• ben adnan polat. burası hasnun galib kulüp binası. burada futbolculara bağlı yeni bir sistem kuruyoruz. %87si futbolcuların isteğine göre şekillenecek. içinde servet çetin bile olacak. hep hayal ederdim, en kritik dönemde hoca yollayıp durmak olur mu diye. yaptım, olacak. çünkü bu ülkede herkes uefa kupası şampiyonu takımda oynayıp mutlu olmayı hakediyor. burada değişik teknik direktörler olacak, ömrü en fazla 1,5 sene. burda mustafa sarp var, barış var; her şey var. burada bi yaşam var. burası kazmasını kendi üretecek, seyrantepe inşaatı %20 daha ucuz olacak. bu yeni projemizde 10 metreye pas atamayan herkes galatasaray forması giyecek. hoca değiştirmeye başladık bile. ahahahah.
  • zaman; 1960'lı yılların başı... mekan; mecidiyeköy'de bugün galatasaray store çadırının konumlandığı yer, eski adıyla "kömürlü saha"... o sahada top oynayan bir grup çocuk ve o çocukların yanına arada bir uğrayıp, onlara topla hareketler gösteren, bir şeyler öğreten genç, efendice bir adam... o adam ki; lisenin kalın ve aşılmaz duvarlarının anadolu'ya* kapattığı kulübü; 'diğerleri'ne açan adam... o adam ki; metin oktay işte...

    o çocuklardan birine odaklanmak gerek. çocuğun ailesi beşiktaş semtinde ikamet etmekte, bütün ailesi beşiktaş'lı. ama o, arada bir gelip hareketler gösteren, afilli abinin varlığı bu çocuğu başka türlü hissetmeye sevk ediyor. beşiktaşlı polat ailesinin evladı adnan'ı metin oktay galatasaraylı yapıyor.

    sene 2011; o adnan polat galatasaray tarihinin ibra edilmeyen ikinci başkanı oluyor.*

    o aradaki 50 yılda en başa ve en sona periyodik dönüşler yaptığımızda sürekli iç gıcıklayıcı bir sahneyle karşı karşıya geliyoruz. o 50 yılın mahiyetine ve 1960'lardaki tablonun 2011 martında nasıl bu hale geldiğine dair birkaç cümle kurmadan önce başka bir zaman tüneline girmek gerek.

    bu kez zaman tünelinin başında 20. yüzyılın ilk yılları var. devir sultan 2. abdülhamid han devri... kimine göre "istibdad", kimine göre bir hasta adamın son hayatta kalma reflekslerini gösterdiği dönem. ama bir gerçek var ki; ortada bir otoritenin varlığı hissediliyor. işte tam bu zamanlarda; mekteb-i sultani bahçesinde başka bir heyecan var. inançlı, kararlı bir genç; belki kendisinin bile tahmin edemeyeceği kadar giriftleşecek bir hikayenin başlangıcına imza atıyor birkaç arkadaşıyla... galatasaray'ı kuruyor.

    ama otorite, biraz da paranoyanın etkisinde bir halde, toplu halde yapılan faaliyetlere mesafeli yaklaşıyor. futbol maçlarını da rejime tehdit olarak algılıyor. kırmızı-beyaz forma giyen gençler futbol oynarken sahaya dalıp; "çıkarın ulan o formaları!" diyen bir hafiye bu tavrın göstergelerinden sadece birisi...

    işte burada galatasaray kurumunun kimliğine derin bir iz bırakacak bir tavır gelişiyor. dönemin lise müdürü abdurrahman şeref efendi iktidara karşı galatasaray'ın tarafını tutuyor; okulun talebelerini saklıyor, koruyor.

    ikinci zaman tünelinin sonunda gideceğimiz vakit ise 15 ocak 2011... galatasaray'ın evini yenilediği, düğün-bayram gününde bir tatsızlık yaşanıyor. stada ciddi emekler de vermiş olan başbakan; aslında normal bir şekilde, vatandaşı tarafından ıslıklanarak protesto ediliyor. ama başbakan ve kurmayları bu protestonun öznesini; "vatandaş" olarak değil; "galatasaray taraftarı" olarak kabul edip; bu yanlış kabul üzerinden galatasaray'a önce hakaret ediyor, sonra da cumhuriyetten eski bir camiayı tehdit ediyor.

    meselem protesto olayı ve sonrasında yaşananlar değil. işte tam bu olaylar olurken; galatasaraylıları temsil etmek için bir göreve talip olan adnan polat; galatasaray'ın tarafını tutmama hatasına düşüyor. daha sonra kendisinin de "yorgunluk" mazeretine bağlayarak itiraf edeceği, bir dizi saçmalığa imza atıyor. bakanlar stad çıkışında adnan polat'ın, galatasaray başkanının etrafını sarıp; el-kol hareketleriyle hakaretler, tehditler savuruyor ve adnan polat'ın tavrı el-pençe divan durmaktan başka bir tavır da olmuyor.

    burada bir parantez daha açıp; galatasaray ve onun başkanlık makamı üzerine iki çift kelam da etmek gerek. galatasaray bir spor kulübünden daha fazlasıdır. bir kültür uzantısıdır. bu toprakların; yüzünü batıya dönmüş, bir ayağıyla bu topraklara basarken diğer ayağıyla bütün dünyaya açılmış, fikri hür, vicdanı hür insanlar yetiştiren güzide bir kurumudur. bir duruşu ve kırmızı çizgileri vardır. galatasaray başkanı da; sportif meselelerle ilgilenmekten daha çok, bu duruşu ve kırmızı çizgileri muhafaza ve asırlık bir anlayışı sahiplenmiş milyonları temsil etmekle görevli kişidir.

    sene 2011; adnan polat başkanlık makamından "indirildi." ama takım 11. diye değil, transferde isabet sağlayamadı diye değil, adnan sezgin'de inat etti diye değil, teknik direktör harcama mekanizması kurdu diye değil. adnan polat indirildi; çünkü abdurrahman şeref efendi'nin ortaya koyduğu galatasaray tavrına uygun davranamadı. ama acziyetten, ama korkudan, ama başka bir mülahazadan; adnan polat galatasaray'ı 15 ocak 2011 günü temsil edemedi ve layık olamadığı makamdan "indirildi."

    ben şimdi yine karışık bir kafayla izliyorum galatasaray'ı... bir yandan kırmızı çizgilerimize sahip çıkan bir camianın varlığı içimi güvenle ve umutla doldururken; diğer yandan ağlıyorum. kimse taşın altına elini sokmazken kendini ortaya atan adnan polat'ın bu hale düşmesine ağlıyorum. 90'ların efsane yöneticisi adnan polat'a ağlıyorum. 2001'de "kurtar bizi baba!" denilen adnan polat'a ağlıyorum. ağaran saçlara, şişen göz torbalarına ağlıyorum.

    ama en çok da; 60'lı yılların başında, kömürlü sahada top oynayan ve galatasaraylılığı metin oktay'dan öğrenen çocuğun; 50 sene sonra metin oktay'a layık olamamasına ağlıyorum.

    güle güle adnan polat; ben seni de güzel hatırlamaya çalışacağım.
  • çok kızıyorum sana...

    cskncskn:gidelim açılış maçına tarihi ana bizde tanık olalım.

    adnanpolat:sadece davetliler ve kombinesi olanlar girebilir.

    cskncskn:yapma be olsun burjuvamız sürsün o keyfi bizde evde izleriz.

    adnanpolat:açılış maçını özel yayıncı kuruluşa sattım.

    cskncskn:onuda mı yaptın aferin kafe köşelerinde izlicez yani yeni mabedi o zaman bari yeni çıkan formayı alıp torunumuza gösteririz bak bu 50 sene önce açılan tt arenada giyilen ilk forma...

    adnanpolat:175 lira aliyim...

    cskncskn:yapma be abi öğrenciyiz.

    adnanpolat:hadi lan hadi boşalt tezgahın önünü...
  • - belinde silahı olan bir adam aşağılanmaya neden izin verir?
    albay douglas mortimer

    ***

    per qualche dollaro in più

    sinemayla az çok ilgili sayılırım. benim için sinema eşittir western. zira western filmleri hayatın ta kendisidir.

    bilenler bilir, sergio leone'nin 1965 yılı yapımı, başrollerinde clint eastwood ve lee van cleef oynadığı en meşhur filmlerinden biridir per qualche dollaro in più. filmin teması ödül avcıları üzerine kuruluyken, film; el paso'daki bankayı soymayı planlayan indio ve çetesinin peşine düşen iki ödül avcısının hikayesini anlatır.

    indio'nun adamları -ki indio'nun çetesi o dönemin en azılı kanunsuzlarından oluşmaktadır- banka soygunu öncesi el paso'ya keşife giderler. çetenin el paso bankasını soyacağını bilen ödül avcılarımız monco (clint eastwood) ve douglas mortimer da (lee van cleef) çetenin peşindedir.

    çete üyeleri tavernanın barında içkilerini içerken mortimer -albay douglas mortimer- çete üyelerine arkadan yaklaşarak birinin ensesinde kibritini çakar ve piposunu yakmak ister -bu hareket western filmlerinde karşındakini küçümsemek anlamına gelmektedir-. çete üyeleri bu hareket karşında şoke olmuşlardır fakat ses edemezler. ensesinde kibrit çakılan adam kibriti üfler ve söndürür. bu sefer albay, adamın elindeki puroyu alarak piposunu yakar. çete üyesi sinirden deliye dönmüştür, gözleri nerdeyse yerinden çıkacaktır.

    bu aşağılanma karşısındaki tahammül sınırı son raddesine ulaşan adam tam silahına yönlenmişken yanındaki arkadaşı onun elinden tutar ve silahı çekmesini önler. albay douglas mortimer ise çok rahattır. zira bu farkındalığın rahatlığıdır. hemen sonra çete üyeleri arkalarına bile bakmadan tevarnayı terkederler. zira çete büyük bir soygun planlamıştır ve bu soygundan hemen önce kasabada olay çıkartarak kendilerini belli etmek istememektedir. albay douglas mortimer böylelikle çetenin soygun planında olduğunu kendince ıspatlamıştır. yoksa böyle bir durumda silahların patlamaması gibi bir durum yoktur westernlerde.

    adamlar gider, douglas mortimer viski söyler. korkudan barın altına saklanan yaşlı tavernacı ise saklandığı yerden çıkarak, mortimer'a, intihar etmek için neden onun barını kullandığını sorar ve ekler "- o adamları tanırım, yaşıyor olmanız bir mucize".
    ve işte colonel douglas mortimer o can alıcı soruyu sorar:

    - belinde silahı olan bir adam aşağılanmaya neden izin verir?

    tevernacı cevap verir,

    - evet seni öldürmedilerse, çok geçerli bir sebepleri olmalı.

