• 267
    10 nisan 2018 gecesi, roma olimpiyat’ı dolduran 70.000 romalı sadece tarihi bir ana tanıklık etmiyor ayrıca gelecek güzel günlerin de heyecanını taşıyordu büyük ihtimalle. o gece barcelona’yı 3-0’la geçen roma’nın kadrosuna bakınca da heyecanlanmamak elde değildi hani. kalede bir kaleciden çok daha ötesi olan alisson, defansta yunan savunma tanrısı edasıyla oynayan manolas, orta sahada birbirini harika şekilde tamamlayan de rossi, strootman, nainggolan; forvette türünün en nadide örneklerinden dzeko, yedek kulübesinde iki -hot prospect for future- cengiz ile pellegrini…

    saha dışında da kadro sağlamdı doğrusu. ya da öyle görünüyordu… italyan asıllı amerikan milyarder pallotta başkanlığındaki kulübün sportif direktörü sevilla’da harikalar yaratan monchi’ydi bir kere ve yukarıda saydığım kadroyu daha da güçlendireceğine kesin gözüyle bakılıyordu. sonra totti vardı yönetimde ki tribünde görünmesi bile başlı başına bir güven kaynağıydı taraftar için, tıpkı inter’deki zanetti ve juventus’taki nedved gibi… teknik direktör koltuğunda ise sassuolo’dan beri üzerine koyarak gelen genç hoca di francesco oturuyordu. vazgeçemediği 4-3-3’ü roma kadrosuna fit oturmuş, hem izlemesi zevkli hem de sonuç elde edebilen bir takım yaratılmasında aslan payını kapmıştı.

    derken o yaz ilginç bir kadro değişimi yaşandı. alisson, nainggolan ve strootman satılırken robin olsen, nzonzi, pastore, kluivert, cristante, coric, santon ve zaniolo transfer edildi. aslında bu transfer dönemi uzun uzun anlatılır ama onun için başka bir yazı gerekir, es geçiyorum.

    yapılan bu transferler kağıt üzerinde çok hoş gözüküyordu ama sahada işler bambaşka aksetti. olsen birkaç maç hariç hiçbir zaman alisson’un yerini dolduramadı, de rossi varken n’zonzi, oyun stiliyle hep kadük kaldı, cristante atalanta’daki skorerliğini hiç sergileyemedi, pastore ve vücudu psg değirmeninden futbolu unutmuş biçimde çıkmıştı, eredivise’den serie a’ya düşen 18’lik kluivert sudan çıkmış balık misaliydi… sonrasında cengiz ve de rossi sakatlandı. acı şekilde avrupa’dan elendiler, kupada fiorentina’dan 7 yediler, ligde geriye düştüler derken di francesco kovuldu. onun kovulmasına şiddetle karşı çıkan monchi kısa süre içinde istifa etti.

    bu başarısızlıkta ihale monchi’ye kaldı. özellikle olsen ve pastore transferleri çokça eleştirildi. hatta olsen transferinde bit yeniği olduğu bile konuşuldu. nainggolan’ı “24 milyon + zaniolo + santon” karşılığında inter’e okutması zaniolo’nun patlamasıyla sonradan süper bir iş gibi gözüktü ama zaniolo kendini gösterene kadar nainggolan’ı çok aradılar ve 2018-2019 sezonu çöpe gitmişti bir kere.

    tüm bunlar yetmez gibi sezon sonuna doğru de rossi’ye -adeta kovarcasına- gelecek sezonun planlamasında düşünülmediği bildirildi. uyduruktan bir basın toplantısıyla taltif edilen kaptan, giderayak yönetimin kararını eleştirse de elden bir şey gelmiyordu. üstelik taraftarın daha çekeceği vardı… bu defa totti’yle yönetim arasında bir kavga çıktı. totti’ye göre yönetim bir defa olsun kendisinin fikrini almıyor, ceo baldini kulübü londra’dan yönetmeye çalışıyor ve başkan pallotta da baldini’nin tarafını tutuyordu. ayrıca totti, takımın başına conte’yi getirmek istediğini hatta anlaşmayı sağladığını ama yönetimin kendisinden gizlice fonseca’yı hocalığa getirdiğini de istifa gerekçesi olarak sunuyordu. de rossi’nin gönderiliş şekline binaen de “artık bu kulüpte biz italyanlara yer yok.” diyen “il capitano” 30 senenin ardından roma’yı terk ediyordu.

    temellerini taa sabatini’nin attığı ve 2013-2014 sezonundan itibaren her sezon ilk 3’te bulunmayı başarmış, çok oyuncu satsa (pjanic, salah, benatia, marquinhos vs.) bile bir şekilde bunların yerini doldurmayı başarmış proje böylece çöktü. artık değişim şarttı. monchi’den boşalan sportif direktörlük rolüne torino’dan petrachi getirildi, yeni teknik direktör ise paulo fonseca oldu. kadro erozyonu kaçınılmazdı; manolas’ı diawara+15 milyon avro karşılığında napoli’ye sattıktan sonra genç sol bekleri luca pellegrini’yi 22 milyon avro karşılığında juve’ye satıp juve’nin sol beki spinazzola’yı 30 milyon avro karşılığında transfer ettiler ki bu meblağlar tamamen ffp’ye ayar çekme amaçlı şişirme sayılardan oluşuyordu. (petrachi’yle juve sportif direktörü paratici’nin kanka olduğunu buraya not düşelim.)

