• 1
    özellikle fenerbahçenin çok iyi yaptığı şey doğruya doğru. en basitinden burak yılmaz her yerde emek hırsızı diye anılır, evet burak kendini yere atıyor ama attığı pozisyonların neredeyse tamamında devam kararı verilmiştir. ama galatasaray haksız penaltı alıyor gibi bir hava var her sezon. diğer taraftan efendi adam gökhan gönül'ün haksız kazandırdığı penaltılar konuşulmaz. veya galatasaray taraftarı kötü oyunu içine sindiremez, haklı veya haksız oyuncularını protesto eder, her yerde kaos, galatasaray. sezon başından beri emenike'nin kavga etmediği fbli oyuncu kalmaz, en son taraftarı tarafından yuhalanır ve o da taraftarına karşılık verir. sonuç? olur öyle şeyler. şu ülkede spordan da siyasetten de anladığım birşey varsa o da şudur; güçlü olmak istiyorsan medyayı kölen yapacaksın.
  • 2
    bugün yaşanan (bkz: 4 mart 2015 fenerbahçe takım otobüsünün kurşunlanması ) olaydan sonra kimse öncesinde oynanan * maçı bu maçta yaşanan enteresan savunma hatalarını konuşmayacak. serkan kırıntılı'nın her fenrebahçe maçındaki komiklikleri hakkında emin olun tek bir söylem dolaşmayacaktır. medya manipülasyonu algı yönetimi dediğin tam olarak böyle yapılır. adamlar işinin ehli gerçekten takdire şayan. mahmut uslu gerçekten ne kadar kötü niyetli bir insan olduğunu kanıtladı bir kez daha, taşlı saldırıyı silahlı saldırı diye lanse etti üzerine sadece burnu kırılan şoföre ölüm tehlikesi var dedi. yetmedi kendilerini ziyarete gelen trabzonsporlu yöneticiye bizden günah gitti diyerek komboyu tamamladı. gerçekten artık gram acımıyorum bunlara, şoför hariç.
  • 4
    herkes diline pelesenk olmuş bu aralar. arkadaş uyuz oluyorum böyle şeylere. algı yönetimi nedir? hele bir ne olduğunu anlayalım ondan sonra kullanalım. bir arada ironi böyle idi. ota boka ironi diyorduk.

    rica ediyorum, lütfen bilmediğimiz şeyleri ağzımıza almayalım.

    şimdi algı yönetimi nedir? sevgili arkadaşlar algı yönetimi, bir konuda tarafsız düşünme yetimizi etkilemek için yapılan her türlü psikolojik ve stratejik eylemlerden oluşur. yani örnek vermek gerekir ise, bazı gazetelerin bizim borçlarımızı vb. tl bazına çevirip x takımlara gelince dolar , euro bazında söylemler vererek , sanki bizim takımımızın durumunun onlardan daha kötü olduğunu düşündürmesi bir algı yönetimidir. aslında ortada bir yalan haber yoktur. fakat insan beyni otomatikman daha yüksek sayıları daha üste koyduğu için aklımızda 100.000 euro'dan ziyade 580.000 tl daha fazla etki yaratmaktadır.

    yoksa sözlükte sıklıkla kullanıldığı gibi, x oyuncusunu başkaları eleştiriyor diye eleştiriyorsunuz, yok y takımını o övüyor diye övüyorsunuz, algı yönetimine kurban gidiyorsunuz tarzı ithamlar sadece yazıyı okuyunca "aaa teknik tabir kullandı adam herhalde haklı" tadından öteye gitmeyecektir. çünkü asıl amacı galatasaray olan bir platformda, galatasaray takımı ile ilgili bir konuda kimse algı yönetimine kurban gitmez normal şartlar altında. çünkü burada yazan her kişinin,yazdığı konu ile ilgili zaten bir görüşü bulunmaktadır. he yok , abdulkerim durmaz muğdat ismiyle dalga geçti diye muğdat ismi size dalga geçilesi geliyorsa, sizin algınızın yönetileceği varmış arkadaşlar o konuda yapabilecek hiç bir şey yok.

    ne yazık ki nasıl her boku yiyen suçu fetöye atıyor kendini kurtarmak için, her antitez üretemeyen de suçu dış güçlerin algı yönetimine bağlıyor bu aralar.