    ***

    adnan polat tam üç yıldır galatasaray spor kulübü başkanlığını yürütmekte. kendisi başkanlık sürecinde tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar galatasaray'ın üzerine gelindi, yazılı ve görsel basın tarafından defalarca aşağılandı, yetmedi, gelinen noktada artık devletin bürokratik erkanı tarafından da aşağılanıyor. koskoca galatasaray'ın tarihine, geçmişine, efsanelerine leke sürülürcesine aşağılanıyor. önce futbolcusu aşağılandı, sonra teknik direktörü, hiçbirinde ses etmedi adnan polat, ve şimdi galatasaray'ın gerçek taraftarı aşağılanıyor. galatasaray tarihinin belki de en önemli gecelerinden birinde, şeref tribününde eline mikrofunu alan bir adam, 40 bin galatasaraylının içinde, galatasaray'ı aşağıladı...

    ses etmedi adnan polat. tıpkı belinde silahı olan o adam gibi..

    şimdi teşbihte hata olmasın, silah filan... galatasaray bu ülkenin en büyük camiasıdır. tarihini, geçmişini sadece başarılarından değil, onurundan, asaletinden almıştır. ve galatasaray başkanlığı makamlar üstü ulviliğe sahiptir. tek kelamı ateşler yakar.

    galatasaray son kez aşağılandı, hem de en ağır şekilde. ses etmedi adnan polat, ses edemedi. tıpkı belinde silahı olan o adam gibi.. mutlaka çok geçerli bir sebepleri olmalı. yoksa benim aklıma başka bir sebep gelmiyor.

    bu arada filmin türkçesi birkaç dolar için. güzel filmdir, mutlaka izleyin derim..

    edit: dayanamadım filmin sonunu da getireceğim. indio ve çetesi tarihin en büyük soygunlarından birini gerçekleştirerek el paso bankasını soyarlar. ama hesap etmedikleri biri daha vardır filmde; o da western'lerin isimsiz kahramanı, the man with no name. ve o hep kazanır.
  • https://www.youtube.com/watch?v=tgq4qXR2RTU

    hemen söyleyeyim. şu yazıyı okumaktansa bu videoyu izlemenizi öneririm.

    3 ocak 2016 günü habertürk'ün sportürk programının tamamı bu video. programın moderatörü faik çetiner. yorumcular halil özer, serdar ali çelikler ve meriç müldür. konuk ise adnan polat. program 2 saat 30 dakika civarı sürüyor. hatırlamayanlar için bir kaç hafta önce araba mevzusu olmuştu o mevzunun çıktığı program bu. şimdi herkes izleyemez, gayet uzun ve 20 gün öncenin programı. bu sebepten sen okuyucu, evet sen belkide kaza ile bu siteye giren sen okuyucu için bir amme hizmeti yapacağım. konuşmayı saniye saniye bölüp özetini yazıp hangi dakikalar arasında özetini çıkardığım konu konuşuldu yazacağım. başlıkları da olacak. benim özet çıkarmama insanlar ne kadar güvenir bilmem ancak konuşmanın içerisinde çok ilginç bulduğum hususlar var.

    yazı uzun gözüküyor biliyorum. ancak uzun yazıdan korkan ey arkadaş merak etme. hepsini okumana gerek yok. ilgini çeken başlıklar olursa diye başlıkları da alt alta yazıyorum. korkma... hepsini okuma merak ettiğin yeri bulman için bu entry yapıldı.

    kongreye git çağrısı
    tüzüğe dokunma yanarız
    inan kıraç sizi seviyor mu? - ses kayıtları ve organizasyonlar
    kongreyi hak edecek ne yaptım - bu ceket hakkaten dar geliyor
    ünal aysal öneri, iç barış
    beyaz kapak ve savcı
    stad açılışı ve protestolar
    ünal aysal alınan üye sayısı
    dursun başkan neden tepki alıyor - geçmişe dönük inceleme
    hırsızlıklar
    3 yıldaki toplam harcama 60 yıldakinden fazla
    vergi borçları
    culio, zapata, stancu ve kadrolar - ünal aysal'ın ibrası - kayıp kaçaklar
    2010 yılı ada oylaması
    transferleri kim yaptı - adnan sezgin - mehmet özbek
    mektup
    3 temmuz hakkında ne düşünüyorsunuz - denizli maçı - teşvik primi - ankaragücü maçı
    cevat hocayla şampiyonluk

    özet dışı:

    kulüp başkanlarının ilişki
    emre belözoğlu
    fatih terim (ki kendisine kırgın)
    adnan polat'ın disiplin soruşturması
    iç barış
    daha önceki konular ile ilgili tekrar
    şu anki durumun sportif ve mali incelemesi
    arda turan
    galatasaray'ın arazileri

    şimdiden uyarayım konular çok dağıldığı için aynı konuların ayrıntısını daha sonralarda verdi adnan polat. burada yazacaklarım yazar notu diye yazmadığım sürece benim düşüncelerimi içermiyor.

    kongreye git çağrısı süre: 0.0 - 5.35

    kulüpteki bazı galatasaraylıların adnan polat'ı kongreye gitmesi yönünde talepte bulunuluyor. adnan polat o an kongreye gidemeyeceğini şu an açıklayamacağı sebeplerden dolayı o yeni bir seçime gidemeyeceğini söylüyor. bu sebepleri bu programda açıklamadı. şu an açıklayamayacağını söylüyor. ileride bir kaç sene sonra açıklayabileceğini söylüyor. aynı zamanda haklılık paylarının olduğunu yk'daki bazı yöneticilerin 180 derece döndüğünü ve bu yöneticilerin değişmesi gerektiğini ve ona yeni bir kurul kur yine seni seçeceğiz dendiğini söylüyor. o da kongreye git çağrısı yapılan kongrede "mesaj alınmıştır (bu galatasaray'a yakıştırılmayan yöneticilerden bahsediyor) gereği yapılacaktır." dediğini söylüyor.

    hemen bir hatırlatma. konular çok dağıldığından bunların hepsini aynı noktada söylemiyor. bu yüzden farklı sorulara cevap verirken bu bilgileri topluyoruz.

    ek süre: bu başlıkta yazdıklarımın bir kısmını şimdi vereceğim sürelerde daha ayrıntılı açıklıyor. üyelerin kongere isteme konusunda haklı olduklarını ve kongreye gitmemesinin sebebi olan çok gizli konu hakkında bir iki açıklama yapıyor (sebebi vermeden).

    süre: 15.11 - 17.38 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=911

    tüzüğe dokunma yanarız süre: 5.35 - 9.18 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=311

    iç işleri bakanlığı dernekler masası medeni kanun ve dernekler yasasının değişmesi üzerine tüzüğü yenileyin diyor. 10 senedir de tüzük revizyonu için çalışılıyor. adnan polat bu tüzük yenilemesinde ilaveten bir %3'lük daha üye alım kontenjanı koymak istiyor. yani toplam aktif üyelerin %3'ü üye olabiliyor. bunun belli bir rakamı liseli olmalı. belli bir kısmında ise üyelerin yakınlarına öncelik tanınıyor. lise ve ya kongreye üye olmayanlar ile bağı olmayan insanların alımı çok az. bu yüzden bunu artırmak istiyor adnan polat. en azından senelik maksimum üye alım sayısını %6'ya çıkarmak istiyor. ha 400 sınırı konuyor o başka konu. aynı zamanda bazı kişilerin galatasaray üniversitesi mezunları için de imtiyaz istediğini söylüyor. adnan polat ise galatasaray lisenin içinden çıkmış haklı olarak liselilerin bir imtiyazı var ama ben başka bir imtiyazlı grup yaratmam diyor. bunun yanında teamül gereği zaten galatasaray üniversitesi çıkışlı insanlara öncelik tanırız (okumuş, bilgili, görgülü insanlar galatasaray'a üye olmak istiyor, neden geri çevirelim diyor) ama ben galatasaray'ın ana yasasına bunu koymam diyor. bu yüzden üniversiteye yakın bir kısım insanları karşısına aldığını söylüyor.

    "galatasaray taraftarı bana göre galatasaray'ın ruhu." taraftarların içerisinde galatasaray'a hizmet edebilecek ve hizmet etmek istecek kalifiye insanların olduğunu, bu insanların kulübe girişi için kapının daha aralanması gerektiğini söylüyor.

    inan kıraç sizi seviyor mu? - ses kayıtları ve organizasyonlar süre: 9.18 - 11.02 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=558

    soruya net bir cevap veriyor. "benden nefret ettiğini düşünüyorum." sebebine gelirsek ise tüzük değişikliğine gidildiğinde (ki ideal bir tüzük olmadığını üyeler ile alakalı tabuları kırmak amacıyla bu tüzüğün yapıldığını söylüyor.) 40 civarı dışarıdan alınan üye sayısına karşılık bir senede 200 civarı üye alındığını söyledi. bu durumun birilerini (galatasaraydan maddi manevi kazanç sağlayan birilerini -adnan polat'ın söylemi-) kızdırmış olabileceğini söyledi ki buradaki birileri adnan polat'a göre inan kıraç ve yakınındakiler. liselilerin %90'nının işinde gücünde insanlar olduğunu -haklı olarak- bu konulara kafa yormadığını bu yüzden bu bahsettiği %10'luk liseci kesimi tarafından çok kolay manipüle edilebildiklerini söyledi.

    yazar notu: ses kaydına gelirsek.

