda gitarıyla porompompero çalıyordu. küfür edip bu kim ya diye söylendim ve oda arkadaşım pirlo'ya 'bak kimi almışız' dedim. ancak şimdi o porompompero için her gün şükrediyorum. rudi garcia, roma tarihinin dönüm noktası olabilir. onunla her şeyi kazanabiliriz..."

    walter sabatini daha önceki tercihlerinde başarılı olamasa da tercih ettiği teknik adamların ortak bir noktasını gözardı edemeyiz: hepsinin hücum futbolunu benimsemesi. rudi garcia, lille'de o genç takımıyla şampiyonluk kazanmışsa, benzer bir proje içinde olan roma'da da niye aynısını yapamasın? tek yapılması gereken ona bu takımı kurmasını sağlamak.
    2013-2014 transfer sonu roma için çok hareketli geçti. bana göre de son yılların tüm avrupa'da "business" anlamında en başarılı transfer dönemlerinden birini geçirdi kulüp. daha önceki 2 sezon içinde alınan genç oyuncuların bir kısmı yeni takımın önemli birer parçası haline gelecekken, bir kısmı ise gelen reddedilemeyecek tekliflerin ardından takımdan ayrıldı. daha önce saydığım isimlerden marquinhos psg'ye, erik lamela tottenham'a, pablo osvaldo southampton'a, bojan krkic barcelona'ya, maarten stekelenburg fulham'a satıldı ve bu satışlardan roma'nın kasasına giren miktar: 105 milyon euro. bu çılgın satışların ardından artık sıra alma kısmına gelmişti. yine benzer profilde oyuncular tercih edildi. kevin strootman, mehdi benatia, adem ljajic, tim jedvaj gibi oyuncular takıma katıldı. ancak belki de en kritik hamle rudi garcia ile şampiyonluk yaşayan gervinho'nun, başarısız arsenal macerasının ardından roma'ya transfer edilmesiydi. bu reunion roma'ya çok şey katacaktı...

    2013-2014 sezonunda roma, bir süredir italya ligi'ni süpürmekte olan juventus'a en büyük tehdit olarak öne çıktı. italya ligi'ne ters bir şekilde sürekli hücumu düşünen, yüksek tempoda, dikine paslarla oynayan genç roma takımı, ligin sonuna kadar rakibi juventus'u kovaladı ancak topladığı 85 puana rağmen ligi ikinci bitirmek zorunda kaldı. belki bir burukluktan bahsedilebilir ama heralde oynan futbol ve takımlarının vadettiği gelecek karşısında romalılar son derece mutlu ve heyecanlıydı.

    2014-2015 sezonu ise daha yüksek beklentiler ve uzun bir aradan sonra dönülen şampiyonlar ligi arenası gerçeğini barındırıyor. artık oyuncu satmak yerine kadrosunu koruyup, üzerine koyarak devam etmeyi tercih ettilerse de belki de serie a'nın bir önceki sezonda en başarılı savunmacısı olan mehdi benatia'nın bayern'e gitmek istemesi sonrası 30 milyon euro'luk bir satış daha gerçekleştirdiler. sezona ise ligde 5'te 5 ile başladıktan sonra çok konuşulan ve 3 penaltının çalındığı bir juventus maçını 3-2 kaybederek liderlikten indiler. ancak yarışı sonuna kadar bırakmayacak gibi görünüyorlar. şampiyonlar ligi'nde ise cska moskova ile oynadıkları ilk maçta rakibi 5-1'lik skorla parçaladıktan sonra city deplasmanından beraberlikle dönerek son derece başarılı bir başlanıç yapmış oldular.

    son şampiyonluklarının üzerinden tam 13 sene geçti ve bu sürede çok şey kaybetti roma. ama artık uyandılar ve geliyorlar, hem de gümbür gümbür. bunun arkasında takdiri hakeden bir vizyon var anlattığım gibi. böyle sağlam temeller üzerinde büyüyen bir takım eskisi gibi kolayca yıkılmadan yoluna devam edecek gibi görünüyor. çok geçmeden özledikleri şampiyonluğa kavuşacaklardır. belki de bizim gibi 14 senelik bir bekleyişin ardından olur bu. :)
  • 242
    her sezon o kadar büyük satışlar yapıyorlar ki şimdiye kadar tökezlememiş olmaları mucizeydi. nihayet bu sezon kadro istikrarsızlığının nelere yol açabileceğini deneyimliyorlar. ffp ve yeni stat derken yapılan satışlardan dolayı başkan pallotta'yı da suçlayamıyor insan ama taraftar bunları anlamaz. şu an bardak taştı taşacak ve kellesi ilk gidecek kişi de di francesco. ha bana kalırsa kendisinin de hataları olmakla beraber monchi ve palotta'nın günahları kadar büyük değil. aynı yazda üçü de ilk 11 oyuncusu olan alisson, nainggolan ve strootman'ı satıp tüm ihaleyi hocaya yıkmak mantık dairesine sığmıyor.