    yapmayalım, yaptırmayalım.
  • 5
    "futbol asla sadece futbol değildir"

    simon kuper'in 1994 yılında yazdığı "football against the enemy" kitabı dilimize bu şekilde çevrilmişti. siyasetin, tarihin, düşmanlıkların, sosyolojinin, alelade bir ayak oyununu, futbolu, kitlelerin davranış kalıplarını belirleyen başlı başına bir özneye dönüştürdüğünün bir bakıma anlatısıydı kitap.

    zaten, futbol asla sadece futbol değildir sloganı ülkemizde de kitabı aşarak, "şey" diye tarif edebileceğimiz, sahadaki sportif mücadelenin dışında gelişen her türlü olay, davranış ve nesneyi, kendi bakış açısından tarif etmek isteyenlerin meşrebine göre eğip büküp tanımladıkları başka bir "şey" e dönüştü.

    bugün karşımızda 112 yıllık bir rekabetin bakiyesi var. saha içinde çözemediklerini, sadece futbol ile yenemediklerini, o futbol dediğimiz "şey"in dışında yenmeye çalışan, fırsatını bulursa hırpalamaya, yıpratmaya, yalnız bırakmaya çalışan bir algı yönetimi var.

    futbol sadece futbol olmadığı için, mücadele de sadece saha içinde değil. karşımızdaki akıl, bir fotoğraf çekti. bu fotoğraf, taraftar sayısını tüm rakiplerinden geriden gelerek fersah fersah arttırmış, mali disiplini sağlamış, ülke futbolunun son 25-30 yılına açık ara damga vurmuş bir rakibi güçlü ve zayıf yanlarıyla kendince tanımlamış, güçlü yanlarını zayıflat, yumuşak karnı olan konularda üzerine git, dostluklarını azalt, düşmanlıklarını arttır gibi soğuk savaş dönemi diplomasisini andırır uygulamalarla aşağı çekmek, sindirmek ve nihayetinde önce saha dışında sonra da nihayet saha içinde yenmek adına bir strateji geliştirmiş.

    bu stratejinin ilk adımı, başkan seçilir seçilmez ali koç'un medyaya servis edilen, centilmenlik, fair play ruhu üzerine açıklamalarıydı. ne yazık ki ülkemizde hep bir ağızdan ve güçlü bir şekilde kendinizi, seçilmiş kavramlarla, tekrar ve tekrar nasıl tanımlarsanız ya da bir yalanı sıklıkla ve usanmadan söylemeye devam ederseniz, kitleler de sizi bir süre sonra istemsizce ya da bilinçli sizin kavramlarınızla tanımlamaya başlayabilirler.

    bu stratejinin ikinci adımı içerde bütünleşmeydi. yeni seçilen başkan, sanki kendisi de o yapının uzun yıllar etkili ve yetkili bir biçimde içinde yer almamış gibi, eski dönemden bir öcü yaratıyor, bütün başarısızlıkları o dönemin ve zihniyetin hatalarına aktarıyor, yeniden fenerbahçe diyerek, bir önceki başkanın ve döneminin hesaptan düşüldüğü, muzaffer, zengin, güçlü, her alanda rakiplerinden ileride bir fenerbahçe diye tabir ettikleri eski dönemleri, kendi yeni dönemlerine bağlıyordu. şimdi geçmişte birbirine hakaret eden, kavga eden tribün grupları barışacak, herkes eleştirmeyi, tenkidi kesip bir araya gelecek ve yeniden o özlenen(!) fenerbahçe kurulacaktı.

    stratejinin üçüncü adımı, zaman zaman deha geniş bir perspektiften sanki ülke futbolundaki sorunlara, yeni bir ses, soluk getirecekmişçesine tekrarlana, dostluklarını arttır, düşmanlıklarını azalt stratejisiydi. eski dönemin bakiyesi "biz tek siz hepiniz sloganı" unutulacaktı. yeni stratej,i saha dışında yenilemediği için saha içinde de yenilemediğine inanılan rakibi -hatta düşmanı- önce saha dışında yenmek ve bunun için müttefikliklerini arttırmaktı.