    bu olaydan sonra adnan polat'ın gönderilmesi için bir komite kurulmuş. hatta ses kaydının olduğunu da söylüyor. ileride ne yani galatasaray'da insanlar bir birini mi dinliyor sorusu gelince bu konuyu açıklayacak. olay şu. komiteden biri basına konuşmak için görevlendirilmiş. bunun üzerine bu kişinin konuşmalarını dinleyen bir gazeteci ses kaydı almış. adnan polat'ı bu adam severmiş, içine sinmediğinden ses kaydını adnan polat'a dinletmiş. ismini vermiyor.

    ek süre: ses kaydı ile ilgili ayrıntı.

    süre: 23.51 - 25.05 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=1431

    kongreyi hak edecek ne yaptım - bu ceket hakkaten dar geliyor süre: 11.00 - 13.04 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU

    şirket birleşmesi bitti, stad bitti... cümlesini bitirmeden -bırçlar hakkında konuşacakken- o dönem ve şu anda galatasaray'ın borcunun ne kadar olduğu soruluyor. 2011 kongresinde borcun 300 milyon dolar civarında olduğunu söylüyor ve şu an daha çok olduğunu hatta 2'ye katladığını düşündüğünü dile getiriyor. "borcunuz arta bilir..." böyle cümleye girdikten sonra senelerce galatasarayın 60 70 milyon dolar gelir ile yaşadığını ve ne zaman gelir 200 milyon dolara çıktı o zaman bizim gelirimiz borcumuzu aşağı yukarı 1.5 senede kapatıyordu diyor. şu anda ise gelirin borcu 3, 3.5 senede kapatabildiğini söylüyor.

    yazar notu: bu konulara ileride devam edecek ama şu üye alımına geri dönelim.

    bu 200 kişi alınınca kıyamet koptuğunu söylüyor. galatasaray'ın insan kaynaklarını geliştirmesi gerektiğini, kaynağın da galatasaray taraftarı olduğunu söylüyor. (yazar notu: ilk başlığa buradan ekleme yaptım) taraftarın için kalifiye insanlar olduğunu ve bu insanlara kapıların açılması gerektiğini söylüyor. artık "küçük olsun, benim olsun" düşüncesinden kurtulunması gerektiğini, galatasaray'ın dünya çapında, 30 milyondan fazla taraftarı olduğu söylenen bir kulüp olduğunu ancak 300-500 kişilik (liseci dediği) bir grup tarafından yönetildiğini söylüyor. geri kalan liseliler (aslında üyelerin hepsi) işlerinde güçlerinde olduklarından kolayca manipüle ediliyorlar diyor.

    ibra olmama ve mahkeme süreci süre: 17.50 - 20.20 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=1070

    "biz mali olarak ibra olduk. zaten o güne kadar mali ve idari ibra hep birlikte olmuştur."

    yönetimi hakkında rapor veren denetim kurulu olumlu rapor verdiğini ve bu raporun oy birliği ile onay gördüğünü söylüyor. bütçenin oy birliği ile kabul gördüğünü söylüyor.

    idari ibra ile ilgili ise salonun çok karışık olduğunu bu yüzden oylamayı yöneten türker arslan'a gidip sandık vs gibi bir yöntem ile oylamayı yapalım demiş. türker arslan "önce bir dene yapalım. 'dene yapıyoruz, kabul edenler, etmeyenler? kabul edilmemiştir.' dedi." adnan polat bunun üzerine mehmet arslan'a bu yaptığın yanlış, bu yaptığın hem seni, hem genel kurul divan üyelerini, hem galatasaray'ı yani herkesi çok zor duruma düşürür, problemlerin içine atacak bu durum demiş. mehmet arslan ise cevap olarak "artık geri dönemem." demiş.

    bu kongreden sonra adnan polat mahkemeye gitmeyi düşünmüyor. ama yönetim kurulu üyeleri eğer kurul olarak gidilmezse, bireysel olarak mahkemeye gideceklerini söyleyince adnan polat yönetim kurulu olarak mahkemeye gidiyor. (bu mahkemelere ünal aysal döneminde sürekli itiraz edildi diyor. -vurguladı-)
    yargıtaya hukuk kurulunda 46 tane yargıcın oy birliği bu ibra yok sayıldı. bunu anlatıyor.

    ünal aysal öneri, iç barış süre: 20.05 - 21.35 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=1205

    usulsüz ibra ile birlikte galatasaray'da bir çatırdama olduğunu ve iç barış sorunu olduğunu söylüyor. ünal aysal ilk seçildiğinde adnan polat "galatasaray'da iç barışı sağlamanız lazım." demiş. aynı zamanda yüz kızartıcı suçu olmayan galatasaray'lılar için bir af yapın o insanlarda size yardım etsin camiayı birleştirin demiş. bir de rica etmiş iade-i itibar diye bir şey denmemesini zira iade-i itibara ihtiyacı olmadığını bazı çağırtkanların olduğunu ve onların iade-i itibara ihtiyaç duyduğunu söylemiş. daha sonra iade-i itibar yapıyoruz lafı olunca da sinirlenmiş belli.

    beyaz kapak ve savcı süre: 21.35 - 23.38 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=1296

    haziran ayında galatasaray dergisinin kapağı beyaz çıkıyor. adnan polat genel yayın yönetmenini arıyor ve "bu ne demek?" diye soruyor. genel yayın yönetmeni bunun başkanın talimatı olduğu ve galatasaray'ın beyaz bir sayfa açtığını söylüyor. adnan polat "ne yani biz kirliydik, siz beyaz sayfa mı açıyorsunuz?" diye sorunca genel yayın yönetmeni "bana kızmayın başkanın talimatı." diyor.

    kısa bir süre sonra şike süreci patlıyor. adnan polat'ı da savcı çağırıyor. adnan polat endişeleniyor. "kendi yaptıklarınızı biliyorsunuz, ama yöneticilerin ne yaptığını bilmiyorsunuz. bir sürç-ü lisan etse bu tapelerde delil olarak geçebiliyor." diyor. bu işe onunda karışmış olmasından korksa da polis 9 ay 24 saat bizi de dinlemiş ama bir şey bulamamışlar bunu söylemiş savcı.

    stad açılışı ve protestolar süre: 25.05 - 32.30 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=1505

    stad açılış tarihi 15 ocak. 13 ocakta selahattin beyazıt adnan polat'ı aramış ve stad açılışında kötü şeyler olacak demiş ve daha fazla bir şey diyemem deyip kapatmış. ertesi gün 14 ocakta inan kıraç adnan polat'ı aramış ve siz ali sami yen beyin ismini silmeye mi çalışıyorsunuz demiş. davetiyelerde ali sami yen ismi yazmıyormuş. (bu noktada "ben ali sami yen bey için pul bastırdım, kitap hazırlattım, sergisini ilk defa açtırdık..." diye sayıyor.) bunun bir hata olduğunu söyleyip bir televizyon kanalını çağırıp özür diliyor adnan polat. ertesi sabah gazetede tam sayfa inan kıraç'ın kendisi hakkında dediklerini görmüş.

    stad açılışında dönemin başbakanı recep tayip erdoğan'ın ve dönemin cumhurbaşkanı abdullah gül'ün emniyet müdürleri adnan polat'a bir provakosyon haberi aldıklarını söylemişler. bir süre yere stad yapımında emeği geçen kurumlara ve aidatını ödeyip ödemediğine bakmadan bütün üyelere davetiyeler göndermiş. kendi söylemiyle 55.000 kişinin hepsi davetiyeli. adnan polat ve tayyip erdoğan'ın ismi duyulunca ıslıklar başlıyor (kendisinin tabiriyle 300-500 kişi.) bunun üzerine abdullah gül yoldan geri dönüyor. üzerine toki başkanının konuşması kendisine göre yangına benzinle gitmek gibi oluyor ve protestolar bütün stada yayılıyor.

    burada önemli bir nokta var.

    halil özer "acaba selahattin beyazıt'ın dediği çok kötü olay bu mu?" diyor, adnan polat'ta "bilemiyorum, yorumu siz yapın diye cevap veriyor." devam edelim...

    ertesi gün erdoğan bayraktar (dönemin toki başkanı) arayıp özür dilemiş. adnan polat bu özürü taraftara dilemesini istemiş ama konuşma yasağı olduğu için böyle bir şeyin olamayacağını bildirmiş erdoğan bayraktar. adnan polat'ta ergoğan bayraktar'ın ağzından bunu söylemek istemiş ve izin almış. basın toplantısında bir hata yaparaktan provakatör demek yerine protestocular diyor adnan polat. ertesi gün bu hatasını fark ediyor ve lig tv'ye çıkıp bu hatasını anlatıyor.

    ünal aysal alınan üye sayısı süre: 33.18 - 35.57 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=1998

    son dönem 240 üye alınıyor ve 200'ü liseli. bunun üzerine adnan polat'a tüzüğü ne yapardı o soruluyor. adnan polat ünal aysal döneminde 1200-1500 üye alınması gerektiğini söylüyor. (400 sınırı üzerinden kabaca bir hesap yaparak.) ama yarısı sayısında bile üye alınmadığını zira alınan üyelerin liseli ve üye yakını olduğunu bu yüzden daha fazla aday olmadığını söylüyor. dışarıdan da üye alınmasının istenmediğini söyledi.