    n’zonzi, marcano, coric, schick, defrel, gerson gibi isimlerin gönderilip kadronun temizlenmesi sağlandı. yukarıda bahsettiğim üzere defansif orta saha rolüne diawara’nın sol beke de spinazzola’nın geldiğinden bahsetmiştim. bunlardan başka fonseca’nın “ayağı düzgün kaleci” ricasıyla pau lopez, manolas’ın yokluğunu doldurması amacıyla manchester’dan smalling-atalanta’dan mancini transfer edildi. ayrıca orta sahaya veretout alınırken mkhitaryan, kalinic ve zappacosta da kiralandılar.

    kısacası kulüp sil baştan yaptı. yaptı yapmasına da ben de dahil kimsenin ümidi yoktu kendilerinden. napoli’de kadroya giremeyen diawara ya da manu’da istenmeyen smalling, mkhitaryan ikilisi mi kurtaracaktı roma’yı? derken bir de elde defansif orta sahaya benzeyen tek oyuncu olan diawara ile sağ bek problemini çözsün diye kiralanan zappacosta gelirayak sakatlandılar ki bu da tüm o ön yargıların üzerine mum dikti.

    gel gör ki hazırlık maçlarından itibaren çok farklı bir roma vardı karşımızda. topa sahip olmayı isteyen, bol pas yapan, defans çizgisini ileride kuran kısacası “possession football” diye nitelendirilen ajax-barcelona tarzı futbol oynamaya çalışan bir takım yaratmaya çalışıyordu fonseca. bunda belirli ölçüde de başarılı oldu.

    kaleye 24 milyon avroya lopez alındığında neden cragno’yu denemediler diye roma yönetimini eleştirmiştim ama özellikle topu oyuna sokma konusunda lopez beklediğimden çok daha iyi çıktı. zaten fonseca’nın isteğiyle nokta atışı transfer edildiğinden bahsetmiştim. 4’lü savunma oynatan fonseca’nın aklındaki tandem smalling-mancini ikilisinden kuruluydu. smalling’in kötü şöhreti ve mancini’nin toyluğunu hesaba katarak bunun tutmayacağını düşünenlerdendim ki bilhassa smalling öyle bir top oynadı ki kendisine “smaldini” yakıştırmaları bile yapıldı. bu saatten sonra hiçbir oyuncuyu manu’da kötü oynuyor diye eleştirmem. sıkıntı oyuncularda değilmiş çünkü. mancini’ye gelince diawara sakatlandıktan sonra fonseca onu ön liberoya çekti. kulağa saçma gelse de aslanlar gibi oynadı, asist falan yaptı çocuk.

    sol bekte kolarov yine belirli bir standartla oynuyor ama sağ bek problemini yine çözemedi kulüp. zappacosta ağır sakat bir kere. birkaç seneye futbolu bırakması bile şaşırtıcı olmaz. aslında santon da var ama, santon işte… el mahkum orada oynatılan ve orijini sağ bek olmayan florenzi de batırınca sol bek olarak alınan ama sağ ayaklı olmasından mütevellit sağda da oynayabilen spinazzola oraya konuşlandırıldı.

    orta sahaya gelince diawara sakatlıktan döndükten ve tekrar sakatlanana kadar mükemmel oynadı. öyle ki ocaktaki sakatlığı roma’nın yeni yıldaki çöküşünün en büyük etmenlerinden biri olacaktı. diğer orta sahalar veretout ve cristante fena değillerdi ama özellikle crsitante istikrarsız. aslında atalanta’dan oyuncu almak için iki kere düşünmek lazım. gasperini orada nasıl bir sihirbazlık sergiliyorsa herkesten tam verim aldığı gibi kimse sakatlanmıyor da. ofansif orta saha rolünde oynayan pellegrini ise sezonun bir başka parlayan yıldızıydı. 24 maçta yaptığı 11 asistle takımın yaratıcılık yükünü tek başına çekti neredeyse.

    sezonun kuşkusuz en iyi performansını sergileyen romalısı zaniolo’ydu ki merih’in de sakatlandığı juventus maçında dört beş kişiyi çalımlayarak devam ettirdiği slalomunu çapraz bağlarını yırtıp sezonu kapatarak sonlandırdı ve bu sakatlık aynı zamanda roma’nın da mahvolmasına sebebiyet verdi. sakatlandığı juve maçını da sayarsak onsuz roma, 8 maçta 3 galibiyet, 4 mağlubiyet ve 1 beraberlik alarak sezonun en kötü periyodunu geçirdi.