    futbolun kurumsal yönetimlerinden, hukuk kurullarına, futbolun diğer paydaşlarından, anadolu kulüplerinin başkanlarına kadar daha geniş bir yelpazede dostluklar ve ilişkiler arttırıldı. yenilmesi gereken rakip için de tam tersi, yalnız bırak, dostluklarını azalt, düşmanlıklarını arttır stratejisi yürürlüğe koyuldu.

    böyle bir stratejik plan yapıyorsanız, planı oluşturacağınız sahayı da iyi tanımlamanız gerekir. çekilen fotoğraf karesindeki önemli detaylardan biri de fondur. bir tarafta yıllardır tek bir kupa kazanamamış başarıya aç bir camia var elinizde. taraftarı patlama noktasına gelmiş. başarısızlıklarla geçen yıllar psikolojileri bozmuş. yıllarca suyun öteki tarafında, rakibinin başarısını saha dışı faktörlerle açıklama ve kendi başarısızlıklarını kapatma anlayışı genlerine işleyen bu kitle eldeki ilk verimli malzemedir. sosyal medya kanallarını etkili ve verimli kullanmak, medyadaki formalı gazetecileri, zaten spor adamı olmaktan çok bir nevi holigan görünümlü gazetecileri bu sürece eklemlemek, çok ve daha çok ses çıkarmak, saldırmak, hakaret etmek, konuşmak, durmadan konuşmak bu stratejinin kalanları...

    peki biz ne yapıyoruz?. karşı akıl geliştirebiliyor muyuz?

    rakibin planlı bir şekilde vazgeçtiği, "biz tek siz hepiniz" mottosuna belki de farkında bile olmadan sahip çıkmaya başladığımızın farkında mıyız? planlı bir şekilde saha dışında kolumuzu kanadımızı kırmaya çalıştıklarını görüp buna karşı stratejiler oluşturuyor muyuz? karşımızdaki cephe genişledikçe biz de o cepheyi daha çok dışarı iterek yardımcı oluyor muyuz? kendi futbolcusuna bile arsızca sosyal medyada hakaret edebilen, başarılar içinde büyümüş yeni nesil genç taraftarların algılarını doğru yönlendirebiliyor muyuz?

    futbolun asla sadece futbol olmadığını söylemek yeni bir şey değil.

    ancak ufak bir hatırlatma, o çok satan, meşhur, fenomen futbol kitabının 1994'teki ilk basımının ön sözünü de türkiye'nin en büyük futbol adamı yazmıştı.

    fatih terim.
  • 6
    daha önce de yaptılar ama 2020 - 2021 sezonu ara transfer döneminde mustafa cengiz yönetimi artık işin çılkını çıkardı.

    daha önce taraftara ffp'yi bahane edip geçiştirdikleri transfer dönemleri oldu ama taraftar baktı ve gördü ki başka takımlar, 200-300 bin euro'ya mis gibi topçular getiriyor, bonservisi elinde düşüşte olan oyuncuları uygun maliyetle getiriyor, iyice uyandı tabii. mecburen bir şeyler yapmak zorundalar ama yapacak çap da yok, para da yok. bahanelerle gemiyi yürütmeye en çok da yalan haberle zaman kazanmaya çalışıyorlar.
    sadece kendi çıkarları için orada durmaya başladılar. bana öyle geliyor en azından.

    hatırlayın 2019-2020'de pandemi dönüşü lig başlarken 2 haftada ipimizi çektiler. kuru bir açıklama ile geçiştirdiler.

    başka camia o 2 maçı 20 sene konuşur.

    bugün gelinen noktada ise transfer yapamayan ama ne hikmetse hala seçimde aday olmayı düşünen bir yönetim var.

    ve şu anda yaptıkları tek şey, baskıyı hissettikten sonra,

    kendilerine yakın gazetecileri, sosyal medya hesaplarını kullanarak irfan can kahveci gibi isimleri ortaya atıp sonra da haklarında şu tip haberler yaptırmak;

    irfan can için başakşehir diagne+luyindama istedi.
    irfan can için 7 milyon euro veya marcao+para istedi.
    irfan can olmadı mahmut tekdemir'i veriyorlar.

    buradaki amaç şu,

    taraftara "o para o oyuncuya verilmez bırakın almayın daha iyi" dedirtmek ve "bakın biz istedik ve her şeyi yaptık ama çok para istediler" alamadık.

    kusura bakmayın ama galatasaray taraftarı artık bunları yemiyor.

    kendi menfaatini kulübün menfaatinin önüne koyan hatta kulüpten rant sağlayan çok kötü bir yönetimden sonra geldiğiniz için, uefa'da alınabilecek olası bir cezayı kaldırdığınız için ve terim'e borçlu olduğunuz iki şampiyonluk için daha fazla destek veremeyeceğim.