    2 sene lisede okuyan insanlar direkt olarak üye olabiliyorlar ve eskisi gibi küçüklükten 14 15 yaşlarında takımlarını seçmiş bir şekilde liseye geliyor bu insanlar, bunun böyle olmaması lazım diyor. buna rağmen liseden mezun olanlar (mezun olmayı vurguluyor) gelsin sonucunda verilmiş bir hak var geri alınmaz diyor. hatta bedelsiz gelsinler ama dışarıdan insanların gelmesinin de önünü açsınlar diyor. %90 olarak rakkamlaştırdığı liseli sesiz çoğunluğu oluşturan üyelerin devrim olarak nitelendirdiği bu işi yapacağını söylüyor.

    dip not: şu konuyu başlık olarak açmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. birazdan yazacaklarım "öyle şeyler oluyor ki, insanın aklı almıyor..." diye cümleye girip anlattığı bir anekdot.

    galatasaray cemiyetinde başkanlık yapan kişi direkt olarak galatasaray kulübünün divanına üye oluyor. adnan polat 30 seneliklere berat verecekmiş. irfan aktar'a "sizin beratınızı, ben vereceğim." demiş. "irfan aktarda "aman başkan benim beratımı perdenin arkasında ver." diyor.

    sebep irfan aktar 30 senesini doldurmadan cemiyet başkanlığı yaptığı için divan kuruluna üye oluyor. "eğer buradaki verilen imtiyazdan dolayı başkan oluyorsan bunu göğsünü gere gere söyle, eğer bunu bir yanlış olarak görüyorsan da o zaman divan kurulu başkanlığına da aday olma. yani çok çarpıklık var, galatasaray'ın bu çarpıklıkları kaldırması lazım." adnan polat'ın ağzından yazdım.

    dursun başkan neden tepki alıyor - geçmişe dönük inceleme süre: 37.35 - 40.50 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=2254

    taraftar futbol takımının aldığı neticelere göre değerlendirir ki bu taraftarın hakkı çünkü bu yüzden taraftar diye söze girdi. ancak kulüp üyelerinin başka pencerelerden de bir başkanı değerlendirmesi gerektiğini söylüyor. bir başkanı değerlendirirken sportif kısım dışında idari, mali, tesisleşme açısından da bakılması gerektiğini söylüyor.

    dursun özbek geçmişe dönük inceleme yapacağını söyleyince arı kovanına çomak soktu diyor.

    duygun yarsuvat'ın 300 milyon kayıp olduğunu, fatih işbecerin sözleri dile getirerek son 20 senenin (alp yalman'dan beri) bağımsız uluslararası bir denetim firmasına incetilsin çağrısını yaptı dursun özbek'e. yanlış yönetim mi var, kayıp kaçak mı var anlaşılsın bu da kamuoyuna açıklasın diyor. ünal aysal 6 ay adnan polat'ın dönemini inceletmiş. bir daha incelesinler hatta özhan canaydın'ın döneminde başkan vekili olduğu dönemi de bana sayıp incelesinler diyor.

    hırsızlıklar süre: 41.03 - 45.06

    hayri kozak aynı programa çıkıp adnan polat'ın "galatasaray'da hırsızlık yapanlarla, kulübe mal satıp çıkar sağlamaya çalışanlar var." sözü üzerine bu insanların kim olduğunu açıklamasını söylüyor. bunu izletiyorlar.

    adnan polat yönetimi kulübe zarar veren yaklaşık 39 kişiyi belgelerle buluyor ve kulüpten uzaklaştırıyorlar. (bu insanlar çalışan.) bu adamların hayatını karartmak istemediğinden kamuoyuna bu isimleri açıklamıyor. şu an listenin bir kopyası kendisinde yokmuş bu listeyi adnan polat ünal aysal'a bu listeyi söylüyor. ünal aysal da bu listeyi refik arkan'a vermelerini söylüyor. taner aşkın ile refik arkan genel sekreter selçuk rıza iren ve denetimden birisiyle bu dosyayı zabıt karşılığı kulübe teslim ediyorlar. eğer kaybolmadı ise bu listenin kulüpte olduğunu söylüyor. bu isimlerin bir kısmı ise daha sonra tekrar işe alınmış.

    ali sami yen ve neden taşındık süre: 45.06 - 50.30 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=2706

    ali sami yen daha önce faruk süren döneminde yapılan projelerde gençlik spor genel müdürlüğü ile yapılan sözleşmelerdeki tahütler yerine getirilmediği için resmi olarak bizim elimizden gitmiş. kendi deyimiyle mahkeme marifetiyle araziyi kaybetmemek için ucundan tutunmuşuz.

    bunun yanı sıra 35.000 metre karelik bir araziye 55.000 kişilik stada yapmak için stadın çok katlı olması gerektiğini söylüyor. (şu an 120 dönüm arazi üzerine stadımız yapılmış.) yani hem fiziki hem de yasal sebeplerden stadın mecidiyeköy'e değil seyrantepe'ye yapılmasına karar verilmiş. ki seyrantepe arazisi de gerekli tahütler yapılmadığı için elimizden gitmiş aslında. dönem başbakanı recep tayip erdoğan'a bu durum anlatılınca işler hallediliyor.

    aynı zamanda adnan polat ali sami yen'in teknik üniversitede betonarme incelemesini yaptırmış ve derhal buradan çıkın denmiş. kendi anlatımıyla stad yıkımı başlıyor adnan polat 1 hafta civarı yurt dışına çıkıyor ve geri geldiğinde stad yok diyor. kendi deyimiyle betonları sıkınca kum gibi akıyormuş. betonların içinde yeterince demir ve çimento yokmuş. tehlikeli bir durumda o stad senelerce kalmış bunu anlatıyor.

    ek olarak: hiç stada gittiniz mi diye soru soruldu. ünal aysal inşaat devraldık deyince bir stadı görmeye gitmiş görmek için. "o zamandan beri o inşaat maç yapılıyor." dedi. daha da gitmemiş. zira meşhur kongrede olanlar kendisini kırmış ve prensip gereği bu ayıp kalkmadan galatasaray kulübünden içeri girmeyecekmiş.

    "bu nasıl yapılır?" diye bir soru soruldu üzerine. adnan polat bir genel kurulla bunun kalkabileceğini ve ünal aysal döneminde çok kişiye disiplin cezası verildiğini söyledi. gerçekten yüz kızartıcı suç işlenmediyse bu cezaların kaldırılması ve iç barışın böyle sağlanması gerektiğini söyledi.

    3 yıldaki toplam harcama 60 yıldakinden fazla süre: 51.55 - 56.23 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=3115

    adnan polat 1951 - 2011 senesi arasında galatasarayın harcamaların toplamı 800 milyon dolar. 2011 mayıs - 2014 sonu 1 milyar dolara yakın para harcandığını söylüyor. 800 milyon'a itiraz edenlere de kulüp ellerinde itiraz ediyorlarsa gitsinler çıkarsınlar diyor.

    60-70 milyon dolar ile galatasaray'ın yaşadığını ama planlarında 2011 yılında birleşme ve stad ile 200 milyon dolar gelire çıkacağımızı öngörmüşler. bu dönem fenerbahçe yeni bir stad ve 200 milyon dolar gelir ile yarıştığından dolayı ilk yapılması gereken şeylerin tesisleşme ve mali taplolar olduğuna karar vermişler. planlarına göre 2011 mayıs ayından sonra futbola yatırımı artıracaklarmış. 8 yabancının 5 ile sözleşme bitiyor ve gelir 2 katından fazla artıyor olduğundan yeni bir sportif yapılanmaya gideceklermiş.

    1 milyar doları bakkal hesabıyla bile bulunabileceğini söylüyor. bıraktıklarında 200 milyon dolar konsalide gelir olduğunu söylüyor. 3.5 senede 700 milyon dolar ediyor. bunun yanında %83'lere çıkardıkları hisselerin satışından ve sermaye artışından 200 milyon dolar civarı para geldi diyor. bir de şike sürecinde büyük takımlarında işin işinde olmasından da faydalanarak galatasaray düzenli şampiyonlar ligindeydi ki buradan da 80-100 milyon koyuyor. %10'luk bir hata payı ile 1 milyar doları böyle hesaplıyor.

    o araba mevzusu bir anekdot olarak bu noktada. ya da 2500'liralık bir adam 25.000 maaş bağladılar sözü de burada. bunları örnek olarak veriyor.

    vergi borçları süre: 56.37 - 59.25 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=3398

    2010 yılına ait vergi borcu soruluyor. 90'lı yıllardan beri maliyenin incelemeleri büyük kulüplerde mevcut. daha önce benzeri cezalar gelmiş. maliyede bu birazdan yazacağım konular hakkında kesin bir görüş yok. yurt dışından yapılan transferlerin bonservislerinden kdv-stopaj-damga vergisi isteniyor diyor. daha önceki dönemlere ait 75 milyon liralık bir vergi cezasını 3.9 milyon tl'ye düşürmüş doğru savunmayla. ünal aysal dönemi refik arkan bu durumu iyi savunmuştur diyor ancak herhalde ondan sonra geldi bu denetim raporu diyor. zira bahsi geçen seneye ait denetim raporu bahsi geçen seneden daha sonra kulübe geliyormuş. doğru bir savunma ile kdv ve stopajın düşeceğini çünkü görüşe açık bir konu olduğunu söylüyor.

    süre: 59.26 - 1.01.12 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=3566

    ünal aysal'ın döneminde borç alacak farkının sadece %9 arttığını, inşaat tamamladığını, bilanço değeri 0 olan futbolcu portföyünün 160 milyon değerine ulaştığını, kalamış tesislerini yaptıklarını ve bütün harcadıkları paranın kendilerini ürettiklerini söylediği konuşması soruluyor.

    bunların hemen hemen hepsinin yanlış olduğunu söylüyor. bunların hepsine cevap verebileceğini ama bu polemiğin içine girmeye gerek olmadığını söylüyor.

    örneğin futbolcu portföyü ile ilgili birleşmeden sonra spk'nın öngördüğü bir yerli kurum ile uluslararası bir kurum takımın değerini 140 milyon dolar olarak belirlemiş. hadi bunu sıfır kabul ediyor ama sıfır kabul ettiği takımdan sadece arda'yı 12 milyon euroya sattı diyor adnan polat. "ne söyleyeyim ki ben buna? bunların hiçbiri doğru değil ki. ben bunların hepsine cevap verebilirim ama bu polemiğe girmeye gerek yok."

    yazar notu: sonraki başlığı da okumanızı öneririm. konuşmanın devamı orada.

    culio, zapata, stancu ve kadrolar - ünal aysal'ın ibrası - kayıp kaçaklar süre: 1.01.19 - 1.08.54 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=3679

    culio, zağata ve stancu gibi örnekler vererek taraftarın bu kadroları kötü kadro olarak nitelendirdiğini söylüyor.

    adnan polat ben geleceği kurtarmanın peşinde olduğunu söylüyor. hesaplarında geleceğin 2011 sezonunun sonunda başladığını söylüyor. bu dönemde hagi antrenör. hagi bu 3 oyuncuyu istemiş. stancu'ya bonservis verilmiş diğerlerine adam akıllı para verilmemiş. kriz döneminde hoca getiriyorsunuz 3 oyuncu istiyor 1'ine para ödeyeceksiniz alıyorsunuz diyor.

    bir önceki başlıkta konu olan ünal aysal'ın açıklamalarına dönüyor. beni eleştirebilir ama üslup böyle mi olmalı diyor. burada dedikleri bilgi kirliliği yapmak için yaptığını ve çoğunun yanlış olduğunu yeniliyor. bundan kurtulmak için son 20 senenin incelenmesi gerektiğini söylüyor.

    ibre edildiği hatırlatılınca kehren dönemdaşlarının sayesinde itile itile ibra edildi diyor. hani duygun yarsuvat dönemi ile ayrı ibra edilecekti. duygun yarsuvat 300 milyon kayıp deniyor ve bu dönemi ibra ediyoruz diyor.