    alisson sonrası transfer edilen olsen bence underrated bir adam. alisson gibi pas mas atamıyor belki ama son derece iyi bir kaleci. burada sıkıntı yok. nainggolan ve strootman'ın gidişatıyla üç tane adam geldi: n'zonzi, cristante ve pastore. sevilla'da oynarken n'zonzi'nin hastasıydım ama o eski halinden eser yok şu an. aynı şey crsitante için de geçerli. gasperini, kessie sonrası kendisini parlatmıştı geçen sezon atalanta'da ama şu an roma'nın en sırıtan futbolcusu muhtemelen kendisidir. pastore denen kafasız ise psg'de boşa geçen yılların ardından futbolu unutmuş vaziyette. halbuki takımın onun gibi bir trequartista'ya çok ihtiyacı vardı. yani şu an takımın en büyük sıkıntısı orta sahada. düşünün ki 35'lik de rossi'den başka takımda oyun kuracak kimse yok ve maalesef o da iki aydır sakattı.

    orta saha demişken zaniolo'ya değinmeden geçmek olmaz. yazın yazdığım inter entry'sinde nainggolan transferine meze edilen bu genconun ileride inter'i pişman edebileceğini belirtmiştim. (bkz: #2461706) öyle de oldu. elbette ben yazdığım için filan değil ama bu çocuk iki üç senedir italya'nın en iyi altyapısı olarak gösterilen inter altyapısından bağıra bağıra geliyordu ki o takım iki defa şampiyon olmuştu primevera'da. imdi bu delikanlıya juve kafayı takmış ve 30 milyonu gözden çıkarmış diyorlar. böyle iyi oynamaya devam ederse o fiyat 50'ye de çıkar.

    ne olursa olsun di francesco'yu benim beğenme sebeplerimden biri de bu işte. eğer bir gençte potansiyel varsa kendisi bunu en iyi işleyen hocalardan biri. sassuolo'dayken de öyleydi roma'da da öyle. umarım kovulmaz. sırf taraftar istiyor diye bu adamı kovarsa pallotta'nın da kafasına sıçayım*. sanki conte gelse takımı şampiyon yapacak. sattığın oyuncularda dolayı adın porto, ajax, lyon'un yanına konulur olmuş; ne yazın ne de ocak transfer döneminde takıma adamakıllı bir stoper takviyesi yapamamışsın ama sorun di francesco'da he mi?
  • 214
    cengiz * için şampiyonlar ligi şampiyonu olmasını istediğim kulüp.

    düşünsene; 18 yaşında arkadaşlarınla bornova'da bir ara sokakta çiğdem çitlerken, 20 yaşında roma formasıyla kiev'de real madrid'e karşı, cristiano'nun gözyaşlarının yanaklarından usul usul süzüldüğü anda şampiyonlar ligi kupasını kaldırıyorsun.

    bu hikaye gerçekleşmeli beyler! *
  • 200
    dört dörtlük ultraslar, 1960'ların sonlarında milan, inter, sampdoria, torino ve verona takımlarının taraftarları tarafından oluşturulur. orijinal ultrasların illaki bir siyasi görüşe teşneliği vardır. hatta çoğu sağ görüşü faşizm, sol görüşü komünizm-anarşizm seviyesinde yaşar. günümüzdeki ultrasların siyasi yanı eskisi gibi ağır basmaz. sayısı 500'ü geçen ultraslardan bugünlerde pek azı bir siyasi görüş etrafında kümelenmiştir. siyasi tandanslı bu 100 tane grubun da dörtte üçü aşırı sağcı, dörtte biri aşırı solcu olarak konumlanmış vaziyette. misal çoğu kişi lazio'ya olan düşmanlığından dolayı roma'nın taraftarlarının solcu olduğunu sanır lakin ki durum hiç de öyle değildir. roma'nın fedayn dışındaki bütün ultras grupları aşırı sağcıdır. ultras romani, ultras primavalle, tradizione distinzione gibi romalı ultraslar, en az lazio'nun kafatasçı irriducibili grubu kadar faşizme gönül vermişlerdir.

    (bkz: ultras/@haginin topugu)
  • 262
    oynadıkları udinese maçında * attıkları 3.golü imrenerek izlediğim takım. paulo fonseca'nın muhtemelen elle çizilmiş kontra atak planı, tudor'un takımı udinese'yi adeta darmadağın etti.

    https://streamable.com/mm7oi (roma'nın birinci bölgeden üçüncü bölgeye kadar şiir yazarak attığı gol.)

    https://www.youtube.com/...I&feature=onebox (udinese roma maçının özet görüntüleri)
  • 219
    2017-2018 sezonunda şimdiden şampiyonlar liginin en başarılı takımı olarak kendilerini görüyorum. üzgünüm ama liverpool da real madrid de çeyrek final ve yarı finalde şaibeli maçlar oynadılar.

    roma'nın chelsea ve atletico'yu altlarına alıp gruptan çıkması, shakhtar'a yenildikten sonra rövanşta elemeleri, barcelona'ya ilk maç ezildikten sonra rövanşta mucizevi elemeleri, yine liverpool karşısında berbat bir ilk maçtan sonra rövanşta sonuna kadar turu zorlamaları tarihte unutulmaz performanslar arasına girmiştir. ama ne yazık ki düzenbaz, şerefsiz ve karanlık bir örgüt olan uefa roma'ya daha fazla izin vermedi. yoksa roma'nın bu kararlılığı başka hiçbir takımda yoktu. kupayı alabilirlerdi. sağlık olsun.
App Store'dan indirin Google Play'den alın