    fonseca kanatlarda ya da kanat forvette driblingciden ziyade pas yapmayı seven oyuncuları tercih ediyor. yani cengiz tarzı değil de zaniolo, mkhitaryan gibi içeriye kat etmeyi seven birini sağ açıkta, kluivert’i ise solda oynatıyor. cengiz’in kadroya girememesinde bunun kadar sık sık sakatlanması da etkili elbette. şu vaziyette cengiz’in fonseca’nın sisteminde kendine yer bulması oldukça zor. iyi bir teklif gelirse satılması sürpriz olmaz. bu arada mkhitaryan’ın da smalling gibi “manuzede” olduğunu ve roma’da çok iyi oynadığını söylemeden geçmeyeyim.

    yazın inter’in ilgisi sayesinde yağlı sözleşmeyi kapan dzeko, bu sezon çıktığı 32 maçta 15 gol, 9 asist yapmış ki kendisinin 34 yaşında olduğunu ve neredeyse hiç rotasyona sokulmadığını hesaba katmak da fayda var. yedeği kalinic oynadığı sayılı maçta fena değildi gerçi ama dzeko başka bir seviye. bir de neredeyse unuttuğum pastore var. pellegrini’nin olmadığı birkaç maçta sahaya çıktı ve şiir gibi oynadı herif. acayip yetenekli ve izlemek büyük zevk. fakat sonra ne olduysa yine sakatlandı ve sesi soluğu çıkmamaya başladı. kendisi, psg’den nefret etmek için 3873 nedenden biridir benim için.

    özetlersek fonseca’nın kafasındaki xi: lopez/kolarov-smalling-mancini-spinazzola/diawara-veretout-pellegrini/zaniolo-kluivert-dzeko şeklindeydi ama sakatlıklardan dolayı şu xi neredeyse hiçbir zaman aynı anda sahada olamadı. yine de dediğim gibi 2020’ye kadar ya da şöyle söyleyelim zaniolo ve diawara ikilisini kaybedene kadar hem ne oynadığı belli olan hem de çok iyi sonuçlar alan bir takım yaratmayı başarmıştı ama özellikle zaniolo gittikten sonra takımın insicamı yerle yeksan oldu.

    ocak transfer döneminde onun yokluğunu doldurmak için çok çabaladılar. inter’de oynayamayan politano’yla spinazzolu’yu takas etmek üzereydiler, hatta politano, roma formasını bile giydi ama spinazzola’nın sakatlık geçmişinden korkan inter yönetiminin sözleşmeye bin bir çeşit opsiyon koydurmak istemesi bu işin yatmasına sebebiyet verdi. bunun sonucunda da apar topar barcelona’nın yedeklerinden carles perez diye bir elemanı kiraladılar ama çin virüsü musallat olana kadar kısıtlı sürede kendisinin ne menem bir oyuncu olduğunu anlayabilmiş değilim.

    ocak ayındaki diğer önemli gelişmeye gelince… sağ bek olmamasına rağmen taraftarın bir cafu performansı beklediği, karşılığını alamayınca da sosyal medyadan etmedik hakareti bırakmadığı, alt yapıdan yetişme ve totti-de rossi silsilesini devam ettirmesi beklenen florenzi artık baskıya dayanamayarak takımdan ayrıldı. işin kötü tarafı gittiği valencia’da da sağ bek oynatılıyor ve yine kötü oynuyor. ee tabii kendisinin gitmesi, zappacosta’dan haber alınamaması ve spinazzola’ya güvenilememesiyle bir sağ beke daha ihtiyaç hasıl olmuştu. roma bunu kendi içinden çözdü. benim hala roma futbolcu olduğunu bile unuttuğum bruno peres’i brezilya’dan geri getirdiler. bunda muhakkak ki torino’da beraber çalıştığı petrachi’nin de parmağı var ama geldikten sonra fena da oynamadı. en azından adam sağ bek ve sakatlanmıyor.

    roma ligde 5. sırada bulunuyor(du) ve 4. sırada bulunan bir maçı eksik atalanta’nın 3 puan gerisinde(ydi). ayrıca avrupa ligi’nde son 16’da sevilla’yla karşılacaklar(dı). şu saatten sonra başımızdaki bu illet gider mi, giderse ne zaman gider, giderse takvim nasıl işler hiçbir şey belli olmadığı için bunlara dair yorum yapmayacağım ama normal şartlar altında “roma’nın ilk 4’e girmesi zor, avrupa ligi’ne asılmaları lazım” derdim.

    ne olursa olsun yönetimin fonseca’nın arkasında durması gerek. adam gerçekten iyi bir hoca. yalnız yazıyı bitirirken en önemli noktayı ıskaladığımı fark ettim. roma satılıyor. hatta ön sözleşme bile imzalandı. kulübün yeni sahibi yine amerikalı bir milyarder: dan friedkin. aslında bu da başka bir yazıyı hak ediyor. pallotta’nın yeni stadyum ve çevresine yapılacak tesislerle ilgili projeleri vardı, onlara ne olacak mesela? ya da bu pandemiden sonra satış yine de gerçekleşecek mi? dünyanın öbür ucundaki yarasa yiyen bir dangalağın tüm insanlığı soktuğu belirsizliğe bak…