    "bu 3 senede 2 şampiyonluk var, drogba sneijder geldi, taraftarın istediği bu..." şeklinde başlayan bir soru geliyor. benim dönemimde de 2 şampiyonluk oldu dedi. bazen bir iki seneyi heba edip gelecek seneleri kurtarmanın önemli olduğunu söyledi. önemli olan sürdürülebilirlik

    bu süreçte iyi bir miras aldıklarını ve çok bonkör harcadıklarını ve hatta kayıp kaçak olduğuna inandığını söylüyor. duygun yarsuvat açıkladı, fatih işbecer açıkladı bunları incelemek gerek diyor.

    2010 yılı ada oylaması süre: 1.09.07 - 1.13.03 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=4147

    yazar notu: özellikle bu kısım -şayet iddia doğruysa- galatasaray'daki tuhaflıkları güzel bir şekilde özetliyor.

    duygun yarsuvat'ın divan başkanlığı yaptığı ve adanın sözleşmenin uzatılmasında adnan polat yönetiminin yetkili ve ya yetkisiz olacağı oylanıyor. bu kongre soruluyor. adnan polat sıkıntıdan üye sayısını saymış. 220 kişi saymış. alehte ve lehte iki konuşmacı çıkarmış daha sonra sandık getirip yaka kartlarıyla kapalı oylama yapma kararı almış. (bu noktada alehte ve lehte oylar belli olur az kişi var, 2000 kişilik kongrede kapalı oylama yapılmadı deyip olaylı kongreye atıfta bulunuyor adnan polat.) duygun yarsuvat daha sonra kendi yaka kartını ve yanındaki 4 kişinin (genel kurul divan üyeleri) yaka kartını alıyor (tarafsız olması gerekmekte) ve alehte sandığını oy olarak atıyor. adnan polat bu anlattığını gördüğünü ve inanamadığını söylüyor. daha sonra sandıklar açıldığında 120 lehte 153 alehte oy çıkıyor. salonda 220 kişi varken 273 oy çıkıyor.

    kongre bitip çıkınca haldun üstünel'in, murat yalçındağ'ın ve kendisinin şoförleri adnan polat'a gitmiş. saat 5'ten beri çıkan üyelerden yaka kartlarının istendiği bir kısmının verdiği, bir kısmının vermediğini söylüyorlar.

    transferleri kim yaptı - adnan sezgin - mehmet özbek süre: 1.20.48 - 1.24.36 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=4848

    transferleri şu an kim yapıyor ve adnan polat döneminde kim yaptı bu soruluyor. bir de "elmander'i siz getirdiniz açıklayın isterseniz." diye bir şey söyleniyor. elmander ile kendisinin görüştüğünü sözleşmenin ünal aysal döneminde yapıldığını söylüyor. selçuk inan'ın da sözleşmesini onun hazırladığını ve ali dürüst'e devrettiğini söylüyor. her neyse bu konu kapanıyor ve adnan sezgin'de soruluyor.

    adnan polat öncelikle transfer organlarını söylüyor.

    1 teknik direktör. birini ister ve ya teklif edileni kabul eder etmez.
    2 varsa sportif direktör.
    3 varsa futbol şubesinden sorumlu yönetici.
    4 ilgiliyse bilgiliyse başkan.

    örnek olarak 92-96 dönemi başkan yardımcısıyken alp yalman transfer bütcesini belirler ama adnan polat'a hiç karışmazmış. ama kendi döneminde kendisi müdahale ediyormuş. yönetim şekli ile alakalı.

    galatasaray'da en büyük kaçağın olabileceği yer futbol olduğu için adnan sezgin'in en iyi silahı olduğunu söylüyor. kuruşu kaçırmadığını söylüyor. burada mehmet özbek örneğini veriyor. en güvendiği insanı oraya koymak istiyor diyor. bu bir yönetici, kardeş, profesyonel vs olabilir diyor. böylece kaçağı önlemeye çalışıyor diyor. eğer mehmet özbek bu kaçakları engelliyebiliyor ise ve floryayı hazır tutabiliyorsa bunda eleştrilecek bir şey görmediğini söylüyor. adnan sezgin'in kendisi için bunu ifade ettiğini söylüyor. kuruşun hesabını yaptığını zira önceliklerini tesisleşme ve ekonomi olduğunu söylüyor.

    transfer yapmanın kolay olduğunu kulübün, oyuncunun ve menajerin istediğini ödediğiniz an transfer yapabildiğinizi söylüyor.

    mektup süre: 1.24.37 - 1.31.48 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=5078

    yazar yorumu: önemli...

    şike olaylarına galatasaray'ın isminin bulaşmaması kendisini çok rahatlatmış. galatasaray potada olmadığı için bu işe girmedi dendi iletildiğinde adnan polat "ne diyeceklerdi başka, bir türlü çamur atılması gerekiyordu. böyle bir saçmalık olamaz." diye yorumluyor.

    dönemin savcısı mehmet berk'e adnan polat'a yazıldığı iddia edilen bir mektubun fotokopisi gidiyor. 2007 mektupta "şoförünüz marifetiyle almış olduğunuz 1.5 milyon dolar galatasaray için laikiyle kullanılmıştır." fotokopiyle belge üretmek çok kolay, bana ıslak imza ile gelsinler diyor. bunu hazılayanın bülent tulun olduğunu söylüyor. savcı galatasaray'ı inceletmeye gönderiyor ve 1 milyon'un üzerindeki harcamaları özellikle inceletiyorlar.

    gidip incelediklerinde 1.5 milyon doların kulüpten çıktığını ve floryaya girdiğini oradan da oyunculara çıkışın olduğu makbuzlarla görülüyor. bir süre sonra mahkeme kararıyla adnan polat'ın evi ve ofisi aranıyor mektubun orjinalini bulmak için. bir şey bulamıyorlar. bu sırada ankara'dan dönen adnan polat istanbul'a dönünce ifade vermesi için çağrılıyor.

    bu sırada adnan polat bülent tulun'un yazılı ifadesini görüyor ve bir kopyasını alıyor. ifadede "ben adanan polat'ın bu parayı oyunculara dağıttığını biliyorum, orada çokta adil dağıtmadı futbolculara. benim hakkımda araştırma yaptığı için ona kızdığım için bu şekilde bir mektup yazdım." yazıyor adnan polat'ın dediğine göre.

    adnan polat uğraşmak istemediği için mahkemeye gitmiyor.

    aradan bir süre geçtikten sonra refik arkan ile sinan kalpakçıoğlu adnan polat'ı arıyor. savcı 1 milyon doların üzerindeki harcamaları da araştırtıyor. o senenin mayıs sonu 1 milyon dolarlık bir çıkış var ama makbuz bulunamıyor. savcı bu durum dernekler yasasına aykırıdır deyip başkanı mahkemeye veriyor. özhan canaydın rahmetli olduğundan başkan yardımcısı adnan polat'ı mahkemeye veriyor ki o dönem adnan polat'ın imza yetkisi yokmuş. bu yüzden adnan polat 7 sene ile yargılanıyor. mahkemeye gittiğinde hakim "böyle bir saçmalık olur mu?" deyip tek celsede beraat ediyor.

    3 temmuz hakkında ne düşünüyorsunuz - denizli maçı - teşvik primi - ankaragücü maçı süre: 1.33.04 - 1.38.44 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU?t=5584

    genelde 3 temmuz'u nasıl yorumladığı soruluyor. alınan kararın dinlemelerin yasa dışı olduğundan yok sayıldığını söylüyor. "bu tapeler tüm kamuoyuna yayıldı kamuoyu vicdanında da bu tapeler yok sayılacak mı?" diye soruyor.

    daha sonra denizli maçı için denizliye tevik primi gönderdi mi soruluyor. o sırada galatasaray'ın 1 sene para ödemediğini o parasızlıkta teşvik primi zaten gönderemeyeceğini esprili bir şekilde söylüyor. bahsi geçen paranın oyunculara dağıtıldığının ortaya çıktığını söylüyor. bundan bir şeyler yartılmaya çalışıldığını söylüyor.

    bu sırada denizli'nin kümede kalması garantilenmiş, 16 dakika var, karşı karşıya pozisyonlar var, appiah eğer golü atsaydı ne diyeceklerdi diye soruyor. cevap: o zaman fener bağladı olacaktı.

    adnan polat'ın ilk dönemlerinde teşvik olup olmadığı soruluyor. "vardı, normaldi o zamanlar." diye cevap veriyor.

    daha sonra ankaragücü maçı konusu ortaya çıkıyor. o dönem ankara gücü konya ile oynuyor 5-0 kaybediyor. bu maçtan da önce beşiktaş'a 6-0 kaybediyor. bize ise 8-0 kaybediyor. (o dönem çok iyi futbol oynadığımızı ve kim gelse yenerdik o dönem diye ekliyor. ve aynı zmaanda beşiktaş ile oynadığımız 5 maçı da yendiğimizi söylüyor.) burada güzel bir soru soruyor. "zalad o maç gollerin 4'ünü yedi, diğer 4 golü yiyen kaleci neden hiç konuşul muyor?" ki 2-0 bize yetiyor.

    cevat hocayla şampiyonluk süre: 1.38.45 - 1.46.13 https://youtu.be/tgq4qXR2RTU

    son 6 maç bu iş nasıl oluyor onu soruyorlar.