    şu 2 hafta içinde ne yapacağınız sizi nasıl hatırlayacağımızı belirleyecek...
  • 7
    fenerbahçe medyasının mesut özil transferinde başarıyla gerçekleştirdiğidir.

    şu anda ortalıkta hakim karşılaştırma falcao üzerinden ilerliyor. bir süre önce fenerbahçe'nin rezaleti van persie hikayesi orada dururken bunu kimse hatırlatmıyor da varsa yoksa falcao.

    dolayısıyla; "ikinci bir van persie fiyaskosu olur da tekrar rezalet çıkar mı?" diye sormak yerine, daha önce benzer bir şey hiç yaşanmamış gibi* ve rakibinin de yaşamış olduğu tecrübeden dolayı* kredi oluşturarak "fiyasko olsa da en fazla bir falcao olur" denilerek yönetimin eli rahatlatılıyor.

    büyük hüner!

    ayrıca; eğer galatasaray üzerinden yakın zamanda gerçekleşmiş bir transfer karşılaştırması yapılacaksa* bu falcao üzerinden değil, hem oynadıkları pozisyon hem de benzer kariyerde olup gelmeden önce bir süre futbol oynamamış olmalarından dolayı alınacak riske dair olarak, sneijder üzerinden yapılması gerekir.

    kısaca;
    örnek olay üzerinden bakarsak algı yönetimi yapmak isterseniz, mesut özil - falcao karşılaştırması yaparsınız.
    eğer durumu anlamak adına gerçekçi bir değerlendirme yapmak isterseniz mesut özil - sneijder karşılaştırması yaparsınız.
  • 8
    emre akbaba hakkında yapılan karalama haberlerinde de yapılmakta olan durumdur.

    yapılan çirkin haberlerde, akbaba'nın 1.7 milyon euro aldığı ve indirime yanaşmadığı, bu sebeple sözleşme yenilemeyi reddettiği yazıldı.

    ancak bildiğimiz, kulüp tarafından daha önce söylendiği kadarıyla emre'nin sözleşmesindeki döviz kuru daha önceden dondurulmuştu ve emre sözleşmesinde indirim de yapmıştı.

    yapılan haberlerde bu durumdan hiç bahseden yok. her nedense...
  • 9
    birkaç örnek vermek gerekirse;

    fenerbahçe 12 milyon euro verip emenike'yi aldığında ve sonrasında kimse bu kazığı konuşmamıştır. diagne konusunda ise durum ortadadır.

    süper final denen rezillik çıktığında bunun lig için iyi olacağı, izlenmeyi arttıracağı, işte şu şu ülkede de var güzel bir yöntem gibi argümanlar ile savunulduğu algılar yapılmıştır. galatasaray iki kere hepsini üst üste koyunca hemen düzen değiştirilmiştir. bir de bunu yapan şahıs başkan adayı olduğunda tv de seçim için propaganda yaparken utanmadan bunu fenerbahçe için yaptım diyebilmiştir fakat kimse konuşmamıştır.

    galatasaray farkı açınca ve üst üste kupalar gelince toplu bildiri yayınlayıp toplumu yanlış yönlendirip, hakemleri galatasaray aleyhine kışkırtmışlardır kendi canları yanınca şu hakem düdük assın bu hakem şöyle olsun diyebilmişlerdir. algı yönetimi tüm hakemler bizi kolluyor gibi yapılmıştır ama en çok kollanan ve kollandığı maçlar olmasa belki de küme düşecek olan bir takım gram konuşulmamıştır.

    hakemi silah olsa vururum diyen, maçtan sonra tff ve hakemleri tehdit eden başkan ve teknik direktörler bir maç bile ceza almazken, fatih terim her durumda fazla fazla ceza almıştır. yapılan algılar sonucunda diğer kişileri konuşan olmazken, fatih terim az ceza aldı pişkinliğini yapan tipler türemiştir.

    galatasaray maçlarına kritik haftalarda hep bizimle sorunlar yaşayan ve hatalı kararlar veren hakemler atanırken, rakip takımlara aynı haftalarda en iyi sonuçları aldıkları hakemler atanmaktadır. ama bu konuşulmazken bir tv kanalında şu hakemler galatasaray maçlarına haftalardır verilmiyor algısı yapılırken (galatasaray o haftalarda çok iyiydi tesadüfün böylesi) anında diğer hafta bu berbat hakemler çatır çatır bizim maçlara atanmıştır.