    kalli'nin gidişinin hatası kendisinde olduğunu söylüyor. başkan seçilince takımla bir toplantı yapıyor. adnan sezgin'i arıyor "kalli'ye söyle ben takımla toplantı yapacağım kalli'de orada olsun." diyor. toplantıyı yapıyor kalli yok. kısaca kalli takımın başında sezon sonuda galatasaray'da burada kalacak oyunculara kallinin raporuyla karar verileceğini söylüyor. ertesi gün kalli istifa ediyor. sebep olarak takımla toplantı yapılırken haberinin olmadığını söylüyor. adnan sezgin kalli'ye söylemeyi unutuyor. adnan polat kalli'nin eşini arıyor ikna için. ama kalli bu prensip meselesi diyerek istifasını geri çekmiyor.

    adnan polat'ta ahmet akcan ve kalli'nin istifasını alıyor. takımın morali çok kötü haliyle. takım yemeğinden sonra kafiledeki herkesi toplayıp bir konuşma yapıyor adnan polat ve herkes duygusal bir boşalma yaşıyor diyor. takım dinlenmeye çekilince cevat hoca en büyük olduğundan kenara onu geçiriyorlar. o akşam takımı adnan sezgin ile beraber takımı yapıyorlar. takımın eskileriyle de konuşup bir kenetlenme yaratıyorlar.

    adnan polat floryada kalmaya başlıyor. adnan sezgin ve adnan polat ayrı ayrı bir takım yapıyorlar. 11'leri kendi değimiyle 5'te 5 uyuşuyor.

    kenetlenmeyi şöyle açıklıyor. bir maçta lincoln'ü kesiyorlar. lincoln oynamadığı için ağlıyormuş, ağlarken de yerine oynayan oyuncuya ne yapacağını anlatıyor.

    yani şöyle bir tablo oluşuyor:

    adnan polat, adnan sezgin: 11 ve temel taktik
    cevat hoca: maç içi müdahale
    hasan şaş: gaz konuşması
    hakan şükür: takımı disipline ediyor

    yazar notu: gördüğünüz gibi galatasaray tarihinde görülmeyecek, galatasaray'da hayatta olmayacak bir şekilde değişik bir takımı sevk ve idare sistemi oluşuyor. aziz yıldırım'ın tek bir rüyası var herhalde o da hocasız şampiyon olmak. onu da biz yapmışız yahu.

    yazar notu: 1 saat 46 dakikalı bir özet çıkarmış bulundum. geri kalanı kısa sorular ve cevaplar olarak geçiyor. ben kısaca konu başlıklarını biraz yazayım.

    kulüp başkanlarının ilişki
    emre belözoğlu
    fatih terim (ki kendisine kırgın)
    adnan polat'ın disiplin soruşturması
    iç barış
    daha önceki konular ile ilgili tekrar
    şu anki durumun sportif ve mali incelemesi
    arda turan
    galatasaray'ın arazileri

    yazar notu: bir sürü dil bilgisi hatam ve ya eksik yazdığım kısımlar olabilir. zor bir yazı oldu, sürç-i lisan ettiysem affola.
  • başkanlık döneminde o kadar başarısızdı ki şike yapmamış olmasını en büyük başarısı olarak gösteriyor. peki ben de soruyorum o zaman, senin yerine kale direği koysak onun da başarı seviyesi seninle aynı olmuyor muydu? sonuçta şike yapmamış olacaktı o da.

    hala emre ile arda adam gibi adamdır diyor. arda büyük galatasaraylı, aksini kimse bana anlatamaz diyor. arda'nın bir tarafının bu kadar kalkmasınında adnan polat'ın da payı büyük. ne kadar "adam"ınız varsa alın yürüyün gidin başımızdan. bıktık ulan tam diyoruz lig güzelleşmeye başladı futbol maçları eskisi kadar leş değil. tam futbola odaklanıyoruz yine bunlar çıkıyor her taşın altından.
  • zavallının teki.

    kendisinin tribünlerin sesini kesmek amaçlı yaptığı popülist teklifini reddettiği için fatih terim'e,

    aziz yıldırım'a ''dostum'' diyebilecek kadar rezil bir başkan olduğunun farkında olduğu için galatasaray taraftarına tavır alan bir zavallı.

    ne kadar paran pulun da olsa, o sürekli okşanmak isteyen egonu yenemediğin sürece zavallısındır.

    umarım mevcut yönetim kendisinin kongre gücünü kullanabilmek için iade-i itibar gibi saçmalıklara kalkışmaz.
  • başarı değişken kavramdır. kimileri için yapılan her olumlu hamle, kalan tüm olumsuzluklara rağmen başarıyken; kimileri için en küçük bir hata, yaptığınız tüm doğru şeylerin geri planda kalmasına sebep olabilir. herkesi aynı anda mutlu etmeniz, herkes tarafından aynı anda övgü almanız imkansızla eşdeğerdir. iyiye ulaşma yolunda hata yapmak kaçınılmaz. edison bile, ampulü icat ederken 40000 kez yanılmış. sabır taşını çatlatacak 40000 deneyi başarısızlıkla sonuçlanmış. her başarısızlıktan sonra söylediği şey de şuymuş: "ampul icat edemeyeceğim bir yol daha buldum." o yüzden, edison tüm dünyaca bilinen ve saygıyla anılan biriyken, bizim gibi sabretmeyi beceremeyen ve ilk zorlukta pes eden, başarısızlık durumunda kelle isteyenler yerinde sayıyor.

    adnan polat, kimimize göre iyi kimimize göre kötü başkan. bazılarımız galatasaray başkanlığına yakıştıramıyorken, bazılarımız bir süre daha kendisini başkan olarak görmek istiyor. belirlediğimiz değer ve kavramdaki farklılıklar, adnan polat hakkındaki düşüncelerin de farklı olmasına sebep oluyor. adnan polat döneminde galatasaray'daki değişikliklere ve tartışılan konulara bakmakta fayda var.

    - - - - - - - - - -

    lincoln meselesi yüzünden çok eleştirildi adnan polat. lincoln, oynadığı süre içinde birkaç maçlık iyi performansın yanında bolca sorun getirdi takıma. özhan canaydın, yanlış hatırlamıyorsam, çorlu galatasaraylılar derneğinin açılışında açıklamıştı lincoln transferini. yaşanan mali kriz ve değer kaybeden galatasaray ismi sebebiyle, bir süredir beklenen transferleri göremeyen taraftar için bir güneşi gördüm etkisiydi lincoln. adam tam bir top cambazı. oynamak istediğinde tutabilene aşk olsun. top sektirerek orta sahayı geçer, no look pass ile karşısındakini şaşırtır, topu ayağına alıp rakibi maymun eder... her şeyin güzel gittiğini düşünürken, lincoln takımdaki herkesten üstün görmeye başlar kendini. deplasmanlara gitmez, antrenmanlara çıkmaz, herkesten habersiz ülkesine gider, kamplara geç katılır vs. durum böyle olunca, taraftar arasında da bölünme yaşandı. bir kısım lincoln gönderilsin, galatasaray'a yakışmıyor derken bir kısım da adam çok iyi topçu, mutlaka kalmalı dedi. aslında yapılacak şey en başta belliyken, taraftar içindeki lincoln aşıkları, verilecek kararın ertelenmesine sebep oldular. sonuç olarak, lincoln takım dışı bırakıldı ve futbol takımı içinde büyümesi çok olası bir büyük kaos önlenmiş oldu.

    "lincoln'ün takım dışı bırakılması hataydı" diyenler çıkar mutlaka. çoğunluğun görüşü, verilen kararın doğru olduğu yönündedir diye tahmin ediyorum. lincoln, başarısız transfer dönemlerinin ardından taraftarın içinde umut oluşturan ilk şeydi. bu yüzden lincoln'den vazgeçmek biraz sorunlu ve geç oldu. lincoln'ün, performans/para oranına bakınca, pek de olumlu olmayan bir değerle karşılaşıyoruz. ekonomik olarak toparlanmaya çalışan galatasaray'ın, her yıl kasasındaki birkaç milyonu sokağa atmasıyla, lincoln'ü takımda tutması eşdeğer durum. kabataslak bir bakış açısıyla bile lincon'ün takımla ilişkisinin kesilmesinin yerinde bir hamle olduğuna karar verilebiliyor.

    ***

    skibbe yönetiminde alınan başarısız sonuçlar nedeniyle taraftar yine kelle istedi. ülke olarak sabretmeyi ve olaylara farklı açılardan bakmayı öğrenemiyoruz. bugün karar almaya zorladığımız kişilerin uzun vadede yarar mı yoksa zarar mı getireceğini hesaplamıyoruz. skibbe'nin gidişinin ardından takımın başına getirilen bülent korkmaz, adnan polat'ı karalamak için kullanılan bir başka konu.

    2008-2009 sezonunun 22. haftasında takımın başına getirildi büyük kaptan. kulüplerin sezon ortasında teknik direktör transfer etmesi kolay bir iş değil. sezonun ikinci yarısının ilk haftalarında göreve gelen bületn korkmaz, 1 yılı opsiyonlu 2,5 yıllık sözleşme imzaladı. şöyle bir düşünelim; sezon ortasında takımın başına iyi bir teknik direktör getirilmesini beklemek hayalcilik değil midir? isim yapmış ve futbolda kendini kanıtlamış bir teknik direktörü, kadrosunda sıkıntılar olan ve durumu pek de parlak olmayan galatasaray'ın başına sezon ortası getirmek ne kadar mümkündür? bu şartlar altında, takımı emanet edeceğiniz kişi hem taraftarca kabul görmüş olmalı hem de "başarılı olabilir" düşüncesini herkese aşılamalı.

    büyük kaptan, futbolculuğu döneminde bütün taraftarın kabullendiği ve büyük saygı duyduğu bir isim. teknik direktörlük kariyeri futbolculuğu kadar başarılı olmasa da, galatasaray'da iyi işler yapabileceğine hepimiz inandık. ilk sınavına 26 subat 2009 galatasaray girondins de bordeaux macinda çıktı büyük kaptan. golsüz sona eren ilk maçın rövanşında, ali sami yen çimlerine yeniden ayak bastı bülent korkmaz. galatasaray'da futbol yaşamına bir avrupa maçıyla başlayan bülent korkmaz, teknik direktörlük yaşamına da bir avrupa maçıyla başladı. kewell'ın oyuna girer girmez attığı muhteşem gol, sabri'nin son dakikada çektiği şutun ağlarla teması... galatasaray'ın efsanesi, galatasaray için efsaneler arasında yerini alan bir maçla başladı yuva'daki ikinci baharına. skor 4-3. hepimizin içindeki başarılı olma umudu, bu maçla daha da büyüdü. hepimiz, bülent korkmaz'ın galatasaray'ın başında büyük başarılara imza atacağına inandık.

    bülent korkmaz'ın teknik direktörlük kariyerine bakacak olursak, 2006-2007 sezonunun ikinci yarısında çalıştırmaya başladığı kayseri erciyesspor'la kötü olmayan bir başlangıç yaptığını söylemek yanlış olmaz. büyük kaptan aynı sezon, kayseri erciyesspor'la türkiye kupasında final oynama başarısı gösterdi. ilk yarıda alınan sonuçlar sebebiyle kayseri erciyesspor küme düştü, bülent korkmaz takımdan ayrıldı. 2007-2008 sezonunda bursaspor'u çalıştırmaya başladı. ligdeki ilk 6 maçta galibiyet alamayan bursaspor, bülent korkmaz'la yolları ayırdı. gençlerbirliği'yle yola devam etti büyük kaptan; ancak gençlerbirliği'nde de istediğini elde edemedi. ligin alt sıralarından kurtulamayan gençlerbirliği, bülent korkmaz'la olan sözleşmeyi tek taraflı feshetti.

    böyle bir teknik direktörlük yaşamıyla galatasaray'a geldi bülent korkmaz. kendisinin galatasaray'da büyük değişimler gerçekleştiremeyeceği gün gibi ortadaydı. kendisi de bazı şeyleri görmüş olacak ki, göreve geldiği gün istifa mektubunu sunmuş adnan polat'a. sezon sonunda bülent korkmaz yönetimindeki galatasaray ligi 5. bitirdi, bülent korkmaz istifasını verdi ve galatasaray'la resmi bağı koptu.

    bülent korkmaz'ı takımdan göndermekle eleştiriliyor adnan polat. 1 yıl daha bekleyebilirdi deniliyor. bülent korkmaz için savunduğum bir şey var: kendisinin teknik direktörlüğü ve futbolculuğu ayrı ayrı değerlendirilmeli. büyük kaptanlık vasfını teknik direktörlük kariyerine henüz yansıtamadı bülent korkmaz. (örneğin, fizik gücü yüksek olmayan oyunculara hücumda yüksek tempolu pres yaptırmaya çalıştı galatasaray’da. bu da hücum elemanlarının 30. dakikadan sonra dili dışarıda dolaşmalarına, maç içinde de takımda kopukluklar yaşanmasına yol açtı. bordeaux maçında 3 – 1’den 3 – 3, hamburg maçında 2 – 0’dan 2 – 3 olması bu sebeptendir. yani, kadro yapısına uygun olmayan demode olmuş bir ekolü canlandırmaya çalıştı.) o günkü şartlar düşünüldüğünde, sezonun ikinci yarısının henüz başındaki bir galatasaray'ın başına getirilebilecek en doğru adam bülent korkmazdı. ama bülent korkmaz'la 1 sezon daha devam etmek, ne galatasaray'a ne de bülent korkmaz'a bir şey kazandırabilirdi. aldığı galibiyetlerden sonra bile "kötü futbol oynatıyor" gerekçesiyle eleştirilen bülent korkmaz, 2009-2010 sezonuna da galatasaray teknik direktörü olarak başlasa, birkaç hafta sonra tepkiler sebebiyle istifa edecek ya da gönderilecekti.

    ***

    adnan polat döneminin belki de en önemli sorunu, kağıt üzerinde çok iyi bir kadro kurup, o çok iyi kadroyu yönetecek teknik direktörün aynı kalitede olmayışıydı. 2009-2010 sezonuna, bu sorunu çözerek girmiş bir galatasaray vardı. frank rijkaard dünya futbolunda marka olan, total futbolu en iyi oynatan, yönettiği takıma sistem yerleştirebilen en iyi teknik direktörlerden biri. bizim ligde kabul gören elindeki futbolcuya göre sistem oluştur düzenini yıkabilecek tek adam belki de rijkaard. kendisinin takımımızı çalıştıracağı haberi verildiğinde sevinmeyen galatasaraylı yoktur. değer kaybeden galatasaray adını yeniden gündeme getirmiş ve dünya futbolunda galatasaray'ın teknik direktörü frank rijkaard ibaresiyle kulübümüz ses getirmiştir.
    2009-2010 sezonunda ligde aldığımız sonuçlardan, taraftarın yaptığı eleştirilerden, medyadan, yöneticilerden yeterince bahsedildi burda. rijkaard gibi bir ismin, transfer bütçesi çok kısıtlı bir kulübe gelmesi bile bir vizyonu ve hedefi olduğunu gösterir.

    frank rijkaard konusunda adnan polat'ın en büyük şanssızlığı, kadrodaki uzun süreli sakatlıklar ve rotasyonda kullanılan oyuncuların bile sağlık sorunlarından kurtulamaması. yani bir şekilde yapılan transferlerin yetersiz olması. frank rijkaard'a, büyük değişimler yapması için teslim edilen takıma ihtiyaç duyulan her oyuncunun alınması gerekir ki bazı şeyler gerçekten değişebilsin. geçen sezon yapılan elano, keita, neill gibi önemli transferler takımdaki bazı eksikleri tamamlasa da, gerek yaşanan uzun süreli sakatlıklar gerekse takımdaki banko oyuncuların yedeklerinin gerektiği kadar iyi olmaması sebebiyle takım ciddi sıkıntılar yaşadı. alternatifi olmayan milan baros'un uzun süreli sakatlığı, oyunu çift yönlü oynaması gereken orta saha oyuncularımızın vasat seviyede olması, kaleci problemimiz, neill transferine kadar defansın göbeğinde görev alan servet çetin ve sakatlıktan kurtulamayan gökhan zan ikilisi herkesin elini kolunu bağladı. alternatif oyuncuları yeterli olmayan bölgelere tatmin edici transferler yapılsa, rijkaard için işler daha kolay olabilir, düşünülen oyun daha rahat sahaya yansıtılabilirdi.

    geride bıraktığımız sezonda taraftarı tatmin etmeyen sonuçlar sebebiyle rijkaard eleştiriliyor bugün. kimileri yine kelle istiyor, bir yerlerde sorumluları arıyor. 1 sezonda takımı barcelona olarak görmek isteyenler hayal kırıklığı yaşıyor. bunu yapanlar, rijkaard'ın galatasaray'a kattıklarının farkında değiller. elano, giden keita, neill, bugün takımda kalan baros galatasaray'da görev almış ve alıyorsa; bu sezon için ismi geçen rosicky, ledesma, baptista hatta kimsenin beğenmediği polak'ın galatasaray'a gelme ihtimali olmuşsa, rijkaard isminin bunda payı çok büyük. bugün sadece bizim medya farelerinin karalama cesaretinde bulunduğu rijkaard, ligin kalitesini tek başına yükseltebilen bir adam. adnan polat kendisini futbol takımının başına getirmekle sadece galatasaray'a değil, lige de büyük katkıda bulundu; kaç kişi farkında?

    ***

    haldun üstünel. adnan polat'ı bir şekilde eleştirmek ve karalamak isteyenlerin eline verilmiş en büyük koz. taraftar içinde, yaptığı transferlerden sonra sihirbaz ilan edilmiş ve transferleri gerçekleştirmesinde büyük rol oynayan adnan polat ve ali haşhaş'ın adının bile anılmamasına neden olabilmiş bir isim. taraftar sever böyle adamları. haldun üstünel elano'yu aldı, haldun üstünel dos santos'u getirdi, adam sihirbaz sezon ortasında neill geldi şöyledir böyledir. bu transferler haldun üstünel'i taraftar arasında bambaşka bir yere yükseltti. hatta haldun üstünel, kimileri için galatasaray adının önüne bile geçti. böyle bir adamın istifa etmesi de, doğal olarak adnan polat'ın suçu olarak görüldü. "adnan polat haldun üstünel'in başarısını kıskandı" diyenler bile oldu ki, elle tutulacak hiçbir yanı olmayan bir beyan bu.

    yönetim içinde ne olmuştur, haldun üstünel neden istifasını vermiştir bilemiyoruz. açıklanmaması gereken, açıklandığı taktirde kişilere ve kulübe zarar verebilecek bir şeyler olmuş ki, iki taraf da sessiz kalmayı tercih ediyor.

    sezon başında haldun üstünel istifasını verdi, akabinde keita satıldı, dos santos'un bonservisi alınmadı, jo zaten bu takımla devam etmeyecekti, kewell belirsizliği oluştu... bu olaylar "adnan polat önce haldun üstünel'i kulüpten uzaklaştırdı, şimdi de getirdiği oyuncuları gönderiyor" yorumlarına sebep oldu, ki bu da ayrı bir komedi unsuru.

    keita transferinin 2009-2010 sezonunun sonunda kararlaştırıldığını daha önce belirtti adnan polat. kaldı ki, daha 30 yaşını doldurmamış bir futbolcunun, katar gibi bir ülkeye satılmayı kabul etmesi, futbolun kendisi için ne ifade ettiğini yeterince açıklıyor.

    dos santos transfer edildiğinde hepimizde büyük heyecan uyandırdı. sezon içinde bekleneni yeteri kadar verememesi ve bonservisinin yüksek bulunması sebebiyle tercih edilmedi. verilen kararın lehimize mi aleyhimize mi olduğunu sezon içinde göreceğiz.

    baros'un sakatlığından sonra forvet ihtiyacı doğan takıma, jo transferiyle katkı yapıldı. kewell giderse çocuğunu kesecek taraftarlar nonda'nın gidişine sebep oldu, sonra herkes ağladı vay efendim neden takımın tek forveti gönderiliyormuş. ee, çocuğunu kesiyordun ne oldu? ha, bazıları da çıkıp avrupa'da oynamayacak forvet aldık diyor. jo transfer edildiğinde, önümüzde geçmemiz gereken tek maç vardı*. o maçtan sonra zaten baros iyileşip sahaya dönüyordu. yönetim kumar oynadı, o maçı geçebileceğimize inandık ve jo'yu transfer ettik, o kumar tutmadı. hoş, transfer edilen jo da sakatlanıp bizim sağlık kurulunun eline düştü. şanssızlık ikiye katlandı.

    yani diyeceğim, yok öyle haldun gitti haldun'un transfer ettiklerini de gönderelim havası. koca koca adamlar, 2 aylık ilişkisini bitiren lisesiler gibi "al mektuplarını ver mektuplarımı" olayına mı girecekler zannettiniz? gerçekten bunu mu düşündünüz?