    üzerimize oynanan oyunları görmemiz ve ünal aysal gibi ekrana çıkıp yumruğunu vuran, sizin oyununuza alet olmam diyen güçlü bir başkana sahip olmamız dileğiyle (ünal başkanın cesaretini olumlu buluyorum genel anlamda her şeyi harika demiyorum bunu da eklemiş olayım). kulübümüze her dönem yapılan uygulamadır.
  • 10
    algı cumhuriyeti haline gelen ülkemizde, futbol ligimizde şu işi kendi çıkarlarına kullanamayan ve en çok zararını gören kulüp galatasaray.

    23 aralık 2020 fenerbahçe başakşehir maçında kralını yapmamız gereken haklı algı yönetimi maalesef sığ bir atışma olarak kaldı. 28 aralık 2020 beşiktaş sivasspor maçında ise sessiz kalındı. sadece tweet atmaktan bahsetmiyorum. fenerbahçe ve beşiktaş’ın bu kadar kollanmasına karşı camia gücüyle anadolu kulüplerini de etkisi alacak bir kamuoyu oluşturmanın gerekliliği çoktan geldi. fener için arada bir yapılan ama tam yapılan “hatalar” beşiktaş’ın her maçına yayılmış durumda. beşiktaş’ın her maçında bir anadolu takımı harcanıyor, oyuncular maç içinde isyan ediyor, çileden çıkartılıyor. biraz medya önünde biraz da kapalı kapılar ardında verilecek dozlar ile ciddi bir kamuoyu oluşturulmalı. elbetteki diğerleri gibi ahlak ve etik sınırları dışına çıkmadan.

    edit: imla
  • 14
    haftalardır beşiktaş'ın sistematik bir şekilde nasıl kollandığını belli yazarlar başta olmak üzere burada dile getiriyoruz. beşiktaş'ın rakiplerine nasıl kolay kartlar çıktığını, aynı kartların beşiktaş'a çıkmadığını, ucuz penaltılarla anadolu takımlarından kaç puan çaldıklarını bas bas bağırıyoruz.

    bizim konuştuğumuzun yarısını bir yöneticimiz çıkıp konuşsa, herhangi bir maçımız sonrasında üstü kapalı olarak bile değinse, biraz algı biraz baskı oluşturacak iki kelam etse 17 ocak 2021 beşiktaş galatasaray maçında diagne'ye o kırmızı kart çıkamayacaktı.

    şu ligde ne sahtekarlıklar dönüyor, biz ise haklı algı yönetimini bile yapamıyoruz, yapmıyoruz.

    bu coğrafyada en önemli işler bunlar. ahlak, etik sınırlarını aşmadıkça ayıp değil, günah değil. zaten haklıyız, sonuna kadar hakkımız. albayrak ve günay'ın böyle kabiliyetleri olmadığı için onlardan beklentim yok ama koca kulüpte hiç mi iki cümle kuracak, sözcü olarak, işin ruhundan anlayacak, gündem yapacak bir adam yok?

    fenerbahçe deplasmanı* yaklaşıyor. fenerbahçe için bu kadar gözü dönmüş bir ortamda geçen seneki kadıköy galibiyetimizin acısını fazlasıyla çıkarmak isteyecekler. geçen sene orada rezil olan ali koç'un imajını toparlamak isteyecekler. oraya da avarel gibi sağa sola bakarak giderse bizim yönetim çok canımızı sıkacak işler olur.

    felaket tellallığı yapmak istemiyorum ancak iş iyice futboldan çıktı. maçlar sahada bitseydi bu sene hepsinin önündeydik zaten. sadece saha içine kalsa en ufak korkum yok ama maçlar sahadan taştı. ayık olmak lazım. kadrolardan, taktiklerden önce başka şeyleri konuşup gündem yapmak lazım.