    - - - - - - - - - -

    adnan polat'ı eleştiriyoruz iyi, güzel de; bu adam hepimizden daha fazla vizyon sahibi ve galatasaray için en iyiyi yapmaya çalışıyor. adam manyak mı? parası var, ünü var, adı belirli bir saygınlık kazanmışken galatasaray'la hobi olsun diye mi uğraşıyor? bir şeyleri değiştirme peşinde. iyi şeyler yapmak için çaba sarfediyor. uefa finansal kriterler getiriyor, buna uygun bir galatasaray ekonomisi oluşturmaya çalışıyoruz diye bağırıyor. bu olayı o kadar hafife alıyoruz ki, "şampiyon olsak bizi uefaya alamayacaklar mı la? olur mu öyle şey" diye düşünüyoruz.

    herkes sözünü ediyor da, galiba bazılarımız 2012 kriterlerinin ne olduğundan bihaber. özet haliyle bir hatırlatalım. uefa diyor ki; kulüpler finansal fair play yapılanmasına uyacak. 2012-2013 sezonuna kadar her kulüp ekonomik disiplin içerisine girsin.

    finansal fair play uygulaması diyor ki, 2012-2013 sezonundan itibaren;
    * kulüpler gelirlerinin üzerinde harcama yapamayacak, bütçe açığı vermeyecek.
    * kulüp sahipleri ve yöneticileri ellerini ceplerine atmayacak. çünkü bu finansal fair play'in amacı futbol dışı fonların futbola aktarılmasını engellemek ve kulüpler arasındaki haksız rekabete izin vermemek.
    * kulüpler 2012-2013 sezonuna kadar, kulüp sahiplerinden ve yöneticilerinden aldıkları paraları ödeyecek.

    yani bu uygulama diyor ki, bir kulüp sezon içinde transfer gelirinden daha fazla harcama yapamayacak. borçları fazla olan kulüpler uefa'nın organizasyonlarına katılamayacak. belirtilen kriterlere uymayanlar;
    - ihtar
    - para cezası
    - transfer yasağı
    - puan indirimi
    - futbolcuya lisans verilmemesi ya da lisansın geri alınması
    - küme düşme
    - tescil iptali

    gibi cezalarla karşı karşıya kalacaklar. uefa, ekonomik alandaki haksız rekabetin önüne geçmek için bu kurallardan kesinlikle taviz verilmeyeceğini en başta bildiriyor.

    23 temmuz 2010 tarihli şu haber de, uefa'nın 2012 kriterleri konusunda taviz vermeyeceğini net şekilde açıklıyor sanırım;

    --- alıntı ---

    mallorca'yı borcu yaktı!

    uefa, ekonomik krizde olan ve borcu bulunan mallorca kulübünü gelecek sezon avrupa ligi'ne almadı.

    ispanyol haber ajanslarında yer alan haberlerde, uefa'nın resmi yazıyı mallorca'ya gönderdiği bildirildi.

    33 milyon avrosu maliyeye olmak üzere 90 milyon avroyu aşkın borcu olduğu iddia edilen mallorca'nın, geçen sezon la liga'yı 5. sırada bitirmesine rağmen, uefa'nın aldığı kararla avrupa kupalarında oynaması için gerekli olan lisansı geri alındı.

    mallorca kulübü yöneticileri, bu zamana kadarki açıklamalarında, uefa'nın kendilerini avrupa ligi'nden men etmesi halinde yasal tüm haklarını arayarak, dava açacaklarını söylemişlerdi.
    uefa'nın mallorca'nın yerine la liga'yı 7. bitiren villarreal'i avrupa ligi'ne dahil etmesi bekleniyor.

    http://www.ligtv.com.tr/...=1&hid=75512

    --- alıntı ---

    "ekonomik açıdan gelişti de ne oldu, adam resmen ticaret yapıyor." türü zırvalar, işin bu kadar ciddi olduğunu bilmeyenler tarafından yapılıyor olsa gerek. yoksa bunları görüp de aynı şeyleri söylemek bile bile lades oluyor. hoş, adnan polat'a tüccar yakıştırması yapanlar ticaretten ve finansal yönetimden ne kadar anlıyor meçhul. kendilerine bir dükkan emanet edilse üç güne kalmadan iflas ederler gibi görünüyor.

    kendisinin döneminde değerini nerdeyse üçe katlayan riva arazisinden, ocak ayında tamamlanacak türk telekom arena'dan, ürün kalitesini ve çeşitliliğini artıran galatasaray store'dan, artan forma satışından, gs bonus kart'tan, gs mobile'dan ve reklam gelirlerinden bahsetmeye gerek yok. hala bu gelişmeleri göremeyip salt sportif başarı üzerinden eleştiren, yapılmayan transferler yüzünden kendisini yerden yere vuran taraftar; bundan birkaç yıl sonra her şeyi idrak etmeye başlayacaktır.

    adnan polat, benim gözümde oldukça başarılı bir yöneticidir. elbette hatalar yaptı; ama kulübe kazandırdıklarının yanında bu hatalar affedilebilir boyutta. bu dönemde galatasaray'ın gelecekteki çıkarlarını koruma amacı güden herhangi bir yönetici de kendisinin izlediği politikayı izleyecek, ekonomik gelişmeye önem verecekti. liseli diye istenmeyen adnan öztürk de buna dahil. bu kulübü yönetenler galatasaray'ı bizden daha az sevmiyor. eleştiri yapmakla karalama kampanyası başlatmak arasındaki nüansı yakalayabilmek için sadece bunun farkında olmak bile yeterli.

    not: katkılarından dolayı haz etmem rapidden'e teşekkürler.
  • caferagadaki euroleague maci, galatasaray spor klubunun davetlisi olarak kapinin onundeyim. saat 19.58, iki dakika icinde mac baslayacak. iceri girme talebimi iletiyorum, diyorlar ki kimseyi almiyoruz, anlatiyorum davetli oldugumu, gorevli listeyi yirtiyor gozumun onunde. aradan yarim saat geciyor, bir sekilde giriyorum ben iceri amiri cagirtip. o sirada ise 3 adet altyapi oyuncumuz, ki onlarin da listede adi var, ve bunlar genc kiz, iceri alinmiyorlar, yuzlerce fenerbahcelinin ortasinda.
    iceri girer girmez baskana gidiyorum ben, yaninda da aziz yildirim ve ali koc. aramizda soyle bir diyalog geciyor;

    sk: baskanim disarida 3 adet altyapimizdan oyuncu var, fenerli yetkililer iceri almiyor, yuzlerce taraftarin arasinda kaldilar.
    ap: almiyorlar mi gercekten, (sonra ali koca donuyor, ardindan salona bakiyor) nasil alsinlar ama, salon cok kalabalik.
    sk: baskan, o kizlar senin davetlin, galatasarayin davetlisi.
    ap: maalesef, salon kapasitesini doldurmus.

    mac cikisi, once tum seref tribununu, sonra da gelip beni tebrik ediyor,
    boyle bir adam..
  • burada da çok defa yazdım, hala da söylüyorum. ibra edilmemeyi asla hak etmemiştir. zira döneminde bir yolsuzluk yapılmamış, kulüp mali açıdan da bu dönemki kadar çöküntüye girmemiştir.

    başarısız oldu mu, evet oldu başarılı bir başkan diyemeyiz. ama bir nevi kısmetsizlik vardı, iyi niyetle çalıştı, son sezonuna kadar üst düzey kadrolar kurdu ama malesef başarı gelmedi o dönem. stadı bitirmesi ve şirket birleşmelerini gerçekleştirmesi galatasaray için önemli hizmetleridir.

    ipini çeken ise takımın o dönemki kötü gidişatı ve liselilere karşı kulübü daha geniş tabana yaymak için tüzük değişikliği yapmak istediğini açık açık söylemesidir. bu olay kör ölür badem gözlü olur değil, bence de başarısızdı ama yaşadığı olayı haketti mi diye sorarsanız, bana kalırsa etmedi. barışması kulübümüzle güzel bir hamledir.
  • an itibarıyla yaptığı icraatlerden bahsediyor canlı yayında. bu işin sonunda başkan adaylığı var bana kalırsa.

    edit: 2 yıl galatasaray lisesi'nde okuyan insana galatasaray kültürünün enjekte edilemeyeceğinden, galatasaray'ın halka açılmasının zorunluluğundan, kaliteli beyefendileri - hanımefendileri (asker, bürokrat vs. diye belirtti) kulübe dahil etmemiz gerektiğinden bahsetti. galatasaray'ın idari reformunun artık hava gibi, su gibi elzem olduğunu söyledi.

    büdüt: direkt olarak olmasa da türk futbolunun şikeye bulaştığını dillendirdi. mali problemlere değiniyor. florya - riva arazileri konusunun son derece başarısız yönetildiğini söyledi ve ekledi "hiçbir şekilde hesap sorulmayacak bu işin sorumlularından" diye.

    düdüt: kulübün artık kalitesiz kişiler ("insan kendi adasını yıktırır mı" diyerek daö'yü iğneledi) tarafından yönetildiğini ima etti. "ada'yı yıktıranlar ortalıkta yok" dedi.

    bitiş: şu an için başkan adayı olmayacağını, içinde bulunduğu durumun bunu pek mümkün kılmadığını söyledi. tüm taraftarlara şu dönemdeki inanmışlık için de teşekkür etti.